SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/938 E. 2024/391 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/938

Karar No

2024/391

Karar Tarihi

2 Temmuz 2024

T.C.

İZMİR

7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/258

KARAR NO : 2024/422

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 22/06/2020

KARAR TARİHİ : 16/07/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların inşaat malzemeleri alımı konusunda anlaştıklarını, davacının kendisine ait çek karnesi olmadığı için alacağı inşaat malzemeleri kaparo-peşinat bedeli olarak keşidecisi kayınvalidesi ... ... olan, ... Bankası ... Şubesine ait, 30.11.2019 vadeli 50.000,00-TL bedelli, ... Bankası ... Şubesine ait, 31.05.2019 vadeli 100.000,00-TL bedelli, ... Bankası ... Şubesine ait 05.12.2019 vadeli 57.000,00-TL bedelli ve ... Bankası ... Şubesine ait 05.05.2020 vadeli 60.000,00-TL bedelli olmak üzere toplam 267.000,00-TL tutarındaki 4 adet çeki ciro ederek davalı şirkete teslim ettiğini, müvekkili şirketin davacı şirke ile geçmişe dayalı tanışıklık nedeniyle ayrıca bir sözleşme yapmadığını, güvene dayalı olan bu ticaret eylemi nedeni ile teslim ettiği çekler için tahsilat makbuzu almadığını, davalı tarafın müvekkili şirketten çekleri cirolanmış şekilde teslim aldıktan sonra herhangi bir bam teslimi gerçekleştirmediğini, edimini yerine getirmekten kaçınan davalı şirketin çekleri de iade etmediğini, güvene dayalı yapılan bu ticari ilişkide müvekkilinin davalı tarafa ediminin ifası için ihtarname göndermediğini, çeklerin iade edileceği düşüncesi ile da hukuki bir girişimde bulunmadığını, çeklerin vadeleri geçmiş ve bu süreçte davalı tarafından çeklerin tahsile sunulmadığını, araya giren Covid salgını nedeni ile de farklı şehirde olan tedarikçi ile davalı şirkete müvekkilinin gidemediğini, çeklerin teslim alınmadığını ancak 30.03.2020 tarihine gelindiğinde davalı şirketin uhdesinde bulunan 100.000,00-TL tutarlı çekin vadesinde oynama yapılarak vadesinin 30/03/2020 şeklinde değiştirildiğini, 50.000,00-TL çekin vadesinin 30/04/2020 olarak değiştirildiğini, 57.000,00-TL tutarlı çekin tarihinin 11/05/2020 olarak değiştirildiğini, bankaya tahsile verildiğini, çekler üzerindeki oynama işlemine itiraz edildiğini, böylelikle çeklerin karşılıksız işleminden kurtarıldığını, 60.000,00-TL çekin de bankaya ibraz edildiğini, karşılıksızdır kaşesi sonrasında İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyası ile yasal işlem başlatıldığını, müvekkili şirketin takibe itiraz ettiğini, davalı şirket hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu beyan etmekle, davanın kabulüne, davacı şirketin davalıl şirkete borcunun olmadığının tespitine, davaya konu üzerinde oynama yapılan üç adet çekin iadesine veya iptaline, dava konusu İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasında açılan dosya bedelinin istirdatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP :

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların uzun süredir ticari bir ilişki yürüttüklerini, tarafların kendi çeklerini teminat olarak sunmalarının mümkün olmadığını, bu seneye kadar ticari ilişkinin devam ettiğnii, davacının çekleri karşılıksız çıkmaya başlayınca müvekkili şirketin karşılığında çek verip aldığı bu çekleri de mükerrer olarak ödemek zorunda kaldığını, davaya konu çeklerin de davacının bu amaçla verdiği çekler olup müvekkil tarafından karşılığında çek verildiğini, bu çeklerin de nakden ödendiğini, buna karşın bu çeklerin davacı tarafından ödenmediği için müvekkili şirketin zararınını doğduğunu, çek üzerinde müvekkil şirketin yetkilisi tarafından bir düzeltme yapılmadığını, ilgili parafların davacı tarafından atıldığını beyan etmekle, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiş olup, davalı vekili tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 317/2. maddesine aykırılık teşkil eder mahiyette süresi geçtikten sonra mahkememize sunulan cevap dilekçesinin dikkate alınmamasına, cevap dilekçesi başlıklı dilekçenin beyan dilekçesi olarak değerlendirilmesine karar verilmiştir.

DELİLLER :

  1. İzmir .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası

  2. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası,

  3. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası,

  4. Davacı tarafa ait ticari defter ve belgeler,

  5. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından düzenlenen 15/06/2021 havale tarihli rapor,

  6. Sair deliller.

DAVA KONUSU :

Açılan dava, davacının taraflar arasındaki inşaat malzemeleri alım satımına ilişkin olarak bulunan ticari ilişki çerçevesinde verildiği iddia edilen ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 31/05/2019 tarihli, 100.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 30/11/2019 tarihli, 50.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çek ve ... Bankası Anonim Şirketi ... Şubesine ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/12/2019 tarihli, 57.000,00-TL bedelli çekten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti, davalının uhdesinde bulunan dava konusu çeklerin iadesi ve dava konusu ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çekten dolayı İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası kapsamında davacı şirket tarafından davalı şirkete yapılan ödemelerin istirdadı taleplerine ilişkindir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.

Menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin hususlar 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.

İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.

(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.

Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.'' şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.

Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.

Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu hâlde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Sungurtekin Özkan, M./ Özekes, M.: İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164).

Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında icra mahkemesinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 tarihli ve 2011/13-576 E., 2011/747 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, borçlu aleyhine 60.000,00-TL asıl alacak ve faizleri ile birlikte toplamda 71.496,65-TL üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 219. maddesinde; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir.

Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.'' hükmü bulunmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 220. maddesinde ise; ''İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.

Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.

Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.'' hükmü düzenlenmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinde de; ''Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.'' hükmüne yer verilmiştir.

Mahkememizin 15/02/2020 tarihli duruşması 6 numaralı ara kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219/2. ve 222/1. maddelerinde tarafların delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları ibraz ile yükümlü olduğu hüküm altına alındığından, davacı vekiline bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı şirkete ait ticari defter ve belgeleri mahkememize sunmak veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri mahkememize bildirmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220/1. fıkrası uyarınca iki haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş olup, davacı vekili tarafından müvekkili şirkete ait ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri verilen kesin süre içerisinde mahkememize bildirdiği görülmüştür.

Gerekli bilgi ve belgelerin temini akabinde dosyanın Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişiye tevdi ile dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, davacı şirkete ait ticari defter ve belgeler, İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyası, dava konusu edilen ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesine ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 31/05/2019 tarihli, 100.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 30/11/2019 tarihli, 50.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çek ve ... Bankası Anonim Şirketi ... Şubesine ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/12/2019 tarihli, 57.000,00-TL bedelli çekler, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası ile sair deliller birlikte değerlendirilerek; davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin usulüne uygun şekilde tutulup tutulmadığı, davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin açılış kapanış onaylarının usulüne uygun şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, taraflar arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığı, var ise hangi sebeplerden kaynaklı olarak ticari ilişki bulunduğu, var ise taraflar arasında hangi hukuki sebepten kaynaklı olarak ticari ilişki bulunduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkiye konu inşaat malzemelerinin davalı şirket tarafından davacı şirkete teslim edilip edilmediği, inşaat malzemelerine ilişkin düzenlenen fatura bulunup bulunmadığı, var ise bahse konu faturaların davacı şirkete ait ticari defter ve kayıtlara işlenip işlenmediği, davacı şirketin taraflar arasındaki inşaat malzemeleri alım satımına ilişkin olarak bulunan ticari ilişki çerçevesinde verildiği iddia edilen ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 31/05/2019 tarihli, 100.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 30/11/2019 tarihli, 50.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çek ve ... Anonim Şirketi ... Şubesine ait keşidecisi ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/12/2019 tarihli, 57.000,00-TL bedelli çekten dolayı davalıya borçlu olup olmadığı, borçlu ise borç miktarının ne kadar olduğu, davalı tarafça davacı şirket aleyhine başlatılan icra takibinde yer alan asıl alacak bedeli ile işlemiş faiz bedellerinin usulüne uygun olup olmadığı, icra dosyası kapsamında davacı şirket tarafından davalıya ödenen bir bedel olup olmadığı, var ise miktarının, ödenen bedelin davacı şirkete iadesi gerekip gerekmediği hususlarının belirlenerek düzenlenecek raporun mahkememize sunulması istenilmiş olup, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişi 15/06/2021 havale tarihli raporunda sonuç olarak; davacıya ait 2018, 2019 ve 2020 yıllarına ait yasal defterlerin incelendiği, davacının davalı firma ile 2018, 2019 ve 2020 yıllarında cari hesap çalışmasının olmadığı, davalı firmaya verilen ve bu davanın konusu olan 4 adet çekin, davacının kendi kayıtlarında yer almadığı (davacı kayıttarına işlenmediği), davacı tarafından dava dilekçesinde ifade edilen 267.000,00-TL toplam bedelli 4 adet çek karşılığı inşaat malzemesi faturası bulunmadığı gibi davacı kayıtlarında davalıya ait herhangi bir faturanın yer almadığı, davacı kayıtlarına göre taraflar arasında cari hesap çalışması yapılmadığı, davacı çekleri ve davalı çeklerinin davacı kayıtlarında yer almadığı, ayrıca davalıya ait herhangi bir faturanın davacı kayıtlarında yer almadığı, davalı firmanın muhasebesinden cari hesap ekstresinin istendiği, gönderilen 14/06/2021 tarihli yazıda ...nin 2018, 2019 ve 2020 yılları hesapları incelendiği, ... ile ilgili bir cari hesap çalışmasına rastlanmadığının belirtildiği, taraflar arasında cari hesap çalışması yapılmadığı, davaya konu çeklerin davalı firma kayıtlarında da yer almadığı hususunda mütalaada bulunulmuştur.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak ... Soruşturma sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilen ... soruşturma sayılı dosyasının var olup olmadığı, var ise birleştirilen ... soruşturma sayılı dosyası kapsamında Grafoloji ve Sahtecilik Uzmanı bilirkişiden alınan bir rapor bulunup bulunmadığı, var ise özellikle ... Soruşturma sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilen ... soruşturma sayılı dosya içerisinde var ise soruşturma dosyası kapsamında alınan Grafoloji ve Sahtecilik Uzmanı bilirkişinin raporu, ayriyeten ... Soruşturma sayılı soruşturma dosyası dosya arasına konulmuştur.

İzmir .... İcra Dairesine müzekkere yazılarak ... Esas sayılı dosya kapsamında borçluların ödeme yapıp yapmadıkları, yapmış iseler ne kadar ödeme yaptıkları, ödeme var ise hangi borçlunun ne kadar ödeme yaptığı, dosya borcunun borçlular tarafından tamamen ödenip ödenmediği, dosyanın derdest olup olmadığı ile ilgili tüm evrak ve kayıtlar dosya arasına konulmuştur.

Bilindiği üzere "bekletici sorun" 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 165. maddesinde düzenlemeye bağlanmış ve maddenin birinci bendinde; "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.'' hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, diğer bir ifade ile ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde de durulmalıdır.

Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 74. maddesinde: ''Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.'' hükmü yer almaktadır. Benzer bir düzenleme mülga 818. sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde yer almıştır.

Bu açık düzenleme karşısında ceza mahkemesince verilen beraat kararı ile cezalandırmaya yönelik kararlardaki kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusuyla hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Hukuk Genel Kurulunun 10.1.1975 gün ve 1971/406 E., 1975/1 K.; 23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; 27.04.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları).

Vurgulamakta yarar vardır ki; hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılınmasının yanında, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesiyle belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik (illiyet) bağını tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi bir engel oluşturmaz. (Çenberci, M. Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, Ankara, 1965, s. 22 vd.).

Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. ((Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararı) ; (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/23-865 E. 2017/2025 K.))

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı soruşturma doyasının sonuçlanmasının beklenilmesine karar verilmiş olup, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan müzekkere çerçevesinde ... Soruşturma sayılı soruşturma doyası incelenmiş olup, kovuşturmaya yer olmadığına kararı ile sonuçlandığı ve kararın kesinleştiğine ilişkin kayıtlar dosya arasına konulmuştur.

Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.

Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 691/1).

Bonoda şekil şartları TTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.

Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).

Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu sebeple de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi sebeplerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.

Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.

Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (12/4/1933 gün ve 1933/30-6 sayılı YİBK ).

Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu sebeple bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesinde: ''Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def'ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.

Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır.'' hükmü düzenlenmiştir.

Kemalpaşa İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının davalı ..., borçlunun ise davacı ... olduğu, davalı alacaklı vekilinin davacı borçlu aleyhinde 200.000,00-TL asıl alacak ve 965,75-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 200.965,75-TL üzerinden icra takibi başlattığı, herhangi bir itiraz olmaması sebebiyle icra takibinin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ispat yükü konusuna değinilmesinde yarar vardır.

Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595).

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187/1. maddesi; ''İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.

Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

Diğer taraftan hâkim kural olarak, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; ''İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.'' şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir

Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.

İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nunda senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.

Genel kural ve uygulama doğrultusunda davacı davasını ispatla mükellef ise de, menfi tespit davaları açısından ispat yükü yer değiştirmekte ve olmadığının tespiti talep edilen borcun varlığının ispatı davalıya yüklenmekte, ancak kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davalarında kıymetli evrakın kural olarak kayıtsız şartsız borç ikrarı içermesi sebebiyle ispat yükü yine davacı taraf üzerinde kabul edilmektedir.

Davaya konu çeklerin kıymetli evrak nitelikleri çerçevesinde illetten mücerretlik ilkesine tabi oldukları, davacı tarafından dava dilekçesinde iddia edilen mal alışverişine dair ilişkinin taraflara ait ticari defter ve belgelerde yer almadığı tespit edilmiş olup, bu noktada cevap dilekçesinde dava konusu çeklerin, tarafların kendilerine ait çekleri teminat olarak sunmalarının mümkün olmaması sebebiyle birbirlerine ait çeklerin teminat olarak kullanılmak üzere verdikleri çeklerden olduğu beyanı açısından ikrar kurumunun değerlendirilmesinde fayda görülmüştür.

Kural olarak; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrar ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değeri kanunda öngörülen sınırı geçtiği takdirde senetle ispatlanması gerekir. (HMK m. 200/1)

Buna göre davacı, hukuki ilişkinin değeri itibarıyla iddiasını ancak yazılı delil ile ispat edebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa iddianın ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinde; ispatın konusunun, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalardan oluştuğu ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilebileceği, herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli sayılmadığı hükme bağlanmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinde de; taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.

Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (YHGK 09.11.1955 gün E:4-79 K:78; YHGK 25.06.1975 gün E:4/681 K:879).

Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için, Bkz: Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt: 2, Ankara 2001, sayfa: 2037 ve devamı; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1–2, 3. Bası, Formül Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa: 549 ve devamı; Prof. Dr. Necip Bilge, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. Süha Tanrıver, Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).

İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.

Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir.

Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir.

İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir.

Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.

Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; davalı, davacıdan 1.000,00-TL aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil, hibe olarak aldığını bildirmesi halinde olduğu gibi, vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.

Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.

Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.

Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158; 28.4.2010 gün ve E:2010/14-222, K:2010/234; 10.10.2012 gün ve E:2012/13-264, K:2012/700 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Her ne kadar davacı vekilince, davalı vekilinin cevap dilekçesinde dava konusu çeklerin, tarafların kendilerine ait çekleri teminat olarak sunmalarının mümkün olmaması sebebiyle birbirlerine ait çeklerin teminat olarak kullanılmak üzere verdikleri çeklerden olduğu beyan etmesi çerçevesinde çeklerin teminat senedi olduğunun ikrar edildiği ve davacı tarafın borçlu olmadığının kabulünün gerektiği iddia edilmiş ise de, davalı vekilince cevap dilekçesine konu edilen ikrarın bağlantılı bileşik ikrar mahiyetinde olduğu, bu kapsamda dava konusu çeklerin mal alış verişi ilişkisine binaen davalı şirkete verildiğinin ve karşılığının davalı şirketten temin edilememesi sebebiyle çeklerin bedelsiz kaldığının ispat yükünün davacı taraf üzerinde bulunduğu, dosya muhteviyatında yer alan bilirkişi raporu ile soruşturma dosyasında verilen ve kesinleşmiş kovuşturmaya yer olmadığına dair karar doğrultusunda davacı tarafın iddialarını ispat edemediği kanaatine varılmıştır.

Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası, davacı tarafa ait ticari defter ve belgeler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından düzenlenen 15/06/2021 havale tarihli rapor ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu uyuşmazlığın davacının taraflar arasındaki inşaat malzemeleri alım satımına ilişkin olarak bulunan ticari ilişki çerçevesinde verildiği iddia edilen ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 31/05/2019 tarihli, 100.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 30/11/2019 tarihli, 50.000,00-TL bedelli çek, ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çek ve ... Bankası Anonim Şirketi ... Şubesine ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/12/2019 tarihli, 57.000,00-TL bedelli çekten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti, davalının uhdesinde bulunan dava konusu çeklerin iadesi ve dava konusu ... Bankası Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... ..., lehtarı ... olan, ... numaralı, 05/05/2020 tarihli, 60.000,00-TL bedelli çekten dolayı İzmir .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası kapsamında davacı şirket tarafından davalı şirkete yapılan ödemelerin istirdadı taleplerine ilişkin olduğu, Kemalpaşa İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında davalı alacaklı vekilinin davacı borçlu aleyhinde 200.000,00-TL asıl alacak ve 965,75-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 200.965,75-TL üzerinden icra takibi başlattığı, herhangi bir itiraz olmaması sebebiyle icra takibinin kesinleştiği, davacı tarafça dava konusu çekler yönünden davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğu bildirilen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı soruşturma doyasının kovuşturmaya yer olmadığına kararı ile sonuçlandığı ve kararın kesinleştiği, her ne kadar davacı vekilince, davalı vekilinin cevap dilekçesinde dava konusu çeklerin, tarafların kendilerine ait çekleri teminat olarak sunmalarının mümkün olmaması sebebiyle birbirlerine ait çeklerin teminat olarak kullanılmak üzere verdikleri çeklerden olduğu beyan etmesi çerçevesinde çeklerin teminat senedi olduğunun ikrar edildiği ve davacı tarafın borçlu olmadığının kabulünün gerektiği iddia edilmiş ise de, davalı vekilince cevap dilekçesine konu edilen ikrarın bağlantılı bileşik ikrar mahiyetinde olduğu, bu kapsamda dava konusu çeklerin mal alış verişi ilişkisine binaen davalı şirkete verildiğinin ve karşılığının davalı şirketten temin edilememesi sebebiyle çeklerin bedelsiz kaldığının ispat yükünün davacı taraf üzerinde bulunduğu, davalı vekili tarafından beyan dilekçesi ekinde sunulan çeklerden anlaşıldığı üzere davalı şirket tarafından da davacı şirket adına birçok çekin keşide edildiği, dosya muhteviyatında yer alan bilirkişi raporu ile soruşturma dosyasında verilen ve kesinleşmiş kovuşturmaya yer olmadığına dair karar doğrultusunda davacı tarafın iddialarını usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlayamadığı anlaşılmakla, açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Açılan davanın REDDİNE,

  2. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60. TL karar ve ilam harcının, davanın açılışı sırasında yatırılan 4.559,70. TL peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 4.132,10‬. TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,

  3. Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,

  4. Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 42.050,00. TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

  5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,

Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 16/07/2024

Katip ...

e-imzalı

Hakim ...

e-imzalı

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

Menfi(KambiyoizmirSenetlerindenTespitKaynaklanan)

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim