SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/235 E. 2024/315 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2016/235

Karar No

2024/315

Karar Tarihi

19 Nisan 2024

T.C.

İZMİR

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2016/235

KARAR NO : 2024/315

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 25/02/2016

KARAR TARİHİ : 19/04/2024

Mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda;

İDDİA ;

Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkili şirket ile davalıların yönetim kurulu üyesi oldukları dava dışı borçlu ... Plastik Doğrama San. ve Tic. A.Ş. arasında 08/05/2012 tarihli imalat sözleşmesinin imzalandığını; 17/05/2012, 17/06/2012, 17/07/2012, 17/08/2012 ve 17/09/2012 tarihli, 7.500,00'er TL bedelli çekler borçlu şirkete ödenmesine rağmen borçlu şirketin edimlerini yerine getirmediğini, bu çeklerin iadesi istemiyle borçlu şirket hakkında icra takibi başlattıklarını, 03/09/2013 tarihinde davalılar hakkında “alacaklısını zarara uğratmak amacıyla mevcudu eksiltmek, ticareti terk etmek ve sermaye şirketinin iflasını istemek” suçları nedeniyle şikayette bulunduklarını, İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında görülen bu davanın derdest olduğunu, davalıların TTK'nın 553. maddesine aykırı davrandıklarını, İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda “şirketin 2012 ve 2013 yıllarında borca batık olduğunun, 2012 yılı sonu itibariyle iflasının istenmesi gerektiğinin, münferit yetkili ortaklarının şirkete borçlu olduklarının” belirlendiğini, her üç davalının da şirketin yönetim kurulu üyeleri olduklarını, 2012 yılında şirket borca batık olmasına rağmen borçlu şirketin, müvekkili şirketten yerine getiremeyeceği bir taahhüdü aldığını, vaat ettiği imalatları ve montajı yapamadığı için müvekkilinin zarara uğradığını, davalıların bu zarardan sorumlu olduklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 37.500,00 TL zararın icra takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

CEVAP ;

Davalılar vekili cevap dilekçesi ile özetle; sözleşme tarihi itibariyle davada 6762 sayılı TTK'nın uygulanması gerektiğini, 6762 sayılı TTK'nın 309 ve 340. maddeleri gereğince 2 ve 5 yıllık zaman aşımı sürelerinin dolduğunu, İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında 23/08/2013 tarihli haciz sırasında borçlu şirketin aciz halinde olduğunun öğrenildiğini, bu davayı açma hakkının 23/08/2015 tarihinde sona erdiğini, iddia edilenin aksine ...'in şirket muhasebecisi olmadığını, müvekkillerinin bu kişiyi tanımadıklarını, şirket muhasebesinin ... tarafından tutulduğunu, bu kişinin vefatından sonra ise ... tarafından tutulduğunu, ayrıca ... Dış Denetim YMM A.Ş. tarafından da denetlendiğini, ...'in şirketten borç olarak aldığı gözüken 60.291,27 TL'nin 48.500,00 TL'sinin 31/12/2012 tarihli olduğunu, aynı tarihte aynı miktarlı bedelin şirket ortakları ...'a, ...'a ve ...'e de ödenmiş gözüktüğünü, yine 01/07/2012 tarihinde 3.213,38'er TL'nin tüm ortaklara çıkışının yapıldığını, bu kayıtların ... Dış Denetim YMM A.Ş. tarafından kasa fazlasının ortaklar cari hesabına dağıtılması sonucunda oluşmuş kaydi işlemler olduğunu, gerçekte ödenen bir bedel olmadığını, ayrıca şirketten düzenli olarak maaş almayan yöneticilerin kişisel ihtiyaçları için az miktarda nakit para almalarının hayatın olağan akışına aykırı olmadığını, müvekkili ...'in 2013 yılından itibaren şirketi ayakta tutabilmek için şirkete büyük miktarlarda kaynak aktardığını, 2012 yılında şirketin henüz ödemeler dengesinin bozulmadığını, davacı ile imzalanan sözleşme uyarınca sipariş edilen PVC doğramalara ilişkin kör kasaların takıldığını, doğrama üretiminde kullanılacak PVC'lerin sipariş edilerek temin edildiğini, ancak davacının imara aykırı imalatları nedeniyle sözleşmeye konu inşaatta Narlıdere Belediyesi ile yaşadığı sorunlar sonucu inşai faaliyetlerini belirsiz bir süre için durdurulduğundan ürün teslim edilemediğini, sözleşmenin süresinde yerine getirilememesinde davacının kusurlu olduğunu, davacıya sözleşme konusu siparişlerin teslim edilmek istendiğinin bildirildiğini, davacı şirket temsilcisi ...’nın uyarıldığını ancak davacı tarafın teslim tarihini geciktirdiğini, teslimin istendiği 2013 yılı Şubat ayında ise müvekkillerinin yöneticisi oldukları şirketin edimlerini yerine getiremediğini, müvekkillerinin şirket borçlarının tasfiyesini sağlamak amacıyla üzerilerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, dava dilekçesinde ileri sürülen olayların ... Plastik Doğrama San. ve Tic. A.Ş.’nin kapanmasına neden olan olaylar olmadığını, şirket hakkındaki icra takiplerinin çoğunluğunun kefalet ilişkisinden kaynaklandığını, şirketin yönetiminde müvekkillerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

DELİLLER ;

İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı takip dosyası, İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyası, sicil kayıtları, tanık anlatımı, bilirkişi raporları.

GEREKÇE ;

Dava; 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi gereğince sorumluluğa dayalı alacak davasıdır.

Davacı şirket ile davalıların yönetim kurulu üyesi (ortağı) oldukları dava dışı ... Plastik Doğrama Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında 08/05/2012 tarihli imalat sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile dava dışı şirket, davacı şirketin Narlıdere’de bulunan villa inşaatında doğrama işlerini yapmayı yüklenmiştir. İş bedeli KDV dahil 37.500,00 TL olarak belirlenmiş, bu tutarın % 20’sinin peşin, kalan kısmının 120 günlük eşit sıralı çeklerle ödenmesi kararlaştırılmıştır. Teslim şeklinin inşaat programına uygun olacağı yazılmıştır sözleşmeye.

Davacı vekili; bu davada müvekkili şirketin borçlu şirketle imzaladığı sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeniyle uğramış olduğu zararın bu zarardan sorumlu olduklarını ileri sürdüğü davalılardan tahsilini istediklerini belirtmiştir.

Davalılar vekili; dava dilekçesinde istenen ve 37.500,00-TL olarak belirtilen miktar konusunda bir uyuşmazlığın bulunmadığını, kaldı ki bu miktarın icra takibine konu edilen miktar olduğunu, dava dışı şirketin yönetim kurulu üyeleri olan müvekkillerinin herhangi bir sorumluluklarının ve kusurlarının bulunmadığını, ortağı oldukları şirketin borca batıklık sebebi ile müvekkillerinin bir ilgisinin bulunmadığını, şirketin başka sebeplerle borca batık duruma düştüğünü belirtmiştir.

Taraf vekillerinin dilekçelerine ve beyanlarına göre taraflar arasında; “imalat sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin dava dışı şirket tarafından yerine getirilememesi sebebi ile davacının 37.500,00-TL tutarında zararının bulunduğu” konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; “söz konusu zararın oluşumunda dava dışı şirketin ortakları ve yönetim kurulu üyeleri olan davalıların herhangi bir kusurunun bulunup bulunmadığı, dava dışı şirketin borca batıklık durumunun oluşup oluşmadığı, davalıların söz konusu zarardan dolayı sorumlu tutulup tutulamayacakları ve davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı” konularındadır.

Davacı vekili cevaba cevap dilekçesi ile; 23/08/2013 tarihli haciz tutanağının bu davaya dayanak yaptıkları TTK’nın 553. maddesindeki sorumluluk davası sebebiyle bağlantılı olmadığını, “şirketin acz halinde olduğu” hususunun İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasında aldırılan ek bilirkişi raporunda bilançolar üzerinde yapılan tespitler sonucunda ortaya çıktığını, kaldı ki en son 17/09/2012 tarihli çek üzerinden yola çıkıldığında da 5 yıl hesabı ile zaman aşımı süresinin 17/09/2017 tarihinde dolacağını belirtmiştir.

Davalılar vekili ise; davacı tarafın dava dışı şirketin acz halinde olduğunu İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı takip dosyasında yapılan 23/08/2013 tarihli haciz sırasında öğrendiklerini belirtmiştir.

İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı alacaklı şirket tarafından, borçlular ... Plastik Doğrama San. ve Tic. A.Ş. ile ... hakkında 03/06/2013 tarihinde 37.500,00 TL alacağın tahsili amacıyla 03/06/2013 tarihinde başlatıldığı, ilamsız icra takibi olduğu, takibin dayanağı olarak 4 adet çekin gösterildiği; İcra Müdürlüğü tarafından borçlu şirketin adresine 23/08/2013 tarihinde haciz işlemi için gidildiği, adreste hazır olan şirket yetkilisi ...’in “içerideki malların İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı dosyasında 14/08/2013 tarihinde satıldığını” bildirdiği, “haczi mümkün mal olmadığı” hususunun haciz tutanağına yazıldığı ve haczin yapılamadığı görülmüştür.

6102 sayılı TTK'nın 560. maddesinde; “(1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava dışı şirketin borca batık olduğu hususunun İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasında aldırılan 16/03/2015 tarihli bilirkişi raporu ile belirlenmiş olması nedeniyle bu tarih ile dava tarihi arasında 2 yıllık ve her halde 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşıldığından, davalı tarafın zaman aşımı itirazının reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili tanık bildirmiş ise de 15/09/2017 tarihli duruşmada tanık dinletmek isteklerinden vazgeçmiş, davalılar vekili de vazgeçmeye muvafakat ettiği için mahkememizce davacı tanığı dinlenmemiştir.

Dinlenen davalı tanığı ... anlatımında; “Ben 1996 yılında ... Plastik Doğ. San. Tic. A.Ş.'de muhasebe servisinde çalışmaya başladım. Yaklaşık 17-18 yıl çalıştım. Bir ara dönem doğum nedeniyle ayrıldım sonra tekrar başladım. Şirkette defterler muhasebe servisi tarafından onların kontrolünde bizler tarafından tutuluyordu. Muhasebe kayıtlarını bizler yapıyorduk. Bu defterlerde davalılar lehine bir cari hesaplarda oynama yapılması mümkün değildir. Davalıların, şirket ortaklarının hepsinin şirkete borçları vardır. Bu, borç para verme anlamında fiili bir borç değildir. Örneğin sıvacıya, belgelendiremediğimiz harcamalarımızdan dolayı borç miktarı kasa fazlası görülür. Muhasebecimizin üçer aylık dönemlerde faiz faturası keser ve ortakların hesaplarına girer ve onların sorumluluğundadır. Ortakların hisseleri oranında çıkarılan bedel ortaklara paylaştırılarak fatura kesilir. Kayıtlarda da görülür. Bu, aslında gerçek bir borç değildir. Kasa fazlalığından kaynaklanan ve usulen yapılması gereken işlemdir. Kesilen açıkta olan paranın faizine kesilen faturadır. Faiz ortaklara pay edilerek fatura kesilmektedir. Şirket bir dönem zor duruma girdi, iş alamadık. Mevcut işleri toparlama yoluna gittik. Şirket kötü durumdaydı. Bu dönemde elektrik, su, çalışanların maaşı, kıdem tazminatları, bankaya yasal çek yükümlülükleri, yeme içme masrafları, banka kredileri ve buna ilişkin tüm masrafları o dönemde gelir kaynağı olmadığı için ... Bey kendi hesabından karşıladı. Benim şahit olduğum; iki kere tüketici kredisi çektiği, kredi kartından para çektiği, eşinden dostundan para istediği ve bu şekilde şirketi döndürmeye çalıştığıdır. Muhasebede genel kural vardır. 8.000,00 TL ve üstünün bankadan geçmesi gerekir. ... Bey’in bizzat kendisinin çektiği tüketici kredisiyle ve kredi kartından çekerek verdiği ve borç bulduğu paraları bu şekilde bankadan geçirmeden nakit olarak şirkete girişini sağlayarak ödemelerimizi yaptık. Bankalarda şirketin hesapları bloke olduğu için ... Bey’in bizzat kendisinin verdiği paraları bankadan geçiremeden ihtiyaç durumumuza göre elden kullandık. Daha acil ihtiyaçlar vardı. Şirketin diğer ortakları olan ..., ... ve diğerleri kendi şirketleriyle ilgilendiler. Kendi şirketleriyle ilgili sıkıntıları vardı. Bizim şirketimizle ilgilenen ve kaynak sağlayan ... Bey idi. Şirketin son dönemleri sıkıntılıydı. Ödenmemiş sermaye vardı. Ortakları ödeyemediler.” demiştir.

İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden gönderilen belgeler incelendiğinde; dava dışı ... Plastik Doğrama Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin 04/09/2009 tarihli genel kurul toplantısında şirketin yönetim kuruluna 3 yıl süre ile davalılar ..., ... ve ...'ın seçildikleri görülmüştür.

Davacı vekilinin delil olarak dayandığı ve davamızın davacısı olan ... Organik Likid Gübre San. ve Tic. A.Ş.’nin davamızın da konusu olan ticari ilişki kapsamında verilen 37.500,00 TL bedelli 4 adet çekle ilgili şikayeti üzerine davalıların “sanık” sıfatıyla “alacaklısını zarara uğratmak amacıyla mevcudu eksiltmek, ticareti terk etmek ve sermaye şirketinin iflasını istemek” suçları nedeniyle yargılandıkları İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi’nde; “...şirketin 2012 yılı değerlendirmesinde -477.033,36 TL eksi bakiyede olup borca batık durumda olduğu, şirket ortaklarının şirketten 243.427,39 TL borç para aldıkları, toplamda % 62,50 sermayesinin ödenmemiş olduğu, 2013 yılı değerlendirmesinde 01/09/2013 tarihinden sonra faaliyetine devam etmediği, 2013 yılı itibariyle şirketin -968.044,16 TL pasifi fazla olup borca batık durumda olduğu, 2013 yılında şirket yetkililerinin şirkete 184.111,20 TL borçlu oldukları, 783.932,96 TL şüpheli alacağın olduğu; şirket temsilcisi olan sanıkların (davamızın davalıları) borca batık şirketin iflas koşulları gerçekleştiği halde usulüne uygun olarak şirketin iflasını istemedikleri, alacaklıları kasten zarara uğratmak kastıyla şirket yetkililerinin ve ortaklarının şirketten borç para aldıkları ve ödemedikleri, şirket mevcudunu eksilttikleri, şirketin sicildeki adresini terk etmesine rağmen ticareti usulüne uygun olarak terk ettirmedikleri, atılı suçu işledikleri” gerekçesiyle “İİK’nın 44. maddesinin göndermesiyle İİK’nın 337/A, 345 ve TCK’nın 50. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına” ilişkin 05/04/2016 tarihli, ... Esas ve... Karar sayılı karar verilmiş ve bu karara karşı temyiz yoluna gidilmiştir. Söz konusu karar Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin 27/06/2018 tarihli, ... Esas ve ... Karar sayılı kararı ile; I-sanık ... hakkında kurulan hükümle ilgili olarak; icra takip dosyasında ödeme emrinin 19/08/2013 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu ... tarafından 26/08/2013 tarihinde süresinde yapılan itiraz üzerine takibin durduğu ve şikayet tarihi itibariyle sanık hakkında kesinleşmiş bir takibin bulunmadığı, sanığın atılı suçlardan ayrı ayrı beraati yerine mahkumiyet kararı verilmesi; II-diğer sanıklar ... ve ... yönünden yapılan temyiz incelemesinde; 1-İİK’nın 331 ve 337/a maddelerine aykırılık suçundan kurulan hükümlere ilişkin olarak; CMK’nın 253, 254 maddelerinin (uzlaşma) uygulanmasının zorunluluğu; 2-İİK’nın 345. maddesindeki suça ilişkin hüküm yönünden “her ne kadar 16/03/2015 tarihli ilk bilirkişi raporunda borçlu şirketin 2010 ve 2012 yılı itibariyle borca batık olduğu bildirilmiş ise de 2013 yılına ait bilançolar sunulmadığından suç tarihi itibariyle iflas koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenemediği, evrak eksiklikleri tamamlanarak şirketin iflasının hangi tarih itibariyle oluştuğunun tespitine yönelik alınan ikinci ek rapor ile iflas koşullarının 2012 yılı sonu itibariyle oluştuğunun bildirilmiş olması karşısında tebliğnamedeki ilk sırada yer alan bozma görüşüne iştirak edilmediği, 2004 sayılı İİK’nın 345/a maddesinde öngörülen suçun cezasının üst sınırının 3 ay hapis cezası olduğu ve suç tarihi itibariyle uzlaştırma kapsamında bulunmadığı gözetilerek sanıklar hakkında ön ödeme ihtaratında bulunulup sonucuna göre durumunun tayinin gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararı üzerine dava ... Esas numarasını almıştır. Bozma kararına uyan mahkeme tarafından 22/02/2019 tarihli duruşmada “dava dosyasının ... ve ... yönünden uzlaştırma işlemlerine başlanması için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosu’na gönderilmesine” karar verilmiştir. Uzlaştırmacı ... tarafından düzenlenen 19/06/2019 tarihli raporda; “müşteki şirketin uzlaştırma teklifini kabul etmemesi nedeniyle ayrıca sanıklara uzlaştırma teklifi yapılmadığı” hususunun belirtildiği; mahkemece 22/02/2019 tarihli duruşmada sanıklar ... ve ... bakımından sanıklara ön ödeme ihtaratının mernis adreslerine çıkartılmasına karar verildiği, 26/04/2019 tarihli duruşmada da “ön ödeme önerisinin yerine getirildiği ve 13/03/2019 tarihli makbuzun sunulduğu” hususunun duruşma tutanağına yazıldığı görülmüştür. Bu mahkeme tarafından 15/06/2023 tarihinde dava karara bağlanmıştır. Mahkemece; “1-) Sanık ... yönünden; iflası istememek, ticareti usulsüz terk etmek, alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudu eksiltmek suçlarının yasal unsurları oluşmadığından bu suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE, 2-) Sanıklar ... ve ... yönünden; üzerlerine atılı İİK'nun 345/a maddesinde düzenlenen borçlu şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bilerek şirketin iflasını istememek suçuna yönelik olarak açılan davanın ön ödeme önerisi yerine getirildiğinden TCK'nun 75/2 maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, 3-) Sanıklar ... ve ... yönünden üzerlerine atılı İİK'nun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun ve üzerlerine atılı İİK'nun 331. maddesinde düzenlenen alacaklısını zarara uğratmak için mevcudu eksiltme suçunun yasal unsurları oluşmadığından sanıkların bu suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE” ilişkin 2023/145 Karar sayılı karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinde; “İİK 345/a maddelerine aykırılık suçuna ilişkin olarak ön ödeme ihtarı yapılmış ve ön ödeme önerisinin süresinde yerine getirildiği ve sanıklar tarafından 13/03/2019 tarihinde Vergi Dairesi'ne 200'er TL yine aynı tarihte mahkeme veznesine 119'ar TL gider avansının yatırıldığı görülmüştür ve sanıklar hakkında üzerine atılı borçlu şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bilerek şirketin iflasını istememek suçuna yönelik olarak çıkartılan ön ödeme önerisinin sanıklara tebliğ edildiği ve yerine getirdiğine ilişkin sanıkların vergi dairesi alındısı ve mahkeme veznesi alındısı sunulduğu görülmekle bu suç bakımından ön ödeme önerisi yerine getirildiğinden sanıklar ... ve ... yönünden TCK’nın 75/2 maddesi uyarınca düşürülmesine karar vermek gerekmiştir. İİK’nın 337/a uyarınca yapılan şikayet yönünden yapılan incelemede; Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22/12/2020 tarihli 2020/8057-11132 esas ve karar sayılı kararında ve daha bir çok kararında 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesinde 6728 sayılı kanunun 69. maddesi ile 15/07/2016 tarihinde yapılan sonucu, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 44. maddesindeki mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik bir yükümlülük olduğu, bu yükümlülüğün ihlali halinde ceza hükmü içeren aynı yasanın 337/a maddesinin de sadece gerçek kişi tacirler hakkında uygulanabileceği belirtilmiştir. Buna paralel olarak; Ticaret Sicili Yönetmeliğinin 51. maddesinin birinci fıkrasında; “Gerçek kişiye ait ticari işletmenin, faaliyetine son verilmesi ya da başka bir gerçek veya tüzel kişiye devredilmesi halinde onbeş gün içerisinde ticaret unvanının silinmesi için ticari işletmenin sahibi tarafından müdürlüğe başvurulur.”, dördüncü fıkrasında ise;“Ticareti terk eden tacir 2004 sayılı Kanunun 44 üncü maddesine göre terk dilekçesi ile birlikte mal beyanını da müdürlüğe vermek zorundadır.” düzenlemesi ile de sadece gerçek kişi tacirlere, ticari faaliyetlerine son vermeleri hâlinde mal beyanında bulunma yükümlülüğü yüklenmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/01/2021 tarihli 2020/8091 Esas ve 2021/113 Karar sayılı kararı ile benzer nitelikte diğer kararlarında da; "Sermaye şirketlerinin İİK’nın 44. maddesinde belirtilen mal beyanında bulunma zorunluluğunun olmadığı, madde gerekçesinde de belirtildiği gibi, ticareti terk, sermaye şirketinin ticaret unvanının ticaret sicili kayıtlarından silinmesi anlamına gelmekte olup, kaydın silinmesinden önce tasfiye sürecinin başlaması gerekmekte, bu kapsamda şirketin aktif ve pasifleri belirlenmekte, varsa mal varlığının değeri saptanmakta, aktif mal varlığı satılarak borçları ödenmekte, kalan bir para olduğu takdirde hissesi oranında ortaklarına dağıtılmakta, buna ilişkin hazırlanan bilanço ile birlikte ticaret sicili müdürlüğüne başvurularak şirketin kayıtlardan silinmesi (terkini) sağlanmaktadır. Ticaret unvanı ticaret sicilinden silinen bir sermaye şirketi, 6102 sayılı kanun uyarınca tasfiye sürecini tamamladığından, artık bundan sonra aktif ve pasifini gösteren bir mal beyanını vermesi fiilen mümkün olamayacağından, mal beyanında bulunmadığından bahisle mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırı olacaktır. Açıklanan nedenlerle, İİK’nun 44 ncü maddesindeki mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik bir yükümlülük olduğu ve ticaret şirketlerini kapsamadığı" şeklinde karar verilmiştir. Madde gerekçesinde belirtilen hususlar da nazara alınarak, 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle Türk Ticaret Kanunu'nun 545. maddesine eklenen ikinci fıkra ile; Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı kanunun 44. ve 337/a maddesi hükümlerinin uygulanmayacağının açıkça hükme bağlanmış olması, Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 51. maddesinde de, sadece gerçek kişi tacirlere, ticari faaliyetlerine son vermeleri hâlinde mal beyanında bulunma yükümlülüğünün yüklenmesi, uygulamada İcra ve İflas Kanunu'nun 44. maddesinde belirtilen mal beyannamesinin, ticaret sicili müdürlüklerince yalnızca ticareti terk eden hakiki şahıslardan alınması, sermaye şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerden böyle bir beyanname alınmaması olgusu hep birlikte değerlendirildiğinde; Ticaret şirketi yetkililerinin İcra ve İflas Kanunu'nun 44. maddesinde belirtilen mal beyanında bulunma zorunluluğunun olmadığı, bahse konu mal beyanında bulunma yükümlülüğünün sadece gerçek kişi tacirlere yönelik bir yükümlülük olduğu ve ticaret şirketlerini kapsamadığı, ticaret şirketleri için İcra ve İflas Kanunu'nun 44. maddesinde belirtilen mal beyanında bulunma zorunluluğunun olmaması nedeniyle, şirket yetkilileri yönünden aynı kanunun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunun işlenmesinin de mümkün olmadığı gözetilerek, anonim şirket yetkilisi olan sanıkların atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekmiştir. Sanıkların üzerlerine atılı İİK'nun 331. maddesinde düzenlenen alacaklısını zarara uğratmak için mevcudu eksiltme suçu bakımından yapılan incelemede; alacaklının borçlunun eylemlerini somutlaştırarak hangi eylemleri ile zarara uğradığını belirtmesi gerekirken şikayet dilekçesinde şikayetin somutlaştırmadığı görülmekle sanığın beraatine karar verilmiştir. Zira alacaklının borçlunun eylemlerini somutlaştırarak hangi eylemleri nedeniyle zarara uğradığını belirtmesi gerekir. Bütün bu incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.” denmiştir.

İzmir .... İcra Ceza Mahkemesi’nin dosyasına mali müşavir bilirkişi ... tarafından 16/03/2015 tarihli bilirkişi raporu sunulmuştur. Bu bilirkişi tarafından; şirketin 2011 yılına ilişkin yevmiye defteri ve defteri kebirin kapanış tasdikinin olmadığı, 2012 yılına ilişkin yevmiye defteri ve defteri kebirin kapanış tasdikinin yapıldığı, 2013 yılı defterlerinin kapanış tasdiklerinin olmadığı, 01/09/2013 tarihine kadar bu deftere kayıt yapıldığı, bu tarihten sonra faaliyetin devam etmediği; şirketin 2011 ve 2012 yıllarında borca batık olduğu, 2013 yılına ait mizan ve bilançonun sunulmadığı, 2013 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesinin de verilmediği, 2020 ve 2012 yıllarına ait bilançoların incelenerek değerlendirme yapıldığı, suç tarihi olan 26/04/2013 tarihi itibariyle bilanço ve 2013 yılına ait 31/08/2013 tarihli bilançolar sunulmadığından suç tarihi itibari ile davalı/borçlu şirketin aktif ve pasfinin incelenemediği ancak 2020 ve 2012 yıllarında borca batık olduğu bildirilmiştir. Aynı bilirkişi tarafından düzenlenen tarihsiz ek raporda; şirketin 2012 yılı sonu itibariyle pasif toplamının aktif toplamından 427.033,36 TL fazla olduğu, 2013 yılı sonu itibariyle pasif toplamının aktif toplamından 968.04,16 TL fazla olması nedeniyle 2012 ve 2013 yıllarında borca batık durumda olduğu, bu nedenle 2012 yıl sonu itibariyle iflasını istenesi gerektiği görüşünde olduğu, şirketin 2013 yılında faaliyetine devam ettiği ancak İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı icra dosyasında dava dışı ... Ticaret ve San. Ltd. Şti.’ye olan 500.000,00 TL borcu nedeniyle 26/04/2013 tarihinde yapılan haciz nedeniyle şirket makinelerinin haczedildiği, alacaklı tarafından makinelerin satışının yapıldığı, ... Organik Likid Gübre A.Ş. tarafından 23/08/2013 tarihinde İzmir .... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı dosyası ile hacze gidildiği ancak yukarıda belirttiği haciz nedeniyle makinelerin satışı yapıldığından haczi kabil malın bulunamadığı, borçlu şirketin 2012 yılı itibariyle borca batık olduğu bildirilmiştir. Ek rapor 2013 yılı defter ve belgeleri incelenerek hazırlanmıştır.

Mahkememizce şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişilerden “dava dışı ... Doğrama Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarında borca batık durumda olup olmadığı, bu yıllarda herhangi bir ticari faaliyetinin bulunup bulunmadığı, borçlarının dayanağının ve kaynağının ne olduğu, davalıların şirketten borç para alıp almadıkları, almış iseler bunun geri ödemesini yapıp yapmadıkları, şirket sermayesinin ödenip ödenmediği, davalıların bu dönemlerde davalıların şirket borçlarını tasfiye etmeye yönelik (şirkete borç vermek, şahsi kredi kullanıp şirket borçlarını ödemek vs gibi) şirket lehine işlemlerinin bulunup bulunmadığı, defterlerde davalılar lehine cari hesaplarda oynamalar yapılıp yapılmadığı, şirketin iflas koşulları oluşmuş ise hangi tarih itibariyle oluştuğu” konularında bilirkişi raporu ve "dava dışı şirketin 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllrında borca batık olup olmadığı, şirketin borca batıklık durumunun davacı ile imzaladığı sözleşme tarihi olan 08/05/2012 tarihinde var olup olmadığı, böyle bir durumda davalıların TTK’nın 376. maddesindeki yükümlülük ve sorumluluklarını yerine getirip getirmedikleri, davacı alacaklının davaya konu alacağını şirketten tahsil edilmemesinde davalılara yüklenebilecek kusurun bulunup bulunmadığı" konularında mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor aldırılmıştır.

Bankacı ve mali müşavir bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyeti 30/06/2020 tarihli raporlarında özetle; dava dışı ... Plastik Doğ. San Tic. A.Ş.’nin 2012 yılına ait defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu, yasal tasdiklerinin bulunduğunu, şirketin 2010, 2011 yıllarında ve 2012 yılında borca batık olmadığını, yevmiye defterinin 01/09/2013 tarihine kadar 170 sayfasının kaydedildiğini, bu tarihten sonra boş bırakıldığını, 2013 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesi ve bilançonun ibraz edilmediğinin tespitli olduğunu, 01/01/2013- 31/12/2013 tarihli 15 sayfa halinde olduğu anlaşılan dava dışı şirkete ait mizanın bazı sayfaları dosyaya sunulmuş ise de imzasız onaysız ve tüm sayfaları sunulmayan mizan üzerinden değerlendirme yapmanın doğru olmayacağını; şirketin oluşan borçlarının dayanağının ve olağan kaynağının ticari faaliyetlerinden kaynaklandığını, ortaklar hesabı dökümanlarında görüleceği üzere ortaklara yapılan ödemeler sonrası faiz tahakkuk ettirilerek düzenlenen faturaların hesaplarına “aidat” açıklamasıyla borç kaydedildiğini; ortakların borçlarına karşılık 2012 yılında 30/07/2012 tarihinde toplam 49.900,00 TL; 2013 yılında 30/05/2013 tarihinde 7.500,00 TL, 11/06/2013 tarihinde 7.000,00 TL, 21/06/2013 tarihinde toplam 14.000,00 TL, 7. ve 8. aylarda toplam 40.500,00 TL ödeme yaptıklarını, kalan 186.660,03 TL borç bakiyesinin ise 2014 yılına devrettiğini, ticari hayatın olağan akışında özellikle borca batık durumda olmayan bir şirket için ortaklar hesabının bakiye vermesinin çok karşılaşılan olağan bir durum olması ve şirketin satış ciro rakamları gözönüne alındığında aşırı yüksek tutarda olmayan bakiyelerin hesaplarda görülmesinin eleştirilecek bir husus olmadığını; 2013 yılı kayıtlarında sermayenin 187.500,00 TL’lik kısmının ortaklar tarafından ödenmediğini, davalıların bu dönemlerde şirket borçlarını tasfiye etmeye yönelik (şirkete borç vermek, şahsi kredi kullanıp şirket borçlarını ödemek vs.) şirket lehine işlemlerinin bulunup bulunmadığı, defterlerde davalılar lehine cari hesaplarda oynama yapılıp yapılmadığı hususları ile ilgili olarak defter kayıtlarından herhangi bir tespitlerinin bulunmadığını; 2010, 2011 ve 2012 yıllarında şirketin iflas koşullarının oluşmadığını, 2013 yılı mali verilerinin sunulmadığını, dosyaya sunulan İzmir .... İcra Ceza Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasında mali müşavir ... tarafından hazırlanan 16/03/2015 tarihli raporda ve ek raporda “2011 yılı için -698.058,43 TL ve 2012 yılı için -233.605,97 TL eksi bakiye” hesaplamasına bağlı olarak raporun sonuç bölümünde şirketin 2010 ve 2012 yıllarında batık durumda olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, raporda 2010 yılı ile ilgili hesaplamaların bulunmadığını bildirmişlerdir.

Aynı bilirkişi heyeti itirazlar üzerine hazırladıkları 08/12/2020 havale tarihli ek raporlarında özetle; davalı şirket ortaklarının şirkete borçlu kaldıklarının hesaplarda açık olarak görüldüğünü, davalıların şirket borçlarını tasfiyeye yönelik şirkete borç vermek gibi bir işlem kaydının bulunması durumunda ticari defter kayıtlarında işlem tutarlarını 331 ve/veya “431 ortaklara borçlar” hesaplarında kaydetmeleri gerektiğini, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında ortaklara borçlar hesabının “0” bakiye verdiğini, 2013 yılında ortaklara borçlar hesabının “1.114,94 TL” bakiye verdiğini, dolayısıyla davalıların bilakis şirkete borçlu kaldıklarının belirlendiğini, 2013 yılı 131 hesabının incelenmesinde ...’in banka dekontsuz 68.107,00 TL borcunu ödediğinin gözüktüğünü, bunun fiktif bir ödeme olduğunu ancak yönetim kurulu üyelerinin hiçbirisinin pasif 331 veya 431 hesaplarda şirkete borç verdiklerine dair bir kaydın bulunmadığını, bu konuda bir tespit yapılamadığını; şirketin reel tutarlar ile değerlendirilen özvarlıklarının aktif ve pasif bilanço hesapları üzerinden yapılan hesaplaması sonucunda 2010 yılında -194,161,63 TL, 2011 yılında -164.612,30 TL, 2012 yılında -312.766,94 TL, 2013 yılında -1.281.589,83 TL borca batık olduğu sonucuna varıldığını; 01/01/2012 tarihinde, 01/07/2012 tarihinde, 30/11/2012 tarihinde ve 31/12/2012 tarihinde eşit tutarlarda 4 şirket hissedarının (..., ..., ..., ...) şirket hesaplarından kendilerine ödemeler yapıldığının dikkat çektiğini, yapılan ödemelerin hangi yolla yapılmış olduğu açıklamasının ilgili satırda belirtilmediğini, ayrıca yapılan ödemeler ile ilgili hesabına borç kaydedilen hissedarlar tarafından hiçbir iade ödemelerinin hesaplarda görülmediğini, 2012 yılında toplam yapılan ödemeler tutarının 243.427,39 TL olduğunun belirlendiğini; bağımsız dış denetim şirketinin uyarısı sonucunda 16/06/2013 tarihinde 4 şirket ortağına borç bakiyelerine yönelik 4.159,90 TL tutarında faiz tahakkuk ettirilerek fatura düzenlendiğini, 2013 yılı işlem hareketleri incelendiğinde ...’den muhtelif tahsilatlar ile hesabına alacak kayıtları yapıldığının görüldüğünü, toplam alındığında 69.000,00 TL tutarında işlem kayıtları ile ... hesabına yapılan alacak kayıtları için “ödemelerin ne şekilde yapıldığı” konusunda herhangi bir satır üzerinde açıklama olmamasının ve dosyaya sunulmuş belge bulunmamasının önem taşıdığını, davalılardan ...’in hesaplarda görünen toplam 69.000,00 TL tutarındaki ödemelerini banka-dekont-posta havalesi vb kayıt altına alınmış belgelerle sunması halinde kabul edilebilir olabileceğini, aksi taktirde fiktif (hesap kapatma) işlem olarak kabul edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir. Bilirkişiler ek raporlarını şirketin kaydi bilanço değerleri üzerinden değil, bilançoda kayıtlı stokların reel değerler üzerinden kayıtlı oldukları varsayımına dayalı olarak reel değerler baz alarak hazırlamışlardır.

Bilirkişiler 25/01/2024 tarihli ikinci ek raporlarında özetle; önceki ek raporlarında şirketin reel tutarlar ile değerlendirilen özvarlıklarının aktif ve pasif bilanço hesapları üzerinden yapılan hesaplaması sonucunda 2010 yılında -194,161,63 TL, 2011 yılında -164.612,30 TL, 2012 yılında -312.766,94 TL, 2013 yılında -1.281.589,83 TL borca batık olduğu sonucuna varıldığını, nitekim İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasına 16/03/2015 tarihli raporu sunan mali müşavir ...’in raporunun sonuç kısmında “şirketin 2011 ve 2012 yıllarında borca batık olduğunu, 2013 yılı ile ilgili bilançolar sunulmadığından tespit yapılamadığını” bildirdiğini, 2012 yılında şirketin borca batık olduğu tespit ve kanaatine varıldığını, 08/05/2012 tarihi itibariyle tespit yapmanın muhasebede dönemsellik ilkesi uygulandığından ara bilançonun bu tarih itibariyle çıkarılmamış olması dolayısıyla bir tespite varmanın mümkün olmadığını, İzmir .... İcra Ceza Mahkemesi’nin kararında “şirketin defter kayıtları ile bilançolarının incelenmesi sonucunda 2012 yılında şirket ortaklarının şirketten 243.427,39 TL borç para aldıkları, toplamda hem 2012 hem 2013 yıllarında % 62,50 sermayesinin ödenmemiş olduğu hususunun belirlendiğinin” belirtildiğini; 2011 ve 2012 yıllarına ait bilanço mali verileri incelendiğinde şirketin sermayesinin 300.000,00 TL, ödenmemiş sermayesinin 187.500,00 TL olduğunun görüldüğünü, yine aynı döneme ait bilanço mali verileri incelendiğinde ortaklardan alacakların 2012 yılında 243.427,39 TL olduğunun görüldüğünü, bir yandan sermaye taahhüt borçlarını ödemeyen ortakların 187.500,00 TL tutarında şirkete sermaye taahhüt borçları varken, şirketin aktif kaynaklarından 243.427,39 TL borç para almak suretiyle de şirkete borçlu kaldıklarını, buna göre ortakların şirkete olan borçlarının toplam 430.927,39 TL olduğunu, aktif kaynakların ortaklar tarafından azaltıldığı kanaatine varılabileceğini, takdirin mahkemeye ait olduğunu, 2012 yılı 12 ay boyunca şirketin toplam 4.551.561,41 TL net satış elde etmesine rağmen sonucunda -943.651,31 TL net zarar beyan ederek kapattığını, bu hususun dikkat çektiğini ve şirketin yönetici ortaklar tarafından iyi yönetilmediği hususundaki kanaatini güçlendirdiğini, davalıların TTK’nın 376. maddesindeki yükümlülük ve sorumluluklarını yerine getirip getirmedikleri konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğunu; davacı vekilinin itirazlarının önceki 04/12/2020 tarihli ek rapor ile karşılandığını, ayrıca yeni bir belge veya bilgi sunulmadığından kök raporda ve ek raporda değişiklik gerektirecek başkaca herhangi bir hususun bulunmadığını, davalılar vekilinin dilekçesinde belirttiği hususların heyetlerince incelendiğini ve davalılar vekilinin dosyaya sunduğu banka hesap ekstrelerinin değerlendirildiğini, başkaca belgeye rastlanmadığından ve 2011- 2012- 2013 yılları bilanço mali verileri doğrultusunda herhangi bir farklı tespite varılmadığından kök rapor ile ek raporda değişiklik gerektirecek bir hususun bulunmadığını, davalılar vekili tarafından 2012 yılından sonraki mali veriler ile sunulan ve sunulacak diğer belgelerin davanın 2012 yılına ait olması sebebiyle bir yarar sağlamayacağı kanaatine varıldığını; şirketin İşbankası nezdindeki hesap eksterisinin dosyaya sunulduğunu ve incelendiğini, 31/08/2015- 19/12/2016 tarih aralığında ... ... tarafından şirket hesabına toplam 46.094,00 TL tahsilat yapıldtığını, 24/11/2016 tarihli dekontla ... tarafından vadesiz hesaptan çekilen 60.000,00 TL para çekme dekont açıklamasında “... ... nolu ... mahsup için” açıklamasının yer aldığını, çekilen tutarın şirketin ... borcuna mahsup edildiğinin değerlendirildiğini, ...’in dosyaya sunulan... bank A.Ş. nezdindeki hesabının 04/03/2013-24/03/2013 tarih aralığına ait hesap ekstresinde şirkete gönderilen veya şirketten gelen bir tutara rastlanmadığını bildirmişlerdir.

Taraflar arasında davacı alacağının miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, alacak miktarı konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir.

İİK’nın 337/a. maddesinde; “(1) 44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez. (3) Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır.” düzenlemesine; 345. maddesinde; “Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise, ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur.” düzenlemesine; İİK’nın 44. maddesinde; “Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemiyen tacir beyanda bulunmamış sayılır” düzenlemesine yer verilmiştir.

6102 sayılı TTK'nın “Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu” başlıklı 553. maddesinde; “(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre; davacı şirket ile dava dışı borçlu ... Plastik Doğrama San. ve Tic. A.Ş. arasında 08/05/2012 tarihli imalat sözleşmesinin imzalandığı; "17/05/2012, 17/06/2012, 17/07/2012, 17/08/2012 ve 17/09/2012 tarihli, 7.500,00'er TL bedelli çeklerin dava dışı şirkete ödendiği, buna karşılık dava dışı şirketin edimlerini yerine getirmediği" gerekçesiyle davacı şirket tarafından dava dışı şirket aleyhinde çeklerin iadesi istemiyle icra takibi başlatıldığı, davalıların dava dışı şirketin ortakları olmaları sebebiyle “alacaklısını zarara uğratmak amacıyla mevcudu eksiltmek, ticareti terk etmek ve sermaye şirketinin iflasını istemek” suçları nedeniyle davacı tarafça 03/09/2013 tarihli şikayet dilekçesi ile haklarında şikayette bulunulduğu, mahkememize İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi'nde görülen bu davanın sonucunun beklendiği, söz konusu davada “1-) Sanık ... yönünden; iflası istememek, ticareti usulsüz terk etmek, alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudu eksiltmek suçlarının yasal unsurları oluşmadığından bu suçlardan BERAATİNE, 2-) Sanıklar ... ve ... yönünden; üzerlerine atılı İİK'nun 345/a maddesinde düzenlenen borçlu şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bilerek şirketin iflasını istememek suçuna yönelik olarak açılan davanın ön ödeme önerisi yerine getirildiğinden TCK'nun 75/2 maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, 3-) Sanıklar ... ve ... yönünden üzerlerine atılı İİK'nun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun ve üzerlerine atılı İİK'nun 331. maddesinde düzenlenen alacaklısını zarara uğratmak için mevcudu eksiltme suçunun yasal unsurları oluşmadığından sanıkların bu suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE” ilişkin kararın verildiği; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararlarına göre hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsünün beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak, delilleriyle belirlenip belirlenmediği olduğu, ceza mahkemesinin, kusurun ve zarar miktarının takdiri konusundaki kararının, yani, fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamasının hukuk hakimini bağlamayacağı, bu çerçevede de İzmir ... İcra Ceza Mahkemesi'nin verdiği beraat kararlarının eldeki bu dava yönünden mahkememizi bağlamayacağı; benimsenen ek rapora göre 2010, 2011 ve 2012 yıllarında şirketin "ortaklara borçlar" hesabı sıfır bakiye vermekte iken, bu hesabın 2013 yılında 1.114,94 TL bakiye verdiği, dava dışı şirketin ortakları olan davalıların dava dışı şirkete bu şekilde borçlu kaldıkları ve borçlarını ödemek yönünde bir eylem ve işlemlerinin bulunmadığı, bilirkişilerin bu durumu raporlarında "davalıların bilakis şirkete borçlu kaldıklarının belirlendiği" şeklinde değerlendirdikleri, yine bilirkişilere göre 2013 yılında davalı ... tarafından banka dekontsuz olarak gerçekleştirilen 68.107,00 TL tutarındaki ödemenin de fiktif bir ödeme olduğu; dava dışı şirketin 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarında borca batık olduğu, İzmir .... İcra Ceza Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasına16/03/2015 tarihli raporu sunan mali müşavir bilirkişinin de "şirketin 2011 ve 2012 yıllarında borca batık olduğu" yönünde tespitte bulunduğu; 2012 yılında dava dışı şirketin ortakları (yöneticileri) olan davalıların şirketten 243.427,39 TL borç para aldıkları, diğer yandan 2012 ve 2013 yıllarında dava dışı şirketin % 62,50 sermayesinin (187.500,00 TL) ödenmediği, şirkete olan sermaye koyma borçlarını yerine getirmeyen davalıların şirkete toplam 430.927,39 TL borçlu oldukları, rapor ve ek raporlardaki tespitlere mahkememizce de değer verildiği; bu tespitlerden hareketle; dava dışı şirketin 2012 yılını toplam 4.551.561,41 TL net satış elde etmesine rağmen sonucunda -943.651,31 TL net zarar beyan ederek kapatması, davalıların şirketten borç almaları ve ödememeleri, sermaye koyma borçlarını da yerine getirmemeleri, davacı şirket ile dava dışı şirket arasındaki sözleşmenin imzalandığı 2012 yılında ve öncesinde 2011 yılında dava dışı şirketin borca batık olması karşısında, şirketin bu durumuna göre iflasını istemek yerine borca batık durumdaki şirketle davacı şirketin sözleşme imzalamasına imkan tanıyan davalıların bu davranışları mahkememizce kusur olarak değerlendirildiğinden ve şirketin iyi yönetilmediği kanaatine ulaşıldığından, davalıların davacı alacağından sorumlu oldukları kabul edilmiş ve haklı görülen davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM;

Yukarıda yazılı bulunan gerekçeye göre;

  1. Davanın KABULÜ ile;

37.500,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine,

  1. Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 2.561,63 TL nispi ilam harcından, peşin alınan 640,41 TL harcın düşülmesi ile kalan 1.921,22 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak, Hazine'ye gelir kaydına,

  2. Davacının yatırmış olduğu 29,20 TL başvurma harcı ve 640,41 TL peşin harç toplamı olan 669,61 TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,

  3. Davacının yapmış olduğu 310,15 TL'si tebligat. posta gideri ve 7.500,00 TL'si bilirkişi ücreti gideri olmak üzere toplam 7.810,15 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,

  4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre takdir ve tayin edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,

  5. Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair; taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/04/2024

Başkan...

e-imzalı

Üye...

e-imzalı

Üye...

e-imzalı

Katip...

e-imzalı

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

beraatine”(TicariSatımdandüşürülmesineizmirberaatinehükümKaynaklanan)Alacak

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:39

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim