İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/737 E. 2023/729 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2018/737
2023/729
28 Eylül 2023
T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2018/737 Esas
KARAR NO : 2023/729
DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 25/06/2018
KARAR TARİHİ : 28/09/2023
Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizde yapılan yargılaması sonunda dava dosyası ve ekleri incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... tarafından davacı ... aleyhine 14/03/2018 düzenleme, 17/03/2018 vade ve 40.000,00 TL bedelli senede dayalı olarak İzmir ... İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, davacı tarafın takip alacakları, davalı ...'a böyle bir borcunun bulunmadığını, nitekim senedin cebir ve tehdit ile imzalatılmış olduğunu, bu nedenle gerçeği yansıtmadığını, senedin altında yatan sebep ise aşağıda sunacağımız ile davalı tarafından ikrar edildiğini, bu durumun deliller ile yargılamalar aşamasında kanıtlanacaktır, davacı tarafın bu senedin düzenlenme tarihi 14/03/2018 tarihine kadar davalı ...'a ait ... isimli iş yerinde kasap olarak iki yıl boyunca çalışmış olduğunu, 14/03/2018 tarihinde yine rutin olarak çalıştığı bir günde patronu davalı tarafında toplu siparişinin olduğu ve fazla mesaiye kalınması gerektiği söylenmiş olduğunu, davacı tarafın da fazla mesaiye kalmış olduğunu, davacı tarafın kendi işini yaptığı sırada patronu davalı taraf kendisine "iş yerine yakın ofis olarak kullandığı iş yerine giderek başka birisinden para almasını" söylemiş olduğunu, davacı tarafın, davalı tarafın dediği ofise gittiğini, kameraların olmadığı bir ortamda davalı ..., davacı taraf ...'e silah çekerek cebir ve tehdit ile hırsızlık ile suçlamak suretiyle 14/03/2018 düzenleme, 17/03/2018 vade ve 40.000,00 TL bedelli senedi imzalatmış olduğunu, iş yerinde davacı taraf zorla imzaladığı sıralarda gerek davacı tarafın eşi, gerek ise çocukları defalarca davacı tarafı kendi telefonundan aramış olduğunu, ancak telefonu davalı taraf açtığını ve cevapladığını, davacı tarafın açmasına izin vermediğini, iş yerinde zorla senet imzalandıktan sonra çıkan davacı tarafın eve gelerek durumu ailesine anlattığını, olayı duyan davacı tarafın eşinin sinir ile kalp krizi geçirdiğini ve davalı tarafın ailesiyle geceyi .... Devlet Hastanesi'nde geçirdiğini, davacı tarafın kızı ... ile birlikte ertesi gün vakit kaybetmeden ... Polis Merkezi Amirliği'ne gelerek davalı ...'dan şikayetçi olduğunu, davalı alacaklı ...'ın şüpheli sıfatıyla ... Polis Merkezi Amirliği'nde verdiği 15/03/2018 tarihli ifadesinde bu kambiyo senedinin altında yatan ilişkiye değindiğini, borcun esasına ilişkin beyanlarda bulunmuş olduğunu, bu nedenle "Senet, altında yatan sebepten mücerrettir." ilkesi dayanarak yargılamada geçerliliğini yitirdiğini, mahkemece senedin altında yatan sebebin irdelenmesi ve gerçek borç ilişkisinin doğup doğmadığına ilişkin değerlendirmede bulanarak karar verilmesinin gerektiğini, nitekim ifadesinde "şahıstan (...) şüphelediğini, iş yerinin güvenlik kamerası kayıtlarını incelediğini, 12/03/2018 tarihli kamera kayıtlarını incelendiği çeşitli saatlerde dört kez ve bundan önceki tarihlerde de birçok kez kasadan iş yerinin parasını alarak cüzdanına ve cebine koyduğunu, gördüğünü, şahıs ofisine geldiğinde kendisine iş yerinden devamlı olarak para çaldığına dair kamera görüntülerini izlediğini, ... isimli şahsın hırsızlık suçunu kabul ettiğini, şahsın 40.000,00 TL'lik senet imzaladığını, ayrıca boş bir kağıda 40.000,00 TL çaldığı için senet imzaladığını beyan ettiğini" belirtmiş olduğunu, davalı tarafın ifadesinin incelendiğinde, davaya konu senedin altına yatan borç ilişkisinin gerçek bir para borç ilişkisi olmadığını, senedin altında yatan sebebin sadece bir iddiadan ibaret olduğunu, bu iddianın da kanıtlamadığını, davalı alacaklı davacıya hırsızlık isnadında bulunması akabinde senedin alındığı, bu senedin zorla alındığına ilişkin de bir karine yarattığı tespit edilmekte olduğunu, bu nedenle senet gerçek borç ilişkisini kesinlikle yansıtmadığını, davalı tarafın cebir ve tehdit ile ayrıca davacı tarafa 40.000,00 TL para çaldığına ilişkin yazı da yazdırdığını, bu durum davacı tarafın cebir ve tehdit ile bu senedi imzaladığını ve bu yazı yazıyı yazdığını gösteren somut bir delilin olduğunu, davalı tarafın bu beyanları neticesinde ispat yükünün karşı tarafa olarak davalı alacaklı olan tarafa geçtiğini, davacı tarafın hırsızlık yaptığı kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, davalı tarafın, davacı taraf olarak senedin altında yatan sebebinin gerçek bir borç ilişkisine dayanmadığı, bir iddiadan ibaret olduğunu, kesinlik taşımadığı kesin ve tereddüte yer bırakmadan ispat edildiğini, davalı alacaklı ...'ın maddi durumunun kötü ve borca batık olması sebebiyle davacı tarafa 40.000,00 TL borç para vermesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkeme tarafından davalı tarafın işleri, piyasaya olan borcu ve maddi durumu ile ilgili geniş çaplı ekonomik ve sosyal durum araştırma yapılmasını talep ettiklerini, davacı tarafın gerek piyasaya, gerek başka herhangi bir yere 40.000,00 TL borcu bulunmadığını, nitekim iş yerinde aldığı maaşı ile aile geçindiren birisi olduğunu, 40.000,00 TL miktarında borçlanacak herhangi bir sebebinin bulunmadığını, davacı tarafa cebir ve tehdit ile zorla imzalatılan senedin düzenleme tarihi 14/03/2018 tarihi, vade tarihide 17/03/2018 tarihi olduğunu, davacı tarafın 3 gün içinde 40.000,00 TL borç alıp başka borcunu kapatıp yine 40.000,00 TL kazanıp davalı tarafa borcunu kapatmasının kesinlikle mümkün olmadığını, davacı tarafın maaşlı olarak çalışan bir işçi olduğunu, bu parayı toplayabilmesi için yıllarca çalışmasının gerektiğini, davacı tarafın, davalı tarafın iş yerinde çalışmış olduğunu, gerçekleştirdiği çalışma karşılığı, davalı taraftan maaş olduğunu, maaşları ödemekte dahi zorlanan davalı tarafın işçisine 40.000,00 TL borç vermesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, senet üzerinde "nakden" kelimesi yazılmasının davacı tarafın, elinin ürünü olmadığını kanıtlar nitelikte olduğunu, dolayısıyla nakden borç para almadığına ilişkin iddialarının destekler bir durum olduğunu, davacı tarafın, davalı taraftan borç para alması halinde senedin üzerinde nakden aldığının yazılmasının gerektiğini, ancak bu koşulun sağlanamadığını, senet üzerinde gerek sonradan doldurulan kısımlar, gerek ise diğer şartları yerine getirilmediğinden kambiyo senedine haiz olmaması nedeniyle İcra Mahkemesi'nden şikayet davasının açıldığını, davacı tarafın zorla senet imzalatılma eyleminden hemen sonra zorla senet imzalatıldığını, çocuklarına ve eşine anlatmış olduğunu, bu durumu duyan davacı tarafın eşinin borç para olduğunu duyarak kriz geçirmesi kendisinden beklenemeyeceğini, davacı tarafın senedin imzaladığı akşamın ertesi günü yani 15/03/2018 tarihinde olayı anlattığı kızıyla birlikte vakit kaybetmeden giderek ... Polis Merkezi Amirliği'nde ifade vererek davalı taraftan şikayetçi olduklarını, davacı tarafın iradesinin gerçeği yansıtmadığını, zorla senet imzalatıldığını, gerçek borç ilişkisinin olmadığını resmi makamlara da anlattığını, gerçekten iradesiyle böyle bir senedi imzalasaydı ve borç ilişkisi geçek olsaydı hakkını sadece hukuki yollardan arayacağını, ancak kendine güvenen davacı tarafın, davalı tarafı ertesi gün vakit kaybetmeden de şikayet etmiş olduğunu, 6098 sayılı kanunun 37. maddesinde belirtilen hükümce, davacı tarafın silah zoruyla senet imzalatılmış olduğunu, bu durum kanun maddesi uyarınca korkutma gerçekleştiğini ve davacı tarafın sözleşmeye bağlı olmayacağını göstermekte olduğunu, 6100 sayılı kanunun 203. Maddesinde; hukuki işlemlerde irade bozukluğu ve aşırı yararlanma durumlarının varlığı halinde senede karşı tanıkla ispat edilebileceğinin mümkün olduğunun belirtildiği, dolayısıyla senede karşı senetle ispat zorunluluğu da mevcut davada göz önünde tutulamayacağını, davacı tarafın zorla senet imzalatıldıktan sona çıkar çıkmaz durumunu oğluna, kızına ve eşine anlattığını, ertesi gün de polis merkezi amirliğine giderek şikayetçi olduğunu, ayrıca ispat yükünün de zaten davalı tarafta olduğunun da unutulmaması gerektiğini, bildirilen tanıklar dinlendiğinde; davacı tarafın hiçbir yere borcunun olmadığının, davalı tarafın son yıllarda borca batık olduğunun, davacı tarafın iş yerinden çıktıktan sonraki ruh hali ve davranışları, bu senedin zorla imzalatıldığını kanıtlar nitelikte olacağını, bu senedin gerçek borç ilişkisinin yansıtmadığının ispat edileceğini, bu nedenlerden dolayı yargılamalar esnasında ispatlanacak nedenlerle takip konusu senedin dayanağı olan herhangi bir borçlandırıcı işlem davalı taraf ile davacı taraf arasında yapılmamış olduğunu, davalı tarafın, davacı tarafın gerçek iradesine aykırı olarak tehdit ve ikrah ile bu senedi imzalattığını, takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, senedin altında yatan sebebin hukuken geçerli bir borç sebebi olmadığını, davalı tarafın tehdit ile imzalatılan senede ilişkin takip hakkı da bulunmadığını, bu nedenle davacı tarafın senetten dolayı borçlu olmadığının tespitinin yapılmasının gerektiğini, açıklanan nedenlerden dolayı davacı tarafın borcu olmadığının tespit edilmesini, takibin eski hale iade edilmesini, davalı tarafın haksız ve kötü niyeli takip yapmış olması nedeni ile senetlerde yazılı miktar olan 40.000,00 TL'nin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın alacağı ile ilgili olarak düzenlenen senet hiçbir şeklide, davacı tarafın beyan ettiği şekilde gerçek irade beyanıyla doldurulmadığı yönündeki iddialarının borçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, borçtan kurtulabilmek için davacı tarafın ile ilgili atfı cürumda bulunulmuş olduğunu, davalı tarafın alacağının gerçek bir alacak olduğunu, tehdit ve baskı suretiyle ya da başına silah dayatılarak korku ile senet düzenlenmemiş olduğunu, dava konusu senedin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturmanın takipsizlik kararı verilmesiyle davalı tarafa iade edildiğini, icra takip işleminin başlatıldığını, davacı tarafın soruşturma dosyasında bulunan senedin iade edildiğini ve takipsizlik kararı verildiğini bilmesine rağmen dava dilekçesinde, davalı taraf ile ilgili yalan beyanlarda bulunmuş olduğunu, davacı tarafça mahkemece sunulan dava dilekçesinin tamamına itiraz ettiklerini, davacı tarafın sadece borçtan kurtulmak maksadıyla bu davayı açmadığını davacı ...'in iş yerinde hırsızlık suçundan açılmış olan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası ile ilgili beraat etmek ve kendisince delil oluşturmak maksadıyla açılmış bir dava olduğunu, davacı tarafça, davalı tarafından kendisine zorla senet imzalattırdığı yönündeki beyanların ve buna istinaden yapılan açıklamaların doğru olmadığını, davalı taraf ile ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Hazırlık dosyası ile ilgili davalı tarafı hakkında Takipsizlik Kararı verilmiş olduğunu, bu hazırlık dosyasının da kesinleştiğini, davacı tarafın dayanağı olan hazırlık dosyası sayın mahkemece celp edildiği taktirde dosya içerisinde olayın tanıklarının beyanlarının davacı tarafın iddialarının yalanlandığının görüleceğini, ayrıca davacı tarafı ... ile ilgili olarak iş yerinde hırsızlık ile ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ... Hazırlık dosyası halen derdest olduğunu, mahkemece dosyanın sürünceme de kalmaması için delil listesinde yer verilmeyeceğini, bu açıklanan nedenlerden dolayı itirazların kabulüne ve davanın reddi ile dava masraflarının davacı tara üzerinde bırakılmasını, davacı tarafın haksız davası sebebiyle dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini, 1136 sayılı avukatlık kanunun 4667 sayılı kanunla değişik 164/son fıkrası uyarınca karşı taraf vekalet ücretinin, avukat olarak adlarına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR: İzmir ... İcra Dairesi'nin ... sayılı icra dosyası fiziki olarak celp edilmiştir.
İzmir ... İcra Dairesi'nin ... sayılı icra dosyasından akibe konu 14/03/2018 düzenleme tarihli, 17/03/2018 vade tarihli ve 40.000,00 TL bedelli senet aslı celp edilmiştir.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma, ... karar sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir.
İzmir ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin, ... Esas, ... Karar sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir.
Antalya Korkuteli Asliye Ceza Mahkemesi'nin, ... Esas, ... Karar sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir.
Bursa ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nden ... Talimat dosyası ile Tanık ...'ın beyanları alınmıştır.
Mahkememizce Tanık ...'in beyanları alınmıştır.
... T.A.Ş.'den ...'a ait kredi kartı ve 2017-2018 yılları arasındaki işlem hareketlerini içerir ekstrelere ilişkin ilgili bilgi ve belge suretleri celp edilmiştir.
Türkiye ... Bankası T.A.O.'dan davacı ...'e ait kredi kartı ekstrelere ilişkin ilgili bilgi ve belge suretleri celp edilmiştir.
GEREKÇE : Dava, menfi tespit davasıdır.
Öncelikle uyuşmazlığa konu menfi tespit davası ve kötü niyet tazminatına ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:
Borçlu, aslında borçlu olmadığı veya borçlu olmadığına inandığı bir borcu ödememek için, alacaklının takip yapmasını veya dava açmasını bekleyebilir. Bu durumda aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine itiraz edebilir ve itiraz üzerine takip duracağından, alacaklı bu itirazı bertaraf ettirmek için harekete geçtiğinde, alacaklının itirazın iptali veya kaldırılması talebi üzerine, borçlu bu konudaki savunmalarını genel mahkemede veya icra mahkemesinde ileri sürebilecektir.
Diğer hâlde borçlu, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunması hâlinde borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir (İİK. m. 72/2).
Alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür (İİK. m. 72/3). Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açarak bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamayacaktır. Zira borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki bu da istirdat davasıdır (Pekcanıtez H., Atalay O., Özkan, M. S., Özekes, M.: İcra ve İflas Hukuku, s.156-164).
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK.) 72. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan şekilde menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz” hükmünü içermektedir.
05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 15. maddesi ile 2004 sayılı İİK’nın 72/5. fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir.
Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötü niyetli olmasıdır (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, 2006, s. 334, 335).
Başka bir ifadeyle; İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacının üzerindedir.
6100 sayılı HMK.’nın “Senetle İspat Zorunluluğu” başlıklı 200. maddesinde; “(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.” düzenlemesine; “Senede Karşı Tanıkla İspat Yasağı” başlıklı 201. maddesinde ise; “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu düzenlemelerde de açık bir şekilde ortaya konduğu üzere; senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunlu olup, senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve gücünü ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispatı mümkün değildir. Ancak davacının iddiası dava konusu senedin rızası dışında cebir ve tehdit ile davalıya verildiği yönünde bulunduğundan tanık dinletme talebi kabul edilerek tanık dinlenmiştir.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı soruşturma dosyasında yapılan incelemede; şikayetçinin davacı olduğu, şüphelinin davalı olduğu, suçun silahla yağma suçu olduğu, dosyada takipsizlik kararı verildiği ve verilen kyok kararına itiraz üzerine de reddedilerek 26/06/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
İzmir ... Asliye Ceza Mah nin ... Esas sayılı dosyasında yapılan incelemede; davacı hakkında güveni kötüye kullanma ve hırsızlık suçundan dava açıldığı, hizmet ilişkisi nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu ve verilen kararın kesinleştiği görülmüştür.
Menfi tespit davalarında ispat yükü, kural olarak davalıya (alacaklıya) düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını ileri sürdüğü hukuki ilişkiyi (borcu) sadece inkar etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü; davalı, borcun varlığını ileri süren taraf olduğu için 6100 sayılı HMK’nın 190 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddeleri gereğince ispat yükü davalı alacaklıya düşer. Ancak somut olayda da olduğu gibi; alacaklının dayandığı senedin rıza dışında, cebir ve tehdit altında davalıya verildiğini ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Diğer bir anlatımla; kural olarak alacaklı olduğunu ileri süren bir kişi, borcun dayandığı hukuki sebebi ve onun geçerli olduğunu ispat etmek zorundadır. Ancak alacaklı bonoya dayalı alacağını istediğinde ispat soyutluğu karinesi nedeniyle sebep göstermek zorunda değildir. Zira; bono (kambiyo senedi), maddi ve şekli şartları taşıyor ise, düzenleyen kişinin aleyhine delil oluşturan, kesin delil gücüne sahip ve bağımsız borç ikrarını içeren yazılı bir belgedir. Dolayısıyla, alacaklının, alacağını bonoyu sunarak ispatlamış olduğu kabul edilir. Bu durumda artık borcunun olmadığını, senedin bedelsiz olduğunu ispatlamak zorunda olan taraf borçlu taraftır. Bu olasılıkta bononun ta’lili yoktur ancak alacaklı bono üzerinde borcun sebebine ilişkin bir açıklama varken başka bir düzenleme sebebine ilişkin beyanda bulunursa yani bonoyu ta’lil ederse artık ispat soyutluğu nedeniyle elde ettiği avantajı kaybedecek ve bu durumda borçlu ile aralarında olan borç ilişkisinin dayandığı hukuki sebebi ve bu sebebin geçerliliğini ispatlamak zorunda kalacaktır.
Somut olayda; Davacı vekili “senedin cebir ve tehdit ile davalıya verildiğini ” ileri sürmüş; davalı vekili ise; “"senedin davacı tarafından kendisinden aldığı paralar karşılığında rızaen verildiğini" savunmuştur. Davacı vekili dava dilekçesinde; senet üzerinde bulunan rakam ve yazıyla yazılan vade tarihinin, isim ve imzanın davacıya ait olduğunu ancak söz konusu senedin cebir ve tehdit ile verildiğini beyan etmiştir.
Davacı tarafından iddia edilen cebir ve tehdit eylemlerinin suç oluşturması nedeniyle davacının şikayet konusu yaptığı İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı soruşturma dosyası incelenmiş olup dosyada takipsizlik kararı verildiği ve verilen yok kararına itiraz üzerine de reddedilerek 26/06/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından davacının sanık sıfatının bulunduğu, davacı hakkında güveni kötüye kullanma ve hırsızlık suçundan dava açıldığı İzmir ... Asliye Ceza Mah nin ... Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılmıştır. Mezkur dosyada yapılan incelemede; video kayıtları ve tanık beyanları da esas alınarak hizmet ilişkisi nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu ve verilen kararın kesinleştiği anlaşıldığından davacının senedin cebir ve tehdit yolu ile davalıya verildiği hususunu ispat edemediği kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Menfi tespit davasının reddine karar veren mahkemenin, borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için, alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış olması ve borçlunun bu icra takibini durdurulması (İİK.m.72,II) veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi (İİK m.72, III c.2) için ihtiyati tedbir kararı almış ve bu ihtiyati tedbir kararının uygulanmış- infaz edilmiş olması gerekir. (İİK m.72,IV c.2).
Davalı taraf aleyhine verilmiş ve uygulanmış bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından, davalı lehine tazminata hükmedilmemiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın REDDİNE,
-
Davalı vekilinin tazminat isteğinin REDDİNE,
-
Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL maktu ret harcından davacı tarafından peşin yatırılan 683,10 TL harcın mahsubu ile bakiye 413,25 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT. hükümlerine göre 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
-
Taraflarca yatırılan kullanılmayan gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 6100 sayılı yasanın 345. Maddesi uyarınca 2 haftalık kesin süresi içerisinde Bölge İstinaf Mahkemesine başvuru yolunun açık olduğu açıkça okunup usulünce anlatıldı.
16/10/2023
Katip ...
¸E-imza
Hakim ...
¸E-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:57:35