SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/897 E. 2024/65 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/897

Karar No

2024/65

Karar Tarihi

25 Ocak 2024

T.C.

İZMİR

1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/897

KARAR NO : 2024/65

DAVA : Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)

DAVA TARİHİ : 10/11/2023

KARAR TARİHİ : 25/01/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili Mahkememize verdiği 09/11/2023 tarihli dava dilekçesinde; davacı şirketin, 2018 yılında 50.000,00 TL sermaye ile kurulduğunu, şirketin o dönem kurucusunun, ... olarak gözükse de esasen davacı şirketin, ... önderliğinde ... şirketlerinin bünyesinde kurulmuş bir grup aile şirketi olduğunu, ...'nin, ...'ın kayınbiraderi olduğunu, ...,... TC kimlik numaralı ...'ın önderliğinde kurulan bir şirketler topluluğu olup bünyesinde birden fazla şirketi barındırdığı, faaliyetlerine 1999 yılında başlayan ..., inşaat, enerji, medikal, medya, otomotiv, oto servis, sigorta sektörlerinde faaliyet gösterdiğini, kurucu ... tarafından bu şirketler, akrabaları veya tanıdığı kişilerin tek ortağı olacak şekilde kurulmakta olup şirketlerin faaliyetleri, malvarlıkları, yaptığı işlemlerin hepsi ... adı altında ... önderliğinde ticari kararlar aldığı, davacı şirketin de ... bünyesinde kurulan bir şirket olarak ticari faaliyetlerine başladığını, davacı şirketin, ...parselde kain taşınmazın 1/2'sini maliki sıfatına haiz iken, bu taşınmaz için ...İnş. Turz. Gıda San. Tic. Ltd Şti ile İzmir ... Noterliği'nin 13.08.2018 tarihli ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiğini, ilerleyen süreçte, şirketler topluluğunun yöneticisi olan ... önderliğinde yine grup şirket olarak kabul edilen ... A.Ş ile ...arasında petrol ticareti gerçekleştirilmesine karar verildiğini, ...'ın, anılan akaryakıt ticareti için ...' tan teminat istediğini ve yapılan görüşmeler neticesinde İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parselde kain taşınmazın 1/2' sinin teminat olarak verilmesine karar verildiğini, bu teminatlandırma için de tapudan devir yapmak yerine tapunun sahibi olan şirketin hisselerinin tamamının ...veya göstereceği 3. bir sahsa devrinin sağlanması ile teminatın gerçekleştirilmesine karar verildiğini, yapılan bu mutabakat doğrultusunda 18.01.2023 tarihli yazılı bir protokol ... - ... ile ...arasında imzalanarak, yapılacak akaryakıt ticaretinin teminatı olarak...Nakliyat İnş. Gayrimenkul Havacılık A.Ş.'nin ...'a veya ....n göstereceği üçüncü kişiye devredileceğinin kararlaştırıldığını, protokolün son maddesi uyarınca, protokolün eki olacak şekilde teminat senedi düzenlenmiş olup bu senedin düzenleyicisi ... A.Ş., kefili ... ve lehtarı da ...olduğunu, ... ile ...'ın bu protokolü imzalamasından 1 ay sonra ...'ın kız kardeşinin oğlu olan ve davacı şirketin tek ortağı olarak gözüken ... tarafından, protokol hükümleri uyarınca ...'ın gösterdiği ...'ya...A.Ş. bedelsiz olarak teminat maksatlı devredildiğini, davacı şirket...A.Ş.'nin ...'ın gösterdiği kişi olan ...'ya devredilmesi sonrasında ...'nın, şirketin tek pay sahibi ortağı haline geldiği ve her türlü yetki kendisinde toplandığını, ...' nın da ...'ın yeğeni olduğunun davacı tarafça bilinmekte olduğunu, ilerleyen süreçte,...A.Ş.'nin maliki olduğu İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parselde kain taşınmazın ... ve ...'ın imzalamış olduğu protokolün 4.maddesine aykırı şekilde 18/04/2022 tarihinde ...'ın kardeşi olan davalı...'a devredildiğini, bu devri gerçekleştiren ...'ın akrabası konumunda olan ve onun talimatları ile hareket eden ve...A.Ş.'nin tek ortağı niteliğinde bulunan ... olduğunu, ...'nın, esasen emanetçi vasfında olup ...'ın talimatları doğrultusunda davacı şirkete ait olan ve taraflar arasındaki protokolde de davacı şirketin uhdesinde kalması kararlaştırılan taşınmazı, bedelsiz olarak, ...'ın kardeşi olan...'a devrettiğini, bu devre ilişkin herhangi bir banka transferi yapılmadığı gibi, şirket bünyesinde fatura veya gelir kaydı şirket hesaplarına yapılmadığını, akabinde, ... ve ...; 18.01.2019 tarihli inançlı işlem sözleşmesi uyarınca davacı şirket hisselerinin tamamını yine ...'ın dayısının oğlu olan ... üzerine 25.04.2022 tarihinde pay devri gerçekleştirerek geri aldığını, 30.05.2022 tarihli Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri uyarınca, ... hisselerin tamamını... TC kimlik numaralı ... Aliağa/İzmir adresinde ikamet eden ...'a devrettiği ve ortaklıktan ayrıldığını, ... ' ın ise ...'ın dayısının oğlu olup ... bünyesinde bulunan birkaç tane şirkette ortak ve yetkili sıfatına sahip olduğunu, davacı şirketin ... bünyesine geri dönmesi sonrasında İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parselde kain taşınmazın 1/2'sinin ...'ın kardeşi olan...'a 2.000.000,00 TL bedelle satıldığının görüldüğünü, anılan tapu devrinin şirketin içini boşaltmak amacıyla hiçbir banka transferi olmaksızın, fatura düzenlenmeksizin yapılmış bir işlem olup tamamen muvazaalı bir işlem olduğunu, yapılan işlemin esasen satış işlemi olmayıp ...'ın talimatı sonrasında ... tarafından şirketin malvarlığının ve tabiri caizse şirketin içinin boşaltılarak taraflar arasındaki inançlı işlem sözleşmesinin 4.maddesine aykırı bir davranış olduğunu, ...ile...'ın kardeş olmalarının da bu hususu doğrular nitelikte olduğunu,...' ın da ...' ın kardeşi olduğu düşünüldüğünde iyiniyetli 3. Şahıs olmadığı süreçten haberdar olduğunu, ... ile ...arasında yapılan inançlı işlem sözleşmesine aykırı şekilde İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parselde kain taşınmazın 1/2'sinin (kat irtifakına çevrilmesi sonrasında bu hisseye tekabül eden tüm bağımsız bölümlerin) sözleşmenin 4.maddesine aykırı şekilde ...'ın kardeşi olan...'a satış gibi gösterilmek suretiyle devredilerek şirketin malvarlığının ve adeta içinin boşaltılması sonrasında inançlı işlem sözleşmesi uyarınca teminat olarak verilen taşınmazın davacı şirkete geri dönmesi için tapu kaydının iptal edilerek davacı şirket adına tescil edilmesine karar verilmesi için bu davayı açma zorunluluğu doğduğunu, inançlı işlem sözleşmesinin, inanan ile inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muamele olduğunu, bu sözleşmenin, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil ettiği, inançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturduğunu, bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye inanan adı verildiğini, devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kullanan kişiye de inanılan dendiğini, inananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise "inanç konusu şey" olarak nitelendiği, inançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklendiğini, inançlı işlemin, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğunu, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunu dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebileceğini, taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvurduğunu, ... bünyesinde bulunan ve arka planda ...'a ait olan ... A.Ş ile ...arasında petrol ticareti yapıldığını, bu ticaret kapsamında ... A.Ş 15.000.000,00 TL vadeli petrol alımını yaptıktan sonra teminat olarak davacı şirket...A.Ş.'nin hisselerinin ...'a veya ...'ın göstereceği üçüncü bir kişiye devredileceğinin kararlaştırıldığı, Petrol ticareti sonrasında davacı şirketin hisselerinin ...'ın gösterdiği ve ...'ın akrabası olduğu düşünülen ya da ...güdümündeki ...'ya devredildiğini, davacı şirketin maliki olduğu İzmir ili Bayraklı ilçesi ...parselde bulunan taşınmazın 1/2 hissesinin şirkette kalacağı, bu hissenin herhangi bir üçüncü kişiye devredilmeyeceği, petrol ticareti sonrasında şirketin devri sırasında taşınmazın iade edileceğinin kararlaştırıldığı protokolün ... A.Ş, ... ve ...tarafından imza altına alındığını, protokole bağlı teminat senedi düzenlendiğini, teminat senedinin düzenleyeni... A.Ş, kefili ... ve lehtarı da ...olduğunu, ...' ın protokol hükümlerine aykırı hareket ederek ...'ya talimat verip davacı şirketin maliki olduğu taşınmazı kendi kardeşi olan...'a satış gibi göstermek suretiyle devrettiğini, sonrasında davacı şirketin hisselerinin ...'ın dayısının oğlu olan ... tarafından devralındığını, esasen bu devrin arka planında da ...'ın bulunduğunu, devirle birlikte, taşınmazın inanılan ...'ın kardeşi...'a satıldığının görüldüğünü, bu protokol hükümlerinde, ...inanılan kişi, inanan kişinin de arka planda ...'ın organik bağı olan davacı şirket...A.Ş. olduğunu, davacı şirketin, ...ile birden fazla defa iletişime geçtiği, söz konusu taşınmazın kendilerine devredilmesini talep ettiğini ancak ...'ın buna yanaşmadığını, bu nedenle, inançlı işlem sözleşmesine aykırı davranılmış olması nedeniyle davayı açma zorunluluğu doğduğunu, TBK'nın 19.maddesinde sözleşmelerin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların gerçek niyetlerini gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı düzenlemesine yer verildiğini, bu düzenleme uyarınca, hakim tarafından sözleşmelerin yorumlanmasında, tarafların asıl iradelerinin esas alınacağını, muvazaanın genel olarak, tarafların başkalarını aldatmak kastıyla, bu kişilere gerçek iradelerinden başka bir durum varmış gibi göstermek amacıyla yapmış olduğu işlemler olarak tanımlandığını, Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına bakıldığında bir işlemin muvazaalı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek oluşturulmuş bir uygunsuzluk olması, üçüncü kişileri aldatma niyetinin olması, taraflar arasında gizli işlemi oluşturan muvazaa sözleşmesi bulunması gerektiği, mutlak muvazaadan farklı olarak nispi muvazaada, tarafların bilerek iradeleri ile beyanları arasında yarattıkları bir uyumsuzluk hali söz konusu olduğu, burada tarafların iradeleri ve irade beyanları birbirine uygun olmadığı, taraflar aslında bir hukuki işlem yapma iradesine sahip oldukları halde, üçüncü kişileri aldatmak kastıyla sanki başka bir hukuki işlem yapma iradesine sahiplermiş gibi beyanda bulunduğunu, böylece, aldatma kası ile hareket etmiş ve dış dünyaya karşı gerçekte istediklerinden başka bir hukuki işlem yapma iradesine sahipmiş bir izlenim yarattığını, tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; Protokolün tarafı olan ...'ın emir ve talimatlarıyla hareket eden ... ' nın,...A.Ş'nin ortağı iken, söz konusu taşınmazın 1/2'lik hissesini ...'ın kardeşi...'a tapuda 2.000.000,00 TL bedelle satış yapılmış gibi göstererek devrettiği ancak, bu işlemin tarafları arasında herhangi bir para alışveriş olmadığını, şirketin defterlerine de alacak kaydı yapılmadığı ve fatura kesilmediğini, tapunun devrinin yapıldığı 18.04.2022 tarihinden tam bir hafta sonra 25.04.2022 tarihinde şirketin, protokol hükümlerine göre iade edildiği; 2022 yılının Ağustos ayında da taşınmazdaki inşaat işleminin bitmesi neticesinde, taşınmazın tapu kütüğü kat irtifakına çevrildiğini, bağımsız bölümlerin numarataj işlemleri yapıldığını, yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunu, ...'un yöneticisi olan ... tarafından ...Gayrimenkul Değerleme ve Danışmanlık A.Ş'ye 18.09.2023 tarihinde dava konusunun içerisinde olan taşınmazın 9 ve 55 bağımsız bölüm numaralı daire ve dükkan nitelikli bağımsız bölümlerin değerinin tespiti sonrasında satış fiyatı ile gerçek değer arasındaki uçurumdan da görüldüğünü, ilgili raporda; taşınmazların 1/1000 ölçekli, 20.07.2000 tasdik tarihli,... Revizyon İmar Planı; TM Ticaret Seçenekli Konut Alanı olduğunu, ana arter vasfında olan Anadolu Caddesi üzerinde olduğu, çevresinde yeni yapılaşmaların mevcut olduğunu, kat zeminleri ve merdiven sahanlıklarının granit, merdiven korkuluklarının alüminyum malzemeden üretildiğini, 9.numaralı bağımsız bölümün brüt 85m2 alanı olduğunu, 55 numaralı dükkan niteliğindeki bölümün ise brüt 340 m2 kullanım alanı olduğu; 9.numaralı daire vasıflı bağımsız bölümün mevcut pazar değerinin 4.500.000,00 TL olduğunu, 55 numaralı dükkan vasıflı bağımsız bölümün mevcut pazar değerinin 22.500.000,00 TL olduğu yönünde değerleme yapıldığını, taşınmazdaki brüt kullanım alanı 85 m2 olan bir adet daire dahi 4.500.000,00 TL rayiçlenmişken, yapılan satış işleminde ana taşınmazın 1/2'sine tekabül eden 12 daire ve 1 adet bağımsız bölümün toplamda 2.000.000,00 TL bedelle satıldığını düşünmenin abesle iştigal etmek olacağını, ...'ın esasen davacı şirkette kalması gereken taşınmazın emir ve talimatları neticesinde kardeşi olan...'a devredilmesini sağladığını, tapuda yapılan görünürdeki satış işleminin tarafların iradesinin satış yapma amacını içermemesi nedeniyle muvazaalı olduğunu, arka plandaki bağış vb işleminin de şekil şartına aykırı olarak yapılmış olması dolayısıyla geçersiz olduğunu, bu yapılan satış işleminin muvazaa nedeniyle iptali gerektiği, TMK'nın 1023 hükmüne göre, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan kişinin bu kazanımı korunacağı düzenlenmişse de...'ın iyiniyetli olmasının hukuken mümkün olmadığını, somut olayda yukarıda detaylıca açıklanmış olduğu üzere, ...'la yapılan sözleşme sonrasında şirketin ...'ın kız kardeşinin oğlu olan ...'ya devredildiğini, sonrasında ... ' nın ...'ın kardeşi olan...'a şirketin mülkiyetinde olan taşınmazı satış gibi göstererek devrettiği, yapılan işlemin muvazaalı olduğunu, görünürde yapılan satış işleminin gerçekte satış olmadığıno, arka plandaki işlemin de şekil şartlarına aykırılık dolayısıyla geçersiz olduğu, kanun koyucu da bu hususu öngörerek TMK m.1024'te bu hususu açıkça düzenlediğini, buna göre, bir aynı hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamayacağını, böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimsenin, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebileceğini, ihtiyati tedbirin, yargılama başlamadan önce veya yargılama sırasında, davacı ya da davalının kesin hüküm verilene kadarki süre boyunca hukuki durumlarında veya dava konusu şeyde meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte bir hukuki koruma olduğunu, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, somut olay bakımından, taraflar arasındaki işlemlerin, inançlı işlem sözleşmesinin gerekleri, taşınmazın inançlı işlem sözleşmesinin tarafı olan kişinin kardeşine devredilerek adeta şirketin malvarlığının ve içinin boşaltılması, iade borcuna aykırı davranışlarda bulunulması, kat irtifakı kurulduktan sonra 1/2'lik hisseye isabet eden 12 adet bağımsız bölüm ile 1 adet dükkanın 2.000.000,00 TL bedelle satış gibi gösterilmesi gibi tüm hususlar göz önünde bulundurulduğunda; davanın açılması sonrasında taşınmazın üçüncü kişilere devredilerek kaçırılma ihtimali bulunduğunu, bu durumda da yeni malikin davaya dahil edileceği, yargılamanın uzayacağı ve davacı şirkete çok ağır bir külfet yükleneceğini,...'ın ...'ın kardeşi ve ...'nın da dayısı olması dahi yapılan işlemlerin muvazaalı şekilde yapıldığı ispatladığını, HMK m.390 hükmüne göre yaklaşık ispat koşulu oluşmuş olduğundan taşınmaz üzerine öncelikle teminatsız ancak aksi kanaat halinde teminatlı şekilde "üçüncü kişilere devri engelleyecek şekilde ihtiyati tedbir şerhi" uygulanması ancak mahkeme aksi kanaatte olması halinde "davalıdır" şerhi verilmesini talep ettiklerini belirtmiş , davanın kabulü ile İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parsel kain taşınmazın...'a kayıtlı olan 1/2 hissesinin, anılan hisse kat irtifakı ile bağımsız bölümlere dönmüş ise bu hisseye tekabül eden tüm bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptal edilerek davacı şirket adına tesciline, İzmir ili Bayraklı ilçesi ... parselde kain taşınmazın...'a kayıtlı olan 1/2 hissesine , anılan hisse kat irtifakına dönmüş ise davalı... adına kayıtlı tüm bağımsız bölümlerin üzerine, teminatsız veya mahkemece taktir edilecek uygun bir teminat karşılığı üçüncü kişilere devri önleyici ihtiyati tedbir konulmasına, aksi kanaat halinde hisse üzerine davalıdır şerhi konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili Mahkememize verdiği 18/12/2023 tarihli cevap dilekçesinde; davacı şirket tarafından İzmir İli, Bayraklı İlçesi, ... parseldeki taşınmazda davalıya düşen hisselerin tapusunun iptali ile davacı şirket adına tescili talebiyle açılan davanın dava dilekçesinde maddi vakıalar bölümünde; davacı şirketin 2018 yılında kurulduğu ve o dönemde yöneticisinin ... olmasına rağmen esasında ... önderliğinde kurulan bir şirket olduğunu, ...'nin ...'ın kayınbiraderi olduğunun belirtildiğini, dilekçe ekinde sunulan Ticaret Sicil Gazetesi suretleri incelendiğinde görüleceği üzere davacı şirketin; 20/02/2019 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; daha önceden yönetim kurulu üyesi olan ... ve ...'ın önceki üyeliğinin sona erdiği 12.02.2022 tarihine kadar ...'in yetkili ve tek pay sahibi olduğunu, 04/09/2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; ...'in yönetim kurulu yetkisinin sona erdiği ve tek ortağın ... olduğunu, 11/09/2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; pay devrine ilişkin ilanda ...'in 50.000 TL sermaye karşılığında 500 adet payının hukuki ve mali yükümlülükleri ile ...'ya devredildiğini, 05/04/2022 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; ...'nın 24.03.2025 tarihine kadar yönetim kurulu başkanı olarak şirketi münferiden temsile yetkili olduğunu, 10/06/2022 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; ...'ın 30/05/2025 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, ...'nın temsil yetkisinin sona erdiğinin görüldüğünü, incelenen Ticaret Sicil kayıtlarında davacı şirketin yetkililerinin sıra ile; ..., ..., ..., ... ve ... oldukları görülmekte olup ... ya da ... adı altında faaliyet gösterdiğine ilişkin hiçbir somut delil bulunmadığını, davacının şirketler topluluğu iddiasının, TTK ile çeliştiğini, TTK gereğince birtakım şirketlerin ''şirketler topluluğu olarak kabulü için TTK m. 195 ve devamındaki maddelerde belirtilen şartların sağlanması gerektiğini, somut olayda davacıların ne bildirim ne tescil ne ilan yükümlülüğünü sağladığına dair delil sunmadığını, şirketler topluluğuna özgü vergi sistemine uyup uymadığını beyan edemediğini, kabile devleti olmayıp kanunları olan bir devlet olmamız nedeniyle sırf yöneticilerinin akraba olmasının, şirketleri ''şirketler topluluğu'' statütüsüne sokmayacak olup, davacının TTK'yı hiçe sayarak tanımlar yapması ve bu şekilde hak iddia etmesinin abes olduğunu, davacının şirketler topluluğu iddiasını kabul anlamına gelmemekle birlikte TTK kapsamında birtakım şirketlerin şirketler topluluğu olarak kabulü halinde, hakim şirketin talimatları neticesinde yavru şirketlerin zarara uğraması durumunda TTK m. 202 gereğince zararın 'hakim şirketten' tazmini gerektiğini, somut olayda hakim şirket olarak belirtilen ... ya da ... olup, davacının zararı var ise ve şirketler topluluğu üyesi ise, hakim şirketin verdiği iddia edilen talimat neticesinde yaşandığı iddia edilen zararı hakim şirketinden talep etmesi gerektiğini, davacının taraf dahi olmadığı sözleşmeye dayanarak tazmin talebinde bulunduğu davanın, husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde davacı şirket ile dava dışı ... A.Ş. arasında grup şirket olduklarından bahisle zorlama iddialar ile bir bağ kurulmak istendiği görülmekte olup amacının ise dava dışı...'ün imzaladığı iddia edilen bir sözleşmeden faydalanmak olduğunun anlaşıldığını ancak mahkemece sunmuş oldukları Ticaret Sicil kayıtları ve üst paragraflardaki izahatları incelendiği takdirde davacı şirket ile dava dışı ... Şirketinin iki ayrı tüzel kişi olduğunu, ... A.Ş. nin 2019 ve 2020 yılındaki yetkilisinin ..., 2021 yılında ..., 24/11/2021 tarihinden sonra ise ... olduğu görülmekte olup her iki şirketin yöneticileri farklı olduğu gibi faaliyet adreslerinin de farklı olduğunun Ticaret Sicil kayıtları ile sabit olduğunu, hal böyle iken davacı şirket tarafından ... bünyesinde olduğu belirtilen ... tarafından imzalandığı iddia edilen bir sözleşmeye dayanılarak huzurdaki dava açılmış olup davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacının dayanak olarak sunduğu protokolde davacı şirket taraf olmadığından, daha da açmak gerekirse 'devredilen obje' olduğundan dava dışı kişilerce akdedildiği iddia edilen tarihsiz bir metin dayanak gösterilerek inançlı işlem iddiasında bulunulmasının mümkün olmadığını, somut olay incelendiğinde davacının, dava dışı ... AŞ. ile yine dava dışı ...arasında akdedildiği iddia edilen protokolle davacı şirket hisselerinin teminat olarak dava dışı ...'ya devredildiği ancak teminat olarak devredilen davacı şirket iade alındığında dava konusu taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ve bu nedenle zarara uğrandığının iddia edildiğini, söz konusu sözleşme, inançlı işlem iddiasına dayanak olarak sunulmuşsa da yukarıda da belirtildiği üzere davacı şirketin bu sözleşmenin tarafı olmadığını, Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2000 tarih ve 2000/2-888 E., 2000/885 K. sayılı kararında belirtildiği gibi inançlı işlemler, bir kimsenin menfaatinin başkası tarafından korunması veya teminat sağlamak amacıyla ona bazı hakları ciddi olarak devrettiğini, ancak hakları iktisap edenin bunlardan doğan bazı yetkileri hiç kullanmaması, bazılarını da ancak önceden hak ve halen menfaat sahibi olanın gösterdiği biçimde kullanmak zorunda olması hususunda tarafların anlaştığı işlemler olduğunu, inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muamele olduğunu, bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukukî sebebini teşkil ettiğini, inançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturduğu, bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verildiğini, devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” dendiği, inananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelendiğini, inançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynı olmak zorunda olup huzurdaki davada ise inanç sözleşmesi olduğu iddia edilen sözleşmenin tarafları ile davacı şirketin ve davalı şahsın aynı olmadığının aşikar olduğu, bu nedenle davacının inançlı işlem iddiası ile açmış olduğu davasının reddi gerektiğini, davacı tarafın diğer bir iddiasının ise davalının dava konusu taşınmazı muvazaalı olarak satın aldığı yönünde olduğunu, davalının dava konusu taşınmazı davacı...Petrol Nakl İnş Gayr. Havacılık A.Ş. 'den 18/04/2022 tarihinde satın aldığını, satın alma tarihinden dava tarihine kadar geçen süre 1 yıl 7 ay gibi uzun bir süre olup bu süre zarfında hiç bir muvazaa iddiası öne sürülmediğine dikkat çekmelerinin gerektiğini, bilindiği üzere muvazaanın, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile kendi gerçek iradelerine uygun olmayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları olduğunu, diğer bir ifade ile muvazaadan söz etmek için, tarafların görünüşte yaptıkları işlemle, iradelerinin birleştiği işlemin birbirinden farklılık taşıması gerektiğini, kural olarak hiç kimsenin kendi muvazaasına (“taraf muvazaası”) dayanarak bir hak talep edemeyeceğini, böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2’nci maddesine de aykırı olduğunu, bu nedenle davacı şirketin kendi muvazaası bulunduğuna ilişkin iddiasının hukuken kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığını, inançlı işlem iddiasında inanan ve inanılan arasında yazılı sözleşme olması gerektiğini, yazılı sözleşme yok ise delil başlangıcı saymaya yetecek, inanılan elinden çıkmış bir belge gerektiğini, somut olayda ise davacı yanın da kabulünde olduğu üzere davacının mizansenindeki ''inanılan'' kişinin davalı olmadığını, haliyle sunulan tarihsiz sözleşmenin davalı yönünden geçerliliği olmayıp, davalıdan çıkmış delil başlangıcı da olmadığını, bu hususlar dikkate alındığında davacının delil başlangıcı sunamadığını, haliyle davasının reddinin gerektiğini, davalı ile yapılmış yazılı sözleşme mevcut olmayıp, başkaca delillerin sunulabilmesi için ön koşul olan delil başlangıcı da olmadığını, TTK m 18 gereğince her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, basiretli tacir, geleceği gören, sezgisi yüksek, dikkatli ve yapacaklarının nereye varacağını bilen, işletmesini en iyi şekilde iyi yöneterek geleceğe artan değerlerle taşıyabilen kişiye denildiğini, öncelikle basiretli bir tacirin işiyle ilgili alanın gerektirdiği teknik bilgilere sahip olması beklendiği, yaptığı işlerde işin gerektirdiği riskleri biliyor, bu risklere uygun önlemler alabiliyor olması gerektiğini, Ticaret Hukukumuzun temel ilkelerinde olan basiretli davranma kuralı, ticari kişiliklerine zarar iddialarının kabulünde en temel kıstaslardan biri olduğunu, somut olayda ise bu şartın sağlanmadığının anlaşıldığını, davalının taraf olmaması nedeniyle vakıf olunmayan tarihsiz sözleşmenin içeriği ve TTK uygun sağlanmamış şirketler topluluğu iddiası gösterdiği; ya davacı yan olmayan sözleşme ve olmayan şirketler topluluğu üzerinden menfaat elde etmeye çalıştığını, bu ihtimalde hakikate aykırı veriler sunarak mahkeme nezdinde asılsız talepler sunmuş olmakta, yalnızca davanın reddi değil HMK m. 329/1 prosedürünün de uygulanması gerektiğini, ya da davacı yan basiretli tacir olmadığı için teknik bilgiden ve risk analizinden yoksun şekilde süreç yönetimi ile işlemlerinin nereye varacağını bilmeksizin gerçekleştirdiği işlemler nedeniyle mal varlığını kaybettiğini, bu ihtimalde ise davacının TTK m. 18 gereğince sorumluluğunu ifa etmediği anlaşıldığından, zararını 3. Kişilerden tazmini mümkün olmayacağını, internet üzerinden yapılan araştırmalar kapsamında 'hakim şirket' olduğu iddia edilen ...'ın, aile üyeleriyle birlikte 3. Kişilerin mal varlıklarını bedelsiz elde edebilmek için birtakım suç oluşturan eylemler gerçekleştirdiği iddia edilen gazete haberlerine ulaşıldığını, yine bu haberlerde söz konusu eylemler neticesinde güvenlik güçlerinin şüpheli ölümlerinin yaşandığı da yer aldığını, iddialarda ...'ın böylelikle çokça şirkette hakimiyet sağladığı yer aldığı, iddiaların doğruluğuna dair bilgi sahibi olunmayıp yalnızca davacı şirketin 'hakimi' olduğu belirtilen kişilerin şirket edinim ve yönetim sürecine dair araştırma kapsamında elde edilen verilerin mahkeme ile paylaşıldığını, iddiaların doğruluğunun teyidinin ceza dosyalarının celbi ile anlaşılacağını, iyi niyetli 3 kişi olan davalının salt tapu kaydına güvenerek işlem tesis ettiğini, iyi niyetli 3 kişilerin tapu kaydından başkaca araştırma yapmasına lüzum olmayıp, kayıtla yetinmeleri olağan olduğunu, davalının her ne kadar şirket hisse devrinde taraf olmasa da belirtmek gerekir ki tapu devir işleminden sonra şirketi devralan ... için aynı durumun söz konusu olmadığını, zira şirket devralırken tüm malvarlıkları, networkü, önemli pozisyon çalışanları, iş hacmi, süregelen işleri, geçmişi vb çokça unsurun araştırıldığı, davalının arazi almasına kıyasla oldukça teferruatlı incelemeler gerektiğini, devralan ...'ın bu incelemeleri yapmaksızın şirket hissesi almış olması ihtimali hukuki itibara şayan olmadığını, günlük hayatta bir telefon dahi alırken günlerce araştırma yapan vatandaşlar olarak şirket hissesi devralırken mal varlığının kontrol edilmeden alındığı iddiası inanması güç bir iddia olduğu gibi devirden 1,5 yıl sonra muvazaanın ileri sürülmüş olması da inandırıcı olmadığını, tacirlerin basiretli işlem tesis etmesi gerektiğine yönelik ilke gereğini, şirket yetkilisi olarak yapılması, yapılan işlemlerde gerekli özen sağlanmamışsa; bu dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesinde tazmin talebinden bulunulamayacağını, bu kapsamda ... dava konusu şirketi devralırken dikkatsiz ve tedbirsizce devralmışsa; bunun tazminini talep etmesinin TTK m. 18'e aykırı olduğunu,

...'ın şirket aktiflerini kontrol etmeden şirket hissesi satın aldığına dair iddianın hayatın olağan akışına aykırılığı bir yana, kontrol etmemiş olsa dahi bu durumda davalıdan tazmin etmesi daha da abes olduğunu, davalının, taşınmazın şirket uhdesinde olduğuna dair vaadi söz konusu olmayıp bu sebeple de hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Her ne kadar davacı tarafça, İzmir ili Bayraklı ilçesi...parsel kain taşınmazın davalı... ' a yapılan satış işleminin muvazaalı olduğundan bahisle davalı... adına kayıtlı olan 1/2 hissenin, anılan hisse kat irtifakı ile bağımsız bölümlere dönmüş ise bu hisseye tekabül eden tüm bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptal edilerek davacı şirket adına tesciline karar verilmesine yönelik olarak davalı hakkında Mahkememize dava açılmış ise de; davanın yasal dayanaklarının , 6098 sayılı TBK ' da düzenlenen muvazaa ve gayrimenkul satışı hükümleri olduğu dolayısıyla mutlak ticari davanın söz konusu olmadığı, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde, bu hükümde sayılan mutlak ticari davaların yanısıra "Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır." hükmü ile de nispi ticari davaya ilişkin de düzenleme yapıldığı, buna göre tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlık konusu işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olması gerektiği, davalı... ' ın dolayısıyla davanın taraflarından birinin tacir sıfatına haiz olmadığı bu husus göz önüne alındığında davanın TTK' nun 4. maddesinde düzenlenen nispi ticari dava niteliğinde de olmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılmasının gerektiği, Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 6335 sayılı yasanın 2. Maddesi ile 6102 sayılı yasanın 5. Maddesinin değiştirildiği, bu değişiklik sonucu, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanacağının belirlendiği, davanın açıldığı tarih itibariyle davaya bakmanın Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanı içerisinde kalıp, Mahkememizin görev alanı içerisinde olmadığı, görev hususunun kamu düzeni ile ilgili dava şartı niteliğinde olup, yargılamanın her safhasında ve resen nazara alınmasının ve 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine ve ihtiyati tedbir kararının görevli ve yetkili mahkemece verileceğine dair hükmün emredici nitelikte olduğu hususu göz önüne alınarak görevsiz mahkeme olduğu düşünülen Mahkememizce konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesinin gerektiği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine , Mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. Davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE,

Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

  1. Mahkememizin 24/11/2023 tarihli ara kararı ile konulan ihtiyati tedbirin KALDIRILMASINA , bu hususta ilgili tapu müdürlüğüne yazı yazılmasına,

  2. Taraflardan birinin HMK' nın 20. maddesi uyarınca iki hafta içerisinde başvurarak talepte bulunması halinde dosyanın görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine,

  3. Harç ve yargılama giderlerinin 6100 Sayılı Kanunun 331. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca, görevli mahkemece değerlendirilmesine,

  4. Taraflardan birinin 2 hafta içerisinde gönderme talebinde bulunmaması halinde Mahkememizce resen davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek aynı karar ile harç ve yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasına,

Dair tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar davacı vekili Av. ..., davalı... vekili Av.... ile müdahale talebinde bulunan şirket yetkilisi ...ve vekili Av. ...'ın yüzlerine karşı açıkça okunup anlatıldı. 25/01/2024

Başkan...

E-imzalıdır

Üye ...

E-imzalıdır

Üye ...

E-imzalıdır

Katip ...

E-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

VeAlmayaTapuİptaliizmirTescil(SatıngörevsizliğineDayalı)

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:29

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim