İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1066 E. 2024/509 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/1066
2024/509
29 Mayıs 2024
T.C.
İZMİR
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/1066 Esas
KARAR NO : 2024/509
DAVA : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/12/2022
KARAR TARİHİ : 29/05/2024
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi.
İDDİA VE TALEP:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri aleyhinde davalının İzmir ... İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, icra takibinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek İzmir ... İcra Müdürlüğünün...esas sayılı dosyası kapsamında asıl alacak olan 190.334,20 TL den 60.000,00 TL borcun kabulü ile geriye kalan 130.334,20 TL'lik kısım için borç ilişkisinin bulunmadığının tespiti ile dava konusu haksız durum sebebiyle müvekkilinin telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğrayacağı açık olduğundan müvekkilinin uğrayacağı muhtemel zararların engellenmesi için davalının başlattığı takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP VE SAVUNMA:
Davalıya dava dilekçesi tebliğ olmuş davalı davaya cevap vermemiş davalı vekili yargılama aşamasındaki beyanlarında davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVA:
Dava, eser sözleşmesi kapsamında düzenlendiği ve bedelsiz olduğu iddia olunan bonolar nedeniyle takip sonrası menfi tespit isteğine ilişkindir.
DELİLLER:
-İzmir... İcra Müdürlüğü'nün...Esas sayılı dosyası aslı,
-Manisa Ticaret Sicil Müdürlüğünün 29/03/2023 tarihli yazısı ve eki,
-Manisa Valiliğinin 28/03/2023 tarihli yazısı ve eki,
-İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 30/03/2023 tarihli yazısı ve eki,
-İzmir Vergi Dairesinin 06/04/2023, 19/04/2023 tarihli yazısı ve eki,
-Akhisar Ticaret Sicil Müdürlüğünün 01/06/2023 tarihli yazısı ve eki,
-Bilirkişi...ün 12/09/2023 tarihli raporu,
-Davacılar ve davalı asilin isticvap beyanları.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Çek ve bono bir kambiyo senedidir. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. Maddesi: “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir.
Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir.
Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar ve bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur.
İİK'nın 72/5. maddesi gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir(Çavdar, Seyit, İtirazın İptali,Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007,s.803).
Bu noktada, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190.maddesi; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddî hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hallerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı halinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanunî karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira, aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyetinden değil, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir (6100 sayılı HMK. 190. madde gerekçesi).
Menfi tespit konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davalının, davacılar aleyhinde İzmir... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 03/04/2017 düzenleme tarihli, 03/08/2017-03/11/2018 tarihleri arasında muhtelif ödeme tarihli, 5.000,00-20.000,00 TL arasında olacak şekilde muhtelif ödeme bedelli toplam 16 adet çeke ilişkin olarak toplam 202.172,28 TL alacak üzerinden 05/03/2020 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlattığı, ödeme emrinin davacılara 14/03/2020 tarihinde tebliğ edildiği, davacıların icra müdürlüğü nezdinde takibe itiraz ettiği, icra müdürlüğünce takip türü dikkate alınarak itirazın icra mahkemelerine yöneltilmesi gerektiği ve icra mahkemelerine yapılan herhangi bir başvuru ve itiraz olmadığı dikkate alınarak takibin devamına karar verildiği, davacıların iş bu dava ile davalı ile aralarında eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu, davalı ile 2018 yılında kdv dahil 150.000,00 TL bedelle işin yapılması konusunda anlaşma yapıldığı, buna ilişkin davalıya 11 adet senet verildiği, ayrıca davalıya elden ve banka yoluyla nakit ve çek yoluyla bir kısım ödemeler yapıldığı, davalı tarafından eksik yapılan imalatlar olduğu, bunun üzerine davalı ile 2020 yılında eksik imalatlar ile yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra 100.000,00 TL karşılığında yeni bir anlaşma yapıldığı, bu yeni anlaşma uyarınca davalıya 13 adet yeni senet verildiği, eski senetlerin kendilerine iade edilmesi ve bedelsiz olduğunun kararlaştırılmasına rağmen davalı tarafından bu senetlerin iade edilmediği, eski ve yeni sözleşme kapsamında verilen senetlerin dava konusu takibe konu edildiği, takip tarihine kadar davalıya 40.000,00 TL lik ödeme yapıldığı, sözleşme uyarınca davalıya 60.000,00 TL borçlarının bulunduğu, takibin 130.334,20 TL'lik kısmı yönünden davalıya borçlarının bulunmadığını iddia ettiği ve iş bu dava ile menfi tespit talebinde bulunduğu, davalının ise davaya cevap vermediği, davacının iddialarını inkar etmiş sayıldığı, taraflar arasında takibe konu bonoların kısmen bedelsiz olup olmadığı, davacıların takibe konu bonolar nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı ve ispat külfetinin hangi tarafta olduğu hususlarında ihtilaf bulunduğu anlaşılmıştır.
Davaya konu uyuşmazlığın eser sözleşmesi kapsamında düzenlendiği iddia olunan bonolardan kaynaklandığı, davacıların söz konusu bonoların düğün salonu olarak işletilen işyeri için davalıya verildiğini iddia ettiği, iddianın ileri sürülüş biçimine göre davacıların tüketici sıfatının bulunmadığı, davanın mutlak ticari dava olduğu ve mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir.
Mahkememizce yapılan araştırmada tarafların işletme hesabına göre defter tuttuğunun tespit edildiği, taraflara dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak 2017- 2018-2019- 2020- 2021- 2022 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarını sunmak veya bulunduğu yeri bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği, davacı vekilinin ticari defter ve kayıtların bulunduğu adresi bildirdiği, davalının ise yapılan usulüne uygun tebliğe rağmen defter ve kayıtların bulunduğu adresi bildirmediği ve mahkememize sunmadığı, mahkememizce davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde mahalinde inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin 12/09/2023 tarihli raporunda, davacıların 2019-2020-2021 yıllarına ait defter ve kayıtlarını sunduğu, 2017-2018 yılına ait defter ve kayıtları sunmadığı, anılan yıllara ait defterlerin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu, defterin niteliği gereği dava konusu edilen senetlerin ve tahsilatların incelenmesinin mümkün olmadığı, mevcut defter ve kayıtlarda taraflar arasında herhangi bir ilişki bulunmadığı yönünde görüş ve kanaat bildirildiği anlaşılmıştır.
Davalı vekilinin yargılama aşamasında yasal süresinden sonra 29/05/2024 tarihinde beyan dilekçesi sunduğu, beyan dilekçesi ekinde taraflarca imzalanmış 30/03/2018 tarihli fiyat teklifi ve ekinde eserin yüklenici olan davalı tarafından davacılara teslimine ilişkin tutanak sunduğu, mahkememizce bu sözleşme ve tutanağa ilişkin olarak davacıların isticvap yoluyla beyanlarının alınmasına karar verildiği, davacıların talimat yoluyla 20/12/2023 tarihinde alınan beyanlarında fiyat teklifi ve teslim tutanağı altındaki imzalarını kabul ettikleri ancak bunlar haricinde başka belgelerin de bulunduğunu ve bu belgelerin davalı elinde olduğunu iddia ettikleri anlaşılmıştır.
Mahkememizce davalı asilin isticvabına karar verildiği, bu kapsamda davalı asilin 27/03/2024 tarihli celsede dinlenildiği, davalının bu beyanında davacılara ait eski bir tütün deposunun restaurant ve düğün salonuna dönüştürülmesi için davacılar ile 2 ayrı anlaşma yapıldığı, bu işyerine ilişkin tüm tadilat işlemleri ile mobilyaların alınması ve döşenmesi, peyzaj işlemlerinin bu 2 anlaşma kapsamında kendisi tarafından yapıldığı, davacıların bu sözleşmeler kapsamında kendisine takibe konu senetleri verdiği, davacılar tarafından nakit olarak yapılan ödemelerin sözleşme harici ilave işlere ilişkin olduğu, işi eksiksiz şekilde davacılara teslim ettiğini beyan ettiği görülmüştür.
Menfi tespit davalarında alacaklı konumda olmasına rağmen ispat külfetinin kural olarak davalıda olduğu, ancak davacılar tarafından taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine istinaden bono niteliğindeki muhtelif vadeli ve bedelli toplam 24 adet kambiyo senedi düzenlenerek davalıya teslim edildiği ve bu senetlerden takibe konu edilen 16 adet senedin kısmen bedelsiz olduğu ileri sürüldüğüne göre ispat külfetinin davacılarda olduğunun kabulü gerektiği, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince davacıların iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiği, davacıların, davalı ile 2018 ve 2020 yıllarında 2 ayrı sözleşme yapıldığı, 2018 yılında yapılan sözleşmenin bedelinin 150.000,00 TL olduğu, bu sözleşmeye ilişkin davalıya 11 adet senet teslim edildiği, bu sözleşme kapsamında 2020 yılına kadar davalıya nakit, havale ve çek yoluyla toplam 24.000,00 TL ödeme yapıldığı, 2020 yılında eksik yapılan işler ve yapılan ödemeler mahsup edilerek iş bedelinin 100.000,00 TL olması konusunda yeni bir anlaşma yapıldığı, bu anlaşma uyarınca da davalıya 13 adet yeni senet verildiği, eski senetlerin ise bedelsiz olduğunun kararlaştırıldığı, ancak davalı tarafından eski senetlerin kendilerine teslim edilmediği, 2020 yılında yapılan sözleşmeye istinaden davalıya muhtelif tarihlerde toplam 40.000,00 TL havale yoluyla ödeme yapıldığı ve takip tarihi itibariyle davalıya toplam 60.000,00 TL borçlarının bulunduğunun iddia edildiği, davalının isticvap yoluyla alınan beyanında da davacılar ile arasında iki ayrı sözleşme bulunduğu, sözleşmelerin birbirinden bağımsız olduğu ve banka yoluyla yapılan ödemelerin de sözleşme harici ilave işlere ilişkin savunduğu, davacılarca iki sözleşme bulunduğu ve 2020 yılında yapılan sözleşmenin 2018 yılında yapılan sözleşmenin fiyat ve yapılacak işler yönünden revize edilmesine ilişkin olduğu ve 2018 yılında verilen senetlerin bedelsiz olduğunun taraflarca kararlaştırıldığı ileri sürülmesine karşın bu hususta herhangi bir yazılı delil sunmadığı, tarafların işletme hesabına göre defter tuttuğu, davacının usulüne uygun ve kesin süreli olan ihtarata rağmen 2017 ve 2018 yılına ait defter ve kayıtlarını sunmadığı, diğer yıllara ait defter ve kayıtlarında da taraflar arasında herhangi bir ilişkiye rastlanılmadığı, defterin niteliği itibariyle ticari defter ve kayıtlarda taraflar arasındaki ilişkiye dair herhangi bir tespitte bulunulmasının da olanaklı olmadığı, bu nedenle mahkememizce davacının 2017-2018 yıllarına ilişkin defter ve kayıtlarının yeniden incelenmesine ilişkin talebinin yerinde görülmediği, ayrıca davacıların isticvap yoluyla alınan beyanında davalının yargılama aşamasında sunduğu eserin teslimine ilişkin tutanak altındaki imzalarını kabul ettikleri, davacıların 2020 yılında yapıldığı ileri sürülen revize sözleşmeden sonra davalının edimini eksik ve ayıplı şekilde gerçekleştirdiğine ilişkin bir iddialarının da bulunmadığı, bu sebeple mahkememize keşif yapılmasına lüzum görülmediği, davacıların dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı, mahkememizce davacı vekiline 27/03/2024 tarihli celsede yemin delilinin hatırlatıldığı, davacı vekilinin aynı tarihli celsede yemin deliline dayanmayacağını beyan ettiği, hal böyle iken davacıların imzası inkar edilmeyen, davalı elinde bulunan ve takibe konu edilen senetlere karşılık olarak 2018 ve 2020 yıllarında yapılan sözleşmelerin bedeli, 2020 yılında yapılan sözleşmenin revize sözleşme olduğu, takip konusu senetlerin kısmen bedelsiz olduğu, dosyaya sunulan toplam 40.000,00 TL tutarlı ödemelerin söz konusu senetlere ilişkin yapılan ödemeler olduğu (davalının bu ödemelerin sözleşme harici ilave işlere ilişkin olduğu savunması ve havale işlemlerine ilişkin dekontlarda açıkça senet vadesi ve senet bedeline karşılık yapılan ödeme olduğunun gösterilmemesi karşısında) iddialarını ispat edemediğinin kabulü gerektiği, iddianın ileri sürülüş biçimi, savunmanın kapsamı ve mahkememizce yapılan incelemenin niteliğine göre başkaca araştırma yapılmasına lüzum bulunmadığı anlaşılmakla davacıların menfi tespit talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle:
-
Davanın REDDİNE,
-
Alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcının davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 2.225,79 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.798,19 TL harcın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacılara İADESİNE,
-
Davacılar tarafından yapılan masrafların kendileri üzerinde BIRAKILMASINA,
-
Davalı dava ve duruşmalarda kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1. 4 maddesine göre hesap ve takdir edilen 20.853,47 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE,
-
HMK'nun 333.maddesi uyarınca taraflarca yatırılan gider avansının sarf edilmeyen kısmının karar kesinleştiğinde taraflara İADESİNE,
-
İzmir... İcra Müdürlüğünün...esas sayılı dosyasının kararın kesinleşmesinden sonra mercine İADESİNE,
Dair, karar HMK 341vd maddeleri gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize veya aynı nitelikteki başka yer Mahkemesine verilecek dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı açıkça okunup usulen anlatıldı.29/05/2024
Katip ... Hakim ...
E-İMZA E-İMZA
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:27