İstanbul BAM 8. HD 2024/731 E. 2024/930 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
bam
2024/731
2024/930
30 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/731
KARAR NO: 2024/930
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/11/2023
NUMARASI: 2019/473 Esas - 2023/763 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/05/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'ne hitaben verdiği dava dilekçesinde özetle; ... plaka sayılı aracın, ... plaka sayılı araca çarpması neticesinde meydana gelen 05/08/2007 günlü trafik kazasında, ... plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunan ve kaza tarihinde 9 yaşında olan vekil edeninin yaralandığını, uzun süre tedavi görmesine rağmen eski sağlığına kavuşamayarak sakat kaldığını ve olayla ilgili olarak Çorum 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen 2008/101 esas sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasında temin edilen bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere kazanın oluşumunda yeşil kart sigortalı bulunan ... plaka sayılı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğunun belirlendiğini, bu durumda oluşan maddi zararın giderilmesinden davalı kurumun sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (belirsiz alacak) 1.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden işletilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; 11/07/2023 işlem tarihli bedel arttırım dilekçesi ile de; müvekkilinin kaza neticesinde uğradığı geçici ve kalıcı iş göremezlik zararının ne olduğunun aktüer bilirkişi raporuyla belirlendiğini beyanla 1.000,00-TL olan sürekli iş göremezlik tazminatı taleplerini 79.000,00-TL daha arttırarak toplamda dava değerini 80.000,00-TL'ye çıkarttıklarını açıklamıştır. Davalı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; yetki husumet ve zamanaşımı itirazında bulunarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/919 esasına kayıtlanan davanın yargılaması neticesinde mahkemece verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilerek yargılamaya devam olunduğu görülmüştür. İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucunda; iddia, savunma toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek; " ... 05/08/2007 tarihinde gerçekleşen kaza neticesinde yaralanan davacının maluliyeti nedeniyle 1.000,00-TL maddi tazminat talebine ilişkin olup Mahkememizce ATK'dan alınan kusur oranı raporuna göre dava konusu kazada, davacının ... plakalı ... idaresindeki motosiklette yolcu olarak bulunmakta olup ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı, ... plakalı araç sürücüsü ...'in ise %100 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Dava konusu kaza 05/08/2007 tarihinde gerçekleşmiş olup kaza tarihi itibariyle yürürlükteki yönetmelik Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü olduğundan ATK'nın 27/02/2023 tarihli maluliyet raporunun kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olarak düzenlendiği belirlendiğinden davacının maluliyeti için ATK'nın 27/02/2023 tarihli raporunun esas alınması gerektiği anlaşılmıştır. ATK'nın 27/02/2023 tarihli maluliyet raporunda; dava konusu kaza nedeniyle davacının sürekli maluliyetinin %7,2 olduğu, iyileşme süresinin ise olay tarihinden itibaren 9 ay olduğu belirlenmiş, Aktüer bilirkişi ...'ın düzenlediği 03/07/2023 raporun, güncel asgari ücrete göre hazırlandığı ve ATK'nın 27/02/2023 (üst yazı tarihi 01/03/2023 olan) maluliyet raporunun esas alındığı, Yargıtay içtihatlarına göre TRH 2010 yaşam tablosu ve Progresif rant yöntemine göre hesaplama yapıldığı, davacının sürekli iş göremezlik zararının 623.878,41-TL olduğu, geçici iş göremezlik zararının ise 276,64-TL olduğu, ... plakalı aracın Yeşil Kart Sigortası ile sigortalandığı ve davalının kaza tarihi itibariyle ZMSS poliçe teminat limiti ile sorumluluğunun bulunduğu, kaza tarihi itibariyle teminat limitinin sakatlık için 80.000,00-TL ve tedavi için 80.000,00-TL olduğu, davacının geçici iş göremezlik zararının tedavi giderleri için 80.000,00-TL teminat limitinin altında olduğundan davacının bi tutarın tamamında sorumlu olduğu, ancak sürekli iş göremezlik zararının sakatlık için 80.000,00-TL teminat limitinin üstünde olduğu belirlendiğinden sürekli iş göremezlik zararı yönünden davalının teminat limiti olan 80.000,00-TL ile sınırlı olarak sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili belirlenen bu tutar yönünden 11/07/2023 tarihinde talep artırım dilekçesi sunmuş, davalı vekili talep artırım dilekçesini ıslah olarak değerlendirilerek ıslahla artırılan tutar için zamanaşımı itirazında bulunmuşsa da davanın belirsiz alacak davası olduğu ve davacının 11/07/2023 tarihli dilekçe ile talebi belirli hale geldiğinden talep sonucunu artırdığı ve bu tutar üzerinden harç yatırdığı görüldüğünden davalı vekilinin zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin 11/07/2023 tarihli talep artırım dilekçesi de göz önünde bulundurulduğunda davacının geçici iş göremezlik zararı için 276,64-TL ve sürekli iş göremezlik zararı için 80.000,00-TL olmak üzere toplam 80.276,64-TL maddi tazminatın, dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi talep edildiğinden taleple bağlı kalınarak dava tarihi olan 28/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir. Ayrıca 6100 sayılı HMK'nun 331/2. maddesi "Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise, talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderleri ödemeye mahkum eder" hükmünü içermektedir.Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/919 esas 2017/364 karar sayılı yetkisizlik kararı gereğince de HMK'nun 331/2. maddesi gözetilerek, kendisini bir vekille temsil ettiren davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle; -Davanın Kabulüne, Davacının geçici iş göremezlik zararı için 276,64-TL ve sürekli iş göremezlik zararı için 80.000,00-TL olmak üzere toplam 80.276,64-TL maddi tazminatın dava tarihi olan 28/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri; cevap dilekçesinde ve dava sırasında sunulan tüm diğer dilekçelerde açıkça zamanaşımı itirazında bulunulduğu halde, mahkemece bu husus üzerinde durulmadan ve herhangi bir gerekçe bildirilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna yöneliktir. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen bedensel zarara dayanılarak açılmış maddi tazminat isteğine ilişkin olup, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulmuştur. 1-2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.) 6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür. Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı). TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Dava konusu olayda, davacının yaralanmasıyla sonuçlanan kaza 05/08/2007 tarihinde meydana gelmiş, dava 28/12/2015 tarihinde açılmıştır. Bu nedenle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89 ve 66/1-e maddeleri uyarınca öngörülen ceza zamanaşımı süresi 8 yıl olup; dava tarihi itibariyle ceza zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır. Ancak bazı durumlarda zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihe göre ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile davacının zararını tam anlamıyla öğrenememesi söz konusu olabilir. Bu nedenle zararı öğrenme ile amaçlanan şeyin ne olduğu ve buna göre zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.Kısa süreli zamanaşımının başlaması için zarar görenin zarar ile birlikte zararın sorumlusunu da öğrenmesi gerekir. Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması, bu iki koşulun da gerçekleşmesine bağlıdır. Bu koşullardan birinin gerçekleşmemesi hâlinde zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Zarar ve tazminat sorumlusundan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı süresi son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar.Belirtmek gerekir ki, kısa süreli zamanaşımının işlemeye başlaması için zarar görenin, zarar veren eylem veya olayı değil, zararı öğrenmesi gerekir. Zarar, zarar verici fiil veya olayın zarar görenin hukuki varlık ve değerleri üzerindeki olumsuz etki ve sonuçlardır. Zararın öğrenilmesinden amaç, zarar verici olayı değil, zararın varlık ve niteliğini, unsurlarını, kapsamını öğrenmektir. Zararın varlığı ve bütün unsurları öğrenilmeden, zarar görenin dava yoluyla talep edeceği tazminat hakkında yeterli bir değerlendirme yapamayacağı açıktır. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde, doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Buna karşılık, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. Önemle belirtilmelidir ki, burada sözü edilen “gelişen durum” kavramı, uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiği (örneğin buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Eş söyleyişle gelişen durum kavramı, salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder. Özellikle somut olayda olduğu gibi bedensel bütünlüğün zarar gördüğü ve tedavinin uzunca bir süreye yayıldığı durumlarda, oluşan zararın miktarı tıbbi bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Yukarıda anlatılan şekilde gelişen durumun bulunduğu, zararın niteliği ve kapsamının bu nedenle sonradan öğrenildiği hallerde zamanaşımının zararın kesin miktarının öğrenildiği tarihten başlayacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir çok kararında (21.03.2001 gün ve 2001/4-258 E., 2001/276 K.; 05.06.2002 gün ve 2002/4-470 E., 2002/477 K.; 15.05.2015 gün ve 2013/21-2035 E., 2015/1345 K. ve 01.03.2017 gün ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K.) belirtilmiştir. Kaldı ki, henüz tedavinin tamamlanmadığı, zararın kapsam ve miktarı konusunda belirsizliğin devam ettiği bir aşamada, zarar göreni süre aşımı kaygısıyla dava açmaya zorlamak hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına da zarar verecektir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; 01/05/1998 doğumlu olan davacı Sedanur'un 05/08/2007 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasında yaralanarak sol femurunda kırık oluştuğu ve Çorum Devlet Hastanesinde hastanın opere edildiği, 1 yıl sonra operasyonla takılan plak vidanın çıkartıldığı, kişinin eklem hareket açıklıkları, bacak boyları ve uyluk baldır çap farkının Hitit Üniversitesi Eral Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan 15/12/2021 günlü ölçüm neticesinde belirlendiği, bundan önce yine aynı hastanece düzenlenen 15/03/2021 günlü raporda da davacının ölçümlerinin ne olduğunun açıklandığı, tüm bu tıbbi evrakların, çekilen muhtelif grafilerin değerlendirilmesi neticesinde İstanbul 2. Adli Tıp İhtisas Kurulunca kaza tarihinde yürürlükte bulunan "Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerinden yararlanılarak düzenlendiği anlaşılan 27/02/2023 raporda; kişinin 05/08/2007 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle %7,2 oranında malul kaldığı sonucuna varıldığı ve mahkemece bu raporun hükme esas alındığı görülmüştür. Hal böyle olunca; davacının kaza tarihinde 9 yaşında olduğu, yani bedensel gelişimi henüz tamamlanmadan kaza geçirdiği, eldeki davayı da 18 yaşını ikmal ettikten hemen sonra açtığı ve kazaya bağlı yaralanması nedeniyle sonuçta 7,2 oranında maluliyete uğradığı yeterli ve geçerli ATK raporuyla belirlendiğine göre, büyüme ve gelişmenin tamamlanmasıyla ortaya çıkan bir maluliyet durumu olduğu sabit olduğu ve belirsiz alacak nitelikli davanın da 10 yıllık genel zamanaşımı süresi geçirilmeksizin açıldığı anlaşılmakla, mahkemece davalı tarafın zamanaşımına itirazlarının yerinde olmadığı kabul edilerek davalının sorumluluğu yoluna gidilmiş olmasında istinaf edenin sıfatına ve istinaf nedenlerine göre (aşağıda belirtilen husus hariç) usul ve yasaya aykırı bir yön tespit edilemediğinden davalı vekilinin açıklanan hususu amaçlayan istinaf itirazının yerinde olmadığı reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. 2-Ne var ki HMK'nın 26.madde hükmü uyarınca hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Somut olayda davacı 1.000,00-TL bedel üzerinden belirsiz alacak davası açmış olup, yargılama sırasında,1.000,00-TL sürekli iş göremezlik tazminatı talep miktarını 80.000,00-TL'ye çıkartmıştır. Bu durumda mahkemece davacı yararına sadece 80.000,00-TL tazminata hükmetmesi gerekirken, talebin aşılması suretiyle davacı yararına toplam 80.246,64-TL maddi tazminata karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Ancak resen gözetilmesi gereken bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK.m. 353/1-b/2 hükmü uyarınca kaldırılmasına ve istinaf yasa yoluna başvuru konusu yapılmayan hususlar ile reddedilen istinaf itirazları nedeniyle taraflar yararına oluşan usuli kazanılmış haklar ve harcın da kamu düzeninden olduğu gözetilerek kararın diğer bölümlerine dokunulmaksızın sadece hatalı olduğu belirlenen hususun davalı taraf yararına düzeltilmesi suretiyle yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/11/2023 tarih ve 2019/473 Esas - 2023/763 Karar sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda (2) sayılı bentte açıklanan ve resen gözetilmesi gereken nedenle KABULÜNE, öteki istinaf itirazlarının ise (1) sayılı bentte gösterilen sebeplerle REDDİNE, a-)İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davalıya iadesine, b-)İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, c-)İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ise takdiren kendi üzerinde bırakılmasına, 2-)İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/11/2023 tarih ve 2019/473 Esas-2023/763 Karar sayılı kararının HMK.m. 353/1-b/2 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, a-)Davanın Kabulüne, - 80.000,00-TL maddi tazminatının, dava tarihi olan 28/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b-)Karar tarihi itibariyle alınması gereken 5.464,80-TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 27,70-TL harç ile 270,00-TL ıslah harcının düşümü ile kalan 5.167,10 -TL eksik harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, c-)Davacı tarafından yapılan 27,70 -TL başvurma harcı, 27,70-TL peşin harç, 4,10-TL vekalet harcı, 270,00-TL ıslah harcı, 689,80-TL tebligat/ posta gideri, 2.250,00 -TL bilirkişi ücreti, 4.898,00-TL Adli Tıp ücreti olmak üzere toplam 8.167,30-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ç-)Kendini vekille temsil ettiren davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, d-)Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/919 esas 2017/364 karar sayılı yetkisizlik kararı gereğince de HMK'nun 331/2. maddesi gözetilerek, kendisini bir vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT 7.maddesi gereğince ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra yetkisizlik kararı verildiğinden tarifede yazılı ücretin tamamı olan 1.980,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, e-)Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.30/05/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45