SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 8. HD 2024/251 E. 2024/696 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/251

Karar No

2024/696

Karar Tarihi

2 Mayıs 2024

T.C.

İSTANBUL BAM

8. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/251

KARAR NO: 2024/696

DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/05/2024

Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;

K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in; 20/12/2019 günü saat 16:30-17:00 sıralarında ... plaka sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halk Otobüsü ile seyahat ederken, Bahçelievler ... yakınlarında şoförün aniden frene basması neticesinde otobüs zeminine düşmesi ve 10-15 yolcunun da aynı şekilde düşerek üzerine yığılması neticesinde ağır biçimde yaralandığını, talep konusu olayın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, vekil edeni yolcuya yükletilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, eldeki dava açılmadan önce davalı sigorta şirketine başvuru yapılmış ise de sonuç alınamadığını belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak ve sonradan arttırılmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL geçici sakatlık dönemine ilişkin maddi tazminat ile 3.000 TL sürekli sakatlık dönemine ilişkin maddi tazminat olmak üzere toplam 4.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, ayrıca 80.000 TL manevi tazminatın da kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..., İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalılar ise vekilleri aracılığı ile sundukları cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; 22/06/2022 tarihli celsesinin 4 no'lu ara kararı gereğince dosyanın karayolları fen heyetinden oluşan 3'lü bilirkişi heyetine tevdii ile kusur raporu alınmak üzere Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılmasına karar verildiği, bilirkişi ücreti ile talimat gideri olarak 3.200,00 TL eksik delil avansını davacı tarafça depo edilmesi yönünde davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilerek ihtarat yapıldığı, davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, davalılar vekillerinin ayrı ayrı, bilirkişi ücretinin yatırılmasına ilişkin olarak davacı tarafa tekrar süre verilmesine muvafakatlarının olmadığını beyan ettikleri, bu suretle davacının davasını ispat edemediği- görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş;müteakip 26/12/2022 tarihli ek kararla, ... Şirketi vekilinin talebini ilişkin yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; -davada HMK'nın 124.maddesi kapsamında davalı İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün davalı olarak uyaptan silinerek yerine davalı olarak ... A.Ş'nin davaya kabulüne karar verildiği, kararın bu doğrultuda düzeltilmesi gerektiği belirtilerek; a-karar başlığında İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü unvanının, ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi şeklinde düzeltilmesine, b-manevi tazminat talebi yönünden; AAÜT gereğince hesap edilen 9.400,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılar ..., ..., ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne verilmesine, c-ek kararın taraflara tebliğine karar verilmiş, karara ve ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairece yapılan istinaf incelemesi neticesinde verilen 18/02/2023 gün 2023/379 Esas-2023/317 Karar sayılı ilamla; Mahkemece; "Karayolları Fen Heyetinden oluşan 3'lü bilirkişi heyeti kurulundan kusur raporu alınmak üzere Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılmasına, bilirkişilere 1.000,00'er TL ücret takdirine, takdir edilen bilirkişi ücreti ile 200,00 TL bilirkişi tebliğ gideri, talimat gideri ve bilirkişi raporunun taraflara tebliğ gideri olmak üzere toplam 3.200,00 TL'nin 2 haftalık kesin süre içerisinde davacı vekilince mahkeme veznesine depo edilmesine, aksi taktirde 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 324. maddesi gereğince bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususunun davacı vekiline ihtarına karar verilmiş, fakat ara kararda 2 haftalık kesin sürenin başlangıç tarihi net bir şekilde gösterilmemiştir. (-bkz..Yargıtay 17.HD'nın 2015/17950 esas, 2016/4323 karar sayılı ve 06/04/2016 tarihli ilamı-) Bundan ayrı, yargılamanın icra edildiği İstanbul İlinde, ara kararda geçen bilirkişi incelemesinin yaptırılması mümkün olmasına rağmen, HMK'nın 30.maddesine aykırı olarak başka bir ilde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi, usul ekonomisi, yargılamanın süratle ve mümkün olan en az masrafla yürütülmesi ilkesine aykırıdır. Bu durumda, mahkemenin kesin süre ihtaratını içeren ara kararının usul ve yasaya uygun olduğundan söz edilemeyeceği gibi mahkemece belirlenen kesin sürenin, yasanın bağladığı sonuçları doğurmasına yasal olanakta bulunmamaktadır. Kabule göre de; davacının, bilirkişi incelemesi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı kabul edildikten sonra, delil olarak dayandığı, az yukarıda açıklanan savcılık soruşturmasında alınan 26/08/2020 tarihli, davacının kusursuz, davalı sürücünün kusurlu olduğunu belirten ve Bakırköy 31.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/233 esas sayılı dosyasında ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 28/03/2022 tarihli, davalı sürücünün ve davacının kusursuz ve aracın ani fren yapmasına sebep olan belirlenemeyen araç sürücüsünün kusurlu olduğunu belirten raporların ve toplanan diğer delillerin birlikte tartışılarak kazanın meydana gelmesinde tarafların kusurlarının belirlenmesi suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, son derece soyut bir ifade ile, davanın ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur." gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK m.353/1-a/6 madde hükmü kapsamında kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür. Dairece verilen kaldırma kararından sonra 2023/233 Esasına kaydedilen davanın yargılaması neticesinde mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, kaldırma kararı, kaldırma kararı sonrası temin edilen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı yeniden değerlendirilerek; Davalı ... A.Ş tarafından husumet itirazında bulunulmuş ise de bu itirazın İBAM 40. Hukuk Dairesinin 06/04/2021 gün 2019/1808 Esas-2021/497 Karar sayılı ilamında işaret edilen nedenlerle yerinde bulunmadığı, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu ve davacının kaza neticesinde %4 oranında engelli hale geldiği ve iyileşme süresinin 4 ay olduğu, yeterli ve geçerli nitelik taşıyan bilirkişi raporlarıyla belirlendiği, bu durumda davacının maddi tazminata ilişkin taleplerinin 18/10/2023 günlü aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda kabulü gerektiği; davacının manevi tazminata ilişkin talebinin ise somut olayın özelliklerine göre kısmen kabulüne karar verilmesinin uygun olacağı şeklindeki özet gerekçeyle; "-Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile; -8.324,27 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 178.562,55 TL kalıcı iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 186.866,82 TL maddi tazminatın davalılar ..., ... ve ... Kiralama şirketi yönünden kaza tarihi olan 20/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 11/03/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile (poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere) birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine, -Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; -20.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ..., ... ve ... Kiralama şirketinden kaza tarihi olan 20/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine, -Fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Karara karşı davalılar ... ve ... vekili, davalı sigorta şirketi vekili ile davalı ... A.Ş vekili tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davalı ... A.Ş vekilinin istinaf nedenleri; yargılama sırasında husumet itirazında bulunulmuş olmasına rağmen gerekçeli kararda bu yöndeki itirazın neden reddedildiğine ilişkin yeterli herhangi bir açıklama yapılmadan karar verilmiş olmasının hatalı olduğu, keza kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün kusurlu olduğuna ilişkin kabul şeklinin dosya kapsamı ile örtüşmediği halde, müvekkili şirketin sorumluluğu yoluna gidilmiş olmasının isabetsiz bulunduğu ve kabule göre de hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verecek biçimde fazla olduğu hususlarına ilişkindir. Davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf nedenleri; dosyada mevcut kusur raporları arasında çelişki bulunduğu halde, raporlar arasındaki çelişkiler usulüne uygun şekilde giderilmeden tek bilirkişi tarafından düzenlenen yetersiz rapor doğrultusunda sonuca gidilmiş olmasının hatalı bulunduğu, ayrıca davacı ev hanımı olduğundan ve gelir getirici bir işte çalışmadığından geçici iş göremezlik dönem zararının oluşmayacağının karar yerinde gözetilmediği, kaldı ki bu yöndeki zarar sorumluluğunun SGK'ya intikal etmesi nedeniyle vekil edeni sigorta şirketinin sorumluluğu yoluna gidilmiş olmasının isabetsiz olduğu, keza davacının uğradığı kalıcı iş göremezlik zararının 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMM Sigortası Genel Şartları Uyarınca TRH 2010 Yaşam Tablosu ve 1.8 teknik faiz uygulaması ile hesaplanması gerekirken bunun yapılmamış olmasının da doğru bulunmadığı, kabule göre de davacının müterafik kusurlu olup olmadığı değerlendirilmeden ve müterafik kusur indirimi cihetine gidilmeden karar verilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğuna yöneliktir. Davalılar ... ve ... vekilinin istinaf nedenleri ise; ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığı, dolayısıyla da kusursuzluğu ispat edildiği halde 03/08/2023 günlü kusur raporu doğrultusunda müvekkillerinin sorumluluğu yoluna gidilmesinin hukuka aykırı bulunduğu, kabule göre de her bir davalı yararına ayrı ayrı ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken reddedilen manevi tazminat bakımından tek vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının da isabetsiz olduğu hususlarına yöneliktir. Dava, trafik kazası neticesinde meydana gelen cismani zarara dayanılarak açılmış, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir. 1-Görülmekte olan davada davacının içinde yolculuk etmekte olduğu aracın özel halk otobüsü olduğu, söz konusu taşımacılık işinin davalı ... A.Ş'nin belirlediği güzergahta ve yine idarenin belirlediği koşullar altında yapıldığı, aracın taşıma işinden elden edilen gelirden de ... A.Ş'nin hasılat aldığı, araç maliki kile aralarında yapılan 25/02/2011 tarihli sözleşme hükümlerinden anlaşılmakta olup, ... A.Ş'nin asıl işleten sıfatını taşıdığı sabittir. Bu durumda mahkemece; benzer bir olayda İBAM 40. Hukuk Dairesince verilen 2019/1808 Esas-2021/497 Karar sayılı ilamdaki konuya ilişkin belirleme ve değerlendirmelerin benimsenmesi suretiyle davalı ... A.Ş'ye husumet yöneltilmesinin doğru olduğu kabul edilerek adı geçen şirketin sorululuğu yoluna gidilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi konuya ilişkin gerekçenin de yeterli olduğu sonucuna varıldığından ... A.Ş vekilinin husumete yönelik istinaf itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-İstinaf yasa yoluna başvuran davalıların kusura ilişkin istinaf itirazları birlikte incelendiğinde; Haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla ilgili bir talepte bulunulması halinde, kazanın oluşumunda taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsurdur. Somut olayda; davacı taraf, ...'in yaralanmasıyla sonuçlanan kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsü ...'in tam kusurlu olduğunu ileri sürmüş, davalı taraf ise davacının yaralanmasına neden olan olayın gerçekleşmesinde araç sürücüsü ...'in herhangi bir kusuru bulunmadığını savunmuştur. Olayla ilgili olarak Bakırköy 31. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan ve UYAP sorgusunda da anlaşılacağı üzere istinaf yasa yoluna başvuru konusu yapılmaksızın 08/07/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılan 2021/233 Esas-2022/371 Karar sayılı ceza yargılaması sırasında temin edilen ve ATK Trafik İhtisas dairesince düzenlenen 28/03/2022 günlü raporda; sanık araç sürücüsü ...'in otobüs ile meskun mahalde seyri sırasında ara sokaktan aniden çıkan ve plakası tespit edilmeyen araç nedeniyle fren yapması sonucunda otobüs içerisinde yolcu olarak bulunan müştekinin yaralanmasıyla neticelenen kazada atfı kabil bir kusuru bulunmadığı yolunda değerlendirme yapıldığı ve ceza mahkemesince de bu raporun hükmü esas alınması sonucunda sanık sürücünün beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. Eldeki davada görüşüne başvurulan ve İTÜ Mak. Fak. Emekli Öğr. Üyesi Mak. Yük. Müh. Prof. ... tarafından olayla ilgili olarak temin edilen tüm bilirkişi raporlarının irdelenmesi, ayrıca taraf ve tanık beyanları ile olay yeri fotoğraflarının değerlendirilmesi sonucunda düzenlendiği anlaşılan 03/08/2023 günlü rapor da ise; ATK'ca düzenlenen raporda değerlendirildikten sonra; "Olay yeri Google Eart-Yandex gibi haritalardan olay yeri incelendiğinde (Dosya içeriğinde, başkaca bir kroki olmaması, olay yerinde, özellikle Ceza Muhakemesi sırasında, keşif yapılmaması sebebiyle), sürücünün ifadesindeki “ara sokaktan aniden çıkan ve plakası tespit edilemeyen araç” argümanının bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Zira, Halk Otobüsünün durduğu otobüs durağının hemen akabinde bir sokak bulunduğu ancak buraya girişin mümkün olmadığı çünkü ancak bu yan yoldan, bu sokağa geçişin mümkün olduğu tespit edilmektedir. Bu durumda olayın, otobüs sürücüsünün anlattığı şekilde gerçekleşmediği, otobüs durağında aniden firen yaptığı kanısına ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bu Bilirkişi Rapordaki kusur dağılımındaki ...”in kusursuz olduğu kanaatine katılınmakla birlikte sürücü ...'in kusursuz olduğuna katılmak mümkün değildir." denilmek suretiyle ATK raporuna katılınmadığının bildirildiği ve bu duruma göre olayın meydana gelmesinde ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'in tam kusurlu olduğu, davacı ...'e atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür. Hal böyle olunca, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, diğer bir anlatımla ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemesini bağlayacağı veya bağlamayacağı konusu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nın 74.maddesi "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir" hükmünü taşımaktadır. Aynı doğrultudaki hüküm 818 sayılı Borçlar Kanununun Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet başlıklı 53.maddesinde “ Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez” şeklindeydi. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları). Ayrıca hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk davasında kesin delil teşkil eder (Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001, cilt:V, s:5153). Bilindiği gibi kesin hüküm, ilişkin olduğu konuda uyuşmazlığı ortadan kaldırır. Bu yüzdendir ki, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması bir yargılama koşuludur. Özellikle bir ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptaması, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturur. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Yasasının 74.maddesi bir engel oluşturmaz (Y.HGK.16.9.1981 gün 1979/1-131 E. ve 1981/587 K. sayılı ilamı, Mustafa Çemberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm. 1965 s.22 vd.). Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı). Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, kesin delilin etkisi nedeniyle, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir (Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001, cilt:V, s:5154-5155). Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; olayla ilgili olarak Bakırköy 31. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan ve fakat yargısal denetimden geçmeden kesinleştiği anlaşılan 2021/233 Esas-2022/371 Karar sayılı ceza yargılamasına dosya kapsamında hukuk hakimini bağlayacak tek maddi olgu sadece davalı araç sürücüsünün fren yapmasına neden olan ve plakası belirlenemeyen bir aracın varlığı olgusudur. Yolcu taşıyan ve profesyonel araç sürücüsü olan davalı ...'in meskun mahalde Bahçelievler durağından hareket etmeden önce, ilerleyeceği yolu, yan yolları ve dahi arkadan gelmekte olan araçları yani tüm trafik akışını yeterince kontrol etse, ondan sonra sevkine devam etse ani fren yapmasına gerek kalmayacağı ve bu suretle de araçta yolculuk etmekte olan davacının düşmesine engel olabileceği herhangi bir önlem bulunup bulunmadığı, dolayısı ile de davacının yaralanmasında var olduğu kabul edilen aracın, illiyet bağını kestiği konusunda değildir. Bu durumda dosyada mevcut tüm kusur bilirkişi raporlarında sigortalı araçta yolculuk etmekte bulunan davacının, talep konusu olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru olmadığı bildirildiğinden, ve dahi ani fren nedeniyle araçta düşenin sadece davacı değil birden çok yolcu olduğu da gözetildiğinde; araçta bulunan tüm yolcuların salimen varacakları yere götürmekle sorumlu olan davalı araç sürücüsünün davacının yaralanmasıyla sonuçlanan olayın oluşumunda hiç kusuru olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bundan ayrı davacının uğradığı zarar, tek bir olaydan kaynaklanmakta olup 2918 sayılı KTK'nun 88 ve TBK'nun 61 ve devamı madde hükümleri ile yine TBK'nun 162 ve devamı madde hükümlerine göre; sigortacı dahil, haksız eylem sorumlularından her biri teselsül hükümleri uyarınca tam tazminatla yükümlüdürler. Kusursuz veya bir miktar kusurlu olan davacı taraf, yasanın verdiği müteselsil talep hakkından açıkça vazgeçmedikçe , kendi kusuru dışında kusur sorumlularının tamamına veya bir kaçına ya da birine karşı dava açarak uğradığı zararın tamamının giderilmesini isteyebilir. Davacı taraf dışında kalan diğer kişi veya kişilere ait kusur oranları, zarar sorumlularının kendi iç ilişkilerini ilgilendiren bir husus olup, rücuda dikkate alınabilecek bir durum olup, kusursuz olan davacı yönünden davalının (kusursuzluk hali haraç) ne kadar kusurlu olduğunun bir önemi yoktur. Hal böyle olunca somut olayda davacının, görülmekte olan davayı sadece içinde yolculuk etmekte olan aracın sürücüsüne, malikine, aracın işletenine ve aracın ZMM sigortacısına yönelterek oluşan zararın tamamının davalılarca karşılanmasını talep etme hakkına sahip olduğu konusunda duraksamamak gerektiğinden mahkemece davacının uğradığı zararın tazmininden giderilmesinden tüm davalıların birlikte sorumluluğu yoluna gidilmiş olmasında ve ani fren yapıldığında, toplu taşıma aracında bulunan davacı dahil bir çok yolcunun tutunamayarak düştükleri gözetildiğinde, davacının böyle bir durumda yaralanmasına engel olmak için alabileceği bir önlem söz konusu olmadığı için, müterafik kusur indirimi yapılmaksızın karar verilmiş bulunmasında da usul ve yasaya aykırı bir yön tespit edilmediğinden davalıların bu yönleri amaçlayan istinaf itirazlarının reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. 3-Davalıların açıklanan hususlar dışında kalan diğer tüm istinaf itirazları birlikte değerlendirildiğinde; Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesiyle çıkarılan sonuç ve oluşturulan hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümleri uyarınca davacının kaza sonrasında geçirmiş olduğu tüm tedavi evraklarının değerlendirilmesi sonucunda; konusunda uzman, ATK 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlendiği anlaşılan 16/03/2020 günlü raporda belirlenen maluliyet oranı ve iyileşme süresi gözetilerek, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve prograsif rant uygulaması ile davacının ev hanımı olduğu dikkate alınmak suretiyle AGİ hariç net asgari ücret üzerinden yapılan aktüer hesaplamanın, hükme esas alınmasında isabetsizlik olmamasına, ayrıca bedensel zararın bir türü olan geçici iş göremezlik tazminatının davalı sigorta şirketinin sorumluluğunda bulunmasına, her ne kadar davacı ev hanımı ise de iyileşme süresi içerisinde emsallerine göre daha fazla efor sarfedeceği gözetilerek AGİ hariç asgari ücretin neti üzerinden tazminat (efor) hesaplanmış olmasında da usule aykırılık bulunmamasına, keza olayın meydana geldiği tarih, geliş şekli, sonuçları, davacının yaralanmasının niteliği, maluliyet oranı, kaza tarihindeki paranın alım gücü, tarafların dosyaya yansıyan sosyo ekonomik durumları gözetildiğinde davacı yararına belirlenen manevi tazminat miktarının 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı içtihatı birleştirme kararında gösterilen ilkeler ile 4721 sayılı TMK'nun 4.maddesinde düzenlenen takdir hakkının kullanılmasına ilişkin kurala ilişkin olup, fazla olmamasına ve dahi karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 3/2 madde hükmü uyarınca müteselsil sorumluluk dahil birden fazla davalı aleyhine açılan davanın red sebebi ortak ise davalılar yararına hüküm altına alınacak vekalet ücretinin de tek olacağı konusunda herhangi bir duraksama bulunmadığından maddi tazminat talebinin tamamının kabulü, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmekle sonuçlanan bir davada reddedilen manevi tazminat miktarı dikkate alınarak davalı taraf yararına tek vekalet ücreti takdir edilmiş olmasında da yanılgı bulunmamasına göre, davalılar tarafından yapılan tüm istinaf başvurularının esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davalılar ... ve ... vekili, davalı sigorta şirketi vekili ile davalı ... A.Ş vekili tarafından yapılan istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf eden davalılardan maddi tazminat bakımından alınması gereken 12.764,87-TL harçtan davalılar tarafından ayrı ayrı yatırılan toplam 10.684,36-TL harcın düşümü ile bakiye 2.080,51-TL istinaf ilam harcının istinaf eden davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, -İstinaf eden davalılar ... ve ... ve davalı ... A.Ş'den manevi tazminat bakımından alınması gereken 1.366,20-TL harcın bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerin üzerilerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.02/05/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanıngereğiveKaynaklananreddineManeviTazminatkonusudüşünüldüesastanMaddiKazasındanTrafik

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim