İstanbul BAM 8. HD 2023/2682 E. 2024/216 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
bam
2023/2682
2024/216
22 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2023/2682
KARAR NO: 2024/216
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/10/2023
NUMARASI: 2021/887 Esas - 2023/649 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasına Bağlı Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/02/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 09/10/2010 tarihinde müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu davalı nezdinde ZMMS poliçesiyle sigortalı dava dışı sürücü ...'nin sevk ve yönetimindeki aracın sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu sebep olduğu trafik kazasında yaralandığını, 18/06/2021 tarihli Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı'ndan alınan maluliyet raporuna göre müvekkilinin %19 oranında malul kaldığını belirterek, müvekkilinde oluşan geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri zararına karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00-TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının maluliyetinin ATK'dan alınacak raporla tespit edilmesi gerektiğini belirterek, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "dava dilekçesinde davacı tarafça gelişen duruma dayanılmadığı gibi davacının tedavisinin devam ettiğine dair dosyada bilgi belge bulunmadığı, yine hükme esas alınan maluliyet raporunda da gelişen bir duruma bağlı maluliyet oranı belirlemesi yapılmadığı, bu nedenlerle kaza tarihi 09/10/2010 tarihinden dava tarihi olan 28/12/2021 tarihine kadar KTK'nın 109/2. maddesine göre uygulanması gereken 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde dava açılmadığından (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/4765 E. - 2021/7355 K., Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2017/1319 E. - 2019/10325 K. sayılı kararları) davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği" görüşünden hareketle; davacının davasının zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekilinin istinaf başvuru sebepleri; Zamanaşımının dava konusu kazaya bağlı tedavinin bitmesinden itibaren başlayacağı varsayıldığı takdirde 12.12.2018 tarihli ... Hastanesi'nin epikrizlerinin kazaya bağlı olduğu ve zamanaşımını keseceğinin ilk derece mahkemesince gözetilmediği, ayrıca 04.01.2019 tarihinde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nden alınan maluliyet raporu ile de zamanaşımının kesildiği, mahkemece sigorta şirketine ne zaman başvuru yapıldığına dair de herhangi bir araştırma yapılmadığı, dava dilekçesindeki tazminat taleplerinin dava konusu kazadan kaynaklandığının açıkça anlaşıldığı, zamanaşımı başlangıç tarihinin kaza tarihi değil de rapor tarihi olarak esas alınması gerekirken zamanaşımı nedeniyle ret kararı verilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı, hususlarına ilişkindir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan maddi tazminat taleplerinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi ve manevi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri, kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.madesinde "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrur olan tarafın zarara ve failine ittila tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki, zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince mühdeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur. " denilmektedir. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 72.maddesinde de;"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür. Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı). TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Ne var ki, bazı hallerde ortaya çıkan zarar kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme-gelişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem ve işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz gerçekleşmiş olmayacağı için 2 yıllık kısa zaman aşımına ilişkin süre bu değişen-gelişen durumun durduğunun veya ortaya kalktığının öğrenilmesiyle başlayacaktır. Gelişen-değişen durum olup olmadığı da hekim raporuyla belli bir açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; dava konusu olayda trafik kazası 09/10/2010 tarihinde meydana gelmiş, görülmekte olan dava ise 28/12/2021 tarihinde açılmıştır. Davaya konu trafik kazasında davacı yaralanmıştır. Davacının yaralanması esasen cezayı gerektiren fiil niteliğindedir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89 ve 66. maddesi hükmüne göre, ceza zamanaşımı süresi 8 yıl olup, dava tarihi (28/12/2021) itibariyle uzamış (ceza) zamanaşımı süresi dolmuştur. Bu durumda; zamanaşımı süresinin dolmuş olması ve davacının dayanağı maluliyet raporlarından (Bkz-18/06/2021 tarihli rapor) davacının yaralanmasına bağlı gelişen ve değişen bir durum olmadığının anlaşılması karşısında ilk derece mahkemesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1/Bilgileri karar başlığında yazılı bulunan ilk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi hükmü uyarınca esastan reddine, 2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacıdan alınması gereken 427,60-TL harçtan peşin yatırılan 269,85-TL harcın düşümü ile 157,75-TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.22/02/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59