Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
bam
2021/1488
2024/1476
26 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/1488
KARAR NO: 2024/1476
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/04/2021
NUMARASI: 2018/1474 Esas - 2021/300 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesi ile; 06.01.2015 tarihinde, müvekkilinin, sevk ve idaresindeki araç ile seyir halinde iken davalıya trafik sigortalı araçla çarpışmaları neticesinde meydana gelen trafik kazasında yaralandığını, müvekkiline sağlık kurulu tarafından verilen raporda belirtilen %8 maluliyet oranına binaen davalıya yaptıkları başvuru neticesinde davalı tarafça 19.330,00-TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin yetersiz olması nedeniyle Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuruda bulunulduğunu, Komisyon tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen raporda belirtilen % 63 maluliyet oranı üzerinden bakiye tazminatın ödenmesine karar verildiğini, ancak davalı tarafın itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyeti'nce taleple bağlı kalınarak %8 maluliyet üzerinden bakiye tazminata hükmedildiğini, müvekkilinin % 63 oranında maluliyeti bulunduğunu, hem maluliyet oranının değişme ihtimaline binaen hem de tazminat miktarının değişme ihtimaline binaen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 50,00-TL geçici, 50,00-TL daimi maluliyet ve 50,00-TL bakıcı gideri olmak üzere 150,00-TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında sunduğu 12.03.2021 tarihli dilekçe ile tazminat miktarını 243.899,92-TL'ye artırdıklarını bildirmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; dava hakkında kesin hüküm bulunduğunu, davacının % 63 oranında maluliyeti bulunmadığı, söz konusu raporda belirtilen maluliyet oranının kaza ile illiyet bağı bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; davacının, davaya konu neticesinde %63 oranında maluliyetinin bulunduğu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğu, davacının zararına yönelik bilirkişi raporunun denetime ve hüküm vermeye elverişli olduğu gerekçesi ile; "1-DAVANIN KABULÜNE, 2-2.847,21 TL geçici iş göremezlik, 2.409,00 TL bakıcı gideri, 238.643,71 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 243.899,92 TL'nin 20/01/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince; davaya ilişkin kesin hüküm bulunduğu gerekçesi ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava; trafik kazasına bağlı cismani zarar sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. (1)Davacının; davaya konu kaza nedeniyle % 8 oranında maluliyetinin bulunduğu, davalı sigorta şirketi tarafından başvuru üzerine yapılan ödemenin yetersiz olduğu, KTK'nın 111/2. maddesi gereğince ibranamenin iptalinin talep edilebileceği ileri sürülerek belirlenecek tazminatın ödenmesine karar verilmesinin talep ettiği, hak kazanabileceği tazminata ilişkin bilirkişi raporu üzerine talebini 206.788,00-TL'ye artırdığını bildirdiği, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 12.02.2017 tarihli rapor ile, davacının % 63 oranında malul olduğu, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren 90 gün sürebileceğinin tespit edildiği, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından 13.04.2017 tarihli 2017/13594 Karar sayılı karar ile; başvurunun kabulüne, 206.788,00-TL tazminatın 20.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi tarafından başvuru sahibine ödenmesine karar verildiği, davalı sigorta şirketinin itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından 13.09.2017 tarihli 2017/İHK-2352 sayılı karar ile; başvurucu tarafından başvuru formunda % 8 oranında maluliyetinin bulunduğunun kabul edildiği, maluliyet oranının artma ihtimalinden bahsedilmediği, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığı, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından taleple bağlılık ilkesinin aşıldığı gerekçesi ile; başvuru sahibinin taleplerinin kısmen kabulü ile 5.481,08-TL bakiye maluliyet tazminatının 20.01.2017 tarihinden itibaren sigorta şirketinden tahsili ile başvuru sahibine ödenmesine, fazla talebin reddine temyiz yolu açık olmak üzere verildiği, anlaşılmıştır. Bilindiği gibi kesin hüküm, ilişkin olduğu konuda uyuşmazlığı ortadan kaldırır. Bu yüzdendir ki açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması bir yargılama koşulu olup, mahkemece re'sen gözetilmesini gerektirir.(HMK.m.303) Tarafları, dava konusu ve dava sebebi aynı olan kesinleşmiş karar, sonradan açılan dava için kesin hüküm teşkil eder. Gerek maddi, gerek şekli anlamda kesin hüküm dava şartlarından olmakla hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir ve varlığı saptandığı takdirde kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddi gerekir. Bir kararın kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi için de, evvelce verilen kararın usulüne uygun şekilde kesinleştirilmiş olması zorunludur. Anayasa Mahkemesi'nin 2005/465 nolu başvuru üzerine yaptığı inceleme sonucunda verilen 12/09/2018 günlü kararda; hakem heyeti kararları ile ilgili olarak, kararın mahkemece tebliğ edilmesi gerektiğine hükmedilmiş ve bu kararla aynı mahiyette bulunan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2018 gün ve 2018/5787 E.- 2018/11726 K. Sayılı kararında; "5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinin 23. fıkrasında, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun hükümlerinin sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanacağı belirtilmiş, karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın tahkim usulüne ilişkin tebligatı düzenleyen 438. maddesinde de, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça tebligatın 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla hakem kararı kendisine verilen mahkeme, hakem kararının kendisine verildiğini ve kararın neden ibaret olduğunu iki tarafa da yazılı olarak tebliğ etmelidir. Her iki taraf hakkında da temyiz süresi ancak bu tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar." denilerek, sigorta tahkim komisyonu hakem kararlarına karşı istinaf/temyiz süresinin, mahkemesince tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Yargıtay 11. HD. 31/05/2018 gün ve 2018/1476 E. - 2018/4167 K. Sayılı kararı da aynı yöndedir. Hal böyle olunca; Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından temyiz yolu açık olarak verilen 13.09.2017 tarihli kararı saklamakla görevli İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.10.2017 tarihli saklama kararının taraflara mahkemece tebliğ edilip edilmediği, bu suretle usulüne uygun şekilde kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılıp belirlenmesi, davalı vekilinin kesin hüküm bulunduğuna yönelik savunması üzerinde durularak dava dilekçesindeki talebin niteliği değerlendirilmek suretiyle kesin hüküm bulunup bulunmadığının tespiti ve varılacak sonuca göre inceleme yapılması ve karar verilmesi gerekirken, davalı vekilinin savunmasına yönelik herhangi bir değerlendirme ve gerekçeye yer verilmemesi hatalıdır. (2)Bununla birlikte, yapılan yargılamada toplanan deliller ve istinaf başvurusuna konu kararda yapılan incelemede ise; Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise; Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyeti tarafından, kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenecek rapor ile yapılması gerekmektedir. Somut olayda; hükme esas alınan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 26.09.2019 tarihli raporun üç Adli Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi tarafından imzalandığı, davacının kaza sonrası hunerus-radius-ulna-patella kırığı nedeniyle tedavi gördüğü anlaşılmasına rağmen raporu düzenleyen heyette ortopedi ve travmatoloji uzmanı bulunmadığı gibi, davacının maluliyetinin, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 26.09.2019 tarihli raporda % 63, Gazi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 13.07.2015 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda ise % 8 olarak belirtilmesi karşısında iki rapor arasındaki oran farklılığının hangi sebepten kaynaklandığı (maluliyette artış...vs) hususunda da açıklamaya yer verilmediği tespit edilmiştir. Oysaki mahkemece, davacının geçici iş göremezlik süresinin, bakıcı ihtiyacı bulunup bulunmadığının ve sürekli maluliyet oranının tespiti için, yaralanmasının niteliği de dikkate alınarak konusunda uzman (ortopedi ve travmatoloji) hekimlerin de bulunduğu heyet tarafından düzenlenmiş rapor alınması, alınacak söz konusu raporda, tarafların anlaşmasında esas alınan Gazi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 13.07.2015 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda belirlenen % 8 oranından farklı bir maluliyet oranının belirlenmesi halinde iki rapor arasındaki oran farklılığının maluliyette artış olarak kabul edilip edilemeyeceği yönünde (iki raporda maluliyet belirlemesine esas teşkil eden fiziksel ve fonksiyonel arazlarda zaman içinde gelişim olup olmadığı) ve arazların kaza ile illiyet bağının kurulduğu denetime elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi de hatalıdır. Açıklanan nedenle, davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile, HMK'nın 353/1-a/6 madde hükmü gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca,1/Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜ ile, başlıkta bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6 madde hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,2/Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine,3/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde kendilerine iadesine,4/Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,5/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince, kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 26/09/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15