Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
bam
2021/1442
2024/1223
11 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/1442
KARAR NO: 2024/1223
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/03/2021
NUMARASI: 2016/301 Esas - 2021/244 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/07/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde ZMM sigortalı bulunan, ... plaka sayılı araç sürücüsünün, direksiyon hakimiyetini yitirmesi neticesinde sevk ve idaresindeki aracın, otobüs durağında beklemekte olan müvekkiline çapmasıyla meydana gelen, 02/05/2006 günlü trafik kazasında, kafasında kaval kemiğinde kırık oluşacak şekilde yaralanan vekil edeninin, görmüş olduğu tedavilere rağmen tam olarak iyileşemediğini, kırılan ayağındaki sorunun düzelmediğini ve kendisine kaza sebebiyle ağır depresyon tanısı konulduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, (-belirsiz alacak) uğramış olduğu daimi sakatlığa bağlı olarak 100,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden işletilecek avans faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiş; 03/02/2021 günlü ıslah dilekçesi ile de maddi tazminata ilişkin talep miktarını poliçe limiti olan 57.500,00-TL'ye çıkarttıklarını açıklamıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı definde bulanarak, kaza tarihi üzerinden 10 yıl geçmesi nedeniyle hasar dosyasına ulaşılamadığını, ancak konuya ilişkin araştırmaların devam ettiğini ve sistem kayıtlarına göre, dava konusu kaza nedeniyle vekil edeni şirket tarafından 31/12/2007 tarihinde 106.170,00-TL'lik bir ödeme yapıldığını belirlediklerini, dolayısıyla sigortacının sorumluluğunu yerine getirdiğini, kaldı ki 2918 sayılı KTK'nın 111.madde hükmü uyarınca ibraname karşılığında ödeme halinde eldeki davanın açılamayacağını, kusur durumunun doğru biçimde tespiti gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporları, taraf beyanları, olayla ilgili olarak Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan 2007/208 Esas-2007/395 Karar sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyası ve tüm dava dosyası değerlendirilerek; davacının yaralanmasıyla sonuçlanan 02/05/2006 günlü trafik kazasının oluşumunda, ... plaka sayılı sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu, davacının kaza neticesinde %13,1 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği, davacının talep edebileceği kalıcı iş göremezlik zararının 98.599,50-TL olduğunun 26/09/2018 günlü aktüer bilirkişi raporuna göre belirlendiği, her ne kadar davalı taraf zaman aşımı itirazında bulunmuş olsa da; kaza tarihi, ceza zaman aşımı süreleri ve davanın da belirsiz alacak davası olarak açıldığı gözetildiğinde; zaman aşımı süresinin dolmadığı sonucuna varıldığı, ayrıca yine davalı tarafça, davacıya talep konusu kaza nedeniyle eldeki dava açılmadan önce ödeme yapıldığı yönünde iddia ileri sürülmüş ise de, sunulan ödeme belgeleri incelendiğinde davacıya yapılmış bir ödemeye rastlanmadığı gibi, var olduğu iddia edilen ödemelerin başka kişi veya kurumlara yapılan ödemeler olduğunun anlaşıldığı ve davacı tarafça da ödeme iddiasının kabul edilmediği dikkate alındığında, ödemeye ilişkin savunmalara itibar edilmeyeceği, sonuç itibariyle davalı sigorta şirketinin poliçenin teminat limiti olan 57.500,00-TL ile sınırlı olarak sorumluluğu yoluna gidilmesi gerektiği, temerrüt halinin de dava tarihinde gerçekleştiği ve zarara neden olan aracın ticari bir araç olduğu dikkate alındığında davacının ticari faiz talebinin haklı olduğu şeklindeki özet gerekçeyle; -Davanın Kabulü ile, 57.500,00 TL sürekli maluliyete ilişkin maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ÖDENMESİNE, karar verilmiştir. Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri; dava konusu talebin ve dahi ıslahla arttırılan kısmın zaman aşımına uğradığı belirgin olduğu halde, hatalı değerlendirme neticesinde zaman aşımı definin reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca kazaya ilişkin olarak görülen ceza davasında uzlaşma sağlanmış olması nedeniyle, davanın düşürülmesine karar verilmek suretiyle sonuçlandırıldığı gözetildiğinde CMK'nın 253/19 madde hükmü uyarınca tazminat davası açılamayacağının da dikkate alınmadığı, keza vekil edeni şirket tarafından davacının vekili olan ...'a 16/10/2007 tarihinde 99.019,00-TL ödeme yapıldığı ve davacı tarafça dosyaya sunulan beyan dilekçesiyle esasen bu ödemenin ikrar edilmiş olduğu halde, mahkemece davacıya ödeme yapılmadığının kabul edilmiş olmasının da isabetsiz bulunduğu, davacının müteakip 99.019,00-TL'lik ödemenin tedavi masrafına ilişkin olduğu yönündeki iddiasının da kabul edilemez bulunduğu, dolayısı ile açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğine yöneliktir. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, yaralanmaya bağlı olarak gelişen maluliyet zararının tazmini isteğine ilişkin olup, davalı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunmuştur. 1-2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.madesinde "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrur olan tarafın zarara ve failine ittila tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki, zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince mühdeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur. " denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 72.maddesinde de;"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür. Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Yani zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Ve bu iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Bu nedenle zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı). TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Ne var ki, bazı hallerde ortaya çıkan zarar kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme-gelişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem ve işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz gerçekleşmiş olmayacağı için 2 yıllık kısa zaman aşımına ilişkin süre bu değişen-gelişen durumun durduğunun veya ortaya kalktığının öğrenilmesiyle başlayacaktır. Gelişen-değişen durum olup olmadığı da hekim raporuyla açıklığa kavuşturulmalıdır. Somut olayda; davacı dahil birden çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazası 02/05/2006 tarihinde meydana gelmiş olup, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89/1-2 ve 66/1.e madde hükümleri uyarınca, uzamış (ceza) zamanaşımı süresi, 8 yıldır. Bu durumda, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde, dava tarihi olan 22/03/2016 tarihi itibariyle 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolduğu ve fakat 10 yıllık genel zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı uğradığı zararı ve zarar sorumlusunu eğer 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımının dolmasından sonra öğrenmiş veya maluliyetinde değişen ve gelişen bir durum mevcut ise ancak bu şartla 10 yıllık genel zamanaşımının dolacağı tarihe kadar dava açma hakkına sahiptir. Bu açıklamalar ışığında dosya incelendiğinde; davacının 02/05/2006 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde boyun kırığı, omuz ve üst kol kırığı, spakula kırığı, torax omurga kırığı, pelvis ilium kırığı, baldır kırığı ve ayak kırığı oluşacak biçimde yaralandığı, yaralanmalarına bağlı olarak birden çok ameliyat geçirdiği, müteakip sol tibia fibula kırığı için yapılan ameliyatta takılan aparatın çıkartıldığı, boyun kırığı için takılan aparatın pimlerinin yerinden çıkması nedeniyle yeniden ameliyat geçirdiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup; ATK 3. İhtisas Dairesi tarafından düzenlendiği anlaşılan 16/04/2018 günlü raporda da; davacının geçirmiş olduğu tıbbi tedavilere ilişkin belge ve bilgiler ile kazazedenin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 2017 tarihinde bizzat muayenesi neticesinde düzenlenen raporların ve dahi kazazedenin 05/02/2018 tarihinde kurumca yapılan muayenesinin değerlendirilmesi neticesinde, davacının bacağındaki yaralanmaya bağlı yeni kemik oluşumları ile bazı düzensizlikler oluştuğu, ayrıca sol diz çevresinde dejenerasyon bulunduğu ve yer yer ossifikasyon olduğunun belirlendiği, bu haliyle davacının %13,1 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin açıklandığı görülmüştür. Hal böyle olunca; davacının dava dilekçesinde açıkça yapılan tüm tedavilere rağmen sorunlarının düzelmediği, tam bir cevap alınmadığı ileri sürüldüğüne göre; davacının, yaralanmasına bağlı olarak oluşan gelişen ve değişen durum içeren maluliyetin varlığı ve zararın boyutunu ATK raporu ile öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiğinden, mahkemece 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içerisinde belirsiz alacak davası niteliğiyle açılan iş bu davanın, zaman aşımına uğramadığını kabul etmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön tespit edilemediğinden davalı vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
- Bundan ayrı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 253/17. maddesinde; "Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder." ve CMK'nın 253/19. maddesinde de "... Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır." şeklinde düzenleme bulunmakta ise de; somut olayda dava konusu kazayla ilgili olarak Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sırasında, yasanın tanımladığı biçimde düzenlenmiş bir uzlaşma tutanağı mevcut değildir. Her ne kadar olayla ilgili olarak Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen 2007/208 Esas. 2007/395 Karar sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyası kapsamında icra olunan, 25/04/2007 günlü duruşma oturumunda, davacı ... sanığın (araç sürücüsünü) çalıştığı şirket sahibi (. ...) tarafından kendisine 20.000,00. YTL verildiğini, bu nedenle sanıktan şikayetçi olmadığını, sanıktan ve iş yerinden maddi ve manevi tazminat talebi bulunmadığını, uzlaştığını açıklamış ve mahkemece de bu nedenle sanık hakkında açılan kamu davasının CMK'nın 254/2 ve 223/8 madde hükümleri uyarınca düşürülmesine karar verilmiş ise de, CMK'nın 254.madde hükmünde de anlaşılacağı üzere, kamu davası açıldıktan sonra geçerli bir uzlaşmanın varlığı için uzlaşma işlemlerinin 253.maddede belirtilen esas ve usulüne göre yapılması zorunludur. Oysa somut olayda, ceza hakimi tarafından . Uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçlarının tam olarak izah edilmediği, yani uzlaşma halinde tazminat davası açılamayacağı, açılmış olan bir dava var ise bu davalardan feragat edilmiş sayılacağı. konusunda müştekilerin bilgilendirilmediği, sadece "Yasada belirtilen diğer hakları ayrı ayrı ayrıntıları ile anlatılıp açıklandı." şeklindeki soyut bir ifade ile yetinildiği görülmüştür. Bu durumda; söz konusu bu uzlaşmanın yasanın aradığı anlam ve nitelikte bir uzlaşma olmadığı, diğer bir ifade ile davacı tarafın şartlarını ve sonuçlarını tam olarak kavrar bir biçimde özgür iradesiyle yaptığı bir anlaşma niteliği taşımadığı açık olup, davacının uğramış olduğu maluliyet zararının giderilmesine ilişkin bir belge niteliği taşımadığı konusunda duraksamamak gerekir. Kaldı ki; Anayasa Mahkemesi'nce verilen ve 18/10/2023 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılan 26/07/2023 gün 2023/43 Esas. 2023/141 Karar sayılı ilamdan da anlaşılacağı üzere 5271 sayılı kanunun 253.maddesinin 19.fıkrasının 5.cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilerek, sözü edilen düzenlemenin iptal edildiği sabittir. Hal böyle olunca; mahkemece ceza yargılaması sırasında yapıldığı ileri sürülen uzlaşmanın, verilecek kararda dikkate alınmamış olması doğru olmakla, davalı vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir. 3. Davalı vekilinin; davacı vekili olan ...'a eldeki davadan önce yapılan 99.019,00. TL'lik ödemenin gözetilmediğine ilişkin istinaf itirazına gelince; Dosya kapsamında mevcut olan ve davalı sigorta şirketi tarafından ibraz edilen konuya ilişkin ödeme dekontları incelendiğinde; 11.992,22. TL'lik ödemenin SGK'na, 152,00. TL'lik ödemenin de 11631 nolu hasar dosyası kapsamında ... isimli şahsa yapıldığı (...'ün talep konusu kazada yaralanan başka bir kişi olduğu dosya kapsamıyla sabittir), 99.01900. TL'lik ödemenin de ... isimli şahsa yapıldığı, bu şahsında kazaya sebebiyet veren araç maliki şirketin sahibi bulunduğu anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında davacı vekili tarafından sunulan beyan dilekçelerinde de, ...'a yapılan ödemenin kazada yaralanan diğer kişilerin tedavi giderlerine ilişkin olduğu, taraflarınca ...'a verilen vekaletnamenin sadece vekil edeni için yapılan tedavi masraflarının sigorta şirketinden tahsil edilebilmesi amacıyla düzenlendiği, zira davacının tedavi giderlerinin de ... tarafından karşılandığı, dolayısı ile davalı sigorta şirketi tarafından müvekkilinin uğramış olduğu kalıcı iş göremezlik (. maluliyet) zararına karşılık yapılan bir ödeme olmadığını bildirmiş; davanın ihbar edildiği araç maliki şirket vekili de dosyaya sunduğu 30/11/2016 tarihli dilekçede davacı taraf iddiasını doğrulamıştır. Bu durumda; ...'a yapılan 99.019,00. TL'lik ödemenin, davacının uğramış olduğu kalıcı iş göremezlik zararına ilişkin olduğunu yönündeki davalı taraf iddiasının somut olarak kanıtlanamamış olması karşısında, mahkemece yazılı biçim ve şekilde bu ödeme dikkate alınmaksızın sonuca ulaşılmış olmasında da herhangi bir yanılgı bulunmadığından, davalı vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davalı sigorta şirketi vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf eden davalıdan alınması gereken 3.927,83-TL karar ve ilam harcından, istinaf başvurusu sırasında peşin olarak yatırıldığı anlaşılan 982,00-TL harcın düşümü ile kalan 2.945,83-TL bakiye istinaf ilam harcının davalı sigorta şirketinden tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.11/07/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52