İstanbul BAM 7. HD 2024/1171 E. 2024/1196 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
bam
2024/1171
2024/1196
6 Haziran 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1171
KARAR NO: 2024/1196
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/11/2023
NUMARASI: 2018/420 Esas, 2023/992 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 06/06/2024
K A R A R TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacılara ait ... ili, ... ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ... Binası'nın yapımını davalı ... şirketinin üstelndiği ve mülkiyetinin davalı şahıslara ait ... ili, ... ilçesi, ... köyü, ... mevki, ... pafta ... parsel sayılı komşu taşınmazdaki hafriyat çalışmaları ve inşaat nedeniyle hasara uğradığını, göçük tehlikesi bulunan binanın Ağustos 2016 yılında boşaltıldığını ve belediye tarafından mühürlendiğini, bu nedenle binanın kullanılamadığını ve hasarın artması nedeniyle yeniden inşa gerektiğini, bu nedenle oluşan zararların ve yoksun kalınan karın tespiti ile 10.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı şahıslar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, inşaatın kaba kısmının dahi tamamlandığı, ankrajlı fore kazıklardan oluşan iksa sisteminin binadan tamamen desteklenmesi sebebiyle deplasman yapması ve davacının binasına zarar verme ihtimalinin tamamen ortadan kalktığının raporla da sabit olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece " Sorumlu olunacak zarar tutarının belirlenmesi bağlamında dava tarihi esas alınmış ve hükme esas alınan 31.03.2023 tarihli bilirkişi raporu uyarınca dava konusu binanın 2.045.957,00 TL yapım bedeli ve 250.000,00 TL yıkım bedeli olmak üzere toplam 2.295.327,65 tazminatın haksız fiil tarihi olan 01/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar vermek gerekmiştir. Davaya konu bina tahliye edildiği 01.08.2016 tarihi ile 20.04.2018 dava tarihi arasında kullanılamadığından, davacı tarafın talep artırım dilekçesi doğrultusunda talep ettiği kazanç kaybı talebi de yerinde görülerek, 659.862,00 TL kazanç kaybı tazminatının haksız fiil tarihi olan 01/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafın zamanaşımı def'ine ilişkin yapılan incelemede; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 72. maddesine göre; Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Bu hüküm uyarınca davacı tarafın zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren 2 yıllık zamanaşımının işlemeye başlayacağı, somut olayda belediyenin 27.07.2016 tarihli yazısı uyarınca binanın göçme tehlikesi nedeniyle tahliyesinin istendiği, dava tarihi ve hatta yargılama süresince binadaki göçme tehlikesinin ve dolayısıyla hasar eyleminin devam ettiği, dolayısıyla 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlamayacağı, somut olayda 10 yıllık zamanaşamı süresinin uygulanacağı ve dava tarihi itibariyle de bu sürenin dolmamış olması nedeniyle davalı tarafın bu yöndeki itirazının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. " şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesi ile; tespit dosyasında, hasar gören binanın inşaat alanı 1.960,00 m² olarak, hükme esas alınan 31.03.2023 tarihli heyet raporda ise 1.844,82 m² olarak belirlenmiş olup, hesaplamada esas alınan inşaat alanı bakımından raporlar birbiri ile çeliştiğini, binanın zarar gören dış kısmı ve bahçesi 1.200,00 m² olduğunu, Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/24 D.İş sayılı dosyasında, otoparkta meydana gelen hasarla ilgili hesaplama yapıldığını, tespit raporunda, hasar gören otoparkın yıkım bedeli 25.000,00.-TL, yeniden inşa bedeli 65.857,76.-TL olmak üzere toplam 90.857,76.-TL olarak hesaplandığını, hükme esas alınan rapor ile dosyadaki diğer raporlarda otoparkın yıkım ve yeniden yapım bedeli ile ilgili herhangi bir hesaplama yapılmadığını, davalılara ait taşınmazdaki kazı ve inşai faaliyet nedeniyle, müvekkiline ait taşınmaz üzerindeki yapılar hasar gördüğünü ve yapılar belediye tarafından mühürlendiğini, binanın Ağustos 2016 tarihi itibariyle boşaltıldığını, müvekkillerinin binayı, belirtilen tarihten itibaren kullanmadığını, Huzurdaki dava ile müvekkillerin binalarını boşaltmaları ve kullanamamaları sebebiyle, yoksun kalınan kârın hesaplanarak hüküm altına alınması talep edildiğini, raporda, binanın boşaltılması nedeniyle, çok düşük olduğu için kabul etmemekle birlikte, sadece kira kaybı ile ilgili hesaplama yapıldığını, müvekkillerinin, binanın boşaltılması sebebiyle hem binayı kullanamamaktan, hem de başka bir yerde kira karşılığı faaliyet göstermekten dolayı çifte zararları söz konusu olduğunu, kira kaybı hesabında esas alınan aylık kira bedeli çok düşük belirlendiğini, raporda, taşınmazın 2016 yılı için aylık kira bedeli 30.000,00.-TL olarak belirlendiğini, belirlenen kira bedeli, taşınmazın ve binanın kullanım amacı, konumu, inşaat alanı ve bulunduğu mevki ve bölgedeki emsal kira bedelleri nazara alındığında çok düşü olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı ... Anonim Şirketi vekili istinaf dilekçesi ile; hükme esas alınan raporin kısmen de olsa davanın kabulü için yeterli ve gerekli nedenleri taşımamakta olup mahkemece meydana gelen zararda davalıların müterafik (bölüşük) kusuru bakımından yeterli ve gerekli herhangi bir araştırma yapılmadığını, aynı şekilde dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının tamamında da meydana gelen zararın artmasına davalıların herhangi bir kusurunun olup olmadığı hususunda bilimsel ve denetime elverişli bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığını, davacı tarafın holding olarak kullandığı binanın zemin etüdü yapılarak binanın üzerinde kurulu bulunduğu zeminin bahsi geçen binayı taşımak için yeterli vasfıta olup olmadığı, toprak yapısı incelenerek bu yapıdaki bir toprak üzerinde bu nitelikte bir yapının yapılmasının doğru olup olmadığı, yine davacı tarafa ait binanın deprem ve heyelana karşı dayanıklı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacı tarafın olası kayma, heyelan veya depreme karşı yasal olarak alması gereken herhangi bir önlemi almadığı, bu şekilde zararın artmasına neden olduğu anlaşıldığını, davacıların vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere, zararın oluştuğu binanın zarar görmesi üzerine, davacılar Esenyurt Belediye Başkanlığına başvurarak binanın yıkılma riskinin yükseldiğini, oluşan hasar nedeni ile önlem alınmasını talep ettiklerini, söz konusu dilekçenin havale tarihinin 19.03.2016 olduğu görüldüğünü, bu kapsamda davacıların binada meydana gelen zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç 19.03.2023 tarihinde öğrendikleri anlaşıldığını, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç 19.03.2026 tarihinde öğrendiği, bu duruma göre en geç 19.03.2018 tarihinde davasını açması gerektiğini, oysaki davanın 20.04.2018 tarihinde açıldığı sabit olmakla davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinde de hukuka uygunluk bulunmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalılar ... vekili istinaf dilekçesi ile; kararda hatalı olan ilk hususun; davalı müvekkili ... ' ın ölüm kaydı olmasına rağmen; ölüm kaydı her duruşma tutanağında UYAP sisteminde uyarı vermesine ve dilekçe ile işbu durum mahkemeye bildirilmesine rağmen ısrarla gerekli usuli işlemlerin yapılmadan davaya devam edilmesi, vefat eden müvekkili hakkında hüküm kurulması olduğunu, davalıların taraf sıfatı bulunmadığını, davaya konu ... ili, ... ilçesi, ... mevki, ... ada, ...parselde yer alan taşınmazın tapu kaydının incelenmesi sonrası söz konusu taşınmazın 08.03.2019 tarihinde dava dışı üçüncü kişi ...Üniversitesine satıldığı anlaşıldığını, taşınmazın satılması ile hak sahipliğinin yeni malike geçtiğiNİ, dolayısıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.125/2 gereğince dava konusunun davacı tarafça bir başkasına devredildiği durumda devralanın davacı yerine geçtiği ve davanın bu hali ile kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini, devir tarihinden itibaren ıslah dahil usuli işlemlerin yeni malik yönünden hüküm ifade etmeyeceğini, Mahkemece bu zorunlu usuli işlemler yapılmadığını, huzurdaki davada davacıların her ikisi birden taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olmadığından aktif husumet yokluğundan davanın ... A.Ş. yönünden reddi gerektiğini, davacının dayandığı sorumluluğun koşulu tazminat alacaklısının aynî hakka sahip olması olduğunu, taşınmazda kiracı olan ... ayni hakka sahip olmadan TMK/m.738 hükmüne göre talepte bulunması mümkün olmadığını, binanın yıkım ve yeniden inşa edilmesi bedelinin hesaplandıktan sonra denkleştirici adalet ilkesi gereği uyarlanması hiçbir şekilde yasal olmadığını, denkleştirici adalet ilkesi gereği hesaplama ve tazminat sebepsiz zenginleşmeden doğacağını, davalı müvekkillerinin sorumluluk için mutlak şart olan hukuka aykırı hiçbir eylemi olmadığını, karara dayanak yapılan 19.04.2022 tarihli ek rapor üzerine itiraz dilekçesi hazırlamak için yaptığımız araştırmada ulaştığımız son derece vahim olan hakikati ifade etmek gerektiğini, kök raporu ve ek raporu düzenleyen bilirkişilerden ... Davalı ...' In tek sahibi olduğu aydın üniversitesi' nin halihazırdaki çalışanı olduğunu, bu yönde Bilirkişilik Bölge Kuruluna şikayet yapıldığını, bu raporun dosyadan ihraç edilmediğini, sonradan alınan rapor da bu rapordali tespitleri referans alarak hesaplama yaptığını, aynı şekilde dava öncesi yapılan delil tespit dosyasında rapor düzenleyen bilirkişi ... Üniversitesi çalışanı olduğunu, başta alınan bu raporun usulsüzlüğü de sonraki raporlara ve karara ışık tuttuğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLER: Tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava komşuluk hukukundan kaynaklı maddi tazminat istemine ilişkindir.1-Türk Medeni Kanununun 683.maddesinde yer alan; Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, Kanunun 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, eski hale getirilmesi ve tazminat davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, bu tür davalarda etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. TMK’nın 738. maddesiyle, 737. maddeye benzer daha özel bir düzenleme getirilmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre "Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.” Bir kimsenin kendi taşınmazında yaptığı hafriyat veya inşaat nedeniyle komşusunun taşınmazına bir zarar vermiş veya onu zarara maruz bırakmışsa, bu zararın hoşgörü sınırlarını aşıp aşmadığını aramaya gerek yoktur.Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespit edilmesinden sonra varsa davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz.Kural olarak, sorumlu olan kişinin, meydana gelen zararı tümü ile tazmin etmesi gerekir. Tayin edilen tazminat miktarının da zararı tümü ile gidermesi gerekir. Ancak bazı durumlarda zararın meydana gelmesinde ya da miktarının artmasında bizzat zarara uğrayan tutumu ve davranışının da payı bulunur. Başka bir deyişle, zararın doğumunda ya da çoğalmasında bizzat zarar gören de kusurlu olabilir. Uğranılan zararın artmasını önlemek, makul düşünen ve hareket eden herkes için normal bir davranıştır. Buna rağmen şayet bu normal davranış tarzının dışında kalınmış ve bu yüzden meydana gelen zararın artmasına sebep olunmuşsa, zarar görenin bu kusurunu hiç dikkate almaksızın zarar vereni zararın bu artmış hali ile tamamından sorumlu tutmak adil ve doğru olmaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51’inci maddesindeki; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” ve 52’nci maddesindeki “zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” hükümleri gözetilerek, zarar gören müterafik kusuru da dikkate alınarak söz konusu maddeler kapsamında Hâkim tarafından takdir edilecek uygun bir indirimin yapılması gereği göz önünde bulundurulmalıdır.Zarar görenin, anılan bu tutum ve davranışları, onun müterafik kusuru olarak adlandırılır. Bu kavramı “birlikte kusur” ya da “zarar görenin kendi kusuru” deyimi ile açıklamak da mümkündür. Bu deyimler kısaca, zararın doğmasında ya da çoğalmasında zarar görenin de kusurlu olması halini ifade etmektedir. Buna göre, müterafik kusur indirimi için zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında kusurlu olması aranmaktadır. Komşuluk hukukundan kaynaklı yükümlülüklere aykırılıktan kaynaklı zararın tazminine karar verebilmek için, hukuka aykırı kusurlu eylem sonucu oluşan zarar ve hukuka aykırı kusurlu eylem ile zarar arasında illiyet bağının olması gerekir. Oluşan zararın kapsamı belirlenirken ise, tarafların zararın oluşumuna hangi oranda etki ettikleri yani müterafik (bölüşük) kusurlarının olup olmadığı belirlenerek davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK'nın 730 ve 737. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz.2-Dosyanın incelenmesinde, davalı ...’ın 16/03/2020 tarihinde vefat ettiği, veraset ilamının dosyada mevcut olmadığı, mirasçılarının davaya dahil edilerek davetiye tebliğ edilmediği anlaşılmış olup, ölü kişi hakkında yargılama yapılarak 09/11/2023 tarihinde karar verilmesi mümkün olmadığından kararın taraf teşkili yönünden usul ve yasaya uygun olmadığı , öncelikle ...’a ait veraset ilamının temini ile mirasçıların davaya dahil edilmesi için davacı vekiline süre verilmesi ve taraf teşkili sağlandıktan sonra davaya devam edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.3-Kabule göre kamu düzeninden yapılan inceleme de:Davanın iki davacısı olup dava konusu taşınmazın davacı ... adına kayıtlı, ... kullanımında olduğu anlaşılmakla İDM ce tazminatın davacıya verilmesine dair hüküm tesisi edildiği ,bu durumun hangi davacıya tazminat verilmesi gerektiğinde infazda tereddüte neden olacağından hükmün müphem yazılması doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle davalı ve davacı vekilinin istinaf başvurusu kararın mahiyeti gereği bu aşamada incelenmeksizin kamu düzeni yönünden yapılan incelemede HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince İDM kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı ve davalılar vekillerinin istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri incelenmeksizin kamu düzenine aykırılık yönünden 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a/4. maddesi gereğince KABULÜNE,2-Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/11/2023 tarih 2018/420 Esas, 2023/992 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde işlem yapılmak ve yeniden karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-Davacı ve davalılar tarafından yatırılan istinaf harçlarının ilk derece mahkemesince yatırana iadesine, 5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından verilecek kararda değerlendirilmesine ve hükme bağlanmasına,6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından kendisini vekille temsil ettirenler yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1 bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 06/06/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45