SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 53. HD 2024/400 E. 2024/605 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/400

Karar No

2024/605

Karar Tarihi

23 Mayıs 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

53.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/400

KARAR NO: 2024/605

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 31/10/2023

NUMARASI: 2023/362 Esas, 2023/802 Karar

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit

KARAR TARİHİ: 23/05/2024

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, davalı ile müvekkili arasında 30.07.2012 tarihli “... Eğitim Kampüsü” inşaatı taşeron sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye istinaden müvekkiline davalı tarafından yer teslimi yapıldığını ve inşaat işinin halen devam ettiğini, davalı şirket ile müvekkili arasındaki taşeron sözleşmesinin 09.02. maddesinde teminat olarak 200.000,00 (ikiyüzbin) TL bedelli keşidecisi müvekkili, lehtarı da davalı şirket olan tanzim tarihi ve vade tarihi açık imzalı senet verilmesinin kararlaştırıldığını, sözleşme çerçevesinde söz konusu senedin davalı şirkete 04.02.2013 tarihinde imzalı olarak teslim edildiğini, davalının ödemelerini sözleşme çerçevesinde düzgün bir şekilde yapmaması nedeniyle davalıya karşı 25.02.2014 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, bunun üzerine davalı şirket yetkilisi tarafından hem mesaj yolu ile hem de dolaylı yollardan takibin durdurulması, durdurmadığı takdirde teminat senedini icraya koyacağının bildirildiğini, bu bildirimden sonra davalı şirket tarafından teminat senedinin, tanzim tarihi 10.09.2012, vade tarihi de 10.03.2014 olarak doldurularak, Beyoğlu ... Noterliğinin 11.03.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile senet bedelinin ödenmesinin ihtar edildiğini, gerek taşeron sözleşmesinde, gerekse teminat senedi teslim evrakında da görüleceği üzere müvekkilinin böyle bir borcunun olmadığını, davaya konu senedin bedelsiz olup teminat senedi olarak davalı şirkete 04.02.2013 tarihinde teslim edidiğini, bu hususun taraflara ait ticari kayıtlar ile banka hesaplarının incelenmesinde açıkça görüleceğini, keza harici olarak da teslim alınan herhangi bir bedel söz konusu olmadığını, davalı şirketin henüz davaya konu senedi icra takibine koymadığını, İİK. 72/2 ve ilgili maddeler çerçevesinde davalı şirkete borçlu olmadıklarının tespitine, davaya konu 10.03.2014 vadeli 200.000,00 (ikiyüzbin) TL tutarlı keşidecisi müvekkilleri olan ve kambiyo vasfını taşımayan senedin iptaline, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı ve müvekkilinin ticari bir işletme olup, uzun zamandan beri çeşitli işlerin yapılması sırasında birlikte çalıştıklarını, bu çalışmalar nedeniyle de zaman içinde karşılıklı bir alacak-verecek ilişkisine girdiklerini, bu ticari ilişki nedeniyle oluşan borçtan dolayı davacının, müvekkili şirkete kambiyo senedi düzenleyip verdiğini, davacı şirketin borcunu ödemek yerine işbu davayı açtığını, oysa müvekkili şirketin, aradaki uzun yıllara dayalı ticari ilişkinin hatırına kambiyo senedini icra takibine koymak yerine noter yoluyla ihtarname gönderdiğini, eğer davacının iddia ettiği gibi herhangi bir kötüniyet olsaydı, müvekkilinin ihtiyati haciz kararı alarak haciz işlemine geçebileceğini, bunun yapılmayıp ihtar gönderilmesinin müvekkili şirketin tamamen iyiniyetli olduğunu gösterdiğini, tarafların uzun zamandan beri birlikte iş yaptıklarını bu iş ilişkileri nedeniyle doğan borç karşılığı müvekkili şirkete davacının senedi düzenleyip verdiğini, dolayısıyla banka hesaplarında görülecek bir şey olamayacağını, ayrıca takdir edileceği üzere kambiyo senedinin başlı başına borç ikrarını havi bir belge olduğunu, ayrıca başka bir delile ihtiyaç gerektirmeyeceğini, bu hususun bile başlı başına davanın red nedeni olduğunu, davacı tarafından imazalandığı kabul edilen senedin müvekkili tarafından doldurulduğu iddiasının hiçbir gerçekle bağdaşmayacağını, açıklanan tüm bu nedenlerle haksız, yersiz, usul ve yasaya aykırı, kötüniyetli olarak müvekkili alacağını engellemeye matuf davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde 07/07/2023 günü bilirkişi incelemesi yapılacağı ihtarını içerir tensip zaptının 06/06/2023 günü taraf vekillerine tebliğ edildiği, davacılar vekilinin davacı defterlerinin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden istenmesi yönünde 20/06/2023 tarihli dilekçesini sunduğu, davalı vekili tarafından defter inceleme tarihinden sonra 14/07/2023 tarihli dilekçe ile defterlerinin bulunduğu yerin bildirildiği bu hali ile davalının mahkemece verilen kesin süre içerisinde defterlerini ibraz etmeyerek defter ibrazından kaçınmış sayılması gerektiği ve HMK'nun 222/3 maddesi gereği davacı defterlerinin lehine delil teşkil edeceği, davacı ...'in defter ve kayıtlarına göre davalı yana borçlu olmadığı, davalının üzerine düşen ispat yükünü yerine getiremediği, davacının borçlu olmadığının kabulü gerektiği, İİK 72/5 maddesindeki düzenlenmeye göre davalı alacaklı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için davalı alacaklının icra takibini yapmakta haksız ve aynı zamanda kötüniyetli olması gerektiği, tüm dosya kapsamında; icra takibinin haksız olduğu ve davalının alacaklı olmadığını bildiği senet ile davacı Behice aleyhine takip yaptığı, bu davacı lehine bono bedelinin %20'si oranında haksız takip tazminatına hükmedilmesi gerektiği, davacı ...'in davasına gelince, adı geçen davacının dava konusu bonoda avalist olduğu, TTK’nun 702/2 maddesinin “Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir.” hükmünü içerdiği, kanun hükmü gereği avalistin ancak senette yer alan şekle aykırılık nedeni ile borçlu olmadığını ileri sürebileceği, keşidecinin borcunun bulunmadığı iddiasının senedi elinde bulunduran alacaklıya karşı avalist tarafından ileri sürülemeyeceği gerekçesi ile Davacı ...' in davasının kabulü ile, davacının 200.000,00 TL bedelli 10/09/2012 düzenleme, 10/03/2014 vade tarihli, keşidecisi ... İnşaat Ticaret - ..., Lehtarı ... San.ve Tic. Ltd. Şti.olan bono nedeniyle bu davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 40.000,00 TL haksız takip tazminatının davalıdan alınarak ...'e ödenmesine, Davacı ...'in davasının REDDİNE, karar verilmiş, karara karşı davacı ... ve davalı vekili istinafa başvurmuştur. Davacı ... vekili istinaf dilekçesi ile, davacı müvekkili ...'in avalist olduğu gerekçesiyle davanın reddedildiğini, müvekkili ...'in avalist olması durumunda dahi, söz konusu senette şekle aykırılık bulunduğu için sorumlu tutulamayacağını, dava konusu senedin davalı şirkete tesliminden sonra, düzenlenme amacına aykırı olarak tanzim tarihi, vade tarihi, ödeme yerinin kendileri tarafından doldurulmuş olması, senede ''nakden'' ibaresinin eklenmiş olması sebebiyle senedin kanunun aradığı zorunlu unsurları taşımaması nedeniyle hükümsüz olarak tespitinin yapılması ve senedin iptalinin gerektiğini, dolayısıyla, söz konusu teminat senedinde şekle aykırılık bulunduğunu, bu sebeple de, yerel mahkemenin bunu gözetmeden müvekkili ... aleyhine hüküm kurmasının isabetli olmadığını, söz konusu senet açısından müvekkillerinin bir hangi bir borcunun ve sorumluluğunun bulunmadığının ispatlandığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, davacıların, senedi düzenleyerek imzaladıkları, sonra da müvekkili şirkete yolladıklarının kendi yazılı beyanları ile de sabit olduğunu, daha sonra bu beyanlarını değiştirip senedin müvekkili şirketçe doldurulduğunu iddia ettiklerini, davacıların bu ve benzeri gerçek dışı-çelişkili beyanlarının hem HMK m.141 hükmüne aykırı olarak iddia ve savunmalarını genişlettikleri- değiştirdiklerini, hem de mahkemeyi yanıltmaya çalışarak kötü niyetli olduklarını gösterdiklerini, kambiyo senedinin başlı başına borç ikrarı içeren belge olduğunu, ayrıca başka bir delile ihtiyaç gerekmediğini, davacıların senet üzerindeki imzalara itiraz etmediklerinden senedin, "Kayıtsız şartsız borç ikrarını" içerdiğini, davacıların sadece senedin "Teminat Senedi" olduğunu iddia ettiklerini, defaatle beyan ettikleri üzere söz konusu senedin herhangi bir teminat özelliği olmadığını, kaldı ki senet kayıtsız şartsız borç ikrarını içerdiğinden davacıların, senedin teminat amacıyla verildiği iddialarını yazılı ve kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, davacıların iddialarının hiçbirisini yazılı belge ile ispatlayamadıklarını, ispat edilemeyen davanın her iki davacı yönünden de reddedilmesi gerektiğini, Yargıtay’a göre bono için sebep gösteren tarafın bu sebebi ispat yükü altında olduğunu, yani Yargıtay’ın bonoyu kim talil ederse o kişinin ispat yükü altında olacağını içtihat ettiğini, nitekim yerel mahkemenin ilk gerekçeli kararının da bu doğrultuda olduğunu, teminat senedi olduğunu iddia eden borçlunun bunu ispatlayamadığından bahisle davayı reddettiğini, mahkemece tespit edilmesi gereken asıl hususun, taraflarınca sunulan "... Taraflar arasında (borçlunun eski firması olan ...'in kendi şirketi döneminden kalan) uzun yıllara dayanan bir iş ilişkisi olduğu, bu bağlamda nakdi para alış-verişleri olduğu, bu ilişki içerisinde borçluya verilen para nedeniyle senet düzenlediği..." beyanın talil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olduğunu, yerel mahkemenin önceki kararında Yargıtay kararlarına uygun olarak bunu talil olarak değerlendirmediğini, BAM kararının aksine taraflarınca ticari defter ve belgelere dayanılmadığını, geçmişten kalan ve müvekkiline olan borca karşılık senet düzenlenip verildiğinin beyan edildiğini, elden verilen bir kısım paralar denildiğini, beyan ettikleri hususun talil değil bir durum tespiti olduğunu, aralarında uzun yıllara dayalı iş ilişkisinden bahsedildiğini, tarafların uzun yıllara dayanan ilişkileri olduğunun bildirilmesinin senedi talil olmadığını, ortada bir senet varsa, iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili ise ve dava ticaret mahkemesinde görülüyorsa bunun zaten aralarında bir ticari iş var demek olduğunu, tüm bu hususların göz ardı edilerek beyanları ile senedi talil ettikleri ve ispat yükünün taraflarına ait olduğunun kabulünün hukuka aykırı olduğunu, talil nitelemesini hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte, ortada çift taraflı bir talil olduğu varsayılsa bile yine ispat yükünün yer değiştirmeyeceğini yine borcun olmadığını iddia eden davacının ispat külfeti altında olacağını, mahkemenin istinaf ilamı doğrultusunda 31/05/2023 tarihli tensip tutanağının 2 nolu ara kararı ile "iddia, savunma, toplanan deliller ve tarafların ilişkili dönemine ait ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına" karar verdiğini, bu kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle 15.06.2023 tarihli dilekçe ile 31.05.2023 tarihli tensip zaptındaki ara karardan rücu edilmesinin talep edildiğini, ancak mahkemece bu hususta bir ara karar verilmediğini, tüm hukuka aykırılıklara rağmen, müvekkili adına sunulan 10.07.2023 tarihli dilekçede "incelemeye konu müvekkil şirket defter ve belgelerinin (davacının da beyanlarında belirtiltiği üzere) İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E:2014/232 sayılı dosyasına sunulmuş olduğundan, mahkemenizce celbedilecek İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E:2014/232 sayılı dosyasındaki mübrez müvekkil şirket belgeleri üzerinden inceleme yapılmasına, ayrıca tüm ticari ilişki kapsamında inceleme yapılabilmesi için müvekkil şirket nezdinde yerinde inceleme yapılabilmesi için bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmesini ve yerinde inceleme için tarafıma gün verilmesi" talep edildiğini, fakat bu talebin de mahkemece göz ardı edilerek hukuka aykırı karar verildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dava, bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacılar vekili, müvekkili ... ile davalı arasında alt taşeron sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin teminatı olmak üzere davaya konu bononun imzalı ve boş olarak teslim edildiğini, davalının bonoyu anlaşmaya aykırı olarak doldurduğunu, teminat bonosu olması nedeniyle bononun bedelsiz olduğunu bonodan dolayı borçlu olmadıklarının tespitini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince davanın reddine dair 14/12/2021 tarih, 2014/1079 Esas, 2021/1009 Karar sayılı kararı davacılar tarafından istinaf edilmesi üzerine dairemizin 03/05/2023 tarih 2022/1690 E., 2023/396 K. Sayılı kararı ile " Somut olayda, davaya konu bonoda nakden kaydı mevcuttur. Bonoda nakden kaydı bulunduğundan kural olarak bu kayda itibar edilmesi gerekmektedir. Ancak davalı vekili cevap dilekçesinde davaya konu bononun tarafların uzun zamandan beri birlikte iş yaptıklarını, bu iş ilişkisi nedeniyle doğan borca karşılık olarak bononun keşide edilerek müvekkiline teslim edildiğini belirterek bono metninde yer alan nakden kaydını talil etmiştir. Buna göre ispat yükü bonoyu talil eden davalı tarafa geçmiştir. Davalının bononun taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan borca karşılık keşide edildiğini ispatlaması gerekir. Her iki tarafta delil olarak tarafların ticari defter ve belgelerine dayanmıştır. Mahkemece de taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına dair ara karar verilmiş ise de gerekçe belirtilmeden bu ara karardan vazgeçilmiştir. Mahkemece yapılacak iş davalı tarafça bono talil edildiğinden ispat külfetinin davalıya geçtiği kabulü ile davaya konu bononun taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı borçtan dolayı keşide edilip edilmediği konusunda taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonucu göre karar vermek olmalıdır." gerekçesi ile istinaf talebi kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. Kaldırma kararından sonra mahkemece 31/05/2023 tarihli tensip zaptı ile tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, tensibin 3. Maddesi ile taraflara ticari defter ve kayıtlarını inceleme gününe kadar ibraz etmeleri eğer inceleme gün ve saatinde hazır edemeyecek iseler en geç inceleme gün ve saatine kadar ticari defter ve kayıtların bulundukları yerleri bildirmeleri için inceleme gününe kadar kesin süre verilmesine, aksi takdirde defter ibrazından kaçınmış sayılacaklarının ihtarına, incelemenin 07/07/2023 günü, saat 14:00'da mahkeme kaleminde icrasına, karar verilmiş, tensip zaptı davalı vekiline 06/06/2023 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı tarafça süresinde defter ve kayıtlar sunulmadığı gibi, bulundukları yere ilişkin bir beyanda da bulunulmamıştır. Kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi ticari senet (kambiyo senedi) alacağı da prensip olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi alan herkes, bütün bu hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Senedi alan şahsın, bu senede sahip olup olmayacağı, yani senette mündemiç hakkı iktisap edip etmeyeceği bu gayeye bakılarak tespit olunur. Dolayısıyla söz konusu gaye, bir kambiyo senedinde (kıymetli evrakta) mündemiç hakkın husulü (doğumu) veya devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Senet bu gaye yönünden “ifa amacıyla”, daha açık bir ifadesiyle “mevcut bir borcu ifa için” veya “mevcut borcun yerine kaim olmak üzere” verilmiş olabilir. Senedin teminat amacıyla veya başka bir maksatla verilmesi (mesela kredi sağlamak, hibe vs.) de mümkündür (Öztan, s.376). Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Ahmet Türk, Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s.329, 330). Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. (Türk, s.328-329). Bu açıklamalar ışığında soyut bir borç ikrarı içeren ve üzerinde nakden kaydını içeren davaya konu bononun, nakden oluşan bir borç için değil taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan borcun karşılığında düzenlenerek teslim edildiğini lehdar davalı savunduğundan, bonoda yer alan nakden kaydını talil etmiştir. Önceki kaldırma kararımızda da belirtildiği üzere, bononun düzenlenme sebebini talil eden davalı lehdarın bononun taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan borç nedeniyle verildiğini ispatlaması gerekir. HMK'nın MADDE 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3)İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir hükmü düzenlenmiştir. Anılan yasal düzeneleme gereğince mahkemece taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, taraflara usulüne uygun şekilde ticari defter ve kayıtlarını bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere sunmaları veya bulunduğu yere ilişkin beyanda bulunmaları aksi halde defter ibrazından kaçınmış sayılacakları ihtar edilmiş olup, davalı süresinde ticari defter ve kayıtlarını sunmadığından defter ibrazından kaçınmıştır. Buna göre ispat külfeti üzerinde olan davalı, davaya konu bonodan dolayı alacaklı olduğunu ispatlayamadığından keşideci hakkında verilen borçlu olunmadığının tespiti kararı yerinde olmuştur. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK): MADDE 702- (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder. Hükmü düzenlenmiştir. Aval, TTK’nın 700 üncü maddesine göre poliçede (bono) yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 700 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur (Bozer, Göle, s. 161 ). Türk Ticaret Kanunu’nun avalin şekline ilişkin 701 inci maddesinde; aval şerhinin poliçe veya alonj üzerine yazılacağı; avalin “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edileceği ve aval veren kişi tarafından imzalanacağı; muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin (bono) yüzüne atılan her imzanın aval şerhi sayılacağı; kimin için verildiği belirtilmemişse avalin düzenleyici için verilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, poliçenin (bono) ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin (bono) ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. Somut olayda, davaya konu bonoda davacı ..., bonoyu kefil olarak imzalamıştır. ... bonoyu aval olarak imzalamadığı için TTK'nın avale ilişkin hükümlerinin uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Bu davacı bonoyu kefil olarak imzaladığından, sorumlu olabilmesi için keşidecinin borçlu olması gerekir. Davalı alacaklı söz konusu bonodan dolayı alacaklı olduğunu ispatlayamadığından, keşideci yanında kefil sıfatı ile bonoyu imzalamış olan davacı ...'ın bonodan dolayı sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır. Buna göre mahkemece hatalı değerlendirme ile davacı ...'ın aval veren olduğu kabulü ile açtığı menfi tespit davasının reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi ile esastan reddine, davacı Lütfullah vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-2 maddesi ile kabulü ile bu davacı hakkında da davanın kabulü ile davaya konu bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A)1-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi ile esastan REDDİNE, 2- Davacı ... vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE, 3-İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 31/10/2023 tarih ve 2023/362 Esas, 2023/802 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 4-Davacıların davasının kabulü ile, davacıların 200.000,00 TL bedelli 10/09/2012 düzenleme, 10/03/2014 vade tarihli, keşidecisi ... İnşaat Ticaret - ..., Lehtarı ... İnş. Tur. San.ve Tic. Ltd. Şti.olan bono nedeniyle davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, 5-40.000,00 TL haksız takip tazminatının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine,

B) İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN 1-Alınması gereken 13.662,00 TL nispi karar ve ilam harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 3.415,50-TL harcın mahsubu ile bakiye 10.246,5‬0 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 2- Davacı tarafından yapılan 3.415,50 TL peşin harç, 550,70 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 3.966,2‬0 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 32.000,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE,

C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN 1-Davacı ... tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde kendisine İADESİNE, 2-Davacı ... tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 214,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.383,4‬0 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa VERİLMESİNE, 3-Alınması gereken 13.662,00 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin yatırılan 3.415,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 10.246,5‬0 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 4-Davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a bendi gereğince KESİN olmak üzere23/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanıngelirTespithazineyekaldırılmasınaticaretkonusuMenfiistinafkabulünereddinedereceistanbuliadesineolmadığınayönündenincelemesigörüşülüpasliyeverilmesinedüşünüldügereğikesinkaydınamaddenumarasımahkemesihüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim