SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/2723

Karar No

2024/1426

Karar Tarihi

12 Eylül 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

46. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/2723

KARAR NO: 2024/1426

KARAR TARİHİ: 12/09/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 05/07/2021

NUMARASI: 2019/295 Esas - 2021/633 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak (Vekalet Sözleşmesi)

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı ve davacı vekillerince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; taşınmazının kiraya verilmesi hususunda davalı ile vekelat sözleşmesi yapıldığı, davalının ödemesi gereken kira bedellerini ödemediği, bu nedenle müvekillerinin zarar ettiğini belirterek dava tarihi itibari ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 32.338,00 TL'nin davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı, davasını yargılama sırasında 175.582,13.TL'ye ıslah etmiştir. Davalı; taşınmazı kiralamak için davacı ile aralarında sözleşme olduğunu davacının kira bedelini alamadığı için davayı kiralaya verilenden alması gerektiğinden bahisle husumet itirazında bulunduğunu, yapılan sözleşmeye göre davacıya bir taahhütte bulunulmadığını kiraların eksik yatırılmasında bir kusurları olmadığı savunmasıyla davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; "...taraflar arasında, davacıya ait taşınmazın kiralanması konusunda vekalet sözlemesi imzalandığı, vekalet sözleşmesini davacı tarafça her ne kadar Bakırköy ...Noterliğinin 08/06/2015 tarihli ihtarnamesi ile 31/12/2015 tarihinden itibaren yenilenmeyerek sona erdirildiği bildirilmiş ise de davalı tarafça 01/01/2012 tarihinden itibaren 5 yıl süre ile 5.285,00 TL + KDV ödenmesi ve 5 yıl boyunca bu bedelin enflasyon oranında artırılacağı taahhüdünde bulunduğu, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin vekalet sözleşmesinin davacı tarafça sona erdirildiğini bildiren ihtarnameden sonra da aynın devam ettiği, dolayısıyla davalı tarafı vekalet sözleşmesi gereğince ve verilen taahhüt uyarınca sorumluluğunun devam ettiği, davalı tarafın vekil sıfatı ile davacıya karşı sadakat ve özen yükümlülüğünün bulunduğu, TBK'nun 506/2. maddesinde vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlü bulunduğunun öngörüldüğü, bu kapsamda davalının basiretli bir vekil gibi davranmakla yükümlü bulunduğu, tüm bu nedenlerle davalının 5.285,00 TL + KDV miktarından oluşan kira bedelini izleyen dönemlerle enflasyon oranında artırarak kiracıdan talep ve tahsil ederek davacıya ödemesi gerektiği, bilirkişi 2.ek raporunda davacının talep edebileceği eksik kira bedelinin hesaplandığı, ancak davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça dava tarihinden geriye doğru 3 aylık döneme ilişkin olarak alacak talebinde bulunması nedeni ile usulün taleple bağlılık ilkesi uyarınca bilirkişi 2.ek raporunda 2019/1-2-3 dönemi olarak gösterilen öneme ilişkin yapılan hesaplama uyarınca 27.336,30 TL alacak + % 18 KDV olarak 4.920,53 TL olmak üzere toplamda 32.256,83 TL alacak talep edebileceği, ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğranılan zarar talebi yönünden de dava tarihinden sonraki dönemin davamızın konusunu oluşturmayacağı ve ancak yeni bir dava ile talep edilebileceği anlaşılmakla davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddi gerektiği, temerrüt tarihi olan 28/02/2019 tarihinden itibaren avans faizi istenebileceği, tüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur,..." gerekçesi ile, "...davanın kısmen kabulü ile 32.256,83 TL alacağın temerrüt tarihi olan 28/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine..." şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin tensip, duruşma zaptında da davanın belirsiz alacak davası olduğu yönünde bir kabulde bulunduğunu, davayı bu minvalde devam ettirdiğini, 3 kez bilirkişi incelemesi yaptırmış ve son ana kadarki zararı tespit ettiğini, yalnızca 3 aylık zararı kabul ederek, çelişkiyle ve büyük bir yanılgıyla gerek usul ekonomisi, gerek yasalar, gerek Yargıtay içtihatları, gerekse vicdan ve hakkaniyete aykırı bir karar verdiğini, kararın bozularak kaldırılması ve düzeltilmesi için istinaf yoluna başvurduklarını, aksi halde Anayasa ve Uluslarası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan Hak arama özgürlüğünün bir anlamı olmayacak, Usul ve Hukuk normlarının hiçbir güvence ve inandırıcılığı kalmayacağını, adalete olan inanç keenlemyekün ortadan kalkacağını, yerel mahkemece verilen usul, yasa, hukukun amaç ve işlevine aykırı kararının, tehir-i icra talepli olarak kaldırılmasına/ bozulmasına/ düzeltilmesine, tespit imkanı olmadığından dolayı, fazlaya ilişkin her türlü hak ve alacakları saklı tutmak suretiyle belirsiz alacak davası olarak açmış oldukları davanın, bilirkişi raporu ve vermiş oldukları ıslah dilekçesi doğrultusunda tamamının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Görevsizlik itirazlarıyla birlikte yerel mahkeme müvekkil şirket ile davacı arasında akdedilen sözleşmeleri birbirine karıştırdığını ve hukuka aykırı bir karar verdiğini, yerel mahkeme müvekkil şirketin gerçekleştirmiş olduğu ek ödemeyi kira artışı olarak değerlendirdiğini, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde müvekkil şirketi kira sözleşmesinin tarafı haline getirdiğini, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi ve taahhüt son bulmuş olmasına rağmen davacı taraf haksız ve hukuka aykırı bir şekilde sebepsiz zenginleştiğini, yerel mahkeme de vermiş olduğu karar ile davacının sebepsiz zenginleşmesine devam etmesinin önünü açtığını, haklı istinaf başvurularının kabulüne, tehiri icra taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme ilamının kaldırılarak davanın tümden reddine, aksi durumda yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye iade edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Vekalet sözleşmesinden ve taahhütnameden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin eldeki davada, ilk derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen Kabulüne karar verilmiş, verilen karara ilişkin olarak da davacı ve davalı vekilleri tarafından, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Davacı şirketin, dava konusu alacağın dayanağı olan ve ... AVM'de yer alan 52 numaralı bağımsız bölümü, dava dışı ... Ltd. Şti.'den devralarak malik olduğu, dava dışı ... Ltd. Şti., davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... A.Ş.'ye , 01.09.2010 tarihli ve 5 yıllık kiralama ve yönetim yetkisini içeren vekalet verdiği, bu vekalete istinaden de davalının dava konusu taşınmazı, kendi maliki olduğu 3 adet bağımsız bölüm ile birlikte dava dışı ... Hizm. Tic. A.Ş.'ye, 0.10.2010 tarihli kira sözleşmesi ile kiraya verdiği, davacı yanca da, dava konusu bağımsız bölüm dava dışı şirket ... Ltd. Şti.'den devralındıktan sonra, 01.01.2011 tarihinde, davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... A.Ş. İle "Vekalet Sözleşmesi" akdettiği, sonrasında da ... Hizmetleri A.Ş. İle dava dışı şirket ... Tic. A.Ş. arasında, 17/10/2014 tarihinde "... Ciroya Bağlı Kira Sözleşmesi"nin akdedildiği anlaşılmıştır. Somut olayda nafaka ve işçilik alacakları yönünden öngörülen istisnai durumun elde ki davaya konu alacak istemi yönünden tatbikinin mümkün olmayıp, dava teorisinden ayrılmayı gerektirir herhangi bir durumun söz konusu olmadığı, dava tarihinden sonraki alacak veya zararın ıslah ile davaya konu edilemeyeceği,uyuşmazlığın geçerli vekalet akdi kapsamında mahkeme ve bilirkişi heyetince tespit edilen alacak miktarıyla sınırlı çözülmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; ileri istinaf talepleri yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun HMK.353.1.B.1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.HMK m.353/1-b-1 gereğince tarafların istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,3.Alınması gereken 427,60 TL harçtan yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 368,3‬0 TL'nin davacıdan ilk derece mahkemesince alınarak Hazineye irat kaydına, -Alınması gereken 2.203,46 TL harçtan davalı tarafından yatırılan 551,3‬0 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 1.652,16‬ TL'nin davalıdan ilk derece mahkemesince alınarak Hazineye irat kaydına, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 12/09/2024 tarihinde, oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi. Muhalefet Şerhi Davanın tarafları arasında akdedilen taahhütname ile davacı ile davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Alışveriş Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen ve davalı taraf açısından da devralma sonucu bağlayıcı olduğu anlaşılan vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin eldeki davada, ilk derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen Kabulüne karar verilmiş, verilen karara ilişkin olarak da davacı ve davalı vekilleri tarafından, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; 352. madde de yer alan hususlar ile taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Somut olayda davacı şirketin, dava konusu alacağın dayanağı olan ve ... AVM'de yer alan 52 numaralı bağımsız bölümü, dava dışı ... Hafriyat Ltd. Şti.'den devralarak malik olduğu, dava dışı ... Hafriyat Ltd. Şti., davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Alışveriş Hizmetleri A.Ş.'ye , 01.09.2010 tarihli ve 5 yıllık kiralama ve yönetim yetkisini içeren vekalet verdiği, bu vekalete istinaden de davalının dava konusu taşınmazı, kendi maliki olduğu 3 adet bağımsız bölüm ile birlikte dava dışı ... Hizm. Tic. A.Ş.'ye, 0.10.2010 tarihli kira sözleşmesi ile kiraya verdiği, davacı yanca da, dava konusu bağımsız bölüm dava dışı şirket ... Hafriyat Ltd. Şti.'den devralındıktan sonra, 01.01.2011 tarihinde, davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Alışveriş Hizmetleri A.Ş. İle "Vekalet Sözleşmesi" akdettiği, sonrasında da ... Hizmetleri A.Ş. İle dava dışı şirket ... Hizm. Tic. A.Ş. arasında, 17/10/2014 tarihinde "... Avm Ciroya Bağlı Kira Sözleşmesi"nin akdedildiği anlaşılmıştır. Dava; davacı şirket ile davalı şirket arasında akdedilen vekalet sözleşmesinden ve taahhütnameden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir. 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin birinci fıkrasında vekalet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini, yapılmasını üstlenir. Vekâlet sözleşmesinin tarafları vekâlet veren ile vekildir. Vekâlet veren gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi vekil de gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Sözleşmenin konusunu ise herhangi bir hukuki işlem yahut maddi bir eylemin yapılması oluşturabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması için konusunun mümkün olması yanında kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir. Vekâlet sözleşmesini 6098 sayılı Kanun'un 40 ilâ 48 inci maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Aralarında yakın bir ilgi bulunmakla birlikte vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir. Temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder. Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur. Nitekim davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Kanun'un 505 inci maddesinin birinci fıkrasında vekilin, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlü olduğu hükmüne yer verildikten sonra 506 ıncı maddesinde; "(1)Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.(2)Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.(3)Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. İstinaf incelemesinin bütünlüğü ve sıhhati açısından, davanın tarafları arasında akdedilen, 01/01/2011 tarihli, "Vekalet Sözleşmesi"nin ve davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Hizmetleri A.Ş. İle dava dışı şirket ... Hizm. Tic. A.Ş. Arasında, 17/10/2014 tarihinde akdedilen, "... Avm Ciroya Bağlı Kira Sözleşmesi"nin taraflar arasındaki dava konusu ihtilafa ilişkin hükümlerine değinmekte de fayda vardır. Davacı ile davalı arasında akdedilen vekalet sözleşmesinin, "Sözleşmenin Konusu" madde başlıklı 2 inci maddesinin; "Bu sözleşmenin konusu Vekil edenin ... Mah. ... ... Yolu ... AVM adlı alışveriş merkezi adresindeki ... Kat ... numarasında kayıtlı bulunan taşınmazının vekil tarafından, vekil eden adına hareketle; kiraya verilecek şekilde hazırlanması, kiracının bulunması, sözleşmenin hazırlanması ve imzalanması, kiraların tahsili, AVM yönetim giderlerinin, ortak giderlerin, Yönetim tarafından kabul edilen ve ortak yerler için ayrılan aidat ve benzeri ödemelerin ödenmesi, Kat mülkiyeti kanunu, ... AVM yönetim planı, İşletme yönetmeliği ve diğer kanunlar çerçevesinde malik tarafından yapılması gereken tüm işlemler ile masraf, aidat, harç, vergi v.s tüm ödemelerin yapılması, kiracının taşınmazı boşaltması halinde yeni kiracı bulunması ve bu sözleşme çerçevesinde yeniden kiralanması ve taşınmazın kiralanması ile ilgili her türlü işlemlerin sınırlama olmaksızın yerine getirilmesidir." şeklinde, "Tarafların Yükümlülükleri" madde başlıklı 3 üncü maddesinin, "Vekil edenin Yükümlülükleri" alt başlıklı "A" bendinin "A.2" inci maddesinin; "Kiralânan taşınmazla ilgili yasa ve AVM işletme yönetmeliğinde açıklanan kiracıdan tahsili mümkün olmayan tüm giderler ile taşınmazın boş kaldığı süre boyunca (... AVM yönetimine ödenmesi gereken giderleri vekil eden tarafından yönetime defaten ödenir.", "A.3" üncü maddesinin; "Vekil eden, ödeme yükümlülüğü kiracıya ait olmayıp kat malikine tekabül eden tüm ödemelerin, tahakkuk etmiş vergi resim harç v.b tüm giderlerin tahsil edilen kira bedelinden mahsup edilerek ilgili yerlere vekil tarafından ödenmesini beyan kabul ve taahhüt eder.", "A.4" üncü maddesinin; "Vekil eden, vekilin kiraya verdiği taşınmazda bulunan kiracıdan kira bedellerinin tahsil edilememesi, kiralanan taşınmaza zarar vermesi veya mecurda meydana gelecek herhangi bir zarar, hasar yahut kiracıdan kaynaklanan her tür hukuki ve fiili zarar, hasarlardan dolayı oluşacak zararlar için vekilin kast halinde olması hali istisna olmak üzere herhangi bir tazmin talebinde bulunmamayı ve vekilin bu konularda da herhangi bir sorumluluğunun olmadığını beyan kabul ve taahhüt eder." ve "A.5" inci maddesinin; "Vekil eden AVM yönetiminin, Kanunun, işletme projesi çerçevesinde yönetimin aldığı kararların uygulamasından dolayı vekile herhangi bir itirazda bulunmayacağını ve vekili sorumlu tutacak herhangi bir beyan ve işlemde dahi bulunmayacağını kabul beyan ve taahhüt eder." şeklinde, "Vekilin Yükümlülükleri" alt başlıklı "B" bendinin, "B.1" inci maddesinin; "Vekil, Vekil eden adına onun namına ve onun bütün hak ve menfaatlerini gözeterek hareket edecektir.", "B.2" inci maddesinin; "Vekil kanunların, yönetim planının ve işletme yönetmeliğinin kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde vekil edenin taşınmazının kiralanması için gerekli tüm iyi niyet çerçevesinde onun hak ve menfaatlerini koruyacaktır.", "B.3" üncü maddesinin; "Vekil, vekil edenin tüm hak ve menfaatlerini korumak adına MK 2. maddesi çerçevesinde hareket etmeyi kabul eder. Bu çerçevede vekil edenin taşınmazının hak kaybına uğramaması için gerekli önlemeleri almada azami özeni gösterecektir." ve "B.4" üncü maddesinin de; "Vekil mecurdan alınan kira bedellerini vekil edenin verdiği hesap numarasına en geç üç iş günü içinde ödeyecektir." şeklinde olduğu, aynı sözleşmenin "Sözleşmenin Süresi" madde başlıklı 4 üncü maddesinin; "-İşbu sözleşme beş (5) yıl süreli olup taraflardan herhangi birinin edimlerini yerine getirmede kast veya ağır kusuru bulunmadıkça sözleşmenin süresinden önce feshi kabil değildir. Vekil eden bu süre dolmadan vekili azledemeyeceği gibi vekille bu süre dolmadan vekaletten istifa edemeyecektir. Vekil eden, bu 5 yıllık süre içinde anılan taşınmazı vekili onay ve icazeti olmaksızın hiçbir şekilde kiraya veremez veya üçüncü şahıslara kullandıramaz. -Sözleşmede belirtilen sürenin hitamından evvel en geç bir ay öncesinde diğer tarafa sözleşmenin fesih edildiğini bildiren yazılı bir beyanı içeren bir tebligat ulaşmadığı takdirde sözleşme aynı süre ve şartlarla yenilenmiş sayılır." şeklinde ve yine aynı sözleşmenin; "Vekaletin Kapsamı Ve Üçüncü Kişilere Devri" madde başlıklı 6 ıncı maddesinin de; "Vekalet yukarıda maddelerde ifade edildiği çerçevede sözleşmede belirtilen taşınmazın kiralanması ve bu çerçevede gerekli olan tüm işlemler için sınırsız olup işin gerektirdiği tüm işlemlerin yapılmasını kapsar. Bu çerçevede vekil, işin lüzumunun gerektirdiği durumlarda üçüncü kişileri, yanında çalıştırdığı kişileri de vekil ederek ve vekalet vermek suretiyle işlemlerin aksamadan yürütülmesini sağlar.Vekil eden bu sözleşme kapsamında işin ve maslahatın gerektirdiği hal ve şartlarda vekilin üçüncü kişilere vekalet vermesini kabul eder." şeklinde olduğu anlaşılmıştır.Davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... A.Ş. İle ... Hizm. Tic. A.Ş. Arasında akdedilen, 17/10/2014 tarihili "... Avm Ciroya Bağlı Kira Sözleşmesi"nin giriş kısmının; "Bir tarafı, mal sahipleri ile imzaladığı Vekalet Sözleşmesine dayanarak "KİRALAYAN" statüsünü iktisap eden ... HİZMETLERİ A.Ş. (Bundan sonra "KİRALAYAN" diye anılacaktır), diğer tarafı ... Hizmetleri A.Ş. (Bundan sonra "KİRACI" diye anılacaktır) olan taraflar aralarında ..... 2010 tarihinde aşağıdaki şartlarla bir Kira Sözleşmesi (Bundan sonra "SÖZLEŞME" diye anılacaktır) akdetmişlerdir." şeklinde olduğu, "Kiralanan Yer" madde başlıklı 1.2.1 inci maddesinin; "Kat: ... No: ... Kullanım alanı: 1.232 m2" şeklinde, "Kira Bedeli Hesap Şekli Ve Birimi" madde başlıklı 1.9 uncu maddesinin; "İşletmenin kirası işletmenin aylık cirosu ölçü alınarak ödenecektir. Ciro kirası, kiralanan yerde kiracı tarafından bir ay içinde perakende, toptan, ve/veya sair usullerde satılan malların toplam hasılatı üzerinden KDV, iskonto ve iadelerin düşülmdsinden sonra geriye kalan net satışın %4'dür.", 1.9.1 inci maddesinin; "Kiracı sadece Maliye Bakanlığı tarafından kiralanan içindeki işyerine özel ruhsat verilmiş olan ödeme kaydedici cihazları kullanmak zorundadır. Her ne sebeple olursa olsun satışları ruhsatsız cihazlara kaydedemeyeceği gibi usulüne uygun belge düzenlemeden satış yapamaz. Her cihazın ruhsatına ilişkin belgeler cihazın olduğu yerde bulundurulacaktır. Kiracı aylık cirosunu, bir sonraki ayın 10'una kadar detaylı şekilde yetkili kişinin imzalı ve yazılı beyanını içerir bir yazı ekinde aylık raporu bulunur şekilde Kiralayana bildirir." ve 1.9.2 inci maddesinin de; "Kiracının, Herhangi bir şekilde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir belge olmaksızın satış yaptığının Belirlenmesi ve bu belgelerin gerçeği yansılmadığının tespiti halinde kiracı, eksik kalan bedeli derhal kiralayana öder. Bu durumun kira yılı içerisinde üç kere tekrarlanması ve|tutanak ile tesbit edilmesi halinde, kira sözleşmesinin esaslı unsurlarının ihlali sayılır ve tahliye sebebidir. . Bu durumda kiracı ayrıca 10.000 TL. cezai şart olarak kiralayana öder. Taraflar tacir olduklarından iş bu cezai şarttan indirim talep edemezler." şeklinde olduğu, yine aynı sözleşmenin, "Kira Bedelinin Ödeme Şekli, Zamanı, Yeri Ve Geç Ödemenin Sonucu" madde başlıklı 1.10 uncu maddesinin, "Aylık Ciro Kirası" alt madde başlıklı 1.10.1 inci maddesinin; "Kiracı bir önceki aya ilişkin net cirosu üzerinden hesaplanan ciro kirasını hesaplayıp KDV ilavesiyle birlikte en geç ayın 5 (beş) inci günü akşamına kadar Kiralayana bildirir ve kiralayanın yazılı olarak kendisine bildireceği banka hesap numarasına Öder. Kiralayan yazılı olarak bildirmek suretiyle ödeme yerini değiştirebilir. Ayrıca Kiralanan yerin yıllık cirosu 4.000.000.-TL+KDV nin altında olursa, KİRACI kira ödemeyecektir. Yıl sonu kira hesapları incelendiğinde ciroya göre yapılan fazla ödemeler var ise bu durumda kiracı tarafından iade fatura kesilecek ve kiracıya iade edilecektir. Bu durumda mal sahibi, Kiralayan'a fatura tebliğinden itibaren 5 işgünü içinde yıl içinde ödenen kira tutarlarını ödemek zorundadır." ve 1.10.2 inci maddesinin de; Tüm kira ödemeleri fatura karşılığında yapılacak olup, kiralayan ödenen kira bedelinin faturasını kira bedeline Katma Değer Vergisi ve ilgili doğabilecek tüm vergiler ilave ederek kiracıya elden imzâ karşılığı yada taahhütlü mektupla teslim eder." şeklinde olduğu anlaşılmıştır.Ayrıca somut davada, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından elzem olan ve davalı yanın da cevap dilekçesinde; "...Davacı ... nolu taşınmaza malik olduğunda kiracı ... Hizm. Tic. AŞ. nin ciro bedelinin düşük olması sebebi ile müvekkil tarafından davacıya, 01.01.2012 tarihinden itibaren VEKALET SÖZLEŞMESİNDEN BAĞIMSIZ OLMAK ÜZERE 5 yıl süre ile 5.285,00 TL + KDV ödenmesi ve bu bedelin 5 yıl boyunca enflasyon oranında artırılması yönünde taahhütte bulunulmuştur. SÖZ KONUSU TAAHHÜT KİRA SÖZLEŞMESİ DEĞİL YALNIZCA EK BİR ÖDEME YAPILACAĞINA DAİR TAAHHÜTTÜR. Müvekkilin verdiği taahhüdün süresi 31.12.2016 tarihinde sona ermiştir." şeklindeki beyanı ile kabul ettiği "Taahhütname"ye gerek dosya kapsamından ve gerek se UYAP sisteminden ulaşılamamış ve dosyada mübrez olmadığı anlaşılmış ise de; taahhütnamenin gerek davacı beyanlarından ve davalı beyanlarından da açıkça anlaşılacağı üzere, taraflarca kabul edildiği, ayrıca davalı yanca her ne kadar tahhütnamenin 31.12.2016 tarihinde sona erdiği beyan edilmiş ise de; gerek dosyada mübrez banka kayıtlarından ve gerek se davalı yanca da davacı yana gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinin 3 nolu bendindeki; "Taahhüt süresi yönetim personelinin dikkatinden kaçarak tarafınıza 01/01/2017 tarihinden itibaren iki yıl gibi uzun bir süre taahhüt ödemeye devam edilmiştir..." şeklindeki beyanından anlaşılacağı üzere, "Taahhütnamenin" süresi dolmasına rağmen davalı yanca yeni dönem için yapılan kira ödemeleri, taahhüt kapsamında arttırılarak, 2018 yılı sonuna kadar devam etmiştir. Tüm bu açıklamalar kapsamında İstinaf istemleri değerlendirildiğinde; Davacı yanın İstinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede; Davanın tarafları arasında akdedilen taahhütname ile davacı ile davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen ve davalı taraf açısından da devralma sonucu bağlayıcı olduğu anlaşılan vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin eldeki davada, ilk derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen Kabulüne karar verilmiş, verilen karara ilişkin olarak da davacı ve davalı vekilleri tarafından, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Bu minvalde somut olaya bakıldığında, davacı yan İstinaf başvuru dilekçesinde, davaya konu alacaklarının belirsiz olduğu ve bunun tamamını tespit etmelerinin mümkün olmadığı, bu nedenle de yalnızca o an için tespit ettikleri 3 aylık zararlarını belirterek ve ayrıca ileriye dönük karar tarihine kadar, dava süreci içinde gerçekleşecek zararlarının (gerçek alacak miktarının) yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkmasını temin edebilmek ve mağduriyetlerini giderebilmek üzere, yerel mahkeme huzurunda dava ikame ettiklerini, ancak yerel mahkemece müvekkilinin mağduriyeti ve haklılığının kabul edilmesine ve uğradığı zararın tamamı tespit edilmesine rağmen, "...ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğranılan zarar talebi yönünden, dava tarihinden sonraki dönemin davamızın konusunu oluşturmayacağı ve ancak yeni bir dava ile talep edilebileceği..." şeklindeki gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasının haksız olduğu ve bu nedenle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Somut davada, davacı ile davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Alışveriş Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen ve davalı taraf açısından da devralma sonucu bağlayıcı olduğu anlaşılan "Vekalet Sözleşmesi"nin, davacı şirket tarafından davalı yana hitaben gönderilen, Bakırköy ... Noterliği’nin 08/06/2015 tarihli ihtarnamesi ile 31.12.2015 tarihinden itibaren yenilenmeyeceğine ilişkin irade beyanı ile sona erdiği görülmektedir. Buna karşılık davalının, 01.01.2012 tarihinden itibaren beş yıl süre ile 5.285,00-TL+KDV ödenmesi ve beş yıl süre ile bu bedelin enflasyon oranında arttırılması yönündeki taahhüdünün (dosyada mübrez değil ise de, taraflarca kabul edildiği anlaşılmış olmakla) geçerliliğinin, her ne kadar taahhütnamede yer alan beş yıllık süre itibariyle 01/01/2017 tarihinde sona erdiği değerlendirilebilir ve davalı yanca da taahhütnamenin 31.12.2016 tarihinde sona erdiği beyan edilmiş ise de; gerek dosyada mübrez banka kayıtlarından ve gerek se davalı yanca da davacı yana gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinin 3 nolu bendindeki; "Taahhüt süresi yönetim personelinin dikkatinden kaçarak tarafınıza 01/01/2017 tarihinden itibaren iki yıl gibi uzun bir süre taahhüt ödemeye devam edilmiştir..." şeklindeki beyanından anlaşılacağı üzere, "Taahhütnamenin" süresi dolmasına rağmen davalı yanca, 01/01/2017 yılında başlayan yeni dönem için yapılan davacı yana taahhüt edilen kira ödemelerinin, taahhüt kapsamında ve enflasyon oranında arttırılarak, 2018 yılı sonuna kadar devam ettiği, ayrıca davanın tarafları arasında da söz konusu taahhüdün sona erdiğine ilişkin bir irade beyanı bulunmadığı, bu yöndeki ilk irade beyanının davalı yanca davacı yana gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesi ile ileri sürüldüğü, ayrıca ilgili ihtarnamenin 4 nolu bendinde her ne kadar davalı yanca davacı yana Kasım 2018 sonunda bu hususun iletildiği beyan edilmiş ise de, bu hususa ilişkin herhangi bir delilin dosyada yer almadığı, yine davalı yanca iş bu taahhüdün ayrı bir sözleşme olmayıp, sadece ek bir ödeme mahiyetinde bir taahhüt olduğu şeklinde savunma yapılmış ise de, dosyada mübrez banka kayıtları ile ticari defter ve kayıtlara ilişkin bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde, davalı yanın iş bu savunmasının da usulünce ispat edilemediği ve bu haliyle de tacir olan davalı yanın, sözleşmeyi imzaladığı anda basiretli tacir gibi hareket etmek ve kararlaştırılanın ne anlama geldiğini de bilmek durumunda olduğu, davalı yan davacı yana, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak 01.01.2012 tarihinden itibaren beş yıl süre ile 5.285,00-TL+KDV ödenmesi ve beş yıl süre ile bu bedelin enflasyon oranında arttırılması yönünde taahhütte bulunarak, dava konusu bağımsız bölüme ilişkin olarak dava dışı kiralayan tarafından ödenecek kira bedeli hususunda kendisini davacı yana karşı borçlandırıcı bir işlem altına soktuğu ve dava konusu alacağın dayanağının da iş bu Taahhütname olduğu anlaşılmaktadır. Bu minvalde yerel mahkemenin gerekçeli kararına bakıldığında, yerel mahkemece davacı yanın dava tarihinden sonraki döneme ilişkin talebi yönünden; "...davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça dava tarihinden geriye doğru 3 aylık döneme ilişkin olarak alacak talebinde bulunması nedeni ile usulün taleple bağlılık ilkesi uyarınca bilirkişi 2. ek raporunda 2019/1-2-3 dönemi olarak gösterilen döneme ilişkin yapılan hesaplama uyarınca 27.336,30 TL alacak + % 18 KDV olarak 4.920,53 TL olmak üzere toplamda 32.256,83 TL alacak talep edebileceği, ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğranılan zarar talebi yönünden de dava tarihinden sonraki dönemin davamızın konusunu oluşturmayacağı ve ancak yeni bir dava ile talep edilebileceği anlaşılmakla davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddi gerektiği..." şeklindeki gerekçeyle reddine karar verilmiş ise de, iş bu gerekçenin somut olaya uygun bir gerekçe olarak kabulünün mümkün olmadığı; Şöyle ki; öncelikle yerel mahkemenin gerekçeli kararındaki; "...davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça dava tarihinden geriye doğru 3 aylık döneme ilişkin olarak alacak talebinde bulunması nedeni ile usulün taleple bağlılık ilkesi uyarınca..." şeklindeki tespitin, davacı yanın dava dilekçesinin "Sonuç Ve İstem" kısmında yer alan; "...fazlaya ilişkin her türlü hak ve alacağımızı talep hakkımız saklı kalmak kaydı ile, davalının vekalet görevini kötüye kullanmasından dolayı, müvekkilin, geçen 3 ay boyunca uğramış olduğu 32.338 TL ve ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğrayacağı zararın, her bir aya ilişkin temerrüt tarihlerinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline..." şeklindeki talebi karşısında yerinde ve isabetli sayılamayacağı, çünkü davacı yanca dava dilekçesinde açıkça, dava tarihine kadar geçen 3 ay boyunca uğramış olduğu 32.338 TL ile ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğrayacağı zararın tazminin talep edildiği, bu durumda yerel mahkemece tartışılması gereken hususun, taleple bağlılık ilkesi yanında, özellikle dava açılmasının usul hukuku bakımından sonuçlarından biri olarak kabul edilen ve her davanın açıldığı tarihteki durumuna göre karara bağlanır ilkesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu ilke kapsamında somut dava değerlendirildiğinde ise; her ne kadar Yargılama Hukukumuzda, yargılama yapılarak hüküm altına alınabilecek talep, dava tarihinde gerçekleşen hakları kapsamakta, eş söyleyişle, her dava açıldığı tarihteki durumuna göre karara bağlanır ilkesi hakim ise de; bu ilkenin, "aynı fiilin yol açtığı gerçekleşen ve gelecekteki zararlar bir bütün olarak ele alınır, tek dava sebebi yaratır ve zarar periyodik olarak arttıkça, her periyod için ayrı tazminat verilmez" şeklinde tanımlanan, "Zararın Birliği İlkesi"ne aykırı olarak yorumlanmasının yerinde olmadığı, şöyle ki, dava tarihinden sonra işleyecek temerrüt faizine hükmedilmesinde ve özellikle nafaka davalarında olduğu gibi konusu kira gibi devri edimler olan davalarda, dava tarihine kadar gerçekleşmiş edimlerin dava edilmesi halinde dava tarihinden hüküm tarihine kadar muaccel olacak bu edimlerin de hüküm altına alınmasını kabul etmenin, usul ekonomisine uygun düşeceği (Usul ekonomisi ilkesi başlığını taşıyan HMK m. 30 hükmü şöyledir: "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." Usul ekonomisi ilkesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. RÜZGARESEN, Cumhur: Usul Ekonomisi Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2013, s.23 vd.), çünkü bu tip davalarda, dava tarihinden önce gerçekleşmiş edim (kira) arasında hiçbir fark olmadığı, her iki edim de aynı vakıaya ve aynı hukuki sebebe dayanmakta olup, dava tarihinden sonraki edimlerin de hüküm altına alınmasının mahkeme için ek yük teşkil etmeyeceği (Bknz. KURU Baki, C.2, s.1676.), ayrıca Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen, 16.01.2019 Tarih ve 2018/2813 Esas-2019/416 Karar sayılı ilamda da; "...Hakkın doğması koşulu ile konusu sürekli edime ilişkin; nafaka, kira, dava tarihinden sonra gerçekleşen faize, TBK.122/2 hükmüne göre munzam zarara ilişkin haklar dışında dava tarihinden sonra gerçekleşen hakkın hüküm altına alınması olanağı kural olarak yoktur..." şeklinde hüküm altına alındığı ve hükmün mefhumu muhalifinden de açıkça anlaşılacağı üzere, hakkın doğması halinde, somut olayda olduğu gibi, taraflar arasında akdedilen taahhütnameden kaynaklanan ve sürekli edime ilişkin kira alacağı içeren alacak kalemi yönünden, dava tarihinden sonra gerçekleşen hakkın hüküm altına alınmasında hukuken bir engel bulunmadığı, aksine bu durumun az yukarıda ayrıntısı verilen HMK'nın yargılamaya ilişkin temel ilkelerinden olan ve HMK'nın 30 uncu maddesinde düzenlenen "Usul ekonomisi ilkesi"ne de uygun olduğu ve ayrıca davacı yanın alacağının dayanağının da somut davada anlaşıldığından, yerel mahkemenin; "...ileriye dönük olarak karar tarihine kadar uğranılan zarar talebi yönünden de dava tarihinden sonraki dönemin davamızın konusunu oluşturmayacağı ve ancak yeni bir dava ile talep edilebileceği anlaşılmakla davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddi gerektiği..." şeklindeki gerekçesinin isabetli sayılamayacağı ve iş bu nedenlerle de davacı yanın İstinaf isteminin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Davalı yanın İstinaf istemleri yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davalının yerel mahkemenin görevine ilişkin İstinaf istemi yönünden; davalı yanca İstinaf dilekçesinde, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin vekalet sözleşmesi olduğu ve İş bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın da Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde değil Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde görülmesi gerektiği beyan edilerek İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olup; Genel anlamda bir mahkemenin görevi belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir. Bilindiği üzere, ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılmışlardır. Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur. Genel mahkemelerin bakacakları davalar, belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer.Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür. Bu noktada, asliye ticaret mahkemesiyle asliye hukuk mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından ticarî dava kavramını açıklamak da yerinde olacaktır.Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Bir davanın ticarî dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabi olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticarî dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Börü, L./ Koçyiğit, İ.; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 27). Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticarî işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticarî İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. Fıkrası; "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." 5. maddesinin 3. Fıkrası ise; "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde ise; davanın taraflarının her ikisinin de tacir olduğu, davanın ise tacirler arasındaki vekalet ilişkisinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, bu haliyle de somut olayda davanın tacirler arasında görülen nispi ticari dava mahiyetinde olduğu anlaşıldığından, yerel mahkemece yargılamaya devam edilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiş ve davalı yanın mahkemenin görevine ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı yanın davanın esasına ilişkin istinaf istemi yönünden ise; davalı yan İstinaf başvuru dilekçesinde, davanın esasına ilişkin olarak özetle; yerel mahkemenin müvekkili şirket ile davacı arasında akdedilen sözleşmeleri birbirine karıştırdığı, müvekkili şirketin gerçekleştirmiş olduğu ek ödemenin kira artışı olarak değerlendirildiğini, müvekkilinin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde kira sözleşmesinin tarafı haline getirildiğini, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi ve taahhüt son bulmuş olmasına rağmen davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı bir şekilde sebepsiz zenginleştiğini, yerel mahkemenin de vermiş olduğu karar ile davacının sebepsiz zenginleşmesine devam etmesinin önünü açtığını beyan ederek yerel mahkemenin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Somut olayda, davanın tarafları arasında davalının da kabulünde olduğu üzere iki ayrı ve birbirinden bağımsız sözleşme mevcut olduğu, bunlardan ilkinin dosyada mübrez olan ve davacı yanca, dava konusu bağımsız bölüm dava dışı şirket ... Hafriyat Ltd. Şti.'den devralındıktan sonra, 01.01.2011 tarihinde, davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Hizmetleri A.Ş. İle akdedilen "Vekalet Sözleşmesi", ikincisinin ise, ne dosyada fiziken ne de UYAP sisteminde yer almamasına rağmen, az yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, taraflarca kabul edilen ve 01.01.2012 tarihinden itibaren vekalet sözleşmesinden bağımsız olmak üzere, dava konusu bağımsız bölüme ilişkin olarak 5 yıl süre ile aylık 5.285,00 TL+ KDV ödenmesi ve bu bedelin de 5 yıl boyunca enflasyon oranında artırılması yönünde davalı yanın taahhüdünü içeren sözleşme bulunduğu ve bu kapsamda da, taraflar arasındaki ihtilafın iş bu sözleşmelerde yer alan hükümler kapsamında çözüme kavuşturulması gerektiği anlaşılmaktadır.Bu minvalde somut davaya bakıldığında, davacı ile davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen ve davalı taraf açısından da devralma sonucu bağlayıcı olduğu anlaşılan "Vekalet Sözleşmesi"nin, davacı şirket tarafından davalı yana hitaben gönderilen, Bakırköy ... Noterliği’nin 08/06/2015 tarihli ihtarnamesi ile 31.12.2015 tarihinden itibaren yenilenmeyeceğine ilişkin irade beyanı ile sona erdiği görülmektedir. Buna karşılık davalının, 01.01.2012 tarihinden itibaren beş yıl süre ile 5.285,00-TL+KDV ödenmesi ve beş yıl süre ile bu bedelin enflasyon oranında arttırılması yönündeki taahhüdünün (dosyada mübrez değil ise de, taraflarca kabul edildiği anlaşılmış olmakla) geçerliliğinin, her ne kadar taahhütnamede yer alan beş yıllık süre itibariyle 01/01/2017 tarihinde sona erdiği değerlendirilebilir ve davalı yanca da taahhütnamenin 31.12.2016 tarihinde sona erdiği beyan edilmiş ise de; gerek dosyada mübrez banka kayıtlarından ve gerek se davalı yanca da davacı yana gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinin 3 nolu bendindeki; "Taahhüt süresi yönetim personelinin dikkatinden kaçarak tarafınıza 01/01/2017 tarihinden itibaren iki yıl gibi uzun bir süre taahhüt ödemeye devam edilmiştir..." şeklindeki beyanından anlaşılacağı üzere, "Taahhütnamenin" süresi dolmasına rağmen davalı yanca, 01/01/2017 yılında başlayan yeni dönem için yapılan davacı yana taahhüt edilen kira ödemelerinin, taahhüt kapsamında ve enflasyon oranında arttırılarak, 2018 yılı sonuna kadar devam ettiği, ayrıca davanın tarafları arasında da söz konusu taahhüdün sona erdiğine ilişkin bir irade beyanı bulunmadığı, bu yöndeki ilk irade beyanının davalı yanca davacı yana gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesi ile ileri sürüldüğü, ayrıca ilgili ihtarnamenin 4 nolu bendinde her ne kadar davalı yanca davacı yana Kasım 2018 sonunda bu hususun iletildiği beyan edilmiş ise de, bu hususa ilişkin herhangi bir delilin dosyada yer almadığı, yine davalı yanca iş bu taahhüdün ayrı bir sözleşme olmayıp, sadece ek bir ödeme mahiyetinde bir taahhüt olduğu şeklinde savunma yapılmış ise de, dosyada mübrez banka kayıtları ile ticari defter ve kayıtlara ilişkin bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde, davalı yanın iş bu savunmasının da usulünce ispat edilemediği ve bu haliyle de tacir olan davalı yanın, sözleşmeyi imzaladığı anda basiretli tacir gibi hareket etmek ve kararlaştırılanın ne anlama geldiğini de bilmek durumunda olduğu, davalı yan davacı yana, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak 01.01.2012 tarihinden itibaren beş yıl süre ile 5.285,00-TL+KDV ödenmesi ve beş yıl süre ile bu bedelin enflasyon oranında arttırılması yönünde taahhütte bulunarak, dava konusu bağımsız bölüme ilişkin olarak dava dışı kiralayan tarafından ödenecek kira bedeli hususunda kendisini davacı yana karşı borçlandırıcı bir işlem altına soktuğu; Bu durumda davalının, sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında akdedilen sözleşme ile belirlenen ve tarafların yapmış oldukları sözleşmelere ve anlaşmalara sadık kalmaları gerektiğini ifade eden temel bir prensip olan ve hukuk literatüründe de ahde vefa ilkesi olarak tabir edilen ilkeye uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu, ayrıca somut davada olduğu gibi, sürekli edimli borç ilişkisi içeren sözleşmede öngörülen süre bittiği halde, tacir olan davalı yanca iki yıl gibi uzun bir süre ve sözleşmede yer alan koşullarda arttırıma gidilerek ve herhangi bir ihtirazi kayıt da ileri sürülmeksizin davacı yana ödeme yapılmış olması hasebiyle, artık sözleşmenin eski koşullarda yenilenmiş olarak kabulü gerektiği, davalı yanın Bakırköy ... Noterliği'nin 08/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde ve yargılama sırasındaki beyanlarında ileri sürdüğü, taahhüt süresinin yönetim personelinin dikkatinden kaçarak davacı tarafa 01/01/2017 tarihinden itibaren iki yıl gibi uzun bir süre taahhüt kapsamında ödemeye yapmaya devam edildiği ve davacı yanca da iş bu bedellerin haksız olarak alındığı yönündeki savunmasının, basiretli bir tacir gibi davranmayan davalı açısından açıkça, TMK 2 de yer alan hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sonuç olarak da davalı yanın eski koşullarla yenilenen taahhütname kapsamında, yeni dönem sonuna kadar (01/01/2022) davacı yana taahhütname kapsamında belirlenecek kira bedellerini ödemekle yükümlü olduğu ve durumun da sözleşmeden kaynaklanan haklı bir alacağını tahsil etmek isteyen davacı yan açısından, "Haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının mal varlığından zenginleşme" olarak tanımlanan sebepsiz zenginleşme olarak kabul edilemeyeceği ve yine somut davada alacağın dayanağının, davalı şirketin devralarak bünyesine kattığı ... Hizmetleri A.Ş. İle dava dışı şirket ... Hizm. Tic. A.Ş. Arasında akdedilen, 17/10/2014 tarihli "... Avm Ciroya Bağlı Kira Sözleşmesi"nden değil, davacı ile davalı arasında kira sözleşmesinden bağımsız olarak akdedilen ve davalı yanın davacı yana, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak 01.01.2012 tarihinden itibaren beş yıl süre ile 5.285,00-TL+KDV ödenmesi ve beş yıl süre ile bu bedelin enflasyon oranında arttırılması yönündeki taahhütte dayanarak doğduğu anlaşıldığından, davalı yanın, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde kira sözleşmesinin tarafı haline getirildiği şeklindeki İstinaf siteminin de yerinde olmadığı anlaşıldığından, davalı yanın davanın esasına ilişkin İstinaf istemlerine itibar edilmemiş ve reddine karar verilmiştir.Bu itibarla da; açıklanan gerekçelerle, davalı yanın usule ve esasa ilişkin tüm İstinaf istemlerinin, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 inci maddesi gereği esastan reddine, davacı yanın İstinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 inci maddesi gereği kaldırılmasına, kaldırma kararının mahiyeti gereği yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden, dosyada mübrez ve davalı yanca davacı yana yapılan önceki dönemlere ilişkin kira ödemeleri kapsamında, 2019 ve 2020 yılı için belirlenen kira artış oranları esas alınarak hesaplanan ve yapılan hesaplamalar bakımından hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılan ve Dairemizce de itibar edilen 15/04/2021 tarihli bilirkişi heyeti 2. Ek raporunda belirlenen ve davacı yanın Islah dilekçesi ile ıslah ettiği ve harcını yatırdığı miktar olan 175.582,13-TL yönünden davanın kabulüne, iş bu miktarın 32.256,83-TL'sine 20/02/2019 tarihli İhtarname sonucu temerrütün oluştuğu 28/02/2019 tarihinden, kalan 143.325,30-TL'sine de temerrütün oluştuğu dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaati ile;Davalı yanın İstinaf istemleri yönünden katıldığım sayın çoğunluğun görüşüne, davacı yanın İstinaf istemleri yönünden yukarıda yazılı gerekçelerle muhalifim.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınödemeSözleşmesi)konusubağımsız"sözleşme"yapılacağınaistanbulolmaksözleşmesindentaahhüttüryalnızca"kiralayan"üzerevekaletkiracı"kiracı"değilrüzgaresen(VekaletAlacakhizmeerinumarasısözleşmesitaahhüt

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim