SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 45. HD 2024/805 E. 2024/872 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/805

Karar No

2024/872

Karar Tarihi

12 Haziran 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/805

KARAR NO: 2024/872

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2016/277

KARAR NO: 2019/472

KARAR TARİHİ: 13/06/2019

DAVA: Menfi Tespit ve İstirdat

KARAR TARİHİ: 12/06/2024

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ... A.Ş. (Eski Unvan: .... A.Ş.) arasında 08/10/2015 tarihinde "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi" ve yine 08/10/2015 tarihli "Ek Protokol" imzalandığını, bu sözleşme uyarınca davalılardan ... kendisine bağlı olan ... otellerinde ve sözleşmesinin imzalanmasından sonra kendi bünyesine katılacak otellerde sözleşme içindeki detaylar doğrultusunda; otel kategorisi, oda ve yatak adetleri bulunan, ayları ve bunlara karşılık gelen fiyatları belirtilmiş olan odaları müvekkili şirket için rezerve edeceği hususunda anlaştıklarını, buna karşılık müvekkili tarafından davalı ...'e sözleşmenin ödeme vasıtası olarak 12 adet çek verildiğini, müvekkili şirketin ... ile yapmış olduğu sözleşme uyarınca birçok müşterisine hizmet sattığını ancak ...'in ekonomik bir darboğaz içine girmesi, kendine bağlı otellerin kapanması ya da kira sözleşmelerinin iptal edilmesi nedenleriyle müşterilerin rezervasyonlarının iptal edilmesi sonucu ile karşılaştığını, müvekkili şirketin müşterilerin gözünde güven kaybetmiş olması ve uğradığı prestij kaybının yanı sıra davalı ...'in sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmeyecek olmasının aşikar olması nedeniyle büyük bir maddi zarara uğrama ihtimalinin olduğunu, müvekkili şirket tarafından sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmesi karşılığında davalı ...'e verilen çeklerin tamamının vadesinde muteber olmak koşulu ile verildiğini ve taraflarca bu çeklerin vadesinden önce çekilemeyeceği ve başkasına devredilemeyeceğinin sözleşmede kararlaştırılarak imza altına alındığını, yine davalı ...'in karşılıklı olarak imza altına alınan bu sözleşmedeki yükümlülüklerine uymaması halinde çeklerin iade edileceğinin kararlaştırıldığını, bu doğrultuda davalı ...'e Beyoğlu .... Noterliği'nin 03/03/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderilerek çeklerin iadesinin talep edildiğini, bunun üzerine davalı ... tarafından müvekkili şirkete Beyoğlu ... Noterliği'nin 10/03/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmesel edimlerin içinde bulundukları darboğaz nedeni ile yerine getirilemediği, çeklerin vadesi geldiğinde tahsil edilmesi için çeşitli bankalara verildiği ve taraflarına gönderilen ihtarname uyarınca ilgili bankalara ihtarnameler göndererek çeklerin tahsil edilmeksizin iadesini istedikleri yönünde cevap verildiğini, bu çeklerden 3 tanesinin davalı ... 23/10/2015 tarihli çek tevdi bordrosu ile tahsil amacıyla teslim edildiğinin öğrenildiğini, davalı bankanın çekleri ancak davalı ...'in yüklendiği edimlerin tam olarak yerine getirmesi halinde tahsil edebileceğini, davalı ... müvekkili şirket ile yapılmış olan 08/10/2015 tarihli 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi'ni çeklerin teslimi sırasında davalı bankaya sunduğunu, bu durumun davalı ...'in davalı bankaya çekleri iade etmesi yönünde çekmiş olduğu Beyoğlu .... Noterliği'nin 10/03/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinden açıkça anlaşıldığını, dolayısıyla davalı bankanın tahsil amacı ile aldığı bu çeklerin diğer davalı ... tarafından sözleşmesel edimler yerine getirilmez ise tahsil edilmeyerek, müvekkili şirkete iade edileceğini bildiğini, buna rağmen çekleri iade etmediği için işbu davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, davalı ...'in müvekkiline ait çekleri diğer davalı bankaya tahsil etmesi için tevdi ettiğini ve bu hususu da her iki davalının da imza altına almış olduğu çek tevdi bordrosunda açıkça belirtildiğini, tahsil amacı ile yapılan cironun vekalet hükmünde olduğunu, somut olayda davalı bankanın davalı ... adına, müvekkili şirket tarafından verilmiş olan çekleri, sözleşme hükümleri uyarınca tahsil etmekle yükümlü olduğunu, sözleşme hükümlerine ve davalı ...'in talimatlarına bağlı olduğunu, tahsil cirosuyla bir senedi elinde bulunduran kimsenin kendi cirantasının temsilcisi durumunda olduğunu, ancak ona vekaleten senet bedelini tahsile veya tahsil için senedi bir başkasına ciro etmeye yetkili olduğunu, bankanın burada bedelin diğer davalı ... adına tahsili konusunda ...'in vekil hamili olduğunu, bankanın kullanacağı hakların sadece tahsile yönelik haklar olduğunu, müvekkili şirketin davalı ...'e karşı ileri sürebileceği tüm hakları davalı bankaya karşı da ileri sürebileceğini, davalı ...'in sözleşme şartları uyarınca kendisine yüklenilmiş edimleri yerine getiremediğini açıkça belirtiyor iken vekil hamil sıfatındaki davalı bankanın çekleri iade etmiyor olmasının kötü niyetli bir tutum olduğunu, müvekkili şirketin davalı ... ile yapmış olduğu 08/10/2015 tarihli 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi uyarınca bir borcu doğmadığını, bir yükümlülüğü oluşmadığını, bu nedenle ortada davalı bankanın elinde bulundurduğu çekleri elinde bulundurmaya devam etmesi için gereken hukuki bir sebep olmadığını, davalı bankanın müvekkili şirkete ait bu çekleri tahsil etmesi halinde müvekkili şirketin almadığı ve alamayacağı bir hizmetin bedelini ödemek zorunda bırakılmış olacağını, davalı ...'in kendi iflasını istediğini ve bu davanın İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/55 Esas sayılı dosyası ile yürütüldüğünün ilan edildiğini belirterek öncelikle 3 adet her biri 550.000,00 TL toplam 1.650.000.00 TL bedelli çeklerin istirdatı ile müvekkili şirkete iade edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 20/10/2016 tarihli ön inceleme duruşmasındaki beyanında dava konusu 3 adet çek bedelinin dava tarihinden sonra ödendiğini belirterek ödenen bedellerin istirdatını talep etmiş olup, dava konusu çeklerin 28/06/2016, 22/07/2016, 22/08/2016 tarihlerinde ödendiği anlaşılmıştır.

CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı şirket ile müvekkili şirket arasında 08/10/2015 tarihinde 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi yapıldığını, işbu sözleşme ile müvekkili şirkete ait olan otellerde, tur operatörü konumunda olan davacı şirkete oda rezervasyonu yapıldığını, bu durumun turizm sektöründe yaygın olarak uygulanan bir durum olduğunu, müvekkilinin de davacı şirket ile bu doğrultuda bir sözleşme yaparak, rezervasyonu yapılan odaların bedellerini teşkil etmek üzere davacı şirketten bir takım çekler aldığını, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında yapılan sözleşme uyarınca, işbu sözleşmede müvekkili tarafından yüklenilen edimlerin karşılığını teşkil edecek şekilde birtakım çekler alındığını, bu çeklerin sözleşmenin ödeme vasıtası olarak alındığını ve müvekkili şirketçe vadesinden önce muteber hale gelmeyeceğinden ötürü çekilmemesi ve devredilmemesi hususunda taahhüt veriidiğini, bunun yanı sıra müvekkili şirketçe yüklenilen ve sözleşmede belirtilmiş olan edimlerin yerine getirilmemesi halinde çeklerin davacı firmaya iade edileceğinin taahhüt altına alındığını, müvekkili şirket ile davacı şirket arasındaki sözleşme imzalandıktan bir süre sonra işbu çeklerin çeşitli bankalara verildiğini, bu çeklerin bankalara verilmesinin amacının tamamen çeklerin vadesi geldiğinde müvekkili şirket adına ve hesabına tahsil edilmesini sağlamak olduğunu, bu şekilde çeklerin müvekkil şirket kasasında unutulması, ibraz süresinin kaçırılması gibi bir takım durumların önüne geçilebildiğini, bankalara tahsil amacı île verilen çeklerin, banka tarafından takip edildiğini ve zamanı geldiğinde tahsil edilerek, tahsil edilen bu bedelin önce doğrudan müvekkili şirket hesaplarına, buradan da virman suretiyle kullanılmış ya da kullanılacak krediler ile ilgili hesaplara konulduğunu, herhangi bir şekilde çeki veren firma ile bir ihtilaf yaşanırsa ve çekin iade ediimesi gerekir ise çekin bankadan alınıp, muhatap şirkete iade edilebildiğini, somut olayda bankaların verilen çekleri alma aşamasında, bu çeklerin veriliş sebebine ilişkin belge ibraz etmemelerini talep ettiklerini ve çeklerle birlikte her üç bankaya davacı ile yapılan 08/10/2015 tarihli 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesinin teslim edildiğini, çeklerin teslimi aşamasında bu çeklerin tahsil amacı ile verildiğini gösterecek şekilde çek tevdii bordrolarının banka tarafından düzenlendiğini ve imza altına alındığını, hiçbir surette sözleşmenin ödeme vasıtası olarak alınan bu çekleri bankaya temlik amacı ya da kredinin teminatını sağlatma amaçları olmadığını, bankaların çekin ne koşullar ile verildiğini ve ödeme vasıtası olduğunu bildikleri için çek tevdii bordrolarına özellikle tahsil amacı ile alındığını yazdıklarını, çeklerin tahsil amacı ile bankaya teslim edilmesinden sonra müvekkili şirket alacaklarını tahsil edemediğinden birtakım ekonomik sıkıntılar içine girdiğini, 24 Kasım 2015 tarihinde Türk hava sahasını ihlal eden rus uçağının düşürülmesi sonucunda Rus Hükümetinin yürürlüğe koyduğu yaptırımlar sebebiyle turizm sektörünün ciddi ölçüde olumsuz etkilendiğini, müvekkili şirketin cirosunun önemli yüzdesini oluşturan 2016 yılı yaz sezonu Rus pazarı kontenjan sözleşmelerini tüm çabalarına rağmen yapamadığını ve ön ödeme (avans) çeklerini alamadığını, ilerleyen günlerde yaşanan terör olayları sebebiyle aynı durumun Avrupa pazarı içinde söz konusu olduğunu, müvekkili şirketin büyük mali kayıplara uğrayarak ödemelerini yapamayacak ve faaliyetlerini sürdüremeyecek duruma geldiğini, tedarikçi ve bankalarla olan ticari ilişkisinin bozulduğunu, müvekkili şirket hakkında çok sayıda haciz yoluyla icra takipleri başlatıldığını, müvekkili şirketin aktiflerinin pasiflerini karşılayamaz duruma gelmesi sebebiyle aciz haline düştüğünü, bu sebeple Türk Ticaret Kanunun 376.maddesi ve İcra İflas Kanunu'nun 178. maddesi gereğince iflasına karar verilmesinin istendiğini, iflas davasının İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/55 sayılı dosyasında görüldüğünü, bu süreçte oteller ile olan anlaşmalar ve davacının müşterilerinden birçoğunun rezervasyonunun iptal edildiğini, davacı tarafın bunun üzerine, edimlerin yerine getirilemeyeceğini anlayarak sözleşme hükümlerine uygun bir şekilde alacağı hizmetlerin karşılığı olarak verdiği çeklerin iadesini talep ettiğini, bunun üzerine bankalara derhal talimatlar yazıldığını ve ihtarnameler çekilerek tahsil edilmesi için verildiğini, çeklerin tahsil edilmeksizin iade edilmesi gerektiğinin belirtildiğini ancak bankanın müvekkili tarafından verilen talimata uymadığını ve aslında böyle bir durum olmamasına rağmen çeklerin müvekkili tarafından çekilmiş kredilerden dolayı alındığına ilişkin bir takım ibareler kullandığını, bankanın beyanlarına bakıldığında çeklerin alınma amacını açıklayamadıklarının görüleceğini, bankanın savunduğu tek hususun çeklerin tahsilinde müvekkili şirket borcuna mahsup edilmek üzere alındığını beyan etmek olduğunu ancak bu işlemin de özünde bir tahsil işlemi olduğunu, bankanın müvekkilinin nam ve hesabına ve tamamen müvekkilinden aldığı yetkiye dayanarak çeklerin tahsilini sağladığını, tahsil edilen çek bedellerini müvekkili şirket hesaplarına koyduğunu, işlemlerin müvekkilin onayı ve rızası dışında, tamamen bankanın kendi insiyatifi ile yaptığı işlemler olduğunu, bankanın sadece tahsil ile yetkilendirilmiş olmasına ve yine tahsil ile ilgili işlemler yapıyor olmasına rağmen, çek bedellerini doğrudan kendi alacağı için tahsil ediyor gibi gösterdiğini, müvekkilince çeklerin tahsil cirosu amacıyla verildiğini, davalı bankanın, müvekkili tarafından vekil hamil olarak yetkilendirilmiş olmasına rağmen kendi insiyatıfı ile bu şekilde bir uygulama yaptığını, bu nedenle davacı şirketin uğradığı zararlardan sorumluluğun davalı bankaya ait olduğunu, müvekkili tarafından hem çeklerin verilmesi aşamasında hem de sonrasında gerekli özenin gösterilmediğini ve bankalara gerekli talimatların verildiğini ancak bankanın müvekkili tarafından verilen bu talimatlara riayet etmediğini, davacının davasının kabulü ile dava konusu çeklerin davalı bankadan alınarak davacıya iadesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı tarafın borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği çeklerin, davacının iddiasının aksine müvekkili bankaya temlik cirosuyla devir ve teslim edilen çekler olduğunu, davacının çeklerin tahsil cirosu ile müvekkili bankaya devredildiğine dair iddiasının hiçbir dayanağı olmadığını, çeklerin üzerinde tahsil cirosu ile bankaya verildiğine dair bir kanıt bulunmadığını, müvekkili bankanın her gün yüzlerce çek ile işlem yaptığını, çek keşidecileri ile cirantalar arasındaki ticari ilişkiyi inceleme yükümlülüğünün olmadığını, kambiyo senetlerinin mücerretliği ilkesi gereği çek üzerinde yer almayan kayıtların iyi niyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceğini, aksi bir durumda ticari hayatta çek kullanımının imkânsız hale geleceğini, davacının çeklerin ciro edilmesini, devredilmesini engellemek amacında ise bu hususu çek üzerine yazması gerektiğini, bu durumda basiretli bir tacir gibi hareket etmeyerek çeklerin üzerine gerekli kaydı düşmeyen davacının sonrasında iyi niyetli müvekkili bankaya karşı bunları ileri sürebilmesnin mümkün olmadığını, 6102 sayılı TTK'nın 818. Maddesinde yer alan yollama ile çeklerde uygulanması gereken 687. madde hükmünden de anlaşılacağı üzere çek borçlusunun lehdarla kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri hamile karşı ileri süremeyeceği hükmünün dava konusuna da uygulanacağı ve diğer davalının sözleşme hükümlerini yerine getiremeyecek olması nedeniyle ileri sürdüğü ödemezlik definin müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, bu durumun istisnasının müvekkili bankanın kötü niyetli olduğunun ispat edilmesi hali olduğunu, davacının müvekkili banka ile herhangi bir ilişkisi bulunmadığından müvekkili bankanın iyi niyetli olmadığını bilebilecek ve ispat edebilecek durumda olmadığını, bu durumda kötü niyeti ispat edilemeyen iyi niyetli müvekkili bankaya karşı davacı tarafı tarafından ileri sürülen iddialarının kabulünün mümkün olmadığı gibi hukuken de geçerliliği olmadığını belirterek müvekkili ... A.Ş. hakkında davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "...Tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacı ... A.Ş. ile davalılardan ... A.Ş. (Eski Unvan:... Tic. A.Ş.) arasında 08.10.2015 tarihinde "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi" ve yine 08.10.2015 tarihli "Ek Protokol" akdedildiği, anılan sözleşme uyarınca davalı ... A.Ş.'ye bağlı olan kendisine bağlı olan ... otellerinde ve sözleşmesinin imzalanmasından sonra kendi bünyesine katılacak otellerde sözleşme içindeki detaylar doğrultusunda; otel kategorisi, oda ve yatak adetleri bulunan, ayları ve bunlara karşılık gelen fiyatlan belirtilmiş olan odaları davacı şirket için rezerve edeceği hususunda anlaşıldığı, davacı şirket tarafından davalı ...’e bu edimlerinin karşılığı ve sözleşmenin ödeme vasıtası olarak davaya konu çeklerin verildiği sabittir. Davacı tarafından davalı ... A.Ş.'ye keşide edilen Beyoğlu .... Noterliği'nin 03.03.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde davalı şirketin ekonomik olarak sıkıntılar yaşadığı, kira sözleşmelerinin iptal edildiği ve taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamındaki yükümlülükleri yerine getiremeyecek hale geldiği ve müşterilerin mağduriyetine yol açıldığı belirtilerek 18/10/2015 tarihli "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi"nin ödeme vasıtası olarak verilen çeklerin iadesinin talep edildiği, davalı ... A.Ş. tarafından davacıya keşide edilen Beyoğlu .... Noterlİği’nin 10.03.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile içinde bulundukları ekonomik sıkıntılar nedeni ile 18/10/2015 tarihli "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi" gereği edimlerini yerine getiremeyeceklerini ve anılan sözleşme uyarınca alınan çeklerin vadesinde tahsil edilmek üzere bankalara verildiğini, çeklerin tahsil edilmeden iadesinin talep edildiğini, çeklerin kendilerine iade edilmesi halinde davacı şirkete teslim edeceklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır. Somut olayda davacı ile davalı ... A.Ş. arasında akdedilen 18/10/2015 tarihli "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi" ve 18/10/2015 tarihli ek protokol yönünden davalı ... A.Ş.'nin yükümlülüklerini yerine getirmediği ve anılan sözleşme nedeni ile davacı tarafından kendisine verilen davaya konu çekleri davacıya iade etmesi gerektiği yönünde davacı ve davalı şirket arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak davalı .... A.Ş. davaya konu çekleri davalı bankaya tahsil amacı ile verdiğini öne sürmüş, davalı banka ise çekleri temlik cirosu ile devir ve teslim aldıklarını savunmuştur. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için dava konusu çeklerin davalı .... A.Ş. tarafından davalı bankaya bu amaçla verildiğinin tespiti gerekmektedir. Yukarıda özetlenen ve mahkememizce benimsenen bilirkişi raporunda da yazılı olduğu üzere TTK 818/1 maddesi uyarınca çekte kural olarak tahsil ve temlik cirosu yapılabilirken açık rehin cirosu yapılamaz. Tahsil cirosu ile ciro edilen çeki alan banka çekten doğan haklarını kendi adına değil ciranta adına kullanmaktadır. Tahsil cirosunda "Tahsil içindir", "Vekaleten", "Tevkil içindir" gibi tahsil cirosunu gösterir bir ibare yer aldığında açık tahsil cirosundan bahsedilmekte olup (TTK 688/1), örtülü tahsil cirosunun yapılması da mümkündür. Temlik cirosu ise senetteki alacağın devri amacı ile yapılan cirodur. Dosyada mevcut ... Bank A.Ş. ve ... A.Ş. (Yeni ünvan: ... A.Ş.) arasında düzenlenen 23/10/2015 tarihli çek tevdii bordrosunda "Yukarıda tutarı ve dökümü yazılı ilişik çekleri tahsil ederek safi tutarını şubemizdeki hesabımıza alacak, masraf ve komisyonlarınızı ise borç kaydetmenizi ve bankanıza karşı her türlü borcumuzu tahsil edeceğiniz alacağınızdan mahsup etmenizi rica ederiz..." ibaresinin yazılı olduğu, bu durumda davalı .... A.Ş.'nin davalı bankaya borcunun bulunması durumunda davalı bankanın çekleri tahsil ederek davalı ... A.Ş.'nin borcundan mahsup edeceğinin kararlaştırıldığı, diğer yandan davalı banka ile ... A.Ş. (Yeni ünvan: ... A.Ş.) arasında 6.000,00-TL tutarlı 21/01/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi akdedilmiş olduğu, dava konusu çeklerin davalı bankaya teslim edildiği 23/10/2015 tarihinde dava konusu 3 adet çek tutarı toplamı karşılığı davalı banka tarafından kredi kullandırıldığı ve 23/10/2015 tarihinde davalı şirketin farklı bir hesabına 1.649.000,00-TL tutarın EFT yapıldığı, olayların akışına göre davalı şirketin dava konusu çekleri davalı bankaya kredi borcuna karşılık temlik cirosu ile devrettiği, davalı bankanın iyi niyetli hamil olduğu ve kredi borçlusu davalı şirket ile keşideci davacı şirket arasındaki ilişkileri bilebilecek durumda olmadığı, 6102 sayılı TTK 818 maddesinde yer alan yollama ile çeklerde de uygulanması gereken 687. madde hükmünden de anlaşılacağı üzere çek borçlusunun lehtar ile kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan ilişkilere dayanan def'ileri hâmile karşı ileri süremeyeceği, davalı şirketin sözleşme hükümlerini yerine getiremeyecek olması nedeni ile ileri sürülen ödemezlik def'inin davalı bankaya karşı ileri sürülemeyeceği, davalı bankanın kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği kanaatine varılmakla davalı banka aleyhine açılan davanın reddine, davalı şirket aleyhine açılan davanın ise kabulüne karar verilmiştir. Diğer yandan İİK 72 maddesinde yer alan yasal koşullar oluşmadığından davalı bankanın kötüniyet tazminat talebi kabul edilmeyerek...","A)Davacı tarafından davalı ...Tic. A.Ş. aleyhine açılan menfi tespit davasının kabulü ile davacının davaya konu ... Bankası Yeditepe Şubesine ait Keşidecisi ... A.Ş, lehtarı ... Tic.A.Ş (... ) olan 24.06.2016 tarihli ... numaralı 550.000,00-TL bedelli, ... Bankası Yeditepe Şubesine ait Keşidecisi ... A.Ş, lehtarı ... Tic. A.Ş (... ) olan 22.07.2016 tarihli ... numaralı 550.000,00 TL bedelli ,... Bankası Yeditepe Şubesi'ne ait Keşidecisi ... A.Ş, lehtarı ... Tic. A.Ş (...) olan 26.08.2016 tarihli ... numaralı 550.000,00-TL bedelli çekler yönünden davalı ... Tic. A.Ş.'ye borçlu olmadığının tespitine, B)Davacı tarafından davalı ... A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine, Yasal koşulları oluşmadığından davalı ... A.Ş. Lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesine yer olmadığına" dair hüküm kurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden, bilirkişi raporuna karşı ileri sürdükleri itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, Bankaların teminat için aldıkları çekleri Nazım Hesaplar adı verilen kayıtlara işlediklerini, eğer banka iddia ettiği şekilde dava konusu çekleri teminat amacıyla aldı ise bu çekleri Nazım Hesaplarına işlemesinin şart olduğunu, bankanın diğer kayıtları da incelenerek tahsil edilmiş çeklerin hangi işlemlerden geçtiğinin hangi hesaplara aktarıldığının açıkça görülebileceğini, bu hususların bilirkişiler tarafından incelenmesi hususunda mahkemece ara karar oluşturulmasına rağmen bilirkişi ek raporunda Detay Mizan ya da Nazım Hesaplarla ilgili hiçbir ifadenin yer almadığını, Karara esas teşkil eden 19/04/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda dava konusu çeklerin kredi ödemelerinde kullanıldığı yönündeki ifadenin tamamen bilirkişilerin şahsi görüşü olduğunu, dosyada bu kanaati oluşturacak nitelikte bir evrak bulunmadığını,Dava konusu çeklerin bankaya diğer davalı ... tarafından tahsil cirosu ile vadesinde kendileri adına tahsil edilmesi talimatıyla verildiğini, yani davalı ...'in çekten doğan haklarını devretmek niyeti olmadığını, davalı banka tarafından çek bedellerinin davalı ... adına tahsil edildiğini, dava konusu olayda açık bir tahsil cirosu olduğunun çek tevdi bordroları ve diğer evraklardan net bir şekilde anlaşıldığını,Davalı bankanın çekleri ... adına tahsil ederek, tahsil ettiği bu bedelleri ... hesabına yatırdığını, ortada bir temlik olsa idi bu bedellerin doğrudan mahsup edilmesi ve ancak kalan bir bedel bulunması halinde diğer davalı ...'in hesabına yatırılması gerektiğini ancak işbu çeklerin vadesi gelmeden diğer davalı ... tarafından sözleşme hükümlerini ifa edemeyeceği için çeklerin tahsil edilemeyeceğini belirterek, çeklerin geri verilmesi hususunda bankaya ihtar çekmiş olmasına rağmen davalı bankanın adeta bu çekleri zorla elinde tutarak yaptığı hukuk dışı işlemlere temlik adı altında kılıf bulduğunu, Davalı bankanın yasal olmayan işlemi sonucunda müvekkilinin parası ile diğer davalı ...'in borcunun ödendiğini, bilirkişilerce "dava konusu 3 adet çekten kredi amaçlı kullandırıldığı" ibaresi ile ne kastedildiğinin anlaşılmadığını, dosya içeriğindeki hiçbir evraktan böyle bir sonuca ulaşılamadığını,Çekler sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi karşılığında davalı ...'e verilmiş olduğundan, davalı bankanın vadesi gelmemiş ayrıca belirsizlik içeren çekler karşılığında teminat verdiğini varsaymanın son derece gerçek dışı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile davalı banka bu çeklere güvenerek davalı ...'e kredi kullandırmış olsa dahi buradaki sorumluluğun davalı bankada olacağını,Davalı bankanın çekleri tahsil etmek için aldığını, tahsil amacıyla yapılan ciro vekalet hükmünde olduğundan, kendi cirantasının temsilcisi konumunda olan Bankanın ancak vekaleten çek bedellerini tahsil etme veya tahsil için çekleri bir başkasına ciro etme yetkisinin bulunduğunu,Davalı bankanın bizzat kendisi tarafından düzenlenmiş olan çek tevdi bordrosunda çeklerin tahsil edilmek amacıyla alındığının yazıldığını, söz konusu belgenin yazılı delil niteliğinde bir belge olmasına rağmen mahkeme tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, Banka tarafından çeklerin davalı ...’in yüklendiği edimlerini tam olarak yerine getirmesi halinde tahsil etmek üzere alındığını, müvekkili ile davalı ... arasında yapılmış olan 08/10/2015 tarihli "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi"nin çeklerin teslimi sırasında davalı bankaya sunduğunun davalı ...'in davalı bankaya çekleri iade etmesi yönünde çekmiş olduğu Beyoğlu ... Noterliği’nin 10/03/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinden açıkça anlaşıldığını, dolayısıyla davalı bankanın tahsil amacı ile aldığı çekleri diğer davalı ...'in sözleşmesel edimlerini yerine getirmemesi halinde tahsil edilmeyerek müvekkili şirkete iade edileceğini bildiğini, buna rağmen çekleri iade etmediği için işbu davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, ayrıca bankanın basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü nedeniyle çeklerin veriliş amacını araştırması gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesinin davalı banka yönünden davanın reddine ilişkin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, davacı ile davalı ... Tic. A.Ş. (Eski Ünvan ... Tic. A.Ş.) arasındaki akdi ilişki kapsamında, davacı tarafından davalı şirkete verilen, davalı şirket tarafından edimin ifa edilmemesi nedeniyle bedelsiz kaldığı ileri sürülen dava konusu çekler nedeniyle menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı ... yönünden davanın kabulüne, davalı Banka yönünden ise davanın reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından, reddedilen kısım yönünden istinaf edilmiştir. İstinaf istemine konu uyuşmazlık, davalı Banka'ya tevdi edilen çeklerin tahsil cirosuyla mı yoksa temlik cirosuyla mı teslim edildiği, bedelsizlik iddiasının davalı Bankaya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Dava konusu çekler; 24/06/2016 tarihli ... no.lu 550.000,00 TL bedelli, 22/07/2016 tarihli ... no.lu 550.000,00 TL bedelli, 26/08/2016 tarihli 885 no.lu 550.000,00 TL bedellidir. Çeklerin tamamının keşidecisi davacı şirket olup, lehtarı "... İşl. Tic. (...)"dir. Bu çekler davacı ile davalı ... arasında 08/10/2015 tarihinde imzalanan 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi kapsamında davalı ... şirketine teslim edilmiştir. Davalı ... tarafından ise kendisine teslim edilen dava konusu 3 adet çek, davalı Banka'ya 23/10/2015 tarihli çek tevdi bordrosuna istinaden teslim edilmiştir. Çek tevdii bordrosunda çeklerin sırasıyla dökümü yapılarak, "Yukarıda tutarı ve dökümü yazılı ilişik çekleri tahsil ederek, safi tutarını şubenizdeki hesabımıza ALACAK, masraf ve komisyonlarınızı ise BORÇ kaydetmenizi ve Bankanıza karşı her türlü borcumuzu tahsil edeceğiniz alacağınızdan mahsup etmenizi rica ederiz. Bankanız diğer şubeleriniz veya muhabirleriniz aracılığı ile tahsil edilecek çekleri adi postaya göndermeye yetkili olup, çeklerin postada kaybolmasından dolayı hiçbir sorumluluğunuzun olmadığı gibi çek iptali davasının tarafımızdan açılacağını, bu nedenle Bankanızın hiçbir yükümlülüğünün bulunmadığını bildirir, buna rağmen Bankanızca iptal davası açılması durumunda tüm masrafların tarafımızdan karşılanacağını taahhüt ederiz." ibaresine yer verilmiştir.Mahkemece bankacı ... ve mali müşavir ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 10/04/2017 tarihli raporda özetle; "...davacı şirket ile davalılardan ... arasında 08/10/2015 tarihinde "2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi" ve yine 08/10/2015 tarihli "Ek Protokol" imzalandığı, İmzalanan bu sözleşme uyarınca davalılardan ... kendisine bağlı olan ... otellerinde ve sözleşmenin imzalanmasından sonra kendi bünyesine katılacak otellerde sözleşme içeriğinde yer alan detaylar doğrultusunda; otel kategorisi, oda ve yatak adetleri bulunan, ayları ve bunlara karşılık gelen fiyatları belirtilmiş olan odaları davacı şirket için rezerve edeceğini taahhüt ettiği, davacı şirketin ise davalı ...'e bu edimlerinin karşılığı ve sözleşmenin ödeme vasıtası olarak çekler ver 12 adet çek verdiği, Taraflar arasında imzalanan 08/10/2015 tarihli 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesinin 27.maddesi uyarınca çeklerin tamamının, davacı şirket tarafından davalı ...'e vadesinde muteber olmak koşulu ile verildiği ve taraflarca bu çeklerin vadesinden önce çekilemeyeceği ve başkasına devredilemeyeceği hususlarının kararlaştırılarak imza altına alındığı, Yine sözleşmenin 36. maddesinde "Yukarıda dökümü yapılan ve usulüne uygun olarak devir ve teslim edilen ödemeler 08.10.2015 tarihli sözleşmenin ödeme vasıtaları olup, ayrıca düşünülemez. ...'ın işbu sözleşme koşullarına, yükümlülüklerine uymaması, sözleşmeyi ihlal etmesi veya feshetmesi hallerinde çekler ... tarafından tur operatörüne iade edilecektir." hükmünün yer aldığı, Bilirkişi heyeti olarak davalı banka nezdinde yapılan incelemede, davalı ...'in davaya konu çekleri 23/10/2015 tarihli çek tevdi bordrosu ile diğer davalı ... A.Ş.'ye verdiği, çek tevdii bordrosunda ise "Yukarıda tutarı ve dökümü yazılı ilişik çekleri tahsil ederek, safi tutarını şubenizdeki hesabımıza alacak, masraf ve komisyonlarınızı ise borç kaydetmenizi ve Bankanıza karşı her türlü borcumuzu tahsil edeceğiniz alacağınızdan mahsup etmenizi rica ederiz, bankanız diğer şubeleriniz veya muhabirleriniz aracılığı ile tahsil edilecek çekleri adi postaya göndermeye yetkili olup, çeklerin postada kaybolmasından dolayı hiçbir sorumluluğunuzun olmadığı gibi çek iptali davasının tarafımızdan açılacağını, bu nedenle Bankanızın hiçbir yükümlülüğünün bulunmadığını bildirir, buna rağmen Bankanızca iptal davası açılması durumunda tüm masrafların tarafımızdan karşılanacağını taahhüt ederiz." ibaresinin mevcut olduğu, Yine davalı banka kayıtları üzerinde yapılan incelemede 23/10/2005 tarihinde teslim edilen bu çeklerle ilgili belge teslim tutanağında 3 adet çekin teminat amacıyla alındığının yazılı olduğu, İş bu çeklerin fotokopisinin arka yüzünde davalı ...Tic. A.Ş firmasının imza ve kaşesi ile ciro edildiği, İş bu çeklerin 23/10/2015 tarihinde teslimi sırasında davalı ... firması tarafından her bir çek karşılığı kadar 3 adet kredi kullandırıldığı kullandırılan kredinin de aynı gün davalı ... hesabına 1.649.000,00 TL olarak EFT yapıldığı,Davacı tarafından sözleşme hükümleri doğrultusunda davalı ...'e Beyoğlu .... Noterliği'nin 03/03/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderildiği ve sözleşmenin ödeme vasıtası olarak verilmiş olan çeklerin iadesi talep edildiği,Bu ihtarname üzerine davalı ...'in, davacıya Beyoğlu .... Noterliği'nin 10/03/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap vererek, sözleşmesel edimlerini içinde bulundukları darboğaz nedeniyle yerine getiremediklerini, çekleri vadesi geldiğinde tahsil edilmesi için çeşitli bankalara verdiklerini ve davacı tarafından gönderilen ihtarname uyarınca bu bankalara ihtarname göndererek çeklerin tahsil edilmeksizin iadesini istediklerini belirttikleri,Davalı ... tarafından, davalı Bankaya Beyoğlu ....Noterliğinin 10/03/2016 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek "1-Şirketimiz tarafından, şubenize, yerimize tahsil etmeniz için muhtelif vade tarihli çekler ile bu çeklerin keşide edilmesinin nedeni olan ve ticari ilişkiyi gösteren 18.10.2015 tarihli 2016 Yaz Sezonu Sözleşmesi teslim edilmiştir. Bu çeklerden "... A.Ş." tarafından düzenlenmiş olan çeklerin, şirketimiz ile yapmış oldukları sözleşme şartları gereği şirketimizin üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirilemeyecek olması ve alınan bu çeklerin de sözleşmenin ödeme vasıtası olarak alınmış olması sebepleri ile iadesi zorunluluğu hâsıl olmuştur. Şirketimizin belirtilen bu şirket ile yaptığı sözleşme çeklerin tahsil amacı ile şubenize teslimi sırasında şubenize ibraz edilmiştir. Bu doğrultuda şubenize; 23.10.2015 tarihli çek tevdi bordrosu ile tahsil amaçlı olarak teslim edilmiş, 24.06.2016 vade tarihli ... numaralı 550.000-TL bedelli, 22.07.2016 vade tarihli ... numaralı 550.000-TL bedelli, 26.08.2016 vade tarihli ... numaralı 550.000-TL bedelli çeklerin, şirketimize ... A.Ş.'ye iade edilebilmesi için şubenizden geri alınması gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle şubenize tahsil etmeniz amacı ile verilmiş olan çeklerin ... A.Ş.'ye iade edilmesi amacı ile derhal şirketimize verilmesi, aksi takdirde şirketimizin ve 3. Şahısların uğrayacağı zararlardan dolayı tarafınıza rücu edileceği ve tüm masrafların y tarafınızdan tahsil edilmesi yoluna gidileceği hususlarını tarafınıza saygılarımızla ihtar ederiz." şeklinde talep ve ihtarda bulunduğu, Davalı ... tarafından, davalı Bankaya teslim edilen ve aynı gün çek bedelleri kadar kredi kullanan davalı ... tarafından çeklerin iade edilmesi talebinin bankacılık teamüllerine aykırı olduğu, davacı ile davalı ... arasında imzalanan sözleşmenin bu taraflar arasında bağlayıcı olduğu, davalı ... tarafından çek teslimi karşısında kredi kullandıran davalı Bankadan çeklerin iadesinin istenemeyeceği..." yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece davalı banka kayıtları bilirkişiler tarafından yerinde incelenerek davalı bankanın nazım hesapları ve detay mizanı da incelenmek suretiyle çeklerin bu hesaplara kaydedilip kaydedilmediği, adı geçen çeklere ilişkin ne tür işlem yapıldığının tespiti ile itirazların da incelenmesi suretiyle heyete hukukçu bilirkişi Prof. Dr. ... eklenerek bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verildiği, 19/04/2019 tarihli ek raporda özetle; "...Huzurdaki uyuşmazlık davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti ile ilgili olup, dava konusu çeklerin hangi amaçla verildiğinin tespitine ilişkindir. Asıl ilişki yönünden davalı ...İn yükümlülüklerini yerine getirmediği ve davaya konu çekleri davacıya iade etmesi gerektiği yönünde bir uyuşmazlık yoktur. Nitekim davalı da cevap dilekçesinde davanın kabulü gerektiğini, ancak çeklerin kendisinde olmadığını, diğer davalı bankada olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple dava konusu çeklerin davalı ... tarafından davalı bankaya ne amaçla verildiğinin incelenmesi gerekmektedir. TTK m.818/l uyarınca, çekte kural olarak tahsil ve temlik cirosu yapılabilirken açık rehin cirosu yapılamaz. Ancak kısa vadeli bir alacak için gizli (İnançlı) rehin cirosu yapılabileceği kabul edilmektedir (Prof. Dr, Mehmet BAHTİYAR, Kıymetli Evrak Hukuku, 16, Bası, İstanbul 2018, s,149). Tahsil cirosu, senetten doğan bütün hakları devretmek için değil, ciro edilen kimseye senet bedelini tahsil ve buna bağlı işlemleri yapma yetkisi vermektedir. Bu tür ciroda ciro edilen senedin mülkiyetini muhafaza etmekte, ciro edilen ise senet bedelinin tahsili için yetkilendirilmektedir. Bu sebeple ciro edilen çekten doğan haklarım kendi adına değil, ciranta adına kullanmakta olup, uygulamada genellikle bankalara yapılmaktadır. Tahsil cirosunda ‘'tahsil içindir”, “vekaleten”, “tevkil içindir” gibi tahsil cirosunu gösterir bir ibare yer aldığında açık tahsil cirosundan bahsedilmektedir (TTK.m,688/1). Ancak Örtülü tahsil cirosunun yapılması da mümkündür. Temlik cirosu ise senedin ve senetteki alacağın devri amacıyla yapılan cirodur. Bir ciro tahsil ya da rehin amacıyla yapıldığına dair bir açıklık içermediğini takdirde temlik cirosu yapıldığı sayılır. Huzurdaki uyuşmazlıkta, davalı ..., çekleri tahsil amacıyla verdiğini belirtmektedir (bkz. ... Cevap Dilekçesi) Dosyanın münderecatındaki çek tevdi bordrosunda da davaya konu 3 adet çekin, "...çeklerin tahsil edilerek, safi tutarını şubenizdeki hesabımıza ALACAK olarak kaydetmenizi..." şeklinde devredildiği görülmektedir. Ancak söz konusu bordronun devamında ise, "...bankanıza karşı her türlü borcumuzu tahsil edeceğiniz alacağımızdan mahsup etmenizi rica ederiz..." şeklinde ibare bulunmaktadır. Bu ifadeden anlaşılmaktadır ki, davalı ...'in davalı bankaya borcu bulunması durumunda davalı bankanın çekleri tahsil edilerek, davalı ...'in borcundan mahsup edilmektedir, Dosyanın davalı vekilince sunulan belgelerde dava konusu 3 adet çekten, kredi amaçlı kullandırıldığını ve geri ödeme yapıldığından kredi kapama işleminin yapıldığı görülmektedir (Ek- Davalı banka vekilince dosyaya sunulan 14.11.2018 tarihli belgeler). Ayrıca dosyanın münderecatında 21.01.2015 tarihli 6,000,000 TL tutarlı borçlusu ... (davalı ...in eski unvanı) olan bir genel kredi sözleşmesi bulunmaktadır. 10.04.2017 tarihli bilirkişi raporunda da davalı ...’in çekleri teslim ettiği gün ...’in başka bir hesabına 1.649.000,00 TL EFT girişi yapıldığı tespit edilmiştir. Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalı ...’in dava konusu çekleri tahsil cirosuyla devretmediğini, borcuna karşılık temlik cirosuyla devrettiği kanaatine varılmıştır..." yönünde görüş bildirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 788. maddesinin 1. fıkrası uyarınca emre yazılı çekler ciro ve teslim yoluyla üçüncü kişiye devredilebilir. Çekin cirosunda lehine ciro yapılan kimsenin gösterilmesi zorunlu olmadığı için sadece cirantanın imzasıyla ciro yapılabilir. Bu tür ciro TTK'nın 818. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi atfıyla uygulanması gereken aynı Kanun'un 683. maddesinin 2. fıkrası uyarınca beyaz ciro olup, temlik cirosu hükmünde kabul edilir. Kambiyo senedinin mülkiyeti ile birlikte senetten doğan hakları karşı tarafa devretmek amacıyla yapılan ciroya "temlik cirosu" denir. Temlik cirosu ile ciranta artık senedin nihai alacaklısı sıfatını kaybeder ve ciro yaptığı şahsa ve ondan sonra gelecek olanlara karşı sorumlu olur. Ciro şerhinde aksine bir kayıt olmadığı ya da sadece "bedelini ödeyiniz" şeklinde bir kayıt bulunduğu takdirde ayrıca cironun hangi amaçla yapıldığı anlaşılmıyor ise söz konusu ciro temlik cirosu hükmündedir. Cironun temlik dışında, başka bir amaç için yapıldığını iddia eden taraf, iddiasını ispat ile mükelleftir. Temlik cirosunun temlik, teminat ve teşhis fonksiyonu vardır. TTK'nın 818. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi atfıyla uygulanması gereken aynı Kanun'un 684. maddesinin 1. fıkrasına göre temlik cirosunun teminat fonksiyonu nedeniyle ciro ve teslim ile çekten doğan bütün haklar ciro edilen kişiye geçer. TTK'nın 790. maddesine göre cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Kambiyo senedi alacaklısı, senet bedelini bizzat tahsil etmek zorunda olmadığından, alacaklının kendisine bir temsilci atayarak senet bedelinin tahsilini sağlayabilmesi mümkündür. Bu yolla yapılan ciroya "tahsil cirosu" denir. Tahsil cirosu açık veya örtülü yapılabilir. TTK'nın 688/1.maddesi uyarınca açık tahsil cirosunda vekalet kaydı açıkça yer alacağı için ciro şerhinde "bedeli tahsil içindir", "vekâleten" veya vekaleti gösteren başka herhangi bir kaydın bulunması gereklidir. Burada senedin mülkiyeti ve senetten doğan alacaklar tahsil cirosu ile devreden cirantaya ait olduğu için, temlik fonksiyonu yoktur.TTK'nın 689.maddesinde ise rehin cirosu; "(1) Ciro, "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir. (2) Poliçeden sorumlu olanlar, kendileriyle ciranta arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri hamile karşı ileri süremezler; meğerki, hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun." şeklinde düzenlenmiştir. Rehin cirosu da açık veya örtülü yapılabilir. Ciro, "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydı içerirse, bu durumda açık rehin cirosu gündeme gelir. Örtülü rehin cirosu ise, senedin rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin herhangi bir kayda yer verilmeyerek ve rehin anlaşması cironun tarafları arasında bırakılarak kurulabilir. Rehin cirosu tam veya beyaz ciro şeklinde yapılabilir, ancak kısmi rehin cirosu yapılamaz. Ayrıca çekin sadece tahsil veya temlik cirosuyla verilmesi mümkün olup TTK'nın poliçeye dair bazı hükümlerin çekler hakkında da uygulanacağına dair 818. maddesinde, rehin cirosunun düzenlendiği 689.maddeye atıf yapılmadığından, çekte rehin cirosu yapılamaz. Çekte rehin cirosu yolunun kapatılmasının sebebi, çekin kural olarak ödeme vasıtası olmasıdır. Kısa süre içinde ödenmesi şart bulunan bir senedin, teminat kabilinden ciro edilmesi uygun görülmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07/02/2024 tarihli 2023/11-342 E. 2024/82 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; "...6102 sayılı Kanun'un 790 ıncı maddesine göre cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Aynı Kanun’un 801 inci maddesine göre cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.Çek bir ödeme vasıtası olduğundan çekte vade olmamakla birlikte 6102 sayılı Kanun'un 796 ncı maddesinde çek üzerinde yazılı düzenleme yeri ve ödeme yerine göre belirlenen ödeme için ibraz süreleri düzenlenmiştir. Ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 798 inci maddesine göre çekin bir takas odasına ibrazı ödeme için ibraz yerine geçer.20.12.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu'nun “Hesaben ödeme” başlıklı 8 inci maddesi;"(1)Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, çeklerin banka şubeleri arasında hesaben ödenmesini sağlayacak tüzel kişiliği haiz sistemi kurmaya ve gözetimi altında yürütmeye yetkilidir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bu yetkiyi uygun göreceği başka bir kuruluş aracılığıyla da kullanabilir.(2) Hesaben ödeme sisteminin kuruluş ve işleyişi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca çıkarılacak ve Resmî Gazete’de yayımlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.(3) Yönetmelikte belirtilen esaslar çerçevesinde çeklerin fizikî olarak ibraz edilmeksizin sadece çek bilgileri üzerinden bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilerek işlem görmesi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 710. maddesine göre takas odasına ibraz hükmündedir. (4) Takas odaları aracılığıyla ibraz edilmiş çekler için, 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen sorumluluk miktarı dâhil, kısmî ödeme yapılmaz. Bu durum, muhatap bankanın sorumluluk tutarını ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ancak, takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çekin, hesapta yeterli karşılığının olmadığının belirlenmesi hâlinde muhatap banka tarafından, hesapta bulunan kısmî karşılık tutarı, çeki ibraz eden hamil lehine onbeş gün süreyle bloke edilir." hükmünü içermektedir.Bankalararası takas odalarında, bankalarca muhatap bankalara fiziken ibraz edilen ve edilmeyen çeklere ilişkin işlemler Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Bankalararası Takas Odaları Merkez Yönetmeliği ile düzenlenmiş olup, Yönetmeliğin 14/B maddesinin ikinci fıkrasında elektronik ortamda işlem yapan takas odalarında, bankalarca, muhatap bankalara fiziken ibraz edilmeyen çekler için birbirlerine vekâlet vererek hesaben tesviye edilmek amacıyla işlem yapacak bankaların Bankalararası Takas Odaları Merkezi Yönetim Kurulunca hazırlanan protokolü imzalamak suretiyle bu faaliyetlere katılabileceği belirtilmiştir.Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere anılan Yönetmelikte belirtilen esaslar çerçevesinde çeklerin fizikî olarak ibraz edilmeksizin sadece çek bilgileri üzerinden bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilerek işlem görmesi, ödeme için ibraz yerine geçmektedir.Çek hamilinin muhatap banka dışında başka bir bankaya çekini tahsil için ibraz ettiği durumlarda, hamilin tahsil cirosu ile çekini bankaya devretmesi gerekir. Ancak uygulamada çek hamilleri çekin tahsili için yaptıkları ciro işlemlerine çoğu zaman tahsili belirten herhangi bir kayıt koymamaktadırlar. Bu husus, özellikle çekin tahsili işini muhatap banka dışında başka bir bankaya bıraktıklarında görülmektedir. Çekin hamili muhatap banka dışında başka bir bankaya çekini tahsil için ibraz ettiği durumlarda o banka, söz konusu çekin şeklen yetkili hamili hâline gelmek, dolayısıyla o çeki muhatap bankadan tahsil edebilmek için hamilden çekinin arkasını imzalamasını istemektedir. Hamil tarafından atılan bu tek imzanın ise beyaz ciro niteliğinde olduğu ve görünüş itibarıyla da temlik cirosu sayılacağı kuşkusuzdur (Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara Ekim 2017, s. 330).Diğer taraftan 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 3 üncü maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre; hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dâhil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.5941 sayılı Çek Kanunu'nun 9 uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 5 inci maddesinde de yukarıda belirtilen düzenlemeye benzer bir düzenleme yer almakta olup, bu madde; "...Çekin ibrazında karşılığının tamamen ödenmemesi veya çek hamili tarafından kısmî ödemenin kabul edilmemesi halinde, ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir çekin ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır... " şeklindedir.Uygulamada, çeki bankaya ibraz eden kişinin, hükümde geçen imzasının yokluğu durumunda, yetkili hamil sıfatını koruyup korumadığı konusunda tereddüt hâsıl olmaktadır. Bu tereddüt çek hamili bankalar bakımından ise (temlik cirosuyla) teminata aldıkları veya tahsil cirosuyla devraldıkları başka bankalara ait çekleri takasa sokup takas kaşesini basmadan önce hamil sıfatıyla imza atmayı unuttukları takdirde karşımıza çıkmaktadır. Çeki bankaya ibraz eden hamilin Çek Kanunu'nun 5 inci maddesinde zikredilen imzayı atmamış olması ona bu sıfatını kaybettirmez; başvuru hakkını kullanıp çek bedelini tahsil etmediği veya çeki senette imzası bulunmayan bir üçüncü kişiye devretmediği, kısacası çeki elinde bulundurduğu sürece yetkili/meşru hamil sıfatını muhafaza eder. Esas itibariyle bu durum maddede değişiklik yapan 4814 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi hükmünün konuluş amacını açıklayan gerekçesinden anlaşılmaktadır. Gerekçeye göre; "...Bu maddede yapılan değişiklikle, çekin ibrazına karşın ödeme yapılamaması veya çek hamili tarafından kısmî ödemenin kabul edilmemesi hâlinde yapılacak işlem düzenlenmektedir.Karşılıksız kalan çekin hamile geri verilmesi hâlinde, çek üzerinde ekleme ve değişmeler yapılabilmektedir. Bunun sonucu çekin ibraz tarihindeki durumu anlaşmazlık konusu olmakta ve mahkemeler delillerin değerlendirilmesinde güçlükle karşılaşmaktadır.Ayrıca, uygulamada tereddütlere yer verilmemesi için, çekin ibrazında hiç ödeme yapılmaması hâlinde çekin hamile geri verileceği maddede belirtilmekte, uygulamada ortaya çıkan sakıncanın önlenmesi için de hamile geri verilen çekin ön ve arka yüzü fotokopisinin banka tarafından saklanması öngörülmektedir.Maddede belirtilen yükümlülüğe karşın, çekin ön ve arka yüzü fotokopisini saklamayan bankanın para cezasıyla cezalandırılacağı da Tasarıyla değiştirilen 15 inci maddede hükme bağlanmaktadır."Gerekçede her ne kadar hamilin imzasından açıkça söz edilmemiş olsa da, ibrazı takiben çekin aslı hamile iade edildiğinden, ibraz sonrasında çek üzerinde yapılan ekleme ve değişikliklerin tespitini kolaylaştırmak için bankanın elindeki çek fotokopisinin çekin bankaya ibraz edildiği andaki durumunu yansıttığını, hamilin imzasıyla teyit ettirilmektedir.Hamilin imzasının niteliği konusunda uygulamada yaşanan tereddüt, bir ölçüde kambiyo senedine atılan her imzayı, kambiyo hukukuyla ilişkilendirme düşüncesidir. Nitekim, bu sebeple olsa gerek, uygulamada 5 inci maddedeki imzayı ifade etmek üzere yanlış biçimde "hamilin cirosu" tabirinin kullanıldığına rastlamak da mümkündür. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere hamil söz konusu imzayla çeki bankaya ciro etmemektedir. Bilindiği üzere hamilin bankaya yaptığı ciro makbuz hükmünde olup (6762 sayılı Kanun md. 701/son f.), böyle bir ciro ancak çek bedelinin tamamen veya kısmen ödenmesi hâlinde söz konusu olabilir. Oysa 5 inci maddenin uygulandığı hâllerde çekin ibrazında hiç ödeme yapılmamaktadır.Çek Kanunu'nun 5 inci maddesi, hamile değil bankaya bir yükümlülük yüklemektedir. Dolayısıyla, bankanın bu yükümlülüğünü ihlâlinden, hamil aleyhine bir sonucun doğması düşünülemez. Buna bağlı olarak Çek Kanunu'nun 5 inci maddesine göre bankanın hükümde öngörülen yükümlülüklerini (hamilin imzasını almak, çekin ön ve arka yüzü fotokopisini çekmek, bu fotokopiyi saklamak) yerine getirmemesinin yaptırımı, 15 inci madde uyarınca para cezasıdır. O hâlde, çekin bankaya ibrazı sırasında 5 inci maddede öngörülen imzayı atmayan hamilin, artık bu sıfatını kaybettiği düşüncesiyle, takibe geçmeden önce imza atmak için çekin arkasında yer arama veya bunun yerine takip talebine çek tevdi bordrosunu ekleme çabası, yersiz ve gereksizdir. Çeki elinde bulunduranın veya icra takibi yapanın yetkili/meşru hamil sıfatı 5 inci maddede sözü geçen imzanın atılıp atılmadığı dikkate alınmadan 6762 sayılı Kanun'un 702 nci maddesine göre tayin ve tespit edilecektir. Dolayısıyla, çekin bankaya ibrazı sırasında Çek Kanunu'nun 5 inci maddesi hükmünde öngörülen imzayı atmayan hamil, müracaat hakkını kullanabileceği gibi çeki (gecikmiş) ciroyla da devredebilir (6762 sayılı Kanun md. 705) ve böyle bir devir hâlinde sözü edilen imzanın bulunmaması ciro zincirinde kopukluk yaratmaz (İsmail Kırca, Çek Hukukuna İlişkin Muhtelif Sorunlar, Bankacılar Dergisi, sayı 71, 2009, s. 97-98). Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2022 tarihli ve 2020/12-643 Esas, 2022/1494 Karar sayılı kararında da değinilmiştir.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, davacı şirketin keşideci olduğu 15.09.2016 keşide tarihli, 156.900,00 TL bedelli ve ... numaralı çekin davalı şirketin beyaz cirosu ile muhatap bankaya vekâleten davalı bankaya geçtiği, davalı bankanın 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 8 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda bu çekin muhatap bankaya 16.09.2016 tarihinde ibraz etmesi üzerine, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/706 Karar sayılı kararı gereğince üzerinde herhangi bir işlem yapılamadığı ve dava dışı muhatap ... Bankası A.Ş. adına vekâleten çekin arka yüzüne ibraz tarihini de içeren şerh yazılıp davalı banka yetkilisince imzalandığı anlaşılmaktadır.Başka bir ifadeyle; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 8 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ile Bankalararası Takas Odaları Merkezi Yönetmeliği'nin 14 üncü maddesi kapsamında dava konusu çek bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda muhatap bankaya ibraz edilmiş olup, davalı şirketten temlik cirosu niteliğini taşıyan beyaz ciro ile çeki devralan davalı banka aynı zamanda muhatap banka durumunda olmadığından ve çek davalı banka tarafından ibraz edildiğinden, davalı bankanın yetkili hamil olduğunun kabulü gerekir."Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/04/2024 tarihli 2023/11-589 E. 2024/212 K. sayılı kararında ise çek üzerine yapılan görünüşte temlik cirosunun gizli (örtülü) rehin cirosu mu yoksa teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu olduğu hususu özellikle bankacılık işlemleri yönünden şu şekilde tartışılmıştır; "...Bilindiği üzere emre yazılı senetlerin devredilmesinde söz konusu olan ciro, yapılış amacı yönünden temlik, tahsil ve rehin cirosu olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Amaç senedin mülkiyetini ve senette mündemiç alacak hakkını devretmek ise "temlik cirosu" söz konusudur. 6102 sayılı Kanun'un 684/1 inci maddesi; "ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden doğan bütün haklar devrolunur" hükmünü haizdir. Buna göre temlik cirosu ile senedin mülkiyetinin ve senedin içerdiği hakkın devri için ciro işlemi yanında taraflar arasında devir sözleşmesinin bulunması ve senet zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Temlik cirosu ile ciranta artık senedin nihai alacaklısı sıfatını kaybeder ve ciro yaptığı şahsa ve ondan sonra gelecek olanlara karşı sorumlu olur. Ciro şerhinden aksi anlaşılmadıkça her ciro, kural olarak temlik cirosu hükmündedir. Bununla birlikte ciro, senet bedelinin tahsili için bir kimseye yetki verilmesi amacıyla yapılıyorsa "tahsil cirosu" söz konusu olmaktadır. 6102 sayılı Kanun'un 688/1 inci maddesi; "Ciro, "bedeli tahsil içindir", "vekâleten" veya bedelin başkası adına kabul edileceğini belirten bir şerhi ya da sadece vekil etmeyi ifade eden bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat o poliçeyi ancak tahsil cirosu ile tekrar ciro edebilir" hükmünü haizdir. Buna göre tahsil cirosunda alacaklı kendisine bir temsilci atayarak senet bedelinin tahsilini amaçlamaktadır. Tahsil cirosu açık veya gizli (örtülü) tahsil cirosu olarak yapılabilmektedir. Açık tahsil cirosunda, ciro şerhinde vekâlet kaydının açıkça yer almakta, "bedeli tahsil içindir", "vekâleten" veya "kabz içindir" gibi vekâleti gösteren bir kaydın bulunması gerekmektedir. Tahsil cirosuyla senedi iktisap eden hamil, senet içerisine yerleşmiş hakkı iktisap etmemekte, senedin mülkiyeti cirantada kalmaya devam etmektedir. Hamil, kendisine yapılan tahsil cirosu ile senet bedelini tahsil edip cirantasına getirme yetkisi kazanmaktadır. Bu sebeple, senedi tahsil için gerekli işlemleri yapmaya yetkili olmakla birlikte bu işlemleri ancak cirantasının vekili olarak yapabilmektedir. Bununla birlikte hamil, senedi tekrar ciro etmek isterse senedi ancak tahsil cirosu ile devredebilmektedir.Senette mündemiç alacağın, herhangi bir borç için teminat gösterilmek amacıyla yapılan ciroya ise "rehin cirosu" denilmektedir. 6102 sayılı Kanun'un 689/1 inci maddesi; "Ciro, "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir" hükmünü haizdir. Buna göre rehin cirosunda bir kambiyo senedinin üzerinde sadece rehin hakkı tesis edilmekte dolayısıyla senedin mülkiyeti devralana geçmemektedir. Başka bir deyişle rehin cirosuyla senedi iktisap eden hamil senet içerisine yerleşmiş hakkı iktisap edememekte; yalnızca senet bedeli üzerinde bir rehin hakkına sahip olmaktadır. Bu sebeple senedin mülkiyeti rehneden cirantada kalmaya devam etmekte; rehnalan hamilin ise senette rehin hakkından kaynaklanan fer’î bir hakkı bulunmaktadır. Hamil, bu fer’î hakkına dayanarak senedi tahsil için gerekli işlemleri yapmaya yetkili olmakla birlikte bu işlemleri kendi adına yapmaktadır. Ancak rehin amacını aşan işlemleri yapmaya yetkili değildir. Ayrıca senedi rehin cirosu ile iktisap eden hamil, senedi tekrar ciro etmek isterse senedi ancak tahsil cirosu ile devredebilmektedir. Rehin cirosu, açık veya gizli (örtülü) rehin cirosu şeklinde yapılabilmektedir. Ciro şerhinde; "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya diğer herhangi bir kaydı içeren ciro, rehin cirosu olarak ifade edilmekte ve bu şekilde rehine işaret eden bir kayıtla yapılan rehin cirosuna açık rehin cirosu denilmektedir. Gizli (örtülü) rehin cirosu ise, senedin rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin ciro beyanında herhangi bir kaydın yer almadığı ve rehin anlaşmasının cironun tarafları arasında yapılan ciroyu ifade etmektedir. Başka bir deyişle cironun taraflar arasındaki rehin anlaşması çerçevesinde ancak rehni ifade eden hiçbir kayıt içermeyen ciro ile senedin devredilmesi durumunda, gizli (örtülü) rehin cirosu söz konusudur. Gizli (örtülü) rehin cirosunda da tarafların amacı rehindir, ancak bu amaç senet üzerinde belirtilmemiş, taraflar arasında gizli kalmıştır. Dış görünüş itibariyle bir temlik cirosu söz konusu olsa da bu ciro, ciro edilene senet üzerinde bir rehin hakkı kazandırmakta ve taraflar arasında rehin cirosunun tüm hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s. 632). Neticede taraflar rehin tesis etme hususunda anlaşmış olup rehin verme işlemi, tarafların bu hususta anlaşmaları ve senet zilyetliğinin devri suretiyle gerçekleşmektedir. Dolayısıyla burada inançlı bir temlik ile mülkiyet hakkı değil, taraflar arasındaki anlaşma gereğince, sadece ciro edilene alacağını karşılayacak oranda rehin hakkı kazandırılmaktadır (İsmail Kırca, "Yargıtay Kararları Işığında Çekte Gizli Rehin ve Teminat Amacıyla Temlik Ciroları", Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu XXXVII, Ankara 2013, s. 95). Maddi hukuk bakımından senedi gizli (örtülü) rehin cirosuyla rehnalan hamilin durumu, açık rehin cirosuyla senedi devralan hamilin durumu ile aynıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli ve 2019/(19)11-59 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararı). Ancak senedi gizli (örtülü) rehin cirosuyla devrinde, görünüşte bir temlik cirosu olduğundan ve temlik cirosundan sonra yapılabilecek cirolar konusunda bir sınırlandırma getirilmediğinden, dış görünüş itibariyle malik durumunda olan hamil tarafından senedin yeni bir temlik, tahsil veya rehin cirosuyla devredilmesi mümkündür. Bu durumda cironun rehin cirosu olduğu hususu iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden iyiniyetle senedi devralan kişi senedin maliki veya senedin içerdiği alacak hakkı üzerinde rehin hakkının sahibi olur. Gizli (örtülü) rehin cirosu ile açık rehin cirosu arasındaki esas fark da iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasında ortaya çıkmaktadır. Gizli (örtülü) rehin cirosuyla devraldığı senedi, sözleşmeye aykırı şekilde, temlik veya rehin cirosuyla devreden hamil, cirantasına karşı sorumlu olacaktır.Hemen belirtilmelidir ki bir kambiyo senedinin, kambiyo hukuku kapsamında rehnedilmesi yerine inançlı temlik yapılarak teminat tesisi amacıyla devri de mümkündür. Gerçekten de sözleşme özgürlüğü kapsamında inananın (itimat eden borçlu), kendisine ait bir malvarlığı değerini, idare edilmek veya bir borca teminat teşkil amacıyla belirli süre sonunda veya amaç gerçekleşince kendisine veya bir üçüncü kişiye iade edilmek üzere inanılana (itimat olunan alacaklıya) kazandırdığı hukuki ilişki "inançlı temlik" olarak adlandırılmaktadır (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 382). Bu kapsamda özellikle bankacılık uygulamasında başvurulan görünüşte temlik cirosu yapılarak kambiyo senedinin teminat amacıyla inançlı temlike konu olmasına öğreti ve uygulamada "teminat amacıyla inançlı temlik cirosu" denilmektedir (Öztan, s. 632). Bu itibarla teminat amacıyla inançlı temlik cirosu, taraflar arasında bir inanç anlaşması çerçevesinde var olan, borçlunun borcunu vadesinde ödediği durumlarda alacaklıya (hamile) kambiyo senedini iade, borçlunun senedi vadesinde ödememesi hâlinde ise alacaklıya kambiyo senedini tahsil yetkisi veren ciroyu ifade etmektedir.Teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda gizli (örtülü) rehin cirosunda olduğu gibi teminat amacıyla ciro yapılmakta ancak gizli (örtülü) rehin cirosundan farklı olarak taraflar senedin teslimini konu alan kambiyo sözleşmesinde, senedin devralana senet üzerinde rehin değil mülkiyet hakkı verilmesi hususunda anlaşmaktadır. Başka bir deyişle senedin mülkiyeti ve senedin içerdiği hak devralana geçmekte, ancak senedi devralan sözü edilen hakkı sadece teminat amaçlı kullanma hususunda borçlar hukuk karakterli bir yükümlülük altına girmektedir (Kırca, s. 95). Hem rehin cirosu hem de teminat amacıyla inançlı temlik cirosu, teminat amacı taşıması ve görünüşte temlik cirosu şeklinde bir işlem ile gerçekleştirilmesi bakımından benzer iseler de, hüküm ve sonuçları bakımından birbirinden farklıdır. Her ne kadar bu iki tür ciroda da temin edilen alacağın ifası, senedin cirantaya geri verilmesi yükümlülüğünü doğursa da teminat amacıyla yapılan inançlı temlik cirosunda taraflar kambiyo sözleşmesinde, senedi devralana senet üzerinde rehin değil, mülkiyet hakkının tanınması hususunda anlaşmaktadır. Dolayısıyla teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda senedin mülkiyeti ciro edilene geçtiği için ciro edilenin senet üzerindeki hakkı mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Oysa gizli (örtülü) rehin cirosunda ciro edilenin senet üzerindeki hakkı rehin hakkına dayanmakta ve bu kimse rehnedilen alacağı temin edilen alacağın vadesi gelmeden önce tahsil edebilse dahi, rehin hakkının tahsil edilen miktar üzerinden varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla Kanun'un rehin cirosuna ilişkin açık hükümleri karşısında görünüşte temlik cirosu ile devredilmiş, ihtiva ettiği haklar devralanın mülkiyetine geçmiş bir kambiyo senedindeki ciroyu, rehin olarak telakki etmeye imkân bulunmamaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 05.11.1969 tarihli ve 1969/6 Esas, 1969/7 Karar sayılı kararı). Teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda, senedin mülkiyeti ile birlikte senet içerisine yerleşmiş olan alacak hakkı da devredilmektedir. Görünüşte temlik cirosu şeklinde yapılması sebebiyle, teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda kazanılan hak, alacağa bağlı fer’î bir hak değil, alacağın kendisidir. Oysa rehin hakkı fer’î nitelikte bir hak olduğundan senedi rehin cirosu ile devralan hamil, senet içerisine yerleşmiş olan hakkı değil, bu hak üzerinde bir rehin hakkını iktisap etmektedir.İnançlı işlemlerde inanç konusu eşyanın mülkiyeti inanılana geçtiği için inanılan, dış ilişkide inanç konusu üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilmektedir. Örneğin inanılan inanç konusunu başkasına devredebileceği gibi üzerinde sınırlı bir aynı hak da kurabilir. Bu sebeple teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile kambiyo senedini iktisap eden hamil, temlik, tahsil ya da rehin cirolarından herhangi birini yapabilir. Çünkü burada senedin üçüncü kişilere devrinde bir sınırlandırma bulunmamaktadır. Rehin cirosunda ise rehin cirosu ile senedi iktisap eden hamil, senedin mülkiyetini kazanamamaktadır. Rehin cirosu ile kambiyo senedini iktisap eden hamil, sadece rehin hakkı sahibi olarak kambiyo senedinin fer’î zilyedi olmaktadır. Kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez ilkesinden hareketle senedi rehin cirosu ile iktisap eden hamil, temlik cirosu ile senedi devredemez. Ayrıca hamilin tekrar bir rehin cirosu yapması da mümkün değildir (6102 sayılı Kanun, m. 689/1). Öte yandan teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile senedi iktisap eden hamil, senedin mülkiyetine sahip olduğundan kendi cirantası dahil senette kendisine karşı borçlu olan bütün kişilere kambiyo hukuku hükümlerine göre başvurma hakkına sahip olurken; senedi rehin cirosu ile iktisap eden hamil, kendi cirantası dışında kalan senet borçlularına kambiyo hukuku hükümlerine göre başvuru hakkı bulunmaktadır.Yukarıda da belirtildiği üzere rehin cirosu, poliçeye ilişkin hükümler kapsamında 6102 sayılı Kanun'un 689 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bononun niteliğine aykırı düşmemek koşuluyla uygulanacak poliçe hükümlerinin sayıldığı 6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesinde aynı Kanun'un 689 uncu maddesine atıfta bulunulduğu için bononun da rehin cirosuyla devri mümkündür. Buna karşılık çeke uygulanacak poliçe hükümlerinin sayıldığı 6102 sayılı Kanun'un 818 inci maddesinde aynı Kanun'un 689 uncu maddesine atıfta bulunulmadığı için çekte rehin cirosu mümkün değildir. Bunun en önemli nedeni görüldüğünde ödenmesi gereken ve kısa ibraz sürelerine tâbi olan çekin bir ödeme aracı olmasıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ve 2017/(19)11-831 Esas, 2021/1622 Karar sayılı kararı). Görüldüğü üzere çekte açık veya gizli (örtülü) rehin cirosu geçersizdir. Buna karşılık diğer kambiyo senetlerinde olduğu gibi çekte de teminat amacıyla inançlı temlik cirosu yapılabilir. Bu itibarla her ikisi de görünüşte temlik cirosu olarak yapıldığından bu cironun teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu yoksa gizli (örtülü) rehin cirosu mu olarak nitelendirileceği önemli bir husustur. Başka bir deyişle görünüşte temlik cirosu şeklinde olan bir cironun gizli (örtülü) rehin cirosu mu yoksa teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu olduğunu tespit etmek, ekonomik işlevleri aynı olmakla birlikte özellikle çeklerde bu ciroların hukuki sonuçlarının çok farklı olması göz önüne alındığında büyük önem taşıdığı ortadadır. Gerçekten de çeklerde yapılan cironun gizli (örtülü) rehin cirosu kabul edilmesi hâlinde ciro geçersiz olurken; teminat amacıyla inançlı temlik cirosu olarak kabul edilmesi hâlinde ise geçerli bir cironun varlığından söz edilecektir. Hemen belirtilmelidir ki tereddüt bulunması hâlinde her ikisi de teminat vermek amacıyla yapılan ve birbiriyle karıştırılma ihtimali yüksek olan bu iki tür ciroyu birbirinden ayırmak için tarafların iradesine bakılmalıdır. Bu kapsamda tarafların kambiyo sözleşmesinde veya ellerinde bulunan belgelerde veyahut da mahkemeye sundukları iddia ve savunmalarda ciroya ilişkin "teminat", "temlik", "rehin" gibi ifadelerin kullanılması yapılan cironun, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ya da gizli (örtülü) rehin cirosunun ispatı için tek başına yeterli olmamalıdır. Başka bir deyişle tarafların kullandığı "rehin" ve "teminat" sözcüklerinde gizli (örtülü) rehin cirosunun, "temlik" sözcüğünden ise teminat amaçlı inançlı temlik cirosunun varlığı sonucu çıkarılmamalıdır. Bu kapsamda bankaların kredi müşterileri ile düzenledikleri çek tevdi bordroları da tek başına çekin rehin cirosu olduğunu göstermemektedir. Zira 6098 sayılı Kanun'un 19/1 maddesi gereğince; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Gerçekten de uygulamada çoğu zaman yapılan ciroya ilişkin terimlerin seçiminde özen gösterilmemekte ve bu terimler yanlışlıkla birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir. Dolayısıyla görünüşte temlik cirosu şeklinde olan bir cironun gizli (örtülü) rehin cirosu mu yoksa teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu olduğunu tespit etmek için tarafların iradeleri tespit edilmeli, özellikle devralan hamile senedin mülkiyetinin devredilip devredilmediği, dolayısıyla hamilin dış ilişkide senede ilişkin her türlü tasarruf işlemini yapmaya hakkı olup olmadığı belirlenmelidir. Bu kapsamda tarafların kambiyo sözleşmesinde veya ellerinde bulunan belgelerde veyahut da mahkemeye sundukları iddia ve savunmalarda ciroya ilişkin kullandıkları ifadeler ile birlikte, tarafların daha önceki ilişkilerinde seçtiği teminat türü, ticari defter kayıtları, uygulamada (özellikle bankacılık uygulamasında) kullanılan mutad deyimler dikkate alınarak, güven ilkesi gereğince tarafların beyanları yorumlanarak ortak irade tespit edilmelidir. Çek üzerine yapılan görünüşte temlik cirosunun gizli (örtülü) rehin cirosu mu yoksa teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu olduğu hususunun tam olarak belirlenememesi hâlinde, sırf rehinde borçlunun durumunun daha avantajlı olduğu hususuna bakılarak değil, uygulamada (özellikle bankacılık uygulamasında) hangi işlemin tercih edilmekte olduğuna ağırlık verilerek karara varmak gerekir. Örneğin kambiyo senedi üzerinde tam bir hak sağlaması ve alacağın rehne göre daha kolay elde edilebilmesi sebebiyle bankalar tarafından kredi işlemlerinde, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu tercih edilmektedir. Dolayısıyla bankacılık uygulaması kapsamında taraflar arasında yapılan teminat işleminin rehin mi yoksa inançlı temlik mi olduğu hususunda ihtilaf çıkması hâlinde, inançlı temlik lehine fiili bir karine bulunmaktadır (Fahrettin Aral, "Topyekün Temlik", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 42/1,1992, s.98).Çekte rehin cirosu geçersiz olduğundan bir çeki rehin cirosuyla devralan kişinin yetkili hamil olmadığı hususu düzenleyen tarafından mutlak def'i kapsamında ileri sürülebilecek bir konudur. Ancak teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda devreden (inanan) ile devralan (inanılan) arasındaki inanç anlaşmasına konu olan teminat hususu, inanç anlaşmasının taraflarını ilgilendirdiğinden düzenleyen tarafından hamile karşı ileri sürülemez. Başka bir deyişle teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda senet borçlusu, devreden ile devralan arasındaki teminata ilişkin inanç anlaşmasına konu teminat hususuna dayanamaz. Zira teminat amacıyla inançlı temlik cirosunda inanç anlaşması sadece devreden ve devralanın dayanabileceği bir kişisel def'idir ve hatta senet borçlusu devreden ile olan kişisel def'ilerini devralana karşı ileri süremez. Gerçekten de çekler için de uygulanacak olan 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesi; "Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun" hükmünü haizdir. Buna göre düzenleyen, lehtar tarafından teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile devredilen çeke ilişkin olarak lehtar ile olan kişisel def'ilerini iyiniyetli hamile karşı ileri süremeyeceği gibi cironun tarafları arasındaki inanç sözleşmesine konu teminat hususuna da menfi tespit davasında dayanamayacaktır.Bu kapsamda senet borçlusu, devreden ile devralan arasındaki teminata ilişkin inanç anlaşmasına dayanamasa da görünüşteki temlik cirosunun esasında gizli (örtülü) rehin cirosu olduğunu iddia edebilir. Bu durumda bir çekte görünüşteki temlik cirosunun esasında gizli (örtülü) rehin cirosu olduğunu ispat yükü bu hususu iddia eden tarafa aittir (6100 sayılı Kanun, md. 190/1). Bu durum, çekin ödeme aracı olması dolayısıyla ödeme amacıyla verildiğinin karine olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten de bu karine adi karine olduğundan çekin ödeme amacı dışında örneğin bir borç için rehin olarak verildiğini ileri süren borçlu, bu iddiasını ispatla yükümlüdür..."Dava konusu edilen çekler, davacı ile davalı ... arasında imzalanan sözleşme kapsamında, davalı ...'e teslim edilmiş ve davalı ... tarafından sözleşme konusu edimlerin ifa edilmemesi sebebiyle bedelsiz kaldığı ileri sürülerek eldeki dava açılmıştır. Somut olayda, davalı Bankanın, diğer davalı ... şirketinden dava konusu çekleri temlik cirosu niteliğini taşıyan beyaz ciro ile devraldığı, yukarıda yer verilen çek tevdi bordrosuna göre çeklerin davalı ... şirketinin borçlarının ödenmesinde kullanılacağının ifade edildiği, davalı ...'in davalı Bankadan kullandığı kredi mevcut olduğu gibi, çeklerin tevdi edildiği gün ayrıca çek bedelleri kadar tutarın davalı Banka tarafından davalı ...'in hesabına EFT yapıldığı, yani davalı ... şirketinin dava konusu çekleri borçlarını ödemek maksadıyla davalı Bankaya ciro ettiği, söz konusu cironun tahsil cirosu olmadığı, yukarıda yer verilen emsal kararlar ışığında değerlendirme yapıldığında gizli rehin cirosu olduğu hususu davacı tarafça iddia edilmediği gibi çekler üzerinde rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı ve bu yönde dosya kapsamında bir delilin de olmadığı, bu tespitler çerçevesinde söz konusu cironun temlik cirosu olduğu, dava konusu çeklerin davalı Banka tarafından ibraz ve tahsil edilerek, davalı ...'in borçlarının ödenmesinde kullanıldığı anlaşılmaktadır. TTK'nın 818.maddesinin yollaması ile 687/1.maddesinde yer alan "Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def'ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun." düzenlemesi gereği, davacı tarafından davalı Bankanın poliçeyi iktisap ederken bile bile zararına hareket ettiğine dair bir delil sunulmadığı için davalı .... ile arasındaki ilişki nedeniyle şahsi def'ilerin davalı Bankaya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu durumda davalı Banka yetkili hamil olduğundan, mahkemece davalı Banka yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 12/06/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

istinafvedelillerinTespitderecesebepleriİstirdatistanbuldeğerlendirilmesixxxvııMenfiesastanalacakgerekçekararımahkemesibahtiyarcevap

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim