SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 45. HD 2024/228 E. 2024/780 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/228

Karar No

2024/780

Karar Tarihi

29 Mayıs 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/228

KARAR NO: 2024/780

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/146

KARAR NO: 2023/577

DAVA TARİHİ: 01/03/2023

KARAR TARİHİ: 28/09/2023

DAVA: Kayıt Kabul

BİRLEŞEN DAVA

MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/160

DAVA: Kayıt Kabul

KARAR TARİHİ: 29/05/2024

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

ASIL DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... müteahhidin uzun yıllar natamam bıraktığını, halen belli kısımların tamamlanmadığını, ilk yönetim kurulu olarak görev almış müvekkili ile sitede yaşamın başladığını, ... 1.Kule ve 2.Kule Konut Bloku Kat Maliklerinin 03/07/2022 günü yaptığı genel kurul ile site yönetimi oluşturulduğunu, akabinde genel kurulda alınan yetkiye istinaden işletme projesi hazırlandığını ve maliklere tebliğ edildiğini, davacı müvekkilinin sitede yaşamın/faaliyetin başlaması, ilk dolum maliyetleri ile demirbaşların temini, hukuki, mali danışmanlık, güvenlik ve benzeri hizmetlerin alınması, bu konuda sözleşme imzalanmasına ilişkin aidat toplanması konusunda 03/07/2022 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul'dan yetki aldığını, alınan yetki gereği işletme firması olan ... A.Ş ile sözleşme imzalandığını, alınan yetkiye istinaden 02/09/2022 tarih ve 2022/3 Karar numaralı Yönetim Kurulu kararı ile işletme şirketine "İşletme Projesi" tanzim etmek için yetki verildiğini yine Genel Kurulda gündemin 8. Maddesine istinaden arsa payı oranında toplam 100.000,00 USD avans toplanmasına, gündemin 10. Maddesine istinaden 34.000,00 USD avans toplanmasına, yine gündemin 11. Maddesi gereği mevcut demirbaşlar ile sistemin sağlıklı çalışabilirliğinin kontrolü amacıyla test ve devreye alma prosedürüne bağlı olarak 147.000,00 USD avans aidat toplanmasına karar verildiğini, Genel Kurulda alınan yetkiyle hazırlattırılan işletme projesinin 06/09/2022 tarih ve 2022/4 Karar numaralı Yönetim Kurulu kararıyla uygun görüldüğünü ve tüm kat maliklerinin imzasına ve bilgisine tebliğ edildiğini, davalı müflisin banka ipotek borcundan dolayı sahip olduğu taşınmazlar ihale edilmiş ise de ihaleler kesinleşmediğinden bir kısım bağımsız bölümlerin halen maliki olduğunu bu nedenle İşletme Projesinin iadeli tahhütlü olarak PTT marifetiyle 21/09/2022 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından işletme projesine itiraz edilmediğini, bu haliyle işletme projesinin kesinleştiğini, işletme projesinin kesinleşmediği kabul edilse dahi site yönetiminin ilk yönetim olması, yaşamın başlaması için dolum, demirbaş gibi maliyetlerin olması, her malikin faydalandığı işletme giderlerinin bulunması göz önüne alındığında davalının aidat ödemekle yükümlü olduğunu, "Yatırım Bütçesi", "Rezerv Aidat Avansı" ve "Aidat", "İlk Dolum Bedelleri" ve "Daire İçi Elektrik" bedellerinin toplamı için İflas Masasına alacak başvurusu yapıldığını, alacak kayıt başvurusunun 92. sırada reddedildiğini beyan ederek, aidat alacağı toplamı olan 9.343.386,10 TL'nin iflas masasına kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sitede müflisin kullanma ve yararlanmasında olan gayrimenkulü bulunmadığını, müflise ait gayrimenkullerin ekseriyetinin banka ipotek borcu sebebiyle ihale ile satıldığını, aidat kararlarının alındığı genel kurulun iflas masasına haber verilmediğini ayrıca işletme projesinin müflise bildirilmediğini, TL yerine USD avans toplanmasının hukuka aykırı olduğunu, davanın 15 günlük hak düşüm süresinde açılıp açılmadığının resen incelenmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; alacak talebinin müflisin ortak alanlardaki borcunu ifa etmemesine dayandığını, İstanbul ... İflas Dairesi ... İflas dosyasının 94. sırasındaki ortak alan niteliğindeki kapalı ve açık yüzme havuzları, sauna ile spor salonu kompleksi yapım maliyetinin 2.055.000 EURO'nun TL karşılığı (1 Euro: 20.4816 TL Merkez Bankası 25/01/2023 tarihi Efektif Satış Kuru) 42.089.688 TL olduğunu, ortak alan niteliğindeki 1. Kule Blok ... Kat ... nolu ... ve 2. Kule Blok ... Kat ... nolu ... için bankaların ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlattıkları takipte alınan kıymet takdir bedelleri karşılığı (1. Kule Blok ... Kat ... nolu "..." için 22.000.000 TL ve 2. Kule Blok ... Kat ... nolu "..." için 21.500.000 TL) ile inşaat yapımı ve tefrişatı için harcanması gereken bedelin 100.000,00 TL olduğunu belirterek, müflis firmanın ortak alanlara ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu alanları tamamlanmış olarak bağımsız bölüm maliklerine tahsis etmediği için toplam 142.089.688 TL'nin iflas masasına kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alıcılara vaad edilmemiş ve mimari projede bulunmayan ortak alan iddiasının dinlenmemesi gerektiğini, bir an için davacının iddialarının gerçek olduğu kabul edilse bile "ayıp" hükümlerine göre ayıbın satıcıya ihbarı gerektiğini, davacının kayıt başvuru ekinde sunduğu teklif metni, delil tespitine ya da resmi bir belgeye dayanmadığından iflas idaresince kabulünün mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "Asıl dosyada talep iflas tarihinden sonra doğan aidat (Kat Mülkiyeti Kanunu 20. maddesi kapsamında) borcunun sıra cetveline kaydedilmesi, birleştirilen dosyada ise talep satış vadi sözleşmesinin tarafı olan dava dışı 3. kişilere karşı borcun gereği gibi yerine getirilememesinden kaynaklanan zararın site yönetimi tarafından sıra cetveline davacı alacağı olarak kaydedilmesi istemine ilişkindir. Asıl dosyada uyuşmazlık, davalının maliki olduğu bağımsız bölümlerle ilgili ortak alanlardan kaynaklanan ve ''... 1. Kule ve 2. Kule Konut Bloku Kat Malikleri Olağanüstü İlk Genel Kurul Toplantısında alınan (Beyoğlu ... Noterliğince 05/07/2022 tarih ... yevmiye sayılı ile tasdik edilen) 03/07/2022 tarihli karar kapsamında müflis şirketin iflas tarihinden sonra doğan aidat borcunun sıra cetveline kaydının talep edilip edilemeyeceği, talebin ''masa alacağı'' kapsamında kalıp kalmadığı, aidat borcunun ne kadar olduğu konusunda toplanmıştır.Birleşen dosyada uyuşmazlık, müflis şirket ile dava dışı bağımsız bölüm malikleri arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesine aykırı ifa nedeniyle ortak alanların satış vaadi sözleşmesine göre inşa edilmemesinden kaynaklanan zararın sıra cetveline davacı alacağı olarak kaydedilip kaydedilemeyeceği, davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusundan ibarettir. İflas masasının bu safi (net) mevcudu (masaya giren mal, alacak ve haklar), "alacakların ödenmesine tahsis olunur" (İİK m.184,I,c.1). Buradaki "alacaklar" teriminden maksat, aslında yalnız "iflas alacaklarıdır." İflas alacağı, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklar yani müflisin iflasın açıldığı andaki borçları olup, iflas masasından istenebilirken (masaya yazdırılabilirken), müflisin iflas açılmasından sonra doğan alacakları, iflas alacağı olmadığından, iflas masasından talep edilemez. Bu nedenle, iflas masasından istenen bir alacağın, iflas alacağı mı, yoksa masa alacağı mı olduğunu belirlemenin büyük önemi vardır. Kayıt kabul davaları, iflasından önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifade ile iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK’nın 235. maddesinden alan davalardır. İİK'nın 235. maddesine göre, kural olarak sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren 15 gün içinde ticaret mahkemesine dava açabilirler. Ancak aynı Kanun'un 223. maddesi hükmüne göre alacaklı tebligata elverişli adresini bildirip kararın tebliği için avans yatırmışsa 15 günlük dava açma süresi, kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar. Davacının kararın tebliği için gerekli avansı yatırdığı, davanın 15 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.Asıl dosya yönünden davacının, sıra cetveline kaydını talep ettiği alacak iflas alacağı niteliğinde değildir. İflas alacakları, iflasın açıldığı anda müflisin sahip olduğu borçlardır. İflas tarihinden sonra doğan borcun masa borcu olması nedeniyle masaya kaydı talebinin dinlenemeyeceğine dair emsal Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/9509 E. 2019/4079 K. sayılı kararı doğrultusunda asıl davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re’sen göz önünde tutulması gereken hususlardandır. Taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Aynı şekilde bir hakkın kendisinden istenebilecek o hakka uymak yükümlülüğü olan kişi olup bu da davalı olma pasif husumet ehliyetidir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/21-2773 esas ve 2019/580 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkin olmakla, davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif dava sıfatından söz edilebilir. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir.Birleştirilen dosyada davacı site yönetimi satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmadığından sözleşmelerin nispiliği gereği satış vaadi sözleşmelerinden kaynaklı zararın sıra cetveline kaydını talep ve dava hakkı davacıya ait olmadığından davanın (taraf) sıfat yokluğundan reddine kararı verilmiştir." gerekçesiyle;"Asıl Dosya Yönünden; Davanın Reddine,Birleşen Mahkememizin 2023/160 Esas Sayılı Dosyası Yönünden; Davanın Usulden Reddine" karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece asıl ve birleşen dava yönünden verilen kararların alacağın temin edilmesini imkansız kıldığını ve hukuki dinlenilme hakkını zedelediğini,Asıl davadaki aidat alacağının müflis borcu değil iflastan sonra masa borcu olduğu zikrolunmakla, bu durumda görevsizlik kararı verilerek, dosyanın Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine imkan sağlanması gerektiği, Birleşen davada verilen kararın, genel kurulda yönetimin aldığı yetkiyi de (gk kararın) iptal kararı olmaksızın yok saydığını, Kat Mülkiyeti Kanunu 35.maddesinde a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi; b) Ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınmasının yönetimin yetkileri arasında sayıldığını, ortak alandaki eksik/ayıplı vs. ifalara ilişkin genel kurulda site yönetimi olan müvekkiline yetki ve sorumluluk verildiğini, 400'den fazla kişinin bir avukata vekalet vermesi imkansız olup, yönetime aktif dava ehliyeti tanınmamasının borçlunun/eksik iş yaparak hukuki açıktan faydalanması sonucunu doğurduğunu, toplu yapılarda ortak alanlardaki eksik ve ayıplı işler bedelinin tahsili için açılacak davalarda, bina yönetimi, site yönetimi veya toplu yapı yönetiminin dava ve taraf ehliyeti olduğunu kabul etmenin modern toplum hayatının zorunlu bir sonucu olduğunu, toplu yapılardaki bağımsız bölüm sayısının bazı durumlarda, binlerle ifade edildiği dikkate alındığında, bina veya site yönetiminin dava ehliyeti olmadığını kabul etmenin, hukuk devletinde adalete erişimi engelleyen önemli bir hak ihlali haline geleceğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Asıl ve birleşen dava kayıt kabul istemiyle açılmıştır. Müflis yönünden talep edilebilecek alacaklar üç gruba ayrılır. Bunlar; iflastan önce doğan iflas alacakları, iflastan sonra iflas masasının teşekkülü neticesinde iflas masasınca yapılan masraf ve giderlerin oluşturduğu masa alacakları ve iflas tarihinden sonra doğan genel alacaklardır.İflas alacakları;İcra ve İflas Kanunu'nun 184/1. maddesinde; "İflâs açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer." hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede ifade edilen "alacaklar" teriminden maksat, aslında yalnız "iflâs alacaklarıdır". İflas alacağı, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklar yani müflisin iflasın açıldığı andaki borçlarıdır. İflas alacağı kavramına, müflisin yalnız muaccel borçları değil, aynı zamanda müflisin müeccel borçları (m. 195), taliki şarta (geciktirici koşula) veya belirsiz bir vadeye bağlı olan borçları (m. 197) ve konusu paradan başka bir şey olan borçları (m. 198) da dâhildir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 1212).İflas alacakları, iflas tarihinden önce doğan müflis borçlarıdır. Bu alacakların ödenmesi için açılan dava kayıt kabul davası olarak adlandırılmaktadır. İflas tarihinden önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifadeyle iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK'nun 235. maddesinden alan davalardır. Kayıt kabul davalarında tahsile değil, alacağın iflas masasına kaydına karar verilmekle yetinilir. Alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşir ve alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılabilir. Bu davalarda görevli mahkeme İİK'nun 235. maddesi uyarınca iflas kararı verilen yer Asliye Ticaret Mahkemesi'dir.İflas tarihinden sonra doğan genel alacaklar;Müflisin, iflasın açılmasından sonra yaptığı borçlar, iflas alacağı olmayıp, iflas masasından istenemez. Alacak, iflastan sonra doğmuş ve masa borcu da değilse, sırasına ve esasına itiraz edilebilecek, İİK'nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek müflis borçlarından olmayıp, iflastan sonra doğan ve müflisin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ve iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında değil, tasfiyede bakiye kalırsa alacaklıya ödenecek olan bir alacak niteliğindedir. İflas tarihinden sonra doğan böyle bir alacağın varlığı ve miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmasa da, inceleme, şikayet yolu ile icra mahkemesince değil, alacağın dayandığı hukuksal ilişkiye göre genel hükümler doğrultusunda iflas masası aleyhine açılan davada genel mahkemelerce tespit edilecektir. Böyle bir davada, davacı, davalı müflisten alacaklı olduğunu iddia eden alacaklı olup, davalı ise iflas idaresidir. İflastan sonra oluşan alacağın masaya kaydı istenemez, tasfiyede bakiye kalırsa nazara alınır.Masa borçları;Masa borçları ise; muhatabının masa olduğu, masa üzerine doğan ve masanın doğrudan sorumlu olduğu borçlardır. Bunun masa bakımından adı "masa borcudur". İflas açıldıktan sonra müflisin, masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkan yoktur. Bu nedenle masa alacağı müflisin değil, iflasın açılmasından tasfiyenin sonuçlanmasına kadar iflas masası ya da masa adına iflas idaresi tarafından yapılan borçlardan olup, masa alacağının müflisle ilgisi bulunmadığından bu borçlardan iflas masası sorumludur.Masa borçları, iflasın açılmasında itibaren tasfiye aşamasında masa adına yapılan ve masa tarafından ödenmesi gereken borçlardır. Örneğin; iflas idaresinin müflisin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde yaptığı borçları, iflas idaresinin haksız iktisap ve haksız fiillerinden doğan borçları, iflas masası için tutulan avukatın vekalet ücreti, masanın tasfiyesi aşamasında kanun gereği doğan vergi ve resimler, masadaki malın değerinin korunması için yapılan giderler, müflise ait işyerinde iflasın açılmasından sonra çalışmaya devam eden işçinin bu döneme ait ücreti, müflis şirketin kiracı olduğu işyerinin iflasın açılmasından sonraki kira alacağı...gibi. (Mahmut Coşkun, Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, 2.Baskı, s:925) İflas tarihinden sonra ancak müflis şirketin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde yaptığı borçların masa borcu olarak değerlendirilebileceği Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 21/09/1995 tarihli 1995/7081 E. 1995/7295 K sayılı kararında da "...İflas idaresi masa menfaatlerini gözeterek müflise ait fabrika ve işyerini işletmeye devam ederse, işletme nedeniyle doğan borçlar masa borcudur..." şeklinde açıklanmıştır.İİK'nın 248.maddesinde; "İflasın açılmasından ve tasfiyeden doğan masraflar önce çıkarılır. Rehinlerin bedelinden yalnız rehinin muhafaza ve paraya çevrilmesi masrafları çıkarılır." düzenlemesi gereğince iflasın açılmasından iflas tasfiyesinin sonuçlanmasına kadar, iflas masası tarafından yapılan masa borçları, tüm iflas alacaklarından daha önce ve tam olarak ödenir. Masa alacaklarının tespiti masanın işidir. İflas alacakları ve masa alacaklarının sorumlusu masa olup münferit alacaklılar ve müflis bunlardan sorumlu değildir. Masa alacakları öncelikle ödenir. İflas idaresi masa alacaklısının talebini reddederse, alacaklı masaya karşı genel mahkemede dava açabilir veya takip yapabilir, yoksa sıra cetveline itiraz davası açamaz. (Mahmut Coşkun, s:925)Şu halde, masa alacakları (borçları), iflas açıldıktan sonra iflasın tasfiyesi için bizzat masa (yani, masa adına iflas dairesi veya idaresi) tarafından yapılan borçlardır (Kuru, s. 1213). Masa alacaklarının tam olarak ödenmesinden sonra iflas alacaklarının ödenmesine geçilir. Satış bedeli masa alacakları karşılanmadan iflas alacaklılarına dağıtılmaz. Alacağın rehine bağlı olması durumu değiştirmez. Masa alacaklarından sonra iflas alacakları ödenerek tasfiye gerçekleştirilir. Masa alacakları, iflas alacaklarından önce ve tam olarak ödenmeleri gerektiğinden ayrıca masa alacaklılarının borçlusu doğrudan doğruya iflas idaresi olduğundan bu alacaklar sıra cetvelinde yer almaz. Sıra cetvelinde yer verilen alacaklar sadece iflas alacaklarıdır. Masa alacaklarına sıra cetvelinde yer verilmez ise de, bunlara pay cetvelinde yer verilir. Pay cetveli, malların satış bedelleri tahsil edildikten ve sıra cetveli kesinleştikten sonra iflas alacaklılarının iflastan düşen paylarını göstermek üzere düzenlenen ödeme planıdır. Sıra cetveline karşı açılmış bütün davalar sonuçlanmadan pay cetveli düzenlenemez. Masa alacaklarının ödenmesinden sonra iflas alacaklılarına kesinleşen sıra cetvelinde yer aldıkları sıraya göre düzenlenen pay cetveline göre ödeme yapılır. ... 1. Kule ve 2. Kule Konut Bloku Kat Malikleri Kurulunun, 03/07/2022 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde;Gündemin 8. maddesi; "yapılan oylama sonucunda hali hazırda Konut Bloklarının bir işletme yönetimi de mevcut olmadığından, kat malikleri kurulu toplantısını müteakip, Konut Bloklarının işletmeye alınabilmesi amacıyla, tespit ve tercih olunacak işletme şirketinin kuruluş ve örgütlenme giderleri de dahil olmak üzere Konut Bloklarının işletilmesi amacıyla lazım gelen her türlü “ilk dolum maliyetleri” ile demirbaş” niteliğindeki malzemelerin temini zımnında tüm bağımsız bölüm/kat maliklerinden arsa payı oranında karşılanması kaydıyla, Yönetime “avans toplama” yetkisinin verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ"Gündemin 9. maddesi; "yapılan oylama sonucunda ... projesi olarak inşa edilen projede, Konut Blokları da dahil, bağımsız bölümlerin ve ana yapının filli teslimi yüklenici tarafından henüz yapılamamış olduğundan;a) Hali hazırda taşınmazın bu mevcut haliyle konut bloklarının işletilmesine başlanabilmesi için ortak alanların ana yüklenim ve diğer sözleşmelere uygun biçimde tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti hususunda,b) Mahallerin kullanıma alınması amacıyla seçilmiş Yönetime, tesisleri ve ortak alanları teslim almak dahil malikleri temsilen hukuki girişim yetkisi, hukuki temsil yetkisi ve 100.000-USD ye kadar mali kaynak kullanımı hususunda,c) ...'lar ve trafo alanlarının icradan satış sürecine hızla müdahil olunarak bu ve varsa benzeri alanların ortak alana önüştürülmesi için gereken hukuki girişimlerin yapılması ve her türlü dava açma yetkisi hususunda yönetime yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ."Gündemin 10. maddesi; "yapılan oylama sonucunda; daireler ve ortak alanların binaya hizmet eden tüm unsurların ruhsata esas projeleri de dahil olmak üzere maliklerle imzalanan satış vaadi sözleşmesi ve eklerine uygun biçimde tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti amacıyla:a) Gerekirse hukuki yollarla tespit istenmesi,b) Tamamlanan kısımların, mekanik ve elektrik tesisatlarının, test ve devreye alınmalarının temini amacıyla, inşaat aşamasında, “Müşavir” sıfatını haiz ... Ltd. Şti'den veya başka bir teknik kontrol işlemleri yapan firmadan teklif alınarak, iki etaptan oluşacak hizmet alınması hususunda, c) Ortak alanların ve dairelerin proje, sözleşme ve eklerine uygunluğunun tespitinin sağlanmasına dair ilk etap işler bakımından toplam 34.000 USD(otuzdörtbinamerikandoları)'nin avans toplanması hususunda,d) Ödemelerin toplanacak avanstan karşılanması amacıyla tüm kat maliklerinden arsa payları oranında tahsilat yapması hususunda, Yönetim Kuruluna yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ."Gündemin 11. maddesi; "yapılan oylama sonucunda,a) Daireler ile Konut Blokları Ortak Alanlarındaki mevcut demirbaşlar ile sistemin sağlıklı çalışabilirliğinin kontrolü yönünden test ve devreye alma prosedürüne bağlı olarak ... Müşavirlik Ltd. Şirketinden veya başka bir teknik kontrol işlemleri yapan firmadan teklif alınması ve akabinde sözleşme imzalanması hususunda, b) Bu alınan hizmetlerin bedelinin ödenmesinde kullanılmak üzere toplam 147.000 USD (yüzkırkyedibinamerikandoları)'nın toplanması hususunda,c) Ödemelerin toplanacak avanstan karşılanması amacıyla tüm kat maliklerinden arsa payları oranında tahsilat yapması hususunda,d) Sürecin bu hizmeti yapılmasını mümkün kılmaması halinde yukarıda anılan 147.000 USD (yüzkırkyedibinamerikandoları)'nın bir başka kalemde kullanılması için hesaplar arasında kaydırma yapılması hususunda, Yönetim Kuruluna yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ." şeklinde kararlar alınmıştır.

ASIL DAVA YÖNÜNDEN;Asıl dava ile talep edilen alacak, ... Kule ve 2. Kule Konut Bloku Kat Malikleri Kurulunun, 03/07/2022 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar gereği, kat maliklerinden toplanmasına karar verilen aidat alacaklarıdır. Davalı şirketin iflasına 30/06/2022 tarihinde karar verilmiş olması karşısında söz konusu alacak mahkemenin kararında da ifade edildiği gibi masa alacağıdır.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2016 tarihli 2016/2556 E. 2016/2121 K. sayılı ilamında; "...İflas alacakları (özellikle m. 206'nın dördüncü sırasındaki imtiyazsız alacaklar), iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında ödenir. İşte bu nedenle, iflas masasından istenen bir alacağın, iflas alacağı mı, yoksa masa alacağı mı olduğunu belirlemenin büyük önemi vardır. (Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Tamamen Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2. Baskı, S. 1212 vd. Ankara, 2013). İflasın açıldığı sırada müflise karşı ileri sürülebilecek alacaklar iflas alacaklarını; iflasın tasfiyesi sırasında yapılan masraflarla, iflas idaresinin yükümlü olduğu ya da devraldığı mükellefiyetler de (genel bir ifade ile) masa borçlarını oluşturur. İİK'nın 248. maddesinin kenar başlığı "iflas masrafları ve masanın borçları" şeklindedir. Madde metninde açıkça iflas masraflarının iflas alacaklarından önce ödeneceği belirtilmiş ise de masa borçlarından bahsedilmemiştir. Ancak masa borçlarının da iflas alacaklarından önce ödeneceği doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir. (Öztek, Selçuk, İflas Hukukunda Sıra Cetveli Prosedürü ve Sıra Cetveline Karşı Müracaat Yolları, yayımlanmamış doçentlik tezi, s.14; Postacıoğlu, İlhan: İflas Hukuku İlkeleri, İstanbul, 1978, s. 205; 19. HD'nin 27.02.1996 tarih ve 202 E, 1568 K; 20.11.1997 tarih ve 6557 E, 9865 K. sayılı ilamı). İflas masraflarına örnek olarak, iflas kararının ilanına ve gereken yerlere bildirilmesine ilişkin masrafları, defter tutma, malların muhafaza ve satış masrafları, iflas idare memurlarının ücretleri, paraya çevirme ve paylaştırmaya ilişkin harç ve masrafları sayılabilir. Masa borçları ise, iflasın açılmasından sonra ve devamı sırasında masa namına tekeffül edilen ve onun tarafından ödenmesi gereken borçlardır. Masa borçlarına örnek olarak, iflas idaresinin müflisin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde akdettiği borçları, iflas idaresinin sebepsiz iktisap, haksız fiillerinden doğan borçları ve iflas idaresi tarafından tutulan avukatın vekalet ücretini sayabiliriz. İflas masrafları ve masa borçlarından masa sorumlu olup, müflis sorumlu tutulamaz. Masa alacaklısına alacağının masa tarafından karşılanmayan kısmı için aciz vesikası verilemez. (Öztek, Selçuk, a.g.e s. 17-18) İflas masrafları ve masa borçlarına sıra cetvelinde yer verilmez. Ancak pay cetvelinde gösterilmelidir. İflastan sonra oluşan alacağın masaya kaydı istenemez, ancak bu alacak masa borcu niteliğinde ise masadan tazmin edilir, değilse tasfiyede bakiye kalırsa nazara alınır. İflas idaresi, müflise ait işyerini masanın menfaatini gözeterek işletmeye devam ederse, diğer anlatımla müflisin yaptığı sözleşmeyi feshetmeyip benimser ise bu işletmenin borcu masa borcu niteliğindedir. ...Kayıt kabul davaları, iflasından önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifade ile iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK’nın 235. maddesinden alan davalar olup, Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Masa borçları sıra cetvelinde yer alamayacağından, bunlar için iflas masası aleyhine genel mahkemede açılması gereken davada İİK'nın 235. maddesindeki süreler uygulanmaz. İİK'nda masa borçları ve iflastan sonra doğan genel nitelikli alacak için İİK'nın 235/2. maddesinin ilk cümlesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından, somut olayda bu mahkemenin davanın açıldığı 29.12.2014 tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nın 2. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 24/12/2015 tarihli 2015/6023 E. 2015/8423 K. sayılı ilamında; "...Somut olayda, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi, hizmet alan davalı şirketin iflası ile kendiliğinden sona ermemekte olup, iflas idaresince bu sözleşmenin feshedildiğine dair bir delil sunulmamıştır. İflas idaresinin, müflise ait işyerini masanın menfaatini gözeterek işletmeye devam etmesi, bir diğer anlatımla müflisin yaptığı sözleşmeyi feshetmeyip benimsemesi ve bu benimseme nedeniyle marka kullanımına devam etmesi ya da muayene ve deney yaptırması halinde, bu işletmenin borcu masa borcu niteliğindedir. Masa borçları iflasın açılmasından sonra ve devamı sırasında masa namına tekeffül edilen ve masa tarafından benimsenen borçlardır. Davacı tarafça, iflas idaresince reddedilen kısmının da kayıt ve kabulü istenilmiş olup, bu istemin masa borcu olarak tahsil istemini de kapsadığı, masa borcu olduğunun belirlenmesi halinde de alacak sırasına ve esasına itiraz edilebilecek, İİK'nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek müflis borçlarından olmayıp, iflastan sonra müflisin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ve iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında değil, iflas masasından tam ve iflas alacaklarından da önce ödenmesi gereken bir alacak niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Masa borçları sıra cetvelinde yer alamayacağından, bunlar için iflas masası aleyhine genel mahkemede açılması gereken davada İİK'nın 235. maddesindeki süreler uygulanmaz. Dairemizin 12.07.2012 tarih ve 2576 E., 4886 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; kayıt kabul davaları, iflasından önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifade ile iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK’nın 235. maddesinden alan davalardır. İİK'nda masa borçları için İİK'nın 235/2. maddesinin ilk cümlesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından, somut olayda bu mahkemenin davanın açıldığı 08.03.2010 tarihi itibariyle yürürlükte olan HMUK'nın 1 ve 8. madde hükümlerindeki parasal sınıra göre Asliye ya da Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir.Bu durumda mahkemece, iflastan sonra düzenlenen ve 24.10.2008 tarihli iflas kararından önce 18.08.2008 tarihinde yapıldığı belirtilen muayene ve deney ücretinin istendiği 19.12.2008 tarihli fatura dışında kalan dava konusu diğer faturalar bakımından, müflis şirketin (sözleşmeyi iflastan sonra açıkça feshetmiş olsa dahi) davacı Enstitü ile 01.11.1994 tarihinde ... markası kullanma tip sözleşmesi kapsamında ürün ve ambalajlar üzerinde iflas tarihinden sonra da davacının "..." markasının kullanımına devam edip etmediğinin, muayene ve deney yaptırıp yaptırmadığının, anılan diğer faturalara konu hizmetin bu faturalarda bir açıklama bulunmadığından iflas tarihinden önce ya da sonra verilip verilmediğinin belirlenmesi, diğer anlatımla sözleşme iflastan sonra iflas idaresince açıkça feshedilse ve sözleşme bu şekilde benimsenmese dahi dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 22. maddesi uyarınca davacının markalarının fiilen kullanılması durumunda davacının hizmet bedelini iflastan sonra doğan genel nitelikli alacak olarak talep edebileceğinin gözetilmesi, dava konusu edilen faturalarda belirtilen alacakların her birinin iflas alacağı, masa borcu ya da iflastan sonra doğan genel nitelikli alacak olup olmadığının tespiti yönünden davacıdan delilleri sorularak, gerekirse tarafların defter ve kayıtları ile ürünler üzerinde inceleme yaptırılması, iflas alacağı olduğu belirlenen alacak için Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunun dikkate alınması ve davacının bu alacağı hak edip etmediği üzerinde durulması, sonucuna göre bir karar verilmesi; diğer iki grup alacak için (alacağın tamamı olan 6.428,00 TL gözetildiğinde dahi) dava tarihi olan 08.03.2010 tarihi itibariyle yürürlükte olan HUMK'nın 1. ve 8. maddeleri uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 7.230,00 TL olan görev sınırı kapsamında olduğu gerekçesiyle, dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydı ile, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır."Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 26/02/2015 tarihli 2015/1041 E. 2015/1206 K. sayılı ilamında; "...Mahkemece, iflas tarihinden sonra doğan ve talep edilen alacak kalemleri yönünden, davanın 6102 sayılı TTK'nın 5/3. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı, buna göre Asliye Hukuk-Asliye Tİcaret mahkemeleri arasında görev ilişkisinin bulunduğu da gözetilerek, dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesi, yukarıda açıklanan ilke kapsamında, yeni esas üzerinden, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin davaya bakmakla görevli olduğu gözetilerek HMK'nın 114/1-c ve HMK'nın 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır." şeklinde karar verilmiştir.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, masa alacağı olduğu tespit edilen işbu dava konusu alacak yönünden görevli mahkemenin genel hükümlere göre tespit edilmesi gerekmektedir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 27. maddesinde; "Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır.", 28.maddesinde "Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler. Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir. Yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır.", 34.maddesinde "Kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir..." hükümleri yer almaktadır.634 sayılı Kanun'un 35.maddesinde; "Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;b) Ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;c) Ana gayrimenkulün sigorta ettirilmesi;d) Ana gayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;e) Ana gayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısıyla doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;f) Ana gayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;g) Ana gayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermeyecek gerekli tedbirlerin alınması;h) Ana gayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması;i) Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;j) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat ana gayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması;k) Kat malikleri kurulunun toplantıya çağırılması.l) (Ek: 4.4.201 - 6645/82 md.) Ana gayrimenkulde bulunan asansörlerin güvenli bir şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin ilgili teknik düzenlemelere uygun şekilde yaptırılması ve bu işlemlere ilişkin ücretlerin ödenmesi. (Ek fıkra: 4.4.2015 - 6645/82 md.) Bu Kanunun 34 üncü maddesinde belirtilen şartları taşımasına rağmen yönetici ataması yapılmayan ana gayrimenkulde, birinci fıkrada sayılan işlerin yaptırılmasından kat malikleri müştereken sorumludur." Yine aynı Kanun'un Ek 1. maddesinde ise kat mülkiyetinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi'nde çözümleneceği ifade edilmiştir. Bu durumda mahkemece asıl ve birleşen dava tefrik edilerek, masa alacağı olduğu tespit edilen asıl dava konusu alacak yönünden, Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olması sebebiyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1.c ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalıdır.

BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN;Birleşen dava ise, ... ve 2. Kule Konut Bloklarının müteahhidi olan davalı müflis şirket tarafından, ilk projede ortak alan niteliğinde Club House olarak yapılacağı taahhüt edilen bölümlerin, kat maliklerinin rızası alınmaksızın düzenlenen tadilat projesi ile bağımsız bölüm haline getirilerek, müflis şirket tarafından kendi adına tescil edilmesi sebebiyle bu taşınmazların bedellerinin tahsili, yine ortak alan niteliğinde olan havuz, spa ve spor kompleksinin ise yapımının tamamlanmamış olması sebebiyle yapım bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bu talep yönünden gerekçe kısmında davacının aktif husumeti olmadığı açıklanmış, hüküm kısmında ise dava usulden reddedilmiştir. Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57). Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler. Dava takip yetkisi HMK'nın 53. maddesinde "Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir." denilerek açıklanmıştır. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kimseler taraf ve dava ehliyetine sahip olsalar bile, kendileri adına ve kendilerine karşı açılan davayı yürütebilmeleri ve esası hakkında hüküm alabilmeleri için dava konusu edilen talep bakımından dava takip yetkisine de sahip olmaları gereklidir. Taraf ve dava ehliyeti tarafların kişilikleriyle ilgili olmasına rağmen dava takip yetkisi dava konusuna ilişkindir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, 15. Bası, 2017, C.I, S.593).Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır. Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612).Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir.(Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334). Yapılan açıklamalar uyarınca öncelikle, sıfat yokluğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan, mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğuna işaret etmek gerekmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11/11/2020 tarihli 2017/13-663 E. 2020/873 K. sayılı kararında; "....Davacı vekili; davalının müteahhidi olduğu apartmanda çatı ve garaj yalıtımı ile ilgili gizli ve açık ayıplar bulunduğunu, davalının zamanla artan sorunları gidermesi için uyarıldığını ancak çözüm sağlanamadığını, bunun üzerine apartman sakinleri tarafından yönetime yasal yolları kullanmak üzere yetki verildiğini, ayıpların mahkeme kanalıyla tespit edildiğini ve giderilmesi için gereken masrafın davalıdan tahsili yönünde icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaliyle davalı aleyhine %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; apartman adına dava açılamayacağını, davacının taraf sıfatının bulunmadığını, bilirkişi raporundaki tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, dairelerdeki durumun su sızmasından değil havalandırma sonucu terlemeden meydana geldiğini, delil tespitinin icra takibine konu yapılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İzmir 1. Tüketici Mahkemesinin 13.06.2013 tarihli ve 2012/581 E., 2013/600 K. sayılı kararı ile; yargılamayla tespit edilen ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu ve zaman içinde kullandıkça ortaya çıkacağı anlaşılmakla davacının 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesi doğrultusunda yasal haklarını kullanma imkânının doğduğu, bilirkişi tarafından ayıpların giderilmesi için gereken tutarın tespit edildiği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline, takibin 10.149,55TL asıl alacak üzerinden asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden faiz ve inkâr tazminatı takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 27.01.2014 tarihli ve 2013/24627 E., 2014/1913 K. sayılı kararı ile;“…Davacı site yönetimi, dava konusu taşınmazın çatı ve zemininde yalıtım sorunu olduğu, bazı dairelerin yan duvarlardan su sızdığını bu ayıplar nedeniyle gerekli olan giderlerin tahsili için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemi ile eldeki davayı açmıştır. Bağımsız bölüm maliklerinin, kat malikleri kurulu kararı ile de olsa yöneticiye yetki vermesi ve yöneticinin kat malikleri adına dava açması hukuken mümkün değildir. Bu şekilde açılan davaya muvafakat vererek taraf teşkili sağlanması da mümkün değildir. Bu tür davaların bizzat kat malikleri tarafından açılması gerekir. Ancak, yönetici aynı zamanda kat maliki ise, kendisine ait bağımsız bölümdeki ile ortak yerlerdeki eksik iş ve ayıplı imalatların bedelinden kendi bağımsız bölümüne tapudaki arsa payına düşen kısmın tahsilini talep edebilir. Hal böyle olunca Mahkemece, yöneticinin kat maliki olup olmadığı araştırılarak, kat maliki ise sahip olduğu taşınmazlar nedeni ile hissesine düşen bölümü yönünden arsa payı oranında talebe hakkının olduğu kabul edilmeli, diğer hisseler yönünden davacı yöneticiliğin dava açma ehliyeti bulunmadığından, yönetici kat maliki değil ise kendisi açısından da husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir. Aksi düşüncelerle tüm taşınmaz yönünden işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.Mahkemece 24.06.2014 tarihli ve 2014/1950 E., 2014/937 K. sayılı kararı ile; ilk karar gerekçelerinin yanında kat maliklerinin ortak olanlardaki ayıpların giderilmesi için yönetime yetki verdikleri, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 35. maddesinde kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesinin yöneticinin görevleri arasında sayıldığını, aynı Kanun’un 40. maddesinde "yönetici kaide olarak vekilin haklarına sahiptir" denilmekle yöneticinin davada mevcut konumu itibariyle vekâlet vermesinde KMK'ya aykırı bir durum olmadığı gibi şekil ve esas olarak da bağımsız bölüm malikleri aleyhine bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çatı ve zemin katta izolasyon ayıbı bulunduğu iddiasıyla onarım için gereken bedelin davalı müteahhitten tahsiline ilişkin olarak kat maliklerince apartman yönetimine yetki verilmesi üzerine yönetim tarafından icra takibi ve devamında itirazın iptali davası açılan somut olayda apartman yönetiminin taraf sıfatını haiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümlenmesinde öncelikle dava hakkı, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır.Medeni hukukta olduğu gibi medeni usul hukukunda da ehliyet büyük önem taşır. Konunun temeli, “hak” ve “dava hakkı” kavramlarına dayalıdır.Bireylerin bir hakkın inkâr veya ihlali durumunda yargı gücüne başvurarak haklarının etkin şekilde korunmasını istemek konusunda sahip oldukları yetkiye “dava hakkı” denilmektedir. Bir kimsenin bu korumayı yargı gücünden belli bir hasma karşı fiilen talep etmesi ise davadır.Doktrinde davada taraf kavramını açıklamaya yönelik olarak maddi taraf kuramı, şekli taraf kuramı ve işlevsel taraf kuramı başlıkları altında toplanabilecek üç farklı yaklaşım bulunmaktadır. İşlevsel taraf kuramı yalnızca mal varlığı davaları bakımından tarafın belirlenmesine yönelik çözüm sunmakta iken, taraf olmayı maddi anlamda hakkın ayrılmaz parçası olarak gören maddi taraf kuramının aksine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) davada taraf tayininde, kimin kime karşı hukuki koruma istediğinin belirlenmesinde dava dilekçesinin esas alınmasını öngören şekli taraf kuramını esas aldığı münferit düzenlemelerinden (iradî taraf değişikliği: m.124; dava ve cevap dilekçelerinin içerikleri: m.119/1-b, c ve 129/1-b, c; kesin hükmün davanın tarafları açısından bağlayıcı olması: m. 303 gibi) açıkça anlaşılmaktadır.HMK’nın 50. maddesinde taraf ehliyeti “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.” şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, c.I, Ankara 2016, s. 485).HMK’nın 53. maddesinde talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanan dava takip yetkisi ise hukukumuzda davanın taraflarının tayininde şekli taraf kuramının kabul edilmesinin sonucu olarak taraf ve taraf sıfatı kavramlarının birbirlerinden ayrılmasının sonucu olarak varlık kazanmıştır.Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E.: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s.57).Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yahut tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması hâlinde de hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır. Nitekim dava konusu kılınan subjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eden ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin olarak sıfat kavramı karşımıza çıkar (Tanrıver, s.512). Sıfat, belirli ve somut bir davada husumeti yöneltebilmek olanağını sağlayan hukuki bir durum olup statüye mensup olmayı ifade eden bir niteliktir. Belirli bir hak üzerinde dava hakkını sağlayan statü, o hakka sahip olmak olabileceği gibi temsil kuralları uyarınca o hakta tasarruf yetkisi de olabilir. Başka bir anlatımla; ileri sürülen hakkın veya hukuki durumun söz konusu davayı açmak yetkisini verip vermediği keyfiyeti sıfat kavramına karşılık gelir. Dava, bizzat hak sahibi tarafından açıldığı zaman hak sahibi olmak durumu ile sıfat kavramları örtüşmekte ise de; dava, hak sahibinden başka bir kişi tarafından açıldığında sıfat kavramı bütün özerkliği ve özelliği ile meydana çıkmaktadır. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlıkta davacı konumundaki apartman yönetiminin hukuki statüsünü belirlemeye yönelik yasal düzenlemelerin ortaya konulması gerekir.634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “Genel kurul” başlıklı 27. maddesinde, “Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.Anılan Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrası, “Kat malikleri, ana gayrmenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), Kurula da (Yönetim Kurulu) denir.” şeklinde düzenleme içermekredir. Aynı Kanun’un “Genel yönetim işlerinin görülmesi” başlıklı 35. maddesinde ise yönetici veya yönetim kurulunun görevleri sayılmış olup, (i) bendinde “Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi” şeklindeki ifade ile dava açma hakkı düzenlenmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.06.2006 tarihli, 2006/18-483 E., 2006/473 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere kat malikleri kurulunun tüzel kişiliğinin bulunmadığı tartışmasızdır.Ancak kanun koyucu tüzel kişiliği bulunmayan bu kurula 634 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile; bu kanundan doğan yetki ve görevleri kapsamındaki bazı iş ve işlemlerde kat maliklerini temsilen hukuki ilişki kurma ve dava takip yetkisi vermiştir. Ne var ki ana taşınmazın genel yönetimi dışında kalan işler için yöneticinin dava takip yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir (Kale, S.: Medeni Yargılamada Taraf Ehliyeti, İstanbul 2010, s.188).Hâl böyle olunca gelinen aşamada eldeki davaya konu istemin KMK’nın 35. maddesinde verilen yetki kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmelidir.Somut olayda kat malikleri adına yöneticinin açtığı davada kat mülkiyetine konu apartmanın ayıplı inşaa edildiği iddiasıyla müteahhit davalının sorumluluğuna gidilmesi talep edilmiştir. Ayıptan sorumluluk iddiası, kural olarak, ayıba konu sözleşmenin tarafları arasında gündeme gelir. Apartmandaki ayıp iddiasına konu alanların çatı ve zemin izolasyonu gibi ortak alanlara ilişkin olması doğrudan yönetimi kat mülkiyetinin kurulmasından önce gerçekleşmiş bir sözleşmenin tarafı kılmaz. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli, 2017/13-689 E., 2017/1686 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık irdelendiğinde; dava konusu tazminat iddiasının temeli sözleşmenin ayıplı ifası nedenine ve bu hakkın devamı olarak tüketiciye tanınan seçimlik yetkilere dayandığından site yönetimine kat malikleri kurulunca yetki verilmiş olması, somut olay bakımından, yönetimin dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule yeterli sayılamaz. Bu yöndeki bir dava, Özel Daire kararında da işaret edildiği üzere, ancak kat maliklerince açılabilir...." gerekçesiyle kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 16/01/2024 tarihli 2022/3580 E. 2024/172 K. sayılı kararında; "Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, taraf sıfatı bir başka deyişle husumet ehliyetinin davaya konu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade ettiği, sıfatın bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına geldiği, davacı sıfatının davaya konu hakkın sahibini, davalı sıfatının ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edileceği, dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerektiği, bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirleneceği, taraf sıfatının bu anlamda defi değil itiraz olduğu ve mahkemece resen dikkate alınabileceği, somut olaya gelindiğinde, 634 sayılı Kanunun 35 nci maddesi kapsamında, ana taşınmazın genel yönetimi dışında kalan işler için yöneticinin dava takip yetkisi bulunmadığının kabulü gerektiği, site yönetimine kat malikleri kurulunca yetki verilmiş olması ve davacının dayandığı bina ve ortak alan eksikliklerinin giderilmesi ile ilgili sözleşme yöneticinin kat mülkiyetinden kaynaklanan görevleri kapsamında yapmaya yetkili olduğu bir sözleşme olmamasına göre eldeki uyuşmazlık yönünden site yönetiminin dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule yeterli olmadığı ve mahkemece verilen kararın hukuka aykırı bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." gerekçesiyle kararın onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 07/11/2023 tarihli 2022/3890 E. 2023/3698 K. sayılı kararında; "Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı yükleniciler ile bir kısım kat malikleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bir kısım kat malikleri ile de tüketici satış sözleşmeleri yapıldığını, 2011 yılı içerisinde kat maliklerince binaya taşınıldığını ve tapularının kat irtifakı olarak devredildiğini, ancak davalılar tarafından ortak kullanım alanlarında yapılacağı taahhüt edilen bir kısım işlerin eksik bırakıldığını, davalılar tarafından bu eksikliklerin giderilmemesi üzerine kat malikleri tarafından Sivas 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde yaptırılan tespitte bu eksikliklerin toplam bedelinin 84.419,01 TL olarak belirlendiğini ileri sürerek bu eksikliklerin davalılar adına kayıtlı 28 no.lu bağımsız bölümün davacı tarafından satışı suretiyle giderilmesi amacıyla davacıya yetki verilmesini talep etmiştir....Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 2019/3574 Esas, 2020/1952 Karar ve 30.06.2020 günlü kararı ile özetle; arsa sahibi ile yüklenici arasında yapılmış bulunan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde; davacı ... Apartmanı ... ve ... Blok Yönetim Kurulu Başkanlığı adına yönetim kurulu başkanının nama ifa talep edip edemeyeceği hususunun davanın esasını oluşturduğu, nama ifa; eseri yüklenicinin nam ve hesabına, iş sahibinin bizzat tamamlaması veya başka bir yükleniciye tamamlattırması demek olduğu, yüklenicinin eseri tamamlama olasılığı zayıf ve eserde tamamlanabilecek durumda ise, sözleşmenin tarafı olan iş sahibinin, TBK 113, (BK 97) maddesi uyarınca nama ifaya izin isteyebileceği, yasal olarak nama ifaya izin isteme hakkı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olan arsa sahiplerine ait olup, apartman yönetimi sözleşmenin tarafı olmadığından, davacının TBK 113, BK 97 maddelerinden yararlanarak, böyle bir davayı açmaya aktif husumet ehliyeti bulunmadığı, husumet ehliyeti ile ilgili itiraz zamanı yasayla tayin ve tahdit edilmiş bir ilk itiraz veya mahkemece nazara alınması davalı tarafından ileri sürülmesine bağlı bir def'i niteliğinde de olmayıp, yargılamanın her aşamasında ileri sürülmesi ve mahkemece de resen nazara alınması zorunlu olduğundan mahkemece aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu anlaşılmıştır....İlk Derece Mahkemesinin 2021/341 Esas, 2021/611 Karar ve 05.11.2021 tarihli kararı ile özetle; bozma ilamına uyularak davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir....Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı noksan ve kusurlu işlerin nam ve hesaba yaptırılmasına izin verilmesi, masrafların da davalıya ait bağımsız bölümün satışından karşılanması hususunda yetki verilmesi istemlerine ilişkindir. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." gerekçesiyle kararın onanmasına karar verilmiştir. Yine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/2088 E. 2023/2210 K., 2022/2619 E. 2022/4414 K. Sayılı kararı aynı yöndedir. Somut olayda; ... 1. Kule ve 2. Kule Konut Bloklarının müteahhidi olan davalı müflis şirket ile dava dışı arsa sahipleri arasında imzalanan eser sözleşmesi niteliğinde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi gereğince, ortak alanlarda yapılması taahhüt edilen ancak eksik bırakılan işler nedeniyle ... 1. Kule ve 2. Kule Konut Bloku Yönetimi tarafından, genel kurul toplantısında yönetime verilen yetki çerçevesinde işbu dava açılmış ise de, yukarıda yer verilen yasal hükümler ve emsal kararlar dikkate alındığında, site yönetiminin işbu dava yönünden dava takip yetkisi olmadığı anlaşıldığından, 6100 sayılı HMK'nın 114/1.e ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermesi gerekirken, aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi hatalıdır. Açıklanan nedenlerle, her iki dava tefrik edilerek, asıl dava yönünden görev dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, birleşen dava yönünden dava takip yetkisi dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun asıl ve birleşen dava yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 ve 355.maddeleri uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun asıl ve birleşen dava yönünden kabulü ile ilk derece kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davacı tarafça asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 29/05/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

verildi"kararistinafdelillerinderecesebepleriistanbulkaldırılmasınadeğerlendirilmesigerekçeKayıtkararımahkemesibirleşenKabulcevap

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim