Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi
bam
2024/1068
2024/1150
25 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/1068
KARAR NO:2024/1150
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:.. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/804
KARAR NO:2024/319
KARAR TARİHİ:08/05/2024
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:25/09/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı .... Şti. ile dava dışı... A.Ş. arasında hizmet görülmesi hususunda anlaşma sağlanarak ticari ilişki doğduğunu, .... A.Ş.'nin ünvan değişikliğine giderek .... A.Ş. adını aldığını, 25/06/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar uyarınca .... A.Ş.'ye devrolduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki gereğince ... Şti.'nin davalı şirkettin 70.000,00 TL'lik alacağı bulunduğunu, alacak için ... sayılı dosyasından icra takibi yapıldığını, davaya konu alacağın temlik sözleşmesi ile müvekkili davacıya temlik edildiğini beyan ederek davanın kabulü ile 70.000,00 TL'nin davalı şirketten alınarak davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı .... Şti. ile dava dışı ... A.Ş. arasında hizmet görülmesi hususunda anlaşma sağlanmasıyla taraflar arasındaki ticari ilişki doğduğunu, ... A.Ş'nin sunmuş olduğu danışmanlık ve ekspertiz hizmetine karşılık olarak aldığı 70.000,00 TL hizmet bedelinin 30/10/2013 tarihli olarak kayıtlarında bulunduğunu, söz konusu danışmanlık ve ekspertiz ücretinin 31/10/2013 tarihinde faturalandırıldığını, ... firması tarafından 27/01/2015 tarihli iade faturası düzenlenmiş olmakla bu hususta fatura bedeli iadesine yönelik olarak ... sayılı dosya ile ...A.Ş firması aleyhinde takibe geçildiğini, takibe süresinde itiraz edildiğini, davacı tarafından 8 gün içerisinde faturaya itiraz edilmediğini ve faturanın iade edilmediğini, kötü niyetli olarak fatura tarihinden itibaren 1 yıl 2 ay 27 gün sonra iade faturası düzenlenmiş olmakla bu faturanın davalı tarafından kabul edilmeyerek iade edildiğini, fatura içeriğinden de anlaşıldığı üzere faturanın konusunun danışmanlık hizmeti olduğunu, davalı tarafından ifa edilen hizmetin iadesinin hukuken mümkün olmadığını beyan ederek davasının reddini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI: Mahkemenin 29/05/2019 tarihli 2017/750 E. 2019/822 K. sayılı kararı; ''...davacı tarafça davalı şirket aleyhine her ne kadar alacak davası açılmış ise de; düzenlenen dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, dava dışı temlik eden şirketin kayıtlarına göre 31/10/203 tarihinde çekle ...'e 70.000,00 TL çekle ödeme yaptığı, ...tarafından karşılığında 31/10/2013 tarihinde dava dışı şirketin ... nolu 70.000,00 TL fatura kesildiği, kesilen bu fatura sonrasında açık hesapta herhangi bir borç/alacak bakiyesi kalmadığı, 31/10/2013 tarihinden yaklaşık 15 ay (457 gün) sonrasında dava dışı ... şirketi tarafından Küresel'e 27/01/2015 tarih ... nolu ... nolu fatura iadesi açıklaması ile 70.000,00 TL iade faturası kesildiği, davalı ... ve ... şirketinin sonradan birleştiği ...'un 27/01/2015 tarihinde dava dışı Vem şirketi tarafından kesilen iade faturasını kabul etmediği anlaşılmış olup, temlik eden davacı ... tarafından fatura kesildikten ve kayıtlarına girdikten 457 gün gün gibi uzun bir süre sonra dava konusu iade faturası neden kesildiği ve alacağın varlığına yönelik ispat yükü davacı tarafta olup, davacı tarafça bu husus ve alacağın varlığı ispata elverişli delillerle ispatlanamadığı..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 22/11/2023 tarihli kararı; "...Dava konusu iade faturası, asıl fatura olan 27/10/2013 tarihli ...no.lu 70.000,00 TL bedelli hizmet faturasının, dava dışı .... Şti. tarafından defterlerine kaydedilmesi ve ödeme yapılmasından sonra 27/01/2015 tarihinde düzenlendiği için yukarıda yer verilen emsal kararda da açıklandığı üzere iade faturası nedeniyle ispat yükü, alacağı temlik alan davacı üzerinde olup, davacı taraf alacaklı olduğunu mevcut delillerle ispatlayamamıştır.Ancak davacının, delil listesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmaktadır. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (YİBK'nun 03/03/2017 tarihli ve 2015/2 E. 2017/1 K. sayılı kararı). Yemin delili, kesin deliller içerisinde yer almakta olup, hakimi bağlamaktadır. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, diğer delilleriyle iddiasını veya savunmasını ispatlamaya çalışıp bunu başaramadığı taktirde son çare olarak yemin deliline başvurur. Somut olayda, davacı açıkça yemin deliline dayandığından, yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp, HMK'nın 225. vd. maddeleri hükümleri de dikkate alınarak oluşacak uygun sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, yemin delili hatırlatılmadan davanın reddine karar verilmesi hatalıdır..." gerekçesiyle kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. Kaldırma kararının ardından Mahkemenin 08/05/2024 tarihli kararı; "...Davacı taraf yemin deliline dayanmış ve yemin metnini sunmuş, bu nedenle davalı şirket yetkilisinin davalı şirket vekili tarafından bildirilen adresine yemin davetiyesi çıkartılmıştır. Davalı şirket yetkilisi duruşmaya gelmemiş, duruşma gün ve saatinden önce raporunu mahkememiz dosyasına sunmamıştır. Bu şekilde HMK'nın 228.maddesi gereğince davalı taraf yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağından davanın kabulüne karar verilmiştir."
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; eski hale getirme dilekçesinde belirtildiği üzere müvekkili şirket yetkilisinin rahatsızlığı sebebiyle duruşmaya katılamadığını, buna ilişkin rapor ve mazeret dilekçesinin ise sehven Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2021/47 E. sayılı dosyasına sunulduğunu, yerel mahkemece 08/05/2024 tarihli duruşmada davalı müvekkili şirket yetkilisinin yemin davetine rağmen duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de 09/05/2024 tarihli dilekçeyle birlikte eski hale getirme talep edilerek, yemin davetine iştirak edemeyen müvekkilin raporu, mazeret dilekçesi ve Bakırköy 1.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yazılan müzekkerenin mahkemeye ibraz edildiğini ancak mahkeme tarafından eski hale getirme istemlerinin reddine karar verildiğini, somut olayda eski hale getirme koşulları oluştuğu için verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, davacı tarafça temlik alınan iade faturasına dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.Dava dışı .... Şti. ile ... A.Ş. arasında ekspertiz hizmeti verilmesi konusunda hizmet ilişkisi olduğu, verilen hizmete ilişkin .. A.Ş. tarafından dava dışı .... Şti.'ne 27/10/2013 tarihli ... no.lu 70.000,00 TL bedelli hizmet faturası düzenlendiği, bu faturaya istinaden .... Şti. tarafından 30/10/2013 tarihinde çekle 70.000,00 TL ödeme yapıldığı,Dava dışı .... Şti. tarafından, ... A.Ş.'ye 27/01/2015 tarihinde ... no.lu 70.000,00 TL bedelli "... no.lu faturanın iadesi" açıklamalı KDV dahil 70.000,00 TL bedelli iade faturası düzenlediği ancak bu faturanın ... A.Ş. kayıtlarında yer almadığı,... sayılı dosyasında; alacaklı .... Şti. tarafından, borçlu ... A.Ş. hakkında 27/01/2015 tarihli ...no.lu 70.000,00 TL bedelli faturaya istinaden 70.000,00 TL asıl alacak, 5.655,42 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 75.655,42 TL üzerinden takip başlatıldığı, yapılan takip sırasında ... A.Ş.'nin unvanının... A.Ş. olarak değiştiğinin tespit edildiği, söz konusu şirketin ise 25/06/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kül halinde davalı ... ve ... Şirketine devrolunarak ... Gazetesinde 03/07/2015 tarihinde ilan edildiği, icra takibine karşı davalı ... ve .. Motorlu Araçlar ... Şirketi tarafından itiraz edildiği ve takibin durduğu, Takibe konu edilen alacağın dava dışı ... Şti. tarafından, davacı ... A.Ş.'ye Beşiktaş .... Noterliği'nin 22/08/2016 tarih ve ... yevmiye no.lu "Alacağın Temliki Sözleşmesi" ile temlik edildiği anlaşılmaktadır. Eldeki dava; alacağın temliki sözleşmesine istinaden davacı ... A.Ş. tarafından 27/01/2015 tarihli .... no.lu 70.000,00 TL bedelli "... no.lu faturanın iadesi" açıklamalı KDV dahil 70.000,00 TL bedelli faturadan kaynaklı olarak, davalı ... ve ...Motorlu Araçlar .. Şirketine karşı alacak talebiyle açılmıştır. İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın "İspat Yükü" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972). 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır...Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (....)....Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı kararları da aynı yöndedir. Dava konusu iade faturası, asıl fatura olan 27/10/2013 tarihli ... no.lu 70.000,00 TL bedelli hizmet faturasının, dava dışı .... Şti. tarafından defterlerine kaydedilmesi ve ödeme yapılmasından sonra 27/01/2015 tarihinde düzenlendiği için yukarıda yer verilen emsal kararda da açıklandığı üzere iade faturası nedeniyle ispat yükü, alacağı temlik alan davacı üzerinde olup, davacı taraf alacaklı olduğunu mevcut delillerle ispatlayamamıştır. Dairemizin kaldırma kararı uyarınca, davacı taraf yemin teklifinde bulunmuş, yemin metnini hazırlayarak, mahkemeye beyan dilekçesi ile ibraz etmiştir.Mahkemece; yemin metni ekli 08/05/2024 duruşma günü ve 11:30 saatini bildirir davetiye HMK 228.maddesi şerhi verilerek davalı şirket yetkilisi ...'ya tebliğe çıkartılmış, 23/02/2024 tarihinde tebliğ edilmiştir. 08/05/2024 tarihli celseye davalının ve vekilinin katılmadığı anlaşılmakla, mahkemece aynı celse yargılama sonlandırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı şirket yetkilisi ...'nın ...Hastanesinde 07/04/2024 tarihinde iç hastalıkları uzmanı tarafından yapılan muayenesi neticesinde, "diyare ve gastroenterit, enfeksiyoz kaynaklı olduğu tahmin edilen" şeklinde tanı ile 07/05/2024-08/05/2024 tarihlerinde istirahatli olduğuna dair rapor düzenlenmiştir.Davacı vekili söz konusu raporu 08/05/2024 günü saat 10:42:57'de UYAP sistemi üzerinden "...Yukarıda numarası yazılı Sayın Mahkemenizce görülmekte olan dosyanın 07.02.2024 tarihli celsesinin 2 nolu ara kararı gereği davalı şirket yetkilisi ...'nın bildirmiş olduğumuz adresine yemin davetiyesi çıkartılmıştır. Ancak müvekkil'in 07.05.2024 tarihinde diyare ve gastroenterit tanısıyla 2 gün istirahati uygun görülmüştür. Bu kapsamda davalı şirket yetkilisi ...'yı bir sonraki celse hazır edeceğimizi bildiririz. Sayın Mahkemenizce görülmekte olan dosyanın bugünkü duruşmasına Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/47 E. Sayılı dosyasının duruşmasına katılacağımdan dolayı duruşmaya katılamayacağımı bildiririm..." şeklinde mazeret dilekçesi ekinde Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2021/47 E. sayılı dosyasına göndermiştir. Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise söz konusu dilekçe ve ekinin sehven gönderildiğini belirtir üst yazı ile 08/05/2024 günü saat 14:30'da UYAP sistemi üzerinden İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/804 E. sayılı dosyasına göndermiştir. Davalı vekili 09/05/2024 tarihli dilekçesi ile; 08/05/2024 tarihli duruşmaya ilişkin mazeret dilekçesi ile davalı şirket yetkilisi ...'nın geçirdiği hastalık nedeniyle 2 gün istirahat verildiğine dair raporu mahkeme dosyasına göndermek isterken sehven aynı saatlerde diğer duruşmaları olan Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/47 E. sayılı dosyasına sunulduğunu, meydana gelen bu hata nedeniyle Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Mahkemeye müzekkere yazıldığını beyan etmiş, bu nedenlerle eski hale getirme talebinde bulunarak Mahkemece uygun görülecek yeni duruşma gününe karar verilmesini, şirket yetkili ...'nın yemin işleminin verilecek yeni duruşma gününde tamamlanmasını talep etmiştir. Mahkemenin 09/05/2024 tarihli ek kararı ile; "davalı vekili tarafından her ne kadar mazeret dilekçesi ve raporun sehven Bakırköy 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/47 E. sayılı dosyasına sunulduğu belirtilse de, mahkememizin 08/05/2024 tarihli celsesinden önce mahkememize ulaşan bir mazeret dilekçesi veya raporun bulunmadığı ve 6100 sayılı HMK'nın 95 ve devamı maddelerinde sınırlı bir şekilde belirtilen eski hale getirme koşullarının somut olayda oluşmadığı gözetilerek eski hale getirme talebinin reddine" karar verilmiştir.Savunma hakkı, Anayasanın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkı"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/10/2023 tarihli 2021/1-223 E. 2023/893 K. sayılı ilamında; "...Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü zaman hukuki korunma için devlete başvurmak zorunda olup kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır....Anayasanın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (...).Anayasanın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrası;"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli ve 2020/9-605 Esas, 2022/264 Karar; 27.05.2021 tarihli ve 2017/9-2204 Esas, 2021/638 Karar sayılı kararları).Gerek Anayasanın 36 ncı maddesinde ve gerekse AİHS'nin 6 ncı maddesindeki adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan "Hukuki dinlenilme hakkı"nı düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) başlıklı 27 nci maddesinde;"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler (2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir" hükmüne yer verilmiştir.Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hukuki dinlenilme hakkı üç unsurdan oluşmaktadır. Bu unsurlardan ilki "bilgilenme hakkı"dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur...Bu hakkın ikinci unsuru, "açıklama ve ispat hakkı"dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Silahların eşitliği, hukuk devleti ve genel eşitlik ilkesinin bir sonucudur. Silahların eşitliği, "hâkim önünde eşitlik" ilkesi olarak, kanunî hâkim ve hukuki dinlenilme hakkı yanında klasik bir usuli temel hak olarak kabul edilmiştir. Silahların eşitliği ilkesi tarafların yargılama süresince mahkeme nezdinde sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin gözetilmesini, taraflar arasındaki mücadelenin eşit silahlarla yürütülmesini öngörür. Bu hak taraflara usul kanunlarının öngördüğü kurallar çerçevesinde mahkemenin kararı bakımından önem arz eden bütün konularda açıklama yapma ve karşı tarafın iddialarına karşı koyabilmek için ihtiyaç duyulan bütün usuli savunmalarını ileri sürebilme hakkını içerir. Silahların eşitliği ilkesi uygulanırken süjeler arasında bir ayrım yapılamaz. Vatandaşlar ile yabancılar arasında, gerçek kişiler ile tüzel kişiler arasında ya da kamu tüzel kişileri ile özel hukuk tüzel kişileri arasında kural olarak fark yoktur (...). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre "silahların eşitliği ilkesi", davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (...; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları ...). Anayasa Mahkemesine göre ise "silahların eşitliği ilkesi", davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tâbi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (...).Doktrinde silahların eşitliği ilkesinin taraflara hem şekli hem de maddi anlamda eşit olanak (şans) tanıması gerektiği kabul edilmektedir. Bu ayrıma göre usuli anlamda eşitlik, tarafların yargılamadaki konumuyla ilgilidir ve kural olarak tarafa davacı veya davalı olmasına göre farklı şekilde davranılmasını yasaklar. Maddî anlamda eşitlik ise yargılama sırasında sübjektif haklarının yerine getirilmesi bakımından taraflara eşit imkân (şans) verilmesini güvence altına alır (...). Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, "çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı"dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (...: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), ...). Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, "tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi" oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32).Anayasanın 36 ncı maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelenmek zorundadır.Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir...""Eski Hale Getirme" 6100 sayılı HMK’nın 95. ila 101. maddeleri arasında düzenlenmiştir. HMK'nın 95.maddesinde; "(1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir. (2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz."HMK'nın 96.maddesinde; "(1) Eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir. (2) İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir."HMK'nın 97.maddesinde; "(1) Eski hâle getirme, dilekçeyle talep edilir. Dilekçede, talebin dayandığı sebepler ile bunların delil veya emareleri gösterilir. Süresinde yapılamayan işlemin de eski hâle getirme talebinde bulunmak için öngörülen süre içinde yapılması zorunludur. " hükümlerine yer verilmiştir. Eski hale getirme yoluna, elde olmayan sebeplerle kesin süre içinde yapılamayan bütün taraf usul işlemleri için başvurulabilir. Zira getirilen bu kurum, sıkı şekil kurallarının uygulanması nedeniyle maddi gerçeğe uygun düşmeyecek şekilde karar verilmesinin engellenmesi ve adil yargılanma hakkının sağlanmasını amaçlamaktadır. Ancak bu yola başvurulabilmesi için kesin sürelerin elde olmayan sebeplerle kaçırılmış olması ve başka bir hukuki yola başvurma imkanının kalmamış olması gerekmektedir.Öte yandan, eski hale getirme ile hak arama özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı arasında da yakın ilişki vardır. Adil bir yargılama olmadan hak arama özgürlüğünün kullanılması söz konusu olamaz. Silahların eşitliği ilkesi çerçevesinde tarafların her ikisine de eşit şekilde iddia ve savunma hakkı ile delil gösterme yetkisi tanınması gerekir. Taraflardan birisi elinde olmayan sebeplerle kendisine verilen kesin sürede bir usul işlemini gerçekleştiremez ve bu yüzden hak kaybına uğrarsa adil yargılanma hakkının eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olur. İşte bu noktada eski bile getirme kurumu elde olmayan sebeplerle kesin sürelerin kaçırıldığı hallerde işlemlerin sonradan yapılmasına imkan tanıyarak bu eşitsizliği büyük ölçüde bertaraf etmektedir. Ayrıca, eski hale getirme hukuki dinlenilme hakkının unsurlarından açıklama hakkıyla sıkı bir ilişki içindedir Tarafın elinde olmayan sebeplerle zamanında yapamadığı usul işlemi eski hale getirme kurumu sayesinde sonradan gerçekleştirilebilmekte; bu sayede taraf yargılamada derdini anlatabilmekte, karşı usul işlemleri yapabilmekte ve delil sunabilmektedir. (....). Elde olmayan sebep, tarafın iradesi dışında gerçekleşen, haklı, geçerli bir engel veya durum olmalıdır. Kanun'un ifadesi en başta mücbir sebep hallerini kapsamaktadır. Ağır hastalık, kaza, deprem, su baskını, yangın gibi bir doğal afet veya tarafın kendisine yapılan tebligatı öğrenemeyeceği kadar uzun bir seyahatte olması, eski hale getirme sebebi sayılır. Sürenin kaçırılmasına neden olan engel çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Doktrinde, engelin objektif veya fiziki olabileceği gibi sübjektif, psikolojik ruhi engellerin de bu kapsamda değerlendirileceği belirtilmektedir. Buna göre, her olayda ilgilinin ve olayın sübjektif durumu dikkate alınmalıdır. Bu konuda en sık karşılaşılan sebepler sağlık engelleri (hastalık, yaralanma), ölüm, kazalar, doğal afet, tebligattan haberdar olmamak ile şehir veya ülke dışında olmak şeklinde sıralanabilir. Bu engeller davanın tarafları için geçerli olduğu gibi, tarafların vekilleri için de uygulama alanı bulacaktır.(...).Kanun'daki "elde olmayan sebeple sürenin kaçırılması" ifadesi ilgilinin kusuru olmaksızın ortaya çıkan diğer engelleri de kapsamaktadır... Tarafın veya vekilinin kesin süreyi kaçırmasında kusuru olup olmadığı araştırılırken objektif ölçüt esas alınmayacaktır. Zira sorumluluk hukukundaki objektif ölçüt güvenin korunması düşüncesinden kaynaklanmaktadır. buna göre objektif olarak bir kişinin o olayda ne şekilde davranacağı değil aksine bir kişinin davranışı, kişisel özellikleri dikkate alınarak araştırma yapılacaktır. (...).Eski hale getirme için, işlemin yapılmasında ortaya çıkan engel ile yapılamayan işlem arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Ayrıca HMK'nın 95/2.maddesi gereğince eski hale getirme yoluna başvuran kişinin, kaçırdığı işlemi Kanun'un tanıdığı başka bir hukuki yolla yapamaması, yani eski hale getirme talebine konu işlemi telafi edecek başka bir hukuki imkanının mevcut olmaması gerekmektedir. Eski hale getirme kurumuyla amaçlanan, kesin süre içinde yapılamayan usuli işlem nedeniyle ortaya çıkabilecek hak kayıplarını önlemek ve adil yargılanma hakkına uygun bir yargılama yürütmektir. Kanun koyucu Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda sevk edilen kesin sürelerden bazılarının kaçırılması durumunda ortaya çıkabilecek hak kayıplarını önlemek için ikame hukuki imkanlar tanımıştır. Bu durumda, ilgilinin zaten Kanun'dan kaynaklanan bir ikame başvuru imkanı olduğu için eski hale getirme yoluna gitmesine gerek yoktur. (...). Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut dosya değerlendirildiğinde; yemin için davetiye çıkartılan davalı şirket yetkilisi ...'nın duruşma günü olan 08/05/2024 tarihinden önce hastalığı nedeniyle hakkında rapor düzenlendiği sabittir. Söz konusu raporun mazeret dilekçesi ile işbu dosya kapsamına gönderilmek istenirken sehven Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2021/47 E. sayılı dosyasına ve duruşma saatinden evvel gönderildiği gerek mazeret dilekçesinin içeriği gerekse Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gönderdiği yazıdan anlaşılmaktadır. Bu durumda şirket yetkilisinin hastalığı sebebiyle duruşmaya katılamadığı, dilekçenin ise vaktinde mahkemeye sunulamaması sebebiyle HMK'nın 96/2.maddesi uyarınca eski hale getirme şartlarının oluştuğu anlaşılmakla, istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesi savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vereceğinden, eski hale getirme isteminin kabulü ile yargılamaya devam edilmesi gerekirken aksi yöndeki karar hatalı olup davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca Mahkemenin 08/05/2024 tarihli 2023/804 E. 2024/319 K. sayılı kararı ile 09/05/2024 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/05/2024 tarihli 2023/804 E. 2024/319 K. sayılı kararı ile 09/05/2024 tarihli ek kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iade edilmesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.25/09/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15