Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi
bam
2024/1007
2024/1126
18 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1007
KARAR NO: 2024/1126
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/116
KARAR NO: 2024/231
KARAR TARİHİ: 21/03/2024
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 18/09/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında 01/03/2016 tarihinde sermaye ortaklığı ve/veya proje finansmanı kanalı ile form yaratılması öncesi hazırlıklar ve işlerin gerçekleştirilmesi konusunda danışmanlık hizmet sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin davalı tarafından 01/10/2017 tarihi itibariyle feshedildiğini, sözleşme gereğince müvekkilinin sabit bir ücret ve ek başarı primi alması gerektiğini, buna göre hakedilen 283.200,00.-USD'nin ödenmesi bakımından davalıya ihtar gönderildiğini, davalı ihtara cevap vererek itirazda bulunduğunu belirterek 283.200.-USD ücretin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile; başarı priminin davacı şirketin aracılık ettiği ve gerçekleştirdiği iş ve işlemler sonucunda davalı için oluşturulacak fayda, yaratılacak finansman sonrasında kazanılacak bir ödeme olduğunu, oysa ... bank'tan sağlanan finansmana ilişkin davacı şirketin hiçbir aşamada katılımı ve katkısı olmadığını, bu nedenle başarı primi koşullarının oluşmadığını, sözleşmede genel işlem şartı mahiyetinde hükümler bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KALDIRMA ÖNCESİ VE SONRASI KARARLARI İLE DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI: Mahkemece, "....Taraflar arasındaki sözleşme bir bütün olarak dikkate alındığında, iş görme edimi niteliğinde ise de, "işin gerçekleştirilmesi" başlıklı kısımda yer alan hükümler taraflar arasında dava konusu alacak ile ilgili bir simsarlık sözleşmesinin var olduğunu göstermektedir. Zira davacı taraf, davalı lehine ...'dan sağlanan kredi nedeniyle başarı prim bedeli talep etmektedir. Ancak burada önemli olan, sözleşmede öngörülen bedelin talep edilebilme şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin karma nitelik taşıdığı anlaşılmıştır. Talebe konu alacağın simsarlık ücret alacağı olup doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir: a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler.b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir (m. 521/1). Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir c) Anılan Kanun’un 523. maddesinde (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd) .Anılan mevzuat hükümlerinde kanun koyucu tellallık sözleşmesinin genel hatlarını çizmiş olup tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu sınırlar dâhilinde hukuki ilişkilerini şekillendirebileceği açıktır. Simsarlığın önem ve yararı şu şekilde açıklanmaktadır: Bir akdin yapılması için tarafların birbirleriyle buluşmaları lazımdır. Fakat bu buluşma her zaman kolay bir şekilde olmaz; hatta çoğu zaman bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Mesela taraf olacakların birbirlerini tanımamaları, ayrı ayrı mahallerde bulunmaları, aynı dili konuşmamaları gibi sebepler onların birbirini bulmalarına ve sözleşmeyi yapmalarına mani olabilir. İşte çeşitli sebeplerden ötürü bir araya gelemeyen kimseleri birbirlerine yaklaştırmak hususunda aracılık yapmayı kendilerine meslek edinen şahıslardan müteşekkil bir sınıf olup, eski zamanlardan beri mevcuttur. Zamanımızda iş âleminin zaruri kıldığı ihtisaslaşma ve iş bölümü dolayısıyla tellallık mesleği ticaret hayatının vazgeçilmez bir unsuru hâline gelmiştir. Simsarlık sözleşmesi, simsar ile iş sahibi arasında haklar ve borçlar meydana getirmektedir. Kanun’un 521-525. maddeleri arasında sadece simsarın ücret alacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesi ile ilgili diğer hususlarda, 520/2. maddesinin yollaması gereği vekâlete ilişkin TBK’nın 502. ve devamı hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen TBK’nın 521. maddesine göre "simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır" (521/1). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmaktadır. Simsar söz konusu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyecektir. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılabileceği gibi işin niteliğinden de aksi sonuca varılabilir. (Yargıtay HGK 2017/13-621E. 2018/1929K.sayılı ilamı) Bu çerçevede; A)Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmenin "hizmet bedeli" başlığını taşıyan hükümlere göre davacının başarı primi elde edebilmesi ve hak kazanabilmesi açısından öncelikle ...'dan sağlanan finansman konusunda çalışmasının olması yani bir katkısının varlığının ispat olunması zorunludur. Davacının hizmet bedeli başlıklı maddenin ikinci maddesi uyarınca ancak "çalışma yapması" halinde başarı primi talep edebileceği açıkta düzenlenmiştir. Bu durumda davacının bu noktada üzerine düşen ispat yükünü yerine getirip getirmediği önem arz etmektedir. Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. HMK’nın “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesinde bu husus “(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” şeklinde ifade edilmiştir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK m. 194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Buna karşılık, hâkim, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalarla bağlı olup, davacının bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dâhi bulunamaz (HMK m. 25). Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Çünkü sadece bu vakıalar davanın sınırını çizmekte, hâkim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse ve bu vakıalar davacıyı talep sonucunda haklı gösteriyorsa, mahkeme davacının davasını kabul ederek davayı davacı lehine karara bağlar. (Yargıtay HGK 2022/4-635E. 2022/1911K.sayılı kararı) Yazılı yargılama usulüne tabi davada davacı vekili, davacı tarafın çalışması nedeniyle yaratılmış bir finansman bulunup bulunmadığını ispat yükü altındadır. Davacı vekilinin dilekçelerin verilmesi aşamasında sunmuş olduğu dilekçesi ile proje finansmanını ne şekilde sağladığı konusunda somutlaştırılmış bir vakıayı yer, zaman, konu, kişi, eylem unsurlarını belirtmek suretiyle öncelikle somutlaştırmadığı ortadadır. Dilekçenin verilmesi aşamasında davacının soyut olarak dava dışı ...'dan proje finansmanı sağlandığı yönündeki iddiası davacının haklı olup olmadığının tespiti açısından soyut niteliktedir. Ancak ve daha önemlisi tarafların imzalamış olduğu belgeler faturalardan ibaret olup davacı vekili dilekçenin verilme aşamasında başkaca bir belge veya belgeler zincirine delil olarak dayanmamış ve delil olarak göstermemiştir. O halde dilekçenin verilmesi aşamasında; dayanılan vakıalar ve somutlaştırılan delillerin içerikleri dikkate alındığında, davacı tarafından davalı lehine finans yaratılması noktasında davacının katkı sunduğunu gösterir bir vakıa veya delil durumu yoktur. "Davanın temelini vakıalar oluşturur. Vakıa tarafların iddia ve savunmasını dayandırdığı olaylardır. HMK’nın 194, 119/e, f ve 129/d, e maddelerine göre taraflar dava ve cevap dilekçelerinde dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Ayrıca tarafların dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. HMK’nın 25. maddesine göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Ayrıca kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. HMK’nın 187. maddesine göre, ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Aynı Kanun’un 189/4. maddesine göre ise bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir". (Yargıtay HGK 2022/2-1108E. 2022/1784K.sayılı kararı) Buna göre davacının, davalı lehine finans yaratılması halinde davalı tarafından başarı primi ödenmesi noktasında gösterilen ve ispatlanan bir vakıa söz konusu değildir. Taraflar arasındaki ilişkide alacağın dayanağı simsarlık sözleşmesi olarak kabul olunduğunda, davacının söz konusu finansmanın sağlanması sonucunda bir başarı göstermesi gerekmektedir. Bu başarı ise, davacının faaliyeti sonucunda sözleşmede belirtilen finansmanın sağlanmasıdır. Şüphesiz bu finansman niteliği gereği ancak bir sözleşme ilişkisinin kurulmasıyla söz konusu olabilecektir. Oysaki somutlaştırılan deliller, bu noktada açıklandığı üzere nedensellik bağının varlığını ortaya koymaktan uzaktır. Nitekim yukarıda irdelendiği üzere ve ayrıca BAM kararında da belirtildiği gibi dava dışı şirket lehine finansman sağlayan ...'dan gelen cevabi yazı içerikleri dikkate alındığında ... bank'dan kredinin sağlanmasında, davacının sözleşmede kararlaştırılan hizmetleri yerine getirdiğine dair davacı lehine herhangi bir kayıt ve bilgi bulunmadığı açıkça bildirilmiştir. Bu nedenlerle ve öncelikle bu yönden davacının dava dışı ...'dan sağlanan finansman konusunda bir katkısının varlığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Esasen davalının baştan beri inkarı ise bu yöndedir.B)Zaten Mahkememizce kayıt ve belgelerin incelenmesi amacıyla atanan bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 16/0/2023 tarihli raporunda da, davacının bu krediye aracılık ettiğine dair dava dosyasına sunulan e-postalar dışında herhangi bir somut delil bulunmadığı, yerinde inceleme esnasında da başkaca belge bulunmadığının teyit olunduğu, ayrıca söz konusu kredinin ...'dan sağlanmasında yerinde yapılan incelemeye rağmen davacının bir katkısının tespit edilemediği, tüm görüşmelerin bizzat davalı tarafça gerçekleştirildiği, davacının hiçbir görüşmeye katılmadığı, bunu ispatlayacak belge olmadığı, yine banka nezdinde yapılan inceleme sırasında da dava dışı ... ile görüşme yapılan yetkililerin görevde bulunduğu bildirilmiştir. Nitekim ...'dan gelen 04/07/2022 tarihli cevabi yazı içeriği bilirkişi tespitleriyle uyumlu olduğu gibi kredinin kullandırılmasıyla ilgili bilgi sahibi olabilecek ekiplerin dahi bulunmadığı, sorulan hususların banka bilgisi dışında bulunduğu, herhangi verinin bulunmadığı açıkça bellidir. C)Kaldı ki bilirkişi kurulu, e-postalar içeriklerine dayanılarak davacının başarı primine hak kazandığını hukuki yorum olarak belirtmiş ise de söz konusu e-posta içeriklerine göre başarı primine hak kazanılmasına esas olan husususun, dava dışı ...'ın içinde yer aldığı ... Holdingin finansal ilişkiler direktörü ...'ın davacı olan şirket yetkilisine "Sayın" , "Bey" yerine "... "sevgiler" ifadesiyle gönderdiği e-posta içerikleri olduğuna vurgu yapılmıştır. Yapılan bu vurgu ile daha sonradan sağlanan kredinin gerçekleştiği hususu düşünülmüş ve bu durumun illiyet bağına karine teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Ancak yukarıda da irdelendiği üzere yazılı yargılama usulüne tabi davada ve dilekçenin verilmesi aşamasında, bilirkişi raporunda atıf yapılan e-posta görüşmesinin varlığına delil olarak dayanılmamış, en önemlisi adı geçen belge delil olarak sunulmamıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında dilekçenin verilme aşamasında dayanılmayan ve gösterilmeyen delilin kural olarak delil niteliğinin bulunabilmesi ve ispat hukuku çerçevesinde bu belgeye itibar olunabilmesi dahi usuli açıdan mümkün değildir. Zira "ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760). Anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı kavramlardır. Dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunlu olmakla eldeki belgelerin de dilekçelere eklenmesi, elde olmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda mahkemeye bilgi verilmesi gerekmektedir. Öte yandan kanun koyucu tarafların belirli bir süreden sonra delil göstermelerini emredici hükümle yasakladıktan sonra belirli şartlar altında sunulan yeni delilin sonradan gösterilmesine HMK’nın 145. maddesinde istisnai olarak izin vermiştir. Sözü edilen maddede yer verilen istisnai düzenleme dosyaya sonradan delil sunulmasına ilişkin olup tarafların dilekçelerine ekledikleri veya dilekçelerinde belirttikleri deliller yönünden uygulanması mümkün değildir. (Yargıtay HGK 2022/9-24E 2022/1787K.sayılı kararı) Hal böyle olunca somut olayda Mahkememizce itibar olunmayan bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta çıktısı kanunda belirtilen sürelerden sonra sunulan delil niteliğinde olduğundan dolayı dahi bu delile itibar olunamaz. Öte yandan söz konusun delilin sonradan ileri sürülmüş olması karşısında ise davacının HMK m.145 hükmü çerçevesinde ve somut koşul vakıaları belirterek dayanmış olduğu bir delil niteliğinde bulunmadığı ise açıktır. Ancak ve daha önemlisi atıf yapılan Yargıtay HGK kararında da belirtilmiş olduğu üzere, bilirkişi raporunda illiyet bağına esas olarak değerlendirilen e-postaların, yargılama aşamasında sunulmuş olması mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye ve benzeri bir nedene dayalı olduğu anlaşamamış, bu yönde bir vakıaya dahi dayanılmamıştır. Bu nedenle davacının bu noktadaki bir ihmalkarlığı, dava öncesi gerekli hazırlığı yapmamış olması ve yeterli araştırmanın bulunmamış olmasının somut olayda söz konusu olduğu anlaşılmakla HMK m.145 hükmünün uygulanma kabiliyeti dahi bulunmamaktadır. D) Nihayet söz konusu e-posta içeriği davalı aleyhine bir senet veya belge niteliği taşımadığı gibi davalı tarafından dahi bu belgenin sözleşme gereği yapılan bir görüşme olduğu hususu ve içeriği açıkça inkar edilmektedir. Söz konusu e-posta içeriği, aralarında belirli bir samimiyet ilişkisi olan kişiler arasında olsa da dava dışı şirket lehine kredi sağlanması noktasında davalı aleyhine delil teşkil edebilecek bir içerik taşımadığı anlaşılmaktadır. Esasen bu görüşmenin hangi nedenle yapıldığı noktasında davalı aleyhine ispatlanmış bir halin varlığı söz konusu değildir. Bu noktada tahmine dayalı olarak davalı aleyhine ispat koşulunun gerçekleştiği kabul edilemez. Zaten davalı taraf söz konusu e-postaların müvekkilinin bilgisi haricinde bulunduğunu, müvekkilce kabul edilmediğini belirterek e-posta içeriğini dahi ısrarla inkar etmiştir. E)Ayrıca davacının talebinin kabulünün mümkün olup olmadığı konusunda sözleşmedeki taraf iradelerinin de gözetilmesi gerekir. Alacak talebine esas olan sözleşmenin "hizmet" başlıklı bölümünün ikinci maddesinde davacı tarafın başarı primi talep edebilmesi, davacının potansiyel yatırımcılardan ve-vaya finansman kuruluşlarından "..." için yaratılacak finansmana bağlanmıştır. Bu noktada gözden kaçırılmamalıdır ki adı geçen sözleşmeyi imzalayan davalı şirket ise de kendisine finansman sağlanan şirket davalı değil dava dışı ... A.Ş.'dir. Sözleşmenin lafzi olarak yorumlanması durumunda, sözleşmeyi imzalayan davalı için herhangi bir potansiyel yatırımcıdan ve/veya finansal kuruluştan sağlanan bir finansman olması halinde davacı başarı pirimi talep edebilecektir. Sözleşmenin 4.sayfasının "hizmet bedeli başlıklı" 2.maddesinin birinci paragrafı bu noktada açıktır. Oysaki sözleşmeyi imzalayan davalı ... Anonim Şirketi için yaratılmış bir finansman yoktur. Yaratılmış olan finansman dava dışı ve ilintili şirket için söz konusudur. Bu nedenle bu paragrafa dayalı olarak davacı başarı primi talep edemeyecektir. Öte yandan aynı maddenin ikinci ve üçüncü paragrafları gözetildiğinde bu paragrafların birbirleriyle ilintili, birbirinden ayrılamaz düzenlemeler olduğu görülmektedir. Bu düzenlemelere göre davacı şirket primin tamamını, ancak ve sadece imzaların atılmasına müteakip (yatırımcılardan) gelecek olan ilk ödemenin davalı ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketinin ve/veya ilintili şirketlerinin ve/veya ortaklarının eline geçmesiyle eş anlamlı olarak hak etmiş olacaktır. Bir başka deyişle sözleşmeyi imzalayan davalı şirketin ve/veya ilintili şirketlerinin ve/veya ortaklarının eline ödemenin geçmesiyle birlikte primin ödeneceği belirtilmiş ise de sözleşmenin 4.sayfasının 2.maddesinin ikinci ve üçüncü paragrafları dikkate alındığında, bu primin tamamının ödenmesi "yatırımcıdan" gelecek ödemenin adı geçenlerin eline geçmesinden sonra olacağı açıkça düzenlenmiştir. Finansman sağlanan şirket, sözleşmeyi imzalayan davalı şirket ile ilintili olsa dahi finansman sözleşmenin ilgili hükmünde de belirtildiği üzere "yatırımcıdan" sağlanmamıştır. Bir başka deyişle söz konusu finansman bankadan sağlanmıştır. Somut olayda dava dışı bankanın 5411 sayılı Bankacılık mevzuatı uygulaması gereği ise "yatırımcı" olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira 5411 sayılı Bankacılık Kanununun m.4 hükmü uyarınca bankaların faaliyet alanları tek tek ve açık olarak belirlenmiş olup, bu kapsamda bankaların yatırımcı sıfatını taşıyabilmesi de zaten mümkün değildir. Her ne kadar, bankalar yatırım danışmanlığı işlemleri veya yatırım kredisi verebilir ise de bu durum bankanın "yatırımcı" olarak kabulünü gerektirmemektedir. Yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri karşısında taraflar, davalı olan şirket ile ilintili olan şirkete finansman olarak ödemenin yapılması durumunda başarı priminin tamamının, bu ödemenin ele geçmesiyle eş zamanlı ödeneceğini kararlaştırmışlardır. Ne var ki davalı olan şirket ile ilintili olan, sözleşmeyi imzalayan şirket konumunda bulunmayan dava dışı şirkete ödeme yapılmış olsa bile bu ödemeyi yatırımcı değil yatırımcı sıfatı olmayan banka yapmıştır. Oysaki başarı primine bu noktada hak kazanabilmesi için yatırımcıdan gelecek ödemeyi müteakiben bu ücrete hak kazanılacaktır. Söz konusu sözleşme hükmü dikkate alındığında bu yönden dahi davacının dava konusu ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Zira Roma Hukukundaki ifade ile "anlaşma kanundur". Anlaşma yaparken tarafların sözleşmede ön görmeleri mümkün olan fakat düzenlenmeyen hususlar ile ilgili birbirlerinden kural olarak hak talep edebilmeleri mümkün görülemez. Bu itibarla da davacı şirketin sözleşmede ön görülmesi mümkün olan hususlarla ilgili yani davalı şirket ile ilintili olan şirketlere adı geçen maddenin ilk paragrafında belirtildiği üzere "finansal kuruluşlardan gelecek ilk ödemenin ilintili şirket eline geçmesi ile birlikte dahi ödeme yapılacağı hususunun" düzenlenmediği, bu nedenle sözleşmede düzenlenmeyen bu husus ile ilgili dahi davacının dava dışı ...'dan ilintili şirkete yapılan ödeme nedeniyle dahi başarı primini talep edemeyeceği sonucuna varılmıştır. Sözleşmenin davacı şirket tarafından düzenlendiği, sözleşmenin ilk sayfasının başlığından ve ayrıca sözleşmenin içeriğinden ve davacının konumundan açıkça anlaşılmaktadır. Sözleşmeyi düzenleyen davacı şirketin, davalı şirket dışında ilintili şirketlere veya ortaklarına "yatırımcı dışındaki finansal kuruluşlardan gelecek ödemelerin varlığı halinde davacının başarı primini hak edeceği" yönünde bir düzenleme getirmediği ise açıktır. "Sözleşmede açık olmayan ve duraksamaya neden olan hallerde, sözleşme hükümlerinin düzenleyen aleyhine yorumlanması esastır." Kaldı ki davacı şirket olarak basiretli bir tacir olmak zorundadır. İlintili olan şirketlere dava dışı bankadan ödeme yapılması halinde, davalıya ödeme olmasa dahi davacının primi hak edeceğine yönelik açık, duraksamaya yer vermeyen bir düzenlemenin varlığı anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca sözleşmedeki düzenlemelerin, içerik olarak somut olay yönünden davacıya başarı primini sağlaması ile ilgili somut koşul vakıaların oluşmadığı dahi anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu husus ile ilgili, dilekçenin verilmesi aşamasında yemin deliline dayanan davacıya yemin teklif etme hakkı tanınmış ise de yemin teklif etme hakkına sahip davacı vekili, yemin teklif etme hakkını kullanmamıştır. Mevcut açıklamalar ve gerekçeler karşısında, bilirkişi raporunun davacının ücret hak ettiğine dair sonuç kısmına ve bununla ilgili hukuksal değerlendirmelere itibar olunmamıştır. Öte yandan uzman kişi görüşü HMK anlamında bir delil niteliğinde ise de taraflar dilekçenin verilmesi aşamasında bu delile dayanmadıklarından yukarıda e-posta ile ilgili yapılan usuli ve teorik açıklamalar uzman kişi görüşleri yönünden dahi aynen geçerlidir. Bu nedenle öncelikle usuli açıdan bu raporların içeriğine delil olarak itibar edilebilmesi mümkün görülmemiştir. Zaten Mahkememizce açıklanan gerekçeler dikkate alındığında davacı lehine sunulan uzman kişi görüşüne itibar olunabilmesi mümkün bulunmamış; ancak davalı lehine sunulan uzman kişi görüşüne sonuç olarak itibar edilmiştir. " gerekçesi ile davacının sübut bulmayan davasının oy çokluğu ile reddine karar verilmiştir. Verilen karar davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 21/09/2023 tarih 2023/1532 E. 2023/1259 K. Sayılı ilamı ; " ...Somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin, davalının, güneş enerjisi yatırımı için yatırımcı/yatırım bulması veya finansman sağlaması amacıyla düzenlendiği, ortada iki aşamadan oluşan (hazırlık ve işin gerçekleşme aşaması) tek hizmetin bulunduğu, verilen hizmetler karşılığında aylık maktu ücrete ek olarak yapılan çalışmalar neticesinde yatırımcılardan ve finansal kuruluşlardan temin edilecek finansman üzerinden başarı primi de ödeneceği kararlaştırılmış olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin, karma nitelik taşıdığı, talebe konu alacağın, simsarlık alacağına ilişkin olduğu TBK 520. Maddesinde simsarlık sözleşmesi “simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Mahkemenin gerekçesinde atıf yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2018 tarihli ve 2017/13-621 E., 2018/1929 K. sayılı kararı'nda simsarın ücret alacağının doğumu için gerçekleşmesi gereken şartlar; " a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler. b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir (m. 521/1). Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir. c) Anılan Kanun’un 523. maddesinde (BK m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir. " şeklinde ifade edilmiştir. O halde, simsarın ücrete hak kazanabilmesi için sözleşmenin kurulmuş olması ve illiyet bağının bulunması diğer ifade ile asıl sözleşme, simsarın yaptığı faaliyet sonucunda kurulmuş olması gerekir. Asıl sözleşmenin kurulması yönünden; asıl sözleşmenin, kural olarak, iş sahibi ile simsarın irtibata geçtiği üçüncü kişi arasında kurulması gerekmekte ise de bilirkişi heyeti raporunda ifade edildiği gibi uygulamada simsarlık ücretinin doğmasını engellemek maksadıyla iş sahibinin yakın ilişkide olduğu kişiler ile simsarın bildirdiği üçüncü kişi arasında sözleşme yapıldığı görülebilmektedir. Aradan çıkarma olarak adlandırılan bu eylem neticesinde dahi istisnai olarak iş sahibinin yakın ilişkide olduğu kişiler ile üçüncü kişi arasında asıl sözleşmenin kurulması halinde de illiyet bağının varlığı kabul edilebilmesi gerekmektedir. Somut olayda; her ne kadar dava dışı banka ile davalı grup şirketleri arasında imzalanan kredi sözleşmelerinde, kredinin grup şirketlerine kullandırılmış olduğu, davalı şirketin söz konusu kredilere kefil veya rehin olarak teminat verdiği anlaşılmakla başarı primi alacağının ilk şartı olan finansman sağlama kriterinin yerine getirildiğinin kabulü gerekmektedir. Çünkü burada önemli olan davalının yapılan sözleşmeler ile amaçladığı ekonomik sonucu elde etmesidir. Nitekim davalı yan cevap dilekçesinde "...’tan sağlanan finansmanda davacının hiçbir katkısının bulunmadığını " beyan ederek finansmanın sağlanmış olduğunu ikrar etmiştir. Ayrıca sözleşmenin 2. Maddesinin "Buna göre yatırımcılardan, ...'in ve/veya iştiraklerinin ve/veya ortaklarının hisselerini alarak veya şirkete doğrudan sermaye, borç, hisse senedine dönüştürülebilir borç, proje finansmanı koyarak bir defada veya aşamalı olarak yaratılacak olan toplam finansal fayda üzerinden (nakdi, gayrinakdi ve/veya yeni sermaye ve/veya borç, hisse senedine dönüştürülebilir borç koyma, proje finansmanı koyma, hisse alma vb tüm taahhütlerinin ve/veya hisse alım ya da ortaklık anlaşmalarında açıkça belirtilmek suretiyle ilerde gerçekleşebilme ihtimali olan şirkete daha fazla sermaye veya borç koyma ya da ortaktan hisse ya da sabit kıymet alma opsiyonlarının toplamı) ve hiçbir şartta ücyüzbinABD dolarından az olmamak kaydıyla KDV hariç %60 başarı primi (yüzde sıfır virgül altmış) talep edilecektir. " hükmünden anlaşıldığı üzere davalının grup şirketlerine sağlanan finansman bakımından da uygulama alanı olduğu görülmüştür. İlliyet Bağı Yönünden ; Davacının, esas sözleşmenin kurulmasında yani finansman sağlanması bakımından aracılık faaliyetini yerine getirip getirmediği değerlendirildiğinde, bu bağlamda davacının sunduğu deliller arasında; davacı şirketin, ortağı ... tarafından ... Holding Finansal İlişkiler Direktörü ...’a gönderilen 18 Mayıs 2016 tarihli e-posta, ...’dan aynı tarihte cevap niteliğinde gelen e-posta ve ... çalışanı ... tarafından davalı şirket yetkilisi ...’e gönderilen 4 Nisan 2017 tarihli e-posta yer almaktadır. Ancak, mahkemenin gerekçesinde ifade edildiği üzere yazılı yargılama usulüne tabi davada ve dilekçenin verilmesi aşamasında, bilirkişi raporunda atıf yapılan e-posta görüşmesinin varlığına delil olarak dayanılmamıştır. Her ne kadar söz konusu yazışmalar, davalının delilleri kapsamında ( davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar, yazışmalar, proje finansmanına ilişkin kayıtlar ) ibrazı mümkün ise de dava tarihinde yürürlükte bulunan HMK’nın 140/son maddesi uyarınca, ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi halinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Söz konusu yasal düzenleme, somut uyuşmazlık bakımından değerlendirdiğimizde; mahkemece ön inceleme duruşmasında taraflara tüm delilleri ibraz etmek için iki haftalık kesin süre verildiği ve gerekli ihtaratın yapıldığı anlaşılmış olup davacı vekili, verilen süre içerisinde söz konusu yazışmaları sunmadığı, dairemizin kaldırma kararından sonra ibraz edildiği anlaşılmakla yasal süresi içerisinde sunulmayan yazışmaların istisnai haller dışında ispat hukuku açısından değerlendirilmesi mümkün değildir. Tarafların Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnalardan biri, HMK 145. Maddesinde düzenlenmiştir.HMK'nun "Sonradan delil gösterilmesi" başlığını taşıyan 145. maddesi; "(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir." hükmüne yer verilmiştir. Dilekçeler aşaması kesin sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339). ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17/10/2019 tarih 2017/2-1897 Esas 2019/1073 Karar sayılı ilamı) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesinin gerekçesi; "Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa, hâkim gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucudur" şeklinde açıklanmıştır. Diğer bir istisna hali ise HMK 141. Maddesinde düzenlenmiştir. Mahkemece her ne kadar itibar olunmayan bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta çıktısı kanunda belirtilen sürelerden sonra sunulan delil niteliğinde olduğundan dolayı itibar olunamayacağına karar verilmiş ise de sonradan ibraz edilen yazışmalar iddianın ve savunmanın genişletilmesi kapsamında bulunduğundan davalıya muvafakat edip etmediği sorulmadan söz konusu delillere itibar edilmemesi hatalı olmuştur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13/12/2022 tarih 2021/2-57 E. 2022/1721 K. Sayılı ilamında bu husus " ... Tarafların, Kanun’da belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hâllerle sınırlıdır. Onlar da; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile istisnai hâllerde sonradan delil gösterilmesine imkân tanıyan 145. maddedeki durumlardır." şeklinde ifade edilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemenin amacı da dikkate alındığında delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye dayanıyorsa mümkündür. Somut olayda ise bu yönde bir iddia ileri sürülmediği gibi dava dilekçesi içeriğinde yada ön inceleme duruşmasında dahi delilin varlığından bahsedilmemiştir. O halde, her ne kadar bilirkişi raporunda esas alınan sonradan e-posta yazışmaları, davalı delilleri arasında ibrazı mümkün ise de HMK 140/5 maddesi uyarınca yasal süresi içerisinde mahkemeye sunulmadığından ve HMK'nun 145.maddesinin uygulanma şartları da oluşmadığından HMK 141. maddesi uyarınca, iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamında karşı tarafın muvafakati halinde ispat hukuku açısından değerlendirilmesi mümkündür. Bu nedenle, davacı, davalının açık muvafakati ile iddiasını genişletip değiştirebileceğinden, davacının iddiasını genişletmesi üzerine, hakimin, davayı aydınlatma görevi gereğince davalıya iddianın genişletilmesine muvafakat edip etmediğini sorması ve davalının vereceği cevabı tutanağa yazdırması gerekmektedir. ( Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, s.514) Açıklanan nedenlerle, iddianın genişletilmesi kapsamında bulunan bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta yazışmalarına davalı vekilinin muvafakat edip etmediği sorularak sonucuna göre karar verilmesi" gerektiği " gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusun kabulü ile dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılamak ve yeniden bir karar verilmek üzere kaldırma kararı verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararında sonra yapılan yargılama sonucunda mahkemece, " ... Ne var ki BAM kararına esas olan mahkememizin 2022/251E 2023/251K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli gerekçeli kararından ve dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere "iddianın genişletilmesi kapsamında bulunan, bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta yazışmalarına davalı vekilinin 16/02/2023 tarihli dilekçesinde kesin, açık, tartışmasız şekilde olmak üzere muvafakat etmediği, iddianın bu şekilde genişletilmesini kabul etmediği zaten beyan olunmuştur. Hatta yine davalı vekili 21/03/2023 tarihli duruşmada dahi, yazılı beyanlarını tekrar etmiş, duruşma tutanağına bu beyanını aynen yazdırmıştır. Zaten mahkememizin adı geçen 21/03/2023 tarihli gerekçeli kararının 6.ve7.sayfasındaki (C) ve (D) bendleriyle dahi bu durum ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Bu irdelemede ayrıntılı şekilde e-posta yazışmalarının delil olarak itibar edilemeyeceği HMK m.145 hükmü çerçevesinde değerlendirilmiştir. Yine aynı bendlerde, davalı tarafın e-posta yazışmalarının sunulması noktasında kabulünün olmadığı, içeriğinin inkar olunduğu açıklanmıştır. Ancak daha da önemlisi, adı geçen bendlerde e-posta yazışmalarının içerik itibariyle davalı aleyhine her halükarda delil değerinin bulunmadığı, davalı aleyhine ispat koşulu oluşmadığı dahi vurgulanmıştır. Bu noktada davalı vekilinin yukarıda belirtilen dilekçesi ve beyanları karşısında, zaten BAM kararının gereği, BAM kararı öncesi tam ve eksiksiz yerine getirilmiştir. Bununla birlikte BAM kararı sonrası "mahkeme kararlarına saygı gereği" beyanı alınan davalı vekili BAM kararı öncesi sunmuş olduğu dilekçeler ve yine duruşma tutanağında geçen beyanlar dikkate alındığında tekraren ve yeniden delil sunulmasına muvafakat etmediklerini yeniden ve ayrıca açıklamıştır. Hal böyle olunca mahkememizin 2022/251E. 2023/251K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli kararının, İstanbul BAM 45.HD 2023/1532E 2023/1259K.sayılı ve 05/09/2023 tarihli kararı ile kaldırılmasına esas olan iade nedeni BAM kararı öncesi zaten eksiksiz tamamlanmış olduğu gibi, BAM kararı sonrası yeniden ve tekraren tamamlanmıştır. Vakıa ve hukuki denetim yapan BAM karar içeriği ve yukarıda açıklanan gerekçe karşısında, mahkememizce oluşturulan 2022/251E 2023/251K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli kararda değişiklik yapılmasını gerektiren herhangi bir veri değişikliği (kanun değişikliği Yargıtay İBK gibi) bulunmadığı dikkate alındığında davanın reddine dair gerekçe ve hüküm fıkrasında herhangi bir değişikliğe gidilmesini gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Ancak "mahkeme kararlarına saygı gereği" BAM kararı çerçevesinde davalı vekilinin beyanı yeniden ve tekraren alınmıştır. Davalı vekili son BAM kararı öncesi olduğu gibi e-posta yazışmalarına muvafakat etmediğini yeniden ve tekraren açıklamıştır.Bu nedenle 21/03/2023 tarihli gerekçeli karardaki tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkındaki toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler bu noktada aynen geçerliliğini sürdürmektedir. Yukarıda ise 21/03/2023 tarihli kararın gerekçe kısmı ile aynen belirtilmiş, son BAM kararının gereği ise icra edilmiştir. Böylece BAM kararının gereği, bu karara esas olan Mahkememizdeki yargılamada icra olunduğu halde yeniden ve tekraren icra olunmuştur. Mahkememizce açıklanan 21/02/2023 tarihli gerekçe içeriği karşısında ise davacı lehine bir durum oluşmadığı ise yine sabittir. " gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Sözleşmenin akdedilmesindeki amacın davalı yanın yatırımcı bulması/yatırım alması veya finansal fayda/yatırım sağlaması olup sözleşme tahtında müvekkilimizce yapılan tüm çalışmalar, davalının yatırımcı bulması veya finansal fayda sağlayabilmesini temin etmeye yönelik çalışmalar olduğunu, davalının, müvekkilimiz tarafından, sözleşmeye uygun şekilde, hizmetler sağlanır iken (bu süreç içinde) ...’tan finansman sağladığı tartışmasız bir şekilde sabit olduğunu, sözleşmenin amacının yerine getirilmesi ve davalı yana yatırım/finansman sağlanabilmesi amacına yönelik her türden yükümlülük müvekkil davacı tarafından yerine getirildiğini, davalı yanın cevap dilekçesinde ve ilk derece mahkemesinin de kararında kabul ettiği üzere; davalı yan, proje finansmanını, taraflar arasında münakid sözleşme devam ederken sağladığını, kaldı ki, sözleşmenin (madde 14,15,16,19) maddelerindeki hizmetlerin müvekkil davacı tarafından ifa edilmiş olup olmaması başarı primini hak etmesi açısından sözleşmesel bir şart veya zorunluluk olmamasına rağmen mahkemece davanın reddi yönünde hüküm kurulması açıkça hukuka ve taraflar arasındaki gerçek ilişkiye aykırılık teşkil ettiğini, dosyaya sunulan e-posta yazışmaları iddianın genişletilmesi mahiyetinde kabul edilemeyeceğini, uyuşmazlık konusu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müvekkil davacının "başarı primine" hak kazanmış olduğu sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki finansman sağlanması amacına yönelik olarak düzenlenen danışmanlık hizmeti sözleşmesi kapsamında, ...'tan sağlandığı iddia olunan kredi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan başarı prim bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin, davalının, güneş enerjisi yatırımı için yatırımcı/yatırım bulması veya finansman sağlaması amacıyla düzenlendiği, ortada iki aşamadan oluşan (hazırlık ve işin gerçekleşme aşaması) tek hizmetin bulunduğu, verilen hizmetler karşılığında aylık maktu ücrete ek olarak yapılan çalışmalar neticesinde yatırımcılardan ve finansal kuruluşlardan temin edilecek finansman üzerinden başarı primi de ödeneceği, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin, karma nitelik taşıdığı, talebe konu alacağın, simsarlık alacağına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dairemizin önceki kaldırma kararında ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere davacının, esas sözleşmenin kurulmasında yani finansman sağlanması bakımından aracılık faaliyetini yerine getirdiğini usulüne uygun yasal delillerle kanıtlayamadığı, iddianın ve savunmanın genişletilmesi kapsamındaki sonradan sunulan delillere (e-posta yazışmaları) davalı tarafça muvafakat edilmemesi nedeniyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak, ilk derece mahkemesince, dairemizin kaldırma kararında belirtilen hususların öncesinde yerine getirildiğinden bahisle "Mahkeme Kararlarına Saygı Gereği" dairemiz kararı doğrultusunda işlem yapıldığı ifadesi Usul Hukukuna aykırı olup amacını aşan bir ifade olmuştur. Zira ilk derece mahkemesinin, dairemiz kararına saygı göstermesinin ötesinde bundan çok daha önemli ve öncelikli direnme hakkı bulunmadığından kaldırma kararının gereklerini yerine getirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Velev ki dairemiz kararında, ilk derece mahkemesinin kararında olmasına rağmen fark edilmeyen kaldırma gerekçesi yönünden hata edilmiş olsun, ilk derece mahkemesinin bir lütufmuş gibi saygıdan bahsederek gerekçe oluşturması dairemiz ile ilk derece mahkemesi arasındaki yasal düzenlemenin anlaşılamış olması ya da dikkate alınmaması sonucuna götürür ki bu ise yargı kurumları arasındaki ilişkinin zedelenmesine, kurallara, kanunlara aykırılığa yol açacak olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin bu minvaldeki gerekçeleri eleştirilmek zorunda kalınmıştır. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-HMK' nın 353/1.b.1 Maddesi gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,2- Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma ve karar harcının hazineye gelir kaydına, 3-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nin 361/1. maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/09/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32