Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
bam
2021/1317
2024/1205
1 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/1317
KARAR NO: 2024/1205
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 28/01/2021
NUMARASI: 2018/176 E. - 2021/37 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Fikir Ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/07/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... İli, ... İlçesi, ... ada, ... parsel sayısında bulunan ve İstanbul I numaralı KTVKK’nun 07.07.1993 tarih 4720 sayılı kararıyla belirlenen kentsel sıt alanında kalan, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 14/07/1978 tarih ve 10538 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescili bulunan taşınmazın/yapının röleve, restitüsyon, restorasyon projelerini çizmiş olduğunu, davalılar ile davacının ortağı olduğu ... Ltd. Şti. arasında imzalanan 26.09.2011 tarihli sözleşmeye göre davacının bahsi geçen taşınmazda yer alan kargır apartman ve dükkan vasfındaki yapının restorasyon ve çelik konstrüksiyon işini üstlendiğini, yapının 25.05.2012 tarihinde davalılara teslim edildiğini ve 03.09.2012 tarihinde yapı kullanım belgesi alındığını, yapı kullanım izin belgesi alındıktan sonra davalılar tarafından projeye aykırı imalat yapıldığını ve projenin izinsiz değiştirildiğini, davacının kendisine ait projelerin kullanımına ve yapının değiştirilmesine izin veya muvafakat vermediğini, bu sebeple esere-projeye tecavüz edilmesi nedeni ile tazminat talep ettiklerini, davalıların davacının eseri olan mimari projeyi izinsiz kullanarak davacının kanundan kaynaklanan mali ve manevi haklarına tecavüz ettiğini, davacının yapmış olduğu projelerin FSEK kapsamında eser niteliğine sahip olduğunu, davalıların yapmış oldukları hukuka aykırı işlemlerle davacının fikri haklarını ihlal ettiklerini, davacının mali haklarından çoğaltma ve işleme hakkının ihlal edildiğini, binanın fonksiyonunun karşı davalı tarafça değiştirildiğini, konut niteliğindeki yapı pansiyona çevrilmiş olmakla ortada teslim tarihine haiz bir bina dahi bulunmadığını, yapı sahibi ... tarafından T C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul II numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na verilen 05.11.2012 tarih ve 3387 kayıt sayılı dilekçede sahibi ve hissedarı olduğu taşınmaza ait Kurulun 08.06.2011 gün ve 4552 sayılı kararı ile projesi onaylanan ve Beyoğlu Belediyesince düzenlenen 03 09 2012 tarihli ve 2012/104-7722 sayılı Yapı Kullanma İzin Belgesi ile kullanımına izin verilen yapının son katındaki PVC doğramanın kalitesiz malzeme ve hatalı imalat nedeniyle 22.10.2012 tarihinde Kuloğlu sokağına düşerek tehlike yarattığım, yaptıkları inceleme sonucunda Kurulun PVC doğramalı bir projeyi onaylamayacağını söyleyen kişilerin yönlendirmesi neticesinde Kurula vermiş olduğu dilekçe ile bir örneğini aldığı projede son iki katın sabit cam şeklinde çizilmiş olduğunu, malzemesi konusunda bir bilgi olmadığını, alt katlarda detaylı olmasına rağmen bu katta detaylandırmadan Kurulca nasıl onaylandığını anlamadığını ifade ederek konunun sonuçlandırılmasını talep ettiğini, Yapı sahibi çektiğini, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının 24.09.2014 tarihti kararında ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi ... ada 1 parselde bulunan taşınmazın ilave katların ön cephesindeki uygulamaların basit onarım kapsamındaki tamirat ve tadilatları aştığı anlaşıldığından İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 08.06.2011 tarihli kararıyla restorasyon projesine uygun hale getirilmesine karar verildiğini, dava tarihi itibarıyla TMMOB Mimarlar Odası Mimarlık Hizmetleri Şartnamesi ve en az bedel tarifesi uyarınca Röleve ve restorasyon projesi hizmet bedelinin tespitini talep ettiklerini, taraflarca mimari proje bedeli kararlaştırılmış olmadığından meslek odasının belirlediği ücret tarifesinin esas alınacağını, röleve ve restorasyon projesinin hizmet bedelinin maddi tazminatın esasını oluşturacağı kanaatinde olduklarını, restorasyon tadilat projesi sunumu öncesi röleve projesi hazırlanması KTVKK talebi zorunlu olduğundan röleve proje bedelinin de hesaplanması gerekeceğini, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ve tecavüz tarihinden itibaren ticari faiz uygulanarak 20.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat talep ettiklerini, davacının fikri haklarına tecavüzün Beyoğlu Belediye Başkanlığı’nın 30 Haziran 2014 tarihli raporu ile kesinlik kazandığını, bu tarihten itibaren ticari faiz işletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davayı süresinde açmamış olduğunu, davadaki tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacı ve davalılar arasında Yüklenici sözleşmesi imzalandığından FSEK hükümlerinin değil inşaat hukuku hükümlerinin uygulanması gerektiğini ve bu çerçevede görevsizlik itirazlarının bulunduğunu, davacının dava dilekçesinde haksız ve mesnetsiz beyanlarda bulunduğunu, yapı kullanım izin belgesi alındıktan sonra projeye aykırı imalat yapıldığı ve yapının izinsiz değiştirildiği iddiasının tamamen asılsız olduğunu, yapıdaki pvc plastik pencerenin 22.10.2012 tarihinde yapının önündeki park edilmiş arabanın üstüne düştüğüne ilişkin tutanakların mevcut olduğunu, yapılan zorunlu değişikliğin ileride oluşabilecek bir tehlikeyi önlemeye yönelik olduğunu, zorunlu değişiklikler için eser sahibinin izninin alınmasına gerek olmadığını, davacının nasıl bir zarara uğradığının açıklanması gerektiğini, davacının ayıplı ifa ve eksikliklerden kaynaklı işler nedeniyle İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davalı olduğunu, davalılar tarafından gerçekleştirilen değişikliğin yapı için zorunlu olduğunu, davalının niyetinin binayı büyütmek ve binanın özgün mimarisini ortadan kaldırmak olduğu yönündeki iddianın gerçek dışı olduğunu, davacının yetkilisi olduğu şirket ile davalılar arasında imzalanan sözleşmenin yüklenici sözleşmesi olduğunu, bu sözleşmeye göre taraflar arasında FSEK hükümlerinin uygulanamayacağını, davalıların binanın fonksiyonunu değiştirdiği ve pansiyona çevirdiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının çoğaltma ve işleme hakkının ihlal edildiği iddiasının hukuki dayanağının bulunmadığını ifade ederek davanın reddini talep ve beyan etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı sunulan rapor içerikleri, yapılan değişiklere ilişkin alınan tespit raporu ve ceza dosyasına sunulan tutanak ve bilirkişi heyet raporu bir arada değerlendirildiğinde; T C Beyoğlu ... Noterliği’nin 03 Aralık 2010 tarih ve ... yevmiye numaralı muvafakatnamesi ile dava dışı Mimar ... ’in davaya konu taşınmazın proje müellifliği haklarını ...’e devrettiği, İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulumun 08 06 2011 tarih ve 4552 sayılı karan ile ... İli ... İlçesi, ... pafta, ... ada, 1 parselde bulunan tescilli yapıya ait güncel rölöve, reslitüsyon, ve 1. öneri cepheli restorasyon projesinin uygun görüldüğü, taraflar arasında Üsküdar ... Noterliğinde 26.09.2011 tarih ve ... yevmiye no ile "... İli, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Sokağında Kain Tapunun ... Pafta, ... Ada. 1 Parsel Numarasında Kayıtlı Kargir Apartman Ve Dükkan Vasfındaki Binanın Kapsamlı Restorasyonunun Ve Çelik Konstrüksiyon İle İlave Edilmiş 2, Ve 3.Katların İnşaatının Yapılmasına Ait Yüklenici Sözleşmesi" tanzim ve imza edildiği, bu kapsamda hazırlanan ve dosyaya sunulan Rölöve-Restitüsyon ve Restorasyon projelerinin eser niteliğinde olduğu ve davacının eser sahibi olduğu, davaya konu parselle ilgili olarak 17.11.2011 tarih ve 04-26 sayı numarası ile restorasyon ruhsatı düzenlenmiş olduğu, sonrasında 03 09 2012 tarih ve 2012/7722 sayılı yapı kullanma izin belgesi tanzim edildiği, her ne kadar davacı müellifi olduğu ... ili ... İlçesi ... ada, ... parsel sayılı tescilli eski eserde iskan belgesi edinildikten sonra projesine aykırı cephe uygulaması yapıldığını belirterek iş bu davayı açmış ise de 22.10.2012 tarihli polis memuru ... Polis memuru ... ve ... tarafından müştereken tutulan Tescilli eski eser yapıdaki pencerelerin yapı malikinin aracının üzerine düştüğünü belgeleyen tutanak, ceza dosyasındaki bilirkişi raporu ve tespit raporundaki değerlendirmeler dikkate alındığında onaylı restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hataları nedeniyle tehlike arz etmiş olduğu, bu nedenle tescilli yapı sahiplerinin ilk müellif ... vasıtasıyla basit onarım izini alarak tehlike arz eden cepheyi ve doğramaları zorunlu nedenlerle yeniden yaptığı, zorunlu olarak can güvenliği açısından doğacak tehlikeleri gidermek açısından yapıldığı anlaşılan bu uygulamaların eser hak sahipliğine tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmakla davacının sübut bulmayan eser sahipliğine tecavüze dayalı maddi ve manevi tazminat davalarının reddine" karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -İlk derece Mahkemesine sunulan raporlarda ve dayanak sunulan evraklarda Sayın Mahkemenin defalarca yanıltıldığını ve aynı rapor içinde birden çok emredici hukuk kuralının ihlal edildiğini, 3.9.2012 Yapı kullanma izin belgesi alındığını, 5.11.2012 tarihinde davalıların projenin hatalı olduğunu bildirir mahiyette koruma kurula müracaat ettiğini, 6.11.2012 tarihinde müthiş bir hızla 24 saatten kısa bir sürede rapor hazırlandığını, 19.2.2013 tarihinde kurulun yasal hakkı olan 3 aylık cevap süresi beklenmeden davalıların projenin hatlı olduğuna dair dilekçelerini geri çektiklerini, Kurulun yıkım kararı olduğunu, 8.01.2013 tarihinde Beyoğlu Belediye Başkanlığı’ndan basit onarım öz izni alındığını, basit onarım izni ile esaslı onarım niteliğinde olacak şekilde dış cephenin iki katı tamamen değiştirildiğini, karara esas alınan bilirkişi raporu hazırlanır iken binanın restorasyon projesi onaylanarak yapı kullanma izin belgesi almış hali ile davalının izinsiz müdahalesi ile dış cepheyi baştan aşağı değiştirmiş halinin kıyaslanması gerektiğini, iki fotoğrafı kıyaslayan hiç kimsenin zorunluluktan söz etmeyeceğini, uzman olmak bir tarafa ortalama meslek sahiplerinin iki fotoğraf arasındaki farkı tespit ederek bir adet pencere kanadına dayalı olarak iki katın tamamındaki cephe değişikliğinin zorunluluk olmadığını anlayabileceğini, korunması gerekli taşınmaz varlıklarının restorasyonu ile ilave yapılar olması halinde özgün yapısının kopyalanmayacağının ilke kararı olduğunu, dolayısı ile yapının dış cephesinin değiştirilmesi yasaya, ilke kararlarına aykırı olup bu hususun bilinmemesinin mümkün olmadığını, müvekkili tarafından kurula iki cephe önerisinde bulunulduğunu, kurul iskân alınmış halini onayladığını, Davalı tarafın ise kurul tarafından reddedilen projenin hemen aynı özellikleri içerir cepheyi iskandan sonra uyguladığını, işlem basit onarım olmadığı halde karara esas bilirkişi raporunda dış cephe değişikliğine basit onarım denildiğini, bilirkişinin hatalı rapor hazırladığını, dış cephe değişikliğinin basit onarım kapsamı içinde olmadığını ve cephe değişikliği için yapı tadilat ruhsatı gerekli olduğunu, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinin mahkemeye yazmış olduğu cevap ile ispat edilmiş olduğunu,-Zorunlu tadilat var ise davalının kurula tadilat projesini neden sunmadığına ve dilekçesini geri çektiğine açıklama getirilemediğini, FSEK’nun 16/II. maddesine göre yapılan tadilat projelerinin İmar Kanunu’nun 8/j maddesi gereği müellif izni olmaksızın onaylanmak zorunda olduğunu, davalı tarafın, onaylı restorasyon projesinin yasaya uygun olmadığına dair kurula dilekçe ile müracaat ettiğini ve fakat tadilat projesini sunmadığını, yapının halen onaylı projeye aykırı nitelikte olduğunu, basit onarım izni ile iki katın dış cephesi tamamen değiştirilebilir ise kurul aleyhine haklı olduğunu iddia eden davalı tarafın proje sunmadığını ve kurul aleyhine idari dava açmadığını, -Dava konusunun süre kısıtlamasına dayalı izinsiz müdahale olmadığını, dış cephenin değiştirilmesi olduğunu, süre nedeni ile izin almadan yapılan müdahale için zorunluluk ileri sürülebilir ise de dış cephenin baştan aşağı değiştirilmesinin zorunluluk ile ifade edilemeyeceğini, kararda kabul edilen bilirkişi raporunda ön yargı ile müvekkilinin rölöve, restitüsyon projelerini hazırlamadığını ve bunun için yeterli süresi olmadığının iddia edildiğini, bilirkişi raporunun varsayım incelemesi yapıldığını gösterdiğini, müvekkilinin muvafakat aldığı mimar ... ’in çizmiş olduğu restorasyon projesinin reddedilmiş olduğunu, rölöve ve restitüsyon projesinin ise hiç kullanılmadığını, bilirkişilerin projeleri kıyaslamadan, bilmediği bir konuda sonuca vardığını,-Kararda ve esas alınan bilirkişi raporunda davalarına ait olmayan davalı tarafın tek taraflı olarak yaptırmış olduğu (İst.16.SHM) raporun da esas alındığını, tespit bilirkişi raporunun baştan aşağı yanlış olduğunun 7 ayrı rapor ile ispat edilmiş olmasına rağmen (İST.18.AHM) dayanak yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, Sayın Mahkemenin, başkaca mahkemenin yargılamasına esas olan 7 bilirkişi raporu yerine tek taraflı tespit bilirkişi raporunu esas almasının da hukuken akıl almaz nitelikte olduğunu, kararda belirtilen, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/239 Esas sayılı dosyasının tarafının da müvekkili olmadığını, Müvekkilinin müdahil olma talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini müdahil olunamayan davanın kararının şimdi müvekkili aleyhine delil olarak gösterilerek gerekçe yapıldığını, ceza davasında tespit bilirkişi raporu (İst.16.SHM) esas alındığını, huzurdaki dosyaya da hem tespit hem de ceza davası raporu esas alındığını, böylece tek taraflı tespit dosyasının raporu ile tüm hukuki ihtilafın tamamlandığını, İstanbul 18.Asliye Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporlarına ceza mahkemesi tarafından bakılmasının düşünülmediğini,-Karara esas bilirkişi raporunda; davacı yanın beyanına itibar edildiğini, Sürgülü ve (... bu konuda özel araştırma yapmıştır) genişliği 7 cm olan bir pencerenin dışarı düşebilmesi mümkün olmadığını, sürgülü pencere kanadının ancak müdahale ile yerinden çıkartılabileceğini, düşmesinin mümkün olmadığını,-Müvekkilinin proje müellifi olup kurul kayıtları ve kararlarında müellif olduğu açıkça görüldüğünü, raporda müvekkilinin proje müellifliğinin de tartışmalı hale getirilmeye çalışıldığını, dış cephe değişikliğinin esaslı tadilat niteliğinde olup proje bedelinin tam ücret üzerinden hesaplanmak durumunda olduğunu, bilirkişi raporunda 2013 yılı Mimarlar Odası en az bedel tarifesine göre restorasyon proje bedeli hesaplaması gösterilmeksizin afaki bir rakam belirtildiğini, rakamın dayanağı bulunmadığını,-Kurul tarafından onaylı restorasyon projesinden yapının 4 katlı olduğunun görüldüğünü, dosyaya sunulan kurul kararlarında görüleceği üzere müvekkilinin 2 cephe önerisinden 1. cephe önerisi kabul edildiğini, ana yapının dış kaplaması sıva olup eklenen ilave iki katın dış cephe malzemesi ile ilgili olarak sabit sürgülü pencere ile ahşap lata malzemeyle yapılmış cephe hareketi çizildiğini ana yapının kargir duvar sıva kaplaması dönem özelliğinde, ilave üst iki katın da günümüz çelik sistemli, boşluk olarak cam yüzeylerin yoğun, ahşap dikmelerle hareketlendirilmiş olduğunu ve ana yapının dönem özeliğinden farklı olarak yorumlandığını, davalının izinsiz, imara aykırı ruhsatsız değişiklik sonrasının fotoğraflarının da mahkemeye ve bilirkişilere sunulduğunu, Mahkemenin dosyayı yeni bir heyete dahi sevk etmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı yanın malik olduğu binanın iki katı özgün iki katı ise ilave imar hakkı alınarak yapıldığını, korunması gerekli taşınmaz varlıklarının restorasyonu ile ilave yapılar olması halinde özgün yapısının kopyalanmayacağını, dolayısı ile yapının dış cephesinin değiştirilmesinin yasaya, ilke kararlarına aykırı olduğunu, bu hususun bilinmemesinin mümkün olmadığını, kurul dosyasında müvekkilinin iki cephe önerisi var olup kurul iskân alınmış projeyi tercih ettiğini, Davalı tarafın ise reddedilen öneriye yakın cepheyi iskandan sonra inşa ettiğini, dilekçelerinin 1 numaralı ekinde yapının iskân alan hali ile değişiklikten sonraki hali görüldüğünü, Davalı yanın mantık ve matematik kurallarına aykırı iddiasına göre binanın yan cephesindeki ilave katlardan 2. katın bir adet sürgülü penceresi yerinden çıktığı ve o yüzden ilave iki katın bütün dış cephesi değiştirildiğini, ancak yazılı uluslararası tüzük ve sözleşmeler ile ilke kararlarına aykırı olarak betonarme bina yapıldığını, binanın İmar Kanunu'nun 32. maddesi gereği yıkılması gerektiğini, Mahkemece Beyoğlu Belediye Başkanlığı'na yazı yazılarak binada yapılan değişikliğin projeye tabi olup olmadığı ve mevcut durumunun yasaya uygun olup olmadığını teyit edebilme hakkına sahip olduğunu, davalı taraf hatalı imalat veya montaj var ise bir adet pencereyi yaptırmak yerine iki katın dış cephesini bütün olarak değiştirmiş olduğunun raporda da kabul edildiğini, fotoğrafların karşılaştırması ile normal bir inceleme ile dahi basit onarım izini ile yapılmayacak derecede esaslı tadilat yapıldığını ve gerçekliği tartışılan pencere sorunu ile iki adet katın bütün cephelerinin bilinçli olarak projeye aykırı bir şekilde değiştirilmek istendiğini, basit onarım denilmesinin 660 sayılı ilke kararına aykırı olduğunu, aynı ilke kararı gereği dış cephe değişikliğinin esaslı onarım olup tadilat projesine tabi olduğunu, projeye aykırı dış cephe değişikliğinin 2863 Sayılı yasının 9. maddesine aykırı olduğunu, Davalı yanın yaptırmış olduğu dış cephe koruma kurulu tarafından evvelce reddedilen dış cephe olup aynı zamanda uluslararası sözleşmelerde kabul edilen ilkelere de aykırı olduğunu, Ek bilirkişi raporunun 2. sayfası 3. bendinde projede detay hataları olduğu söylendiğini, detay hataları var ise tüm kurumlarca müvekkilinin (proje müellifinin) muvafakati olmadan projenin değiştirilmesi gerektiğini, Davalı yanın Koruma Kuruluna neden tadilat projesi veremediğinin halen açıklanmadığını, Dış cephe değişikliği haklı olmamakla birlikte olsa bile tadilat projesinin zorunlu olduğunu, raporda müvekkilinin çizmiş olduğu cephede detay hatası vardır denildiğini, pencere çizmenin detay hatası olup olmadığının açıklanması gerektiğini, davalı tarafın pencereyi değil cepheyi değiştirdiğini, -FSEK m.16/II ve İmar Kanunu 8/j maddesi ve 6863 ve 3194 sayılı yasaların emredici hükümleri gereği hiç kimsenin onaylı projeye aykırı inşaat yapamayacağını, Davalı yanın yapmış olduğu işlemler zorunlu ise FSEK m. 16/II kapsamında müellifi olan müvekkilinin muvafakati aranmaksızın kurul ve belediye tarafından İmar Kanunu’nun 8/j maddesine göre tadilat projesi düzenlenmesini gerekeceğini, Davalı tarafın, onaylı projenin uygun olmadığına dair kurula dilekçe ile müracaat ettiğini ve fakat tadilat projesi vermediğini, yapının halen onaylı projeye aykırı nitelikte olduğunu, basit onarım izni ile iki katın dış cephesi tamamen değiştirilebilir ise kurul aleyhine haklı olduğunu iddia eden davalı tarafın idari dava açmadığını,-Davalı tarafın kurul tarafından kabul edilen cephe önerisini kendisi kabul etmediğini, davalının tecavüz mahiyetteki dış cephe değişikliğini benzer cephe önerisi olarak müvekkili tarafından yine kurula sunulduğunu ve fakat kabul görmediğini, Davalının ise bunu karşı adeta bir kurgu ile 22.10.2012 tarihinde penceresinin düştüğünü söyleyip ve hemen projeyi değiştirmeye çalıştığını, Davalı taraf zorunlu kaldı ise kurula tadilat projesini sunmak zorunda olduğunu, şayet kurul FSEK’nun 16/II maddesi ile İmar Kanunu’nun 8/j maddesine göre tadilat projesini kabul etmez ise idari dava açması gerektiğini, rapora göre davalının, idareye karşı dava kazanmasında bir beis olmayacağını, çünkü kurulun tadilat projesini reddetmekte haksız hale geleceğini, davalı yanın; halen (eser niteliğinde) onaylı restorasyon projesine aykırı olarak yapı kullanma izin belgesi sonrası yapıyı tümden değiştirdiğini, değişikliğin zorunlulukla hiçbir bağı bulunmadığını, bir adet pencere hatalı ise (ki değil) iki katın değiştirilmesi gerektiğinin söylenmesinin de akıl ve mantıkla bağdaşmadığını, -Süre nedeni ile izin almadan yapılan müdahale için zorunluluk ileri sürülebilir ise de dış cephenin baştan aşağı değiştirilmesinin zorunluluk ile ifade edilemeyeceğini, -Dava dosyasında mimar ... tarafından hazırlanan rölöve ve restitüsyon projeleri olmadığını, kurul tarafından mimar ... tarafından sunulan ve reddedilen restorasyon projesi de olmadığını, ancak restorasyon projesinin reddedildiği bilgisi olduğunu, müvekkili tarafından rölöve ve restitüsyon projesinin hatalı olduğu fark edilerek yeniden çizildiğini, Mimar ... ’in rölöve ve restitüsyon projeleri ise hiç kullanılmadığını, Dava dosyasında karşılaştırma için iki ayrı proje olmadığı halde varsayımla müvekkilinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını, dilekçe ekinde müvekkilinin çizmiş olduğu rölöve ve restitüsyon projesi ile bir önceki mimarın hazırladığı projelerin karşılaştırmalı olarak sunulduğunu, müvekkilinin rölöve, resitüsyon ve restorasyon projelerini (iki önerili) yeniden hazırlamış olduğunu,-Sayın İlk Derece Mahkemesi'nin; davalı tarafın tek taraflı olarak yaptırdığı baştan aşağı yanlış olduğu 7 ayrı rapor ile ispat edilen tespit bilirkişi raporunun dayanak yapmasının hukuka aykırı olduğunu, hükme esas bilirkişi raporunun, dava ile hiç bağı olmayan ve davalı yanın tek taraflı beyanlarına dayalı olan ve geçersizliği ispat edilmiş olan İstanbul 16. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 4.12.2012 tarihli değişik iş dosyasındaki tespit raporuna dayandığını, Bilirkişi raporunda yer alan dayanak bilirkişi raporunun hatalı olduğunun davalılar tarafından müvekkili aleyhine açılmış bulunan İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/367 dava dosyasında ortaya çıktığını, dava dosyasında 7 adet bilirkişi raporu var olup hiçbiri dava ile ilintili müvekkiline kusur atfetmediğini, hukuk davasındaki gecikme ve ayıplı ifa iddiasına dayalı bilirkişi raporları nazara alınacak ise dava dosyasının celbi ile tüm bilirkişi raporlarının nazara alınması gerektiğini, bu raporların dava ile ilgili olmamak yanında bilirkişi raporu ile Sayın İlk derece Mahkemesinin davayı kendi konusu dışına taşırdığını, Dava ile bağı kurulabilecek olan ve KTVKK tarafından yapılan şikâyet üzerine İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/239 Esas sayılı dosyasında alınmış oluna bilirkişi raporu ise yine yukarıda değindiğimiz üzere geçersiz (İst.16.SHM) bilirkişi raporuna dayandığını, müvekkilinin ceza davasının tarafı olmadığı için davaya müdahale edemediğini, suça konu edilen; izinsiz olarak (projeye uygun) tamirat yapmak değil, tadilat projesi gerektirir şekilde projeyi değiştirerek uygulamaktır ki ceza dosyası raporunda bu hususun tespit edildiğini, -Taraflar arasındaki 26.9.2011 tarihli sözleşmede proje müellifi tanımı var olup müvekkilinin adının açıkça yazıldığını, proje ve taşınmaz ile ilgili Mimarlar Odası nezdinde müellif kaydı bulunduğunu,-Bilirkişi raporunda bilinen ve kesin nitelikte olan mimarlar odası mevzuat hükümlerinin de ihlal edildiğini, dış cephe değişikliği esaslı tadilat niteliğinde olup proje bedelinin tam ücret üzerinden hesaplanmak durumunda olduğunu, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinin yazı cevabının hiç nazara alınmadığını, cephe değişikliğinin basit onarım niteliğinde olmadığı yine odanın yazısına rağmen, raporda yok sayıldığını, -Bilirkişi raporunda 2013 yılı Mimarlar Odası en az bedel tarifesine göre restorasyon proje bedeli hesaplaması yapılmaksızın afaki bir rakam belirtilmiş olup rakamın dayanağı bulunmadığını, hesaplama yönünden itirazları olduğunu, -İstanbul 2.Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/176 Esas ve 2021/37 Karar sayılı kararının, hükme esas bilirkişi raporuna karşı itirazları değerlendirilmeden karar verilmesi, objektif ve tarafsız olma ilkesini ihlal eden bilirkişi raporunun hükme esas alınması, Dava ile hiç ilgisi olmayan, konu ve içerik yönünden farklı üstelik gerçek olmadığı 7 defa ispat edilen tespit bilirkişi raporunun hükme esas alınması, Müvekkilinin tarafı olmadığı gibi müdahil olamadığı ceza mahkemesi kararının esas alınması nedenleri ile kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sıırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava 5846 sayılı FSEK kapsamında eser sahipliğine tecavüze dayalı maddi tazminat ve manevi tazminata ilişkindir. Beyoğlu Belediyesinin 16.05.2018 tarih ve 2018-4271 sayılı yazısı ekinde, davaya konu taşınmazın, 11.11.2011 tarih ve 2011/11802 sayılı tasdikli projesi gönderildiği: Kültür ve Turizm Bakanlığı; İstanbul ll numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün 07.05. 2018 tarih ve E 393246 sayılı yazısı ekinde, davaya konu taşınmaza ilişkin alınmış kurul kararları ve Rölöve-Restitüsyon ve Restorasyon projesinin gönderildiği; Kurulun 08.06.2011 tarih ve 4552 sayılı kararında, "İstanbul ili, Beyoğlu İlçesi, 24 pafta, 482 ada, 1 parselde bulunan tescilli yapıya ait güncel rölöve, restitüsyon ve 1. öneri cepheli restorasyon projesinin uygun olduğuna, Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Yüksek Kurulu’nun 22 03.2001 gün 680 sayılı ilke karan gereğince, uygulamanın kurul kararlarına uygun yapılması için uygulamanın mesleki denetim sorumluluğunun müellif mimar tarafından üstlenilmesine” karar verildiği görülmüştür. Dosyaya sunulu Rötöve-Restitüsyon ve Restorasyon projelerinde müellif mimarın davacı ... olduğu görülmektedir.Taraflar arasında Üsküdar .... Noterliğinde 26 09.2011 tarih ve ... yevmiye no ile “... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, .../Ağakülhanı Sokağında Kain Tapunun ... Pafta, ... Ada, 1 Parsel Numarasında Kayıtlı Kargir Apartman Ve Dükkan Vasfındaki Binanın Kapsamlı Restorasyonunun Ve Çelik Konstrüksiyon İle ilave Edilmiş 2, Ve 3.Katların İnşaatının Yapılmasına Ait Yüklenici Sözleşmesi" tanzim ve imza edildiği; bu sözleşmeye göre; Mal sahiplerinin ... ve ...; Yüklenicinin ... Ltd Şti olduğu; Sözleşmenin konusu’nun: Beyoğlu Belediye Başkanlığı ve T C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurula Müdürlüğü tarafından onaylı plan ve projelerine uygun olarak YÜKLENİCİ tarafından ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, .../... Sokağında vaki ve kain tapunun ... Pafta, ... Ada, ... Parsel Numarasında Kayıtlı Kargir Apartman Ve Dükkan Vasfındaki taşınmazın restorasyonu ve çelik Konstrüksiyon olarak ilave iki kat inşaatın yapılması olduğu; Proje müellifi Mimar ...’in uygulama sırasında Mesleki Uygulama Sorumluluğu (MUS) hizmeti vereceği ve sözleşmede bundan sonra proje müellifi olarak anılacağı; Kesin kabul belgesinin, İşlerin sözleşme şartlarına göre yapılıp tamamlanmasından ve Yapı Kullanma İzin Belgesinin alınmasından sonra eksiksiz, hatasız ve kusursuz durumda mal sahiplerine teslim edildiğim tevsik etmek üzere mal sahipleri ve yüklenici arasında müşterek olarak tanzim ve imza edilen belge olduğu; İşin süresinin sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren 5 ay olduğu, Yapı kullanma izin belgesinin de 5 ayı takip eden ay içerisinde yüklenici tarafından alınacağı, doğal afetler dışında hiçbir mazeretle inşaatın süresinin geciktirilemeyeceği, gecikmesi durumunda cezai şartın getirildiğinin imza altına alındığı görülmüştür.İstanbul 16. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/83 D.İŞ. sayılı dosyasına sunulan 04.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda; "2. ve 3. katta dış cephe pencere doğramalarının çift camlı, manüel sürgülü, (elle sürülerek açılıp kapatılan) pvc doğrama olarak yapılmış olduğu, Manüel sürgülü pvc doğramaların genel olarak hareketli kanatlan kısa olarak Üst kasaya sadece 1,5-2.0 mm bindiği hatalı imal edilmiş, pencere kollarının iki ayrı tipte (Gönüne ve dıştan) takılmış olduğu, 2. kattaki bağımsız bölümün Yadigar sokağa bakan cephesinde bulunan sürgülü kanadın üst kasadan kurtulmuş, içeriye ve dışarıya düşecek durumda olduğu, 2. ve 3. katlarda Ağa Hamamı Sokağa bakan ışık alan cephesine takılan pve doğramanın 4cm kalınlığında normal camlı, sabit kanatlı (açılır kanadı bulunmayan ) büyük ebatlı iki ayrı çerçeve şeklinde, aralarında taşıyıcı ek profil konulmadan birbiri üzerine oturtularak montajının yapılmış olduğu, Dış Cephede; 2 ve 3 Normal ilave katlarda Yadigar Sokak cephesinde düşey ahşap lataların takılmamış olduğu, 2. ve 3, katlarda manüel sürgülü olarak pvc doğramaların genel olarak hareketti kanatların kısa olarak kasaya 1.2-2.0 mm bindiği, hatalı imal edilmiş olması sebebiyle pencere kanadının yüksekliği dikkate alındığında kanadın üst kasadan çok kolaylıkla kurtularak içeriye veya dışarıya doğru düşebileceği can ve mal emniyeti bakımından tehlike arz ettiği, Projede 2. kattaki bağımsız bölümde Yadigar sokağa bakan cephedeki balkon parapeti üzerinde görülen 30 cm yüksekliğinde, 1 cm kalınlığında cam korkuluğun takılmamış olması sebebiyle can ve mal emniyeti bakımından tehlike arz ettiği, yerine takılması gerektiği, merdiven kovasının Ağa Hamamı sokağa bakan ışık atan cephesine takılan pve doğramaların, montaj şekli ve cam kalınlığı ve standardı yönüyle de çan ve mal emniyeti bakımından tehlike arz ettiği acil olarak önlem alınması, tekniğine uygun olarak ahşap doğramadan, ısı camlı açılır kanatlı olarak değiştirilmesi gerektiği, dış cephede 2. ve 3. Kat pencere önlerine konan ahşap lataların kalitesiz (2.sınıf) malzeme ve kalitesiz bir İşçilikle montajlarının yapılmış olduğu" tespit ve değerlendirmelerinde bulunulduğu anlaşılmıştır. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/239 E sayılı dosyasına sunulmuş 28.05.2018 tarihli bilirkişi raporunda; Beyoğlu Belediye Başkanlığı imar ve Şehircilik Müdürlüğü 2 Aralık 2014 tarih ve 85296374 sayılı cevabi yazısı ile söz konusu parselle ilgili olarak 17.11.2011 tarih ve 04-26 sayı numarası ile restorasyon ruhsatı düzenlenmiş olup sonrasında 03.09 2012 tarih ve 2012/7722 sayılı yapı kullanma izin belgesi tanzim edildiğinin belirtildiği, Beyoğlu Belediye Başkanlığı imar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün 28.01.2013 tarih ve 20 sayılı Onarım Ön izin Belgesi Kapsamında Mimar ... tarafından hazırlanan proje olduğu, taraflar arasındaki 26.09.2011 tarihli sözleşme inşaat yapım sözleşmesi mevcut olduğu, mimari proje müellifi olarak davacı ...'in göründüğü, raporda; T C. Beyoğlu ... Noterliği’nin 03 Aralık 2010 tarih ve ... yevmiye numaralı Muvafakatnamesi ile Mimar ... ’in ... İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Sok, ... pafta, ... ada, ... parselde bulunan yapının proje müellifliği haklarını 39819 sicil numaralı ...'e devrettiği bilgisinin yer aldığı, ...'in de proje müellifliğini ...’den devraldığı, bu yapım işi sözleşmesi kapsamında bu kadar kısa sürede Rölöve-Restitüsyon ve Restorasyon projeleri hazırlanıp onaya sunulamayacağından, teknik olarak da yine ...'in proje müellifi olduğu onaylı hazır projelerin yapım işi ile ilgili sözleşme yapıldığı anlaşıldığından, her ne kadar resmi kurumlar gereği mimari proje müellifliği ... tarafından ...’den devralındığı anlaşılmakla, taraflar arasında Mimarlık Hizmetleri Sözleşmesi olduğuna ilişkin bir bilgi ya da belge dosyaya sunulu olmadığından proje müellifliğini ...’den devralan ...’in yasal proje müellifi olduğu, taşınmazla ilgili yapım İşleri sözleşmesi mevcut olduğu ancak bu sözleşme içerisinde proje yapım işlerine ilişkin hükümlerin yer almayıp onaylı plan ve projelerine uygun olarak yüklenici tarafından yapım işi sözleşmesi olduğu, onaylı restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hataları nedeniyle tehlike arz etmiş olduğu, bu nedenle tescilli yapı sahiplerinin ilk müellif ... vasıtasıyla basit onarım izini alarak tehlike arz eden cepheyi ve doğramaları zorunlu nedenlerle yeniden tanzim ettiği; tescilli yapı sahipleri ve ilk müellif mimar .....’in basit onarım izini dışına çıkarak 2863 sayılı yasanın ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararlarına aykırı olarak basit onarım kapsamını aşan uygulamaların 2863 sayılı yasaya aykırı davranmış ise de zorunlu olarak can güvenliği açısından doğacak tehlikeleri gidermek açısından yapıldığı anlaşılan bu uygulamalarında kasıtlı bir davranış söz konusu olmadığı, ikinci müellif mimar ... in proje mükellefi ve işin yüklenicisi ve teknik uygulama sorumlusu olarak görevini ilgili yasalara ve mevzuata göre yapmadığı ve imalatı ayıplı olarak teslim ettiği" tespit ve değerlendirmelerinde bulunulduğu anlaşılmıştır.Mahkemece aldırılan 27/02/2018 tarihli heyet raporunda özetle; özellikle taraflar arasındaki sözleşme ve FSEK mevzuatı dikkate alındığında, davacının çizdiği projenin eser olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği yönünden incelemede; davacı mimarın onaylı Rölöve- Restitüsyon ve Restorasyon projelerinde müellif olarak isminin yer aldığı, Rölöve-Restitüsyon ve Restorasyon projelerinin FSEK md. 1/B ve FSEK md. 2 anlamında mimari proje olarak eser niteliği taşıdığı, yapılan değişikliğin tecavüz olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği yönünden incelemede, dosyada mübrez İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/239 E sayılı dosyasına sunulmuş 28.05.2018 tarihli bilirkişi raporundaki "onaylı restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hataları nedeniyle tehlike arz etmiş olduğu, bu nedenle tescilli yapı sahiplerinin ilk müellif .... vasıtasıyla basit onarım izini alarak tehlike arz eden cepheyi ve doğramaları zorunlu nedenlerle yeniden tanzim ettiği; tescilli yapı sahipleri ve ilk müellif mimar ...’in basit onarım izini dışına çıkarak 2863 sayılı yasanın ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararlarına aykırı olarak basit onarım kapsamını aşan uygulamalar yapmış ve 2863 sayılı yasaya aykırı davrandıkları, zorunlu olarak can güvenliği açısından doğacak tehlikeleri gidermek açısından yapıldığı anlaşılan bu uygulamalarında kasıtlı bir davranış söz konusu olmadığı; yönündeki tespitler de dikkate alınacak olduğunda, yapılan değişikliklerin fikri haklara tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği, raporumuzun 4. Heyet İncelemesi ve Değerlendirme bölümünde yer verilen Yargıtay içtihatlarından da anlaşılacağı üzere, zorunlu tamirat, zorunlu tadilat gibi durumlarda yapılan değişikliklerde eser sahibinden izin alınmasının gerekli olmayabileceği, kaldı ki somut olayda malikler tarafından yapılan değişikliklerin zevk amaçlı değil de restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hatalarından kaynaklanmış olduğunun anlaşıldığı, neticeten haklı sebepte yapıldığı düşünülen bu değişikliklerin fikri haklara tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği, nihai takdiri mahkemeye ait olmak üzere, Sayın Mahkemece yapılan değişikliklerin tecavüz oluşturduğu ve davacının mali haklarının ihlali nedeniyle talepte bulunabileceği sonucuna varılacak olursa, bilirkişi görevlendirmesi kapsamında dikkat çekilen FSEK md. 68 kapsamındaki zararlarının tespiti noktasında, bu tür değişikliklere ilişkin olarak sektör uygulamaları doğrultusunda mimarın; Onarım Ön izin Belgesi alındığı tarih olan 28.01.2013 tarihi itibari ile 6.000,00-TL mertebesinde, Dava tarihi olan 26.03.2018 tarihi itibari ile, 9.500,00TL mertebesinde; bir ücrete hak kazanabileceği yönünde kanaat bildirildiği, taraf itirazları üzerine sunulan 05.11.2020 tarihli ek raporda aynı yönde görüş bildirildiği, kök rapordaki tespit ve kanaatlerinin değiştirilmeksizin tekrarlandığı anlaşılmıştır.Dava konusu Rölöve-Restitüsyon ve Restorasyon projelerinin her birinin FSEK'te korunan eser niteliğini taşıdığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça 5.11.2012 tarihinde davalıların projenin hatalı olduğunu bildirir mahiyette koruma kurula müracaat ettiğini, 6.11.2012 tarihinde müthiş bir hızla 24 saatten kısa bir sürede rapor hazırlandığını, 19.2.2013 tarihinde kurulun yasal hakkı olan 3 aylık cevap süresi beklenmeden davalıların projenin hatlı olduğuna dair dilekçelerini geri çektiklerini, Kurulun yıkım kararı olduğunu, 8.01.2013 tarihinde Beyoğlu Belediye Başkanlığı’ndan basit onarım öz izni alındığını, basit onarım izni ile esaslı onarım niteliğinde olacak şekilde dış cephenin iki katı tamamen değiştirildiğini iddia etmiş ise de, kurul kararının yanlış verildiğine dair dosyada aksi delil bulunmadığından bu istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır.Davacı taraf yapılan değişikliğin basit onarım denilmesinin 660 sayılı ilke kararına aykırı olduğunu, aynı ilke kararı gereği dış cephe değişikliğinin esaslı onarım olup tadilat projesine tabi olduğunu, projeye aykırı dış cephe değişikliğinin 2863 Sayılı yasının 9. maddesine aykırı olduğunu, iddia etmiş olup, dava dosyasına alınan bilirkişi raporunda da bu husus basit onarım olmadığı değerlendirilmiş ise de, yapılan değişikliklerin fikri haklara tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay içtihatlarından da anlaşılacağı üzere, zorunlu tamirat, zorunlu tadilat gibi durumlarda yapılan değişikliklerde eser sahibinden izin alınmasının gerekli olmayabileceği, somut olayda malikler tarafından yapılan değişikliklerin zevk amaçlı değil de restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hatalarından kaynaklanmış olduğunun anlaşıldığı, neticeten haklı sebepte yapıldığı düşünülen bu değişikliklerin fikri haklara tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. İstanbul 16. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 4.12.2012 tarihli değişik iş dosyasındaki tespit raporunun, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/367 dava dosyasında alınan raporlar ile geçersizliği ispat edilmiş olduğu ileri sürülmüş ise de, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/367 dava dosyasının gecikme ve ayıplı ifa iddiasına dayalı olarak alınan raporlara ilişkin olduğu, Ceza dosyasında alınan bilirkişi raporunun ise zorunlu olarak can güvenliği açısından doğacak tehlikeleri gidermek açısından yapılan tadilat işleminin zorunlu olup olmadığına ilişkin tespit içermesi nedeniyle delil olarak alınabileceği, Mahkemece de bu konuda onaylı restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hataları nedeniyle tehlike arz etmiş olduğu tespitine dayandığı, işbu dosya yönünden bu durumun tadilatın zorunlu olup olmadığına ilişkin delil tespit ettiği bu konuda da hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, onaylı restorasyon projesindeki cephe uygulamasının detay hataları nedeniyle tehlike arz etmiş olduğu ve değiştirilmesinin zorunlu olduğu, bu nedenle yapılan değişikliklerin basit onarım olmamakla birlikte zorunlu olduğunun kanıtlanmış olması nedeniyle haklı sebeple yapıldığı düşünülen bu değişikliklerin fikri haklara tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği konusundaki Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 28/01/2021 tarih ve 2018/176 E., 2021/37 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 01/07/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09