Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
bam
2024/1053
2024/1065
11 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1053
KARAR NO: 2024/1065
KARAR TARİHİ: 11/07/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/05/2024 (Ara Karar)
NUMARASI: 2024/459 Esas
TALEP: İhtiyati Haciz
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 11/07/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ihtiyati haciz isteyen davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ TALEP: İhtiyati haciz talep eden vekili talep dilekçesinde özetle; nam-ı müstear davalarında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat koşulunun sağlanması yeterli olup, kesin ispat aranmaması gerektiğini, borca batık şirketlerin ortaklarının yeni şirketler ya da kardeş şirketler kurarak faaliyetlerine devam ettikleri sıklıkla görüldüğünü, Bu durumda aralarında organik bağ bulunan tüzelkişilerden birinin mevcudunu eksiltmesi durumunda diğerinin iyi niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği ve yapılan tasarrufların batıl olduğunun açık olduğunu, borçluların kardeş/yapışık/paravan şirketi olan davalı ... Limited Şirketi'nden Ve ..., alacaklı olduklarından, davaya konu edilen alacağımızın tahsilini teminen müvekkil finans şirketi olması da dikkate alınarak teminatsız olarak, davalı ... Limited Şirketi'nin ve ...'ın menkul, gayrimenkul malları ile 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince ihtiyati tedbir/haciz talebi hakkında yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, "İİK' nın 257/1. Maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı ihtiyati haciz talebinde bulunabilir. İİK 258/1. Maddesinin 2. Cümlesine göre: "İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacaklı, alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur." Bu madde uyarınca İhtiyati haciz talep eden, İİK'nın 257/1. Maddesi kapsamında bir para borcunun alacaklısı olduğunu, borcun rehinle temin edilmediğini ve borcun vadesinin gelmiş olduğunun yaklaşık olarak mahkemeye kanaat getirecek tarzda ispat etmek durumundadır. İİK'nın 257 maddesi hükmü uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için muaccel bir para alacağının bulunması ön koşuldur. Varlığı ihtilaflı ve tespite muhtaç olan bir alacak talebi yönünden ortada muaccel veya müeccel bir para alacağı bulunduğu söylenemeyecektir. Delillerin henüz toplanmamış olması, alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirir bir husus olduğu, muaccel alacağın yaklaşık ispat koşulu da dikkate alındığında kanıtlanamadığı, bu aşamada şartların oluşmayan ihtiyati haciz talebinin reddine...," karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İhtiyati haciz talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar ve borçlular arasında organik ilişkiler olduğunu, uygulamada sıklıkla borca batık şirketlerin alacaklıların takibinden kurtulabilmek amacıyla farklı şirketler adı ve çatısı altında faaliyetlerini sürdürdüklerinin görüldüğünü, borca batık şirketlerin ortakları aynı zamanda yeni şirketler kurmakta, yeni şirket borca batık şirketle aynı iş kolunda faaliyetini sürdürmekte ve hatta aynı müşteri çevresi ile ticaret yapmaktadır. kardeş şirketler çapraz perdelerle ticari faaliyetlerine devam ettiğini, borca batık bir şirket aleyhine icra takibi başlatıldığında genellikle karşılaşılan durumun borçlu şirketin adresinde yeterli malvarlığı yoktur. gidilen adreste başka bir şirket faaliyet göstermekte olduğunu, bu genellikle sonradan kurulmuş paravan bir şirket olduğunu, haciz yapıldığı takdirde üçüncü kişi konumundaki paravan şirketin istihkak iddiası ile karşılaşıldığını, bazı hallerde borçlu şirketin malvarlığı paravan şirkete çoktan devredildiğini, bu durumda alacaklıların müracaat ettiği yollardan birincisi İİK. m. 277’de düzenlenen iptal davası, ikinci yol ise muvazaa olduğunu, özellikle borçlu şirket ile paravan şirket arasında bir devir ilişkisinin bulunmadığı hallerde muvazaa sebebiyle devrin geçersizliğini ileri sürmek mümkün olmadığı gibi İİK m. 277’ye göre iptal davası da açılamadığını, çünkü iptal edilebilecek veya geçersizliği ileri sürülebilecek bir tasarruf işlemi bulunmadığını, böyle bir durumda paravan şirketin malvarlığına müracaat etmeyi sağlayacak farklı hukukî yollara ihtiyaç olduğunu, işte bu yollardan birinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bir diğeri ise organik bağ olarak ortaya çıktığını, somut olayda temlik eden ... Bankası Anonim Şirketi ile imzaladıkları 01/06/2015 tarihli kredi sözleşme gereği borcunun ödenmemesi üzerine temlik eden şirket tarafından borçlulara 11/01/2016 tarihinde ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edilmiş olup, borcun ödenmemesi üzerine icra takibi, başlatıldığını icra takiplerinin başlatılmasından bu yana borç ödemediğini, ... icra dosyasının şahsi borçlusu olup borçlu ... Limited Şirketi dosyanın şahsi borçlusu ... tek hissedarlı olarak kurmuş olduğu şirket olup işbu şirket üzerinden borç altına girilmiş akabinde, alacaklıları ızrar kastı ile aralarında organik bağ bulunan davalı şirketin tüzel kişilik şemsiyesi altına saklanarak muvazaalı olarak faaliyetlerine devam ettiğini, borçlu ... Limited Şirketi şahsi borçlu ... kızı ... (...) Yıldırım ve eşi (... damadı) ... hissedarlğında kurulmuş olan şirket olduğunu, borçlu ... Anonim Şirketi borçlu ... oğlu ... tarafından tek hissedarlı olarak "yayla mahallesi pirinççi köyü yolu blv. no:..." adresinde kurulduğunu, davalı (namı müstear) şirket de işbu borçu ... Şirketinin kurulmuş olduğu "... mahallesi ...yolu blv. no:..." adesinde kurulduğunu, davalı (namı müstear) ... Ticaret Limited şirketi borçlu ... Şirketinin kuruluş adresi olan "... mahallesi ... yolu blv. no:..." adresinde icra dosyası borcunun doğumundan ve hatta icra takibinin başlatılmasından sonra 10/11/2017 tarihinde borçlu ... Şirketinin kurucu ortağı ... kardeşi ... tarafından tek hissedarlı olarak kurulduğunu, yani davalı (namı müstear) ... Şirketi, borçlu ... damadı olan aynı zamanda borçu ... Şirketinin de kurucu ortağı olan ... kardeşi ... tarafından borcun doğumundan sonra ve tek hissedarlı olarak ve diğer borçlu şirket olan ... Şirketinin kurulduğu "... mahallesi ... yolu blv. no:..." adresinde kurulduğunu, icra dosyasından borçlular aleyhine yapılan haciz işlemlerinde davalı sıla maden inşaat şirketi lehine 3. kişi sıfatı ile istihkak iddiası ileri sürüldüğünü,haciz işlemi sırasında icra müdürlüğü tarafından tespit edilen hususların haciz tutanağına derç edildiğini, haciz mahallinde bulunan çalışan, borçlu ... patron olduğunu açıkça beyan etmiş olup bu durum icra memurunca tutanağa derç edildiğini, haciz mahallinde borçlulara ve borçlu şirkete ait birçok evrak görülmüş olup mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile alacaklı lehine olup ayrıca 3. kişi şirket ... Limited Şirketi tarafından borçlu ...'ya verilmiş olan vekaletname dahi bulunmakta olup bu durum dahi 3. kişi şirketlerin borçlu tarafından yönetildiğini ve borçluya ait olduğunu açıkça gösterdiğini, mahalde bulunan evraklar borçluların ticari faaliyetini borcun doğumundan sonra 3. kişi (davalı namı müstear) şirket üzerinden haciz mahallinde sürdürdüğünü gösterdiğini, İİK 97/a maddesi "bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılacağını, borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur." şeklinde olup davalı sıla maden inşaat nakliyat sanayi ticaret limited şirketi lehine ileri sürülen istihkak iddiası ile ihtilaf çıkan malların mülkiyeti hususunda yasal karinenin alacaklı lehine olduğu yani malların borçlunun elinde haczedildiği kesin olarak verilmiş olan İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi 2023/191 E. , 2023/210 K. sayılı 05/05/2023 tarihli kararı ile sabit olup işbu yerel mahkeme kararının da dava dilekçesinde belirtilen muvazaa hususlarına ispat niteliğinde olduğunu, davacının mal kaçırma riski derdest olup, dilekçe ekinde sunulan kesin nitelikli yerel mahkeme kararını da göz önünde bulundurarak, muvazaalı işlemlerin tarafı olmayan ve alacaklı 3. kişi konumundaki davacı şirketin muvazaayı her türlü delille kanıtlaması mümkün olup "yaklaşık ispat" yeterli olup, davalıların aile bireyleri adına paravan şirketler kurmaları ve bu paravan şirketler aracılığı ile ticari faaliyetlerine devam etmeleri, muvazaalı işlem yaptıkları hususunda geçerli bir karine teşkil ettiğini, muvazaa ve kötüniyetin ispatı bakımından, muvazaalı işlemlerin tarafı olmayanlar için delil sınırlandırması bulunmadığını, bu konuda öğretide ve Yargıtay uygulamalarında görüş birliği olduğunu, üçüncü kişiler muvazaayı her türlü delil ile ispat edebileceğini, mesela tüm malvarlığının yeni şirkete devredilmesi, yeni şirketin ortakları ile eski şirketin ortaklarının tamamen veya kısmen aynı olması yahut aralarında akrabalık ilişkisinin bulunması, yeni şirketin eski şirketin mali durumunun kötüleşmeye başlamasından sonra kurulması, aynı işyerini kullanması, aynı müşteri çevresine hitap etmesi, satıştan elde ettiği paraların hangi alacaklılara dağıtıldığının belli olmaması veya bu kişilerin gerçekten alacaklı olduklarının ispat edilememesi, bir taşınmazın kısa sürede birkaç defa el değiştirmesi gibi hususlar muvazaanın delili olabileceği uygulamada görüldüğünü, açıklanan nedenlerle ve davalının borçlular ile aralarındaki organik bağ nedeniyle, davalı ... Limited Şirketi ve ... borçluların nam-ı müstearı olarak kabul edilmesi gerektiğini, şirketi ve ... borçludan ayrı bir kişiliğe sahip olmadığı, borçlu ile organik bağlantılarının olduğu, hedef birlikteliklerinin bulunduğunun ortada olup bilindiği gibi; davalı üçüncü şahıslar, irade beyanlarının görünürdeki anlamına bağlı olan normal hukuki sonuçlarının gerçekleşmeyeceğini kararlaştırdıklarından ve hukuki işlemleri başkalarını yanıltmak amacıyla yaptıklarından; yani amaçları borçlular adına işlemlere devam etmek olduğu halde başka bir görüntü yaratmak gayesini taşıdıklarından; yapılan işlemler muvazaalı olduğunu, kullanılarak hukuksal korunma sağlamaya çalışılan perdenin kaldırılması gerektiğini, paravan şirket ve şahıs niteliğindeki davalı ... Limited Şirketi ve ... ile borçlu arasındaki bu perde kalktığında, aslında paravan şirketin ve şahısların borçlulardan bir farkı olmadığı, bilakis borçlu ile yapışık olduğu ve bu nedenle müvekkil şirketin işbu davaya konu ettiği alacaklarını, adı geçen davalılardan da tahsil etmekte haklı olduğu hususunun ortaya çıkacağını, tüzel kişiler arasında bu türden olayların çözümü noktasında, gerek öğretide gerekse yargısal içtihatlarda, ‘‘tüzel kişilik perdesinin kaldırılması/aralanması” ilkesi/teorisinin kabul edildiğini, bu ilkenin amacı, tüzel kişilerin ayrı birer varlık olduğu yönündeki ana ilkenin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınılmasını önlemek, hakkaniyeti sağlamak olup aksi durum TMK 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup nitekim; aşağıda alıntı yapılan yargıtay kararı ile doktrinel görüşler de bu iddiayı teyit etmekte olup davalılar tarafından MK 2. maddesi anlamında hakkın açıkça kötüye kullanılıp, dürüstlük kuralına aykırı davranıldığını beyanla, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE:Talep, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile alacağın tahsili amacıyla açılan davada ihtiyati haciz kararı verilmesi, istemidir.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, ihtiyati haciz şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davacı tarafça, temlik eden ... Bankası Anonim Şirketi İle imzaladıkları 01/06/2015 tarihli Kredi Sözleşme gereği borcunun ödenmemesi üzerine temlik eden şirket tarafından borçlulara 11/01/2016 tarihinde ... Yevmiye Numaralı ihtarname keşide edilmiş olup, borcun ödenmemesi üzerine ... Limited Şirketi, ... aleyhine İstanbul .... İcra Dairesinin ... E. (eski esas: ... ) Sayılı dosyası 22/01/2016 tarihinde ilamsız icra takibi; ... Limited Şirketi ve ... Anonim Şirketi aleyhine İstanbul ... İcra Dairesinin ... (eski esas: ... ) Ve İstanbul .... İcra Müdürlüğü nün ... E. Sayılı dosyaları ile kambiyo icra takibi; ... Limited Şirketi ve ... Limited Şirketi aleyhine İstanbul .... İcra Dairesinin ... E. (eski esas: ... ) Ve İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyaları ile kambiyo icra takibi başlatıldığı, ancak icra takiplerinin başlatılmasından bu yana borç ödenmediği, davalı ... Limited Şirketi ve ... borçlunun paravan/yapışık/kardeş şirketi olduğu, davalılar ile borçluların arkasında gizlenen ve yasal yollar kullanılarak hukuksal korunma sağlamaya çalışılan perdenin kaldırılmasının gerektiği, paravan şirket ve şahıs niteliğindeki davalı ... Limited Şirketi ve ... ile borçlu arasındaki perdenin kaldırılması gerektiği iddiasıyla davalılar hakkında ihtiyati haciz verilmesi talep edilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 257/1. Maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. 2004 sayılı İİK'nın 258/1. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır (Yargıtay 19. HD'nin 12/12/2019 Tarih, 2019/2300 E-2019/5531 K). Tüzel kişilerin, kendisini oluşturan gerçek kişilerden ayrı ve bağımsız bir hukuk süjesi olmasına göre, ortakları kısmen veya tamamen aynı olan tüzel kişiler de birbirlerinden bağımsız kişiliklere haizdir. Bu nedenle malvarlıkları da ayrıdır. Dolayısıyla bir tüzel kişi diğerinin borcundan kural olarak sorumlu tutulamaz. Ancak bazı hallerde "tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla tüzel kişileri oluşturan gerçek kişilerin veya başkaca bir tüzel kişi arasındaki ayrılık ilkesi bir kenara bırakılarak iki ayrı hukuk süjesi olarak değerlendirilmeyip, bunlara tek bir bütün olarak yaklaşılması mümkündür. Bu husus özdeşlik ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır.Şirketlerin faaliyet konuları, ortağı ve yöneticileri kısmen aynı olması, bu alacağın davalıdan talep edilebilmesinin yanı sıra, aleyhine ihtiyati haciz talep edilen davalı şirket ile borçlu şirketin malvarlığının birbirine karıştığı, iktisadi bir bütünlüğün olduğu ve tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılarak kötü niyetle, mal kaçırma ya da alacağın tahsilini kısmen veya imkansız hale getirme yönündeki eylemlerinin bulunması gibi bir takım olguların gerçekleşmesi gerekir. Bu olgular ise, yargılamada, tarafların gösterdiği tüm delillerin toplanıp birlikte değerlendirilmesi ile aydınlığa kavuşacak niteliktedir. Ayrıca tüzel kişilik perdesinin aralanması istisnai bir kurum olup, salt organik bağ içinde olunması yeterli değildir. Başka bir ifadeyle ticari merkez ve faaliyet alanının aynı olması, şirket ortaklarının aynı veya yakın akraba ve/veya eş olmasının ötesinde tüzel kişilikler arasında iktisadi bütünlüğün ispatı şarttır. Tabi ki ihtiyati haciz bakımından yaklaşık ispat yeterlidir. Ancak dosyaya sunulan deliller, yargılamanın bulunduğu aşama itibariyle İİK 258. maddesindeki yaklaşık ispata elverişli değildir. Bu nedenle şartları oluşmayan ihtiyati haciz talebinin reddine dair mahkeme kararında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati haciz talep eden davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-İhtiyati haciz isteyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İhtiyati haciz isteyen davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İhtiyati haciz isteyen davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 11/07/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52