Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
bam
2022/3286
2024/3390
2 Ekim 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/3286
KARAR NO: 2024/3390
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/12/2019
NUMARASI: 2018/1089 Esas - 2019/572 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/10/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili, sınırları içerisinde inşa edilmesi planlanan Üçüncü Havalimanı 'nın 3996 sayılı bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılması hakkında kanun ve 2011/1807 sayılı Bankalar Kurulu Kararı ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yap-işlet-devret modeli ile gerçekleştirilmesi amacıyla, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından ihale ilanı yaplındığını, ... Sanayi ve Ticaret A.ş. ... İnşaat ve Ticaret A.Ş, ... San. Ve Tic. A.Ş , ... Tic. A..... San. Ve Tic. A.ş. Tarafından oluşturulan ortak girişim grubunun söz konusu ihaleyi yirmi beş yıllık işletme süresi için kazandığını, ihaleye ilişkin görevledirme şartnamesinde, uzlaştırma Denizcilik ve Haberleşme bakanı tarafından görevlendirme kararının onaylanması ve uygulanma sözleşmesinin taraflar arasında imzalanmasına izin verilmesini müteakip, 3996 sayılı kanun ve 2011/1807 sayılı Bakanlar Kurulu Karari ile diğer ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde idare ile görevli şirket arasında uygulama sözleşmesinin imzalanarak yürürlüğe gireceğinin düzenlendiğini, ... Girişim Grubu tarafından kurulan ... A.Ş. İle DHMİ arasında ihale konusun projenin yapım, işletim ve devrine ilişkin usul ve esasları düzenleyen ulgulama sözleşmesinin 19/11/2013 tarihinde imzalandığını ve böylece projinin müvekkili şirket ... 'ya ihale edildiğini, ... Gazetesinin dava konusu haberin yayınlandığı gazete olduğunu, davalılardan ... Anonim Şirketi nin müvekkilinin kişilik haklarını ihlal edici niteliği haiz haberin yayınlandığı ... Gazetesinin bağlı olduğu şirket olduğundan; 5187 sayılı Basın Kunununun 13/1 maddesi gereğince sorumluluğunun bulunduğunu, davalılardan ..., ... Basın ve Yayıncılık Anonim Şirketinin imtiyaz sahibi yönetim kurulu başkanı olmasından mütevellit, 5187 sayılı basın kanununun 13/2 maddesi gereğince sorumlu kişilerden biri olduğunu, diğer davalı ... 'ın ise eser sahibi olurduğunu, dava konusu haber sebebiyle hukuki anlamda sorumluluğunun bulunduğunu, 12/02/2018 tarihli ... Gazetesinde ve söz konusu gazetenin internet sitesinde 11/02/2018 tarihinde yayınlanan "..." başlıklı iftira niteliğindemi yazı ile müvekkilinin kişilik haklarının ağr şekilde ihlal edildiğini ve toplum nezdindeki saygınlığı ile ticari itibarının kasıtlı olarak zedelenmiş olduğundan iş bu davayı açtıklarını, davalıların ... Gazetesinin internet sitesinde yayınlanan yazı da yer verilen ifadeleri ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduklarını, dava konusu yazının, hukuka uygunluk kriterlerini ihtiva etmediği gibi söz konusu yazı bakımından hukuka aykırılığı ortadan kaldırılan bir halin de mevcut olmadığını, dava konusu yazıda yer verilen ifadeler ile müvekkilinin kişilik haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini, dava konusu yazıda "..." vs. Şeklinde ifadelerin dahi sözde haberin kamuoyuna bilgi kirliliği yol açma ve müvekkilinin saygınlığını zedeleme maksadıyla kaleme alındığını açıkça ortaya koyduğunu, basın özgürlüğünün yasal çerçeler içinde kullanılması gerektiğini, basın özgürlüğünün ne kadar önemli bir değer ve hak olursa olsun basına hiçbir zaman kişilik haklarının gerçek dışı ve iftira içerikli ifadelerle ihlal edilmesi hakkını vermeyeceğini, bu sebeplerle davanın kabulüne, dava konusu haberde yayınlanan gerçek dışı ve kişilik haklarını ihlal edici yayını sebebiyle 100.000,00 TL manevi tazminatın müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline, davalıların eylemlerinin müvekkilinin kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde bir saldırı oluşturduğunu tespit eden bir kınama kararı verilmesine ve kararın beelinin davalılardan alınmak üzere ... Gazetesi ile www...com.tr adlı internet sitesinde bir hafta süre ile yayınlanmasına ve Türkiye genelinde dağıtımı yapılan tirajı en yüksek üç gazetede ilan edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Davaya konu haberin davacının kişiliğine yönelik aşağılayıcı, küçük düşürücü, hakaret ya da iftira niteliği taşıyan bir yan olmadığını, yazının bir gazetecilik çalışması olup yayımlanmasının haksız eylem olmadığını ve basın özgürlüğünün gereği olduğunu, basın özgürlüğünün basın-yayın yolu ile düşüncelerin serbestçe açıklanması ve halkın bilgi edinme hakkını içeren kamusal bir hak olduğunu, dava konusu haberin ise kamusal hakkın kullanılması çerçevesinde yazılıp, yayımlandığını, müvekkillerinin haberi sayesinde 3. Havalimanı inşaatında hayatını kaybeden işçilerin olduğunun ortaya çıktığını ve kamuoyunda işçi ölümlerinin tartışılır hale geldiğini, haber yapılmadan önce iletişeme geçilmeye çalışıldığını ancak dönüş yapılmadığını, işçi ölümlerine ilişkin 2014 yılından itibaren basına çok sayıda haber yansıdığını, havalimanı inşaatının dışarıya tamemen kapalı, şeffaf olmayan şekilde yürütüldüğünü, kamuoyuna yansıyan haberler neticesinde TMMM'de çok sayıda yazılı soru önergesi sunulduğunu, huzurdaki davada kanıt sorunu olmadığını, daha önceden yayınlanan haberler, sendika açıklaması, tanık şoförün beyanları, davacı firmanın açıklamaları, keşif tutanakları ve sivil toplum örgütlerinin açıklamalarının kanıt olduğunu, şantiyelerdeki işçilerin ölmesinin başlı başına haber değeri taşıdığını, bu ölümlere ilişkin açıklamaların 'nitelikli olgusal temel' gücüne haiz olduğunu, açıklamanın yöneldiği kişinin Türkiye'nin en büyük havalimanı inşaatını ihale yoluyla kazanan şirket olduğunu, haberin içeriğinin özel hayatın tümüyle dışına, kamusal bir konu olduğunu, kamu ihalesi kazanan bir şirketin şantiyelerindeki ölümlerin haberleştirilmesinin basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, davacının İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2018/936 D.iş sayılı dosyası ile habere erişimin engellenmesine ilişkin kararı dosyaya sunduğunu, davacının sunduğu erişim engellenmesi kararının mevcut yargılamada delil ya da emsal olarak kullanılmasının mümkün olmadığını, ayrıca talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu ve itiraz ettiklerini, manevi tazminat bedelinin bir yanın zenginleşmesine sebep olmayacağı gibi diğer yanı da katlanamayacağı bir yükle karşı karşıya bırakmaması ayrıca cezalandırıcı bir nitelik taşımaması gerektiğini, davacının hükmün tirajı en yüksek ve yurtiçinde yayın yapan gazeteler aracılığıyla ilanı talebinin ise hukuksal gerekçelerle reddi gerektiğini, davacının iddiaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuralları ve yerleşik içtihatlar karşısında tümüyle temelden yoksun ve dayanaksız olduğunu, gazetecinin görevinin olay ve olguları kamuoyuna aktarmak, basın hak ve ödevleri kapsamında kalarak eleştiri özgürlüğünü kullanmak olduğunu, dava konusu yazının bu kapsamda kaldığını beyanda davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince;"...Dava konusu haber bütün olarak değerlendirildiğinde;''..." başlığı ile yayınlanan haberin içeriğinde kullanılan ''...'' gibi ifadelerin görünür gerçekliğe uygun olmadığı, haber görünür gerçekliğe uymadığından hukuka da uygun bulunmadığı, haberin veriliş şekli ve kamuoyuna yansıtılış biçimi ile davacıya karşı yanlış bir olgu oluşturulduğu, bu sebeple davalıların ifade özgürlüğü altında yayın yaptığının kabulü mümkün olmadığı, yapılan yayında kullanılan ifadeler ile davacının kişilik haklarına hukuka aykırı bir biçimde saldırının gerçekleştiği, TBK'nın 58. ve TMK'nın 24 ve 25. maddelerindeki manevi tazminat koşullarının oluştuğu kanaatine varılmış, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hak ve nesafet kuralları, haberin veriliş şekli ve tarihi gözönüne alınarak manevi tazminat miktarı tayin edilmiş, yine kararın Türkiye genelinde dağıtımı yapılan tirajı en yüksek 3 gazetede ilan edilmesi istemi uygun görülmekle kararın ilan edilmesine, ayrıca manevi tazminat takdir edildiğinden davacının kınama kararı verilmesine ilişkin istemi de bulunduğu dikkate alınarak; DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, İşbu kararın Türkiye Genelinde dağıtımı yapılan tirajı en yüksek 3 gazetede ilan edilmesine, İlan masraflarının davalılar tarafından karşılanmasına, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, dava konusu Yayınların, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay Kararları ile çerçevesi çizilen ifade ve basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, konuyla alakalı olarak pek çok farklı yayın organında aynı nitelikte haberlerin yapıldığı, eldeki davada tazminat koşullarının oluşmadığını beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; Toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Tüm bu açıklamalar ışığında dava konusu ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Davaya konu yayında davacı hakkında sarf edilen söz ve ifadelerin basın özgürlüğü hakkının sınırlarının aştığı, küçük düşürücü nitelikte, ağır ve rencide edici olduğu , davacının devletin mallarını kullanarak haksız yere çıkar elde edildiği algısı oluşturulduğu, "..."şeklinde doğruluğu ispatlanmamış olgu isnadında bulunulduğu, doğrudan olgu isnadında bulunup kesin yargı içeren, özle biçim dengesini aşan ifadeler kullanılmasının basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, davacı tarafın siyasi kişiliği bulunmaması gözönünde bulundurulduğunda davalı tarafça yapılan yayının gerçekliği hususunda daha fazla özen gösterilmesi gerektiği, bu itibarla doğrudan kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Manevi tazminatın miktarı yönünden yapılan incelemede; 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan sebepleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut olayda; Yayının içeriği, haberde kullanılan ifadelerin ağırlığı,haberin davacı üzerindeki etkisi, haber tarihi, talep miktarı, paranın olay tarihindeki alım gücü ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı düşük değildir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İStanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1089 Esas 2019/572 Karar sayılı 11/12/2019 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 80,70 TL'nin mahsubuyla bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince davalılardan alınması gereken 1.024,65 TL nispi istinaf karar ve ilam harcı, peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4- Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 7- Karar tebliğinin dairimizce yapılmasına, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 02/10/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15