SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/1576

Karar No

2024/1996

Karar Tarihi

11 Temmuz 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2024/1576

KARAR NO: 2024/1996

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/03/2024

NUMARASI: 2024/194 E - 2024/257 K

DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket

KARAR TARİHİ: 11/07/2024

Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle, dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Dava konusu adi ortaklık işletmesi esnaf sınırını aşan ticari işletme olduğunu, arabulucuk yoluna başvurulmuş olunduğunu ancak anlaşamama ile sonuçlandığını, yazışmalarında tüm iddialarının kabul edildiğini davalıların konuşmalara itiraz etmediğini ileri sürerek ... İnşaat Şirketinde; davalılarının murisi ...’ın yönetici ortak olarak, davacıların murisi ...’ın ise gizli ortak olarak adi ortaklıkları bulunduğunun, ...’ın vefatı sonrasında ... Murisleri ile ...’ın adi ortaklığının devam ettiğinin, adi ortaklık malvarlığının bir kısmının ...’ne devredilmesi ile ... Mirasçıları ve ... arasında adi ortaklığın devam ettiğinin tespitini, ... mirasçıları - ... mirasçıları adi ortaklığına ve ... mirasçıları ... adi ortaklığına ait taşınır taşınmaz tüm mal varlığının tespitini ve davalılar adına kayıtlı adi ortaklığa ait tüm mal varlıkları üzerine, tüm pazar yerlerine ve murisler henüz hayatta iken adi ortaklık gelirleri ile alınan ve yine İlhan Yalçın adına tescil edilen ... Ada, ... Parsel numaralı Kartal/İstanbulda bulunan taşınmaza ihtiyati tedbir ve / veya davalıdır şerhi konulmasını, adi ortaklıklarının feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından; "uyuşmazlığın âdi ortaklığın varlığının tespiti, feshi ve tasfiyesi talebinden kaynaklanmakta olup, davanın TTK 4 maddesinde tanımlanan ticarî dava niteliğinde olmadığı, dosyaya sunulan delillerden ve uyap kayıtlarından davacıların potansiyel vergi mükellefi oldukları uyuşmazlığın TTK 553. madde kapsamında olmayıp,TTK 620.maddesine göre adi ortaklık iddiasına ilişkin olduğu ve tarafların tamamının tacir olmadıkları dikkate alındığında davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine girmediği, mahkemenin görevsiz olduğu bu durumda uyuşmazlığın 6100 sayılı HMK 2/1 maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevinin kapsamında olduğu anlaşılmıştır. HMK 114. maddesinde mahkemenin görevli olmasının dava şartı olarak gösterildiği, HMK 115. Maddesinde de dava şartlarının mevcut olmaması halinde davanın usulden reddi gerekeceğinin ifade edildiği, ayrıca görevin kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekmekte olduğu" gerekçeleriyle 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, HMK 114/1-c ve HMK 115/2 md. uyarınca davanın usulden reddine, 2-HMK 20/1 md. uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde taraflarca mahkememize başvurularak talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, aksi takdirde talep halinde mahkememizce ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, karar verilmiştir. Karara karşı davalılar tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalılar vekili istinaf başvurusunda özet olarak; dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesinin HMK’nın 27’nci maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturduğunu, mahkemece adli yardım talebinin kabul edildiğini ve buna ilişkin ara kararda hiçbir gerekçe bildirilmeden "adli yardım talepli dilekçe ve eklerinin incelendiği" belirtilerek adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğini, bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinde davacıların geçimlerini kıt kanaat sağlayabildikleri ve fakirlik belgelerinin dava dilekçesi ekinde yer aldığı ifade edilerek adli yardım talebinde bulunulduğunu, davacıların sunduklarını iddia ettikleri fakirlik belgeleri kendilerine tebliğ edilmediği gibi uyap ortamında da dosyada yer almadığını, davacıların ekonomik durumlarının araştırılmasıyla görüleceği üzere böylesi bir belgenin düzenlenmesinin mümkün olmadığını, bu belgenin resmi bir makam tarafından hazırlanması durumunda görevi kötüye kullanma başkaca kimseler tarafından hazırlanması durumunda ise resmi evrakta sahtecilik suçu oluşacağını, davacıların malvarlıklarının araştırılması durumunda durumunda çalışma ve meslekleri ile kira gelirleri ile taşınmazlarının görüleceğini, adli yardım talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu ileri sürerek esasa ilişkin istinaf itirazlarını da belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Dava, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile davalıların payını şirkete devretmeleri nedeniyle adi ortalığa ait olan şirket malvarlığının tespiti taleplerine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık ise görevsizlik kararı öncesi dava dilekçesinin tebliğinin gerekip gerekmediği ve adli yardım koşullarının oluşmadığı noktalarındadır. Bilindiği üzere, adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını veya emeklerini) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra, 14.01.2018 tarihinde açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar "tacir" sıfatını taşımamaktadır. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Ayrıca, tarafların tacir olduğuna dair bir bilgiye dosya içerisinde rastlanılamamıştır. Hal böyle olunca, taraflardan her ikisinin birden TTK 5.maddesi uyarınca ticari dava için, tacir olması koşulunun oluşmadığı, davanın TTK 4.maddesinde sayılan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı anlaşılmakla, ve mahkemece; davanın ticari dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan, görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olmasında, usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı, görev kamu düzeninden ve resen dikkate alınacak dava şartı olduğundan, yasa gereği hukuki ilişkinin niteliği açık olmakla yargılamanın her aşamasında bu kararın verilebileceğine dair usul kuralları gereği, tarafların dinlenmesine gerek olmayan hallerde dosya üzerinden ve resen karar verilebileceği gözetilerek buna ilişkin istinaf talebinin de reddine karar verilmesi gerekmiştir. Adli yardım kararı yönünden yapılan değerlendirmede ise, HMK'nın 337. maddesi (1) Mahkeme, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmaksızın karar verebilir.(Ek cümle : 11/4/2013-6459/ 23 md.) Ancak, talep hâlinde inceleme duruşmalı olarak yapılır. (Ek cümle : 11/4/2013-6459/ 23 md.) Adli yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebi açıkça belirtilir. m(2) (Değişik : 11/4/2013-6459/ 23 md.) Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir.(3) Adli yardım, daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamaz. Şeklinde düzenlenmiştir.Buna göre, talebin kabulüne ilişkin olarak maddede düzenleme bulunmadığı, yargılama sırasında davalıların buna ilişkin itirazlarını sunabileceği ve mahkemece değerlendirileceği anlaşılmakla bu husustaki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,İstinaf yargılama giderlerinin istinaf edenler üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/07/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanıngereğigörevsizliğineistanbulkonusuTicaridüşünüldüŞirket

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim