İstanbul BAM 3. HD 2023/2445 E. 2024/141 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2023/2445
2024/141
18 Ocak 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2023/2445
KARAR NO: 2024/141
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 04/05/2023
NUMARASI: 2021/506 E - 2023/368 K
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ: 18/01/2024
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle,dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında adi şekilde tanzim edilen 18/05/2017 tarihli Satış Vaadi sözleşmesi ile davalının "..." projesinde kapsamında KDV dahil 4.014.360,00 USD karşılığında en geç 31/07/2017 tarihi itibariyle davacıya teslimi kabul, beyan ve taahhüt edildiği, buna karşın taşınmazın müvekkiline teslim edilmediği, dava konusu taşınmaz üzerine davaya konu alacağının temini amacıyla davalı uhdesinde taşınır, taşınmaz malları ile bankalardaki ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının başkaca 3. Kişilerin hak tesisini engellemek 3. Kişilere devir ve teslimini engellemek ve sonrasında telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olunmaması amacıyla dava değeri olan 313.173,97 USD tutarında dava sonuna kadar ve teminatsız olarak ihtiyaten haczini, bu taleplerinin uygun görülmemesi halinde davaya konu taşınmazın dava değeri olan 313.173,97 USD tutarında dava sonuna kadar ve teminatsız olarak ihtiyaten haczini, davanın kabulü ile 18/05/2017 tarihli satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğinin ve dava müvekkilin borçlu olmadığının tespiti ile davacı müvekkil tarafından ödenen 313.173,97 USD'nin davalıdan ticari avans faizi ile birlikte alınarak tahsilini, ve davacı müvekkiline ödenmesini, terditli olarak ikame edilen iş bu davada; taraflar arasında tanzim edilen satış vaadi sözleşmesinin davacı müvekkil tarafından tek taraflı olarak feshedildiğinden ve borçlu olmadığının tespiti ile davacı tarafından ödenen bedelin ticari avans faizi ile tahsilini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafından, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca 20/06/2017 tarihinde 483.796,03 USD ve 20/07/2017 tarihinde 94.600,00 USD olmak üzere toplam; 578.396,03 USD ödenmiş olması gerekirken davacı tarafından 09/05/2017- 16/05/2017- 06/07/2017 ve 15/09/2017 tarihlerinde toplamda; 313.173,97 USD ödeme yapıldığını, ödeme planında yazılı olan ödemelerin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmadığını, teslim tarihinin geçerli olabilmesi için sözleşmede öngörülen ve karar altına alınan "Bağımsız Bölümün Teslimi" başlıklı 11. Maddede belirtilen meblağların zamanında ödenmediğinde davacının "zamanında teslim" edilmediği iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacı tarafça ileri sürülen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin şekle aykırılık sebebiyle geçersiz olduğu yönündeki iddiasının hakkın kötüye kullanılması yasağının ihlali niteliğinde olduğunu savunmuş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi taşınmaz vaadi, alım ve geri alım sözleşmelerinin resmi şekilde düzenlenmediği takdirde geçersiz olacağını, taraflar arasında tanzim edilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi adi niteliktedir. Açıkça belirtilen TMK 706/1. 6098 Sayılı TBK 237. Maddeleri göz önünde bulundurularak resmi biçimde yapılmayan sözleşme hukuken geçersiz olup, bu nedenle; geçerli sözleşmeler taraflarına hak ve borç doğurmaz.davacının davalıya ödediği ve ihtilaf- uyuşmazlık konusu olmayıp, tarafların kabulünde olan 313.173,97 Amerikan Dolarını (Davalı yanca sunulan cevap dilekçesinde bu bedelin ödendiği beyan ve ikrar edilmiştir.) sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilir.Davanın KABULÜ ile, 313.173,97-USD nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun 4-a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonunda 01/07/2021 tarih ve 2020/646 E- 2021/1971 K sayılı kararımızla "Kural olarak, taşınmaz mülkiyet nakli borcunu içerdiğinden dava konusu sözleşme Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 237, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca resmi biçim koşuluna uyularak yapılmadığından geçersizdir. Mahkemeler, her olayın özelliğine ve şartlarına göre, sözleşmenin taraflarının 4721 sayılı Kanunun 2 ve 3. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına uygun davranıp davranmadığını, 4. madde kapsamında hür bir şekilde, hukuku ve hakkaniyeti esas alarak değerlendirebilmelidir. Mahkemece, dava konusu satışın Tüketici Kanunu kapsamında geçerli olup olmadığı, davacı tarafından sözleşmede öngörülen bedelin tamamının ödenip ödenmediği, gecikme varsa bunun haklı sebeplerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, taraf delilleri değerlendirilerek tespit edilmiş değildir. Belirtilen hususlar ve sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak yerine getirilip getirilmediği tespit edildikten sonra, davalının iddiası doğrultusunda, davacının sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılmasına aykırılık oluşturup oluşturmadığı konusunda bir karar verilmesi gerekirken, belirtilen hususlarda inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi hukuka uygun değildir. " gerekçeleriyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda; " Buna göre; taraflar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 18/05/2017 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, ... Mahallesi, ... Ada, ... Parsel, ... nolu bağımsız bölümün 31/07/2017 tarihi itibariyle fiilen davacı tarafa tesliminin kararlaştırıldığı, davacı tarafından yapılacak ödemelerin miktarı ve zamanının belirlendiği anlaşılmıştır. Söz konusu sözleşme aynı zamanda taşınmaz mülkiyet nakli de içerdiğinden 4721 Sayılı TMK 706, 6098 Sayılı TBK 237, 2644 Sayılı Tapu Kanunu 26 ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunu 60. maddesi gereğince resmi biçim koşuluna uygun olarak yapılmadığından kural olarak geçersiz bulunmaktadır. Ancak, sözleşme, gerekli şekil şartlarına uygun olarak yapılmamış olmasa da, taraflarca sözleşe gereğince edimlerin ifasına başlanmışsa, artık sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülemeyecektir. Davacı tarafça da, sözleşme gereğince, taşınmazın taksit borçlarının ödenmeye başlandığı açıktır. Bu itibarla, davacı tarafın, sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki beyanı dikkate alınmamış, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğu Mahkememizce kabul edilmiştir. Dosya kapsamında bulunan ve davacı tarafça davalı tarafa gönderilen 17/11/2017 tarihli "Fesih Bildirimi" başlıklı belgenin incelenmesinden, davacı tarafça, satış vadi sözleşmesine konu taşınmazın 31/07/2017 tarihi itibariyle davacıya teslim edilmesi gerektiği, butarafça, satış vadi sözleşmesine konu taşınmazın 31/07/2017 tarihi itibariyle davacıya teslim edilmesi gerektiği, bu tarih üzerinden yaklaşık 4 ay geçmiş olmasına rağmen taşınmazın teslim edilmediği, ayrıca taşınmazın bulunduğu proje ile ilgili olarak projenin imar ve kıyı mevzuatına, şehircilik ilkelerin aykırı olması nedeniyle açılan idari davada, idare mahkemesince inşaat ruhsatının iptal edildiği, inşaat faaliyetlerinin durdurulduğu bilgisine ulaşıldığı, bu durumda inşaatın yakın bir tarihte bitirilmesinin mümkün olmayacağı gerekçesiyle sözleşmenin davacı tarafça tek taraflı olarak feshedildiği ve ödenen paranın iadesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce, dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu "..." projesi ile ilgili olarak açıldığı belirtilen idare mahkemesi dosyalarının birer sureti dosyamız arasına alınarak incelenmiştir. Söz konusu dosyaların incelenmesinden, farklı idare mahkemelerinde açılan davalarda farklı tarihlerde, proje ile ilgili olarak yürütmenin durdurulması, imar planı ve inşaat ruhsatlarının durdurulmasına, iptaline karar verildiği, kararlara karşı istinaf ve temyiz yoluna başvurulduğu, verilen bazı kararların kaldırılmasına ve bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı vekilince, dava konusu taşınmazın bulunduğu kısım ile ilgili olarak belediyeden imar izni ve inşaat ruhsatının alınmış olduğu belirtilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme dikkate alındığında, davalı tarafça, davacı tarafından satın alınan 18 nolu bağımsız bölümün 31/07/2017 tarihi itibariyle davacıya fiilen teslim edileceğinin kararlaştırıldığı açıktır. Bu tarih itibariyle davalı tarafından bağımsız bölümün davacıya teslim edilemediği de dosya kapsamı ile sabit bulunmaktadır. Ayrıca sözleşmenin fesih tarihi olan 17/11/2017 tarihi itibariyle, idare mahkemesince inşaat ruhsatının iptaline ilişkin karar verilmiş olması nedeniyle davacı tarafta, söz konusu bağımsız bölümün kendisine teslim edilemeyeceği, bağımsız bölüm teslim edilse bile ilerde hukuken başka bir engelle karşılaşılabileceği endişesinin oluştuğu aşikardır. Bu anlamda davacının, sözleşmeye ve karşı tarafa olan güveni sona ermiş olup, bu sözleşmeyi sürdürmesinin kendisinden beklenmesi mümkün bulunmamaktadır. Yani sözleşme artık davacı için çekilmez hale gelmiştir. Bu anlamda da davacının sözleşmeyi haklı olarak feshetmiş olduğu Mahkememizce kabul edilmiştir. Davalı taraf, davacının ekonomik nedenlerle ödemelerin ertelenmesi talebinde bulunduğunu, bu talebin kendileri tarafından kabul edilerek ödemelerin ötelendiğini, bu anlamda davacının kötü niyetli olduğunu ileri sürmüşse de, ödemelerin ertelenmesini kabul veya reddetmek konusunda davalının takdir hakkı bulunduğu, bu takdirini ödemenin ertelenmesi şeklinde kullandığı, kaldı ki ödemelerin ertelenmesinin taşınmazın fiilen teslim tarihini değiştiren bir durum olmadığı anlaşılmakla, bu yöndeki iddiaya itibar edilmemiştir. Davacı tarafça, sözleşme haklı olarak feshedilmiş olduğundan, fesih tarihine kadar ödemiş olduğu ihtilafsız olan 313.173,97-USD'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. " gerekçeleriyle 1-Davacı tarafça açılan davanın KABULÜ ile, 313.173,97-USD'nin 02/03/2018 dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesaplarına ödediği faiz oranı ile işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki TL karşılığının davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine Karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından 13.07.2023 tarihli ek kararla ise "...Davacı vekilinin tashih talebi, davanın, Amerikan Doları para cinsinin fiili ödeme tarihindeki karşılığı olarak açılmış olması nedeniyle, karar tarihindeki TCMB döviz kurlu alacak tutarları üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplama yapılarak vekâlet ücretinin belirlenmesine yönelik olup, bu husus esasa yönelik, hukuki değerlendirmeyi gerektiren bir talep niteliğindedir. Bu nedenlerle, hükmedilen vekâlet ücretinin tashihen düzeltilmesi yönündeki talebin, gerek 6100 Sayılı HMK'nun 304. maddesindeki hükmün tashihi şartlarını, gerekse 6100 Sayılı HMK'ya 22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen 305/A maddesindeki hükmün tamamlanması şartlarını taşımadığı " gerekçeleriyle davacı vekilinin vekâlet ücreti yönünden hükmün tashihi talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı ve davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekil istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; davacı lehine “karar tarihi” itibariyle 313.173,97 USD üzerinden hesaplanacak Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı esas alınarak vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, 143.613.27 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekil istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; kararın hatalı olduğunu, taşınmaza ilişkin iskanın alındığını, davacının fesih bildirimini yaptığı tarihte iskanın alınmış olduğu gerçeğinin bilirkişi raporunda ve mahkemesinin gerekçesinde değerlendirilmediğini, davacının sözleşmeden dönmesinin haklı ve kabul edilebilir gerekçelere dayanmadığını, davacının ödememe gerekçesi olarak İdare Mahkemeleri tarafından ... Projesi hakkında verilen iptal kararlarını gerekçe göstererek kötü niyetini ortadan kaldırmaya çalıştığını, davacı her ne kadar bu sözleşmeden sonra basında çıkan haberler ve çevre dedikodularından çekinip endişe ettiğini ve idare mahkemeleri tarafından proje hakkında iptal kararları verildiğini ve projenin mühürlendiğini ileri sürmekteyse de, bahsi geçen dedikoduların projede inşaatın başlangıcından bu yana konuşulan konular olduğunu, taşınmazla ilgili iskanın alındığını, müvekkilinin 200'ün üstünde alıcıya tapu devri yaptığını, davacının fesih tarihine kadar müvekkile ve taşınmazın teslim edilemeyeceğine dair şüphelerine yönelik hiç bir beyanı ve ihtarı yerinde olmadığı gibi tam tersine ekonomik nedenlerle ödemelerinin ertelenmesi talebinin olduğunu, mahkemece sözleşmenin geçerli kabul edilmesi gereken bir sözleşme olduğu tespiti yapılmakla bu tespit akabindeki sözleşmenin haklı nedenle fesih edildiği değerlendirmesi arasında açık çelişki bulunduğunu, geçerli kabul edilen sözleşmenin 2. maddesi davacının sözleşme imza tarihinde taşınmaza ilişkin imar durumu-yapı ruhsatı vs tüm konularda bilgilendirildiğini de ayrıntılı olarak düzenlendiğini, davacının bir tacir olarak sözleşmenin imza tarihinde bildiği idari konuları, sonradan duyduğunu iddia ettiği dedikodularla fesih etmesi olanaksız olduğunu, davacının tacir sıfatı ile imzaladığı ve mahkemece geçerli olduğuna hükmedilen sözleşmesinde taşınmazın teslimi açıkça peşinat ödemesini tamamlamasına bağlı kılındığını, peşinatı ödememiş olan davacı tarafa müvekkilinin devir ve teslim borcunun doğmadığını, davacının ödemenin ertelenmesini talep ederken, bu talebine rağmen taşınmazın teslimini de istemiş olmadığını, mahkemece sözleşmeye göre müvekkili lehine olan cezai şart ve tazminat alacaklarının takas-mahsubu gerekmekte iken bu konuda müspet ve menfi karar verilmediğini, her ne kadar sözleşmenin davacı tarafça haklı nedenle fesih edildiği gerekçe ve kararın haksız olduğunu belirtip istinaf talebinde bulunsalar da (kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla ) taraflar arasında geçerli kabul edilen sözleşmeye göre davacıya bir bedel iadesi söz konusu olur ise bunun bila faiz yapılacağı hususu sözleşmede kararlaştırıldığını, faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının dava ve ıslah dilekçesinde ticari avans faizi talep ettiği halde 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Dava; taraflar arasındaki harici taşınmaz satış sözleşmesinden dolayı davacının borçsuz olduğunun tespitine ve sözleşme nedeniyle ödenen 313.173,97 USD bedelin istirdadına ilişkindir. Davacı bilahare menfi tespit istemine ilişkin taleplerinden vazgeçerek geçersiz sözleşme karşısında ödenen 313.173,97 USD' nin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili istemi talepleri baki kalmak kaydıyla bu yönden eksik harç tamamlanmıştır.Dosya kapsamından; taraflar arasında "... İnşaat A.ş. Satış Vaadi Sözleşmesi" başlığı altında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davacı tarafından 313.173,97 Amerikan Doları ödendiği konusunda ihtilaf yoktur. Kaldırma kararı sonrası yapılan bilirkişi incelemesi sonunda sunulan raporda bilirkişiler, ".... Davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan Satış Vaadi Sözleşmesi başlıklı sözleşme ise, 18.05.2017 tarihinde akdedilmiştir. Bu sözleşmeyle, sözleşme konusu Bağımsız Bölümün fiilen 31.07.2017 tarihinde davacıya, sonrasında da tapuda satımı ve mülkiyetinin devri davalı tarafından taahhüt edilmiştir (borçlanılmıştır). Davacı 17.11.2017 tarihli ihtarnameyle; taşınmazın sözleşmede taahhüt edilen teslim tarihinin üzerinden 4 ay geçmiş olmasına rağmen teslim edilmediği, öte yandan davacı tarafından sözleşme konusu projenin İmar ve Kıyı Mevzuatlarına, Şehircilik İlkelerine, Kamu Yararına ve Anayasaya aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle, İstanbul 10.İdare Mahkemesi tarafından inşaat ruhsatının iptal edilerek inşaat faaliyetlerin durdurulduğu bilgisinin haricen öğrenildiği, mevcut inşaat yakın bir sürede tamamlanamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir. Yukarıda açıklanan Mahkeme Kararlarının içerikleri incelendiğinde, davacının sözleşmeyi feshettiği tarih itibariyle, mahkeme kararıyla inşaat ruhsatlarının iptal edilmesine karar verilmiş olduğu ve ilgili İdare İşlemi (Belediye İşlemi) ile inşaatın mühürlenmesine ve durdurulmasına karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ile davacı arasında akdedilmiş olan sözleşme, kanunda düzenlenmemiş (karma/atipik/isimsiz) ve sürekli edimli benzeri bir sözleşme niteliğindedir. Yukarıda açıklanan Mahkeme Kararlarıyla, davacının sözleşmeyi feshettiği tarih itibariye sözleşme konusu inşaatın yapıldığı parsel için verilmiş olan “İnşaat Ruhsatlarının iptaline” karar verilmiş olduğu ve ilgili İdare (Belediye) tarafından da “inşaatın mühürlenmesine ve durdurulmasına” karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda, tedbirli, öngörülü ve tecrübeli bir Alıcı, hayatın olağan akışında, kendisine satımı vaad edilmiş olan “bağımsız bölümü” içeren “ana taşınmazın/blokların ve eklentilerinin (sosyal tesislerin vb)” hukuka aykırı şekilde yapılmakta olduğu, bu nedenle kendisine satımı vaad edilmiş olan bağımsız bölümün mülkiyetinin kendisine hukuka uygun şekilde devredilemeyeceği ya da devredilse bile ileride Mahkeme kararı kesinleştiği takdirde kendisinden geri alınabileceği veyahut da en azından Mahkeme kararı kesinleştiği takdirde ana taşınmazın ve eklentilerinin bir bölümünün yıkılabileceği ve bu durumun Bağımsız bölümün değerini düşürebileceği gibi çeşitli düşüncelere kapılmak suretiyle, haklı bir endişe ve korku içine girer. Ayrıca, “hayatın olağan akışında” sözleşmenin karşı tarafına olan “güveni”sarsılır ve de sözleşmeye katlanması kendisi için “çekilmez hale” gelir. ...5) Son olarak şu hususu da belirtelim ki: Bizim kanaatimiz sözleşmenin davacı tarafından haklı olarak feshedildiği yönündeyse de; mahkemece bu kanaatimize katılınmaz ve davacının sözleşmeyi haksız olarak feshettiği sonucuna varılırsa bile, kanaatimizce, yukarıda açıkladığımız gerekçelerle (MK.md.2 gereği) davacının fesih beyanı ile birlikte sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkacağından, davacı, davalıya ödemiş olduğu satım bedeli tutarının iadesini talep edebilecektir; fakat davalı da,sözleşmenin haksız olan feshedilmesi (dönülmesi) sebebiyle uğramış olduğu menfi zararın tazminini davacıdan talebe hak kazanacaktır Şöyle ki: TBK.md.125/f.3'de yer alan hükme göre; borçlunun sözleşmeden kaynaklanan borcunu süresinde ifa etmeyerek temerrüde düşmesi (borcunu ihlal etmesi) sebebiyle alacaklının sözleşmeden haklı olarak dönmesi (geçmişe etkili olarak feshetmesi) halinde, borcunu ifada temerrüde düşmüş olan borçlu da vermiş olduğu şeylerin iadesini talebe hak kazanmaktadır; fakat, alacaklının uğramış olduğu menfi zararı tazmin etme yükümlülüğü altına girmektedir. Hukukumuzda sözleşmeden dönmenin (geçmişe etkili feshin) sonuçlarını genel olarak düzenleyen bu hükümde yer alan ve sözleşmeden dönülmesi halinde sözleşmenin tasfiyesinin nasıl yapılacağını öngören bu “genel düzenleme (genel hüküm)”, kanaatimizce dava konusu sözleşme bakımından da “kıyasen (örnekseme yoluyla)”uygulama alanı bulmalıdır. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir." şeklinde görüş bildirilmiştir.Buna göre yapılan değerlendirmede davalı tarafça inşa edilen projede alınan ruhsatların iptaline, inşaatların ise durdurulması ve mühürlenmesine karar verildiği, davacı tarafça 17.11.2017 tarihli ihtarnameyle; taşınmazın sözleşmede taahhüt edilen teslim tarihinin üzerinden 4 ay geçmiş olmasına rağmen teslim edilmediği, öte yandan davacı tarafından sözleşme konusu projenin İmar ve Kıyı Mevzuatlarına, Şehircilik İlkelerine, Kamu Yararına ve Anayasaya aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle, İstanbul 10.İdare Mahkemesi tarafından inşaat ruhsatının iptal edilerek inşaat faaliyetlerin durdurulduğu bilgisinin haricen öğrenildiği, mevcut inşaat yakın bir sürede tamamlanamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, sözleşmeyi feshettiğini bildirdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafça sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanmış olduğu, bu halde de davalının menfi zararlarını talep edemeyeceği, davacının dava dilekçesinde USD para cinsinden tazminat talep ettiği, bu durumda hükmedilecek tazminata 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanmasının da doğru olduğu anlaşılmakla mahkeme kararında belirtilen gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunduğundan davalının istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Davacının istinaf itirazları yönünden yapılan değerlendirmede ise; yabancı para veya yabancı paranın Türk Lirası karşılığının tahsili amacıyla açılan davalarda vekalet ücreti, yabancı paranın dava açıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığına göre, ancak hüküm tarihindeki tarife hükümleri dikkate alınarak takdir edileceğinden davacı istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının ve davalının istinaf başvurularının HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine, Davacıdan alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin istinaf eden davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, Davalıdan alınması gereken 81.641,77 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 20.411,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 61.230,77 TL'nin istinaf eden davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, İstinaf yargılama giderlerinin istinaf edenler üzerinde bırakılmasına, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/01/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38