İstanbul BAM 3. HD 2023/1932 E. 2024/1004 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2023/1932
2024/1004
2 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2023/1932
KARAR NO: 2024/1004
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/01/2023
NUMARASI: 2020/372 E - 2023/46 K
DAVANIN KONUSU: Adi Ortaklığın Fesih Ve Tasfiyesi ,İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 02/04/2024
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkili şirket ile davalı arasında 19.06.2018 tarihinde akdedilen sözleşme uyarınca davalı şirketin, müvekkili şirket'in Karaman fabrikasında işlenen kayısılardan toplanan çekirdeklerin kurutulması işini üstlendiğini, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin mevcut olduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketten olan cari hesap alacağını tahsil etmek amacıyla İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, 4.724,00 TL'lik tutarın davalı tarafından kabul edilerek icra dosyasına ödendiğini, bakiye borca ise davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkil şirket'in Karaman fabrikasında işlenen kayısılardan toplanan çekirdeklerin kurutulması, kırılması, ayıklanması vb. işler kapsamında ticari iş birliği yürütüldüğünü, söz konusu ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketin, üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davalının bir kısım faturaları hiç ve/veya eksik ödemesi sebebiyle davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin ticari ilişkiden kaynaklanan fatura borcunu ödemediğini, müvekkili şirket tarafından Üsküdar ... Noterliği aracılığı ile 05.11.2019 tarih ... yevmiye nolu ihtarname keşide edildiğini, söz konusu ihtarnamenin 05.11.2019 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalının ihtarname uyarınca herhangi bir ödeme yapmayarak borcunu kabul etmediğini, müvekkili şirket tarafından icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin, söz konusu takibin 4.724,00 TL tutarını kabul ettiğini, bakiye 293.609,62 TL'ye itiraz ettiğini, davalının borçlu olmadığına ilişkin vaki itirazları yerinde olmadığını, davadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, Arabuluculuk sürecinin anlaşamama şeklinde sonuçlanması ile müvekkil şirketin dava açma hakkının doğduğunu beyanla , davalı şirketin vaki itirazının iptali ile takibin takip tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte takibin devamını, alacağın % 20'den aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 3 yıllık bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye göre davacı şirketin fabrikasından çıkan kayısı çekirdeklerinin müvekkili şirket tarafından ihraç edilecek ve satış bedeli müvekkili şirket tarafından tahsil edilecek olduğunu, sözleşmenin 3.1.h maddesine göre; satış bedelinden taraflarca yapılan masrafların düşülmesi ile "kar" ın bulunacağını ve bu kar'ın taraflar arasında eşit olarak bölüşüleceğini, iş bu sözleşme neticesinde çalışmalar başladığını, davacı şirket tarafından 2018 Ekim/Kasım aylarında müvekkili şirkete ilk parti malın 51.200 kg olarak sevk edildiğini, kar iş bitiminde belirleneceği için 51.200 kg ürünün fatura fiyatı, davacı şirket tarafından gerçeği yansıtmayan bir değer olan 9 TL/kg fiyat ile müvekkili şirkete fatura edilmiş olduğunu, (08.10.2018 tarihli, ... nolu ve 15.11.2018 tarihli, ... nolu faturalar). Sözleşmenin 3.1.c maddesine göre, faturalandırılacak tutar karşılıklı mutabakat ile belirlendikten sonra ... tarafından fatura kesilmesi gerekmekte olduğunu, ancak taraflar arasında böyle bir mutabakatın yapılmadığını, söz konusu 9 TL/kg fiyatı taraflar arasında anlaşılan bir bedel olmadığını, tamamen davacı şirketin kendi kararı ile bu rakam üzerinden fatura kesilmiş olduğunu, ilk partide sevk edilen 51.200 kg' lık partiye karşılık müvekkili şirket tarafından muhatap şirkete ödenmesi gereken tutarın, (... kar'ı dahil) 310.912,00 TL olarak hesaplaşılmış ve müvekkili tarafından...'e 17.04.2019 tarihinde hesaplaşmanın yapıldığı gün tamamının havale edilmiş olduğunu, ... tarafından bu parti için kesilen iki adet fatura bedeli toplamı 460.800,00 TL olarak yüksek fiyattan (9 TL/kg) düzenlendiği için arada 460.800,00 - 310.912,00 = 149.888,00 TL'lik bir fiyat farkı oluştuğunu, davacı firma ile arasında oluşan güven ilişkisine de güvenerek fiyat farkı faturası kesmemiş olduğunu, daha sonra tarafların ticaretinin devam ettiğini; ikinci aşamada 26.740 kg kayısı çekirdeği içinin davacı tarafından müvekkili şirkete sevk edilmiş ve yine 2 adet fatura düzenlenmiş olduğunu (29.04.2019 tarihli, ... nolu ve 15.05.2019 tarihli, ...nolu faturalar), bu sefer ise her iki faturada da olmak üzere, tamamen davacı şirketin hatası sonucu faturaların yurt dışına satış fiyatı olan 1,90 USD/kg birim fiyat baz alınarak müvekkili şirkete fatura edilmiş olduğunu, davacı şirket yetkilisi ile hesaplaşma yapılmış olup, müvekkilinin ... olan borcu (...' in karı dahil) 161,503 TL olarak tespit edildiğini, ... müvekkili tarafından havale yapıldığını, ticari ilişkiye güvenle fatura kesmediğini , ancak bunun ardından davacı şirketin ani bir şekilde, taraflar arasında imzalanan 3 yıllık sözleşmeyi, daha bir yıl dolmadan, önceden haber vermeden ve yazılı bir ihtar göndermeden, haksız bir şekilde feshetmiş olduğunu, davacı şirketin, müvekkiline ekli fesih protokolünü vererek, protokolün imzalanmasına ve depodaki islenmemiş ürünlerin karına karşılık o tarihte davacı şirketin stoklarında bulunan 24.160 kg kayısı çekirdeği içini 10.07.2019 tarihinde müvekkili şirkete bedelsiz olarak verdiğini, söz konusu protokolün müvekkili şirket tarafından imzalanarak davacı şirkete verildiğini, davacı şirketin de 24.160 kg kayısı çekirdeği içini müvekkili şirkete bedelsiz olarak vererek, protokol hükümlerini ifa ettiğini, dolayısıyla tarafların birbirlerini bu şekilde ibra etmiş, aralarında bir alacak- borç ilişkisi kalmamış olduğunu beyanla , davanın reddini, davacı aleyhine en az % 20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda ; taraflar arasında imzalanan sözleşmeye aykırı olarak mutabakat sağlanmadan fatura kesildiği, zira davacının davasına dayanak yaptığı dört fatura bakımından uygulama alanı bulan bedellerin, sözleşme ile kararlaştırılan bedeller ile uyumlu olmadığı, sözleşmede kararlaştırılan bedelin 2018 yılı için ham ürün bakımından ortaya konulan 800 TL/Ton, kg değeri verilirse 0,8 TL/ton olduğu, sözleşmenin 3.1.b hükmüne göre, ham çekirdek ve çekirdek içi arasında miktarsal bir ilişki kurulduğu, belirtilen hüküm incelendiğinde, 100 kg çekirdekten yaklaşık 25 kg çekirdek içinin alınması gerektiği, bu durumda çekirdek içi bakımından ortaya çıkan yaklaşık değerin 3,2 TL/kg olması gerektiği, buna rağmen kesilen faturaların 9 TL/ kg ve 11,1 TL/kg ve 11,54 TL/kg olduğu, bu haliyle kesilen faturaların taraflar arasındaki sözleşme ile uyumlu olmadığının anlaşıldığı, davacı tarafından kesilen faturaların sözleşme ile belirlenen değerin üç katı civarında olduğu, söz konusu faturaların davalı tarafından itiraz edilmemek suretiyle ticari defterlerine kaydedildiği, ancak fiyat farkı faturası yönünden sözleşmede hüküm bulunmadığı ve incelenen defterlerde bu hususta bir teamül oluşmadığı anlaşıldığından davacının fiyat farkı faturasını talep edemeyeceği gerekçesiyle , DAVANIN REDDİNE karar verilmiştir.Mahkemece verilen kararı,davacı vekili istinaf etmiştir.Davacı vekilince verilen istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararında faturaların aradaki sözleşme şartlarına uygun kesilmememesi nedeniyle dikkate alınamayacağına yönelik bir değerlendirmesinin hatalı olduğu, nitekim kararın dayanağı olan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, davalı'ya kesilen faturaların davalı tarafından itiraz edilmeden kendi ticari defterlerine kaydedilmesi neticesinde ticari defterlerde yer alan kayıtların kesin delil niteliğinde olduğu, davalı'nın da aksi yöndeki iddiasını kesin delillerle ispat etmesi gerektiği, davalının ise bu ispat yükünü yerine getiremediği, davalı'nın, tarafından gönderilen faturalara itiraz etmemesinin , mezkur faturaların kesinleşmesi sonucunu doğurduğunu, davalı'nın tarafına gönderilen faturalara itiraz etmemesinin müvekkili tarafından talep edildiği yönündeki davacı taraf iddiasının kesinlikle gerçeği yansıtmadığı, nitekim gerekçeli kararda da bu hususta aleyhe bir kabule yer verilmemiş olduğu, davalı'nın bu yöndeki iddialarının soyut beyanlardan ibaret olduğu, kaldı ki böyle bir durum olsa idi, ilgili faturaların davalı tarafından bir de ticari defterlere kaydedilmeyecek olduğu, bu durumun dahi kesilen faturaların tarafların mutabakatı neticesinde kesildiğini ortaya koyduğunu, bu nedenle yerel mahkemenin sözleşmeye aykırı şekilde ve mutabakat sağlanmadan fatura kesildiği yönündeki değerlendirmesinin son derece hatalı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu,davalı'nın teslim aldığı işbu faturaları kendi ticari defterlerine kaydetmesi neticesinde defterlerinde yer alan kayıtların kesin delil olduğu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, faturaların yazılı sözleşmeye uygun kesilmemesinin de ilgili faturaları geçersiz hale getirmediği, nitekim tarafların sözleşmenin imzalanmasından sonra ticari ilişki kapsamında farklı uygulama/uygulamalara girebilecekleri, bu çerçevede yeni şartlara göre fatura kesilmesinin doğal olduğu, davalı taraf kesilen faturanın ticari ilişkinin esasına uygun olmadığını iddia ediyorsa, bu faturalara süresinde itiraz etmesi, devamında da defterlerine kaydetmemesi gerektiği, sözleşmede belirtilen kriterlere uygun olmasa da tarafların başka uygulamalar benimseyebilecekleri, bu faturaların taraflar arasındaki ticari ilişkinin içeriğine uygun olmadığı faturayı alan tarafça düşünülüyorsa, bu durumda basiretli bir tacir gibi hareket etmeli ve gönderilen faturaya süresi içerisinde itiraz etmelsi gerektiği, davalı tarafın kesilen faturaya süresi içerisinde itiraz etmediği gibi bu faturaları kendi defterlerine de kaydetmiş olduğu, bunun da gönderilen faturaların içeriklerinin davalı tarafından tam anlamıyla benimsendiğini ortaya koyduğunu, davalının tam 4 adet fatura bedeline itiraz etmediği gibi, bu faturaları ticari defterlerine de kaydettiği, davalı'nın bu tutumunun, taraflar arasında fatura bedelleri için mutabakat bulunmadığına yönelik yerel mahkeme değerlendirmesinin tamamen hatalı olduğunu ortaya koymakla birlikte; tam 4 adet faturanın mevzubahis olması, bu faturaların da art arda gelen günler için peşi sıra kesilen faturalar olmadığı da göz önüne alındığında, taraflar arasında yerel mahkemenin değerlendirmesinin aksine teamüli bir uygulamanın da bulunduğunu ispat ettiği,bu sebeplerle kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.HMK.nun 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava , itirazın iptali talebine ilişkindir. Davanın dayanağı olan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının UYAP sisteminden incelenmesinde ; 30.12.2019 tarihinde davacı alacaklı tarafından davalı aleyhine dayanağı "cari hesap alacağı" olan 298.333,62 TL asıl alacağın, takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek yıllık %13,75 ticari faiziyle birlikte tahsili için ilamsız takip yoluyla icra takibi başlatılmış olduğu, davalı şirket vekilleri sunmuş oldukları itiraz dilekçeleriyle; müvekkili şirketin takip alacaklısı şirkete yalnızca 4.724,00 TL borcu bulunduğunu, bakiye 293.609,62 TL için alacaklı tarafından başlatılan takibin haksız ve dayanaksız olduğunu beyanla, borcun 293.609,62 TL' lık kısmı ile faize ve ferilerine itiraz ettikleri görülmüştür. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; Taraflar arasında imzalanan 19.06.2018 tarihli sözleşmede ; Madde 2-KONU " ... Karaman fabrikasında işlenen kayısılardan toplanan çekirdeklerin ... ve ... tarafından kurutulması, kırılması, ayıklanması ve piyasaya sürülmesi ile ilgili iyi niyet çerçevesinde işin yapılması, ödenecek bedellere dair ana esasların belirlenmesi iş bu sözleşmenin konusudur" şeklinde düzenlendiği görülmüştür.Tarafların ürünün hazırlanmasına yönelik çalışmaları, kurutmanın bir tarafta, eleme ve satışa hazır hale getirmenin diğer tarafta gerçekleştirilmesi, satışın gerçekleştirileceği müşterinin taraflarca ortaklaşa belirlenmesi ve elde edilen karın paylaşılması hususları dikkate alındığında ;taraflar arasında, emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlenen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.Mahkemece yargılamada tarafların 2017-2018-2019-2020 yılları ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgeleri üzerinde inceleme yapılması suretiyle, mali müşavir bilirkişiden ve hesap uzmanı -gıda mühendisi bilirkişi heyetinden raporlar alınmıştır. Mahkemece yargılamada ,mali müşavir bilirkişi vasıtası ile tarafların ticari defterleri de incelenmek suretiyle bilirkişi raporu ve ayrıca uyuşmazlığın esasına ilişkin de bilirkişi raporu alınmıştır. Somut olayda ; yukarıda da açıklandığı üzere taraflar arasında ,adi ortaklık ilişkisi bulunduğu,icra takibinin dayanağının ise "cari hesap alacağı " olarak gösterildiği görülmektedir. Bilirkişi kurulunca raporda "davacının alacağını davalı ile arasındaki adi ortaklık sözleşmesine dayalı olarak ileri sürmeye imkanı bulunmakla birlikte, cari hesaba dayalı olarak açılan itirazın iptali davasında bu hususun incelenmesinin davanın niteliğine uygun olmadığı" şeklinde yapılan değerlendirme ve görüşün davanın niteliğine uygun düşmediği açıktır.Zira ;bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olarak, kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Bu sebeple ;uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.O halde ; taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu şeklinde hukuki ilişki tesbit edilmekle ;davanın niteliği,dosya kapsamı ,taraf beyanlarına göre; davacının davalıdan varsa tasfiye alacağının, adi ortaklık hükümlerine göre, üçüncü kişiye yapılan satışlar sonucu elde edilen bedel ile tarafların maliyetleri dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonucu ortaya çıkabilecektir.Ayrıca ,fesih protokolü ile yükümlenilen ve yerine getirildiği tesbit edilen hususların da tasfiyede dikkate alınması gerekecektir.Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.".Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623.maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak re'sen atamak olmalıdır.Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilânçosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilânço düzenlenmelidir.Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.Bu sebeplerle ; mahkemece, yukarıda değinilen hususlar ışığında inceleme yapılarak, 6098 sayılı TBK.nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmak suretiyle TBK.nun 642 ve devamı maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanmasıyla uyuşmazlığın çözümlenmesi ve adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ve buna göre icra takibinde istenen alacak kalemleri de değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup,davacı tarafın istinaf talebinin kabulü ile ,kararın HMK 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/04/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01