İstanbul BAM 15. HD 2023/2071 E. 2024/493 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
bam
2023/2071
2024/493
5 Haziran 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2071
KARAR NO: 2024/493
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/07/2023
NUMARASI: 2020/87 Esas, 2023/620 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 05/06/2024
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf talebinde bulunulmuştur. Davacı vekili mahkemenin 2018/380 Esas sayılı dosyasına verdiği 29/03/2018 tarihli dilekçesiyle, müvekkili şirket tarafından proje sahibi olarak 2010 ve 2016 yılları arasında davalı şirketler ile yapılan inşaat sözleşmeleri kapsamında davalı şirketlerin düzenledikleri faturalar karşılığında hak ediş niteliğinde olmak üzere ödemeler yapıldığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2016 yılı itibariyle sonlandırıldığını, taraflar arasındaki iş ilişkisinin sona ermesi safhasında şirketin iç denetiminin yapılması sırasında davalıların aldıkları hakedişlerin muhasebeleştirmelerinin yerinde olup olmadığının denetlendiğini, müvekkili şirket çalışanı olan ... ile davalı şirketler grubunun mali işler direktörü ... tarafından davalı şirketler ile anlaşma yapılmak suretiyle müvekkili şirkete ait olan ..., ..., ... binalarının inşaasına ilişkin kayıtlarda bir kısım mükerrer kayıtların, onaysız ödemelerin, mahsubu gereken avansların, mükerrer faturalanan KDV ile proje sahibine yansıtılması gerekirken yansıtılmayan fatura indirimlerinin, yüklenici firma tarafından ödenmesi gerekirken ödenmeyen harcamaların, faturalanan ancak teslim edilmeyen emtialardan kaynaklanan zarara ait işlemlere ilişkin fatura bedellerinin müvekkili şirketten tahsil edildiğini, bu suretle davalı şirketlerin müvekkili şirketi zarara uğrattıklarının ortaya çıktığını ileri sürerek, müvekkili şirket tarafından hiçbir belgesi olmadığı halde ödemesi yapılan 9.197.441,92 TL'den şimdilik 10.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, davacı taraf ile müvekkilleri arasında tahkim yargılaması yapıldığını, 22/09/2016 tarihli Tahkim Yargılaması Hakem Kararı bulunduğunu, hakem kararı sonrasında ise taraflar arasında 12/10/2016 tarihli Sulh Protokolü'nün imzalandığını, hakem kararı ve sulh protokolünün İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1556 Esas sayısına kayıtlı olarak mahkeme yazı işleri müdürlüğüne teslim ve depo edildiğini, hakem kararına karşı itiraz olmadığını ve kararın kesinleştiğini, kesinleşmiş hakem kararı olan bir konuda açılan davanın reddinin gerektiğini, dava konusu taleplerin hem kesinleşmiş hakem kararı ile karara bağlanmış hususlar olduğunu hem de taleplerin hakem tarafından görülmesi gerektiğini, derdestlik ve kesin hüküm itirazları olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zamanaşımı itirazları bulunduğunu, davacı tarafın zarara uğratıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunun tahkim kararı ve sulh protokolü ile sabit olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece 16/07/2019 tarihli karar ile; taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğu, uyuşmazlığın tahkime elverişli olup, taraflar arasındaki ihtilafın anılan sözleşmeye dahil olduğu ve hakemde görülmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlığı da kapsar şekilde tahkim yargılamasının devam ettiği, verilen kararın henüz kesinleşmediği gerekçesiyle davanın HMK 114/1-ı ve 115/2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince 02/09/2019 tarihli istinaf dilekçesi ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Dairemizin 22/01/2020 tarih, 2019/1903 Esas ve 2020/127 Karar sayılı kararı ile, tarafların aralarındaki inşaat işlerinin maliyet kalemlerinin incelenmesi ve yüklenici ile olan alacak-borç hesabının netleştirilmesi kapsamında uyuşmazlığın giderilmesi için tahkim yargılamasına başvurdukları, 22/09/2016 tarihinde hakem kararının verildiği, sonrasında taraflar arasında 12/10/2016 tarihli sulh protokolü ile sulh protokolü eki ve 12/10/2016 tarihli temlik sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki 12/10/2016 tarihli sulh protokolü ile, 22/09/2016 tarihli hakem kararının tasfiyesi ve taraflar arasındaki protokol tarihi itibariyle her türlü ticari ilişkiden kaynaklanan hak ve yükümlülükler nedeniyle birbirlerini ibrasının kararlaştırıldığı, sulh protokolü ile sözleşme ve hakem kararının icraya başvurulmadan tasfiyesi ile diğer alacak ve borçlar hususunda ibralaşma amaçlandığı belirtilerek, mahkemece, eldeki davaya konu edilen yeminli mali müşavir raporunda tespit edildiği ileri sürülen dava konusu hususların 12/10/2016 tarihli sulh protokolü kapsamında kalıp kalmadığı, tasfiyede ve ibralaşmada değerlendirilip değerlendirilmediği araştırılarak, sonucuna göre esas hakkında karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu hususlar değerlendirilmeksizin, dava konusu ihtilafın sözleşmeye dahil olduğu ve hakemde görülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilerek dosya mahkemesine geri gönderilmiştir.Mahkemece yeni esaslı dosyadan yapılan yargılama sonunda 18/07/2023 tarihli karar ile; Sulh Protokolü'nün 3.11. nolu maddesinde; 22/09/2016 tarihli Tahkim Yargılaması Hakem Kararı ile belirlenen yükümlülükler kaldırılmamak kaydıyla, kararın uygulanmasına yönelik olmak üzere düzenlenen Sulh Protokolü ile taraflar arasındaki alacak/borç ilişkisinin sona ermekte olduğu, tarafların Sulh Protokolü'nde belirlenen edimlerin yerine getirilmesi kayıt ve şartı ile aralarındaki her türlü ticari ilişkiden kaynaklanan alacak-borçlardan, gizli ayıplar dışındaki her türlü yapılan, yapılmayan işlerden, kira bedeli, ecrimisil bedeli ve benzeri alacak kalemleri ile diğer tüm konularda tarafların birbirlerini en geniş anlamda gayrikabili rücu ibra ettiklerinin belirtildiği, davacı tarafın sulh görüşmelerini yürüten ...'un davalılarla el ve işbirliği içerisinde hareket ederek davacı tarafı zarara uğrattığı, davalıların davacı tarafı aldattığı iddiasının ispatlanamadığı, 06/11/2018 tarihli ön inceleme duruşmasında 1 ve 2 nolu ara kararda delillerini bildirmek üzere taraflara süre verildiği, ancak davacı vekili tarafından tanık listesi sunulmadığı, kaldı ki uyuşmazlık konusunun tanıkla ispat edilecek nitelikte olmadığı, bu nedenle tanık dinletme talebinin reddine karar verildiği, davacı vekilinin dilekçesinin ve talep sonucunun içeriğinden ayıplı ifa ile ilgili bir talebinin olmadığı, gizli ayıplı işin bedeline istinaden fazla hakediş ödemesinin yapılmış olduğu hususunun ispat edilemediği, dava konusu hususların tahkim kararı ve 12/10/2016 tarihli sulh protokolü kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekili 30/10/2023 tarihli istinaf dilekçesiyle,müvekkilinin sulh olma iradesinin aldatma yoluyla sakatlandığını, bu nedenle sulh protokolü ile bağlı kalınmadığının dikkate alınması gerektiğini, davaya konu SMMM raporundaki tespitlere dair 19/11/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda; davalının müvekkilinden usulsüz kayıtlarla fazladan 1.667.220,03 TL tahsil etmiş olduğunun ortaya çıktığını, taraflar arasında görülen tahkim ve akabindeki sulh protokolü sürecinde müvekkili şirketlerin genel müdürlüğünü yapan ve tüm bu süreçlerde müvekkilini temsil eden ... isimli şahsın davalı taraf ile işbirliği yaptığının öğrenildiğini, işbirliği yapıldığının öğrenilmesi üzerine müvekkili şirketin kayıtlarını inceleme gereksinimi duyulduğunu, YMM vasıtasıyla yapılan inceleme sonucu müvekkili tarafından alınan ve dosyada mübrez YMM raporunda da birçok kalemde ödenen avansların yapılan iş bedelinden düşülmediğinin tespit edildiğini, bilirkişi kök raporunun 31. sayfasında teknik yönden yapılan değerlendirme başlığı altında; yüklenicilere maliyet üzerinden %12 kar hakkı ödeneceği tespit edildiği halde, hakedişlerin %15 kar yansıtıldığı hususuna değinilmediğini, müvekkili ... A.Ş.'nin bu maliyet + kar hesaplamasındaki hatadan 1.353.151,26 TL fazla ödeme yaptığını, ancak bu hususun raporda belirtilmesine rağmen bilirkişi raporunda hiçbir mali tespit/hesaplama yapılmadığını, dolayısıyla, bilirkişilerin yaptığı hesaplamalar ile vardıkları sonucun çelişkili olup, davalı tarafın haksız ve fazla tahsilata yol açan eylemleri ortaya çıkarıldığı halde bu durumu raporun sonuç kısmında yazmayarak mahkemeyi de hatalı yönlendirdiklerini, bilirkişi ek raporunun sonuç kısmında uyuşmazlığın 12/10/20216 tarihli Sulh Protokolünün kapsamı içinde kaldığı sonucuna varılarak davadaki haklılıkları mevcut olmasına karşın dava edemeyecekleri sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, tahkim ve sulh sürecinde müvekkili şirket adına yetkili olan ... isimli kişinin, sulh sözleşmesinin imzalanması akabinde davalı tarafla ortak şirket dahi kurduğunu, bahsi geçen aldatma saikine dair sunulan delillerinin ilk derece mahkemesince hiçbir şekilde incelenmediğini, değerlendirilmediğini ve gerekçelendirilmediğini, hükme esas alınamayacak nitelikteki bilirkişi kök ve ek raporlarına itibar edilerek müvekkilinin sulh protokolüyle bağlı kılındığını, sonuçta sulh protokolünün iradi bir belge olup, müvekkilinin iradesinin sakatlandığı bu durumda bu iradi eyleme hukuken üstünlük tanınamayacağını, müvekkilinin TBK m. 36 uyarınca taraflar arasındaki borç/alacak tutarları noktasında aldatılması nedeniyle akdedilen 12.10.2016 tarihli Sulh Protokolü ile bağlı olamayacağını, mahkemenin sulh protokolü içeriği ve taraf iradelerinin uyuşup uyuşmadığı hususunu hiçbir şekilde ele almamasının hem de aldatma olgusunun dosya kapsamında yeterli şekilde değerlendirilmemesinin ve ispat kurallarında hataya düşülmesi nedenleriyle kararın hatalı olduğunu, yerel mahkemece tanık dinletme taleplerinin reddedilmesinin adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğünü ihlal ettiğini, gizli ayıp noktasında hukukçu bilirkişinin kanaatinin doğru olmayıp sulh protokolünde yapılan inşaatlardaki gizli ayıplardan bahsedildiği sonucuna doğrudan varılamayacak olup, anlaşma öncesi karşı tarafa bildirilmeyen ve iradeyi sakatlayabilecek her hususun gizli ayıp kavramının içine girdiğini, Sulh Protokolünde yer alan gizli ayıp ibaresinin, protokolün akdedilmesi öncesinde bilinmeyen ve öğrenildiği durumda protokol taraflarından birinin iradesini fesada uğratabilecek her türlü işlemi kapsayacağını, Sulh Protokolü'nde inşaat işlemlerine dair özellikli bir ibareye yer verilmediğini, cari hesaplarda alacak/borç ilişkisinin genel manada sonlandırılması için yapıldığını, davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı hesaplandığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Uyuşmazlık Türk Borçlar Kanunun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalılar ise yüklenicidir.Yanlar arasında ... İli, ... Mahallesi, ... Pafta, ... Ada, ... parselde davalı yanca yapılacak otel inşaatı için sözleşmeler imzalanmış olup, dosya kapsamında davacı .... ile ... arasında ... ... A.Ş.'ye ait ... isimli ticari gayrimenkulü tüm kiralama faaliyetlerinin, kiracılık ilişkilerinin ve ilgili belediye işlerinin yönetilmesi konusunda yönetim hizmeti verilmesi hakkında yönetim sözleşmesi imzalandığına dair sözleşme mevcuttur. Davacı taraf; kendi şirket çalışanları olan ... ile davalı şirketler grubunun mali işler direktörü ... anlaşma yapmak suretiyle şirketlerine ait olan ... binalarının inşasına ilişkin kayıtlarda bir kısım mükerrer kayıtların, onaysız ödemelerin, mahsubu gereken avansların, mükerrer faturalanan KDV ile proje sahibine yansıtılması gerekirken yansıtılmayan fatura indirimlerinin, yüklenici firma tarafından ödenmesi gerekirken ödenmeyen harcamaların, faturalanan ancak teslim edilmeyen emtialardan kaynaklanan zarara ait işlemlere ilişkin fatura bedellerinin kendilerinden tahsil edildiğini, bu suretle davalı şirketlerin kendilerini zarara uğrattıklarını iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Dosya kapsamındaki 22/09/2016 tarihli tahkim yargılaması hakem kararında, davacı-karşı davalının ... A.Ş. ve grup şirketleri, davalı-karşı davacının ... ve grup şirketleri olduğu, tahkim sözleşmesinin 12/05/2016 tarihli olduğu, davacı-karşı davalı ... davası yönünden davanın kısmen kabul edilerek ... bina maliyetleri ile ilgili yapılan incelemede hakediş toplamının 23.339.492,50TL olduğunun tespitine, bu tespiti ve tarafların ortaklaşa talebine göre taraflarca mutabık kalınan diğer inşaatlara ilişkin hakediş ve maliyet kalemlerinin incelenmemesine, davalı-karşı davacı ... yönünden davanın kısmen kabul edilerek ... bina maliyetleri ile ilgili yapılan incelemede hakediş toplamının 23.339.492,50 TL olduğunun tespitine, bu tespit ve tarafların ortaklaşa talebine göre taraflarca mutabık kalınan diğer inşaatlara ilişkin hakediş ve maliyet kalemlerinin incelenmemesine, ...A.Ş.'nin ... A.Ş.'den 336.315,43TL tutarında alacaklı olduğunun tespitine, ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'den 2.717.949,78 TL alacaklı olduğunun tespitine karar verilmiş, bu karar hakem Av.... tarafından imzalanmıştır.Tahkim yargılaması hakem kararı sonrasında taraflar arasında 12/10/2016 tarihli sulh protokolü ile sulh protokolü eki ve 12/10/2016 tarihli temlik sözleşmesi imzalanmıştır.22/09/2016 tarihli hakem kararının saklanması ve tebliğe çıkarılması için hakem Ahmet Sünbül tarafından 17/10/2016 tarihinde İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurulmuş, başvuru mahkemenin 2016/1556 D.iş hakem dosyasına tevzi edilmiştir. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince dosyaya gönderilen 03/04/2019 tarihli yazıda 2016/1556 D.İş sayılı dosyada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı belirtilmiştir. Tarafların Hakem yargılaması ile; yüklenici ... Grubun iş sahibi ... adına yaptığı inşaat işlerinin maliyet kalemlerinin incelenmesi ve yüklenici ile olan alacak-borç hesabının netleştirilmesi amaçlanmıştır.Tahkim yargılamasında taraflar arasındaki iş ilişkisi kapsamında iş sahibi ... Yapı ile ilgili olmayan inşaat giderlerinin yüklenici şirketler ve çalışanları tarafından iş sahibi şirket adına yazılıp yazılmadığı, taşeronlardan yüksek fatura alınıp farkın iade kesilip kesilmediği incelenmiş olup bu hususların tespiti için taşeron cari hesaplarının ve kesilen faturaların metraj ve fiyat kontrolünün yapılması amaçlanmış, neticede tarafların dahil olduğu grup şirketlerin kayıt ve verileri incelenmek suretiyle taraflar arasındaki ihtilaf konuları hakkında 22/09/2016 tarihli Hakem kararı verilmiştir.Yanlar arasındaki uyuşmazlık; davacının eldeki dava ile ileri sürdüğü olayların tahkim yargılaması ve akabinde imzalanan sulh protokolü kapsamında kalıp kalmadığının tespitine ilişkindir. Bu kapsamda yapılan incelemede; dosyada bulunan ve bilirkişi kök ve ek raporlarında; ... Şirketleri ile ... şirketleri arasındaki “istisnasız her türlü ticari ilişkiden kaynaklanan bütün alacak ve borçlar” konusunda olduğu gibi, eldeki davanın tarafları arasındaki ticari ilişkilerden dolayı Tahkim Kararında tespit edilmiş olan bütün alacak ve borçlar konusunda da, Sulh Protokolü ile tarafların sulh ve ibralaşma yoluna gittikleri, bu nedenle de davacının bu davadaki alacak talebinin yerinde olmadığı, eldeki davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın 12/10/2016 tarihli Sulh Protokolü kapsamında kaldığı;, davacının davalılardan iddia ve talep ettiği gibi bir alacağının bulunmadığı, tarafların ihtilaflı oldukları ve fakat Sulh Sözleşmesi ile bu ihtilafı çözdükleri ve anlaştıkları hususlara ilişkin hata iddiasının dikkate alınamayacağı, Protokolde sözü edilen “gizli ayıplar”ın, davacı şirket (ve grup şirketleri) ile davalı şirket (ve grup şirketleri) arasında akdedilmiş olan eser sözleşmelerine istinaden yapılmış olan inşaat işlerindeki gizli ayıplar olduğu, yoksa Sulh Protokolünden kaynaklanan borçların ifasındaki gizli ayıplar olmadığı belirtilmiştir.Yapılan bu açıklamalar ışığında mahkemece, denetime elverişli bilirkişi kurul raporları hükme esas alınmak suretiyle tarafların, aralarındaki iş ilişkisini 2016 yılında sonlandırdıkları, hakem kararı neticesinde 12/10/2016 tarihli Sulh Protokolü ve ekini imzaladıkları, Sulh Protokolü'nde, davalı şirketin (ve grup şirketlerinin) davacı şirketten (ve grup şirketlerinden), taraflar arasında akdedilmiş olan eser sözleşmelerinden ve bu sözleşmelere dayalı akdi ilişkiden (cari hesap ilişkisinden) dolayı bir kısım alacaklarının olduğu ve bu alacaklarının davalı şirkete (ve grup şirketlerine) ödeneceği hususunda anlaşmaya varıldığı, anlaşmaya varılan bu alacakların da ödendiği, dava konusu yapılan uyuşmazlık konusunun sulh protokolü ve ekinin imzalandığı tarihten sonraki ticari ilişkiyi kapsayan bir dönem olmayıp, tarafların ticari ilişkisini devam ettirdiği 2010 - 2016 yılları arasına ilişkin olduğu, davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın 12/10/2016 tarihli Sulh Protokolü kapsamında kaldığı, Sulh Protokolünün geçerli ve bağlayıcı olduğu, davacının davalılardan iddia ve talep ettiği gibi bir alacağının bulunmadığı, 73 parselde yapılacak otel inşaatı için düzenlenen sözleşmelerde, yapılacak işin işçilik, malzeme ve tüm inşaat giderleri üzerinden yükleniciye %12 kar hakkı ödeneceğinin belirtildiği, hakedişlerde kar hakkının %15 olarak hesaplanmasının sözleşmeye uygun olmadığı, borç alacak kayıtlarındaki farklılıkların ve hesaplardaki avansların fatura edilerek davalının alacaklı çıkmasından dolayı uğranılan zararın gizli ayıp olarak nitelendirilemeyeceği, sulh protokolünde belirtilen gizli ayıbın inşaat işlerindeki gizli ayıplar olarak kabul edilmesi gerektiği, davacı yanca inşaat işleri ile ilgili gizli ayıpların varlığına ilişkin herhangi bir delil de sunamadığı gözetilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun olmuştur.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/07/2023 tarih ve 2020/87 Esas, 2023/620 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 157,75 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 05/06/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45