İstanbul BAM 15. HD 2023/2068 E. 2024/314 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
bam
2023/2068
2024/314
30 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2068
KARAR NO: 2024/314
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/07/2023
NUMARASI: 2020/57 Esas, 2023/622 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 30/04/2024
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, davacı şirketin, proje sahibi olarak 2010 ve 2016 yılları arasında davalı şirket ile yapılan sözleşmeler kapsamında bir kısmı da sözleşmesiz işler olmak üzere davalı şirketlerden hizmet aldığı, davalı şirketin düzenlemiş olduğu faturalar karşılığında hak ediş niteliğinde olmak üzere ödemeler yapıldığı ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2016 yılı itibariyle sonlandırıldığını; kendi çalışanlarının davalı taraf ile anlaşma yapılmak suretiyle müvekkili ve grup şirketlerinin aldatıldığının anlaşılması üzerine davacı şirketin iç denetimi için bir YMM vasıtası ile inceleme yaptırılmış olduğu; davacı şirketin ... Sokak No: ... adresinde bulunan binası ile alakalı olarak verilen görevde davalı şirketin 31.12.2014 tarihli hak ediş raporunda belirtilen zemin etüt planı vs adı altında bir harcama kaleminin bulunduğunun tespit edildiği ve bu harcamayı doğrulayan belgenin hak ediş dosyasında bulunmadığı, bu harcamanın %15 mühendislik kârı ve KDV'si ile birlikte ödenen toplamda 67.850,00 TL tutar kadar davacı şirketin zarara uğradığını belirterek, şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, taraflar arasında yapılan 22.09.2016 tarihli Tahkim Yargılaması Hakem Kararı sonrasında 12.10.2016 tarihli Sulh Protokolü imzalanarak İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/1556 Esas sayısına kayıtlı olduğunu, hakem kararına karşı itiraz olmadığı ve kararın kesinleştiğini, kesinleşmiş hakem kararı olan bir konuda açılan davanın reddi gerektiğini, Tahkim itirazında bulunduklarını, derdestlik ve kesin hüküm itirazlarının kabulüne, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, eksik harcın tamamlanması gerektiğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, taraflar arasında ihtilaf bulunması halinde hakeme gidileceği hususunda tahkim sözleşmesi yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli bulunduğu, uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu, taraflar arasındaki dava konusu ihtilafın anılan sözleşmeye dahil olduğu ve hakemde görülmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlığı da kapsar şekilde tahkim yargılamasının devam ettiği, hakemce verilen kararın henüz kesinleşmediği, derdest olduğu gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, mahkeme kararının gerekçesiz olduğu, hakem kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine sunulması gerektiği, usulüne uygun hakem yargılaması ve hakem kararının olmadığı, hakem kararının eki olan sulh protokolünün alacak-borç tespitini içerdiği, ancak davada taraf olmayan ... AŞ den olan bir alacağın protokole kaydedilerek koşullu temliklerde bulunmaya ilişkin maddelere yer verildiği, hakem ... yedieminlik görevi verildiği ve eksik işlerin mevcudiyeti kabul edilmek sureti ile alacakların ödenmesi mukabilinde ... AŞ nın asansör ve mekanik işlerinin yapılmasını taahhüt ettiğinin açıkça görüldüğünden TBK 193.maddesi hükmüne göre, devir alan olarak kayıtlandırılan davacı şirketin davalılardan zararının tazminini talep edebileceğini; gizli ayıpların protokol dışında kaldığının açıkça ikrar olunduğunu; kesinleşmiş ve HMK anlamında yargılama faaliyetini içeren bir hakem kararı yok ise sözleşmenin yoklukla malül olduğunu; TBK 28.maddesi hükmüne göre davalıların aşırı yararlanması niteliğinde hükümler barındıran bir sözleşmenin geçerli kabul edilemiyeceğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Dairemiz 2019/1904 Esas , 2020/53 Karar sayılı ilamıyla , HMK 412/4.maddesinde; Tahkim sözleşmesine karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı veya tahkim sözleşmesinin henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında bulunulamayacağı; 413.maddesinde ise; tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı tarafın tahkim ilk itirazında bulunabileceği, bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkansız değilse mahkemenin tahkim itirazını kabul edeceği ve davayı usulden reddedeceği hususunun düzenlendiğini , dosya kapsamına göre, ... A.Ş. ile ... arasında Tahkim Sözleşmesi akdedildiği, sözleşme ile; ... tarafından (ortak ve bağlı grup şirketler tarafından) ... adına (ortak ve bağlı grup şirketler adına) yapılan işlerin maliyet tutarına %15 ilave edilerek bulunacak tutarın, Nar tarafından ... ödeneceği hususunda taraflar arasında anlaşma bulunduğu ve aralarındaki ihtilafların hakem yoluyla çözülmesini kararlaştırdıkları, hakem tarafından yapılan yargılama sonucunda 22/09/2016 tarihli hakem kararı verildiğinin anlaşıldığını , tarafların hakem kararı sonrasında 12/10/2016 tarihli Tahkim Sulh Protokolü düzenlediğini , taraflar arasında imzalanan Tahkim Sulh Protokolü ile "22/09/2016 tarihli tahkim yargılaması hakem kararı kapsamında belirlenen taraflar arasındaki alacak borç ilişkisini sona erdirmek, hakem kararını icra takibine konu etmeden borcun tasfiyesini sağlamak, ... alacağının ödenmesi şartlarını ve işbu protokol tarihi itibariyle taraflar arasındaki her türlü ticari ilişkiden dolayı oluşan hak ve yükümlülüklerden taraflardan birini ibra etme şartlarını düzenlemenin amaçlandığını ,mahkemece, davacı tarafın dava konusu ettiği yeminli mali müşavir raporunda tespit edildiği ileri sürülen hususların sulh protokolü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilerek sonuca göre esas hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususlar değerlendirilmeksizin davanın usulden reddine karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermiştir.Dairemizin kaldırma kararından sonra mahkemece alınan, 11/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda , ... Şirketleri ile ... şirketleri arasındaki “istisnasız her türlü ticari ilişkiden kaynaklanan bütün alacak ve borçlar” konusunda olduğu gibi, işbu davanın tarafları arasındaki ticari ilişkilerden dolayı Tahkim Kararında tespit edilmiş olan bütün alacak ve borçlar konusunda da, işbu Sulh Protokolü ile tarafların sulh ve ibralaşma yoluna gittikleri bu nedenle de davacının bu davadaki alacak talebinin yerinde olmadığı, bu davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın 12.10.2016 tarihli Sulh Protokolü kapsamında kaldığı; davacının davalılardan iddia ve talep ettiği gibi bir alacağının bulunmadığı, gizli ayıp iddialarının ise ancak yerinde inceleme yapılarak anlaşılacağının bildirildiği ,15/11/2021 tarihli bilirkişi heyet ek raporunda , sözleşmesinde hataya düştüğünü iddia edenin bu iddiası her zaman göz önüne alınmaz; tarafların ancak ihtilaflı olmadıkları hususta hata iddiası dinleneceği ; buna karşılık ihtilaflı (tereddütlü) hususlara ait hata iddiası dinlenmeyeceği; zira sulh zaten bu husustaki şüpheye dayanır; şüphenin ise hatayı bertaraf edeceğini , (Bakınız: Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Özel Borç İlişkileri, Cilt (/1, Altıncı Basım, İstanbul 1990, s.14 vd.), doktrinde de haklı olarak belirtildiği üzere; tarafların ihtilaflı oldukları ve fakat Sulh Sözleşmesi ile bu ihtilafı çözdükleri ve anlaştıkları hususlara ilişkin hata iddiası dikkate alınamayacağını , protokolde sözü edilen “gizli ayıplar”, davacı şirket (ve grup şirketleri) ile davalı şirket (ve grup şirketleri) arasında akdedilmiş olan eser sözleşmelerine istinaden yapılmış olan inşaat işlerindeki gizli ayıplar olduğunu , yoksa Sulh Protokolünden kaynaklanan borçların ifasındaki gizli ayıplar olmadığını , taraflar arasındaki Sulh Protokolü'nde, davalı şirketin (ve grup şirketlerinin) davacı şirketten (ve grup şirketlerinden), taraflar arasında akdedilmiş olan eser sözleşmelerinden ve bu sözleşmelere dayalı akdi ilişkiden (cari hesap ilişkisinden) dolayı bir kısım alacaklarının olduğu ve bu alacaklarının davalı şirkete (ve grup şirketlerine) ödeneceği hususunda anlaşmaya varılmış olup, anlaşmaya varılan bu alacakların da ödenmiş olduğunu , davacı şirket, eser sözleşmelerine istinaden davalı şirket (ve grup şirketleri) tarafından yapılmış olan inşaat işlerinde ne gibi “gizli ayıplar” bulunduğunu açıklamadığı gibi, bu “gizli ayıpların” varlığına ilişkin herhangi bir delil de sunmadığını , herhangi bir gizli ayıplı işin yapılmış olduğu, davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın 12.10.2016 tarihli Sulh Protokolü kapsamında kaldığını; Sulh Protokolünün geçerli ve bağlayıcı olduğunu; ... Sokak No:... adresinde bulunan binanın alt katında yapılan işin tadilat, tesisat, dekorasyon ve tefrişat işleri olduğu, yeni bir bina yapılmasının söz konusu olmadığını , söz konusu işler kapsamında olmayan 50.000,00-TL+KDV tutarındaki Zemin Etüd giderinin geçerli nitelikte bir harcama olmadığını, davacının davalılardan iddia ve talep ettiği gibi bir alacağının bulunmadığı; taraflar arasında düzenlenen Sulh Protokolü'ndeki borç-alacak hesaplarında kapsam dışı bırakılan gizli ayıplar ile ilgili olarak dosyada herhangi bir ihtilaf, tespit veya bildirim bulunmadığından herhangi bir teknik değerlendirme yapılmadığını , davacı tarafından yapılan işlerdeki gizli ayıpların yerleri ve ayrıntıları konusunda yazılı beyanda bulunulması ve Sayın Mahkeme'nin de onayı doğrultusunda inceleme yapılabileceği, aksi takdirde bu konuda sağlıklı ve doğru bir tespit yapılamayacağının bildirildiğini ,17/03/2023 tarihli ek bilirkişi raporunda kök rapordaki tespitlerle bağlı kalındığını, ... No:... adresinde bulunan binanın alt katında yapılan işin tadilat, tesisat, dekorasyon ve tefrişat işleri olduğunu, yeni bir bina yapılmasının söz konusu olmadığını , söz konusu işler kapsamında olmayan 50.000.-TL+KDV tutarındaki ... giderinin geçerli nitelikte bir harcama olmadığını, taraflar arasında düzenlenen Sulh Protokolü'ndeki borç-alacak hesaplarında kapsam dışı bırakılan gizli ayıplar ile ilgili olarak dosyada herhangi bir ihtilaf, tespit veya bildirim bulunmadığından herhangi bir teknik değerlendirme yapılmadığını , davacı tarafından yapılan işlerdeki gizli ayıpların yerleri ve ayrıntıları konusunda yazılı beyanda bulunulması ve Sayın Mahkeme'nin de onayı doğrultusunda inceleme yapılabileceği, aksi takdirde bu konuda sağlıklı ve doğru bir tespit yapılamayacağının bildirildiğini ,bilirkişi raporlarının denetime açık, karar vermeye yeterli ve elverişli mahiyette olduğunu , dosya kapsamından Sulh Protokolü'nün 3.11 nolu maddesinde; 22.09.2016 tarihli Tahkim Yargılaması Hakem Kararı ile belirlenen yükümlülükler kaldırılmamak kaydıyla, kararın uygulanmasına yönelik olmak üzere düzenlenen işbu Sulh Protokolü ile taraflar arasındaki alacak/borç ilişkisinin sona ermekte olduğunu, tarafların, Sulh Protokolünde belirlenen edimlerin yerine getirilmesi kayıt ve şartı ile aralarındaki her türlü ticari ilişkiden kaynaklanan alacak-borçlardan, gizli ayıplar dışındaki her türlü yapılan, yapılmayan işlerden, kira bedeli, ecrimisil bedeli ve benzeri alacak kalemleri ile diğer tüm konularda tarafların birbirlerini en geniş anlamda gayrikabili rücu ibra ettikleri belirtildiğini , davacı tarafın sulh görüşmelerini yürüten ...'un davalılarla el ve işbirliği içerisinde hareket ederek davacı tarafı zarara uğrattığını, davalıların davacı tarafın aldattığı iddiasının ispatlanamadığını, 06/11/2018 tarihli ön inceleme duruşmasında 1 ve 2 nolu ara kararda delillerini bildirmek üzere taraflara süre verildiğini, davacı vekili tarafından tanık listesi sunulmadığını, uyuşmazlık konusunun tanıkla ispat edilecek nitelikte olmadığını , tanık dineltme talebinin reddine karar verildiğini , davacı vekilinin dilekçesinin ve talep sonucunun içeriğinden ayıplı ifa ile ilgili bir talebinin olmadığını, gizli ayıplı işin bedeline istinaden fazla hakediş ödemesinin yapılmış olduğu hususunun da ispat edilemediğini , dava konusu hususların tahkim kararı ve 12/10/2016 tarihli sulh protokolü kapsamında kaldığını belirterek davanın usulden reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinafında , İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 15. Hukuk Dairesinin ilamında yeminli mali müşavir raporunda tespit edildiği ileri sürülen hususların sulh protokolü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken , bu hususların değerlendirilmeden karar verildiği belirtilerek mahkeme kararının kaldırıldığını , sulh olma iradesinin aldatma yoluyla sakatlandığı için , sulh protokolü ile bağlı kalınmayacağının dikkate alınması gerektiğini , sulh protokolü hükümlerinin somut olaya uygulanmasının mümkün olmadığını ,sulh protokolü aşamasında davacının genel müdürlüğünü yapan ...'un davalı ile iş birliği yaptığının öğrenildiğini , 17/03/2023 tarihli ek raporda yeni bir bina yapılmasının söz konusu olmadığının anlaşıldığını , zemin etüt giderinin geçerli bir harcama olmayacağı kanaatine varıldığını , ancak sonuç kısmında ise 12/10/2016 tarihli protokolün kapsamında kaldığını belirttiğini , müvekkilinin haklı olmasına rağmen dava edemeyeceği sonucuna varıldığını, ...'un davacıdan ayrılıp , davalı ile ortak şirket kurduğunu ,hayatın olağan akışına aykırı olduğunu , dosyaya sunulu uzman görüşüne göre alacaklı olduklarını , aldatmaya dair delillerin değerlendirilmediğini , kök ve ek raporlara çelişkili olması sebebiyle itibar edilmemesi gerektiğini , tanık dinletme talebinin reddedilmesinin adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil ettiğini , gizli ayıp noktasında bilirkişinin kanaatinin doğru olmadığını , anlaşma öncesi karşı tarafa bildirilmeyen her hususun gizli ayıp kavramına gireceğini , mahkemenin yeterli bir gerekçe yazmadığını , taraflar arasındaki alacak borç ilişkisinin sulh protokolünde anlaşıldığı tutarda olmadığı ortaya çıktıktan sonra artık yapılan anlaşmaya itibar edilemeyeceğini , davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını , dava değeri olan 10.000,00-TL. nin %16'sı olan 1.600,00-TL. Ye hükmedilmesi gerekirken maktu ücret olan 9.200,00-TL. vekalet ücretine hükmedildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Türk Borçlar Kanunun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmakatadır. Davacı iş sahibi , davalı yüklenicidir. Davacı dava dilekçesinde , 31/12/2014 tarihli hak ediş raporunda belirtilen zemin etüt planı adı altında harcama kaleminin bulunduğunun tespit edildiğini bu harcamayı doğrulayan belgenin hak ediş dosyasında bulunmadığını , şirketlerinin çalışanı ...'un davalı ile anlaşma yapmak suretiyle müvekkilini zarara uğrattığını belirterek zararını talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin ilk kararı , Dairemiz tarafından , taraflar arasında 12/10/2016 tarihli Tahkim Sulh Protokolü düzenlediğini , taraflar arasında imzalanan Tahkim Sulh Protokolü ile "22/09/2016 tarihli tahkim yargılaması hakem kararı kapsamında belirlenen taraflar arasındaki alacak borç ilişkisini sona erdirmek, hakem kararını icra takibine konu etmeden borcun tasfiyesini sağlamak, ... alacağının ödenmesi şartlarını ve işbu protokol tarihi itibariyle taraflar arasındaki her türlü ticari ilişkiden dolayı oluşan hak ve yükümlülüklerden taraflardan birini ibra etme şartlarını düzenlemenin amaçlandığını ,mahkemece, davacı tarafın dava konusu ettiği yeminli mali müşavir raporunda tespit edildiği ileri sürülen hususların sulh protokolü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilerek sonuca göre esas hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususlar değerlendirilmeksizin davanın usulden reddine karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermiştir. İlk derece mahkemesi de bir kök rapor ve iki adet ek rapor alarak bu raporlardaki tespitleri dayanak yaparak , davacı tarafın sulh görüşmelerini yürüten ... davalılarla el ve işbirliği içerisinde hareket ederek davacı tarafı zarara uğrattığını, davalıların davacı tarafın aldattığı iddiasının ispatlanamadığını, 06/11/2018 tarihli ön inceleme duruşmasında 1 ve 2 nolu ara kararda delillerini bildirmek üzere taraflara süre verildiğini, davacı vekili tarafından tanık listesi sunulmadığını, uyuşmazlık konusunun tanıkla ispat edilecek nitelikte olmadığını , tanık dineltme talebinin reddine karar verildiğini , davacı vekilinin dilekçesinin ve talep sonucunun içeriğinden ayıplı ifa ile ilgili bir talebinin olmadığını, gizli ayıplı işin bedeline istinaden fazla hakediş ödemesinin yapılmış olduğu hususunun da ispat edilemediğini , dava konusu hususların tahkim kararı ve 12/10/2016 tarihli sulh protokolü kapsamında kaldığını belirterek davanın usulden reddine karar vermiştir. Somut olayda , 12/10/2016 tarihli Sulh Protokolünü ... Şirketleri adına ... imzalamak suretiyle temsil etmiştir. sulh sözleşmesini davacının kendilerini aldattığını iddia ettikleri çalışanı ... imzalamamış ve davacıyı bu suretle temsil etmemiştir. Dolayısıyla davamızda bu hali ile sulh akdine karşı tanık dinlenemez. Bilahare , taraflar arasındaki sulh protokolünün 3.11. Maddesinde , birbirlerini her türlü yapılan ve yapılmayan işlerden , kira bedeli , ecrimisil bedeli ve benzeri alacak kalemleri ile diğer tüm konularda en geniş anlamda gayrı kabili rücu ibra etmişlerdir. Söz konusu sulh sözleşmesine işin girmesi durumunda, ibranın kapsamı dikkate alınması gerekmektedir. Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan kök ve ek bilirkişi raporları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, dava konusu iş sulh sözleşmesi kapsamında kalmaktadır. Bu hal itibariyle davacı yan zemin etüt planı ile alakalı bir bedel iade talebinde bulunamaz. Dairemizin kaldırma kararı da bu doğrultuda olup , dava konusu işin sulh sözleşmesi kapsamına girip girmediğinin tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yönündedir. Davacı tarafça dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesinde yapılan işlerde gizli ayıpla ilgili bir talep , açıklama ve delil ibrazı yoktur. Dava yerel mahkemenin de belirttiği üzere ispatlanamamıştır. Tüm bu hususlar çerçevesinde ,yerel mahkeme kararında usule ve yasaya aykırılık teşkil eden husus yoktur. Davacı vekilinin tüm istinaf sebepleri belirttiğimiz gerekçelerle isabetsizder.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/07/2023 tarih ve 2020/57 Esas, 2023/622 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 157,75 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 30/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:43:41