SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 14. HD 2021/1051 E. 2024/935 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1051

Karar No

2024/935

Karar Tarihi

5 Haziran 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1051

KARAR NO: 2024/935

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 30/03/2021

NUMARASI: 2019/590 E. - 2021/307 K.

DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali

Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirketin büyük hissedarı ... A.Ş.’nin şeklen % 13,45 gerçekte %17 hissesine sahip olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin de aynı oranlarda maliki durumunda olduğunu, şirket yönetim kurulu tarafından müvekkiline gönderilen davet üzerine 08.05.2019 tarihinde yapılan olağan genel kurula katıldığını, toplantıda alınan bazı kararlara muhalif kalındığını, olumsuz oy kullandığını ve muhalefet şerhinin tutanaklara işlendiğini, kararların iptali gerektiğini, toplantıda gündemin 9. Maddesinde görüşmelerinde yönetim kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı aylık ¨10.000,00 net huzur hakkı ödenmesinin önerildiğini, müvekkilinin şirketin zarar ettiğini belirterek itiraz edince şirket yetkilisinin söz alarak “Şirketimizin yönetim kurulu üyeleri tüm mesailerini şirkette geçirmektedirler...” beyanında bulunduğunu, yönetim kurulu üyelerinin her birine aylık ¨ 10.000,00 huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, şirketin 2017 yılını ¨ 664.831,00 kâr ile kapatmış iken sermaye artırımına rağmen 2018 yılını ¨ 36.547.687,00 zarar ile kapattığını, şirketin kötü yönetildiğinin açık olduğunu, yöneticilerden ...’nın Antakya’da yaşadığını, tüm mesaini şirkette geçirmesinin imkansız olduğunu, yönetici ortakların başka şirketlerde de yönetici olduklarını, tüm mesailerini şirkette geçirdikleri iddiasının doğru olmadığını, yönetici ortaklardan ... ve ...’nın merkezi Antakya’da bulunan ve başka yerde şubesi olmayan ... Tic. A.Ş.’nin de yöneticileri olduğunu, ayrı ayrı ¨ 10.0000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, yine merkezi Antakya’da olan ... AŞ'ninde yöneticileri olup ayrı ayrı ¨10.000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, Balıkesir ve İzmir’de 3 noktada satış ve servis hizmeti veren ... ... Tic. A.Ş.’ninde yöneticisi olduklarım ayrı ayrı ¨20.000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, İstanbul’da 3 noktada satış ve servis hizmeti veren ... bayisi ... Tic. A.Ş.’ninde yöneticisi olduklarını ayrı ayrı ¨ 20.000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, Hatay Antakya’da ... bayisi ...Tic. A.Ş.’ninde yöneticisi olduklarını, ayrı ayrı ¨ 20.000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, Antakya Hatay çıkışlı ... A.Ş.’ninde yöneticisi olduklarını, ayrı ayrı ¨ 10.000,00 huzur hakkı aldıklarını, orada da çalıştıklarını beyan ettiklerini, ...’nm ... Ltd. Şti.’de yöneticisi olup orada da mesai harcadığını, yönetici ortaklardan ...’nin .... Tic. A.Ş.’de, ... A.Ş.’de yönetici olup maaş aldığını, ayrıca çok sayıda branşta faaliyeti olan ... A.Ş.’ninde yönetici olduğunu, bu kadar ayn şehirlerde ve bu kadar çok işi olan şirketlerin yöneticilerinin tüm mesailerinin dava konusu şirkette geçirdikleri iddialannın samimi olmadığını, şirketin 2018 yılında ¨ 36.547.687,00 zarar etmesine rağmen aylık ¨ 10.000,00’den üç yönetim kurulu üyesi yıllık net ¨360.000,00 huzur hakkı ödenmesinin yönetim kurulunun 2019 yılının kötü bir yıl olması için ellerinden gelen çabayı gösterdiğine işaret ettiğini, şirketin çok sayıda profesyonel çalışanı olduğunu, bu işlerin onlar tarafından yapıldığını, belirtilen tüm hususların huzur hakkının bir emek karşılığı olmadığmı gösterdiğini, zarar miktarına göre çok fahiş olduğunu, iptali gerektiğini, Gündemin 6 maddesi olan “2018 yılı çalışmalarından dolayı yönetim kurulunun ve denetçinin ibra edilmesinin onaya sunulması” maddesinde “denetçilerin yasanın emrettiği müdahaleleri yapmamaları nedeniyle ibra edilmelerine ilişkin taleplerinin reddi ile ibra edilmelerinin oy çokluğu ile kabulüne ilişkin kararın iptali gerektiğini, yeni ticaret kanununda bağımsız denetçilerin bir organ olmaktan çıkarıldığını, denetim görevi verildiğini, denetçinin şirketi koruma görevinin kanunun ruhu ile açıkça ortaya konulmuş olması yanında, TTK 378 mad. yükletilmiş olan “riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulması isteme görevi ile de somutlaştırıldığını, dosyada geçen yılda finansal yükü ağır olmakla birlikte tek başına kambiyo zararları başlığı ile açıklanamayacak büyüklükte olacak bir şekilde şirketin bir yılda ¨36.547.687,00 zarar etmiş iken, bu süreçte gerekli denetimleri yapmadığını ve riskin erken saptanması ve yönetim komitesi kurulmasını istemeyerek, kanunun yüklediği diğer denetim görevlerini de yapmayarak görevini eksik yaptığını, bu nedenle denetim raporunun ibra edilmemesi gerekirken ibraya karar verilmiş olmasının yanlış olduğunu, bu kararın iptali gerektiğini iddia ederek, ... Tic. A.Ş.’nin 08.05.2019 tarihinde yapılan 2018 yılı Olağan Genel Kurulunun, gündemin 9. Maddesi ile karara bağlanan her bir yönetim kurulu üyesi için ödenmesi kararlaştırılan aylık net ¨ 10.000,00 ’ye ilişkin huzur hakkı kararının iptalini, gündemin 6 maddesi ile karara bağlanan denetçinin ibra edilmesine karar verilmesi kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Davacının iş bu davanın tarafları ve konusu ile aynı şekilde müvekkili şirketin 25.03.2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında Yönetim kurulu üyelerine aylık ¨10.000,00 huzur hakkı ödenmesine ilişkin alınan genel kurul kararının, huzur hakkının fahiş olduğu iddiasıyla iptali talepli Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2016/594 Esas sayılı dosya ile dava açtığını, davada aynen “...Gerek mahkememizin 2014/636 Esas 2015/672 Karar sayılı dosyası ve hu dosya kapsamı, gerekse emsal ücret araştırma yazı cevapları, davacı şirketin önceki dönem için açıkladığı kâr miktarı, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam standartları dikkate alındığında Yönetim Kurulu üyelerine aylık ¨ 10.000,00 huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararda şirketin mali yapısıyla, afaki iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayan bir hususun bulunmadığının ve bu miktarın da fahiş olmadığının kabulü gerekir...” gerekçesi ile reddedildiğini, davacının istinaf başvurusunun esastan reddedildiğini, bu doğrultuda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının şirketteki hisse oranının %17 olduğunu belirttiğini, gerekçe olarak müvekkili şirketin hakim ortağı ... Otomotiv şirketinde %17 hissesi olmasını gösterdiğini, davacının müvekkili şirket nezdinde %0,4 oranında hissesi bulunduğunu, davacının halka açık şirketlerde uygulanan nihai hakim hissedar unsurunu, kendince bir yasa dayanağı olmadan, müvekkili şirket için uygulamaya çalışarak mahkemeyi yanılttığını, davacının söylemine göre hem müvekkili şirketten hem de diğer hakim ortaktan %17 oranında yararlanması gerektiğini, böyle bir durumun haksız kazanç elde etmek olduğunu, yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı ¨ 10.000,00 huzur hakkı verilmesinin fahiş olmadığını, huzur hakkının yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, huzur hakkı verilmesi için şirketin kâr etmesine gerek olmadığını, TTK 394 tarafından yönetim kurulu üyelerine tanınmış olan mali hakların içinde yer alan kazanç payından faydalanmak için TTK 511 ile düzenleme getirildiğini, kazanç payı dağıtılması için getirilmiş olan özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye gibi mali haklar açısından getirilmediğini, kâr etme şartının sadece kazanç payı için geçerli olduğunu, huzur hakkı olarak ödenen bedelin fahiş olduğu iddialarının doğru olmadığım, aylık huzur hakkının ¨ 10.000,00 olduğunu, müvekkilinin kuruluşundan bu yana profesyonel yönetici istihdam etmediğini, şirketin başarısının yöneticilerin başarılı çalışmasının ürünü olduğunu, fahiş olduğu iddia edilen ücretin ülkemizde müvekkili şirket çapında bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan kişinin maaşına denk geldiğini, müvekkili şirketin 2012 yılı genel kuruluna davacının da asaleten katıldığını, aynı genel kurulda yönetim kurulu üyelerine ¨10.000,00 huzur hakkı ve ayrıca ¨10.000,00 ikramiye verilmesine oy birliği ile karar verildiğini, 2013 ve 2014 yılında ...’nın da katıldığı olağan genel kurulda, yönetim kurulu üyelerine aylık net ¨10.000,00 ödenmesine karar verildiğini, bu karar karşı da ... tarafından herhangi bir iptal talebinde bulunulmadığını, 2012 ile 2018 yıllan arasındaki enflasyon farkı da dikkate alındığında, 2012 yılında şirketin kârı daha azken dahi ¨ 10.000,00 olarak belirlenen huzur hakkını kabul eden davacının, 2018 yılındaki (şirket kâr daha fazladır) ¨10.000,00 huzur hakkının fahiş olduğunun iddia edilmesinin çelişkili olduğunu, kaldı ki 25.03.2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine ¨10.000,00 huzur hakkı ödenmesine ilişkin alınan kararın iptali talebinin de Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/594 Esas sayılı dosyasında reddedildiğini, müvekkili şirketin banka kredi sözleşmelerinde yönetim kurulunun şahsi kefaletleri olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin bazılarının taşıdığı riskin davacıya oranla daha yüksek olduğunu, huzur hakkının tamamen harcanan emek karşılığı olduğu için, bunun ödenmesi için şirketin kâr etmesinin aranmadığını, huzur hakkı verilmesi sebebiyle şirketin zarar ettiği iddiasının içtihatlara aykırı olduğunu, gündemin 6. maddesinde alınan denetçinin ibra edilmesine ilişkin karanın iptalinin talep edildiğini, davacı tarafından gündemin 3-4 ve 5 mad. iptalinin talep edilmediğini, davacının faaliyet raporuna, bağımsız denetçi raporuna ve finansal tablolann okunmasına ilişkin olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhini tutanağa geçirttiğini, ancak belirtilen maddelerin iptalini talep etmediğini, yine davacının yönetim kurulunun ibrasına da olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhini tutanağa geçirdiğini, ancak işbu dava ile iptalini talep etmediğini, denetçilerin incelemede bulunduğu hususlara ilişkin olan gündem maddelerine istinaden alınan kararların davacı tarafından bu davada iptalinin talep edilmediğini, denetçiler tarafından denetimin mesleklerinin gereklerine ve etiğine uygun olarak ve gelecekteki risklerin tespitini de kapsayacak şekilde yapıldığını, gündemin 6. maddesinin iptaline karar verilmemesi gerektiğini, müvekkili şirketin değerinin her yıl arttığını, kârın sermayeye eklenmesi ve hisselerin bedelsiz olarak ortaklara dağıtılması neticesinde, davacının şirketteki hisselerinin değer kazandığını, davacı ile müvekkili şirket ve ortaklar arasında sürmekte olan pek çok karşılıklı dava olduğunu, davacının ortakları yıldırmaya ve şirket iç barışını bozmaya çalıştığını, davacının sürekli davalar açması, bankalara şirket hakkında olumsuz imalar içeren mail ve ihtarnameler göndermesi, yapılan her genel kurulun iptalini istemesinin, akrabalık ilişkisi içinde olan davalı ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiyi çekilmez hale getirdiğini, davacıya karşı ortaklıktan çıkarma davası açmaya hazırlandıklarını savunarak, davanın usulden reddine, davacının teminat yatırmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava konusu Olağan Genel Kurul Toplantısı, 08.05.2019 tarihinde yapılan 2018 yılına ilişkin Olağan Genel Kuruldur. Biran için şirketin 2018 yılında zarar raporlamasına karşılık 2019 yılı içerisinde mali durumunda iyileşme olduğundan bahisle, yönelim kurulu üyelerine huzıır hakkı ödenmesine karar verildiği düşünülse de, şirket 2019 yılında da zarar etmeye devam etmiş, mali durumunda iyileşme olmadığı gibi mali durumun bozulması artarak devam etmiş, 2019 yılmda (-) ¨18.013.957,76 zarar raporlamış ve 2019 yılı sonunda kaydı değerli özkaynaklarının (-)¨ 49.482.953,16 olduğu görülmüştür, ¨2.000.000.00 ödemiş sermayeye karşılık (-) ¨49,482.953,16 borca batık durumda olan bir şirketin net ¨360.000,00, brüt ¨515.138,34 olarak lıuzur hakkı ödemesi, şirketin mali durumuna olumsuz yönde etki edeceği çok açıktır.Davalı şirket vekilinin beyanlarından, davalı şirketin 2012-2013-2014 yıllarında yönetim kurulu üyelerine aylık ¨10.000,00 TL huzur hakkı ödendiği anlaşılmaktadır. Davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin huzur haklarına karşı 2015 yılından itibaren davalar açıldığı da yine beyanlardan anlaşılmakladır, Burada önemle belirtilmesi gereken husus, davalı şirketin 2017 yılından itibaren mali durumunun riskli bir yapı sergilemeye başladığı ve 2018 yılından itibaren de oldukça yüksek tutarlarda borç batık olduğudur. Bu nedenle geçmiş dönemlerde şirketin mali durumunun elverişli olması nedeniyle ¨10,000,00'er huzur hakkı ödemesinin, ileri ki yıllarda da teamül olarak uygulanması, ancak davalı şirketin ali durumun aynı kalması ya da daha iyi bir hal sergilemesi ile mümkündür. Ancak gelinen süreçte tablolar karşısında geçmiş teamüllerin aynen uygulanması şirketin mali durumunun daha da kötüleşmesine sebep olacağı açıktır.Dava dosyasında bulunan davalı şirket i ile aynı sektördeki emsal şirketlere ait yapılan genel kurullarda, şirketlerin sermayeleri ve yönetim kurulu üyelerine ödenmesi kararlaştırılan huzur hakları incelendiğinde, öncelikle emsal şirketlerin mali durumunun değerlendirilmesi açısından elde herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte,söz konusu şirketlerden en yüksek huzur hakkı ödeyen şirket ¨10.000,00 net ücretle ... A.Ş.'dir. Bu şirketin sermayesi ¨8.510.000,00'dir.İkinci sırada en yüksek, huzur hakkı ödeyen şirket ... A.Ş.’dir. Bu şirketin sermayesi ¨2.100.000,00 net ödediği huzur hakkı ¨9.250,00 TL’dir. Diğer 9 şirket ise ¨5.000,00 ve ¨1.500,00 arasında değişmektedir.Davalı şirketin sermayesi her ne kadar ¨2.000.000,00 ise de, şirket sermayesinin 20 katı daha fazla borca batık durumdadır, Bu nedenle mali açından davalı şirketin huzur hakkı ödemesi şirketin mali durumunun daha da kötüleşmesine sebep olacağı dikkate alındığında; yönetim kurulu üyelerine aylık net ¨10.000,00 ücret ödenmesine ilişkin alınan kararın, şirketin kârlılık oranıyla ve piyasa koşullarıyla uyuşmadığından emsal alınan şirketlerde uygulanan ücret politikaları gözönüne alındığında davalı şirket yönetim kuruluna verilen ücretin fahiş olduğu anlaşıldığından, bu kararın iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak ... " gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı şirketin 08/05/2019 tarihinde yapılan genel kurulunda gündemin 9. maddesi ile alınan kararın iptaline, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin kısmen kabul kararı verdiğini, yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000,00 TL huzur hakkı ödemesinin karlılık oranı-piyasa koşulları-emsaller göz önüne alındığında fahiş olduğundan genel kurul gündeminin 9.maddesinin iptaline ilişkin verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, ancak gündemin 6.maddesinde oy çokluğu ile alınan denetçinin ibra edilmesi maddesinin iptal taleplerinin reddine dair kararın hukuka aykırı olduğunu, kanun koyucunun sadece muhasebe incelemesi yaparak yüksek ücretler alsınlar diye görevi bu şirketlere vermediğini, aksaklıklar halinde riskin erken saptanması ve yönetim komitesi kurulması isteme görevi verdiğini, TTK 378/1-1 cümlesinde pay senetleri borsada işlem gören şirketlerde yönetim kurulunun şirketin varlığını, gelişmesini ve devamını tahliye düşüren sebeplerin erken teşhisi, bunun için gereken önlemler ile çareler uygulanması ve riskin yönetilmesi amacıyla uzman bir komite kurmak, çalıştırmak ve geliştirmekle yükümlü olduğunun belirtildiğini, denetçinin şirketin 2017 yılını 664.831,00 TL kar ile kapatmış iken sermaye artırımına rağmen 2018 yılında 36.547.687,00 TL zarar kapatmış olduğunu, seyirci gibi izlediğini ve yüklü ücret aldığını, şirketin bir yılda 36.547.687,00 TL zarar etmekte olduğunu görmesine rağmen gerekli müdahaleyi yapmayarak ve riskin erken saptanması yönetim komitesini kurulmasını istemeyerek kanunun yüklediği diğer denetim görevlerini de yapmayarak görevini eksik yaptığını, şirketin borsaya kotalı/açık bir şirket olmadığından tehlikeye düştüğünden müdahale gerektiğini iddia ederek, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvurusu dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından 9. nolu genel kurul kararının iptal kararının haksız ve mesnetsiz olduğunu, TTK'nın 446.maddesinin son derece açık olduğunu, yasanın hem olumsuz oy verilmesini, hem de muhalefetin tutanağı geçirilmesi şartını ararken davacının peşin muhalefet şerhinin geçerli olmadığını, bir genel kuruldan önce gündem maddesinin tartışılıp tartışma neticesinde oylamayla bir karar alınması, akabinde ise muhalif olanların muhalefet şerhlerini tutanağa geçirmesi gerektiğini, olağan genel kurul kararı incelendiğinde oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi veya ret oyu kullanılmasının alınan karara muhalif olduğu anlamını taşımayacağını, davacı ile müvekkili grup şirketleri olan pek çok firmada muhalefet şerhi husunun tartışıldığını, pek çok emsal kararın mevcut olduğunu, İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesinin 26.02.2020 tarihli 2020/296 Esas, 2020/253 Karar sayılı kararı ile aynı gerekçe ile davacının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verildiğini, bu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.02.2021 tarih 2020/1528 Esas 2021/880 Karar sayılı kararı ile kararın onandığını, kararın iptaline dair verilen yerel mahkeme kararının haksız ve mesnetsiz olduğunu, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen miktardaki huzur hakkı ödemesinin iptaline dair yerel mahkeme kararının kabul edilemeyeceğini, huzur hakkının prim vs yönetim kuruluna tanınan mali haklar, kaynağını TTK 20.maddesinde bulduğunu, huzur hakkının yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, TTK 511 madde ile düzenleme getirildiğini, huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 2013 ve 2014 yılında davacınında katıldığı olağan genel kurulda yönetim kurulu üyelerine yine aylık net 10.000,00 TL ödenmesine karar verildiğini, bu karara karşı ... tarafından herhangi bir iptal talebinde bulunulmadığını, mahkemenin 6. nolu denetçinin ibra edilmesine ilişkin genel kurul kararına dair hükmünün usul ve yasaya uygun olduğunu iddia ederek genel kurulun yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000,00 TL huzur hakkı verilmesine ilişkin gündemin 9.maddesi ile ilgili kurul kararının iptaline dair kararın kaldırılmasını, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ve tüm talepler nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 445 vd. maddeleri gereğince davalı şirketin 08.05.2019 tarihinde yapılan genel kurulunun 6. ve 9 gündem maddeleriyle alınan kararların iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacının davalı şirketin hissedarların olduğu, 08.05.2019 tarihinde olağan genel kurul toplantısının gerçekleştirilmiş olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacının TTK'nın 445-446. maddeleri gereğince iptal davası açması için gerekli olan muhalefetini tutanağa geçittirip, geçittirmediği, özel dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği ile mahkemenin kısmen kabul kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı şirket yönetim kurulunun 12.04.2019 tarihli kararı ile şirketin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısının 08.05.2019 günü yapılması kararı alındığı, gündem maddeleri olarak yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması, raporun müzakere edilmesi ve genel kurul onayına sunulması, bağımsız denetim raporunun okunması, genel kurulun onayına sunulması, 2018 yılı finansal tabloların okunması ve genel kurulun onayına sunulması, 2018 yılı çalışmalarından dolayı yönetim kurulunun ve denetçinin ibra edilmesinin onaya sunulması, 2018 yılı faaliyet, kar/zarar ile ilgili karar alınması, kar dağıtım konusunun görüşülmesi, 2019 yılı yeni yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve onaya sunulması, 2019 yılı yönetim kurulu başkan ve üyelerinin ücret, huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi ve onaya sunulması, yeni bağımsız denetim firmasının seçilmesi ve onaya sunulması, 2019 yılı için bağımsız denetim firmasının ücretinin belirlenmesi ve onaya sunulması olarak belirlendiği, 08.05.2019 tarihinde davalı şirketin 2018 yılına ait olağan genel kurul toplantısının gerçekleştirildiği, toplantı gündeminin 11 maddeden oluştuğu, dava konusu 6.maddenin görüşmeye açılması ile birlikte davacının söz aldığı, denetçilerin yasanın emrettiği müdahaleleri yapmadıklarını, görevlerini eksik yaptıklarını, yönetim kurulu faaliyetlerinin yeterli bulunmadığını zira şirketin olağan bir zarar açıkladığını, bunun üzerine genel kurulda hazır bulunan denetçinin mevcut yasalar çerçevesinde bağımsız denetim raporlarını düzenlendiğini, şirketin yönetimine herhangi bir müdahalede bulunulamayacağını ifade ederek bu iptal ile ilgili herhangi bir somut delil, bilgi ve belgenin olup olmadığının sorulduğu, davacının 2018 yılı faaliyetleri çerçevesinde şirketin olağanüstü bir zarar açıklamış olması sebebiyle içine düşmüş olduğu darboğazın tek başına yönetim kurulunun zafiyetinden değil denetçilerinde yeterli ihtimamı göstermeyiği kanaati oluştuğundan bu yönde iddiayı dile getirdiğini, buna yönelik somut bir evrakın bulunmadığını, finansal verilerin ancak bu kadar veri elde etmesinin sağladığını belirttiği, bunun üzerine TTK bilgi alma ve inceleme hakkını düzenleyen 437.maddesi uyarınca kanuni süre içerisinde gerekli bilgi ve belgelerinin tamamının ortakların incelemesine sunulduğu, bir suretinin taraflara ibraz edildiğinin belirtildiği, yapılan oylama sonucunda denetçinin 333 olumsuz oya karşılık 79.667 oy çokluğu ile ibra edildiği, davacının tekrar söz alarak alınan karara muhalif olduklarını, taleplerinin aksi yönünde karar alındığını, bu hususa yönelik dava açacaklarını beyan ettiği, gündemin 9.maddesinde, yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesi görüşmesinin açıldığı, davacının söz aldığı, ön görülen huzur hakkı rakamının kanaatlerince yüksek olduğunu belirttiği, görüşmeler sonucunda yönetim kuruluna ayrı ayrı aylık net 10.000,00 TL ödenmesine, 333 olumsuz oya karşı 79.667 oyla oy çokluğu ile karar alındığı, davacının tekrar söz aldığı, alınan karara muhalif olduklarını belirterek bu hususa yönelik dava açacaklarını ifade ettiği, davacı tarafça 07.08.2019 tarihinde iş bu iptal davasının açılmış olduğu anlaşılmıştır. 27.05.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; genel kurul kararlarının iptaline ilişkin, TTK. m. 445 uyarınca yasaya, esas sözleşmeye veya iyiniyet kuralına aykırı kararlara karşı iptal davası açılabileceği, dolayısıyla anılan kararların iptalinin sağlanabilmesi için bu kararların kanun, anasözleşme veya afaki iyiniyete aykırı olmasının da gerektiği, bir başka deyişle sadece bir takım usuli eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle alınan kararların iptali sağlanamayacağı, gerçekten de Yargıtay'ın vermiş olduğu bir kararında bu hususun şu şekilde dile getirildiği, “...TTK.nun 381 maddesinde yazılı olduğu üzere toplantıda alınan kararların Yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu iddia ve ispat edildiği takdirde iptale karar verilmesi mümkün bulunmaktadır. Sadece usulsüz çağrıya dayanılarak açılan davada iptal kararı verilemiyeceğinden davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir...” (Y. 11. HD.'nin E. 1991/6466, K. 1993/563 sayı ve 01.02.1993 tarihli kararı). dolayısıyla dava konusu kararların tek tek ele alınarak incelenmesi gerektiği, denetçinin ibra edilmesine ilişkin gündemin 6. maddesiyle alınan kararın ,davacının denetçilerin yasanın emrettiği müdahaleleri yapmamaları nedeniyle ibra edilmemelerini talep ettiği görüldüğü, oysa, yukarıda yer alan mali incelemede de ifade edildiği üzere, şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu ve defterlerde oluşan zararın kaynaklarının belirtildiğinin görüldüğü, dolayısıyla davacıdan zararın gizlenmesi veya denetim yapılmaması süretiyle zararın kaynağının ortaya çıkarılmaması gibi bir denetim zaafiyetinin bulunmadığı kanaatinde olduklarını, yine, eski yönetim kurulu üyeleri olan ..., ... ve ...'nın tekrar üç yıl süre ile seçildikleri, davacının bu seçim kararına dava açmadığının görüldüğü, şirketin uğrayacağı zararlardan dolayı öncelikle sorumluluğu bulunması gereken yönetim kurulu üyelerinin faaliyet raporlarının onaylanmasına ve ibra edilmelerine ilişkin kararlara kaşı iptal davası açmayan ve aynı yönetim kurulu üyelerinin tekrar seçilmelerine onay veren davacının, sadece denetçinin ibra edilmemesine ilişkin kararın iptal edilmesini talep etmesinin iyiniyet kuralıyla da bağdaşmadığının kabulü gerektiği, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, denetçinin ibra edilmesine ilişkin alınan kararın iptali şartlarının oluşmadığı sonucuna varıldığı, yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin gündemin 9, maddesiyle alınan genel kurul kararının dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının daha önce bu miktardaki huzur haklarını onayladığının görüldüğü, ancak huzur hakkının yönetim kurulu üyelerinin başarısı ve şirketin içinde bulunduğu mali durum dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, yukarıda yer alan “2017 yılında kaydi değerlerden şirketin özkaynaklarının + 5. 078.691,72 TL iken, 2018 yılında şirketin bağlı ortaklıklara olan borcunun 44.108.489,44 TL artmış ve -36.547 687.12 TL olarak raporlanan zarar neticesinde, 2018 yılında şirketin özkaynakları -31.468. 995,40 TL'ye gerilediği, bir diğer ifade ile davalı şirketin 2018 yılı sonunda kaydı değerlerden -31.468. 995,40 TL borca batık durumda olduğunun görüldüğü, ayrıca, şirket tarafından 2019 yılına ilişkin mali verilerinin de ibraz edildiği ve şirketin 2019 yılında da -18.013.957.76 TL zarar raporladığı ve 2019 yılı sonunda kaydi değerli özkaynaklarının -49.482.953,16 TL olduğunun görüldüğü yönündeki tespitler dikkate alındığında; yönetim kurulu üyelerinin iyi bir performans sergilemedikleri, şirketin borca batık hale geldiği, dolayısıyla şirketin mali gücünün iyi olduğu bir dönemde alınan huzur hakkına yakın bir huzur hakkının alınmasının haklı ve makul bir gerekçesinin bulunmadığı, bu bakımdan huzur hakkı verilmesine ilişkin gündemin 9. maddesiyle alınan kararın iptali şartlarının oluştuğu belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; rapordaki iptale yönelik kanaate aynen katıldıklarını, denetçilere yönelik iptal talebi ile ilgili 9.maddeye yönelik değerlendirmenin ise zarardan hareketle denetçinin görevini eksik yaptığı sabit olduğundan gündem 6.maddesinin iptali ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; TTK'nın 446 maddesinin son derece açık olduğunu, yasanın hem olumsuz oy verilmesini, hem muhalefetin tutanağa geçirilme şartını ararken, davacının peşin muhalefet şerhinin geçerli olmadığını, bilirkişilerin hukuki değerlendirmeleri ve tespitlerine katılmanın mümkün bulunmadığını, davacı tarafın yasanın aradığı şartlar dahilinde genel kurul kararında muhalefet şerhi olmadığı gibi adeta muhalefet şerhi bulunduğu hususlarını gözden kaçırdıklarını, huzur hakkı verilmesinin kanundan doğan bir hak olduğunu, şirketin kar elde etmesine gerek olmadığını belirterek, ek rapor alınmasını, aksi halde yeni bir bilirkişiden rapor alınmasını ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle veya esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. 04.01.2021 tarihli ek bilirkişi heyet raporunda sonuç olarak, kök rapordaki sonuç ve kanaatlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı belirtilmiştir. Ek rapora karşı taraf vekilleri benzer nitelikte beyan ve itirazlarda bulunulmuştur. Mahkeme tarafından bilirkişi rapor ve ek raporlara göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Gerekçede, davacının davalı şirketin genel kurul toplantısına katılarak alınan kararlara muhalif kaldığı, davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı kabul edilmiştir. TTK'nın 445. maddesinde ''446. maddede belirtilen kişiler, kanun ve esas sözleşme hükümlerine özellikle dürtüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde iptal davası açabilirler'' hükmüne yer verilmiştir. TTK'nın 446. maddesinde ise iptal davası açabilecek kişiler sayılmış ve toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun ya da bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın, çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına veya oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden her birinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Buna göre genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi için iptali istenen karara olumsuz oy vermenin dışında TTK'nın 446. maddesi gereğince muhalefet şerhinin de tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Somut olayda, davacı tarafça, iptali talep edilen gündem maddeleri ile ilgili olarak oylama sonrasında, talepleri aksine karar alındığını ve dava açacaklarına dair beyanları tutanağa geçirilmiştir. Bu durumda, davacı tarafça muhalefette bulunulduğu, muhalefet beyanının tutanağa geçirilmiş olduğunun ve davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmış olduğunun kabulü gerekmiştir. TTK'nın 394. maddesi “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebilir” hükmünü içerir. Buna göre, aksine esas sözleşmede hüküm olmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verileceği, ücret miktarı esas sözleşmede tayin edilmemiş ise genel kurulca tayin olunacağı hükmü bağlanmıştır. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Huzur hakkı ve ücretin belirlenmesinde şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması dikkate alınarak tayin olunan ücretin yönetim kurulu üyelerinin bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetici ve denetçiler için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, mali durum açısından davalı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulu ve denetçilerin harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kardan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir. TTK 394.maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, ücret, ikramiyeye prim ve yıllık kardan pay ödenmesine karar alınabilir. Ancak, TTK 445. maddesine göre, bu konuda alınacak genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulunmaması gerekir. Genel kurul gündeminin 6. maddesi ile 2018 yılında görev yapan bağımsız denetçinin oy çokluğuyla ibrasına karar verilmiştir. Bağımsız denetçinin yükümlülüklerini ihlal ettiği ileri sürülmüştür. Ancak gerek dosyadaki bilirkişi raporu ve gerekse yönetim ve denetim raporları ile bilançolar ve diğer delillerden, denetçinin usulsüz bir işlem yaptığı kanıtlanmamıştır. Bilirkişi rapor ve ek raporda, ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere davalı şirketin borca batık duruma geldiği, yönetim kurulu üyelerine huzur hakkının, yönetim kurulunun başarısı ve şirketin içinde bulunduğu mali durum ve yukarıda belirtilen diğer hususlar dikkate alınarak belirlenmesi gerekecektir. Somut olayda ise şirket kayden borca batık durumdadır. Bu nedenle, huzur hakkına ilişkin alınan kararın ,kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına uygun olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır. Denetçinin ibra edilmesine ilişkin alınan kararda ise yönetim kurulu üyeleri ile alınan karara yönelik olumlu oylamaya rağmen kanun kapsamında görevini ifa eden denetçi yönünden ibraya yönelik iptal isteminin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı aşikardır. Kararda herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Mürdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,6-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarihinde, 05.06.2024 tarihinde oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınsürülenkonusutaraflarınKararınınİptaliözetisavunmalarınınistinafdereceistanbulgerekçesebepleriincelemeKurulGenelkararınınileriiddiamahkemesihüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim