İstanbul BAM 14. HD 2021/1002 E. 2024/895 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2021/1002
2024/895
30 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1002
KARAR NO: 2024/895
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/03/2021
NUMARASI: 2017/761 E. - 2021/268 K.
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirkete İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY kapsamında yürütülmekte olan 2014/47593 soruşturma nolu dosyası çerçevesinde yapılan başvuru üzerine, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3302 Değişik İş sayılı, 27.07.2016 tarihli kararı ile CMK'nın 133 maddesi uyarınca kayyım atandığını, daha sonra da 22.11.2016 tarihli, 678 sayılı KHK'nin yayınlanması ile müvekkil şirket yönetimini TMSF'ye geçtiğini, halihazırda yönetim TMSF'nin bağlı bulunduğu Bakanlık tarafından görevlendirilen yönetim kurulu üyeleri tarafından yürütüldüğünü, sonrasında 690 sayılı KHK'nın yayınlandığını, bu KHK'nın 73/6 maddesi uyarınca TMSF'nin kayyım atadığı şirketlerin açtıkları davalarda harçtan muaf olduklarının düzenlendiğini, müvekkilinin kumaş ve eşarp üretimi ve satışı faaliyeti yürüten bir şirket olduğunu, kayyım atama kararından sonra müvekkili şirket ortaklarının ve eski yönetim kurulu üyelerinin temsil ve yönetim haklarının tamamen sona erdiğini, kayyım atandıktan sonra müvekkili şirketin kayıtlarında geçmişe dönük yapılan inceleme neticesinde ortaklarından davalının müvekkili şirkete 389.855,49 TL borcu bulunduğunun tespit edildiğini, ödenmeyen borç üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının borca haksız itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve davalının %20 icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın haksız ve hukuken mesnetsiz olduğunu, dava dilekçesinde öne sürülen vakıaların hiçbirini kabul etmediklerini, davalının hiçbir borcu olmadığını, davacı şirketin TMSF kontrolünde olması sebebiyle ticari defterleri incelemelerinin mümkün olmadığını, davacı tarafça dosyaya delil de sunulmadığının, davacı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu davalının borçlu olmadığının ortaya çıkacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, İİK 67 mad.dayalı olarak davalının hakkındaki icra takibine vaki itirazının iptali istemine ilişkindir. Davalı taraf, İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı takip dosyasında 389.855,49 asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek % 9,75 avans faizi oranından az olmamak üzere faizi ile birlikte tahsili istemli ilamsız icra takibi yaptığı ve fakat davalının İİK 66 Mad.uyarınca itiraz ederek takibi durdurduğu saptanmıştır. Ayrıca itirazın iptali davasında İİK 67 mad.belirtilen ve hak düşürücü nitelikte olan 1 yıllık süresi içinde açıldığı da tespit olunmuştur.Taraflarca gösterilen delliller toplanmış, takibe konu alacağın ileri sürülüp sürülemeyeceği ve miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve rapor alınmıştır.Bilirkişi heyeti dosyaya sunduğu 09/07/2019 tarihli raporda " Davacı şirket tarafından İbraz edilen ticari defterler ile tüm dosya muhteviyatı belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda;280.000,00 TLTik nakit para çekimine dolayısıyla iddia edilen alacağın, lehe delil teşkil etmeyen ticari defter ite çekeni belli olmayan banka dekontlarına dayandırılması itibariyle ispat edilemediği 81.428,27 TL olduğu iddia edilen cari hesap alacağının, lehe delil teşkil etmeyen ticari deftere dayandın İması itibariyle ispat edilemediği, Davalı adına tanzim edilmiş 16.754,38 TL ve 11.681,84 TL tutarlarındaki iki adet Adat Geliri kayıtlı fatura fotokopilerine dayandınlan toplam 28.436,22 TL tutarındaki alacağın, müşteri davalıya teslim/teblig edilmemiş faturalara dayanması İtibariyle ispat edilemediği " görüşü bildirilmiştir.Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, açılan dava, itirazın iptali davası olup yapılan takipte davacı şirketin davalı şirket ortağından cari hesap alacağını talep ettiği, toplamda 389.855,49 TL alacak olduğunun iddia edildiği, davacı şirket ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmasına rağmen TTK 222/3 md. belirtilen koşulların oluşmadığı, ticari defter ve kayıtların şirket lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerdeki kayıtlarına aykırı olmaması veya ilgili hususta kayıt içermemesi gerektiği, oysa somut davada davalı tarafça tutulan ticari defter ve kaydın mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirket defterlerinin kendi lehine delil teşkil etmeyip alacağın defter harici ispat vasıtalarıyla kanıtlanması gerektiği, toplam 389.855,49 TL alacağın üç kalemden oluştuğu, bunlardan ilkinin ... Pangaltı Şubesi'nin 20/04/2016 tarihli 280.000,00 TL bedelli nakit çekim işlemine ilişkin banka dekontu olup çekim işleminin davalı tarafça yapıldığına ilişkin dekontta herhangi bir ibare olmadığı, bilirkişi incelemesinden önce sunulmayan talimat ve dekont fotokopileri dosyaya ibraz edilmiş olup bunların incelenmesinde şirket çalışanı ...'nın çekim işlemini yaptığı, talimat evrakında ... Tekstil A.Ş.'nin kaşe ve imzasının bulunduğu fakat nakit çekilen paranın bizzat davalı talimatı ile verildiğine veya davalının şahsına teslim edildiğine dair herhangi bir ibarenin mevcut olmadığı, ikinci kalem alacağın kasa fazlasının ortaklara dağıtılması sonucu 81.428,27 TL'nin davalıya borç olarak kaydedildiği fakat buna ilişkin kasa sayım tutanağının delil olarak ibraz edilemediği, üçüncü kalem olarak faiz adat geliri olarak düzenlenen 16.754,38 TL ve 11.681,84 TL bedelli faturaların davalı tarafa tebliğ edilmemiş oldukları, dolayısıyla üç kalem alacak tutarının da ispat edilmemiş olduğu ... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 280.000,00 TL'lik tutarın, 20.04.2016 tarihinde davalının hesabına borç olarak kaydedildiğini, bu tarihte şirkete henüz kayyım atanmamış olduğunu ve davalının şirket yönetimi kurulunda bulunduğunu, bu kapsamda 280.000,00 TL'lik nakit çekim tutarına ilişkin kaydın davalının şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde defterlere işlenmiş olduğu hususunun kayyım döneminden çok önce olduğunu, dolayısıyla şirket ortağının tasarrufundaki dönemde kendi hesabına borç olarak kaydedilen tutarın, başkaca bir ispata muhtaç olmadığını, mahkeme tarafından bu husus irdelenmeksizin verilen kararın eksik ve hatalı olduğunu, 81.428,27 TL alacağın ispat edilemediği gerekçesinin de yanılgılı olduğunu, şirkete kayyım atanması ile birlikte şirket kasa sayımında eksik olarak tespit edilen kasa açığının 1.460.169,69 TL'den şirket ortaklarının/yönetim kurulu üyelerinin hisseleri oranında sorumlu olacaklarını, davalının da sorumluluğunun hissesi oranında yani 81.428,27 TL olduğunu, şirket ortağının/yönetim kurulu üyesinin, ortaklığı/yönetim kurulu üyeliği döneminde meydana gelen kasa açığından sorumlu olacağının açık olduğunu, aksinin kabulün hayatın olağan akışına aykırı olacağını, nitekim emsal Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğunu, TTK'nın 338. maddesi gereğince, davalının ortak/yönetim kurulu olduğu dönemde meydana gelen zararlardan kusurlu ve sorumlu olmadığını ispat edemediği takdirde zarardan sorumlu olacağının kabul edildiğini, bu kapsamda yerel mahkeme tarafından eksik ve hatalı incelemeler ile taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/11348 Esas, 2014/20196 Karar sayılı kararı ile 2009/2967 Esas, 2010/838 Karar sayılı kararının bu yönde olduğunu, ayrıca davalı ile birlikte müvekkili şirketin diğer eski ortağı ... aleyhine açılan huzurdaki dava ile birebir emsal davada, taleplerinin kabulüne karar verildiğini, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/789 Esas sayılı dosyasında verilen emsal kararı sunulduğunu, bu emsal karar incelendiğinde her iki davanın da müvekkili şirketin eski ortaklarının mali sorumluluğuna ilişkin olduğunu ve davadaki taleplerin birebir aynı olduğunun açıkça anlaşıldığını, 28.436,22 TL alacağın ispatlanamadığı gerekçesinin de hatalı olduğunu, transfer fiyatlandırması yolu ile örtülü kazanç aktarımı ve kasa hesabında işin mahiyetine uygun olmayan ölçüde para bulunması durumunda Kurumlar Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve muhasebe esas ve usulleri uyarınca adat işletilmesinin zorunlu olduğunu, müvekkili şirkete kayyım atanmadan önce örtülü kazanç aktarımı ve kasa hesabında görünmesine rağmen bulunmayan para olduğundan bu paralarla ilgili davalının da bulunduğu ortaklara adat düzenlenmesinde faturaların düzenlendiğini, bunların davalıya tebliğ edilmese dahi herhangi bir hukuka aykırılığın söz konusu olmadığını, mahkemenin aksi yöndeki tespitlerinin yanılgılı olduğunu, dosyaya sundukları Tam Tasdik ve Bağımsız Denetim Raporlarının, müvekkil şirketin davalıdan alacaklı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, bağımsız denetim raporunun 22.sayfasında açıkça görüleceği üzere, "İlişkili Taraflardan Kısa Vadeli Diğer Alacaklar" başlığı altında davalı ...'ın müvekkili şirkete 389.856,00 TL borçlu olduğunun sabit olduğunu, bu durumlar karşısında mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığının açıkça ortada olduğunu, tam tasdik ve bağımsız denetim raporlarının yasal bağlayıcılığı olduğu gözetildiğinde, davanın haklı olduğunun, bu hususların araştırılması yerine, denetime elverişsiz bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK'nın 267.maddesine göre bilirkişi heyetlerinde bilirkişi sayısının tek sayıdan oluşması gerektiğinin vurgulandığını, oysa itiraza konu bilirkişi raporunun maddeye aykırı şekilde 2 kişilik heyetten oluşturulduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, anonim şirket pay sahibi ve yönetim kurulu üyesinden, yöneticinin sorumluluğu hükümleri uyarınca, cari hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı şirkete İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3302 Değişik İş sayılı dosyasında PDY/FETÖ kapsamında CMK'nın 133/1.maddesi gereğince kayyım tayin edildiği, Fon kurulunun 23.11.2016 tarihli kararı ile 677 sayılı KHK'nın 7.maddesi gereğince kayyımların yetkilerinin Fona devredildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekilince TMSF'ye devredilen müvekkili şirketin önceki yönetim kurulu üyesi olan davalıdan cari hesap alacağı olduğu ileri sürülerek takip başlatılmış, bu takibe davalı yanca yapılan itiraz üzerine eldeki dava açılmıştır. Davalı vekili ise, süresinde cevap dilekçesi sunmamış, sunduğu beyan dilekçelerinde ve duruşmalarda müvekkilinin borcu bulunmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 389.855,49 ortaktan cari hesap alacağı yönünden 09.06.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak ortaktan cari hesap alacağının gösterildiği, davalı tarafça verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve eldeki davanın açıldığı görülmektedir. Dosya kapsamının incelenmesinde; davacı şirketin toplam sermayesinin 35.000.000,00 TL olduğu, dört ortağı bulunan şirkette davalının 2.187.500,00 TL hisse sahibi olduğu, davalının, davacı şirketin kayyım atanmadan ve TMSF'ye devredilmeden önceki ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu, şirkete kayyım tayin edilmeden ve şirket TMSF'ye devredilmeden önceki döneme ilişkin yapılan inceleme sonucunda, şirket kasasında kayden bulunan ancak fiilen bulunmadığı iddia edilen miktardan davalı hissesine düşen 81.428,27 TL'nin, davalı tarafından şirketten çekildiği iddia edilen 280.000,00 TL'nin ve davalı adına davacı defterlerinde kaydedilen adat geliri fatura bedeli olan 28.436,22 TL'nin davalıdan tahsili için icra takibi başlatıldığı, mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verildiği görülmektedir. Davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; davacı şirketin ... nezdinde bulunan hesabından Pangaltı şubesinden 280.000,00 TL'lik nakit para çekimine ilişkin sunulan dekontta çekim kim tarafından yapıldığına dair ibare bulunmadığı, 81.428,27 TL olduğu iddia edilen cari hesap alacağının, lehe delil teşkil etmeyen ticari deftere dayanağının ispat edilemediği, kasa sayım tutanağının sunulamadığı, davacının davalıya tanzim etiği 16.754,38 TL ve 11.681,84 TL tutarlarındaki iki adet adat geliri kayıtlı faturanın davalıya teslim/tebliğ edilmediği ve iddianın ispat edilemediği kanaati bildirilmiştir. İlk derece mahkemesince, davacı şirket ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmasına rağmen TTK'nın 222/3 maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığı, ticari defter ve kayıtların şirket lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerdeki kayıtlarına aykırı olmaması veya ilgili hususta kayıt içermemesi gerektiği, somut davada davalı tarafça tutulan ticari defter ve kaydın mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirket defterlerinin kendi lehine delil teşkil etmeyip alacağın defter harici ispat vasıtalarıyla kanıtlanması gerektiği, 280.000,00 TL bedelli nakit çekim işlemine ilişkin banka dekontunda çekim işleminin davalı tarafça yapıldığına ilişkin bir ibare olmadığı, şirket çalışanı ...'nın çekim işlemini yaptığı, talimat evrakında şirketin kaşe ve imzasının bulunduğu fakat nakit çekilen paranın bizzat davalı talimatı ile verildiğine veya davalının şahsına teslim edildiğine dair herhangi bir ibarenin mevcut olmadığı, ikinci kalem alacağın kasa fazlasının ortaklara dağıtılması sonucu 81.428,27 TL'nin davalıya borç olarak kaydedildiği fakat buna ilişkin kasa sayım tutanağının delil olarak ibraz edilemediği, üçüncü kalem olarak faiz adat geliri olarak düzenlenen 16.754,38 TL ve 11.681,84 TL bedelli faturaların davalı tarafa tebliğ edilmediği ve alacağın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu bulunması zorunlu organlardan olup ortaklığın yürütme ve temsil organıdır. Bir veya daha fazla gerçek ya da tüzel kişiden oluşur. Tüzel kişilik kazanmasından sona ermesine kadar ortaklığın yönetimi ve temsili yönetim kuruluna aittir. TTK'nın 553.maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri kanun veya ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmedikleri takdirde oluşan zarardan ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludurlar ve bu sorumluluğun müeyyidesi tazminattır. Yönetim kurulu üyelerinin vermiş oldukları bu zararlar nedeniyle TTK'nın 553 ve devamı maddeleri uyarınca ortaklık, ortaklar ve ortaklık alacaklıları tarafından sorumluluk davası açılabilir. Bu hüküm uyarınca yönetim kurulu üyelerinin TTK'na istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi için zarar, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık, kusur ve illiyet bağı koşullanın gerçekleşmiş olması gerekir.Mahkemece, dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptali davası olarak nitelendirilmiş, ticari defterlerin ispatına ilişkin kanun maddelerine atıf yapılarak davalının ticari defterinin bulunmadığı ve davalı defteri ile davacı defterlerinin kayıtlarının birbirini teyit etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, hukuki nitelendirme hakime ait olup mahkemece davanın TTK'nın 553.maddesi uyarınca yönetim kurlu üyesi olduğu belirtilen davalıdan şirket zararının tahsili istemine, bir diğer deyişle yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olduğu görülmektedir. Yöneticinin sorumluluğunun kapsamı ve şartları TTK'nın 553 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.Yukarıda da belirtildiği üzere dava yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlık da, davacının takibe konu etmiş olduğu, davalının, davacı şirketten şirketin TMSF'ye devir tarihinden önce çektiği iddia olunan avans bedeli, ortaya çıkan kasa açığından payına düşen bedeli ve adat geliri fatura bedeli yönünden davalının sorumluluğunun şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasındadır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacının üç kalemde belirttiği zarar kalemlerine ilişkin olarak açtığı davanın, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olduğu nazara alınarak, ilgili mevzuat hükümlerine göre davalının sorumluluk şartlarının oluşup oluşmadığı konusunda araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.30.05.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45