İstanbul BAM 14. HD 2021/1005 E. 2024/681 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2021/1005
2024/681
2 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1005
KARAR NO: 2024/681
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/03/2021
NUMARASI: 2018/916 E. - 2021/188 K.
DAVANIN KONUSU: Denkleştirme Tazminatı
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalının acentesi olduğunu, sözleşmenin feshi tarihi olan 28/12/2017 tarihine kadar müvekkilinin üretim yaparak davalı şirkete portföy kazandırdığını, davalının Beyoğlu ... Noterliği 28/12/2017 tarih ve ... yevmiye nolu fesih yazısı ile sözleşmeyi tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini, fesih gerekçesinin ise hedeflere uyulmaması olarak belirtildiğini, müvekkilinin acenteliği boyunca verilen hedefleri tutturma gayretinde olduğunu, ancak son dönemlerde davalı şirketin poliçelendirme kriterlerine göre poliçe tanzim etmekte sıkıntılar yaşadığını, acenteliğin feshi sebebiyle müvekkilinin ticari açıdan zor bir duruma sokulduğunu, yenilemesi gelen poliçeleri yenileyemeyerek zarara uğradığını, davalı şirketin hedefleri tutmamamış olmasını gerekçe göstermesinin feshin haklılık sebebi sayılamayacağına ilişkin Hazine müsteşarlığının Genelgesi mevcut olduğunu, bu sebeple feshin haklılığından bahsedilemeyeceğini, feshin haksız olması dolayısıyla müvekkilinin denkleştirme tazminatı istem hakkı doğduğunu ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000-TL'nın fesih tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında 16/06/2014 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşme ile davacının, müvekkili acentesi olarak tayin edildiğini, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak görülemeyeceğini, sözleşmenin sona ermesinin akabinde davacı tarafından kendine ait olduğu iddia edilen müşterilerden sadece 24 tanesinin toplamda 26 adet poliçe yaptırdığını, bir an için müvekkilinin davacı portföyünden yararlandığı düşünülse dahi davacının yalnızca işbu 26 poliçe yönünden talepte bulunabileceği, sözleşmenin feshinde, sözleşmede belirtilen 3 aylık fesih ihbar süresine uyulduğunu ve bu nedenle haksız fesih halinin söz konusu olmadığını, taraflar arasındaki acentelik ilişkisi kapsamında taraflarca kararlaştırılan hedeflere davacı tarafından uyulmadığını ve davacının sürekli hedeflerin altında kaldığını, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını, taraflar arasındaki sözleşmenin davacının kusuru sebebi ile haklı olarak feshedildiğini, bu nedenle davacı tarafından herhangi bir portföy tazminatı talebinde bulunulamayacağını, huzurdaki davada denkleştirme tazminatı şartlarının oluşmadığını, davacının iddiasının aksine sözleşmenin feshinin akabinde davacının müşterilerinden kaynaklı olarak müvekkilinin herhangi bir menfaat sağlamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen icra dosyası, davacı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor, ek rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere;Huzurdaki dava taraflar arasında 16/06/2014 tarihli bir ACENTELİK SÖZLEŞMESİ akdedildiği görülmektedir. Sözleşmenin konusu: “...’nın faaliyette bulunduğu ve vekâletname ile belirlenen sigorta dallarında Acentenin yapacağı sigorta aracılık işlemlerini düzenlemek.” şeklindedir. Davalı tarafından davacıya Beyoğlu ... Noterliğinin 20/09/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile FESHİH İHBARI’nda bulunulduğu ve: “taraflar arasında akdedilen 16/06/2014 tarihli acentelik sözleşmesinin, işbu ihtarnamenin tarafınıza tebliğ tarihinden itibaren geçecek 3 ayın sonunda feshedileceği.” şeklinde ihtarnamede bulunulduğu görülmektedir. 3 aylık sürenin akabinde Beyoğlu ... Noterliğinin 28/12/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı AZİLNAME’si ile davalı tarafından taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki ticari ilişki süresince, davacı tarafından davalıdan kazanılan komisyon tutarlarının davacı defterlerindeki karşılığının aşağıdaki tablodaki gibi olduğu görülmektedir. Buna göre davacı, davalıdan toplam (58.487,13 + 105.231,66 + 179.504,14 + 49.203,80 =) 392.426,73-TL komisyon kazanmıştır. Taraflar arasındaki ticari ilişki süresince, davacı tarafından davalıdan kazanılan komisyon tutarlarının davalının incelemede tarafımıza sunduğu USB içindeki e-defterlerindeki karşılığının aşağıdaki tablodaki gibi olduğu görülmektedir. Buna göre davacı, davalıdan toplam (92.034 + 117.941 + 175.807 + 39.932 =) 425.714,00-TL komisyon kazanmıştır. TTK madde 122 ye göre son beş yıllık faaliyetin dikkate alınması gerektiği açıklanmış olup, taraflar arasındaki ilişkinin daha kısa süreli olması sebebi ile Acentelik Sözleşmesinin fesih tarihinden geriye dönük olarak davacının kazanmış olduğu komisyon tutarı toplamı 425.714,00-TL’dir. (Davalı tarafa ait ticari defterlerin daha kapsamlı ve daha detaylı olması sebebi ile yapılan hesaplamalarda davalı defter ve kayıtları esas alınmıştır. Davacı şirketin portföy tazminatı talebinde bulunabileceğinin Sayın Mahkemece kabulü halinde; fesih tarihinden geriye dönük olarak davacı tarafça elde edilen net komisyon tutarı 425.714,00-TL olduğundan, denkleştirme bedelinin üst sınırı olarak talep edilebilecek tutar (425.714,00 / 39 AY * 12 =) 130.988,92-TL olarak hesaplanmıştır. Davacı tarafından 02/01/2020 tarihli dilekçesi ile raporda hesaplanan 139.988,32.-TL lik tutarı kabul ettiği 04/03/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini 120.988,92.-TL arttırarak 130.988,92.-TL ye çıkarmış oldukları görülmektedir. Davalı vekili tarafından ise 09/03/2020 tarihli dilekçesi ile davacının ıslah talebine itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Davalı yanın itirazları gözetildikte şu hususlanın gündeme gelmesi bahis konusu olmaktadır: Acentelik ilişkisinin sona ermesi (erdirilmesi), belli ödeme yapılmasını gerektirebilir. Bu konu yasa ve öğretide ifade edilmektedir. Mahkememizin kanaatide davalının sözleşmeyi süresinde önce fes ettiğinde bir miktar tazminat ödemek yükümlülüğündedir. Bu durumda bilirkişi heyetimizin belirlediği ve davalının ıslah ettiği miktar olan 130.988,92 Tl üzerinden bu nedenlerle adalet ve hakkaniyet ilkelerine göre, bilirkişilerce hesaplanan zarar miktarından uygun bir miktar indirim yapılması gerektiğinden mahkememizce taktiren % 40 hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle bulunan rakam olan 78.593,35 Tl olduğu belirlenmiştir. Tüm bu nedenlerle İş bu asıl ve ıslahla açılan davanın kabulü ile %40 hakkaniyet indirimi uygulanmak sureti ile 78.593,35-TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle, iş bu asıl ve ıslahla açılan davanın kabulü ile %40 hakkaniyet indirimi uygulanmak sureti ile 78.593,35-TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın hiçbir hukuki dayanağının olmadığını, portföy tazminatının hiçbir unsuruna değinilmediğini, hiçbir irdeleme yapılmadığını, portföy tazminatının en temel unsurlarından birisinin fesihten sonra devam eden bir üretimin mevcut olması olduğunu, portföy tazminatının temel dayanak malzemesinini bu olduğunu, fesihten sonra devam etmiş üretim yoksa portföy tazminatının da olmayacağını, bu unsurun tamamen görmezden gelindiğini, fesihten sonra sadece yüzde iki oranında devam etmiş bir üretime portföy tazminatı hükmedildiğini, bunun yasal hiçbir dayanağı olmadığını, raporda acentenin fesinden sonra müvekkiline sadece 29 müşteriye ait 52 poliçenin devam ettiği, devam eden bu 52 poliçeye isabet eden toplam komisyon kaybının/zararının sadece ve sadece 10.135,- TL. Olduğunun belirtildiğini, bu değerin acentenin fesihten önceki üretiminin yalnızca yüzde ikisine tekabül ettiğini, mahrum kaldığı komisyon bedeli de olsa olsa 10.135,00 TL olabileceğini, buna rağmen davacının 78.593,35 TL gibi bir portföy tazminatına hak kazanabileceğine hükmedilmesinin anlaşılır ve anlatılabilir olmadığını, her ne kadar portföy tazminatı için kanunda son 5 yılın komisyon ortalaması limit olarak esas alınmışsa da asıl limitin fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedel olduğunu, gerçek ve asıl dikkate alınması gereken limitin bu olduğunu, sigortacılıkta portföyün ne anlama geldiği, portföy kavramının ne olduğu, her üretimin portföy olarak kabul edilip edilemeyeceği, özellikle trafik üretiminin porföy olarak kabul edilip edilmeyeceğinin hiç irdelenmediğini, son 5 yılın komisyon ortalamasının her halükarda ödenmesi gereken portföy tazminatını değil bir üst limiti gösterdiğini, TTK'nın 122.maddesindeki şartların gerçekleşmesinden sonra uygun düşecek denkleştirme hesabı ile hesaplama yapılmasından söz edildiğini, maddedeki zor koşulların bir arada arandığı bir oluşumun böyle basit bir değerlendirme ile geçiştirilmesinin mümkün olmadığını, her koşulun tek tek incelenmesi gerektiğini, feshin TTK ve acentelik sözleşmesindeki öngörülere dayalı olarak yasal açıdan uygun ve geçerli nedenlerle yapıldığını, böyle bir feshin haksız fesih olarak kabulünün son derece yanlış olduğunu, müvekkilinin davacıya 08.05.2017 tarihinde bir uyarı yazısı göndererek hedeflere uyulmasını istediğini, hedefin gerçekleşmeyeceği anlaşılınca da 27.09.2017 tarihinde fesih ihbarında bulunduğunu ve en sonunda da 28.12.2017 tarihinde sözleşmesini feshettiğini, üretiminin tamamı denecek ölçüde zorunlu sigortalara dayanan bir acenteye portföy tazminat hakkı doğmayacağını, portföy tazminatının çok özel bir tazminat olduğunu, özel unsurları bulunduğunu, adından da anlaşılacağı üzere ancak acentenin malı sayılabilecek bir üretim için öngörülmüş tazminat olduğunu, denkleştirme tazminatının en önemli unsuru olarak kabul edilen; "önemli kazanımın ne olduğu, sigortacılıkta önemli kazanımın nasıl sağlanabileceği" konusunda da tek bir saptama ve değerlendirme yapılmadığını, tazminatın en önemli unsurlarından birinin de; "aslında acenteye ait olduğu kanıtlanmış bir üretimden, acentenin feshinden sonra sigorta şirketinin yararlanmaya devam etmesi ve bundan da önemli bir menfaat elde etmiş olması" olgusu olduğunu, bu unsur ile ilgili olarak da hiçbir değerlendirme yapılmadığını, hakkaniyet indiriminin yüzdelik orana göre değil, fesihten sonra devam eden üretimde kimin katkısı olduğuna ve sağlanan menfaatin ölçüsüne göre yapılması gerektiğini, önce portföy tazminatının tüm unsurlarının (yukarıda saydığımız 4 unsurun) mevcut olup olmadığının belirlenmesi, böyle bir belirleme yapıldıktan sonra ortaya çıkacak olan değerden hakkaniyet ölçülerine göre indirim yapılması gerekirken buna da uyulmadığını, hak düşürücü süreden sonra yapılmış olan ıslah ile arttırılan bedelin ayrıca reddi gerekir iken kabul edilmesinin de kanuna açık bir aykırılık oluşturduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile arasındaki 06.06.2014 tarihli acentelik sözleşmesinin 28.12.2018 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuş ve bu talebini yasal süresi içinde belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürmüştür.Davalı ise, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yasa ve sözleşmeye uygun şekilde süre verilerek ve haklı şekilde feshedildiğini, acentelik ilişkisi kapsamında taraflarca kararlaştırılan hedeflere davacı tarafından uyulmadığını, TTK'nın 122.maddesi ve Sigortacılık Kanunun 23.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluşmadığını savunmuş, mahkemece, denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince davacının alacağının belirlenmesi için alınan kök ve ek raporunda; davacının fesih tarihinden geriye doğru 5 yıllık net komisyon tutarının 425.714,00 TL, ortalamasının 130.988,92 TL olduğu, bu miktarın denkleştirme tazminatının üst sınırı olduğu, sözleşme devam ederken davacı müşterisi olan şahıs veya kurumlar tarafından, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi sonrasında davalı bünyesinde poliçe yenileyenler yönünden, davalının elde ettiği net prim tutarının 72.947,00.-TL olduğu, yine bu poliçeler doğrultusunda eğer sözleşme devam etse idi davacının bu primler üzerinden elde edeceği komisyon tutarının ise 10.135,00-TL olabileceği, acentelik ilişkisinin sona ermesi, belli ödeme yapılmasını gerektirebileceği, ilişkinin haklı sebeple sona erdirilip erdirilmediğine ilişkin somut çekişmede nihai belirlemeyi yapacak olanın mahkeme olduğu kanaati bildirilmiştir. Mahkemece, acentelik ilişkisinin sona ermesi ve erdirilmesinin belli ödeme yapılmasını gerektirebileceği, davalının sözleşmeyi süresinden önce feshetmesi sebebiyle bir miktar tazminat ödemek yükümlülüğünde olduğu, bu sebeple bilirkişinin belirlediği ve davalının ıslah ettiği miktar olan 130.988,92 TL üzerinden adalet ve hakkaniyet ilkelerine göre uygun bir miktar indirim yapılarak, takdiren % 40 hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle bulunan 78.593,35 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir; 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle somut olayda bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmesi gerekmektedir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır; Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır. Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır ve acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur. İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır'' Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; Öncelikle, portföy tazminatı talep edebilmenin ilk şartı, acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, yani sözleşmenin müvekkilce haksız şekilde feshedilmesidir. Somut olayda davalı tarafça, davacının ''bildirilen hedeflerin gerçekleştirilememesi'' sözleşmenin fesih nedeni olarak ileri sürülmüş ve bu fesih sebebinin haklı sebep olduğu savunulmuştur. Ancak mahkemece, gerekçeli kararda sadece, davalının sözleşmeyi süresinden önce feshettiğinde bir miktar tazminat ödemek yükümlülüğünde olduğu tespiti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, feshin haklı olup olmadığı yönünde bir değerledirme yapılmamıştır. Bilirkişi raporunda da bu yönde bir inceleme yapılmamıştır. Bu durumda, mahkemece haklı sebeple feshi ispat yükünün, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini iddia eden davalı tarafta olduğu da nazara alınarak öncelikle taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediğinin ortaya konulması gerekirken, bu konuda bir tespit yapılmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, yukarıda portföy tazminatı hesaplama yöntemine ilişkin ilkelere yer verilmiş olup ilk derece mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda böyle bir hesaplama yapılmadığı görülmektedir. Söz konusu raporda, sözleşmenin sürdüğü döneme ilişkin acentenin her yıl aldığı net komisyon gelirinin ortalamasının azami miktar olarak belirlenip davalı bünyesinde poliçe yenileyenler yönünden, davalının elde ettiği net prim tutarının 72.947,00.-TL olduğu, yine bu poliçeler doğrultusunda eğer sözleşme devam etse idi davacının bu primler üzerinden elde edeceği komisyon tutarının 10.135,00-TL olabileceği belirtilmiş, mahkemece son beş yıllık ortalama net komisyon bedeli üzerinden %40 hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle kısmen kabul kararı verilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme eksik olup hükme esas alınan bilirkişi raporu da bu ilkelere göre hazırlanmadığından hüküm kurmaya elverişli değildir.Bu durumda mahkemece yapılacak iş, öncelikle acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediğinin araştırılmasıdır. Feshin haksız olduğu sonucuna ulaşılması halinde ise dosya, ek rapor alınarak, gerekirse konusunda uzman yeni bir bilirkişiye tevdi edilerek yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında inceleme yaptırılıp sonucuna göre bir karar verilmesidir. Bu nedenle, eksik incelemeye dayalı olarak verilen istinafa konu kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince eksik inceleme ile karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, 4-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.02.05.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:43:41