İstanbul BAM 14. HD 2024/413 E. 2024/518 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2024/413
2024/518
28 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/413
KARAR NO: 2024/518
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 20.12.2023 tarihli Ara Karar
NUMARASI: 2022/160 E.
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)
Taraflar arasında görülen ticari şirket ortaklıktan çıkma davasındaki denetim kayyımı atanması talebinin ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, kararda yazılı nedenlerle verilen denetim kayyımı atanması talebinin kabulü kararına karşı, davalılar tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin verilen ara karara karşı, davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirketlerin hakim pay sahibi ve yöneticisinin ... olduğunu, diğer azınlık pay sahiplerinin de bu kişinin akrabaları olduklarını, şirket ortakları arasındaki fikir ayrılığı üzerine her iki şirketin 03.01.2020 tarihinde yapılan genel kurullarında müvekkilinin müdürlük görevinin sona erdirilerek şirketi temsil ve ilzam yetkilerinin sonlandırıldığını, bu şekilde müvekkilinin şirketlerle olan irtibatının kesilerek ortaklık içindeki husumetin derinleştirildiğini, müvekkilince keşide edilen ihtarla mali kayıtlarda usulsüzlük yapıldığının bildirildiğini, ortaklıktan ayrılmaya ilişkin sulh görüşmelerinden sonuç alınamadığını, sulh aşamasında hakim ortak tarafından müvekkilinin darp edildiğini, ortaklıktan ayrılma konusunda mutabakat bulunmasına rağmen ayrılma akçesi konusunda anlaşma sağlanamadığını, şirketlerin büyük miktarda ciroları bulunduğu gibi önemli miktarda menkul ve gayrimenkul mallarının da bulunduğunu, şirketin gerçek mali durumu ile borç ve alacakların bu kapsamda da ayrılma akçesinin hesaplanması için bağımsız denetçi talebinde bulunmasına rağmen talebinin kabul edilmediğini, müvekkilinin uzun zamandır şirket kayıtlarını inceleyemediğini, sadece hakim ortağı uygun gördüğü mali bilgilerin müvekkiline verildiğini, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle ortaklığın devamının mümkün olmadığını, şirket müdürünün şirket kaynaklarını haksız şekilde kullanarak haksız rekabette bulunduğunu, şirketin mal varlığının azaltıcı işlemlerin yapıldığını, yapılan işlemlerin bilanço hileleriyle örtülmeye çalışıldığını, şirketlerde iki arı hesap tutularak şirket hesaplarından usulsüz şekilde para çekildiğini, fiziki şiddet, şirket mal varlığının bilinçli olarak eksiltilmesi ve ortaklar arasındaki fikri ayrılık nedeniyle ortaklığın devamının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sulh ve arabuluculuk müzakereleri sırasında ayrılma akçesinin belirlenememesi nedeniyle TTK'nın 638/2 nci maddesi gereğince müvekkilinin haklı nedenle ortaklıktan ayrılma amacıyla dava açtığını,hakim ortak ve yöneticinin şirketin mal varlığını eksilttiğini bu kapsamda ... A.Ş'nin dava dışı ... A.Ş'nin %50 paydaşı olduğunu, şirketin arsasının bulunduğunu, buna rağmen şirketin dava dışı şirketteki paylarının yönetici tarafından ... isimli kişiye bedelsiz olarak devrinden kısa bir süre sonra bu payların da hakim ortağa devir edilmesi karşısında şirketin mal varlığının muvazaalı olarak azaltıldığını, bu nedenle davacının gerçek piyasa sermaye değerinin gerçek duruma göre belirlenerek eksik ödenen kar paylarıyla birlikte ödenmesi gerektiğini, davanın açılmasıyla şirketlerin öz varlığının bilinçli olarak eksiltilmesinin kuvvetli ihtimal dahilinde olması ve ayrılma görüşmelerinde ortaya çıkan duruma göre müvekkilinin yaklaşık 70.000.000,00 TL alacağının bulunduğunun belirlenmesi nedeniyle HMK'nun 389 ve devamı maddeleri ile TTK'nun 638/2 nci maddesi gereğince tedbir kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek, ayrılma akçesi ve kar payı kapsamında şimdilik 7.000.000,00 TL nin ....Tic.Ltd.Şti'nden, 3.000.000,00 TL'nin ise ... AŞ.'den faiziyle bilrlikte tahsiline, her iki şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, şirketler adına tescilli olan taşınmazlara tedbir kararı uygulanmasının şirket işleyişini etkilememesi nedeniyle şirketlere ait taşımaz ve araçların kayıtlarına ihtiyati tedbir konulmasına, davacının ortaklıktan doğan yükümlülüklerinin tümünün ihtiyati tedbir yoluyla dondurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacının farklı tüzel kişiliklere karşı talebini aynı dava içinde ileri sürmesi nedeniyle davaların ayrılması gerektiğini, aynı dava içinde ayrılma akçesi ile kâr payı bedellerinin ödenmesine karar verilmesinin istenildiğini, farklı talepler yönünden davaların ayrılması gerektiğini, ... Gıdanın 2005 yılında ..., ... tarafından kurulduğunu, son hali ile şirketin %79,3 payının ... ’a, %4 payının ... %16,6 payının ise davacıya ait olduğunu, gelişen süreçte şirketin üretim ve pazarlama faaliyetlerini birlikte yürütmesinin şirkete zarar vermesi, rekabet gücünün arttırılmasına engel olması, maliyet hesapları, üretim kapasitesinin büyütülmesi ihtiyacı ve benzeri gerekçelerle aynı ortaklık yapısı ve sermaye miktarı korunarak ... Mağazacılık şirketinin kurulduğunu, ... Mağazacılık’ ın kurulması ile üretim ve pazarlama faaliyetinin birbirinden ayrıldığını, halihazırda ... Gıda'nın üretim, ... Mağazacılığın ise 83 şubesinde üretilen ürünlerin satışıyla iştigal ettiğini, her iki şirketin çalışan ve ciro bakamından TTK'nın 635.maddesi yollamasıyla 397.maddesi uyarınca bağımsız denetime tabi olduğunu, davacının yeterli sermaye payı bulunmamasına rağmen diğer ortakların oyu ile uzun yıllar müdür olarak görev yaptığını, ancak şirketin yatırımları, ticari ilişkileri ve yeni şube açılması gibi hususlarda ticari tecrübesi itibariyle müdürlerden ...'un belirleyici olduğunu, davacının kısa süre öncesine kadar her iki şirkette de müdür olarak görev yaptığını, bu süre içinde ortaklar arasında hiçbir ihtilafın bulunmadığını, davacının bu süre içinde diğer ortaklara veya müdürlere karşı herhangi bir hukuka aykırılık iddiası gündeme getirmediğini, 18.09.2019 tarihinde her iki şirket bakımından yapılan 2018 faaliyet yılı olağan genel kurul toplantısında ve ondan önceki tüm olağan genel kurul toplantılarında şirketin bilançoları, kar- zarar hesapları, müdürlerin ibrası gibi tüm konulardaki kararların davacının da olumlu oyu ile karara bağlandığını, şirket müdürlerinin kar payı dışında ücret almadıklarını, davacının 2019 yılı Ekim ayında aniden diğer şirketlerden ayrılma isteğini yönelttiğini, her ortağın şirket ortaklığından ayrılma hakkı bulunması nedeniyle diğer ortakların bu isteğe olumsuz yaklaşmadıklarını, ancak davacının makul olmayan talepleri nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını, bu aşamadan sonra müdür olan davacının şirket işleyişini bozacak uyumsuzluklar sergilemeye başladığını, açılacak çıkma davasına delil oluşturmak için delil oluşturma çabasına girdiğini, davacının şirketlerin yönetiminde ortaya çıkardığı huzursuzluklar nedeniyle 03.01.2020 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davacının müdürlük görevine son verildiğini, davacının bundan sonra da ortaklık sıfatından kaynaklanan tüm haklarını kullanmaya devam ettiğini, davacının kanunen tanının ötesinde bilgi imkanı sunulduğunu, davacının keşide ettiği 15.05.2020 tarihli ihtarıyla talep ettiği bilgilerin kendisine gönderildiğini, Bakırköy ... Noterliğinin 19.06.2020 tarihli ihtarıyla istenilen şirket kayıtlarının da e-mail adresine gönderildiğini ve bu hususun Beyoğlu .... Noterliğinin 29.06.2020 tarihli ihtarıyla davacıya bildirildiğini, davacının kar payına mahsuben talep ettiği ödemelerin yapıldığını, davacıya 2019 yılında 666.680,00 TL, 2020 yılında ise 137.500,00 TL kâr payı ödemesinin yapıldığı gibi 09.01.2020 tarihi itibarine de 170.500,00 TL ödeme yapıldığını, TTK'nın 638/2.maddesi gereğince her ortağın haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabileceğini, haklı sebebin de genel olarak sürekli bir ilişki olan ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren ve dürüstlük kuralına göre ortak açısından ilişkinin devamının beklenemeyeceği nedenler olarak tanımlanabileceğini, ortağın bir şirkete katılmaktaki beklentisinin esas olarak sermayenin çalışması neticesinde şirketin kar elde etmesi ve ortak olarak bu kardan istifade edilmesi olacağını, bunun dışında esas sermaye payının değerinin tamamından bir seferde istifade edilmesinin yolunun ise esas sermaye payının üçüncü bir kişiye satılması olduğunu, haklı sebeplerin objektif nitelikte olabileceği gibi sübjektif nitelikte de olabileceğini, haklı sebebin varlığının nesnel olarak belirlenmesi gerektiğini, haklı sebeple çıkmanın istisnai ve son çare olarak görülebilecek bir yol olduğunu, Yargıtay uygulamasında da TTK'nın 638/2. maddesi kapsamında haklı sebebin varlığından söz edilebilmesi için, ortağın öncelikle diğer ortaklık haklarını kullanması suretiyle hakkını elde etmeye çalışmasının arandığını, davanın kabulü için afaki iddiaların yeterli olmayacağını, somut olaya bilimsel bilgiler ve Yargıtay uygulamasının aksine davacının tamamen keyfi şekilde ortaklıktan ayrılma arzusunu belerttiğini, hiçbir nesnel dayanağı olmayan bir takım afaki iddialara dayandığını, her iki şirketin bağımsız denetime tabi olması nedeniyle birden fazla kayıt tutulduğu gibi iddiaların afaki olduğunu, davacının haklı sebep oluşturduğu iddiasıyla dile getirdiği tek somut vakıanın, ... ‘nın dava dışı ... AŞ.'deki %50 oranında ortaklık payının ... ’a devredilmesi suretiyle haksız bir kazanç elde edildiği iddiası olduğunu, davacının ... ile ilgili olarak dile getirdiği tek somut vakıanın ancak anılan şirketi ilgilendireceğini, bu iddianın diğer davalı ... yönetiminde bir usulsüzlük olduğuna delil oluşturamayacağını, aleni biçimde gerçekleştirilen söz konusu hisse satış işleminin yapıldığı 12.12.2017 tarihinde davacının da ... ’da müdür olduğunu ve işlemin yapılmasında şirketi temsil eden kişinin diğer müdür ... olduğunu, davacının ne işlemin yapıldığı tarihte, ne de daha sonraki bir zamanda işlemin geçersizliğine ilişkin talepte bulunmadığını, şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla işlemi yapan müdür aleyhine sorumluluk davası açılmadığını, işlemin yapıldığı yıla ilişkin olarak müdürlerin oy birliği ile ibra edildiğini, yapılan işlemin şirket çalışanlarının konut edinmesine ilişkin olduğunu ve şirketin zararına bir işlem yapılmadığını, inşaat sektöründe yaşanan durgunluk nedeniyle satılan payların geri alındığını, davacının bu konuda bilgi sahibi olmasına rağmen dava tarihine karşı bir itirazda bulunmadığını, davalı şirketlerin hakim ortağı ...’un şirketlerden finansman sağladığı, kendi adına, şirket müdür ve çalışanları ile kardeşleri adına şirketler kurarak rekabet yasağına aykırı şekilde kazanç sağladığı, böylelikle haksız menfaat temin etmek suretiyle davacının ortaklık haklarının kısıtlanmasına neden olduğu iddiasının yerinde olmadığını, bu şirketlerin davalı şirketlerden farklı alanlarda faaliyette bulunduklarını, bir çok şirkette de ... ’nın ortak olduğunu ve davacının bu ortaklık nedeniyle kar payını artırdığını, dava dilekçesinde bahsedilen bir kısım şirketlerin müvekkili şirket ve ortağıyla ilgisinin bulunmadığını, bu şirketlerin hiç birinin davalı şirketlerle anı alanda faaliyette bulunmadığını, davacı ve yakınlarının kurduğu ... Tic. Ltd. Şti.'nin müvekkili şirketle aynı alanda faaliyet gösterdiğini, davacının ... ile 26.12.2016 tarihinde düzenlediği protokole ilişkin usulsüzlük iddialarının yersiz olduğunu, bu protokolün şirketlere karşı açılacak çıkma davasıyla ilgisinin bulunmadığını, protokolde ... şirket hesaplarında usulsüzlük yaptığına ilişkin bir beyanın bulunmadığını, protokolün ortaklık yapısının değiştirilmesi niyetinden ibaret olduğunu, şirket ortaklığından çıkma koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davacı vekili 12.09.2022 tarihli ihtiyati tedbir talepli dilekçesinde özetle; daha önce talep edilen tedbir talebinin mahkemece reddedildiğini, mahkemece davanın reddinden sonra tedbir ve dosyanın esası hakkında İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesince inceleme yapıldığını ve bu incelemede tedbir talebinin konusuz kalması nedeniyle incelemediğini, önceki kararın kaldırılması nedeniyle mahkemece bir kısım delillerin getirtilerek incelendiğini, davalı şirketlere ait taşınmazların önemli bir kısmının ipotekli olması ve ipotek sayısının gittikçe artması sebebiyle ihtiyati tedbir talep edildiğini, dava sonrasında da sürekli şekilde şirket aktiflerinin azaltıldığını, hâkim ortağın şirket aktifini azaltıcı işlemlerinin engellenerek dava sonucunda verilecek kararın infazının sağlanması için tedbirin zorunlu olduğunu, bu nedenle şirkete denetim kayyımı atanmasını gerektiğini, HMK'nın 293. maddesi kapsamında alınan uzman görüşünde, davalı şirketlerinde çift defter tutulduğunun belirlendiğini, fiktif ve muvazaalı işlemlerle şirketlerin öz varlığının azaltılabileceğin belirlendiğini, davacının müdürlük görevlerinin sona erdirilmesi ve şirketleri temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırılmasından sonra şirket varlıkları üzerinde ipotek tesis edilerek şirketin varlıklarını aşar şekilde yüksek miktarda borçlandırıldığın belirlendiğini, yapılan işlemlerle hakim ortağın, şirketin yönetiminde olmayan ortaklar aleyhine işlemler yaptığının sabit hale geldiğini ileri sürerek, şirketlere denetim kayyımı atanması, aksi halde şirketlerin taşınmazlarının üçüncü kişilere devrinin ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi ihtiyati tedbir talebini değerlendirdiği 15.09.2022 tarihli ara kararında ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile davalı şirketlere denetim ve onay kayyımı atanmasına, şirket müdürlerinin işlemlerinin her türlü işlemlerinin denetim kayyımı onayına tabi tutulmasına, taşınmazlara tebir konulmasına ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalılar vekili tarafından, HMK'nın 394. maddesi uyarınca, süresinde itiraz edilmesi üzerine mahkemece itirazı değerlendirdiği 02.11.2022 tarihli ek kararı ile ihtiyati tedbire yönelik itirazın reddine karar verilmiştir. Ret kararına yönelik olarak davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuş ve başvuru Dairemizin 26.01.2023 tarih ve 2023/40-84 E.K.sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin ret kararından sonra, davalılar vekilince koşulların değiştiği gerekçesiyle sunulan 11.12.2023 tarihli dilekçe ile tedbir kararının değiştirilmesi talep edilmiştir.Davalılar vekili, 11.12.2023 tarihli talep dilekçesinde özetle; mahkemenin 15.09.2022 tarihli ara kararı ile şirkete denetim ve onay kayyımı atandığını, şirkete ait taşınmazlara ihtiyati tedbir uygulanmasına ilişkin tedbir talebinin ise reddedildiğini, şirketin ve diğer ortakların menfaatleri göz önünde tutularak, daha az zarar verici olan şirketin taşınmazlarının devrinin engellenmesi yerine denetim ve onay kayyımı atanmasına karar verildiğini, karar yönelik istinaf başvurusunun da reddedildiğini, atanan kayyımın düzenlediği dört ayrı raporda, kayyım atanmasına neden olan olayların gerçek olmadığının anlaşıldığını, bilirkişice çıkma payı alacağının belirlendiğini, ancak davacının yaklaşık 15 ay sonra, şirkete kayyım atandığına ilişkin ulusal basında haber yaptırılarak şirketin zararına işlemlere neden olunduğunu, ihiyati tedbire dayanak yapılan Vergi Denetim Raporunda tespit edilen hususların davacının da yetkili müdür olduğu 2016-2020 dönemine ilişkin olduğunu, bu nedenle davacı aleyhine de İstanbul Anadolu 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/661 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, payın ... devrine ilişkin davacı şikayeti üzerine İstanbul Anadolu 41. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/474 Esas sayılı dosyasında açılan davadaki bilirkişi raporu ile iddia edilen hususların gerçeği yansıtmadığının belirlendiğini, bir çok mahkemece benzer iddialarla açılan davada tedbir talibinin reddine karar verildiğini, mahkemece tebinat takdir edilmediğini ve gelinen aşamada davacının kayyum kararını kötüye kullanarak şirkete zarar vermesi nedeniyle teminat alınması gerektiğini, belirterek, ihtiyati tedbir kararın değişen koşullara göre ihtiyati tedbirin kaldırılmasına veya yeniden gözden geçirilerek, denetim kayyımının ortaklık payı dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek taşınmazların devrinin engellenmesi şekline dönüştürülmesini talep etmiştir. Mahkemece davalıların, ihtiyati tedbirin kaldırılması veya değiştirilmesi talebi 20.12.2023 tarihli ara kararla değerlendirilmiş ve koşullarda herhangi bir değişiklik bulunmadığı, davacı tarafından haber yaptırıldığı ve bundan şirketin zarar gördüğüne ilişkin delil sunulmadığı beyana ve internet haber çıktılarına dayalı talebin kabul edilmeyeceği gibi tedbirin değiştirilmesini gerektirir bir durum bulunmadığı değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiştir.Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 11.12.2023 tarihli talep dilekçesindeki beyanlarını aynen tekrarla, verilen ihtiyati tedbirin orantısız olduğunu, teminat hususunun değerlendirilmediği, atanan kayyımca tedbire dayanak yapılan hususların tespit edilemediği, uzun süre önce verilen tedbir kararınını davacı tarafından ulusal basında haberleştirilerek şirkete zarar verildiği, kayyım atanmasının şirketin ticari hayatına zarar verdiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve talebin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca, şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili istemine, ihtiyati tedbir talebi ile şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, ihtiyati tedbir isteminin kabulü kararının değişen şartlara göre kaldırılması veya değiştirilmesi ile teminata bağlanması talebinin reddine dair ara karar verilmiş; bu ara karara karşı, davalılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.TTK'nın 638/2. maddesi, "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." hükmünü içerir. Bu maddede, çıkma talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının HMK'nın 389 ve devamı hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Yani, TTK'nın 638/2. maddesindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gereklidir. Bu nedenle davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkansız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır. Mahkemece daha önce verilen ihtiyati tedbir talibine yönelik istinaf başvurusu Dairemizce reddedilmiştir. Bu karardan sonra durum ve koşulların değişmesi nedeniyle ihtiyati tedbirin kaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verilmesi istenmiştir.HMK'nın 341/1. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinin nihai kararları ile ihtiyati tedbir talebinin reddine ve bu taleplerin kabulü halinde ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlar ile karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir.HMK'nın 396. maddesi 'Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir. İtiraza ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır.'' düzenlemesini içermektedir." Davalı koşulların değişmesi nedeniyle ihtiyati tedbirin kaldırılmasını veya değiştirilmesini talep etmiş mahkemece bu talep reddedilmiştir.HMK'nın 396/2. maddesi, aynı Yasa'nın 394. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına atıf yapmış, kanun yolunu düzenleyen beşinci fıkraya atıf yapmamıştır. Bu nedenle tedbirin koşulların değişmesi nedeniyle kaldırılmasına ilişkin verilen kararlara karşı kanun yolu açık değildir. Bu nedenle, istinaf başvurusuna konu ilk derece mahkemesi kararına karşı kanun yolu açık değildir. Aynı şekilde 395.maddesinde de teminat karşılığı tedbirin değiştirilmesi veya teminata ilişkin istemlere karşı da istinaf kanunu yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında davalılar vekilinin ara karara yönelik istinaf başvurusunun istinafı kabil bir karar olmaması nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalılar vekilinin caiz olmayan istinaf başvurusunun usulden reddine,2-Davalılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 3-Davalılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 352/1.b maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda, 28.03.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01