Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2021/1228
2024/1204
12 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1228
KARAR NO: 2024/1204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/04/2021
NUMARASI: 2019/724 E. - 2021/314 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ... Sistemleri A.Ş. ile 10.04.2017 tarihinde bayilik sözleşmesi yaptıklarını, Aydın ili Didim ilçesi baş bayii olarak faaliyet gösterdiklerini, davalının kendilerine gönderdiği Bakırköy ... Noterliğinin 28.11.2018 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile davalı şirketin genel kurulunda aldığı kararla faaliyet konusunu değiştirdikleri, dağıtım, satış ve pazarlama faaliyetlerini sonlandırdıkları gerekçesiyle sözleşmenin 8.2 maddesine dayanarak sözleşmenin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 30 gün sonra feshedildiğinin bildirildiğini, Didim ... Noterliğinin 27.12.2018 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile davalıya cevap verdiklerini, sözleşmenin bu şekilde haklı sebep gösterilmeksizin feshedilmesinin kendilerinde kâr mahrumiyeti yarattığını, feshin iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, haksız fesih nedeniyle işçi tazminatları ödemek zorunda kaldıklarını ve sözleşmenin devam etmesi ile elde edilecek kârdan yoksun kaldıklarını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 13.11.2018 tarihli dilekçeyle dava dilekçesinde talep edilen alacakları bilirkişi raporu doğrultusunda artırarak, toplam 89.393,45 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin gazete, dergi, kitap gibi süreli ve süresiz yayınlar ile bazı yayın dışı ürünlerin dağıtımı ve dijital kontör satışını yaptığını, 28.09.2018 tarihli genel kurulda alınan kararla faaliyet konusunu değiştirdiğini ve dağıtım işinden tamamen çıktığını, alınan bu genel kurul kararı ile davacının da aralarında bulunduğu çok sayıda bayi ile sözleşmelerini feshettiğini, feshin keyfi olarak yapılmadığını, internetin yaygın olarak kullanılır hale gelmesi nedeniyle satış kaybı yaşadıklarını, ekonomik koşulların zorlaması nedeniyle dağıtım faaliyetine son verildiğini, fesih işleminin sözleşmenin 8.2 maddesine göre yapıldığını, bu maddeye göre 7 gün önel verilmesi gerekirken davacıya 30 gün önel verildiğini, feshin haksız olduğu düşünülse bile davacının fesihten ötürü uğramış olduğu bir zararının bulunmadığını, davacının sözleşme süresince de kâr edemediğini, kendilerinin kâr edemeyen bayileri desteklemek amacıyla bayi katkı payı adı altında ödeme yaptıklarını, davacıya da 551.031,68 TL bayi katkı payı ödemesi yaptıklarını, bayi katkı payının amacının bayiliğin devamını sağlamak için bayinin asgari giderlerini sağlamak ve giderlerini karşılayamayan bayilerin işi bırakmalarını önlemek amacıyla verilen bir katkı parası olduğunu, sözleşmenin feshinin ihbar edildiği 28.11.2018 tarihinden sonra da davacıya fesih sonrası destek olmak için 30.11.2018 tarihinde 20.178,00 TL bayi katkı payı ödediklerini, eğer davacıya bir tazminat ödenmesine karar verilecekse bayi katkı payı ödemelerinin tazminat miktarından düşülmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dosya içerisinde davalının davacıyı zarara uğratma kastı amacıyla sözleşmeyi feshettiğine ilişkin bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Güvenin korunması ilkesinden doğan çelişkili davranış yasağına aykırı davranılarak yapılan fesih, davalının imzalanan acentelik sözleşmesi ile yeni yatırımlarda bulunmasını isteyip acentede haklı beklentiler yarattıktan sonra fesih hakkının kullanılması olarak tanımlanan fesih türüdür. Dava konusu olayda davalının davacıya karşı böyle bir haksız davranışı bulunduğuna ilişkin delil bulunmamaktadır. Üreticinin sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle yapılan fesih davalı tarafın üretici olmaması nedeniyle dava konusu kapsamına giren bir fesih türü değildir. Oranlılık ilkesine aykırı davranılarak yapılan fesih, bir hakkın kullanılması karşı tarafa oranlı olmayan şekilde zarar veriyorsa ve bu kadar ağır sonuçlar doğurmayacak karşı tarafın menfaatlerini de aynı şekilde hesaba katan ya da en azından karşı taraftan katlanması beklenebilecek başka önlemlerin alınması da mümkün ise hakkın bu şekilde kullanılmasının hukuka aykırı olduğunun kabul edildiği fesih türüdür. Dava konusu olayda davalı taraf internetin yaygınlaşması nedeniyle kâr oranlarındaki düşüşü gerekçe göstererek çalıştığı alandan çekilme kararı almış, şirketin iştigal konusunu değiştirmiş ve başka alanlarda çalışmaya devam etmiştir. Davacı ise davalının bu kararı ile birlikte acentelik sözleşmesinin kendisine sağladığı bütün ekonomik olanakları kaybetmiştir. Bu durumda davalının sözleşmeyi feshetmesinin davacı açısından orantılı sonuç doğurduğu söylenemeyecektir. Sözleşme taraflar arasında beş yıl süreli olarak yapılmış olup davalı zarar etmekte olduğu iddiasında değil, kâr oranlarında düşüş yaşandığı iddiasındadır. Davalı taraf cevap dilekçesinin ikinci sayfasında 2015 yılındaki net satış sayısının 89,5 milyon iken 2018 yılında 34,4 milyona düştüğünü belirtmektedir. Bu durumda davalının sözleşmenin olağan bitiş tarihine kadar katlanabileceği bir kâr oranının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu konudaki açıklayıcı rakamları davalının kendisinin vermiş olması nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gidilmemiştir. 6102 sayılı TTK m. 121/IV'de yer alan; "Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır." düzenlemesi başlamış ve devam eden işler yönünden zarar tazminatını öngörmektedir. Bu nedenle yukarıda açıkladığımız oranlılık ilkesine aykırı davranılarak yapılan fesih nedeniyle bu madde kapsamında tazminata hükmedilemez. Bu durumda 6102 sayılı TTK m. 102/II'de yer alan; "Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır." hükmüne göre taraflar arasında yapılan acentelik sözleşmesi hem aracılık hem de sözleşme yapılmasını kapsamakta olduğundan bu üç sözleşme türü uygulama alanı bulacak ve tazminatın ilkeleri buna göre tespit edilecektir. 6102 sayılı TTK m. 102/II'nin yolama yaptığı simsarlık sözleşmesini düzenleyen 6098 sayılı TBK m. 520'de "Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir." şeklinde tanımlanmış olup simsarlık sözleşmelerinin haksız olarak feshi durumunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır." düzenlemesi getirilmiştir. 6102 sayılı TTK m. 102/II'nin yolama yaptığı ikinci sözleşme türü de vekâlet sözleşmeleridir. 6098 sayılı TBK m. 512'ye göre; "Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." Bu maddede düzenlenen tazminata hak kazanılabilmesi için iki koşulun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bunlardan birincisi vekil eden davacının uygun olmayan zamanda sözleşmeyi tek taraflı sona erdirmesi, ikincisi de vekilin yani davalının zarar görmesidir. Uygun olmayan zamanda sözleşmenin sona erdirilmesi kavramı haklı sebebe dayanmayan anlamında kullanılarak uygulamaya yerleşmiş durumdadır. Yukarıda açıkladığımız olağan fesih hakkının oranlılık ilkesine aykırı davranılarak yapılması haklı sebebe dayanmayan bir fesih nedeni olarak dava konusu olayda karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla 6098 sayılı TBK m. 512'de öngörülen ilk koşul davacı açısından gerçekleşmiştir.İkinci koşul ise davalının zarar görmesidir. 6098 sayılı TBK m. 512'de düzenlenen tazminatın hukuki niteliği menfi zarar için öngörülmüş olmasıdır. Bu madde ifa edileceğine inanılan sözleşmenin ifa edilmemesinden doğan menfi zararlar için tazminat öngörmektedir. Başka bir değişle bu zarar sözleşme ifa edilmiş olsaydı alacaklının elde etmiş olacağı maddi yararın sağlanmamış olmasından doğan müspet bir zarar değildir. Bu zararın kapsamına uygun olmayan zamanda sona erdirilen sözleşmenin kurulması sebebiyle yapılan masraflar, faydasız kalan hazırlık masrafları, sözleşmenin ifa edileceği inancıyla yapılan masraflar, başka bir sözleşme imkânının kaçırılması gibi masraflar girmektedir. (Özkaya, Eraslan; Vekâlet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması; s. 866) Davacının talebi 6098 sayılı TBK m. 512'de düzenlenmiş olan menfi zarar kapsamına giren zararlara ilişkin değil sözleşmenin feshedildiği 28.11.2018 tarihinden sözleşmenin olağan bitiş tarihi olan 10.04.2022 tarihine kadar davacının yoksun kalacağı kâra ilişkin müspet zararlara ilişkindir. Bu nedenle gerek 6102 sayılı TTK m. 102/II'nin yollamasıyla 6098 sayılı TBK m. 512'ye göre gerekse menfi ve müspet zarar konularında Yargıtay'ın yukarıya alıntıladığımız yerleşik kararlarına göre davacının müspet zarar talep etme hakkı bulunmamaktadır... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından davanın reddine karar verildiğini, gerekçeli karar uyarınca söz konusu feshin orantılık ilkesi ile örtüşmediğinin kabul edilmesinin gerektiğini, TBK 512 maddeye göre vekalet verenin ve vekilin her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebileceğini ancak uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren tarafın diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğunu, maddede düzenlenen tazminata hak kazanılabilmesi için iki koşulun gerçekleşmiş olması gerektiğini, birincisinin vekil eden davacının uygun olmayan zamanda sözleşmeyi tek taraflı sona erdirmesi, ikincisinin ise vekilin zarar görmesi olduğunu, TBK 512'de öngörülen ilk koşulun davacı açısından gerçekleştiğini, ikinci koşulun ise davalının zarar görmesi olduğunu, TBK 512'de öngörülen tazminatın hukuki niteliğinin menfi zarar için öngörülmüş olduğunu, zararın sözleşmenin ifa edilmiş olması halinde alacaklının elde etmiş olacağı maddi yararın sağlanmamış olmasından doğan müspet bir zarar olmadığını, bu zararın kapsamına uygun olmayan zamanda sona erdirilen sözleşmenin kurulması sebebiyle yapılan masrafların faydasız kalan hazırlık masraflarının sözleşmenin ifa edileceği inancıyla yapılan masraflar gibi başka bir sözleşme imkanının kaçırılması gibi masrafların girdiğini, sözleşmenin taraflarını tacir olduğunu, TBK'nın 20.maddesine göre tacirlerin basiretli tacir gibi davranması gerektiğini, ancak bu ilkenin sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gereken ilke olması nedeniyle mahkemece sözleşmenin imzası sırasındaki taraf pozisyonlarından hareketle sözleşmeye bağlı kalmaları gerektiğinin belirtildiğini, söz konusu sözleşmenin hükmü değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak hak bahsetmediğini kabulü gerektiğini, ilk raporda bu hususların irdelendiğini, mahkeme gerekçesinde ilk rapordaki değerlendirmelerinin hükümden düşürecek üstün gerekçeleri göstermediğini, mahkemenin davalının sözleşmeyi fesihte haklı olduğunu gösteren varsa somutlaştırması için süre verilmesi ve delil değerlendirilmesi yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini, davalı tarafın iddialarına göre faaliyet konusunu değiştirmesi ve dağıtım, satış, pazarlama faaliyetlerini sonlandırması nedeniyle sözleşmenin 8.2.maddesi uyarınca sözleşmeyi fesih etmesinin haklı olarak ifade edilemeyeceğini, davalı tarafından sözleşme hükümlerinin kötüye kullanılarak haksız feshedildiğini iddia ederek ,tazminat talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasını ve talep artırım dilekçeleri dikkate alınarak tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan kâr kaybı zararının tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, bayilik sözleşmesinin mevcudiyeti, sözleşmede davacı şirketin bayii olduğu, sözleşmenin davalı şirket tarafından noter ihtarnamesi ile feshedildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, sözleşme feshinin haksız olup olmadığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında10.04.2017 tarihinde bayilik sözleşmesinin imzalandığı, davacı şirketin sözleşmede bayi olarak yer aldığı, sözleşme konusunun 2.maddesinde, davalı şirketin dağıtımını üstlendiği yayınlar ile medya dışı ürünlerin okur kitlesine ve nihai tüketiciye istenilen zamanda istenilen miktarda ve düzenli olarak ulaştırılmasını sağlamak amacıyla sözleşmede belirlenen coğrafi alanda dağıtım, pazarlama ve satış yetkisinin bayiye verilmesinin oluşturduğu, sözleşmenin 6.maddesinde, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 5 yıllık süre için akit ve imza olunduğu, tarafların sözleşmeden kaynaklanan hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin aynı koşullarla uzatılmasına, tarafların yazılı mutabakatı ile karar verilmediği takdirde 5.yılın sonunda herhangi bir ihbar veya ihtara hukuki merasime gerek olmaksızın sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğinin belirtildiği, sözleşmenin 8.maddesinde, fesih hususun düzenlendiği, 8.1.bentte; bayinin sözleşmedeki taahhüt ve yükümlülüklerinde herhangi birine aykırı davranması veya yerine getirmemesi veya üstlendiği hizmetleri gereği gibi ifa etmemesi ya da eksik ifa etmesi hallerinde davalı şirketin yazılı bir ihtar göndermek suretiyle aykırılığın 7 gün içerisinde giderilmesini talep ederek aykırılığın bu süre zarfında giderilmemesi halinde sözleşmeyi derhal ve tek taraflı olarak feshedeceğini bildireceği ve diğer hususlara yer verildiği, 8.2. bentte ise; şirketin 7 gün öncesinden yazılı ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisine haiz olduğu, bu takdirde bayinin sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca 30 gün içinde şirket ile hesap mutabakatı yapmak, aynı süre içerisinde gerek şirkete gerekse son satıcılara olan borçlarını tasfiye etmekle yükümlü olduğu düzenlemesine yer verildiği, genel hükümlerin 9.maddede düzenlendiği, davalı şirket tarafından Bakırköy ... Noterliğinde düzenlenen 28.11.2018 tarihli ihtarnamede, i müvekkili şirket ile imzalanan 10.04.2017 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca Didim başbayisi olarak faaliyet sürdürüldüğü, şirketin 28.09.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar doğrultusunda faaliyet konusunu değiştirdiği ve dağıtım, satış ve pazarlama faaliyetlerini sonlandırdığı, sözleşme gereğince 8.2.maddesinde belirtildiği şekilde ihtarın tebliğinden itibaren 7 gün sonunda ihbar ve ihtara gerek olmaksızın sona erecek olsa da 10.04.2017 tarihli bayilik sözleşmesinin ve tüm eklerinin bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren en geç 30 gün sonra feshedilmiş sayılacağı, muhatabın varsa cari hesap borcunu da ihtarnamenin tebliğinden itibaren 30 gün içinde ödemezse aksi takdirde yasal takip işlemlerine başlanacağının belirtildiği, davacı şirket tarafından 27.12.2018 tarihinde Didim ... Noterliğinde düzenlenen davalı şirketin ihtarnamesine karşı cevabı ihtarnamede, bayilik sözleşmesinin feshinin tamamen haksız olduğu, dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, feshe karşı gerek kanunda gerekse sözleşmeden kaynaklı tazminat ve sair hakların saklı tutulduğu, şirketin yapmış olduğu ve yapacağı hesabın tek taraflı olduğu, borcun kabulünün mümkün olmadığının belirtildiği, davalı şirketin 28.09.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında, şirket esas sözleşmesinin 2,3 ve 4. Maddelerinin tadili konusunda yönetim kurulu önerisinin müzakere edildiği, önerinin kabulüne ve ana sözleşmenin 2,3 ve 4 maddelerinin değiştirilmesine oy birliği ile karar verildiği, 2.maddenin şirketin unvanı, 3.maddenin şirketin amaç ve konusu, 4.maddesinin şirketin merkez ve şubelerine ilişkin düzenleme olduğu, şirketin amaç ve konusunun 3.maddede düzenlendiği, 3/b bendinde her türlü haberleşme ve iletişim cihazları vb almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek, pazarlamak, dağıtımı ve ticaretini yapmak, (c) bendinde veri tabanlarını oluşturmak (d) bendinde; basın ve her türlü vasıtalarla basılmış yayınları eserleri pazarlamak, satmak vb işlere yer verildiği, davacı şirket tarafından 30.12.2019 tarihinde sözleşmenin haksız feshedildiği iddiası ile kar kaybına ilişkin iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme tarafından taraf delilleri dosyaya celp ve ibraz edildikten sonra talimat yoluyla ve dosya üzerinde bilirkişi incelemesi ile birlikte bilirkişi rapor ve ek raporu düzenlettirilmiştir. 12.11.2020 tarihli talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda; davacı şirketin ticari defterlerinin incelendiği, sözleşmenin kurulduğu 10.04.2017 tarihi ile feshedildiği, 28.11.2018 tarihleri arasında davacının kar elde ettiği, yasal defterlerine ve Didim Vergi Dairesine verilen Kurumlar Vergisi beyannameleri ekinde yer alan gelir tablolarına göre 10.04.2017 - 31.12.2017 döneminde 39.635,88 TL, 01.01.2018 - 28.11.2018 tarihleri arasında 24.075,86 TL olmak üzere toplam 63.711,74 TL kar elde ettiği, dönem içerisinde davacı şirketin davalı şirket dışında aynı iş kolunda başka firmanında ürünlerinin dağıtım ve pazarlamasını yaptığı, aynı iş kolu ve benzer çalışma şekli olduğundan dönem içindeki toplam alışa davalı firmadan sözleşme kapsamında yapılan alışların oranlanması sonucu bulunan oranların dönem karına uygulanması ile dava konusu sözleşme kapsamında kar tutarının belirlendiği, 10.04.2017- 28.11.2018 tarih aralığında toplam bayi katkı payının KDV hariç 324.537,61 TL olduğu, hesaplanan dönem karlarının içerisinde bayi katkı payınında mevcut olduğu belirtilmiştir. 02.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda; talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda; sözleşmenin kurulduğu ve feshedildiği tarihler arasında davacının kar ettiğinin belirtildiği, kar tutarlarının toplam 63.711,74 TL olarak hesaplandığı, yoksun kalınan karın ise fesihten sonraki gün olan 29.11.2018 ile sözleşmenin bitiş tarihi olan 10.04.2022 tarihleri arasında 131.215,84 TL olarak hesaplandığı, ayrıca toplam bayii katkı payının KDV hariç 324.537,61 TL olarak talimat raporunda hesaplandığı, davacı şirkete ait ticari defterlerin 2017 yılı ve sonrasında e-defter uygulanmasında olduğu, beraatların görüldüğü, davalı şirkete ait yetkilileri tarafından paylaşılan bilgi ve belgeler göre 2017-2018 yıllarına ait ticari defter kayıtlarında davalı işlemlerinin takip edildiği, davalının ... Didim Başbayisi olarak adlandırıldığı, davalı tarafından paylaşılan cari hesap ekstresine göre hesabın en son hareket gördüğü 22.03.2019 tarihi itibariyle hesabın "0" olduğu, davalının davacı tarafa yaptığı bir tek havale olduğu, 22.03.2019 tarihinde banka hesaplarından davacı hesaplarına 4.573,26 TL havale edildiği, davalı tarafın davacının mağduriyetini bir nebze önlemek adına 17.100,00 TL + KDV tutarında davacı taraftan hizmet karşılığı olmayan fatura aldığını ileri sürdüğü, kayıtlarında yer aldığı, sonuç olarak, davacı tarafın bayilik sözleşmesinin haklı bir sebep belirtilmeksizin keyfi bir şekilde feshedildiği iddiasına dayalı yoksun kalınan karın tazmini istemli açılan davada davalı tarafından düzenlenen faturaların yasal defterlerinde yer aldığı, kanuni defterlerin davalı lehine delil olma kuvvetine sahip olduğu, taraflar arasındaki cari hesabın "0" olduğu, davacı tarafın ticari ilişkinin feshedildiği tarihe kadar davalı şirkete borçlu olduğu, davalının ticari ilişkinin bitiminde tek sefer olarak 4.573,26 TL'nin davacı tarafa havale ile ödeme yaptığı, davacı tarafın bayi katkı payı açıklamalı KDV hariç 2017 yılında 180.983,00 TL ve 2018 yılında da 285.993,00 TL olmak üzere 2017 Mayıs - 2018 Kasım ayları arasında 596 günlük süre içerisinde toplam 466.976,00 TL tutarlı katkı payı açıklamalı fatura düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmeye konu davalının dağıtımını üstlendiği yazılı basına ait süreli süresiz ürünlerin bayilik sözleşmesinden kaynaklı tazminat talebi açısından tazminat hesabında dikkate alınabilecek sözleşmede yazılı bir maddeye rastlanılmadığı, davalı tarafın sözleşmenin 8.2.maddesine göre hareket ederek gerekli bildirimlere yerine getirmiş olduğu, davacı tarafa ait bilirkişi incelemesinde de detaylı paylaşıldığı üzere 2018 yılında davalı gazetelerinin davacı taraf cirosundaki payının %28'e gerilediği, ciro kaybının 2018 yılında %60'lara ulaşıldığı, ciro içerisinde bayi katkı payınında yer aldığı belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; mali müşavir hesaplamanın yanında hukuki yorumların taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını belirterek, müvekkili şirketin defterlerini inceleyen ve rapor tanzim eden raporlar arasındaki hesaplamalarda farklılık bulunduğunu belirterek, aradaki çelişkileri gidermek amacıyla yeniden rapor alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; sözleşmenin feshinde müvekkili şirketin tamamen basiretli bir tacirin davranması gerektiği gibi davrandığını, hukuki ölçütlere uygun ve elverişli bir şekilde gerçekleştirildiğini, sözleşme gereğince davacının müvekkili şirketin baş bayisi olarak çalıştığını, ancak şirketin satışlarının 4 yıl içinde %62'lik bir düşüş yaşaması sebebiyle müvekkilinin her türlü dağıtım faaliyetine son verdiğini ve bütün sözleşmelerini feshetmiş olması sebebiyle diğer tüm bayileriyle birlikte davacı ile olan sözleşmesini de sözleşmenin fesih başlığını taşıyan 8/2.maddesi gereğince ihbarname ile feshettiğini, müvekkilinin dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisine haiz olduğunu belirterek, rapor doğrultusunda davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. 21.02.201 tarihli ek bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki sözleşmenin kurulduğu tarih ile feshedildiği tarih arasında davacının toplam 63.711,74 TL kar elde ettiği, sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren bitiş tarihi olan 10.04.2022 tarihine kadar yoksun kalacağı karın 89.393,45 TL olacağı belirtilmiştir. Taraflarca rapora karşı beyan ve itirazlarda bulunulmuş davacı vekili ise dava dilekçesinde talep etmiş olduğu bedeli artırmıştır. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine karar verilmiştir. Davacı bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiası ile kâr kaybı zararının tahsilini talep etmiştir. Kâr kaybı, müspet zararlar bahsinden olup, sözleşmesinin feshi hâlinde ancak uğranılan menfi zararların yani sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek iyiniyetle yapılmış giderler ve yine sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek kaçırılan daha elverişli fırsatlardan dolayı uğranılan menfi zararların istenebilmesi mümkündür. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin süresi 6.maddede, 5 yıl olarak belirlenmiş ise de aynı sözleşmenin 8.2.maddesinde, davalı şirketin 7 gün öncesinden yazılı olarak ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisine haiz olduğuna da yer verilmiştir. Davalı şirket tarafından 28.09.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında şirket esas sözleşmesinin 2,3 ve 4 maddelerinin tadil edilmesine dair yönetim kurulu önerisini müzakere etmek suretiyle esas sözleşme değişikliği konusunda yönetim kurulu önerisinin kabulüne oy birliği ile karar almıştır. Esas sözleşme değişikliği konusunu teşkil eden 3.madde, şirketin amaç ve konusuna ilişkindir. Davalı tarafça, faaliyet alanınında ki değişiklik sonucunda taraflar arasında imzalanan sözleşme feshetmiştir. Sözleşmenin feshine yönelik olarak davalı şirketin 8.2 madde kapsamında dilediği zaman tek taraflı ve teminatsız olarak fesih yetkisi mevcuttur. Öte yandan taraflar arasındaki sözleşmede, kâr mahrumiyeti isteneceğine dair bir düzenleme de mevcut değildir. Her iki taraf tacir olup, özgür iradeleri ile sözleşmeyi imzalamışlardır. Sözleşmenin yukarıda yer verilen hükümleri kapsamında davalı şirket tarafından sözleşme ihbar şekline de riayet edilerek tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih edilmiştir. Bu kapsamda, sözleşmenin fesih şeklinin tarafların birlikte belirlemiş oldukları sözleşme hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmiş olduğunun kabulü gerekecektir. Sözleşme koşulları dikkate alındığından, haksız ve/veya erken fesihden söz etmek mümkün görünmemektedir. Her iki şirket birer sermaye şirketidir. Davalı şirket sektördeki değişiklikleri dikkate alarak genel kurul kararı ile faaliyet konusunu değiştirdiğini beyanla buna dair toplantı örneğini ibraz etmiştir. Davalı şirketin faaliyet konusu olmaktan çıkan bir hususta sözleşmeyi ayakta tutmasında korunmaya değer bir menfaati olmadığı düşüncesiyle ve sözleşmenin 8.2. maddesinin kendisine verdiği yetki uyarınca sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir.Sözleşmenin her bir maddesi tarafların hak ve edimleri ile birlikte sözleşme süresi ve fesih şekilleri de dahil olmak üzere, ayrıntılı ve açık şekilde belirlenmiştir. Mahkemenin red kararı sonuç olarak isabetli olduğundan davacı vekilinin aksine iddia ve istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.12.09.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32