SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/1092

Karar No

2024/1125

Karar Tarihi

11 Temmuz 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/1092

KARAR NO: 2024/1125

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 17.05.2024 tarihli ara karar.

NUMARASI: 2024/458 E.

DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali

Taraflar arasında görülen genel kurul kararının iptali talepli davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen17.05.2024 tarihli ara karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; müvekkilin, sermayesi 3.250.000-TL olan davalı şirketin, her biri 50,00 TL değerinde 19.500 adet hissesinin sahibi, %30 oranında hissedarı olduğunu, davacı tarafından davalı şirket hakkında Ticaret Bakanlığına hisselerinin korunması ve şirketin zarara uğratıldığı gerekçesiyle 30.12.2022 yılında başvuru yapıldığını, davacının başvurusu üzerine Bakanlık tarafından 21.06.2023 tarih ve 400-C/04 sayılı inceleme raporu tanzim edildiğini, raporda davalı şirket yönetim kurulu başkanı ve aynı zamanda hakim hissedarı ... hakkında “ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapmak” suçunu işlediğinin anlaşıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılması için 19.06.2023 tarihli ve 400-C/03 sayılı soruşturma raporunun düzenlendiğini, soruşturma dosyasına mağdur sıfatıyla müdahil olunacağını, 15.02.2024 tarihinde yapılan 2020 ve 2021 yılı olağan genel kurullarına bizzat katılarak kararlara karşı muhalefet ettiğini, 15.02.2024 tarihinde 2020 yılı olağan genel kurul toplantısı yapıldığını, bunun ilk olarak 24.11.2021 tarihinde toplanıldığını, davacının TTK m.420/1 uyarınca 1 ay erteleme talebi üzerine genel kurulun ertelendiğini, ertelenen genel kurula toplantı çağrısı süresinde ve usulüne uygun olarak yapılmadığını, ertelenmesinin üzerinden yaklaşık 27 ay geçtikten sonra yapılan genel kurulun çağrı içeriğinde erteleme sebebi ve yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabının belirtilmediğini, usulüne uygun çağrı yapılmaması sebebiyle 15.02.2024 tarihli genel kurul kararlarının iptali gerektiğini, 15.02.2024 tarihli 2020 yılı olağan genel kurulun 2. ve 3.maddesinde, 2020 yılına ait bilanço, gelir gider (kar-zarar) cetvelleri hissedarlara okunmadan ve müzakere edilmeden hâkim hissedarın oyları ile kabul edildiğini, davacının şirketin iş ve işlemlerine ilişkin bilgi alması engellendiğini, bu nedenle genel kurul 2. ve 3.maddesinde alınan kararının iptali gerektiğini, 4.maddesinde geriye dönük herhangi bir değerleme yapılmadan 2020 yılına ait kârın dağıtılmasına karar verildiğini, kar payı dağıtılmasına ilişkin görev ve yetkinin de dolaylı olarak yönetim kuruluna devredildiğini, 4.maddenin de iptali gerektiğini , davalı şirketin 2020 yılına ait olağan genel kurulunun zamanında yapılmaması ve 27 ay ertelenmesi üzerine, 4 yıl boyunca genel kurul toplanmadığını, anılan genel kurul yapılana kadar kâr payı kasti olarak dağıtılmadığını, davacının 4 yıldır sistematik olarak zarara uğratıldığını, davacının bilgi alma taleplerinin cevapsız bırakıldığını, şirketin mali ve finansal tablolarına ilişkin bilgilendirilmediğini, hal böyleyken 2024 yılında gerçekleştirilen toplantıda, 2020 yılına ait finansal tablolar üzerinden geriye dönük herhangi bir değerleme yapılmaksızın kâr payı dağıtımına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, genel kurulca alınan karar ile muaccel hale gelen söz konu pay her ne kadar 05.03.2024 tarihinde ödenmiş olsa da bu kar payının ödenmesinin yönetim kurulunun keyfiyetine bırakılmış olmasının kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğunu, şirket yönetim kurulu tarafından 2020 yılına ait faaliyet raporunda yer alan davacının şirket esas sermayesinin %30’una tekabül eden 19.500 adet, 975.000 TL itibari değere sahip payın hazır bulunanlar listesinde %20’lik bölümünün yer almamasının tek başına bir iptal nedeni olacağını, bu itibarla da söz konusu genel kurulda alınan tüm kararların iptali gerektiğini, 2020 yılı olağan genel kurulu tamamlanmadan 2021 yılı olağan genel kurulunun yapılmasının, 2021 yılına ait finansal tablolar ve buna bağlı konuların görüşülmesinin açıkça mevzuata aykırı olduğunu, bu nedenle 2021 yılı olağan genel kurulu toplantısının iptali gerektiğini, 15.02.2024 tarihli 2021 yılı olağan genel kurulun 5.maddesinde 2022 yılı Ocak ayından itibaren huzur hakkı ücretinin ödenmesine ilişkin gündem görüşüldüğünü, aynı zamanda tek kişilik yönetim kurulunun başkanı olan hakim hissedar ..., doğrudan kendisi hakkında ilgili olan konu hakkında oy kullanarak fahiş tutarda huzur hakkı ödenmesine karar verdirdiğini, şirketi zarara uğrattığını, bu nedenle 2021 yılı olağan genel kurulunun 5.maddesinin iptali gerektiğini, 2022 yılına ait olağan genel kurulunun 5.maddesinde yönetim kuruluna ödenecek ücretlerin görüşülmesi konulu gündemde alınan karar ile 2024 yılı itibariyle yönetim kurulu başkanı ... ’e aylık net 600.000-TL tutarında huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, aynı zamanda 2022 yılının ilk yarısı için 200.000-TL, ikinci yarısı için 285.000-TL 2023 yılının ilk yarısı 350.000-TL, ikinci yarısı için 420.000-TL tutarında fahiş huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, ... davalı şirketin net dönem karının direkt %10’nunu prim olarak aldığını, şirketin finansal durumu hakkında bilgi sahibi olamayan azınlık hissedar müvekkilinin şirket kar payına kavuşamadığı halde fahiş tutarlarda belirlenen huzur hakkı ve yönetim kurulu primi ile şirketin içinin boşaltılması durumuyla karşı karşıya kaldığını, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait finansal durum görüşülmeden huzur hakkı ödemesinin görüşülmesi ve tek kişilik yönetim kurulunda üye olan hakim hissedarın oylaması ile alınan kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, TTK'nın 436/1 maddesi hükmü gereği pay sahibi kendisi eşi ve üst soyu veya bunların ortağı oldukları, şahıs şirketleri veya hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikteki bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin oy kullanamayacağını, bu nedenle, şirket ortağı ... kendi ücreti belirlenirken, oy kullanmasının yasal olarak mümkün olmadığını, 15.02.2024 tarihli 2021 yılı olağan genel kurulun 9..maddesinde karar verilen pay devrinin sınırlandırılması hususunun kanun hükmüne aykırı olduğunu, nitekim esas sözleşme ile TTK 493/7 maddesi uyarınca devredilebilirlik şartlarının ağırlaştırılmasının mümkün olmadığını, kaldı ki pay devrinin sınırlandırılmasına ilişkin kararların Yönetmeliğin 22/8 maddesi hükümlerine göre ancak toplam sermayenin %75’ini oluşturan pay çoğunluğu ile alınması gerektiğini, söz konusu nisabın sağlanamadığını, kişinin anayasadan doğan hakları çerçevesinde mülkiyet hakkını istediği bir üçüncü kişiye devretmesinin en doğal hakkı olduğunu, bu hakkın, şirket eliyle ağırlaştırılarak sınırlandırılmasının kabulünün mümkün olmadığını, bu sebeple batıl olan 9. maddenin iptali gerektiğini, davalı şirketin muaccel olan kar payını dağıtmaması, huzur hakkı ve yönetim kurulu primi adı altında şirketin içinin boşaltılması, şirketi zarara uğratacak şekilde taşınmazların rayiç bedellerin altında satılması, şirketin önemli miktarda malvarlığını teşkil eden iştirakin genel kurul kararı olmaksızın devredilmesi ve şirketin çok değerli bir varlığı olan “Uyumsoft” markasının kullanım hakkının çok düşük bir bedelle verilmesi nedeniyle işbu davada karar verilene kadar şirkete ait mal varlıkları ile hakim hissedarın şirketteki payları üzerine tedbir konulması ve şirkete kayyum atanmasını talep ettiklerini, davalı şirket 2020 yılından itibaren 4 yıl boyunca genel kurulu toplamayarak kar dağıtmadığını, müvekkilinin kardan pay almasına engel olduğunu, bu süre içinde, tek kişilik yönetim kurulu üyesi hakim hissedar ... izah edildiği üzere fahiş tutarda huzur hakkı ile prim adı altında ödeme alırken davacının herhangi bir finansal hak elde edemediğini, bunun yanında, işbu davanın konusu olan genel kurullar 15.02.2024 tarihinde gerçekleşene kadar şirkette önemli oranda taşınmaz satışları gerçekleştirildiğini, bu satışlar değerlemeler yapılmadan ve genel kurulu kararı alınmaksızın bedelinin çok altında elden çıkarılmış şirket mallarının adeta tasfiye edildiğini, şirket aktifinde 2017 yılında 19.050.000,00 TL tutarla kayıtlı bulunan 4 adet gayrimenkulün (1 adet tarla, 2 adet arsa ve 1 adet bina) 2022 yılında toplam 24.950.000,00 TL bedelle satıldığını davalı şirketin %100 iştiraki olan “... A.Ş” 02.06.2022 tarihinde genel kurul kararı olmaksızın, önemli miktarda malvarlığının toptan satışı niteliğinde, muvazaalı işlemle üçüncü bir kişiye devredilerek hem şirketin hem de müvekkilinin menfaatlerine aykırı tasarrufta bulunulduğunu, tüm bunların davalı şirket yönetim kurulunun şirketin zararına sebebiyet verecek şekilde hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğunu, tüm bu işlemleri gerçekleştirenin hakim hissedar ve tek kişiden müteşekkil yönetim kurulunun başkanı olan ... olduğunu, ... 6102 sayılı TTK kapsamındaki hukuki ve cezai sorumluluğu saklı kalmak kaydıyla, şirket malvarlığının tasfiyesini engelleyebilmek adına dava süresince şirketin tüm malvarlığına (taşınırları, taşınmazları, iştirakleri, fikri ve sınai mülkiyet hakları vb.) ve hakim hissedar ... şirketteki paylarına tedbir konulmasını, ayrıca yönetim kurulu faaliyetlerinin şirket aleyhine olması nedeniyle şirkete yönetim kayyumu atanmasını, aksi kanaatte ise davalıya denetim kayyumu atanması gerektiğini ileri sürerek, 15.02.2024 tarihinde yapılan 2020 ve 2021 yıllarına ait genel kurul kararlarının tamamının iptaline, ayrıca, dava süresince davalı şirketin tüm malvarlığına (taşınırları, taşınmazları, iştirakleri, fikri ve sınai mülkiyet hakları vb.) ve hakim hissedar ...’in şirketteki paylarına tedbir konulması, yönetim kurulu faaliyetlerinin şirket aleyhine olması nedeniyle şirkete yönetim kayyumu ya da denetim kayyumu atanması şeklinde tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;davacının 30.04.2019 tarihinde kendi isteği ile ayrılana değin, şirket yönetim kurulunun tek üyesi olarak görev yaptığını, davacının ayrılması ile şirket yönetim kurulu üyeliğine ... seçildiğini, ... yönetim kurulu üyeliği görevine başlaması üzerine şirket defterleri üzerinde inceleme yapıldığında, pay defterinin boş olduğunun tespit edildiğini, bu durumun Bakırköy ....Noterliğinin 17.03.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı tutanağı ile tespit ettirildiğini, pay defterinin tam ve doğru bir şekilde tutulabilmesi adına çalışmalara başlandığını, pay sahibi ... Eyüpsultan .... Noterliği'nin 21.11.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnam ile şirketin hissedarlarından ... daha önceden, hisselerinin %20'sini ... şartlı ve yükümlü olarak bağışlamış olduğu, daha sonra da bu bağışlamadan rücu ettiğinin bildirildiğini, bu rücu işlemi neticesinde ...'in ...'e bağışlamış olduğu 20 oranındaki şirket hissesini geri iktisap ettiğini, şirketin pay defterinin mevzuata uygun olarak oluşturulurken, ... doğal olarak şirketin 610 ortağı olarak pay defterine kaydedildiğini, pay sahipleri arasındaki pay devirlerinin devir/bağış/geri alma vb konuların, pay sahipleri arasında görülecek ayrı bir davanın konusu olduğunu, bu davaya davalı şirketin taraf olamayacağını, davacının şikayeti üzerine Ticaret Bakanlığı Müfettişliğince TTK'nun 210.maddesine dayalı olarak davalı hakkında inceleme /denetleme yapıldığını, bu çerçevede 19.06.2023 tarih ve 400-C/03 sayılı soruşturma raporu düzenlendiğini, şirket yönetim kurulu başkanı ... hakkında “ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapmak” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, ancak, söz konusu suç duyurusunda isnat edilen suçlamanın bağışlamadan rücu nedeniyle ... geri iktisap ettiği şirketin %620 oranındaki hissesine ilişkin değil, bir başka hissedar olan ...'nın %5 hissesinin akibeti ile ilgili olduğunu, ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dosyada yetkisizlik kararı verdiği için dosyanın Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/6789 Soruşturma numaralı dosyasına alındığını, Savcılık dosyasında henüz herhangi bir karar verilmediğini, her iki genel kurulda alınan kararlar farklı olduğunu, bu sebeple davacının bu kararların iptali talebine dayanak yaptığı hukuki sebeplerin de farklılık gösterdiğini, dolayısıyla tarafları aynı olmasına rağmen konuları birbirinden farklı olan davaların tefrikine karar verilmesi gerektiğini, çağrı usulüne uyulmadığı iddia edilmiş ise de, bahsi geçen genel kurul toplantısına Şirket'in bütün pay sahiplerinin katılmış olması karşısında, bu iddianın dinlenemeyeceğini, ilgili toplantı tutanağından da görülebileceği üzere, 2020 yılı yönetim kurulu faaliyet raporunun okunduğunu, Bakanlık Temsilcisinin katılımı ile gerçekleşen ilgili genel kurul toplantısında ... toplantı tutanağına bu yönde işlenmiş olan hususa bir itirazı bulunmadığını, genel kurulda kâr dağıtımına karar verildiğini, bunun dağıtım zamanını belirleme yetkisinin yönetim kuruluna bırakıldığını, dolayısıyla kârın dağıtılıp dağıtılmayacağının yönetim kuruluna bırakılmış olmadığını, kârın asgari kısmının dağıtıldığını, kalanının yedek akçe olarak ayrıldığını, davalının Ar-Ge faaliyetlerine ağırlık veren, sürekli kendisini yenilemesi gereken, faaliyet alanı olan bir şirket olduğunu, 2020 yılı öncesindeki tüm genel kurul toplantılarında davacının kar dağıtılmaması yolunda alınan kararlara, sürekli olarak "asgari Y065 oranındaki kar payının dağıtılması gerektiği" şeklinde muhalefet şerhi koyarken, bugün gelinen noktada alınan kar dağıtımı kararına da itiraz ediyor olmasının, kendisinin kötü niyetini gösterdiğini, yönetim kurulu üyesi olan ortağın kendi ibrasında oy kullanmayacağını ancak huzur hakkı ödemesinin ortak olunan şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki dava ile ilgili bulunmadığını, nama yazılı payların devrinin TTK m. 492/1'e göre yönetim kurulunun onayına tabi tutulabileceğini, esas sözleşmede daha sonradan yapılacak değişiklikle dahi nama yazılı payların devrinin sınırlandırılabileceğini, nitekim TTK m. 421/3-c'de daha sonradan devir sınırlamasına ilişkin esas sözleşme değişikliği için gerekli yeter sayının sermayenin en az yüzde yetmiş beşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla oluşacağının düzenlendiğini, genel kurulda da bu yeter sayıya uygun olarak karar alındığını, davacının taleplerinin haksız ve dayanaksız olduğunu, tedbir talebinin yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince 17.05.2024 tarihli ara kararda özetle; "Talep, tedbiren şirkete kayyım atanması ve ihtiyati tedbir talebine ilişkindir. Kayyım TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun dördüncü kısım birinci bölümde 329 vd maddelerde Anonim Şirket düzenlenmiştir. Kayyım ise, TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır.TMK'nun 427/4) Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, şeklinde düzenlenmiştir. Madde içeriklerinden anlaşılacağı üzere anonim ve limited şirketlerde yönetim kayyımı atanmasının temel dayanak maddesi TMK 427/4. maddesidir. Zira şirketin bir tüzel kişi olarak ticari hayatının devamı ve gerekli idari ve yönetimsel işlemlerin icra edilmesi şirketin organları vasıtasıyla mümkün olmakta, bu organların görev yapamaz hale gelmesi halinde ise TK 427/4 maddesi uyarınca yönetim ve temsil kayyımı atanması yoluna gidilmelidir.HMK.'nun 390/3 maddesi; “Tedbir talep eden taraf , dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.” şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafın şirkete tedbiren kayyım atanması ve ihtiyati tedbir talep edilmiş ise de; şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin ileri sürülüş şekli, mevcut bu talebin dayandığı vakıalarla delillerin somutlaştırılma şekli, yukarıda açıklanan TMK 426. maddesinde de anlaşıldığı üzere, organ boşluğu bulunmadığı, davacı tarafça paylarına tedbir konulmasını talep ettiği ... mal kaçırma çabası içinde bulunduğu yönünde bir delil sunulmadığı da anlaşılmakla yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin ve kayyımlığı gerektiren haller oluşmadığı gibi yaklaşık ispat kuralının da gerçekleşmediği gözetilerek kayyım ataması talebinin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesiyle, davacı vekilinin tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.Bu ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dilekçesini tekrarla, davalı şirketin yönetim kurulunun tek kişiden oluştuğunu, bunun aynı zamanda hâkim hissedar olduğunu, bu durumun yönetim kurulunun hukuka ve hakkaniyete uygun, bağımsız ve etkin bir şekilde çalışmasını engellediğini, şirketin ve pay sahiplerinin çıkarlarının korumasını güçleştirdiğini, nitekim, davalı şirket genel kurulunun son 4 yıldır toplanmaması, kar dağıtımının yapılmaması, huzur hakkı ve yönetim kurulu primi adı altında fahiş nitelikte harcamalarda bulunulması, şirket gayrimenkullerinin değerinin çok altında satılması, şirketin önemli bir iştirakinin genel kurul kararı olmaksızın muvazaalı şekilde devredilmesi ve şirketin çok değerli bir varlığı olan “Uyumsoft” marka haklarının çok düşük bir bedelle anılan iştirake kullandırılması hususlarının yönetim kurulunun şirketin menfaatlerine aykırı davrandığını, görevini ve yetkilerini kötüye kullandığını ortaya koyduğunu, bu durumun şirketin ve azınlıkta kalan pay sahiplerinin zarara uğramasına neden olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine verilen görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmesi, şirketin menfaatlerini gözetmesi gerektiğini, bu özen ve sadakat yükümlülüklerinin yönetim kurulu üyelerine kanunlar, şirket esas sözleşmesi, iç yönergeleri ve genel kurul kararlarıyla verilen tüm yetki ve görevleri kapsadığını, davalının kendisine verilmiş olan bu yetkiyi kötüye kullandığını, yerel mahkemenin sadece şekli mevcudiyete odaklanarak yönetim kurulunun işlevsizliğini göz ardı etmesi ve kayyım atanması talebini reddetmesinin hem TTK'nın amacına hem de Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, şirketin ve azınlık hissedarların haklarının korunması için, şirket yönetiminin geçici olarak kayyıma devredilmesi gerektiğini, mahkeme kararında, hâkim hissedar ve tek kişilik yönetim kurulunun üyesi ...’in huzur hakkı ve yönetim kurulu primi adı altında fahiş nitelikte harcamalarda bulunması, şirketin önemli nitelikteki mal varlıklarını muvazaalı işlemlerle satması, devretmesi ve kullandırması gibi pay sahibi müvekkilinden mal kaçırma iradesini ve uygulamalarını dikkate almadığını, 15.02.2024 tarihli 2021 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağına göre, ... 2024 yılı itibarıyla aylık net 600.000 TL huzur hakkı alması kararının ilgili mevzuata aykırı şekilde kendi oylarıyla alındığını, esas sözleşmenin 15. maddesindeki batıl hüküm uyarınca, ... şirketin net dönem karının %10'unu prim olarak aldığını, bu durumun, ... şirket kaynaklarını kendi lehine kullandığını ve azınlıkta kalan pay sahiplerinin haklarını ihlal ettiğini gösterdiğini, şirketin 2020 yılından itibaren genel kurul toplantılarının yapılmaması ve kar dağıtımında bulunulmamasının da müvekkilinin mali haklarını kullanmasını engellediğini, bu süre zarfında ... yüksek miktarda huzur hakkı ve prim almasının, şirketin içinin boşaltıldığına dair ciddi bir karine teşkil ettiğini, şirket aktifinde 2017 yılında 19.050.000 TL değerinde kayıtlı bulunan 4 adet gayrimenkulün 2022 yılında 24.950.000 TL'ye satıldığını, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre, 2017-2022 yılları arasında konut fiyat endeksinin %628,6 artmış olduğu dikkate alındığında, anılan gayrimenkullerin değerinin çok altında satıldığını ve şirketin zarara uğratıldığını, davalı şirketin %100 iştiraki olan ... A.Ş.'nin 02.06.2022 tarihinde genel kurul kararı olmaksızın, önemli miktarda malvarlığının toptan satışı niteliğinde, muvazaalı bir işlemle üçüncü bir kişiye devredilmesinin de dikkat çekici olduğunu, yine, "..." markasının kullanım hakkının çok düşük bir bedelle bu şirkete (iştirake) devredilmesinin de, şirketin önemli bir değerinin kaybedilmesine ve gelir kalemlerinden mahrum bırakılmasına ve ayrıca şirketin sistemli bir şekilde zarara uğratılmasına neden olduğunu, tüm bu işlemlerin, hâkim hissedar ve tek kişiden müteşekkil yönetim kurulunun üyesi ve başkanı sıfatını haiz ... tarafından gerçekleştirildiğini, ... şirket kaynaklarını kendi lehine kullandığı ve şirketten mal kaçırma amacı taşıdığı yönünde kuvvetli şüpheler olduğunu, şirketin zarara uğratılmasının engellenmesi ve faaliyetlerinin verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla davalı şirkete, “yönetim ve temsil kayyımı atanması” zorunluluğu bulunduğunu, tedbir şartlarının bulunduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına ve tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketin 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin olarak yapılan iki ayrı 15.02.2024 tarihli genel kurul kararlarının iptali istemine; istinaf ise, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 17.05.2024 tarihli ara karara ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 17.05.2024 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı şirketin 2020 ve 2021 yıllarına ait olağan genel kurullarının 15.02.2024 tarihinde yapıldığını, bu genel kurulda alınan kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, 15.02.2024 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca şirket mal varlığının, şirket ortağı..in hissesinin üzerine tedbir konulmasını ve davalı şirkete yönetim kayyımı, olmazsa denetim kayyımı atanması yönünde tedbir kararı verilmesini istemiştir. HMK'nın 389/1.maddesi ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. '' hükmünü, 390/3.maddesi "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' hükmünü, 391/1.maddesi ise '' Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir" hükmünü içermektedir. Dava olağan genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin olup, tüzel kişilerde asıl olan, tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından, şirket ana sözleşmesi ve ticari hayatın gereklerine göre yönetilmesidir. Herhangi bir organ boşluğu bulunmadığı görülmektedir. Davalı şirketin mal varlığı ve dava dışı hissedarın hissesi de uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenle davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu 17.05.2024 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR; Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. ve 391/3 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.11.07.2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınsürülenkonusutaraflarınKararınınİptaliözetisavunmalarınınkararistinafdereceistanbulgerekçesebepleriincelemeKurulGenelkararıileritarihiiddiamahkemesi

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim