Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2021/1127
2024/1043
2 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1127
KARAR NO: 2024/1043
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 09/03/2021
NUMARASI: 2016/1233 E. - 2021/172 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 28.03.2012 tarihli bayilik sözleşmesi ve protokol ile davalı şirkete bayilik verildiğini, ek olarak imzalanan taahhütname uyarınca her yıl için 1.000 m3 beyaz ürün (benzin, mazot) ve 2 ton madeni yağ alımının taahhüt edildiğini, sözleşme ile eksik alınan ürün bedelinin son cari hesap üzerinden hesaplanacak tutarının % 5'i oranında cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bayilik ilişkisinin başlangıcından, sözleşmenin sona erdiği tarihe kadar taahhüt edilen miktarın alınmayarak müvekkilinin elde edeceği kardan mahrum bırakıldığını, davalının taahhüt ettiği alımların dikkate alınarak davalı şirkete kazanımlar verildiğini, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin süresinden önce 07.06.2016 tarihinde davalının EPDK nezdinde gerçekleştirdiği, tek taraflı lisans iptal işlemi ile sona erdirildiği, bayilik sözleşmesinin 47.f ve 47.d maddeleri uyarınca bayilik sözleşmesinin sona ermesi halinde tüm sözleşmelerin sona ereceği ve bu kapsamda fesih tarihinden sözleşme süresi sonuna kadar satılması gereken ürünler için şirket karı esas alınarak ödenmesinin taahhüt edildiğini, aynı hükümlerin satış taahhütnamelerinde de blunduğunu, bu nedenlerle sözleşme süresi sonuna kadarki dönem için kar mahrumiyeti ve ceza-i şart talep etme hakkı bulunulduğunu ileri sürerek, şimdilik 20.000 TL cezai şart ve 5.000 TL kar mahrumiyetinin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, sözleşmenin ilk yılından itibaren asgari alım taahhüdüne uyulmamasına rağmen davacının ürün satmaya devam etmesi nedeniyle sözleşmenin ilgili şartının zımnen revize edildiğini ve davacının cezai şart ile diğer taleplerinden feragat ettiğini, bu taleplerin saklı tutulduğuna ilişkin ihtarname gönderilmediğini, düzenlenen 5 yıl süreli sözleşme gereğince müvekkilinin yıllık 1.000 m3 ürün satın almayı kabul ettiğini, ancak müvekkilinin elinde olmayan nedenlerle, istasyonun bulunduğu yerde satış potansiyelinin düşük olması, kira sözleşmenin bitmesi ve yenilenememesi nedeniyle istenen satış rakamına ulaşamadığını, sözleşmenin 5. maddesi uyarınca davacının aynı mahalde istasyon açıp açmamakta serbest olduğunu, böyle bir durumda satışın düştüğü iddiasında bulunulamayacağını, sözleşme şartlarının gerçekçi olup olmadığı değerlendirilmeden tek taraflı olarak ağır şartlar dayatıldığını, davacının yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde hiçbir sorumluluğunun olmadığını, müvekkilinin alım taahhüdüne uymamasına rağmen uyarıda bulunulmadığını ve ürün satışının devam ettiğini, davacının taleplerinin haksız, aşrı ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...davalı şirketin 28/03/2012-28/03/2013, 28/03/2013 - 28/03/2014, 28/03/2014 - 28/03/2015, 28/03/2015 - 28/03/2016 tarihleri arasındaki dönemlerde alım taahhütlerindeki miktarlara ulaşamadığı, fakat davacının ihtirazi kayıt koymaksızın sözleşmeye devam ettiği, davacı çekince koymadan sözleşme ilişkisine devam ettiğinden davalıda oluşan haklı güven ve dürüstlük kuralı gereğince davalı şirketten 28/03/2016 tarihine kadarki dönemler için cezai şart istenmesinin mümkün olmadığı, yine 28/03/2012 tarihinden sözleşmenin bitim tarihi olan 28/03/2017 tarihi arasındaki dönem için cezai şart alacağı talep edilebileceği düşünülebilir ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin 07/06/2016 tarihinde sona erdiği, dolayısıyla sözleşme bir yıllık süre dolmadan sona erdiğine göre cezai şart alacağının koşullarının oluşmadığı, kaldı ki davalının sözleşmenin sona ermesinden sözleşmenin bitim tarihine kadarki dönem için kar mahrumiyetinden kaynaklanan alacak talebinde bulunduğu anlaşıldığından koşulları oluşmayan cezai şart alacağı talebi bakımından davanın reddine karar verilmiştir. Kar mahrumiyetinden kaynaklanan alacak talebi bakımından; dosya içeriği, toplanan deliller, bilirkişi kök ve ek raporları ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; taraflar arasında 28.03.2012 tarihinde 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi ve aynı tarihli satış taahhütnamesi imzalandığı, davalının EPDK nezdinde tek taraflı bayilik lisans iptali ile kusurlu olarak akdin ifasını imkansız hale getirdiği, bu kapsamda sözleşmenin sona ermesinden sorumlu olacağı ve taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gereği davacının kar mahrumiyetinden kaynaklı zarar talep şartlarının oluştuğu, ancak ilgili sözleşme hakkında herhangi bir fesihname düzenlenmediği, EPDK lisans iptalinin sunulan belge uyarınca 07.06.2016 tarihli ve 22424 sayılı Kurul kararı ile gerçekleştiği, bu nedenle ilgili tarihin hesaplamalarda dikkate alındığı,davalının sözleşmenin sona ermesinde kusurlu olmasından dolayı davacının mahrum kalınan kar talebinde bulunabileceği ve yeni bir bayilik faaliyeti için geçebilecek süre olarak 6 aylık sürenin makul olduğu, bu süreye istinaden yapılan hesaplamada davacının mahrum kalınan kar tazminatı miktarının 65.250,00 TL olduğu, davacının dava dilekçesinde kar mahrumiyeti talebinin 5.000,00 TL olduğu dolayısıyla taleple bağlı kalınarak..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL kâr mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, cezai şart alacağına ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Bilirkişi raporlarında, davalının sözleşmeyi süresinden önce tek taraflı olarak sonlandırıldığının belirlenerek sözleşmesinin ifasının imkansız hale getirilmesi nedeniyle davacının taleplerinin hesaplandığını, bayilik sözleşmesinin davalının lisans iptal talebi üzerine tek taraflı olarak ve süresinden önce 07.06.2016 tarihinde sona erdiğini, raporda mahrum kalınan karın içtihatlar ve mevzuat uyarınca, yeni bayilik kurulmasına, kurulmadı ise kurulacak makul bir tarihe kadar olması gerektiği görüşü belirtilerek bir kısım Yargıtay kararlarından bahsedildiğini ve her bölgeye göre farklılık arz etmekle birlikte genellikle yeni bir akaryakıt yada LPG istasyonu açılmasının için 6 aylık makul süre belirlenerek 65.250,00 TL tazminat belirlendiğini, oysa her olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini, ruhsat alınması gibi işlemlerin uzun sürmesi nedeniyle 6 aylık sürenin neye göre tespit edildiğinin açıklanması gerektiğini, mahkemece aynı mahalde yeni bir bayilik ilişkisinin kurulup kurulmadığı, işletme ruhsatının ne kadar sürede alınabileceği hususlarının değerlendirilmediğini, ruhsat alınabilecek arsa bulma zorluğu söz konusunda makul sürenin değerlendirilmediğini, rekabet ortamında çoğu zaman uzun yıllar boyunca o bölgede yeni bir bayilik ilişkisi kurulamadığını, Yargıtay 19.HD'nin 2017/19976 E. 2017/7056 K. sayılı emsal kararında “sözleşmeyi derhal ve süresinden önce fesih eder. Bu durumda fesih tarihinden sözleşme sonuna kadar geçecek dönemde yıllık satış taahhüdüne göre satması gereken toplam akaryakıt miktarlarını fesih işlemi nedeni ile satamaması sonucu şirketin uğradığı tüm zarar ve ziyanın, bu meyanda fesih tarihinde sözleşme süresi sonuna kadar satması gereken beher metreküp beyaz ürün için, motorindeki şirket karı esas alınmak suretiyle belirlenecek toplam şirket zarar ve ziyan tutarlarını hiçbir itirazda bulunmaksızın herhangi bir mahkeme kararı gerekmeksizin bayi derhal ve defaten öder” hükmü yönünden tam olarak tazminata hak kazandığının kabul edildiğini, belirtilen gibi bir düzenlemenin taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin 47/d maddesinde de yer aldığını, bu karar yerine daha eski kararların değerlendirildiğini, haksız şekilde sözleşmeyi fesheden davalının bir kısım zararlardan sorumlu tutulmasının haklı bir nedeni bulunmadığını, Sözleşmenin 47.f maddesinde, sözleşmenin feshi ve herhangi bir sebeple sona ermesi halinde bayilik ilişkisi sebebiyle düzenlenen tüm sözlemelerin sona ereceği ve uğranılan zararların ödeneceğinin kabul edildiğini, istasyonun bulunduğu Gölbaşı Karayolu üzerinde başka bayilik tesis edilmesinin güç olduğundan bilirkişi tarafından belirlenen 106.937,44 TL kar mahrumiyetinin tamamına karar verilmesi gerektiğini,Mahkemenin cezai şarta ilişkin gerekçesinin hatalı olduğunu, kararlaştırılan cezai şartın ifaya eklenen bir cezai şart olmayıp, niteliği itibariyle seçimlik cezai şart olması nedeniyle tarafların önceden kararlaştırdığı götürü tazminatın tahsiline karar verilmesi gerektiğini, tarafların özgür iradeleri ile belirledikleri asgari alım miktarı ve bu miktara uyulmaması halinde ödenecek cezai şarta ilişkin taraf iradelerine aykırı karar verilmesinin yerinde olmadığını, uygulamada akaryakıt istasyonu ve bayi lehine bir takım nakdi ve ayni yatırımlar yapılarak sözleşme yapıldığını, buna karşın bayiler tarafından asgari alım taahhüdü verildiğini, karşılıklı güvene dayalı bu tür sözleşmelerde mahkemenin kabul tarzının taciri ilişkileri zedeleyeceğini, devam eden süreçte taahhüdün yerine getirilmesi imkanı bulunduğundan ürün verilmeye devam edildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, asgari alım tutarına müvekkilinin elinde olmayan nedenlerle, istasyonunun bulunduğu çevrenin satış potansiyelinin düşük olması, istasyonun kira sözleşmesinin bitmesi ve elde olmayan nedenlerle yenilenememesi nedeniyle ulaşılamadığını, yapılabilecek satış tutarının gerçekçi belirlenmeden tek taraflı olarak dayatıldığını, sözleşmenin 5.maddesine, aynı mahalde yeni bir bayilik tesisi için davacıya yetki verildiğini, bu maddenin de müvekkiline yüklenecek yükümlülüklerin ağırlığını gösterdiğini, müvekkilinin yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen davacının, sözleşmenin 45. maddesinde belirtilen süre içinde ihtarname göndermediğini, emtia satışını durdurmadığını, bir çok yargıtay kararında bu gibi durumlarda ifaya ekli cezai şart niteliğinde olan asgari alım taahhüdünden kaynaklanan cezanın talep edilemeyeceğinin kabul edildiğini, mahkemece cezai şartın reddedildiği gibi kar mahrumiyetinin de reddi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, akaryakıt bayiilik sözleşmesinin davalı bayi tarafından haksız feshi nedeniyle uğranılan kâr mahrumiyeti ve asgari alım taahhüdünün ihlalinden kaynaklı ceza koşulu alacağı istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 28.03.2012 tarihli bayilik sözleşmesi ile protokol hükümlerine göre bayilik ilişkisi başlamıştır. Beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin 28.03.2017 tarihinde sona ereceği anlaşılmaktadır. Bayilik sözleşmesi ile ilgili bir fesihname bulunmamakla birlikte davalının talebi üzerine EPDK tarafından lisansın iptaline karar verilen 07.06.2016 tarihli kararla birlikte bayilik sözleşmesinin feshedildiği kabul edilmelidir.Bayilik sözleşmesinin beşinci maddesi uyarınca, davacı ... aynı mahalde başka bir bayilik tesis etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin 57. maddesine göre, sözleşmenin bayi tarafından haksız şekilde feshedilmesi veya bayinin eylemleri nedeniyle bayilik verence haklı nedenle feshi halinde, ...'in yapmış olduğu kalıcı ve kalıcı olmayan tüm yatırım bedellerinin derhal iade edileceği kabul edilmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin sona ermesinde davalı kusurlu olup, bu nedenle feshe bağlı taleplerin davalıya ileri sürülmesi mümkündür. Davacı bu kapsamda, sözleme ve ek protokol gereğince taahhüt edilen asgari alım tutarının yerine getirilmemesi nedeniyle ek protokolle belirlenen cezai şartı talep ettiği gibi, sözleşmenin erken feshi nedeniyle uğranılan kar kaybını da istemiştir. Mahkemece cezai şart talebinin reddine, kar mahrumiyetinin altı ayla sınırlandırılarak kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.İstinaf başvurusunun incelenmesi için, yukarıda belirtilen 5. ve 57.maddeler dışındaki sözleşme ve protokol hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesinde mücbir sebepler düzenlenmiş olup, sözleşmenin davalı tarafından ifa edilmemesinde belirtilen durumların bulunduğu savunulup kanıtlanmamıştır. Diğer yandan, davalı savunmalarının aksine sözleşmenin, geçerli şekilde düzenlendiği, TBK'nın 27 ve devamı maddelerine göre sözleşmesinin hükümsüzlüğünü veya geçersizliğini gerektirir bir durumun bulunmadığı, sözleşmedeki edim dengesinin tacir olan taraflarca piyasada oluşan rekabet ortamına göre belirlenerek kararlaştırıldığı, sözleşmenin bir kısım hükümlerinin genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılmasını gerektirir bir durumun varlığının davalı yanca usulüne uygun delillerle kanıtlanmadığı belirlenmiştir.Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 45. maddesinde, bayinin sözleşme hükümlerine aykırı davranması halinde sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih hakkını kullanmayarak maddede belirlenen yaptırımlarının birini veya bir kaçını veya hepsini uygulama hakkının bulunduğu kabul edilmiştir. Alt bentlerde ise bayinin sözlemeye aykırılığı halinde, süre verilerek bayinin sözleşme şartlarına uyulmasına davet edilmesi, mal tesliminin bir süre durdurulması ve cezai şart talebi gibi hususların düzenlendiği görülmüştür.Sözleşmenin feshin sonuçlarını düzenleyen 47/dmaddesinde, "Bayi işbu sözleşme ile veya bu sözleşmeye ek protokollerde belirlenen cezai şarta ilaveten fesih tarihinde sözleşme sonuna kadar geçecek dönemde yıllık satış taahhüdüne göre satması gereken toplam petrol ürünleri (benzin, motorin, madeni yağ, kal-yak, fuiloil) miktarlarını fesih işlemi nedeniyle satamaması sonucu şirketin uğradığı tüm zarar ve ziyanın , bu meyanda fesih tarihinden, sözleşme süresi sonuna kadar satması gereken beher m3 beyaz ürün için motorindeki şirket karı esas alınmak suretiyle belirlenecek toplam şirket zarar ve ziyanını hiçbir itirazda bulunmaksızın herhangi bir mahkeme kararı gerekmeksizin ödemeyi beyan, kabul ve taahhüt etmiştir." düzenlemesi bulunmaktadır. Sözleşmenin 47/f maddesinde ise “İşbu bayilik sözleşmesinin feshi ve herhangi bir sebeple sona ermesi halinde bayilik ilişkisi sebebiyle ... ile akdetmiş olduğu bütün kredi, malzeme ve sair hususlara müteallik sözleşmelerinin münfesih olacağını ve bu sözleşmelerden doğan borçları ile doğacak her türlü borçların muaccel olacağını kabul ve taahhüt eder.” düzenlemesi bulunmaktadır.Dosyada bulunan taahhütname başlıklı 28.03.2012 tarihli belgenin incelenmesinde, davalının bayilik sözleşmesi kapsamında yıllık 1.000 m3/yıl motorin ve türevleri alımının taahhüt edildiği, ayrıca yolda 2 ton/yıl LPG alımının kararlaştırıldığı, alım taahhüdüne uyulmaması halinde eksik alınan ürünün son cari yıl hesabına göre belirlenecek değerinin %5 'i oranında cezai şart ödeneceği kabul edilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere sözleşme davalının kusurlu elemleri ile ifa edilememiş ve 23.03.2017 tarihine kadar geçerli olan sözleşme EPDK'nın 07.06.2016 tarihli kararı ile sona ermiştir. Bu nedenle kural olarak davacının kar mahrumiyeti ve cezai şart talep etmesi mümkündür. Mahkemece yargılama sırasında tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak bilirkişi raporların alınmıştır. Davalının ticari defterlerinin incelenerek düzenlenen ve talimatla alınan 09.08.2017 havale tarihli raporda, davalının asgari alım taahhüdüne ulaşmadığı, alınan ve eksik kalan ürün miktarına göre %5 oranındaki cezanın 425.710,03 TL olduğu belirlenmiştir. Davacının ticari defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 21.07.2017 tarihli raporda da benzer tespitler yapılmıştır.Mahkemece taraf defterlerinin birlikte değerlendirilmesi ve sektör uygulamalarının dikkate alınarak kar mahrumiyeti ile ceza miktarının belirlenmesi için oluşturulan bilirkişi kurulundan 17.08.2018 tarihli rapor alınmıştır. Anılan raporda, davalı feshinin haksız olduğu, yeni bayilik tesisi için altı aylık sürenin makul olduğu, cezai şartın talep edilebileceğinin kabul edilmesi halinde 492.529,13 TL talep edilebileceği belirtilmiştir.Taraf vekillerinin erken ve haksız fesih nedeniyle kar kaybı tazminatına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde, yukarıda belirtilen sözleşmenin 5.maddesinde aynı yörede başka bir bayilik tesisi için davacının sözleşmenin kuruluşundan itibaren yetkili olduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde yukarıda belirtildiği üzere sözleşmenin süresi 23.03.2017 tarihinde dolacak olmasına karşın, sözleşmenin bu süreden önce 07.06.2016 tarihinde sona erdiği açıktır. Feshin haksız olması nedeniyle, sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklanan tüm zararların borçlu tarafından giderilmesi gerekmektedir. Sözleşmenin ifa edilmemiş bakiye süresi yaklaşık 9 aydır. Mahkemece yargılama sırasında taraf şirketlerin ticari defterleri incelenmiş, sektör ve mali müşavir bilirkişilerden oluşan heyetten rapor alınarak alım miktarları belirlenmiş, sektörel değerlendirmeler ve belirtilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin erken ve haksız şekilde feshedilmiş olduğu, dosya kapsamı ve bilirkişi raporları ile belirlenmiştir. Sözleşmenin davalı tarafından haksız feshinin kabulü nedeniyle davacı tarafça ancak müspet zarar talebinde bulunabilecektir. Müspet zarar, kusursuz olan tarafın temerrüde düşen taraftan sözleşme yürürlükte kaldığı sürece isteyebileceği bir tazminat türüdür. Kâr yoksunluğu zararının mahkemece doğrudan araştırılması ve tespit edilmesi gerekecektir. Somut olayda, kâr mahrumiyet istemi müspet zarar kapsamında olduğundan hesaplamanın bu doğrultuda yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı şirketin yeni bir bayilik kurabileceği tarih baz alınarak süreç içerisindeki yoksun kalınan kâr hesabı yapılmıştır. Yargıtay emsal ilamları ve emsal kararlarda kabul edilen prensipler gereğince davacı şirketin sözleşmenin haksız feshi tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde yeniden bir bayi kurabileceği ve işletmeye başlayabileceği kanaati ile yapılan hesaplama sonucunda çıkan zararın kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Kaldı ki, sözleşmenin başından itibaren davacıya, aynı yerde başka bir kişiye bayilik verme hakkının tanınması ve TBK'nın 52. maddesi uyarınca, alacaklının da zararı azaltma yükümlülüğünün bulunması karşısında, taraf vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin cezai şarta yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde, akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu yerleşik içtihatlarda benimsenmiştir (Yargıtay 19 HD 2018/3380 E-2019/5428 K).TBK'nın 179/II. maddesine göre; “Ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nın 179/II. maddesinin değil, 179/I. mdde hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nın 179/II. mdde hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler.TBK.'nın 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere aksi taraflarca kararlaştırılabilecektir. Taraflar arasındaki sözleşme ve taahhütte buna ilişkin aksi bir düzenleme bulunmamaktadır. Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve taahhütname 28.03.2012 tarihli olup bu durumda yıllık alım taahhüdüne uyulmaması halinde cezai şart tutarlarının hesap edileceği dönemler; 1.dönem 23.03.2012 - 23.03.2013, 2.dönem 23.03.2013 - 23.03.2014, 3.dönem 23.03.2014 - 23.03.2015, 4.dönem 23.03.2015 - 23.03.2016 olup, son dönem 23.03.2016 tarihinde başlamış ve bu dönem içinde bir yıllık süre dolmadan 07.06.2016 tarihinde sözleşme sona ermiştir. Davacı, cezai şartı fesih tarihi olan 07.06.2014 tarihine kadarki dönem için istemiştir. Davacı ile davalı bayi arasında düzenlenen taahhütname başlıklı sözleşme asgari alım taahhüdüne ilişkindir. Bu sözleşmelere göre kar mahrumiyeti (cezai şart) istenilebilmesi için taahhüdünün ihlal edildiği dönemden sonra ihtirazi kayıt konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam olunması gerekir.Davacı tarafça her yılın sonunda ihtirazı kayıt konulmadan mal verilmeye devam edildiğinden davacı şirket, davalının imzaladığı taahhütnamedeki asgarî alım miktarının yerine getirilmemesi hâlinde taahhütnamede yer alan kâr kaybının davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir güven oluşturulduğu kabul edilebilir. Ancak, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile cezai şart isteme hakkı saklı tutulabilir. Bayilik sözleşmesinin 47/d maddesi ile aynı hüküm bulunan bir sözleşmenin değerlendirildiği ve istinaf başvurusunda bahsedilen Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2016/19976 E., 2017/7056 K. sayılı ilamına göre, sözleşmenin anılan hükmünde bulunan ibareleri cezai şart alacağını saklı tuttuğu şeklinde anlaşılması gerektiğinden mahkemece, cezai şart alacağına yönelik talebin kabulüne karar verilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Dava dilekçesinde 23.03.2012 ile fesih tarihi olan 07.06.2016 tarihleri arasında cezai şart talep edilmiştir. Dava dilekçesinde talep edilen cezai şart miktarı 20.000 TL olup, bedele ilişkin bir artırım veya ıslah bulunmamaktadır. Bu nedenle talep edilen miktara bağlı kalınarak başka bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Yeniden hüküm kurulurken istinaf konusu edilmeyen kar kaybı yönünden uygulanan yasal faiz tekrar edilmiş, cezai şart yönünden, işin ticari olması nedeniyle avans faizine hükmedilmiştir. Davacı vekilinin, ceza-i şarta yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Dairemizce uyuşmazlığın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarında açıklanan gerekçelerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın kabulü ile; a-Kâr mahrumiyetinden doğan 5.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,b-20.000 TL ceza koşulu alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Kabul edilen dava değeri üzerinden alınması gereken 1.707,75 TL harçtan, davacı tarafından peşin yatırılan 426,94 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.280,81 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 29,20 TL başvuru harcı, 426,94 TL peşin harç gideri olmak üzere toplam 456,14 TL harç giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,4-Davacı tarafından harç dışında yapılan 672,50 TL tebligat ve müzekkere gideri, 1.222,00 TL talimat bilirkişi gideri, 2.000,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 3.894,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. uyarınca belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyelerinin, karar kesinleştiğinde iadesine,8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL başvuru harcı gideri ve 31,50 posta gideri olmak üzere toplam 193,60 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,c-Davalı tarafından yatırılmış olan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının, ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılıp yeniden hüküm kurulması nedeniyle, karar kesinleştikten sonra ve talebi hâlinde, davalıya iadesine,d-Davalı tarafından sarfedilen kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,9-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.07.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09