İstanbul BAM 13. HD 2023/2061 E. 2024/98 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2023/2061
2024/98
25 Ocak 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2061
KARAR NO : 2024/98
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME : İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/06/2022
DOSYA NUMARASI: 2015/1025 Esas - 2022/567 Karar
DAVA: İtirazın İptali ( Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 25/01/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: “Davalının zarar verdiği şirketlerin TMSF yönetiminde bulunması nedeniyle bu şirketlere verilen zararın müvekkili kurumun zarara uğraması sonucunu doğurduğundan müvekkilinin aktif husumet ehliyeti bulunduğu, bunun dayanağının da temlik sözleşmesi olduğu, TMSF kurulunun kararı ile İktisat Bankası hakim ortağı ... grubu şirketlerin yönetim ve denetimine 26.05.2004 tarihinden itibaren el konduğu ve davalı ile ... grubu şirketleri ile 18.06.2004 tarihinde aynı şartları taşıyan iki adet Avukatlık ve Hukuk Müşavirliği Sözleşmesi imzalandığı ve gruba dahil 34 adet firmanın 2004 Eylül ayından itibaren de yönetim kurulu kararı ile davalıya 1. derece imza yetkisi tanındığı, davalıya Haziran-Aralık 2004 döneminde 40.946,- YTL. danışmanlık ve sözleşme gereğince 87.553,00 YTL. da vekalet ücreti ödendiği, yapılan ödemelerin incelenmesi sonucund;a davalıya sözleşme ile belirlenen şartların üzerinde 48.088,- YTL. fazla ödeme yapıldığının belirlendiği, fon kurulunun kararına istinaden ... grubu şirketlerin davacıdan olan 48.088,00 YTL. alacağının fon tarafından temlik alınarak, zarar tarihlerinden temlik tarihi 20.06.2006 tarihine kadar olan dönem için 23.274,00 TL. faiz alacağı ile birlikte 71.362,00 TL. alacağın tahsili için 6183 sayılı yasa gereğince ödemeye çağrı mektubu gönderildiği ve başlatılan takiplerin İstanbul 4. ve 5. İdare Mahkemelerinin '6183 sayılı yasa hükümleri uyarınca takip ve tahsilinin hukuken mümkün bulunmadığı' gerekçesiyle usuli nedenlerle iptal edildiği, bunun üzerine fon kurulunca alınan karar ile alacağın genel hükümler çerçevesinde tahsil edilmesinin kararlaştırıldığı, ... grubu 23 adet firmanın yönetim kurullarınca alınan kararlarla, davalının 1. derece imza yetkisi ile yetkilendirilmesine karar verildiği, davalının yönetici olduğu bu şirketlerden her bir sözleşmede 8 şirkte için geçerli olmak üzere, iki ayrı sözleşme düzenlenerek, sözleşmede belirtilen şartlarla davalının bu şirketlere Avukatlık ve Hukuk Müşavirliği hizmeti vermesinin kararlaştırıldığı, önemli maddelere göre vekalet ücretlerinin % 50 sinin peşin, % 50 sinin ise dava sonunda ödenmesi ve sözleşmenin 2 yıl süreli olması hususlarının bulunduğu, davalıya Haziran-Aralık 2004 döneminde 40.961,56 YTL danışmanlık ücreti ve bunun yanında 87.553,23 YTL. vekalet ücreti ödendiği, sözleşmedeki vekalet ücreti kademelerinin ve ücretlerinin bu tarihlerde Barolar Birliği tarafından yayınlanan ücret tarifesinden yüksek olduğunun görüldüğü, davalının Ocak 2005 de iki kez şirkete geldiği ve 2005 Mart ayı içinde de yetkilerinin iptal edildiği, davalının ayrılmasını takiben yeni bir avukatlık ücret sözleşmesi yapıldığı, buna göre avukata tüm şirketler için toplam 3.500,- YTL. ödeneceğinin belirtildiği, yapılan incelemede sözleşme şartlarına göre davalıya 48.088,15 YTL. fazla ödeme yapıldığının görüldüğü, konu ile ilgili olarak 4 ayrı ceza soruşturması açıldığı, yapılan yargılamada mahkumiyet kararı verilmiş ise de zamanaşımından düşme kararı verildiği, davalının 34 adet ... grubu şirkette üst yönetici konumunda görev yaptığı, davalının Hukuk Müşavirliği Unvanı ve 1. derece imza yetkilerini kullanarak, kendisine sözleşme şartları üzerinde ödeme yapılmasını sağladığından sorumlu olduğu, zira ödemelerin kendisi hesaplamalarına ve düzenlediği makbuzlara istinaden yapıldığı, İddiasında bulunarak, - Açıklanan nedenlerle ...'ün borca yeter tutarda taşınır taşınmaz mallarına ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarına haciz konulmasına, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesi” talebinde bulunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: “Müvekkili veya davacının tacir olmadıkları ve alacak iddiasının da fon alacağı değil, sözleşme alacağı olduğu, temlik ile mahkeme değiştirilemeyeceğinden görevli mahkemenin de Asliye Ticaret Mahkemesi olmadığı, davacının sunduğu temliknamenin hukuken geçerli olmadığı, temlik edilen alacağın ne olduğu açıklıkla belirli olmadığı, sadece iddiadan ibaret olduğu, TMSF nin müvekkili hakkında dava açma ehliyeti bulunmadığı, çekişme konusu makbuz tarihlerinin Eylül-Aralık 2004 arasında olduğuundan sözleşmeden kaynaklanan alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olması nedeniyle, davanın zamanaşımından reddinin gerektiği, davacının müvekkilinin sözleşmelere aykırı olarak fazla ücret aldığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığı, zira bu tespitin davacı personeli olan Denetmen ...'in raporuna dayandığı hususunun Şişli C. Başsavcılığına verdiği 09.02.2007 tarihli dilekçede ayrıntılı olarak arz edildiği, sözleşmede barolar birliğince yayınlanan ücret tarifesinden yüksek ücret belirlendiği ve şirkete 2005 yılında iki kez gelindiği itirazlarının barolar birliğince yayınlanan ücret tarifesinin adı üstünde asgari ödenecek tutarları ifade etmesi nedeniyle, bu tutarlar üzerinde bir bedelle sözleşme yapılabileceği ve işverenle anlaşılarak sözleşme imzalandığı, nitekim fazla ödeme ile ilgili olarak Şişli C. Başsavcılığının fezlekesinde ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü kararında, taraflarca serbestçe ayrı bir vekalet ücreti kararlaştırılmadığı hallerde vekalet ücretinin asgari sınırlar altında olamayacağı belirtilerek, fazla ödeme iddiasının asılsız olduğu hükmüne varıldığı, davacının sözleşme şartlarını sanki sigortalı kadrolu personelmiş gibi değerlendirdiği, yönetimlerde değişiklik olması üzerine kendisine ödeme yapılmadığı ve fesih tazminatı ve diğer konularda ibra vermesinin istenmesi ve müvekkilinin de ibra vermemesi üzerine, alacağa mesnet olduğu iddia edilen raporun düzenletilmiş olduğu, takiben eldeki dosyaların o günkü şirket çalışanı iki avukat Av. ... ve Av. ...'a devredildiği, müvekkili inisiyatifindeki dosyalara vekalet konulara,k alınabilecek bir çok dosya için de talepte bulunmadığı, davacının daha sonra daha düşük bedelli sözleşme imzaladıklarından bahisle müvekkiline ait sözleşmenin fahiş olduğunu ileri sürdüğü, müvekkili ile imzalanan sözleşmelerin altında davacı tarafından atanan şirket yöneticilerinin imzalarının bulunduğu, avukatların tecrübe ve talep durumuna göre farklı ücretler almalarının sözleşme serbestisi doğrultusunda doğal bir durum olduğu, davacı yanın dava dilekçesinde 'Konu ile İlgili Yapılan Ceza Soruşturması' başlığı altında müvekkili ile ilgisi bulunmayan kişilerin yargılamasından bahsederek gerçeğe aykırı ve eksik beyanlarda bulunduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinin Davalının Şirketlere Yönetici Olarak Atanması, Davalının Yönetici Olduğu Şirketlere Hukuksal Danışman Olarak Atanması, Davalının Kendisine Ödenen Fahiş ve Haksız Tutarlardan Sorumlu olduğu beyanları ile yanıltıcı ifadeler kullandığı, icra takibinde yer alan ve asıl alacağa uygulanan faiz oranının fahiş olduğu, davacının icra takibinde 20.06.2006 tarihine kadar 23.274,- TL. ve bu tarihten de takip tarihine kadar 80.438,50 TL. fahiş faiz istediği, alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla işletilen faizin kabul edilebilir olmadığı, zira davacının bu hesabı 6183 sayılı kanuna göre yaptığı, bu nedenle işletilmiş ve işletilen faize ve faiz oranına itiraz ettikleri, ihtiyati haciz talebinin reddinin gerektiği, takibin tedbiren dava sonuna kadar durdurulması talebinde bulundukları, Savunmasında bulunarak, Açıklanan nedenlerle; müvekkili davalının daha sonra telafisi mümkün olmayan zararlara uğramaması için icra takibinin dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasına, her türlü hukuki ve cezai beyanlarda bulunma ve delil bildirme hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşmeye, hukuka ve mevzuata aykırı olan davanın reddine, takip haksız ve hukuka aykırı olduğundan davacı tarafa % 20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatı yükletilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla , yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline, karar verilmesi,” karşı talebinde bulunduğu görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/06/2022 tarih ve 2015/1025 Esas - 2022/567 Karar sayılı kararı ile; " ....Somut olaya dönüldüğünde;Vekilin iade borcu, hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin sona ermesi ile muaccel olacağından, TMSF Denetleme Dairesinin 30/01/2006 tarih R1 Sayılı raporu ile davalı hakkında 09/02/2007 havale tarihli şikayet dilekçesi ile Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, davalının ise soruşturma dosyasına 09/02/2007 havale tarihli dilekçe sunduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşler Genel Müdürlüğünün 13/11/2008 tarihli ''olur''u ile davalı hakkında soruşturma izni verilmediği, aynı zamanda davalı adına takip konusu bedellerin tahsili için ödemeye çağrı mektubu gönderildiği ve ödemeye çağrı mektubunun davalıya 13/07/2006 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilin hesap verme sürecinin 09/02/2007 tarihli suç duyurusu ile başladığı, davalının vekalet sözleşmeleri kapsamında fazladan tahsil ettiği bedeli iade borcunun hesap vermeye başlaması ile muaccel hale geldiği, davalının 09/02/2007 tarihli dilekçe ile şikayetten haberdar olduğu ve vekalet görevi ile ilgili şikayetlere yönelik savunmada bulunarak hesap vermesi ile alacağın muaccel hale geldiği, davaya esas takibin ise 09/02/2007 tarihinden itibaren 5 yıllık zaman aşımı süresi geçtikten sonra 08/06/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmakla davanın zaman aşımı yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Zamanaşımının kesilmesine ilişkin olarak; Zamanaşımının kesilmesinin, borçlunun veya alacaklının veya hakimin belli fiillerinin sonucu olarak, işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması olduğunu, Zamanaşımını kesen sebeplerin BK m.133 ve 136'da (TBK m.154 ve 157'de) gösterilmiş olduğunu, bu maddelere göre zamanaşımının borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle; yargıcın emir ve hükmüyle kesilebileceğini, BK m. 133/2 (TBK m. 154/2)' ye göre, “alacaklı, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa” zamanaşımının kesileceğini, BK m. 136/1 (TBK m. 157/1)’ e göre, bir dava veya def'i ile kesilmiş bulunan zamanaşımının, dava süresince iki tarafın yargılama ile ilgili her işleminden veya yargıcın her kararından sonra ( kesileceğini ve ) yeniden işlemeye başlayacağını, BK m. 136/2 (TBK m. 157/2)’ ye göre, zamanaşımı, icra takibi ile (kovuşturulması ile) kesilmişse alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağını, Zamanaşımı kesilince, kesilmeden itibaren yeni bir süre işlemeye başlayacağını (BK m. 135/1), zamanaşımının kesilmesinden sonra işleyecek yeni zamanaşımı süresinin, eski (kesilen) zamanaşımının aynı olduğunu, örneğin beş yıllık bir zamanaşımı süresi kesilmişse, yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin de beş yıl olacağını, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/15-169 K. 2013/1365 T. 18.09.2013) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Haklundaki Kanun'un 55. maddesinde; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları hususunda bir ödeme emri tebliğ olunacağı, 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında itirazda bulunabileceği kuralına yer verildiğini, 26.05.2004 tarihinde yönetimi müvekkil TMSF'ye devredilen ... Bankası T.A.Ş. Hakim ortağı ... grubuna ait firmayla davalının yaptığı vekalet ve danışmanlık sözleşmesinden kaynaklı haksız kazanç olarak tespit edilen 71.362,00 TL amme alacağının tahakkuku amacıyla düzenlenerek tebliğ edilen 11.07.2006 günlü, 2857 sayılı ödemeye çağrı mektubunun tebliği sonrasında, vadesinde ödenmeyen amme alacağının tahsili amacıyla tesis edilen 71,362.00 TL tutarındaki, 18.05.2011 tarih ve 6750 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle davalı tarafından İdare Mahkemesinde davalar açıldığını, Müvekkil kurumun gönderdiği ve davaya konu alacağın talep edildiği ödemeye çağrı mektubunun iptali istemiyle davalı tarafından açılan davada, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin 28.02.2011 tarih ve 2010/1230 E- 2011/331 K sayılı kararı ile verilen kararın Danıştay 13. Dairesi'nin 17.04.2013 tarih ve 2011/3262 E. 2013/1094 K. sayılı kararı ile bozulmuş olduğunu, bunun üzerine mahkemece 2014/1518 E. 2014/1780 K. sayılı karar ile bozmaya uygun şekilde ödeme emrinin 6183 Sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmasının hukuka aykırı olması nedeniyle iptaline karar verildiğini, Müvekkil kurumun gönderdiği ve davaya konu alacağın talep edildiği ödeme emrinin iptali istemiyle davalı tarafından açılan davada, İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nin 24.05.2012 tarih ve 2011/1067 E. 2012/1653 K. sayılı kararı ile verilen kararın Danıştay 13. Dairesi'nin 09.05.2013 tarih ve 2012/2784 E. 2013/1306 K. sayılı kararı ile bozulmuş olduğunu, bunun üzerine Mahkemece 2014/1874 E. 2014/1942 K. sayılı karar ile bozmaya uygun şekilde ödeme emrinin 6183 Sayılı Kanun Hükümlerine göre işlem yapılmasının hukuka aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmiş olduğunu, İptal gerekçelerinin ise bu alacakla ilgili olarak 6183 sayılı yasa kapsamında idari takip yapılamayacağı çerçevesinde usuli bir gerekçe olup verilmiş olan bu kararın davanın esası ile ilgili olmadığını, Bu kararlar üzerine 26.10.2015 tarihinde huzurdaki davanın açılmış olduğunu, Mahkemece verilen kararın, davalı hakkında müvekkil kurumca Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikayet dilekçesinin tarihi olan 09.02.2007 tarihinden huzurdaki davanın açılma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar zamanaşımını kesen hiç bir olayın gerçekleşmediği varsayımına dayanmakta olduğunu, dava dilekçeleri içeriğinde bu iki tarih arasında gerçekleşen idari icra takibi işlemleri ve bunlara bağlı davaların açıklandığın ve dahası kanıtları arasında ödemeye çağrı mektubu, ödeme emri ve bunlara bağlı İstanbul 4. ve 5. İdare Mahkemelerinde görülen davalar yer almakta olduğu halde Mahkemece zamanaşımını kesen nedenler değerlendirilip zamanaşımının dolmamış olduğuna ve dolayısıyla bilirkişi raporları ve bilirkişi raporlarına itirazları nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken zamanaşımının dolduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu, Fon alacaklarında zamanşamına ilişkin olarak; 5411 Sayılı Kanun'un 141. maddesinde; "Bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır", aynı Kanunun ek 16. maddesinde ise; "Bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler makable şamildir" hükümlerinin yer almakta olduğunu, 141. maddenin geçmişe etkili olacağı kuralının, TMSF' na devrinden önce henüz zamanaşımına uğramamış olan alacakların zamanaşımı süresinin 20 yıla uzayacağı anlamına geleceğini, aksinin kabulünün kazanılmış hakkın ortadan kaldırılmasına yol açacağını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.02.2003 tarih ve 21-30/57 sayılı kararında kazanılmış hakkın hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardan olduğu, kazanılmış hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumların ... toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldıracağı, belirsizlik ortamına neden olacağı ve kabul edilemeyeceği hususlarının belirtilmiş olduğunu (Bankacılık Kanunu Şerhi Cilt:2 Sayfa: 1576 ), Somut olayda, takibe konu çekler temlik tarihinden önce zamanaşımına uğramamış ise temlik tarihinden itibaren zamanaşımının 20 yıla uzayacak olup mahkemece, bu hususta inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğunu (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas Numarası: 2013/21196 Karar Numarası: 2013/30091 Karar Tarihi: 26.09.2013) beyanla; Açıklanan nedenlerle; - İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2015/1025 E- 2022/567 K sayılı kararının kaldırılmasına, - İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. (Eski: ... E.) sayılı dosyasına vaki itirazın kaldırılmasına, - İstinaf dairesince bir karar verilinceye değin kararın icrasının geri bırakılmasına (teminatsız olarak) karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının 25/05/2004 tarih ve 253 sayılı kararı ile ... Bankası T.A.Ş.nin hakim ortağı olan ... Grubuna dahil olan ve temettü hariç yönetim ve denetimine el koyduğu şirketler ile davalı arasında akdedilen avukatlık ve hukuki müşavirliği sözleşmesi kapsamında belirlenen vekalet ücreti kademelerinin ve vekalet ücretlerinin tarife ve emsallerine göre fazla olduğu iddiası ile davacıya fazla ödenen bedel ve işlemiş faiz toplamından oluşan ve davacıya temlik edilen alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkindir. Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında avacının 25/05/2004 tarih ve 253 sayılı kararı ile ... Bankası T.A.Ş.nin hakim ortağı olan ... Grubuna dahil olan ve temettü hariç yönetim ve denetimine el koyduğu şirketler ile davalı arasında 18/06/2004 tarihi iki adet avukatlık ve hukuki müşavirliği sözleşmesi akdedildiğine ve uyuşmazlığın vekalet sözleşmesinden kaynaklandığına ilişkin bir ihtilaf yoktur. Taraflar arasındaki uyuşmazlığa gelen temel ihtilaf dava konusu alacağın fon alacağı kapsamında olup olmadığı ve zamanaşıma uğrayıp uğramadığı hususlarındadır. Davacının temettü hariç yönetim ve denetimine el koyduğu şirketler ile davalı arasında 18/06/2004 tarihinde iki yıl süreli olarak iki adet avukatlık ve hukuki müşavirliği sözleşmesi akdedilmiş ve davalıya 40.961,55 TL danışmanlık ücreti ve 87.553,23 TL vekalet ücreti ödenmiş, davacı tarafından davalıya 48.088,00 TL fazla ödeme yapıldığı iddiası ile söz konusu alacak ve zararın oluştuğu tarihten alacağın temlik alındığı tarihe kadar işlemiş 23.274,00 TL faiz toplamı üzerinden iş bu dava açılmıştır. Davacı tarafından vekalet sözleşmesinden kaynaklanan ve fazla ödendiği iddia edilen alacağın davalıdan tahsili talep edildiğinden ve uyuşmazlığın vekalet sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmakla iş bu davaya konu alacak sözleşme ve uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nun 126/1-4 (6098 sayılı TBK'nın 147/1-5) uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez ve iade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından davalının vekalet sözleşmesi kapsamında üzerinde düşen edimini yerine getirmediği iddia edilmemiş, sadece sözleşmede belirtilen vekalet ücretinin tarife ve emsallere göre fazla belirlendiği ve buna göre fazla ödenen bedelin iadesi talep edilmiştir. Mahkemece davacının davalı hakkında suç duyurusunda bulunduğu tarih olan 09/02/2007 tarihinden itibaren hesap verme yükümlülüğünün başladığı ve davalının şikayet dilekçesine karşı savunmada bulunmakla alacağının muaccel hale geldiği ve 5 yıllık zamanaşımının icra takibinden önce dolduğu tespitinde bulunmuş ve zamanaşımının başlangıcı ve alacağın muaccel olduğu tarihe ilişin davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmamıştır. Davacı vekili tarafından zamanaşımı kesilme sebeplerinin Mahkemece incelenmediği ve dava konusu alacağın 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Uyuşmazlığa konu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nun 133. maddesinde (6098 Sayılı TBK'nın 154); " Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde." hükmü düzenlenmiştir. Yine 818 sayılı BK'nun 133. maddesine göre (6098 Sayılı TBK'nın 156/1); zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar. Davacı vekili tarafından davalıya 6183 sayılı Kanun kapsamında ödeme emrinin tebliğ ediliği ve davalı tarafından aleyhlerine İdare Mahkemelerinde dava açıldığı ve bu işlemlerin zamanaşımını kestiğini ileri sürmüştür. Davacı tarafından davalıya 6183 Sayılı Kanun uyarınca başlatılan takip sırasında çıkarılan ödeme emrinin 13/07/2006 tarihinde tebliğ edildiği, bu tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin yeniden başladığı dikkate alındığında dahi icra takip tarihi (08/06/2015) itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğu, kaldı ki Mahkemece davacı lehine olarak zamanaşımının daha sonraki bir tarihten itibaren başlatıldığı, davacının kesilme sebebi olarak gösterdiği İdare Mahkemesi dosyalarında ise dava konusunun iş bu davamıza konu alacağın davacı tarafından davaya konu yapılan alacağın tahsiline ilişkin olmadığı, davalı tarafından davacıya karşı kendisine gönderilen ödeme emrinin iptali davaları olduğu ve davalı lehine sonuçlandığı, davacı alacaklının dava konusu yaptığı bir alacak davası olmadığı, bu sebeple zamanaşımını kesmediği ve icra takip tarihi (08/06/2015) itibariyle 5 yıllık zamanaşımının doluğu anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Davacı vekili tarafından 5411 Sayılı 141. maddesine göre dava konusu alacağın zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu iddia edilmiştir.01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesinde de mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun ek 3. maddesine benzer bir hükme yer verilerek 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu düzenlenmiştir. 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan Fon alacakları için 26.12.2003 tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmuş ise artık yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak ancak anılan tarih itibariyle zamanaşımı süresi dolmamış ise zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. Ancak, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 132/8. maddesi uyarınca devir tarihi itibariyle Fon alacağı hâline gelen alacaklarda yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı devir tarihi itibariyle tespit edilmelidir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun132/8. Maddesinde, bu Kanunun 107 nci maddesi uyarınca bir bankanın alacaklarının devralınması hâlinde bu alacaklar, devir tarihi itibarıyla Fon alacağı hâline gelir ve bu alacaklarla ilgili olarak borçlu aleyhine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılmış bulunan takipler ile alacağın tahsiline yönelik davalara kaldığı yerden devam edilir, hükmünü düzenlemiştir. Somut uyuşmazlık dava konusu ihtilaf fona devredilen banka dışında tüzel kişiliği bulunan ve bankanın hakim ortağı olan ...dahil olan ve fonun temettü hariç yönetim ve denetimine el koyduğu şirketler ile davalı arasında akdedilen avukatlık ve hukuki müşavirliği sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, fazla ödendiği iddia edilen vekalet ücretinin ve işlemiş faiz talebinin hüküm altına alınmasına ilişkindir. Söz konusu alacak yasala mevzuat ve işin mahiyeti gereği fon alacağı niteliğinde olmadığından ve fon alacağı olmadığı taraflar arasında İdare Mahkemelerinde görülen yargılama sonucunda verilen Danıştay kararları ile de kesinleştiğinden 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi değildir. Bu sebeple davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı kurum harçtan muaf olduğundan, istinaf talebine ilişkin harçların tahsiline yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/01/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38