İstanbul BAM 13. HD 2022/1097 E. 2024/947 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2022/1097
2024/947
30 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1097 Esas
KARAR NO: 2024/947 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/12/2021
DOSYA NUMARASI: 2021/405 Esas - 2021/977 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti İstemli)
KARAR TARİHİ: 30/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'in davalı ... Bankası kurucu hisse sahibi olduğunu, aynı zamanda ... Bankası B gurubu ve ... Bankası A gurubu oy hakkına sahip imtiyazlı pay sahibi olduğunu, aynı hisselerin Atatürk'ün vasiyet ile nemalarının aktarılması koşulu ile CHP'ye bıraktığı Atatürk hisseleri diye adlandırılan hisseler arasında bulunduğunu, bu nedenle kurucu hisse ile ilgili her türlü işlemin TTK m.357 uyarınca eşit işlem ilkesi gereğince pay sahibi müvekkilini de ilgilendirdiğini, Atatürk hisseleri ile müvekkil hisselerinin aynı olması sebebiyle aralarında sıkı bağ bulunduğunu, ve TTK m.357 ye göre eşit işlem ilkesi gereğince aynı hisse senetlerine farklı işlem ve uygulama yapılamayacağını, aynı hissenin bir kısmına sermaye kısıtı konularak eksik nema ödemesi yapılırken diğer kısmına ise sermaye kasıtı konulmadan tam ödeme yapılmasının eşit işlem ilkesine TTK na aykırı olduğunu, aynı şekilde Atatürk'ün vasiyet ile vasiyet alacaklısı oln Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna nemalarının verilmesi koşulu ile mahsup mirasçı olan CHP ye ve değerlendirilmesini yapması içinde vasiyeti gerçekleştirme görevlisi olarak ... Bankasına bıraktığını, Atatürk'ün ... Bankasını kurduğu sırada sahip olduğu iş bankasının kurcusu hissesi olduğunu, 1924 yılında kurulan banka 1938 yılına kadar Atatürk'ün sağ olduğu dönemde, nemaları değerlendirmiş ve elde ettiği karın %10 nunu sermaye kısıtı olmadan esas sözleşmeye uygun olarak 14 yıl boyunca kurucu hisse sahiplerine ev Atatürk'e ödediğini, Atatürk' vefatından sonra 1991 yılına kadar da esas sözleşmeye sermaye kısıtı koymadan Atatürk'ün vasiyetine uygun olarak kurusu hisse sahiplerine, vasiyet alacaklısı kurumlara nema ödemelerine devem edildiğini, bankanın kuruluşundan itibaren 67 yıl boyunca sermaye kısıtı koymadan kurusu hisseleri yapıldıktan sonra 1991 yılında esas sözleşmede değişiklik yaparak söz konusu kurucu hisselere ilk sermaye kısıtı koyarak nemaları eksik ödemeye başladığını, bankanın bu kurusu hisselerinin sıradan diğer banka kurucu hisseleri gibi olmadığını, diğer banka hisseleri ile kıyaslama dahi yapılamayacağını, bu hisseleri onlardan ayıran en büyük yasal özelliğinin üç farklı kurumu ilgilendirecek şekilde Atatürk tarafından vasiyet ile bırakılmış olması olduğunu, bu nedenle sermaye kısıtı konulup konulmayacağı hususunun sadece BDDK, SPK, Esas sözleşme ve diğer yasa ve mevzuatlarıyla ilgili olmadığını, bu hususun aynı zamanda Anayasa ve AİHS Protokol 1 de koruma altına alınan ve dokunulmaz olan mülkiyet hakkını , vasiyetin özüne ve vasiyet bırakanın iradesine dokunulamayacağı ilkesi ve miras hukukunu yakından ilgilendirdiğini, bu sebeple sermaye kısıtı konulmasının BDDK, SPK ve diğer yasa ve mevzuata uygun olduğu iddiasının kabul edilemeyeceğini, bunun kabul edilmesinin BDDK, SPK ve diğer yasa ve mevzuatların en başta Anayasa ve AİHS ek Protokol 1 olmak üzere miras hukuku ve vasiyetin üzerinde olduğunu kabul etmek ve dilediklerinde mülkiyet hakkını ihlal etme haklarına sahip oldukları manasına geldiğini, bu kabul ise kamu düzenine aykırı olup yine bu haliyle de anayasa ya aykırı olduğunu, bu nedenle 1991 yılında konulan sermaye kısıtı ve nemaların eksik ödenmesi işlem ve uygulamasının yok hükmünde olduğunu beyan ederek ... Bankası Kurucu hissesine 1991 yılında konulan sermaye kısıtının bu kadar çok yasaya ve yargı kararlarına aykırı olan ve mülkiyet hakkını ihlal eden işlem ve uygulamanın kesin delillerle sabit olduğundan bu husus kamu düzenini de ilgilendirmesinden dolayı kurucu hisseye 1991 yılında konulan sermaye kısıtının ve eksik nema ödemesi işlem ve uygulamasının yokluk tespitinin yapılmasıyla beraber sermaye kısıtının kaldırılmasını ve eksik nema ödemesine son verilmesine, 1991-2021 yılları arasında eksik ödenen nemaların sermaye kısıtı olmadan eksiksiz tam olarak ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde dava konusu taleplerin davacının İstanbul 8 ATM nin 2020/636 esas sayılı dosyasında ikame ettiği davası ile birebir aynı olduğunu, derdest bu dava kapsamında davacı tarafın yine aynı şekilde 1991 yılında yapılan kurucu intifa senetlerinin sermaye kısıtı ile ödenmesine ilişkin ana sözleşme değişikliğinin yoklukla batıl olduğu, 1991 yılından itibaren kurucu intifa senetleri nemalarının sermaye kısıtı olmaksızın nemalandırılması ve ödenmesi olduğunu, bu nedenle İstanbul 8 Asliye Ticaret mahkemesi nezdinde davacı tarafından açılan davanın taraflarının netice-i taleplerinin, içeriklerinin tümüyle aynı olması nedeniyle huzurdaki davaya karşı derdestlik itirazını ileri sürerek davanın reddini talep ettiklerini, esasa ilişkin beyanlarında ise 1991 yılında yürürlükte olan 6762 sayılı konuna ve halen yürürlükte bulunan 6102 sayılı kanuna nitekim hem o dönemin hem de günümüzün yargı içtihatlarına uygun olan müvekkil bankanın 1991 tarihile ana sözleşme değişikliğinin yokluk ile sakat olmasının hukuken mümkün olmadığını, müvekkili bankanın 1991 yılındaki ana sözleşme değişikliği ne o dönemde yürürlükte olan nede günümüz mevzuatına aykırı olmadığı gibi kanun koyucu iradesine de uygun olduğunu, bu nedenle hiç bir emredici hükme aykırı olmayan bu değişikliğe karşı butlan veya yokluk iddiasının ileri sürülebilmesinin hukuken mümkün olmadığını beyan ederek haksız olarak ikame edilen davanın öncelikle derdestlik itirazı ile usulden reddine, 31/05/1991 tarihli ana sözleşme değişikliğine ilişkin müvekkil bankanın genel kurul kararının sözde butlan ile batıl olduğuna ilişkin hukuken dinlenir olmayan iddiaların da hem süre zamanaşımı yönünden hemde esas yönünden reddine, hiçbir hukuki dayanağı olmayan şekilde bulunan kurucu intifa senetlerine ana sözleşme hükümlerine aykırı olarak kar payı ödemesi yapılması talebinin de usulden ve esastan reddine, yine hukuka aykırı olarak bulunan geçmiş tarihe ilişkin kurucu intifa senetlerine ve diğer pay senetlerine ilişkin davacıya kar payı ödemesi yapılmasına ilişkin talebin de hem usulden, süre ve zamanaşımından hem de esastan reddi ile dava konusu tüm taleplerin reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 24/12/2021 tarih ve 2021/405 Esas - 2021/977 Karar sayılı kararı ile; " Dava, 1991 tarihli tarihli davalı banka genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun ve sermaye kısıtlı ödenen eksik bedelin tespiti istemine ilişkindir.HMK 115. Maddesinin mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır hükmü uyarınca öncelikle derdestlik dava şartı incelenmiştir. Derdestlik HMK md. 114 de dava şartı olarak öngörülmüştür. Derdestliğin ilk koşulu, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu, daha önce açılmış bulunan davanın halen görülmekte ve kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması durumunda derdestlik söz konusu olmaktadır. Davacı vekili dava dilekeçsinde talep başlığı altında iddiasını dayandırdığı nedenlerle, "1991 yılında konulan sermaye kısıtının yokuluk tespitinin yapılmasına, 1991-2021 yılları arasında sermaye kısıtlı olarak eksik ödenen nemaların en yüksek mevduat faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine" karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, mahkememiz dosyası ile İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/636 E. sayılı davanın taraflarının, netice-i taleplerinin, içeriklerinin aynı olması nedeniyle, derdestlik itirazında bulunmuştur.Cevaba cevap dilekçesinin 5. Sayfasında "... Davalar aynı sebepten kaynaklansa da talep sonucu ve dava sebebi yönünden davaların konusu aynı değildir. O davada yokluk tespiti yoktur. Bu dava ise yokluk tespiti taleplidir." açıklamalarına yer vermiştir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasına konu dava dilekçesinin 11. sayfasında talep kısmında;
"SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen sebepler, ekte sunulan belgeler ve Sayın Hakimliği'nizce re'sen nazara alınacak diğer gerekçelerle, ... Bankası A.Ş'nin 1991 yılından itibaren kurucu hisse paylarına ilişkin kar payı hakkını şirketin kuruluş sermayesi ile sınırlayan uygulamasının ve zaman zaman şirketin yıllık karının dağıtılamaması, gerek TTK m.348 ve 502 ve 519 ve gerekse de Yargıtay'ın 2000'li yılların başından bu yana temsil ettiği görüşe ve gerekse de doktrinde büyük çoğunlukla savunulan görüşlere ve Atatürk'ün vasiyetine ters düştüğünden ve yerinde olmadığından, 1- TTK'ya aykırı olan ve uzman raporu ilede doğruluğu kanıtlanan ve yerleşik Yargıtay kararına görede yoklukla butlan ve batıl olan 31.05.1991 yılında alınan temettü ödenmesinin (Nakit Kar Pavı) ilk kuruluş sermayesi olan 250.000TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve sözleşme değişikliğinin iptal edilmesini, 2- Alınan karar ve sözleşme değişikliğinin yoklukla butlan ve batıl tespitinin yapılmasını, ... Talep ederiz." ifadelerine yer verilmiştir. Davacı vekili İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasına sunmuş olduğu "Hükmün Tamamlanması" talepli dilekçesinde; "1.3-Yokluktaki gibi, butlanda da kesin geçersizlik söz konusudur; hâkim bunu resen göz önünde bulundurur ve herkes bu geçersizliği, iptal davasında öngörülen üç aylık süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilir ve tespit ettirebilir. Yokluk ve butlan hallerinin varlığı halinde bu hususun mahkemelerce resen gözönünde bulundurulacağı ve herkesin bu geçersizliği, mülga 6762 Sayılı TTK nın 381. maddesinde (6102 S.TTK 445-446) düzenlenen koşullara tabi olmaksızın ileri sürebileceği Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2008 GÜN VE 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir."(Bu iddia, dava dilekçesinde de ileri sürülmüştür.)" Açıklamalarında bulunmuştur. Davacı vekili İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasında istinaf dilekçesinde de işlemin yoklukla malul olduğuna ilişkin açıklamalara yer vermiştir. Somut olayda; Davacı vekili cevaba cevap dilekçesi ve dava dilekçesinde yokluk talebinin İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasına konu olmadığını açıklamış ancak, anılan dosyaya sunmuş olduğu dava dilekçesinde açıkça "sözleşme değişikliğinin yoklukla butlan ve batıl tespitinin yapılmasını" talep etmiş, aynı zamanda hükmün tamamlanması ve istinaf dilekçesinde de yokluk talebine ilişkin açıklamalara yer vermiştir. Davacı vekili, davanın derdest dava olmadığına dair açıklamalarımız ve kanıtlarımız başlığı altında dava dilekçesinin 33. Sayfasında "... O davada, davalı taraf mahkeme müzekkeresine verdiği cevapta, Anayasa'ya, miras hukukuna, mülkiyet hakkına aykırı işlem yaptığını ikrar etmiştir. İş bu davada ise sadece o ikrar nedeniyle Anayasa'ya aykırılık hususunun çekişmesiz olmasından çıkması ve kesin delille sabit olmasından dolayı, 1991 yılında konulan sermaye kısıtı konulması kararının yokluk tespitinin yapılması talebinden ibarettir... Davalar aynı sebepten kaynaklansa da talep sonucu yönünden davaların konusu aynı değildir." açıklamasında bulunmuştur. Davacı bu açıklaması ile davaların aynı sebepten kaynaklandığını ancak talep sonucunun farklı olduğunu kabul etmiştir. Her iki davanın taraflarının aynı olup bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davanın aynı sebepten kaynaklandığı dava dilekçesinin 33. sayfasında davacının da kabulündedir. Davacı her ne kadar talep sonucunun farklı olduğunu ileri sürmüş ise de; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasına konu dava dilekçesinin 11. sayfasında talep kısmında; "1- TTK'ya aykırı olan ve uzman raporu ile de doğruluğu kanıtlanan ve yerleşik Yargıtay kararına görede yoklukla butlan ve batıl olan 31.05.1991 yılında alınan temettü ödenmesinin (Nakit Kar Pavı) ilk kuruluş sermayesi olan 250.000TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve sözleşme değişikliğinin iptal edilmesini, 2- Alınan karar ve sözleşme değişikliğinin yoklukla butlan ve batıl tespitinin yapılmasını, ... Talep ederiz." şeklinde talepte bulunmuş mahkememiz dosyasında ise "1991 yılında konulan sermaye kısıtının yokuluk tespitinin yapılmasına, 1991-2021 yılları arasında sermaye kısıtlı olarak eksik ödenen nemaların en yüksek mevduat faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine" şeklinde talepte bulunmuştur. Görüldüğü üzere her iki dosyada da 1991 yılında alınan kararın yok hükmünde olduğunun tespiti talep edilmiştir. 8. ATM dosyasına davacı tarafça sunulan hükmün tamamlanması ve istinaf dilekçelerinde de yokluk talebinde bulunulduğuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasında verilen hükümde, hüküm kısmında butlan ifadesi kullanılarak yokluk talebine ilişkin açık bir ifade yer almasa da bu husus yokluk talebinin davaya konu edildiği gerçeğini değiştirmez. Bu kapsamda; her iki davanın taraflarının aynı olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davanın aynı sebepten kaynaklandığı dava dilekçesinin 33. Sayfasında davacının da kabulündedir. Bu davaya konu yokluk talebi ve sermaye kısıtlı olarak eksik ödeme talebi de 8. ATM dosyasına konu olmakla davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-) İstanbul 8 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyanın talep kısmında davacı sözleşme değişikliğinin yokluk , butlan ve batıl olduğunun tespitini ve 1991 tarihinden dava tarihine kadar olan temettülerin ödenmesinin talep etmiş olduğu, anılan dosya ile mahkememiz dosyasının tarafları konusu ve talep aynı olmakla davanın HMK 114/1-ı ve 115/2 uyarınca usulden reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin usulen reddedilen gerekçeli kararında ''... İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyasında verilen hükümde, hüküm kısmında butlan ifadesi kullanılarak yokluk talebine ilişkin açık bir ifade yer almasa da bu husus yokluk talebinin davaya konu edildiği gerçeğini değiştirmez...'' denilmek suretiyle yoklukla ilgili hususun derdest olduğu iddia edilen davada olmadığı hususunun mahkemece de kabul edilmekte olduğunu, Derdestlik hâlinin, yâni “(a)ynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olması”nın (HMK m.114/ı), medeni usûl hukukunda artık bir dava şartı olduğunu, derdestliğin HMK md 114' de dava şartı olarak öngörüldüğünü, derdestliğin ilk koşulunun, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olması olduğunu, Derdest olduğu iddia edilen davada butlan talebi olmasına rağmen yokluk talebi olmadığı ve hükümde yer almadığı hususlarının mahkemenin de kabulünde olduğunu, bu halde derdestlik koşullarından birinin sağlanmamakta olduğunu, Derdest olduğu iddia olunan davada butlan talebi olduğunu, butlanın bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında bir eksiklik bulunmamasına rağmen geçerlilik şartlarını taşımaması olarak bilindiğini, butlanın sahip olması gereken geçerlilik şartlarının, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olmaması olduğunu, İşbu davada ise yoklukla malul tespiti talebi olduğunu, yokluğun bir hukuksal işlemin hukukun öngördüğü kurucu ögelerinden en az birine uyulmaması dolayısıyla o işlemin hiç oluşmamış sayılması olduğunu, böyle bir işlemin hiç doğmamış, hiç ortaya çıkmamış olduğunu, sözleşmelerde irade açıklamaları birbirine uygun değilse sözleşmenin doğmadığını, yani yok hükmünde olduğunu, görüldüğü üzere davaların konusu ve talep sonuçlarının birbirinden farklı olduğunu, Davaların konusu ve talep edilen butlan ile yokluk tespitlerinin sonuçlarının hukuken farklı olduğunu, bu hali ile davaların hukuken derdest olmadığını, hatalı ve yanılgı ile karar verildiğini beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; Davaların konusu ve talep sonuçlarının birbirinden farklı olması nedeniyle, derdestlik gerekçesiyle usulen reddedilen kararın kaldırılmasına ve davanın derdest olmadığının kabulüne, Davanın esastan görüşülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı bankanın kurucu hisselerine 1991 yılında (31/05/1991) getirilen sermaye kısıtı genel kurul kararının Anayasa'ya, AİHS'ne ve miras hukukuna aykırı olduğu gerekçesi ile yoklukla malul olduğunun tespitine ve 1991-2021 yılları arasında sermaye kısıtlı olarak eksik ödenen nemaların en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece İstanbul 8 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/636 esas sayılı dosyanın talep kısmında davacı sözleşme değişikliğinin yokluk, butlan ve batıl olduğunun tespitini ve 1991 tarihinden dava tarihine kadar olan temettülerin ödenmesinin talep etmiş olduğu, anılan dosya ile mahkememiz dosyasının tarafları konusu ve talep aynı olmakla davanın HMK 114/1-ı ve 115/2 uyarınca usulden reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.HMK'nın 114/1-ı bendinde; aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması hususu dava şartı olarak düzenlenmiştir.Derdest bir davanın varlığının ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukukunda Derdestlik İtirazı, Ankara, 2007, s.8 vd.). Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 05.04.2023 tarih, 2022/7792 esas ve 2023/2048 karar sayılı ilamı) Somut uyuşmazlığa konu iş bu davada, davalı bankanın kurucu hisselerine 1991 yılında getirilen sermaye kısıtı genel kurul kararının Anayasa'ya, AİHS'ne ve miras hukukuna aykırı olduğu gerekçesi ile yoklukla malul olduğunun tespitine ve 1991-2021 yılları arasında sermaye kısıtlı olarak eksik ödenen nemaların en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Derdest olduğu belirtilen ve iş bu davadan önce açılan İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin temyiz aşamasında olan ve henüz kesinleşmemiş olan 2020/636 esas sayılı dosyasına konu davada ise, TTK'ya aykırı olan ve uzman raporu ilede doğruluğu kanıtlanan ve yerleşik Yargıtay kararına görede yoklukla butlan ve batıl olan 31.05.1991 yılında alınan temettü ödenmesinin (Nakit Kar Payı) ilk kuruluş sermayesi olan 250.000TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine, alınan karar ve sözleşme değişikliğinin yoklukla butlan ve batıl tespitinin yapılmasına, 31.03.2020 tarihli olağan Genel Kurul kararında alnan Kurucu hisse (...) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kamımlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesini ve hak edilen temettünün verilmesine, borsada halka açık olan, ... (... Bankası Kurucu Hissesi) ve ... hisseleri üzerindeki nakit kar payı ödemesinin, ilk sermaye ile kısıtlı olarak ödeme kararının hem vasiyete hemde TTK na aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılmasını, TTK ilgili maddeleri ile Atatürk'ün vasiyetine uygun hale getirilerek, bilançoda kar elde edilen yılın mevcut sermayesi ile ödenmesini ve 1991 yılından dava tarihine kadar olan, sözkonusu hisselerin üzerindeki temettülerin (ödenmesi gereken nakit kar paylarının) bilirkişice tespit edilerek faiziyle ödenmesi talep edilmiştir. Davacı tarafından iş bu davada dava konusu genel kurul kararının yokluk ile malul olduğunun tespitine, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/636 esas sayılı dosyasında ise dava konusu aynı genel kurul kararının butlan ile malul olduğunun tespitine karar verilmesinin talep edildiği ve yokluk ve butlan hallerinin birbirlerinden farklı hukuki kurumlar olduğunu ve her iki davanın konusunun ve talep sonucunun farklı olduğunu ileri sürmüştür. Genel kurul kararlarını sakatlayan hukuka aykırılıklar bakımından Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları gereğince kararlar yoklukla malul, mutlak butlanla malul ve iptal edilebilir kararlar olarak üçe ayrılmaktadır. Söz konusu kararların sebepleri ve hukuki sonuçları farklıdır. Yokluk ve butlan hukuki sebebi, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır. Yokluk ve butlan hallerinin varlığı halinde bu hususun mahkemelerce kendiliğinden göz önünde bulundurulacağı, yerleşik içtihatlar ile de kabul edilmektedir. HMK'nın 33. maddesi dikkate alındığında hukuki vasıflandırma Mahkemelere ait olduğundan davacı tarafça kararın yokluk ile malul olduğunun tespitinin talep edilmesine rağmen butlan koşullarının oluşması halinde mahkemece kararın butlan ile malul olduğunun tespitine, butlan ile malul olduğunun tespitinin talep edilmesine rağmen yokluk koşullarının oluşması halinde yokluk ile malul olduğunun tespitine, yine kararın iptalinin talep edilmesine rağmen yokluk veya butlan koşullarının oluşmasına göre yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine karar verecektir. İş bu dava ve İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/636 esas sayılı dosyasına konu davanın tarafları, yokluk ve butlanı talep edilen genel kurul kararı, dava sebepleri, iddia ve vakıalar aynıdır. Bunun yanında davacı tarafından İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/636 esas sayılı dosyasında dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında dava konusu kararın iptal edilmesini, yoklukla butlan ve batıl tespitinin yapılmasına karar verilmesini talep etmekle hukuki kurumlar birbirine karıştırılmak suretiyle talepte bulunulmuş ve sunulan bir kısım dilekçelerinde kararın yokluk ile malul olduğunu ileri sürmüştür. Bu durumda eldeki davada davalı bankanın kurucu hisselerine 1991 yılında (31/05/1991) getirilen sermaye kısıtı genel kurul kararının Anayasa'ya, AİHS'ne ve miras hukukuna aykırı olduğu gerekçesi ile yoklukla malul olduğunun tespitine ve sermaye kısıtlı olarak eksik ödenen nemaların en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talebine ilişkin tüm talepler yönünden derdestlik dava şartı koşulları gerçekleşmiş olup, mahkemece davanın derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 30/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45