SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2024/708 E. 2024/864 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/708

Karar No

2024/864

Karar Tarihi

16 Mayıs 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/708 Esas

KARAR NO: 2024/864 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ( DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA )

NUMARASI: 2023/290 Esas - 2023/413 Karar

TARİHİ: 18/10/2023

DAVA: Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 16/05/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin dava dışı ... ile 29.11.2013 tarihli alım satım sözleşmesi imzalayarak 3.000 (üç bin) ton buğdayın “...” olarak teslimi konusunda anlaşma yaptığını, sözleşmede “...” teslim öngörüldüğünden satıcı ... firmasının kendi adına, müvekkili hesabına yük sigortası yaptırdığını, davalı ... şirketinin 16/12/2013 tarihli ve 46-092843/13 numaralı sigorta poliçesi düzenleyerek ... firmasına verdiğini, satıcı firmanın yükün “...” isimli gemiye yüklenmesini takiben poliçeyi davacıya ilettiğini, ancak yüklemeyi müteakiben gemide teknik sorunların baş gösterdiğini, mürettebatın gemiyi terk ettiğini, geminin bir süre yüzer şekilde kaldıktan sonra yan yatmaya başladığını, jeneratör ve makine dairesine su dolduğunu, bu süre zarfında dvacının, donatan ve ilgili Liman Başkanlığı nezdinde her türlü müdahalede bulunduğunu, ancak başarılı olamadığını, geminin su almaya başlamasından sonra hasar ihbarının Kadıköy .... Noterliğinin 27.03.2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile poliçe üzerinde gösterilen davalı ... hasar temsilcisine bildirildiğini, dava tarihine kadar davalı ... şirketinin hasarı tazmin etmek bir yana, yük üzerinde ekspertiz dahi yapmadığını, bu konuda davacı şirkete yardımcı olmadıklarını, nihayetinde geminin ve yükün sahipsiz kaldığını, dava tarihi itibariyle geminin batmak üzere olduğunu, ambar kapaklarının arızalanarak jeneratör ve motor aksamının hasar gördüğünü, gemi artık su üzerinde tehlike yaratmaya başlamış olduğundan devrolduğu iflas masasının sorumlusunun 06.11.2014 tarihli resmi yazısı ile yükün kısmen veya tamamen bozulmuş olmasının muhtemel olduğunu davacıya bildirildiğini, yine iflas idaresi sorumlusunun ekli 25.11.2014 tarihli yazısında geminin donma ile karşı karşıya olduğu ve acilen yük için önlem alınması gerektiğini bildirdiğini, geminin ambar kapaklarının açılamadığı, ambarlara su dolduğu, artık geminin yüzer hale getirilerek ambar kapaklarının açılması, geminin çekilmesi ve yükün boşaltılmasının da mümkün görülmediğini, bu durumun 17.11.2014 tarihinde davacının, davacı tarafından atanan survey şirketinin, ... limanı liman kontrol teftiş başkanının, donatan şirket iflas idaresi sorumlusunun ve davalı ... şirketi temsilcisinin katıldığı bir keşifte tespit edilerek ekli rapor ile imza altına alındığını, son olarak donatan şirketin iflas idaresi sorumlusunun göndermiş olduğu 03.12.2014 tarihli yazısında iflas idaresi tarafından yükün tasfiye edileceği ve masrafların da davacıya yükletileceğinin bildirildiğini, diğer taraftan bir yıla yakın bir süredir olumsuz şartlar altında ambarda fümigasyon altında bekleyen yükün hasara uğradığını, en azından artık kimyasal değişliklere uğrayarak vasfının değiştiğinin kabulünün gerektiğini, davalı ... şirketinin keşif faaliyetlerine katıldığı halde ihbarın gereğini yerine getirmek suretiyle davacının zararlarını tazmin etmek için gerekli adımları atmadığını, yükün ne kadarlık kısmının hasara uğradığı ise kapaklar açılınca belirleneceğinden, işbu davanın kısmi yani fazlaya dair hakları saklı tutarak, belirsiz alacak davası şeklinde ikame edildiğini beyanla şimdilik 10.000,00 ABD Dolarının dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dilekçesinde davalı ... şirketini temsilen davanın yöneltildiği ... A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili Vitsan Mümessilliğin hiçbir kulüp sigortacısının temsilcisi yada acentesi olmadığı gibi dava dilekçesinde gösterilen sigorta şirketininde acente ve temsilciliğini yapmadığını, bu şirketin görevlerinin sadece hasar meydana geldiğinde zarar/zıyan ekspertizi yapmak olduğunu, bu nedenle ... A.Ş.’nin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından bu şirkete sigorta şirketini temsilen tebligat yapılmasının yerinde olmadığını beyanla davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... şirketi vekili cevap dilekçesi ile; davadışı ... ile davacı arasında satım sözleşmesi akdedilerek %10 eksik/fazla olabilecek şekilde 3.000,00 mt yükün satışı hususunda tarafların mutabık kaldığını, 09.12.2013 tarihli konşimento ile ihbar olunan tarafın davacı olduğu 1.405,460 mt yük ile 15.12.2013 tarihli konşimento ile ihbar olunan tarafın yine davacı olduğu 1.527,690 mt yükün Rusya'nın Rostov-On-Don Limam'nda ... gemisine yüklendiğini, her iki konşimento kapsamında 04.12.2013 tarihli çarterpartiye atıf yapıldığını, konşimentoda belirtilen yüklerin toplamı olan 2.933,150 mt yük için, konşimentolara ve satış sözleşmesine atıf yapılmak suretiyle dava dışı ... firması tarafından davalı nezdinde 16.12.2013 tarihli 46- 092842/13 numaralı sigorta poliçesi akdedildiğini, anılan sigorta poliçesi uyarınca yükün gemiye yüklenmesinden sonra seferin başlaması ile sigorta/poliçesinin başlayacağı; nitekim, sigorta poliçesi kapsamında da" ...’ olarak ifade edildiği üzere yüke ilişkin olarak nakliye sigortası yapıldığını, 15.04.2014 tarihli bildirim ve ihtarname başlıklı yazı ile (16.04.2014 tarihinde e-posta yolu ile gönderilmiştir] davacının işbu huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın ikame edilmesi evvelinde görevlendirmiş olduğu Kanar/Kuyucu Hukuk Bürosu tarafından davalıya bir kısım talepler iletilmeye başlandığı, anılan yazı içerisinde, Gemi'nin bilinmeyen bir kısım sebeplerle Aralık 2013 tarihinden itibaren yükleme limanında bulunduğu, yükün gemide yüklü olduğu ifadelerine yer verildiğini, bu hususa ilişkin olarak ...'a ihtarname gönderildiğini, ancak ...’ın ...'ın acentesi olmaması dolayısıyla taleplerinin davalıya iletildiğinin beyan edildiğini, yükün gemide bulunduğunun ve ancak geminin yükleme limanından hareket etmediğinin, yani geminin seferine başlayamadığının da açık bir ikrarı olduğunu, 15.04.2014 tarihli davacının vekilleri tarafından gönderilen yazıya, davalı tarafından verilen 17.04.2014 tarihli yazı ile sigorta poliçesi şartları uyarınca yükün geç teslimi ile ilintili herhangi bir hasarın sigorta kapsamında yer alamayacağının açıkça belirtildiğini, davalı tarafından gönderilen yanıta cevaben, davacının vekilinin taleplerinin geç teslimden değil, yükün teslim edilmemesinden doğduğu, ... firmasının yükün gemiye yüklenmesi ile birlikte yükümlülüğünün sona erdiğinin ifade edildiğini, dolayısıyla kendilerine yükün teslimi hususunda yapılacak yeni organizasyonlarda destek olmadığını; ayrıca, yükün tahliye limanına gönderilmesi için gemi armatörü ile görüşmelerin gerçekleştirildiğinin ifade edildiğini, anılan yazıya cevaben davalı tarafından 22.04.2014 tarihinde mevcut durumun da teslimde gecikme olarak nitelendirildiği, yükün hiç teslim edilmemesi olarak nitelendirilemeyeceği; davacı yük ilgilisinin gemi armatörü ile sulh protokolü imzaladığı ve yeni bir çarterparti akdettiğini, gemi armatörünün geminin bayrağını, klasını, ... Kulübünü değiştirme ihtimalinin bulunduğunu, bir diğer taraftan, şayet geminin armatörü sulh protokolü şartlarında hareket eder ise, davacının kendilerini ibra edeceği ve ancak geminin çıplak gemi kiracısı aleyhinde her türlü haklarının saklı tutulduğunu ifade ettiklerinin görüldüğünü, geminin seferine hiçbir surette başlamamış olması dolayısıyla davalının sigorta poliçesinin kapsamının başladığından bahsedilmesine de olanak bulunmadığını, davacı vekilleri ile davalı arasında yazışmaların devam ettiği, davalıya gönderilen 02.06.2014 tarihli e-posta mesajında açık bir şekilde yükün halen gemide olduğunun ikrar edildiğini, akabinde yapılan yazışmalarda davacı tarafça geminin adının değişeceğinden bahisle gemiye ilişkin birtakım belgelerin davalı ile paylaşıldığı ve sigorta poliçesinin yenilenmesinin talep edildiğini, davalı tarafından gönderilen 09.06.2014 tarihli e-posta mesajı ile konu sigorta poliçesinin gemi ile taşınacak olan yüke ilişkin olduğu ve bu şekli ile de geminin adının değişmesi halinde sigorta poliçesinin feshine yönelik ek sözleşme yapılması gerektiğinin belirtildiğini, bu şekli ile de 18.06.2014 tarihli e-posta ile, davalı tarafından gemi ile taşınması esnasında sigortalanmış olan yüke ilişkin ... numaralı sigorta poliçesinin feshedildiği belirtilerek ilgili ek sözleşmenin davacının vekillerine gönderildiğini, davacı tarafın sigorta poliçesinin yenilenmesini talep etmiş olmasının ... numaralı sigorta poliçesinin artık yürürlükte olmadığının yük ilgilileri tarafından da kabul edildiğinin çok açık bir ikrarı olduğunu, 29.08.2014 tarihli e-posta içeriğinde, gemi armatörü ile akdedilen sulh protokolünün başarıyla sonuçlanmadığı; gemi armatörünün sulh sözleşmesine aykırı hareket ettiğinin ifade edildiğini, diğer taraftan, açık bir şekilde geminin sefere (denize, yola ve yüke) elverişli olmadığının ikrar edildiğini, mürettebatın gemiyi terk ettiği ve liman otoritelerinin gemiyi başka bir alana çektiği/götürdüğünün beyan edildiğini, sigorta poliçesinin Rusya - Türkiye arasındaki deniz taşıması bakımından geçerli olduğunu, yükün gemide geçici depolanmasının sigorta kapsamında olmadığının açıkça ifade edildiğini, 2013 yılında gemiye yüklendiği iddia olunan yük ile ilgili olarak davalı ile ilk görüşmenin Nisan 2014 tarihinde gerçekleştiğini, yükün gemiye yüklendiği iddia edilen tarihten çok sonra geminin sefere başlayamaması ve/veya geminin sefere başlayamayacak durumda olması sebebi ile yük ilgililerinin olaya müdahil olma çabasının, kendilerinin ne denli basiretsiz hareket etmiş olduğunun açık bir kanıtı olduğunu, davacının beyan dilekçelesinde Nisan 2015 tarihinde gemiye gidilerek yükün durumunun tespit edilmeye çalışıldığı iddia edilmiş ise de, hali hazırda davacı tarafça sunulan ve iflas idaresi memuru tarafından Kasım 2014 tarihinde davacıya hitaben tanzim edilen yazıda, davacının yükünü Gemi'den alması hususunda uyarıldığının görüldüğünü, yük ilgilisi olan davacının yüküne gerekli özeni göstermediği gibi yükü gemide kendi kaderine bırakarak basiretsiz ve özensiz davrandığını, davacının konşimentoların orijinallerinin kendi elinde olduğunu belirtmesinin hiçbir anlam ifade etmediğini, davacının öncelikli olarak yükün akıbetini, yükün nerede olduğunu ispatlaması gerektiğini, bilirkişi raporunda yükün gemiyle taşınması esnasındaki meydana gelme ihtimali olan olaylara ilişkin olarak sigortalandığının tespit edildiğini, ancak raporun ilerleyen bölümlerinde GAFTA 72 tüm riskler klozu çerçevesinde yükün depodan ayrılması akabinde tahliye limanına gidene kadar sigorta kapsamında olduğunun belirtildiğini ancak sigorta teminatının iddia edildiği üzere yükün depodan ayrılması akabinde başlamasının olağan taşıma sigortası kurallarına ve mevcut poliçedeki düzenlemelere aykırı olduğunu, dolayısıyla bilirkişi raporunun kendi içerisinde çelişkiler barındırdığını, bu nedenle yeni bir heyetten rapor alınmasını talep ettiklerini beyan ederek ...’ın müvekkili sigorta şirketinin acentesi olmaması sebebiyle ...’a yapılan tebligatın geçersiz olduğunun tespitine, sigorta poliçesindeki tahkim şartı nedeniyle mahkemenin görevsiz olmasından dolayı davanın reddine, davaya Türk Hukukunu uygulanmasının mümkün olmaması ve davanın haksız ve mesnetsiz olması nedeniyle herhalükarda dava şartı yokluğundan, müvekkilinin zarardan dolayı sorumluluğunun bulunmamasından dolayı da esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 18/10/2023 tarih ve 2023/290 Esas - 2023/413 Karar sayılı kararında; " .........Dava; davacının yurtdışında mukim Rus ... firmasından 29/11/2013 tarihli satım sözleşmesiyle CIF teslim şartı esasına göre satın aldığı 2013 yılı ürünü dökme halinde 3000 ton öğütmelik buğday yükünün Rostov-On-Don Limanından Samsun/Marmara Bölgesi Limanlarına taşınması için ... isimli gemiye yüklendikten sonra liman başkanlığının geminin limandan ayrılmasına müsaade etmemesi, daha sonra da gemi donatanının iflas etmesi nedeniyle taşımanın gerçekleşememiş olması sonucunda yükün zayi olması nedeniyle ortaya çıkan hasar bedelinin nakliyat sigortacısı olan davalı ... şirketinden tahsili istemine ilişkindir.Mahkememizin 17.02.2021 tarihli kararı ile, dava konusu yük hasarının sigorta poliçesi teminatı kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle sonuçta davanın reddine karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiş olup, istinaf talebinin incelendiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk dairesi tarafından kaldırılarak dosya mahkememize gönderilmiştir. İstanbul BAM 13. HD.'nin 2021/834 Esas. Ve 2023/993 Karar sayılı 08.06.2023 tarihli kararında özetle ; ".... dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen ... Ltd.'yi temsilen ... A.Ş.'nin davalı olmaktan çıkarılması ve ... Ltd.'nin davalı taraf olarak değiştirilmesine dair bir talebin ve Mahkemece bu hususta verilen bir kararın bulunmadığı, bununla birlikte davalı ... Ltd.'yi temsilen ... A.Ş. gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilmediği gibi adı geçen hakkında herhangi bir karar da verilmediği, Mahkemece gerekçeli kararda davalı olarak ... Ltd. gösterilmekle birlikte, davada taraf değişikliği yapılıp yapılmadığı, taraf değişikliği yapılmış ise hangi hukuki sebebe dayanılarak yapıldığının açıklanmadığı, davalı olarak kabul edilen ... Ltd. yönünden dilekçe teatisi sağlanmadığı gibi şirket vekilinin katılımı ile ön inceleme duruşmasının yapılmadığı, bununla birlikte 6 nolu celsede tahkim itirazının süresinde olmaması sebebiyle reddedildiği, bu ara karardan rücu edilmeksizin gerekçeli kararda davalı olarak kabul edilen ... Ltd. vekilinin 11.12.2015 tarihli dilekçesinin süresi içerisinde verilmiş cevap dilekçesi olduğunun ve davalının tahkim itirazının, "poliçede yer alan tahkim şartının davalı şirketin poliçenin tarafı olmaması ve sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği" reddedildiğinin açıklandığı, gerekçenin devamında ise; "davanın yabancılık unsuru taşıması nedeniyle uyuşmazlığın Rusya Federasyonu Deniz Sigortalarına ilişkin hukuk mevzuatı ile sigorta poliçesi ve poliçede atıf yapılan kurallara göre çözümlenmesi gerektiği" nin tespit edildiği, devamla "...sigorta poliçesinde yer alan Enstitü ... Klozları Section I'deki bütün rizikolar, yükteki fire eksilme de dahil olmak üzere şeklindeki ibareden ... sigorta koşullarına atıf yapıldığı anlaşılmaktadır." denilerek sigorta poliçesinin sağladığı hukuki himayenin hangi süreçte başladığının ...'de yer alan düzenleme uyarınca belirlendiği, devamla sigorta poliçesinin ekinde yer Yük Sigortası Kuralları'nın 6. Bendi nazara alınarak sigorta teminatı dışında kalan hallerin belirlendiği ve zararın sigorta poliçesi kapsamında olmadığının tespit edilmesi ile " ... Öte yandan rizikonun gerçekleşmesinde yani geminin yükleme limanından hareket edememesinde davacıya yüklenecek bir kusurun bulunmadığı"BULUNMAMAKLA BİRLİKTE na yönelik tespitten sonra, zararın sigorta poliçesi kapsamında olduğunun kabulü halinde ise "....Sarmat gemisinin ambarlarında bulunan buğday yükünün eksilmesi, kalanının da ekonomik değerini yitirerek zayi olmasına davacının ağır ihmalinin bulunduğu değerlendirildiğinden" denilmek suretiyle bu kez de zararın davacının kusuru ve Rusya Federayonu Deniz Sigortası Kanunu'nun 265. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca davalıdan talep edilemeyeceğinin açıklandığı, bu minvalde Mahkemece gerekçeli kararda; ilk olarak dava konusu sigorta poliçesinin ön yüzünde atıfta bulunan Yük Sigortası Kuralları'nın sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği sigorta poliçesinin tarafı olmayan davacı hakkında uygulanamayacağı ve bu nedenle tahkim itirazının yerinde olmadığına karar verilmiş olmasına rağmen, gerek sigorta poliçesinde yer alan hukuki himayenin başlangıç tarihi için yine sigorta poliçesinin ön yüzünde atıf yapılan ... esas alınarak, gerekse esasa ilişkin değerlendirmede daha önce davacı hakkında uygulanamayacağı açıklanan Yük Sigortası Kuralları madde 6'ya dayanılarak zararın sigorta poliçesi kapsamında olmadığının kabul edilmesi, yine kararda rizikonun hangi tarihte gerçekleştiği ve davacının rizikonun meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığı yönünde iki ayrı tespit yapılarak gerekçeli kararın kendi içerisinde çelişkili olmasına sebebiyet verildiği, bu nedenlerle açıklanan yasal düzenlemeler ve dosya kapsamında yapılan tespitler ışığında Mahkemece; öncelikle davalı tarafın tespiti ile taraf değişikliğine gidilmiş ise gerekçesinin açıklanması, taraf değişikliği yok ise davalı ... Ltd. temsilen ... A.Ş.'nin davada davalı olarak yer alması sebebiyle, yapılan açıklamalar ve HMK'nın 150. maddesi nazara alınarak bir değerlendirme yapılmak suretiyle hakkında bir karar verilmesi, karar başlığında davalı olarak gösterilmesi, taraf değişikliği var ise davalı ... Ltd. yönünden tüm usuli eksiklikler tamamlandıktan sonra öncelikle, dava konusu poliçede bulunan kayıtların davacı yönünden uygulanıp uygulanmayacağı yönündeki çelişki giderildikten sonra poliçenin atıf yaptığı Yük Sigortası Kuralları'nın 23. maddesinde yer alan tahkim şartı nedeniyle davalı tarafından ileri sürülen tahkim itirazının değerlendirilmesi, bundan sonra esasa girilmesi halinde ise gerekçeli kararda yer alan tüm çelişkiler giderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunduğu" belirtilerek, kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Dosyada, davacı yük ilgilisi tarafından açılan dava sigorta şirketine temsilen ... A.Ş'ye yöneltmiştir. Dava dilekçesinin ... tebliğinden sonra, ... Mümessillik vekili tarafından sunulan 28/12/2014 tarihli cevap dilekçesinde ..., ... Ltd.'nin temsilcisi yada acentesi olmadığı bildirilmiştir.Davalı ... vekilinin cevap süresi geçtikten sonra 11/12/2015 tarihinde dosyaya sunduğu beyan dilekçesinde; ... davalı ... şirketinin temsilcisi ya da acentesi olmadığı bildirildikten sonra, sigorta sözleşmesinde yer alan tahkim şartına göre uyuşmazlığın Moskova'da tahkim yolu ile çözümlenmesi gerektiğinden bahisle tahkim itirazında bulunulmuştur. Dava konusu yüke ilişkin olarak, davalı ... Ltd. tarafından düzenlenen sigorta poliçesinde ... A.Ş. "Claima Agent" yani hasar temsilcisi olarak gösterilmiştir. Olaydan sonra, davacı şirket Kadıköy ...Noterliğinden çektiği 27/03/2014 tarihli ... nolu ihtarname ile poliçe kapsamında hasar tazminatının ödenmesi için Ingosstrakh Insurance ... Ltd'ye temsilen ... Mümessilliğe ihtarname göndermiştir. İhtarnameden sonuç alınamaması üzerine, bu kez de15/04/2014 tarihinde doğrudan davalı ... şirketine ihtarname gönderildiği görülmektedir. Davalı sözkonusu ihtarnameye ilişkin cevabında, ...a yapılan ihtarnameden habersiz oldukları konusunda herhangi bir beyanda bulunmayarak, talep edilen masrafların sigorta kapsamında olmadığını bildirmiştir. Sigorta poliçesindeki "Claima Agent" (hasar temsilcisi) kaydı nedeniyle ... Mümessillik somut hasar nedeniyle sigorta şirketini temsil yetkisine haizdir. Diğer yandan, TTK'nın 103/1-(b) maddesi gereğince de, TTK'nın 105. maddesindeki acentelik hükümlerine tabi olmalıdır. Bu nedenle davada, davalı ... şirketine temsilen/izafeten ...'a dava yöneltilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, ...'ı açılan davada davalı asil vekili doğrudan davaya katılana kadar yapılan yargılama faaliyetleri de davalı bakımından geçerlidir. Bununla birlikte, davalının doğrudan davaya katıldığı tarihten sonra ...'ın iş bu davada, davalıyı temsil yetkisi sona erecektir. Bu durum TTK'nın 124.maddesi anlamında bir taraf değişikliği sayılmamalıdır. Zira, asıl davalının vekili vasıtasıyla davaya katılmasından sonra ... işbu dava bakımından temsil görevi sona ermektedir. Bu açıklamalar ve kabul şekline göre, davalı vekilinin 11/12/2015 tarihli cevap dilekçesi HMK'nın 122.maddesinde düzenlenen cevap süresi geçtikten sonra olmaktadır. Oysaki tahkim itirazının dinlenebilmesi için HMK’nun 116.maddesi gereğince cevap süresi içerisinde ileri sürülmüş olması gerekmektedir. Nitekim, mahkememizin 13.04.2016 tarihli duruşmasında da tahkim itirazının süre yönünden reddine karar verilmiştir. Yapılan bu değerlendirmelerin sonucunda, 18.10.2023 tarihli ara karar ile, -Dava dilekçesinde davalıyı temsilen ...'a dava yöneltilmiş olmasında TTK 103/1-b ve TTK 105 maddelerine göre bir usulsüzlük bulunmadığının TESPİTİNE,-Davalı asil vekilinin sonradan dava ve duruşmalara katılmış olmasının HMK'nın 124.maddesi anlamında taraf değişikliği sayılamayacağından bu aşamaya kadar yapılan yargılama faaliyetleri ve usulü işlemlerin davalı bakımından geçerli olduğunun TESPİTİNE,-Davalının tahkim itirazının süresinde olmadığından REDDİNE karar verilmiştir. Dava konusu uyuşmazlıkta, sigorta ettiren ve aynı zamanda taşınacak eşyanın satıcısı olan firmanın yurtdışında mukim bir şirket olması, davalı ... şirketinin merkezinin Moskova’da bulunması, taşıma yapacak geminin yabancı bandrallı bir gemi olup, yüklemenin de Rostov-On-Don Limanından yapılmış olması nedenleriyle uyuşmazlık yabancılık unsuru taşıdığından MÖHUK 1.maddesine göre olaya uygulanacak ülke hukuku mahkemece resen tespit edilmelidir. MÖHUK’te sigorta sözleşmelerine uygulanacak hukuk yönünden özel bir kanunlar ihtilafı kuralına yer verilmediğinden uygulanacak hukukun sözleşmeden doğan borç ilişkileri için geçerli olan MÖHUK 24.maddesindeki kanunlar ihtilafı kurallarına göre tayin edilmesi gerekmektedir. MÖHUK 24/1.maddesinde öncelikle tarafların açık olarak seçtikleri hukukun uygulanacağı hükmü sevkedilmiş olup, dava konusu sigorta poliçesinde hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, bu hukuk seçimi sigorta poliçesinin tarafı olmayan davacının bilgisi ve iradesi dahilinde yapılmadığından yalnızca sözleşmenin taraflarını bağlayacağı kabul edilmelidir. Bu durumda, MÖHUK madde 24 f/4’e göre sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukukun tespit edilerek uygulanması gerekmektedir. Bunun ise sözleşmedeki karakteristik edim borçlusunun işyeri hukuku olduğundan somut olay açısından uygulanacak hukuk sigorta şirketinin mukim olduğu ülke hukuku yani sigorta şirketinin mukim olduğu Rusya Federasyonu Hukuk Kurallarıdır. Taraf sıfatı dava şartlarından olduğundan uyuşmazlığın esasından önce davacının aktif husumet ehliyetine haiz olup olmadığı belirlenmelidir. Sigorta poliçesinde sigortalı (Beneficiary) hanesinde “emre” (to order) kaydı yer almaktadır. Bu kayda göre sigortalanan yük üzerindeki “menfaat hakkınının” sigortalandığı kabul edilmelidir. Davacı vekili müvekkilinin semeni yani satış bedelini ödediğine dair Halkbankası Selçuklu Ticari Şubesi tarafından düzenlenen 20/12/2013 tarihli banka dekontu ile aslına uygunluğu Konya ...Noterliği tarafından 29/12/2020 tarihinde tasdik olunan konişmentoları dosyaya sunarak bu şekilde davacının taşınacak eşyanın mülkiyetini kazanmış olduğunu ispatladığından sigorta poliçesi ile sağlanan güvencenin sigortalılık hakkının davacıya geçmiş olduğu kabul edilerek davacının işbu davada aktif husumet ehliyetine haiz olduğu saptanmıştır.Dava dosyasında, esasa ilişkin uyuşmazlık konuları; rizikonun sigorta teminatı kapsamında kalıp kalmadığı, geminin yükleme limanında beklemede kalması sırasında zarar görmeden taşınması için alınması gereken önlemlerin neler olduğu, bu kapsamda satıcının ve davacı alıcının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri, davalı ... şirketinin zayi olan yük nedeniyle hasar bedelini tazmin etme yükümlülüğünün doğup doğmadığı hususlarında toplanmaktadır.Dosya kapsamı ile toplanan delillerden; davacının 29/11/2013 tarihli satım sözleşmesi ile yurtdışında mukim ... firmasından CIF teslim şekli ile 3000 ton öğütmelik buğday satın aldığı, satım sözleşmesindeki CIF kaydına uygun olarak yükün Rusya Rostov Limanından Samsun ve Marmara Bölgesi Limanlarına taşınması konusunda satıcı ile M/V Sarmat isimli geminin kiracısı arasında navlun sözleşmesinin kurulduğu, yükün taşınması sırasında ortaya çıkabilecek rizikolara karşı teminat altına alınması amacıyla satıcı firmanın davalı ... şirketi ile sigorta sözleşmesi imzaladığı, yükleme tamamlandıktan sonra gemi kiracısının gemi adamlarına olan borçlarından dolayı liman otoritesi tarafından geminin limandan kalkışına izin verilmediği, bunun üzerine davacının geminin maliki olan ... şirketi ile görüşmeler yaptığı, görüşmelerin sonucunda taşımanın yapılması konusunda anlaşma sağlanarak yeni bir çarter parti düzenlendiği ancak bu tarihten sonra Rostov Bölgesi Tahkim Mahkemesinin 15/07/2014 tarihli kararı ile gemi maliki hakkında iflas kararı verilerek tasfiye memurunun atanması nedeniyle taşımanın yapılamadığı, bu şekilde gemi içerisinde bekleyen yükün devam eden süreç içerisinde eksilmesi ve kalanının da ekonomik değerini yitirmiş olmasından dolayı zayi olduğu anlaşılmıştır.Davacı yükün alıcısı tarafından açılan işbu davada, yükün zayi olması nedeniyle ortaya çıkan zararın sigorta poliçesi kapsamında kaldığı ileri sürülerek zararın davalı yük sigortacısından tahsili talep edilmekte olup, yukarıda açıklandığı üzere yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlığın MÖHUK 24.maddesi gereğince Rusya Federasyonu Deniz Sigortalarına ilişkin Hukuk Mevzuatı ile sigorta poliçesi ve poliçede atıf yapılan kurallara göre çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı taraf geminin hiç sefere başlamaması sebebiyle davalı açısından rizikoyu taşıma borcunun başlamadığı, bu nedenle meydana gelen zarardan davalı ... şirketinin sorumlu tutulamayacağını ileri sürmekte olup, tercümesi dosyaya sunulan Rusya Federasyonu Deniz Sigortası Kanununun m.252 f.1 c.2 uyarınca deniz sigortası sözleşmesi sigorta priminin yatırıldığı andan itibaren geçerlilik kazandığı, buna göre sigortacının riziko taşıma borcunun da prim ödenmesi ile doğacağı anlaşılmaktadır. Sigorta poliçesinde yer alan Enstitü ... Klozları Section I'deki bütün rizikolar, yükteki fire eksilme de dahil olmak üzere şeklindeki ibareden ... sigorta koşullarına atıf yapıldığı anlaşılmaktadır. ...'de düzenlenen yük klozunun tercümesinden sigorta konusu eşyanın taşımanın başlangıcı olarak belirlenen yerden (depo yada muhafaza edildiği yerden) ayrıldığı zaman sigorta himayesinin başlayacağı ve taşımanın olağan seyri boyunca da devam edeceği anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, sigorta priminin ödendiği yükün satıcının yani sigorta ettirenin deposundan alınarak gemiye yüklendiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığından, davalı sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğünün başlamış olduğu kabul edilmiştir.Davacı ... firmasından CIF teslim şekli ile satın aldığı 3000 ton öğütmelik buğdayın bedelini ödemiş olduğundan sigorta poliçesinden doğan hukuki menfeat davacıya ait olacaktır. Diğer yandan davalı ... şirketi de, yolculuğun gerçekleşmemesine sebebiyet veren olayların sigorta teminatı kapsamında olması halinde, yük hasarından dolayı davacıya karşı sorumlu olacaktır. Davalı tarafta savunmalarında zararın sebebini gecikmenin oluşturduğu ve gecikme zararlarının teminat dışında kaldığını ileri sürmektedir. Deniz yük sigortalarında zararın etkin sebebi gecikme olduğu takdirde sigortacının sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Dava konusu olayda geminin limandan ayrılamaması, böylelikle seferin başlamaması, fiili durumu devam ettiğinden limandan hiç ayrılamayan geminin gecikme istisnası içinde değerlendirilmesi sözkonusu olamayacaktır. Sigorta poliçesinin ekinde yer alan yük (taşıma) sigorta kurallarının 6.bendinde, sigorta teminatı dışında kalan haller yani riziko istisnaları sayılmış olup, bunlar arasında donatanın, gemi yöneticilerinin, gemi kiracıları veya işletenlerin tasfiyesi veya malik açısından aciz hali de bulunmaktadır. Sözkonusu hükmün giriş fıkrasında teminat dışında bırakılan istisnaların anlaşma ile teminat içine alınabileceği de kabul edilmiş olmakla birilikte poliçede aksine anlaşma öngören bir kaydın bulunmadığı tespit edilmiştir. Dava konusu olayda davacı yanın beyanlarından gemi adamlarının maaşlarının ödenmemiş olması, acente borçları sebebiyle geminin yükleme limanında liman otoritesi tarafından alıkonulduğu, bu durum karşısında davacının geminin sicilde kayıtlı maliki ile yeni bir navlun sözleşmesi yaparak geminin sefere çıkmasını sağlamaya çalıştığı, ancak süreç devam ederken gemi maliki hakkında iflas kararı verilmiş olmasında dolayı taşımanın yapılamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sigorta poliçesinin eki olan yük sigortası kurallarının 6.hükmü (m) bendi gereğince zararın sigorta teminatı kapsamında olmadığı sonucuna varılmıştır. Yük zararının sigorta teminatı kapsamında olduğu kabul edilse dahi, Rusya Federasyonu Deniz Sigortalarına İlişkin Hukuk Mevzuatının 254.maddesinde yer alan sigorta ettirenin ve lehtarın yükümlülüklerine ilişkin yasal düzenlemede yükün zarar görmeden aynı gemi ile yada başka bir gemi ile taşınmasını sağlama veyahut yükün gemiden zarar görmeden boşaltılması için gereken girişimlerde bulunma, gerekli önlemleri alma alıcı sigortalıya düşen bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir. Somut olay açısından sözkonusu yükü korumaya yönelik tedbirleri alma yükümlülüğü gerek satım ilişkisi ve gerekse sigorta ilişkisi açısından davacıya düşmektedir. Buna karşın sigortacının bu yönde bir girişimde bulunma ve gerekli önlemleri alma konusunda bir görev ve sorumluluğu bulunmamaktadır. Yük hasarının önüne geçilmesi, zararın aza indirilmesini sağlama konusunda gerekli olan tedbirlerin davacı sigortalı tarafından alınıp alınmadığı hususuna bakılacak olur ise, ilk navlun sözleşmesinin tarafı olan gemi kiracısının borçlarından dolayı geminin yükleme limanından hareket edemediğini öğrenen davacının taşımanın sağlanması için gemi malikiyle görüşmeler yaparak geminin sefere çıkması konusunda ikinci bir navlun sözleşmesi imzalayarak bu aşamada kendisinden beklenen davranışı gösterdiği ancak gemi malikinin iflasından dolayı geminin sefere çıkamadığı saptanmış olduğundan, Aralık 2013 ila Haziran 2014 arasında gerçekleşen bu süreçte davacıya akdedilebilecek bir kusurun bulunmadığı kabul edilmelidir. Buna karşın gemi malikiyle akdedilen navlun sözleşmesinin ifasının sonuçsuz kalmasından sonra, yani Haziran 2014 tarihinden itibaren davacının yükün akıbetiyle ilgili herhangi bir eylemde bulunmadığı dosya kapsamına göre belirlidir. Geminin yükleme limanından hareket edememesinde davacıya yüklenecek bir kusurun bulunmamakla birlikte, somut olayın ceryan ettiği dönemde mevsimsel olarak yükün hasarsız ve daha az maliyetle gemiden boşaltılmasının mümkün olduğu halde davacı yükün kurtarılması için herhangi bir girişimde bulunmayarak yükü kendi kaderine terketmekle rizikonun gerçekleşmesiyle sonuçlanan süreçte kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Türk Hukukunda olduğu gibi gerek sigorta poliçesi hükümlerinde gerekse olaya uygulanan Rusya Federasyonu hukuk mevzuatında, riziko gerçekleştiğinde zararı önleme ve azaltma sigortalının yerine getirmesi gereken bir görevdir. Nitekim, Rusya Federasyonu Deniz Taşımacılığı Sigortası Sözleşmesi Kanununda, sigorta ettiren veya lehtarın kastı veya ağır ihmalinin hukuki sonuçlarının düzenlendiği 265.maddesinde "sigorta şirketi, sigorta ettirenin veya lehtarın veya onun temsilcisinin kasıtlı hareketi veya ağır ihmali/dikkatsizliği sonucunda oluşan zararlara ilişkin sorumlu tutulamayacaktır." hükmü kabul edilmiştir. Ayrıca, sigorta poliçesinin ekinde yer alan yük taşıma sigortası kurallarının 6.hükmü (e) bendinde de sigortalının kusuru sigortacıyı sorumluluktan kurtaran hal olarak düzenlenmiştir. Anılan hükmün giriş fıkrasında teminat dışında bırakılan istisnaların anlaşma ile teminat içine alınabileceği de öngörülmüş olup, davalının düzenlemiş olduğu sigorta poliçesinde aksine bir anlaşmayı öngören kaydın bulunmadığı tespit edilmiştir. Rusya Federasyonu Kanununun 265.maddesinde sigortalının kastının yanısıra ağır ihmalinin de sigortacıyı sorumluluktan kurtaracağı hükme bağlanmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, yüklemenin ardından geminin limanından hareket edememesinde davacının herhangi bir kusuru bulnmayıp, yükün bozulmasına kadar giden süreçte davacının kasıtlı bir eylemi tespit edilememiş ise de, gemi malikinin iflasından dolayı taşımanın ifasının imkansız hale gelmesinden sonra mevsim koşullarının elverişli olmasına rağmen yükün gemiden boşaltılması, muhafazası ve başka bir gemi ile taşınması konusunda herhangi bir girişimde bulunmamış olması, bu süreçte eylemsiz kalarak adeta yükü kendi kaderine terketmiş olması sonucunda Sarmat gemisinin ambarlarında bulunan buğday yükünün eksilmesi, kalanının da ekonomik değerini yitirerek zayi olmasında davacının ağır ihmalinin bulunduğu değerlendirildiğinden, olaya uygulanan Rusya Federasyonu Deniz Sigortası Kanununun 265.maddesi ve sigorta poliçesi ekindeki yük sigortası kurallarının 6.maddesi (e) bendi gereğince sigorta şirketinin zarardan sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır.Sonuç olarak, yapılan yargılama neticesinde; somut olaya konu hasarın sigorta teminatı kapsamında olmadığı, olaya uygulanan Rusya Federasyonu Deniz Sigortası Kanununu hükümlerine göre de, davalı ... şirketinin hasarı tazmin etme sorumluluğunun doğmadığı kanaatine varıldığından, bu kanaat ışığında davanın reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile "Davanın Reddine" karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ... Ltd vekili (katılma yolu ile) tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemenin 17.02.2021 tarih ve 2021/77 numaralı kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 08.06.2023 tarih ve 2023/993 sayılı kararı ile kaldırıldığını ve Yerel mahkeme kararındaki kaldırma sebepleri incelenerek yeniden karar verilmek üzere Mahkemesine gönderildiğini, Mahkemece 18.10.2023 tarihinde dosya hakkında tekrar karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini; Usule İlişkin İstinaf Sebepleri; Yerel mahkemenin 24.02.2021 tarihli kararında davalı tarafın vermiş olduğu 11.12.2015 tarihli dilekçeyi bir cevap dilekçesi olarak kabul etmişken, 18.10.2023 tarihli kararında bu sefer açık açık bu kararın süresinden sonra verilmiş olmakla bir cevap dilekçesi mahiyetinde olmadığını kabul ettiğini ancak bir dilekçenin cevap dilekçesi olarak kabul edilmemesi haline bağlanan sonuçlar olduğunu, Mahkeme bir defa bir dilekçenin cevap dilekçesi olarak kabul edilmeyeceğine hükmettiği zaman; artık davalı tarafından savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağının başladığını, Yerel mahkemece davalı açısından savunmanın değiştirilip genişletilemeyeceğine zımnen karar verilmişken, sonradan davaya bağladığı sonucu davalının değiştirilmiş ve genişletilmiş savunmasına dayandırdığını, usul hukukunda ön inceleme aşamasının sona ermesi ile aşağıdaki sonuçların doğacağının hükme bağlandığını; Müvekkilinin, davalı tarafın dosyaya sunduğu 11.12.2015 tarihli dilekçeye karşı sunduğu 28.12.2015 tarihli beyanda olmak üzere dosyaya sunduğu tüm beyanlarda davalının savunmasını değiştirmesine ve genişletmesine yada yeni delil göstermesine muvafati olmadığını bildirdiğini, ancak yukarıda açıklanan temel usul kurallarına ayrkırı olarak 20.01.2017 tarihli ek bilirkişi raporuna göre heyetin, sonradan dosyaya sunulan yeni bilgi ve belgeler uyarınca yeniden inceleme yaptığını ve bu yeni bilgi ve belgeler ışığında sonuç bölümünde ilk raporundan ayrılarak (kısmen) müvekkili aleyhine bir rapor tanzim ettiğini, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat aşamasında davalı tarafın sunduğu yeni bilgi ve belgelerin Mahkeme tarafından kabul edilmesinin esasa etki eden ve kararın kaldırılmasına yetecek derecede önemli bir istinaf sebebi olduğunu; Mahkemenin iki kök ve bir ek raporun alındığı 2014 ile 2018 yılları arasında yargılamayı Türk hukukuna göre yaptığını, 4 yıl süre ile yargılamayı Türk hukukuna göre yapan Mahkemenin, bir anda 24.10.2018 tarihli celsede uyuşmazlığa Rusya hukukunu tatbik etmeye karar verdiğini, alınan kararın HMK'nın 30. maddesinde yer alan usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğunun aşikar olduğunu, bu ilkeye aykırılığın Mahkemenin dosya kapsamında alınan iki kök bir de ek raporun neden yetersiz olduğunu ortaya koymadan son bilirkişi raporunu alması karşısında bir istinaf sebebi olarak ortaya çıktığını, nitekim Yargıtay Hukuk Genel kuruluna göre dosyada başvurulan bilirkişi raporlarının yetersizliği hakkında somut bir veri olmaksızın yeniden bilirkişi raporu alınmasının usul eknonomisi ilkesine aykırı olduğunu, son bilirkişi raporundan kaynaklı usuli bir hata bulunduğunu, nitekim Mahkemenin uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanacağına karar verip yabancı hukuku getirtikten sonra, bu hukuka göre inceleme yapılması için yeni bir bilirkişi heyetine görev verdiğini, bu noktada çeşitli hatalar ortaya çıktığını, mahkeme eğer yabancı hukuk tahtında mesele tetkik edilecek olsaydı bunu ikinci kök raporu sunan bilirkişi heyetine tevdi edebilecek olmasına rağmen etmediğini, yeni bilirkişi heyetinin hukukçu üyelerinin aynı yerel mahkemedeki hakimler gibi yerel mevzuata hakim olan hukukçular olduğunu, dolayısı ile, bu şekilde yapılan atamanın HMK'nın 266. maddesine aykırılık teşkil ettiğini; Yukarıda zikredilen açık hüküm uyarınca, eğer Rusya'dan gönderilen hukuki metinlerin salt Türkçe tercümesine dayanılarak bir karar verilecekse, o zaman bu husus için bilirkişi atanamayacağının açık olduğunu, diğer taraftan, Rusya hukukunun, sadece kanun metni ile değil, aynı zamanda ikincil hukuk kaynakları olan içtihatları ve öğretileri ile beraber değerlendirilecekse, o zaman atanan bilirkişilerin bu konuda uzman olmaları gerekeceğini, bu konuda bir uzmanlıkları olduğuna dair dosyada bir malumat olmadığını, nitekim 266. maddeye göre hali hazırda hukuk eğitimi almış kişilerin bilirkişi olamayacağının da göz önüne alınması gerektiğini, bu durumda Mahkemenin hukukçu bilirkişi atamayacağı yönündeki kuralı ihlal ederek bir usul hatası yaptığını, bilirkişilerin ağırlıklı olarak Rusya hukukuna göre inceleme yapmadıklarını, Rusya hukukuna atıf yaparken de sadece ellerindeki tercüme kanun metni ile bağlı kaldıklarını, oysa hukukun kaynaklarının salt kanun olmadığını, gerektiğinde kanun metninin nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin öğreti ve içtihadların da, hatta madde gerekçelerinin de ikincil hukuk kaynakları olarak yürürlükteki hukukun kaynağını oluşturduklarını, salt kanun metni ile Rusya hukukunu yorumlamanın doğru olmadığını;Bu usul hatasının davanın esasına etki ettiğini, 19.10.2020 tarihli bilirkişi raporunu kaleme alan bilirkişilerin konuyu öncelikli olarak Rusya hukukuna göre değil, Türk hukukuna göre ve geçerliliği tartışmalı olan genel taşıma kurallarına göre tahlil ettiğini, buna göre verdikleri yanlış raporun da Mahkeme tarafından hükme esas alındığını, raporun bu hali ile hükme esas alınmasının bir istinaf sebebi teşkil ettiğini, hali hazırda 19.10.2020 tarihli bilirkişi raporunun, defalarca savunmanın genişletilmesi yasağı itirazlarına konu olan davalı savunmalarını, hatta onlar tarafından hiç zikredilmemiş hususlara bile aleyhlerine bilirkişi raporunda yer vererek ve sonuç bağlayarak hukuka aykırı bir rapor tanzim ettiğini;Son olarak önemli bir istinaf sebebinin varlığına işaret etmek gerektiğini, bilirkişi raporu ile dosya kapsamında önceden alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, nitekim dosyadan alınan ilk kök raporun davalının sorumlu olduğunu, sonradan alınan bir ek rapor ve bir kök raporda ise davalının hasar ödeme sorumluluğunun olduğunu ancak davacı müvekkilinin birtakım önlemleri almamış olması sebebi ile hasar tazminatından indirim yapılabileceğini ifade ettiğini, şu halde, dosya münderecatına giren önceki raporların tam veya indirimli olarak sigortacı davalının ödeme yükümlülüğü olduğunu zikretmekteyken, bu son raporun davalının tazminat ödemek yükümlülüğünün olmadığı kanaatini zikrettiğini, bu çelişki giderilmeden hükme esas alınamayacağının Yargıtay kararlarıyla da sabit olduğunu;Bu noktada taraflarınca Mahkeme'nin Rusya hukukunu uyuşmazlığa uygulamak kararının hiçbir zaman kabul edilmediğini, esasa ilişkin ileri sürecekleri istinaf sebepleri arasında tafsilatlı olarak zikredecekleri üzere, olaya Rusya hukukunun uygulanmasının Türk hukukunun uyuşmazlığa ilişkin hükümleri emredici olduğundan bahisle mümkün olmadığını, ancak usul hukuku bakımından esasa etkili olabilecek nitelikteki bu denli önemli bir itirazın Yerel mahkeme tarafından gerekçede tartışılmamasının usuli bir eksiklik olduğunu, HMK'nın 297.maddesine göre tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gerekçede açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiğini, bu itiraz Yerel mahkeme tarafından hiç tartışılmadığından, bu hususun Anayasa'nın 36. maddesinde vücud bulan Adil Yargılanma Hakkı kapsamında Yüksek Mahkeme tarafından incelenmesi gerektiğini;Milletlerarası bazı alanlarda ulusal hukukların mutlak hâkimiyetinin bulunmakta olduğunu, hatta bu alanlarda ne taraf iradelerinin ne de başka bir devletin hukukunun uygulanmasının mümkün olmadığını, bu kurallara “müdahaleci kurallar”, “doğrudan uygulanan kurallar (mandatory rules - overriding rules)” denildiğini, bu kuralların mutlak emredici kurallardan daha güçlü bir etkiye sahip olduğunu, bu kuralların, Devletin ekonomik, sosyal veya siyasal alanda izlediği belirli politikaları, özel hukuk ilişkileri üzerinde etkili olacak şekilde yansıttıklarını, hâkimin hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının, hukuk seçimini sınırlandıracağının genel kabul görmekte olduğunu, çünkü bu kuralların hâkimin millî hukukunun birer parçası olduğunu ve ülkesinin siyasi, ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumayı amaçladığını;Müdahaleci (doğrudan) kuralların MÖHUK’un 6. ve 31. maddesinde düzenlendiğini, MÖHUK’un 6. maddesine göre, yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kuralın uygulanacağını, bu maddenin, Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına ilişkin olduğunu, bu kuralların uygulanmasında kuralların amacı, niteliği, muhtevası ve sonuçlarının dikkate alındığını, bir normun müdahaleci olup olmadığının tespitinde normun hizmet ettiği menfaatten veya konuluş amacından hareket edildiğini, Mahkemenin MÖHUK’un 6. maddesi uyarınca, Türk hukukunun müdahaleci normlarını uygulamakla yükümlü olduğunu; Gerekçeli kararda da görüleceği üzere söz konusu husus defalarca Yerel Mahkemeye anlatılmış ve belirtilmiş olmasına rağmen Mahkemece söz konusu husus yokmuş gibi davranıldığını, sadece MÖHUK'UN 6. maddesi dikkate alınmadan hüküm kurulmasının dahi söz konusu Yerel Mahkeme kararında eksik inceleme yapıldığını ortaya koyduğunu;Esasa İlişkin İstinaf Sebepleri; Mahkemenin gerekçesi incelendiğinde, davanın reddini iki sebebe bağladığının anlaşıldığını, bunların; (i) Donatanın, gemi yöneticilerinin, gemi kiracılarının ve işletenlerinin tasfiyesi ya da malik açısından aciz halinin sigorta poliçesinin ekinde yer alan yük taşıma kurallarının 6. bendinde öngörülmüş olması ve dava konusu yükü taşıyan gemi donatanın iflası ve (ii) müvekkilinin yükü koruma yükümlülüğünü yerine getrimeyerek ağır kusurlu olduğu iddiası olduğunu, donatanın iflası ile yükün poliçe dışında kalması bakımından Mahkeme'nin sigorta poliçesinin eki olarak işaret ettiği belgenin hangi belge olduğunun anlaşılamadığını, müvekkilinin sigorta sözleşmesinin tarafı olmayıp sadece lehdar olduğunu;Yerel mahkemece davalı sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğünün başlamış olduğunun kabul edilmesine ve hatta dava konusu olayda geminin limandan ayrılamaması, böylelikle seferin başlamaması fiili durumu devam ettiğinden limandan hiç ayrılamayan geminin gecikme istisnası içinde degerlendirilmesinin sözkonusu olamayacağı tespit edilmesine rağmen, poliçede yer alan atıf ile müvekkilinin bağlı olduğunun kabulüne karar verilmesinin ve hiçbir geçerli ve gerekçeli bir açıklama yapmadan davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu; Diğer taraftan, müvekkilinin atıf yapılan ek şartlar ile bağlı olduğu kabul edilse bile, Yerel mahkemenin müvekkilince yapılan ilk hasar bildiriminin 27.03.2014 tarihinde artık davalı şirketin acentesi olduğu noktasında tartışma bulunmayan ... Mümessillik Şirketine yapıldığının kabul edildiğini, ...'a yapılan ihtarname sonuçsuz kalınca bu sefer müvekkilince hasar ihbarının doğrudan davalıya 15.04.2014 tarihinde yapıldığının belirtildiğini, davalı ... şirketinin bu yazıya verdiği cevapta, gecikmeden kaynaklanan zararların sigorta kapsamı dışında olduğunu beyan ettiğini, bu cevapların bizzat davalının dilekçesinin ekinde sunulduğunu;Yerel mahkemenin de kabulünde olduğu gibi; donatanın iflasını Rusya Mahkemesi'nin 15.07.2014 tarihinde verdiğini, yani müvekkilinin davalıya hasarı bildirdiği zaman donatanın iflası diye bir durumun olmadığını, davalının o zaman da hasarı reddetmek eğiliminde olduğunu ve o zaman bunu gecikme sebebine bağladığını, davalı sigortacı kendisine hasar bildirildiğinde gerekli adımları atsaydı yükün kurtarılabileceğini, Mahkemenin donatanın iflasını sebep göstererek davalının sorumsuzluğuna hükmetmesinin onun davalıyı korumak adına olan beyhude bir çabasından ibaret olduğunu, müvekkilinin yükü korumak için gerekli özeni göstermediği gerekçesinin ise; yukarıda çürüttükleri gerekçeden daha da vahim olduğunu, tüm dilekçelerde ifade ettikleri üzere, müvekkilinin hasarı sigortacıya ihbar ettiğini, onun da gecikme sebebiyle reddettiği dönemde yükün gemide olduğunu, müvekkilinin yükü koruyabilmesi için yükü gemiden çıkarması gerektiğini, sigortacının katılımı olmaksızın bunu yapmasının bizzat sigorta poliçesine göre yasak olduğunu;“Geminin içine ve dışına kargonun garanti edilmiş YÜKLEMESİ VE/VEYA BOŞALTILMASI, her bir ambarın temizliği ve sızdırmazlığı yanı sıra yüklenen veya boşaltılan kargonun miktar ve kalitesini göstererek her bir yükleme çıkış denetim raporu için kontrol sonuçları üzerine SİGORTACI İLE ANLAŞMAYA VARILAN bağımsız denetçinin gözlemlemesi altında gerçekleşir.”Bu maddenin açıkça davalı sigortacı veya onun tayin ettiği gözlemci olmadan boşaltma işleminin mümkün olmadığını gösterdiğini, dolayısıyla yükü davalı sigortacı nezareti olmadan boşaltmanın mümkün olmadığını, bütün süreç boyunca müvekkilinin davalı ile yazıştığını, kendisi sürece dahil olmamayı seçtiği halde her durumdan kendisini bilgilendirdiğini, en sonunda davasını açtığını ancak dava açıldıktan sonra davalı tarafın reddetmeleri halinde incelemeyi kendileri olmaksızın yapacaklarını söylediklerinde müvekkilinin temsilcisi ile beraber tespit yapmayı kabul ettiğini, 07.04.2015 tarihinde tekrar başlayan yazışmalar neticesinde davalı sigortacının, sigorta sözleşmesinin herhangi sebeple geçersizliğine vurgu yapmadan tespite katılmayı kabul ettiğini, yükün çoğunun gemide olmadığını ve konşimento asıllarının halen müvekkilinin elinde olduğunu öğrendiği anda gerekçe göstermeksizin yazışmaları sona erdirdiğini;Yerel mahkemenin bir yandan müvekkilince hasar ihbarının Mart 2014 ve Nisan 2014'de iki kere yapıldığını kabul ederken, davalı tarafından bu hasar bildirimleri gecikme sebebi ile reddilirken, gerekçesinin devamında Aralık 2013-Haziran 2014 arasında gerçekleşen süreçte davalının bir kusuru bulunmadığına hükmetmesinin hayret verici bir durum olduğunu, Mart 2014 ve ve Nisan 2014 tarihindeki yazışmaların içeriği ve hukuki sonuçları ile ilgilenmediğini sadece davalıyı korumaya çalıştığını, TTK'nın 1448. maddesinin de sigortacının haklarının korunması için sigortalının alacağı önlemlerin makul olmasını ve sigortacının talimatlarına olabildiğince uyulması yükümlülüğünü yüklediğini, müvekkilinin yükü davalı sigortacının nezareti olmadan boşaltamayacağını ve davalının da müvekkiline verdiği bir talimatın olmadığı göz önüne alındığında müvekkilinin hangi yükü korumak konusunda nasıl ağır bir ihmalinin olduğunu Yerel mahkemenin hiçbir şekilde açıklamadığını;İstinaf mahkemesi tarafından Yerel mahkeme kararının kaldırılmasının ve dosyanın geri gönderilmesinin sonucu değiştirmeyeceğini, bu sebeple Yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabul edilmesi gerektiğini, diğer taraftan, 01.04.2021 tarihli istinaf dilekçesinde zikrettikleri istinaf sebeplerinin aynen geçerliliğini koruduğunu, bu sebeple, ilgili istinaf dilekçesinde yer alan istinaf sebeplerinin bu dilekçede yer alan istinaf sebepleri ile beraber değerlendirilmesi hususunu arz ettiklerini beyanla istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına Yerel mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Ltd vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesi ile; Yargılamanın sadece müvekkiline karşı yürütülmüş olduğunun ve diğer davalı görünen ...'ın davalı sıfatının bulunmadığına karar verilerek yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, deniz yolu ile taşınacak emtianın gemiye yüklendikten sonra ziyaa uğradığından bahisle oluşan zararın sigorta poliçesi kapsamında sigorta şirketinden tazmini talebine ilişkindir Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Mahkemece verilen ilk kararın Dairemizin 08/06/2023 tarihli, 2021/834 Esas ve 2023/993 Karar sayılı kararı ile kaldırılmasından sonra verilen istinaf incelemesine konu kararda; dava konusu yüke ilişkin olarak, davalı ... Ltd. tarafından düzenlenen sigorta poliçesinde ... A.Ş.'nin "Claima Agent" yani hasar temsilcisi olarak gösterildiği, TTK'nın 103/1-(b) maddesi gereğince 105. maddesindeki acentelik hükümlerine tabi olduğu, bu nedenle davada, davalı ... şirketini temsilen ...'a dava yöneltilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, ...'a karşı açılan davada, davalı asil vekili doğrudan davaya katılana kadar yapılan yargılama faaliyetlerinin davalı bakımından geçerli olduğu, bununla birlikte, davalının doğrudan davaya katıldığı tarihten sonra ...'ın iş bu davada, davalıyı temsil yetkisinin sona erdiği kabul edilmiş olup; dosya kapsamına sunulan sigorta poliçesinde davalı ... A.Ş. yönünden "hasar yetkili temsilcisi" kaydının bulunduğu, bu kayda göre davalı ... A.Ş.'nin TTK'nın 103/1-b maddesi kapsamında kabul edilmesi ve aynı madde uyarınca hakkında acentelerle ilgili 105. maddenin uygulanması mümkün ise de, TTK'nın 105. maddesi uyarınca acenteye izafeten dava yönlendirilebilmesi için acentenin dava konusu sözleşmeye aracılık etmesi veya sözleşmeyi akdetmesinin gerektiği, dava konusu sigorta poliçesinin bizzat davalı ... Ltd. tarafından imzalandığı, dolayısıyla davalı ...A.Ş.'ye karşı ... Ltd.'ye izafeten dahi dava açılamayacağı, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçeleri yerinde değilse de, bu hususun açıkça istinaf sebebi olarak ileri sürülmediği, kendisine dava yöneltilenin .... Ltd. olması sebebiyle vekili tarafından dosyaya sunulan cevap dilekçesinde dayanılan vakıa ve delillerin savunmanın genişletilmesi kapsamında olmadığı, davacı vekilinin bu kısma yönelik istinaf sebepleri yerinde olmayıp, açıkça istinaf sebebi olarak ileri sürülmeyen diğer hususların ise Dairemizce değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılmıştır.Dosya kapsamında bulunan poliçede sigorta ettiren dava dışı satıcı ..., sigortacı ise davalıdır. Poliçe "emre" kaydı ile düzenlenmiş olup davacının elinde olduğundan, davacı ... lehtarıdır. Her ne kadar davacı ... sözleşmesinin tarafı değilse de, davalı ... şirketi rizikoyu poliçede yer alan şartlar uyarınca sigorta etmiş olup poliçede sigorta teminatının "Taşıma Sigortası Kuralları" uyarınca sağlandığı kabul edildiğinden, davalının sorumluluğunun belirlenmesinde poliçe ekindeki Yük/Taşıma Sigortası Kurallarının dikkate alınması gerekir. Gerek poliçe eki olan Yük Sigortası Kurallarının taraflar arasında sigortadan doğan tüm uyuşmazlıkların Rusya Federasyonu Hukukuna göre çözümleneceğine dair 23. maddesi, gerekse Mahkemece de kabul edildiği üzere uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması nedeniyle MÖHUK'un 24. maddesi kapsamında, somut uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, sigorta şirketinin mukim olduğu ülke hukuku, yani davalı ... şirketinin mukim olduğu Rusya Federasyonu Hukuk Kurallarıdır.

Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, üç ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Mahkemece alınan ilk bilirkişi raporu, iki kişilik bilirkişi heyetince, ikinci bilirkişi raporu üç kişilik bilirkişi heyetince, hükme esas alınan son bilirkişi raporu ise beş kişilik bilirkişi heyetince düzenlenmiş olup, bu raporda, daha önceki bilirkişi raporları ve dosyaya taraflarca ayrı ayrı sunulan uzman görüşleri arasındaki çelişkiler giderilmiştir. Davacı tarafça ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan dava, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiştir. Davacının sigorta edilen yükün maliki, yani sigorta lehtarı olarak davalı ... şirketinden tazminat talep edebilmesi için poliçe kapsamındaki rizikonun gerçekleştiğini ve bu nedenle zarara uğradığını ispat etmesi gerekir. Mahkemece de açıklandığı üzere sigorta poliçesinin koruması, geminin hareket etmesinden önce başlamış ve tam tarihi belirlenememekle birlikte riziko gerçekleşmiştir. Davacı ve davalı ... şirketinin katılımı ile yapılan 17.11.2014 tarihli incelemede gemide bulunan bir miktar emtiadaki hasar tespit edilmiştir. Öte yandan yükün gemiye 15.12.2013 tarihinde yüklendiği ve geminin bu tarihten itibaren limandan hareket edemediği uyuşmazlık konusu değildir. Her ne kadar davacı tarafından gemi maliki ile yeni bir taşıma sözleşmesi akdedilmiş ise de, gemi malikinin iflasına karar verilmesinden sonra mevsimsel faktörler nazara alınarak yükün gemiden bir an önce tahliyesi için gerekli yollara başvurulmamıştır. Bu süreçte geminin elektriğinin kesildiği ve gemi adamlarının gemiyi terk ettikleri davacı tarafından da bilindiğinden bu durum davacı yönünden ağır kusur teşkil etmektedir. Sonuç olarak Mahkemece, rizikonun gerçekleşmesine sebep olan olayların, sigorta poliçesi ekindeki Yük Sigortası Kuralları'nın sigorta teminatı dışında kalan halleri düzenleyen 6. maddesinde yer alan ve "hasar veya zıyanın yükün deniz yoluyla taşınması sırasında gerçekleşmesi halinde sigortalı veya lehtarın kasıtlı suistimali" şeklinde düzenlenen e bendi; "donatanın, yöneticilerin, gemi kiracıları veye gemi işletmecilerinin tasfiyesi veya mali aciz hali" şeklinde düzenlenen "m" bendi ile Rusya Federasyonu Hukuku Deniz Ticareti Kanunu'nun 265. maddesinde yer alan; "sigorta şirketi, sigorta ettirenin veye lehtarının veya onun temsilcisinin kasıtlı hareketi veya ağır ihmali/dikkatsizliği sonucunda oluşan zararlara ilişkin sorumlu tutulamayacaktır" şeklindeki düzenlemeleri kapsamında sigorta poliçesinin sağladığı teminata dahil olmadıkları, davacının ağır kusuru nedeniyle davalının tazminat sorumluluğunun sona erdiğinin kabul edilmesi, dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu gibi açıklanan yabancı hukuki düzenlemeler TTK'nın 1429 ve 1448. maddelerine paralel düzenlemeler olup somut olaya uygulanmaları nedeniyle çıkan sonucun Türk kamu düzenine, TTK'nın emredici düzenlemelerine aykırı olduğu da söylenemeyeceğinden, davacı vekilinin somut olayda MÖHUK'un 6. maddesi kapsamında Rusya Federasyonu Hukukunun uygulanamayacağına dair istinaf sebepleri ile diğer tüm istinaf sebepleri haksız bulunmuştur. Dava dilekçesinde ... A.Ş.'ye karşı, davalı ... Ltd'yi temsilen dava yöneltildiği, davalı ... A.Ş.'nin davaya cevap dilekçesi sunduğu, Mahkemece yargılamaya davalı ... Ltd. ile devam edildiği, yukarıda açıklandığı üzere ... A.Ş.'ye karşı izafeten dahi dava açılamayacağından sonuç olarak anılan davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesi doğru olup davalı ... Ltd'nin istinaf başvurusunun haksız olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekili ile davalı ... Ltd'nin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ... Ltd'den alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı bu davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6- Artan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenmöhuk'unbirliktesigortacıtaraflarınesastanYükKaynaklanan)anlaşmayaözetiAlacaklılığındankararistinafreddinederecesebeplerininistanbulVedeğerlendirilmesi(GemisavunmasınınsebeplerimahkemesininboşaltılmasımöhukgaftakararınınyüklemesiilerivarılanAlacakdosyaiddianumarasıveveyahüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim