İstanbul BAM 13. HD 2021/2410 E. 2024/850 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/2410
2024/850
16 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2410 Esas
KARAR NO: 2024/850 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/257 Esas - 2021/808 Karar
TARİHİ: 19/10/2021
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 16/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı tarafından sözleşme ile taahhüt edilen "TV format demo çekim'' işi için Bogota aktarmalı Lima-Kolombiya'ya seyahat eden iki yönetmenin taşınması amacı ile 31.07.2019 kalkış, Bogota aktarma, Lima varışlı iki (2) bilet tedarik edildiğini, biletlerin ... ve ... numaralı biletler olduğunu, yolculara ait bagaj ve çekim malzemeleri ile ekipmanların bagaj kartı ile taşımaya alındığını, Bogota'da bagajın bulunamadığını ve çok sonra bagajın varma yerine ancak 05.08.2019 tarihinde ulaştığını, aynı uçakta 100'den fazla yolcunun bagaj sorunu yaşadığını, yaşanan gecikme sebebi ile ara uçuşların ücretleri, otel konaklama ücretleri, ceza ödeyerek değiştirildiğini, hatalı bilgilendirmeler yüzünden çeşitli kez değişiklikler yapıldığını ve zararın katlandığını, ayrıca daha önce Bogota'ya giden prodüksiyon amiri için de ek konaklama, uçuş bilet değişikliği gibi ek masraflar olduğunu, davalının acil ihtiyaçlar dışında geç teslim nedeniyle tazminat ödemediğinin bildirildiğini ve taleplerinin reddedildiğini, 23.10.2019 tarihli 41768 yevmiye sayılı Noter ihtarı ile gönderilen ihtar ve talebe de olumlu cevap verilmediğini, müvekkil şirket yetkilileri/personellerinin hiçbir kusurlu eylemi/işlemi olmaksızın davalının bagajları süresinde teslim etmemesi ve müvekkilini yanlış yönlendirmesi nedeniyle oluşan zarardan, Montreal Anlaşması’nın 22. maddesi ve diğer ilgili hükümleri, Türk Sivil Havacılık Kanunu ayrıca Türk Borçlar Kanunu ve ilgili diğer yasal mevzuat hükümleri gereğince sorumlu olduğunu, bagajları teslim eden yolcular Yönetmen ... ve Görüntü Yönetmeni ... ile uçuşun son durağı olan Lima’da çekimlerde kullanılacak teçhizatların gelmesini bekleyen Yapımcı ...’un ekstra konaklamalarından kaynaklanan otel konaklama bedelleri, bagajların teslim alınamaması nedeniyle aktarmalı diğer uçuşa yetişilememiş olması sebebiyle yeniden alınan uçak biletleri, THY ile defalarca telefon görüşmesi yapılması nedeniyle ödenen telefon fatura ücreti vb. zarar kalemleri olduğunu beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 54.181,82 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat alacağının, zararın oluştuğu tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı ... tarafından 31.07.2019 tarihli ... sefer sayılı İstanbul-Bogota seferinde bagajların geç teslim edildiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talepli dava ikame edildiğini, bu davanın kabulünün mümkün olmadığını, 31.07.2019 tarihli taşımanın uluslararası bir taşıma olduğu ve olaya 1999 Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerektiğini, Konvansiyona göre yolcu taşıma sözleşmesinin tarafının yolcular olduğunu ve hak iddiasında da ancak yolcuların bulunabileceğini, bu kişilerin ... ve ... olduğunu, bagaj kayıtlarının da yolcular adına olduğu ve bildirim süresi içinde gecikme zararı bildirilmediğini, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, Montreal Konvansiyonu m.31 gereği 21 gün içinde gecikme zararı ve tazmin talebi bildiriminde de bulunulmadığını, davalı şirkete 23.10.2019 tarihli noter ihtarına kadar gecikme zararı ve tazmin talebinin iletilmediğini, maddi zarar iddialarının sabit olmadığını, geciken bagajları adrese teslim etmeyi taahhüt etmelerine rağmen Bogota'da ek konaklama ve sair masraflardan tazmin talep edilemeyeceğini, bagaj zararında taşıyıcının sorumluluğunun 1288 SDR ile sınırlı olduğunu, manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, faiz talebinin ancak karar tarihinden itibaren olabileceğini beyala davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 19/10/2021 tarih ve 2020/257 Esas - 2021/808 Karar sayılı kararında;"Dava; bagajın geç teslimi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.ahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır.Dosyaya sunulan "Muvafakatname" başlıklı belge incelendiğinde, ... ve ... yaptıkları çekim ve 6 bölümlük belgesel programının her türlü maddi ve fikri mülkiyet haklarını davacıya devir etmiştir. Ancak 16.01.2019 tarihli bu belgede, dava dışı yolcular ... ve ... yolculuk kaynaklı maddi tazminat ve sair haklarına dair bir içerik bulunmamaktadır. Çekim yapılan belgesel programında ... yönetmen, ... görüntü yönetmeni, ... ise yapımcı olarak tanımlanmış ve davacı ile dava dışı ... firması arasında sözleşme kapsamında çekimler yapıldığı anlaşılmaktadır. Çekimler KDV hariç 700.000 TL bedellidir. Davacı, bu işi dava dışı ... İletişim firmasına da kullandırma sözleşmesi yapmıştır. Burada 210.000 TL bedelle anlaşma yapıldığı gözlenmektedir. Yolculardan ... için ... bagaj sorunu tutanağı incelendiğinde "giysi ve hediyelikler'' olan bagajın varma yerinde olmadığı bildirilmektedir.Aynı şekilde yolcu ... için de tutanak düzenlenmiş, bagaj içeriği "giysi ve hediyelikler" olarak belirtilmiştir. Montreal Konvansiyonu ve gerekse 6102 sayılı TTK hükümleri incelendiğinde taşıyıcı ile sözleşmesel ilişkiyi bilete göre belirlemekte ve yolculuktan kaynaklı her türlü zarar ve tazmin haklarını yolcuya tanımaktadır. Somut olayda yolcular zamanında Bogota'ya varmış; ancak bagajları gecikmiştir. Bagaj gecikmesi sebebi ile zararlarının tazminini isteme yetkisi yolcular ... ile ... aittir. Davacının bilet bedeli ödemesi yapmak, sözleşme ile yolcuların yolculuğunu organize etmek gibi bir durumu da sabit değildir. Kaldı ki yolcu taşımasından organizatörlük veya komisoynculuk da yasaktır.Buna göre; davacının aktif husumet ehliyeti için yolculardan yolculuk kaynaklı zarar ziyanlarının tazmini konusunda yetki veya temlik alması gerekmektedir.Dava dışı ... ve ... adlı yolcuların 31,.07.2079 tarihli Bogota-Kolombiya seferinde bagajlarının 5 gün kadar gecikme ile teslim edildiği, adı geçen yolcuların 21 günlük hak düşürücü bildirim süresi içinde, bagaj gecikmesi ile ilgili zarar bildirmediği, dava dışı yolcuların bagaj gecikmesi sebebi i]e zararının sabit olmadığı, dava dışı kişilerde yapılan kredi kartı ödemelerinin davacı şirket ödemesi olarak kabul edilemeyeceği, sunulan harcama belgelerinden hangisinin gecikme sebebi ile hangisinin gerçek olağan süreç için harcama yapıldığını ortaya koymaktan uzak olduğu, dava dışı yolcu başına 1.131 SDR ile sınırlı davalının gecikme zararını tazmin sorumluluğunun gündeme gelmesi için zararın sabit olması ve yine 21 gün içinde bildirimin yapılmış olması gerektiği, davacının yolculardan muvafakat veya temlik de almadığı, bu kapsamda davacının sıfatı buIunmadığı, zararının sabit olmadığı ve yolcularla irtibatının gereği gibi ortaya konulamadığı, alınan bilirkişi raporunun da bu hususu destekler nitelikte olduğu anlaşılmakla davacı şirketin aktif husumetinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.Manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede;Manevi tazminatın nasıl belirleneceği konusu Yargıtay HGK.'nun 24.12.2014 tarih ve 2014/21-872 E., 2014/1086 K. sayılı kararında belirtilmiştir. Gerçekten de söz konusu karara göre; “...Manevi tazminat isteminin temelinde, davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları; zarar, fiil ile zarar arasında illiyet bağı, fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir. Öte yandan, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, taktir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda taktir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Yine BK 47 (TBK 56). maddesi hükmüne göre; hâkimin özel halleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından hâkim, M.K.nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir. Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.” Somut olayda davacının söz konusu olay nedeniyle manevi zararı ispatlanamadığı gibi böyle bir zararı talep etme hakkı da bulunmadığından bu talebin de reddine karar verilmiştir.Açıklanan nedenlerle aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, "Davanın REDDİNE," karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemenin müvekkili şirketin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı yönündeki değerlendirmeleri hukuka aykırı olup dosya kapsamına ibraz edilen tüm belgelerden görüleceği üzere yolcuların çekim için gittikleri seyahat masraflarının müvekkili şirket tarafından karşılandığını, bu hususta yeniden inceleme yapılması, müvekkili şirketin zarara uğradığının tespitine karar verilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalı firma tarafından bagajları geç teslim edilen yolcular Yönetmen ... ve Görüntü Yönetmeni .... ile uçuşun son durağı olan Lima’da çekimlerde kullanılacak teçhizatların gelmesini bekleyen Yapımcı ...’un ekstra konaklamalarından kaynaklanan otel konaklama bedelleri, bagajların teslim alınamaması nedeniyle aktarmalı diğer uçuşa yetişilememiş olması sebebiyle yeniden alınan uçak biletleri, THY ile defalarca telefon görüşmesi yapılması nedeniyle ödenen telefon fatura ücreti vb. zarar kalemlerine ilişkin excel listesi, kredi kartı hesap dökümü ve fatura/belgelerin dosya kapsamına ibraz edilerek davalı firmanın kusurlu eylemleri nedeniyle tüm zararın müvekkili şirket tarafından ödendiğinin açıkça ifade edildiğini, davacı sıfatının davaya konu hakkın sahibini belirlediğini; Mahkemenin; "Davacının bilet bedeli ödemesi yapmak, sözleşme ile yolcuların yolculuğunu organize etmek gibi bir durumu da sabit değildir." şeklinde ileri sürdüğü gerekçesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamına sunulan deliller ile müvekkili şirketin bilet ödemelerini gerçekleştirdiğinin ve süreci yakından takip ettiğinin açık olduğunu, zararın davalının tazmin yükümlülüğünü doğuran zararın zarar verici olay vuku bulmasaydı müvekkilinin malvarlığındaki durumla, olayın vuku bulması neticesindeki malvarlığının göstereceği durum arasındaki fark olduğunu, davalı tarafın kusurlu eylemleri nedeniyle malvarlığında azalma meydana gelen müvekkili şirket zararının TBK., Türk Sivil Havacılık Kanunu ve Montreal Anlaşması hükümleri gereğince tazmini gerektiğini, mahkeme huzurunda dinlenen tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, salt itiraza uğrayan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verildiğini, Mahkeme her ne kadar "dava dışı yolcuların bagaj gecikmesi sebebi i]e zararının sabit olmadığı, dava dışı kişilerde yapılan kredi kartı ödemelerinin davacı şirket ödemesi olarak kabul edilemeyeceği," şeklindeki gerekçe ile müvekkilinin zarara uğramadığına yönelik değerlendirme yapmış ise de Yerel Mahkeme huzurunda müvekkili şirket muhasebe ve finans müdürü ile müvekkili şirketle anlaşma yapan prodüktörün tanık olarak dinlendiğini, dosyada dinlenen tanık beyanları ile de görüleceği üzere davalı firmanın haksız ve hukuka aykırı eylemleri nedeniyle müvekkilinin hem maddi hem de manevi zararlarının söz konusu olduğunu, Mahkeme kararında tanık beyanlarının dikkate alınmadığını ve müvekkili yönünden hakkaniyete aykırı karar verildiğini, tanık beyanları dikkate alınmaksızın yapılan yargılama hakkaniyete aykırı olup müvekkili şirketin mağduriyetini artırdığını, müvekkili şirket tarafından karşılanan masraf kalemlerinin belirtildiğini;İşbu ekstra konaklamalarından kaynaklanan otel konaklama bedelleri, bagajların teslim alınamaması nedeniyle aktarmalı diğer uçuşa yetişilememiş olması sebebiyle yeniden alınan uçak biletleri, THY ile defalarca telefon görüşmesi yapılması nedeniyle ödenen telefon fatura ücreti vb. zarar kalemlerinin müvekkili şirket tarafından karşılanmış olduğunun tüm bu süreçlere vakıf kişiler tarafından ve dosyadaki yazılı deliller ile ispatlandığını, Dairemizin yapacağı inceleme neticesinde tanık beyanlarının dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Yerel mahkeme tarafından taraflarınca itiraza uğrayan bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmiş olup itirazlarının dikkate alınmadığını ve eksik inceleme yapıldığını, dosya kapsamına sunulan raporda zararın tazminini isteme yetkisinin yolculara ait olduğuna dair değerlendirme yapıldığını ancak taraflarınca rapora karşı sunulan itiraz dilekçesinde yapılan tespitin hatalı olduğunun dosyada mübrez deliller ile zarara uğrayanın müvekkili şirket olduğunun ifade edildiğini, bu hususta dosya kapsamına ibraz edilen uçak biletlerinin nasıl alındığı veyahut kim tarafından alındığı hususunun araştırılması için davalı firmaya müzekkere yazılmasının talep edildiğini, işbu talepleri karşılanmamış olduğu gibi itiraza uğrayan bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmiş olmasının da haksız ve hukuka aykırı olduğunu;Bu hususta alınan bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarının sunulduğunu, yeni bir bilirkişiden itirazlarını karşılayacak mahiyette rapor tanzim edilmesi talep edilmiş olmasına rağmen Yerel mahkeme tarafından taleplerinin değerlendirilmediğini, zarara uğrayanın müvekkili şirket olduğuna ilişkin detaylı araştırma ve inceleme yapılmadığını, zarar kalemlerine ilişkin excel listesi, kredi kartı dökümü ve fatura/belgeleri, whatsapp yazışmaları ve THY ile yapılan tüm yazışmalar dosyaya defaten ibraz edilmesine rağmen gerek bilirkişi tarafından gerekse Yerel mahkeme tarafından zararın ispatlanmadığı yönündeki değerlendirmelerin hatalı olduğunu; Zarara uğrayanın müvekkili şirket olduğu hususunda en ufak bir tereddüt dahi bulunmamaktayken gerek ispatlanamadığı, gerekse müvekkili şirketin aktif husumetinin bulunmadığı yönündeki değerlendirmelerin haksız ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasında bir ticari ilişki söz konusu olmayıp dosya kapsamına sunulan belgelerin ispat yükümlülüğünü karşıladığını ancak bilirkişi tarafından sunulan belgeler kapsamında inceleme yapılmamış olmasının eksik inceleme yapıldığını açıkça ortaya koyduğunu, nitekim işbu yargılamanın hakkaniyetli yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken en önemli hususun zarar gören sıfatının, haksız fiil nedeniyle mamelekinde azalma yaşayan müvekkili şirkete ait olduğu olduğunu, diğer bir ifadeyle zarar gören doğrudan müvekkili şirket olduğu için, uğradığı zararın tazminini talep etmesi için bir başkası tarafından kendisine temlik/devir zaruretinin söz konusu olmadığını, dolayısıyla yapılan ödemelerin müvekkili şirket tarafından gerçekleştirildiğinin tereddüte yer vermediğini, müvekkili şirketin yolculardan devir/temlik alması gerektiğine dair gerekçenin taraflarınca kabul edilemeyecek nitelikte olduğunu;Yerel mahkemenin; "sunulan harcama belgelerinden hangisinin gecikme sebebi ile hangisinin gerçek olağan süreç için harcama yapıldığını ortaya koymaktan uzak olduğu" şeklindeki gerekçesi haksız olup zira yapılan harcamaların uçak gecikmesinden kaynaklı olduğunun açıkça anlaşıldığını, itiraza uğrayan bilirkişi değerlendirmesine göre hukuki gerekçe ileri süren Yerel mahkeme değerlendirmesi kabul edilemez olup işbu kararın kaldırılması gerektiğini, rapora karşı itiraz dilekçesinde de izah edildiği üzere dosyada yer alan gecikme nedeniyle yeniden alınan uçak biletlerinin tarihleri, uçuş durakları, otel rezervasyon tarihleri ve lokasyonları, telefon faturası ve telefon görüşmeleri dökümleri bir bütün olarak incelendiğinde, bahse konu harcamaların başka bir sebeple yapılmasının manasız ve imkansız olacağının açıkça görüldüğünü, tüm harcama kalemlerinde, örneğin gecikme nedeniyle yeniden alınan uçak biletlerinde "bagaj gecikmesinden kaynaklı yeni bilet" gibi bir açıklamanın yer almasını beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işbu yargılamanın yapılmasının nedeninin somut olayın tamamının, mevcut yazılı deliller ve takdiri deliller çerçevesinde incelemesinin sağlanması ve olay örgüsünün bir bütün olarak dikkate alınarak hakkaniyetli karar verilmesinin sağlanması olduğunu, aksi halde her belgede tek tek "bagaj gecikmesinden kaynaklanan harcama" gibi bir ibarenin yer alması beklenirse, haksız fiil nedeniyle zarara uğrayan hiç kimsenin zararını ispatlamasının mümkün olmayacağını, bu nedenle dosyada mevcut yazılı deliller ile olay örgüsü ve tanık beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmemesi neticesinde hakkaniyete uygun olmayan bir karar verildiğini düşündüklerini;Yerel mahkeme tarafından 21 günlük süre içerisinde bildirimde bulunulmadığının belirtildiğini ancak bu hususta yalnızca Montreal Konvansiyonu kapsamında değerlendirme yapıldığını, TBK kapsamında değerlendirme yapılmadığını, eksik ve hatalı inceleme neticesine oluşturulan kararın kabulünün mümkün olmadığını, somut dava, haksız ve hukuka aykırı eylem nedeniyle maddi/manevi zararın tazminine ilişkin olup, TBK hükümlerinin de dikkate alınarak tespit ve yargılama yapılması gerekirken hatalı olarak tanzim edilen bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm tesis edildiğini, dava dışı ... ve ... tarafından 21 gün içerisinde gecikme zararı bildirimi ve tazmin talebinde bulunulmadığından bahisle hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu yönünde tespitte bulunulduğunu ancak bu hususta yargılama aşamasında davalı firma ile yapılan görüşmelerin celbinin talep edildiğini, gecikmenin yaşanmasından itibaren davalı firmaya gerekli bildirimlerin yapıldığını ancak tüm bu hususların göz ardı edildiğini, işbu davanın, haksız fiilden kaynaklanan zararın tazmini talepli olduğu göz önüne alındığında TBK hükümleri gereğince de yargılama ve inceleme yapılması gerektiğinin dikkate alınmadığını;TBK'nın Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri”ni düzenleyen 49. maddesinin; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmünü içerdiğini, müvekkili şirketin, doğrudan yolcu olmadığını ancak davalının haksız eylemi nedeniyle mamelekinde azalma yaşayan olarak zarar gören sıfatına tabii olduğu dikkate alındığında, salt Montreal Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılamayacağının ve TBK'nın haksız fiilden kaynaklanan hükümlerinin dikkate alınarak hakkaniyetli bir inceleme yapılması gerektiğinin aşikar olduğunu, bu nedenle somut olayda haksız fiil hükümleri de dikkate alınarak ayrıca inceleme yapılması gerektiğini, Yerel mahkeme tarafından eksik ve hatalı olarak yapılan incelemenin kabulü mümkün olmayıp bu bağlamda kararın kaldırılması gerektiğinin açık olduğunu; Mahkeme tarafından müvekkilinin manevi tazminat isteminin ispatlanamadığına dair değerlendirme hatalı olup kabulünün mümkün olmadığını, bagajların geç teslimine ilişkin olarak müvekkili şirketin bünyesinde çalışan herkese zor günler yaşattığını, davalının yönlendirmesiyle Bogota Havalimanı’nda gelmeyen bagajlar için eksik bir belgeleri olmaması adına hem İstanbul’da şirket merkezindeki çalışanların hem de yönetmen ekibinin olay yerinde saatlerce çaba sarfettiğini, işbu hususun tanık beyanları ile de sabit olduğunu, müvekkili şirketin geciken bagajların takibi için günün her saati, gece yarısı ve hafta sonu da dahil olmak üzere şirket yetkilileri bilgi almaya çalışarak THY ile irtibat halinde kaldığını, bu hususta THY ile olan görüşmelerin celbi talep edilmiş olmasına rağmen bu talebe yönelik herhangi bir inceleme yapılmadığını, davalı firma görevlileri tarafından farklı ve yanlış bilgiler aktarılarak müvekkili şirket ve çalışanlarının gerginlik içerisinde kaldığını, 5 gün boyunca çekim yapmak için giden ekibin ve çekim sonrasında programları olan kişilerin “bu bagajlar gelemeyecek diyerek” umutsuz bir döneme, işi bırakma noktasına geldiklerini, tüm bu hususların dosyaya ibraz edilen konuşmalardan da açıkça görüldüğünü, sürecin sonuna doğru (5 gün geçtikten sonra) bagajların teslim edileceği gün bilgisinin Bogota Havalimanı’nda bulunan çekim ekibine verildiğini, THY’nin müvekkili şirkete verdiği hiç bir doğru bilginin olmadığını, görüşmede bir bagajın da sistemde görülmediği kayıp ya da farklı bir yere gittiği ihtimalinin söylendiğini; O gün haliyle panik halinde belki yirmiden fazla kez davalı firma ile görüşme yapıldığını, davalı firmanın süreç içerisinde verdiği bilgilerin farklılık gösterdiğini, THY görevlileriyle görüşen müvekkili şirket çalışanlarının kendilerine olan güvenlerini bile kaybettiklerini, tüm bunların yanı sıra kendi sektöründe tanınmış bir firma olan müvekkili şirketin süreci bizzat yaşayan yönetmenlerin gözünde problemli, süreci dahi yönetemeyen, çekimlerde sıkıntı yaratan bir firma olarak görüldüğünü ve ticari itibarının sarsıldığını, serbest piyasa koşulları içerisinde bir belgesel çekimi işini kendi başarılarıyla almayı başarmış olan müvekkili şirketin belgesel çekimini yapamayacak duruma getirildiğini, müvekkili şirketin piyasadaki ticari itibarını sarsan ve tüm süreç boyunca bütün çalışanların yoğun bir gerginlik yaşamasına sebebiyet veren davalının, uğranılan manevi zararı gidermesi gerektiğinin açık olduğunu, Dairemizin tüm hususları irdelemesini talep ettiklerini, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarının da bu yönde olduğunu, YHGK 07.02.2019 tarih, 2017/11-1976 E., 2019/81 K. sayılı kararında manevi tazminat isteminin kabulüne karar verildiğini beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına,, yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, havayolu ile yolcu taşıma sözleşmesine aykırı olarak geç teslim edilen bagajlar nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararların tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf, yapımcısı olduğu bir belgesel projesi nedeniyle çekim yapmak üzere Lima'ya giden yönetmelerin bagajlarının aktarma yeri olan Bogota'da davalı tarafından teslim edilemediğini, bagajların kaybedildiğini ve ancak 5 günlük bir süre sonra bulunarak teslim edildiğini, bu nedenle yönetmenlerin aktarmalı diğer uçuşlarını da yapamadıklarını, ayrıca bagajları beklemek için aktarma yerinde konaklamak zorunda kaldıklarını, yine yönetmeleri bekleyen yapımcı için de ekstra konaklama ücreti ödendiğini, davalı ile sürekli olarak telefon görüşmeleri yapıldığını, bu masrafların tamamını kendisinin karşıladığını, yaşanan olaylar nedeniyle yönetmenler ve diğer şirket çalışanlarının stres ve sıkıntılar yaşadıklarını beyan ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, davalı taraf davacı şirketin aktif husumetinin bulunmadığını, zararın ispat edilemediğini, talep edilen zarar kalemlerinin olayla ilgisinin olmadığını, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafça ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan dava, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüştür. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; dava konusu taşıma sözleşmesinin davalı ile dava dışı ... ve ... arasında kurulduğu, davalının bagajları 5 gün geç teslim etmesinin sözleşmeye aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin nispiliği ilkesi gereğince sözleşmenin tarafı olmayan davacının davalıdan, sözleşmeye aykırı eylemi nedeniyle talepte bulunamayacağı, her ne kadar davacı tarafından söz konusu sözleşmeye aykırılığın aynı zamanda haksız fiil olduğu ve TBK'nın 49 vd maddeleri uyarınca değerlendirme yapılması gerektiği iddia edilmiş ise de, haksız bir fiil nedeniyle zarar gördüğünü iddia eden kişinin, zararını ve bu zararı ile haksız fiil arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiği, davacı tarafından maddi zarar kalemi olarak ertelenen uçuşlar nedeniyle yeniden alınan uçak biletleri, otel konaklama ücretleri ile davalı ile yapılan telefon görüşme ücretlerinin gösterildiği, bu kapsamda dosyaya kredi kartı ekstreleri, bir kısım otel konaklama faturaları ile yazışmaların sunulduğu, sunulan kredi kartlarının ... ve ... adına kullanıldıkları, kredi kartlarının davacı şirket adına kullanılıp kullanılmadıklarının, ekstrelerde ... açıklaması olan harcamaların ne için yapıldığının anlaşılamadığı, davacı tarafından sunulan yazışmalardan davalının, dava dışı yönetmenlere kaybolan bagajları Lima'da teslim edebileceğinin ancak yönetmenlerin garanti olması açısından bagajları Bogota'daki hava limanından teslim almak istediklerinin anlaşıldığı, buna göre davalı tarafından bagajların geç teslim edilmesi şeklinde tezahür eden haksız eylem ile davacının yaptığı harcamalar arasındaki illiyet bağının ispatlanamadığı, manevi tazminat talebinin koşullarının oluşmadığı, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02