SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1514 E. 2024/80 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1514

Karar No

2024/80

Karar Tarihi

25 Ocak 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1514

KARAR NO: 2024/80

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 23/03/2021

DOSYA NUMARASI: 2018/183 Esas - 2021/443 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 25/01/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin ... markası ile kız çocuk tekstil ürünleri tasarım, dizayn, üreticisi ve satıcısı olduğu, kendi markası ile kurduğu sistem üzerinden Franchise veren bir firma olduğunu, borçlu ile davacı arasında yapılan 20.04.2017 tarihli Franchise sözleşmesi gereği müvekkilinin Erenköy Franchise bayisi olduğunu, borçlunun müvekkili şirketten aldığı tekstil ürünlerini sattığını, müvekkili şirket nezdinde borçlu için cari hesap tutulduğunu, davalının sözleşme şartlarına uymaması ve iyi niyete aykırı davranması sebebiyle sözleşmenin müvekkili tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 05.12.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı İhtarnamesi ile feshedildiğini ve cari hesap borcunun ödenmesinin ihtar edildiğini, fesih sonrasında davalıya konsinye bırakılan ürünlerin davalıda olanlarının teslim alındığını, davalının müşterilerine sattığı ürünler sebebiyle cari hesap borcunun gerek fesih ihbarında yapılan ihtarla gerekse de sözlü olarak defalarca talep edildiğini fakat borcun ödenmediğini, istanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlunun süresi içerisinde itirazı ile takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, % 20' den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile 20.04.2017 tarihinde yapılan Franchise Sözleşmesi gereğince, franchise ücreti olan 30.000,00-TL'nin davacı şirket hesabına yatırıldığını, davacı şirketin talebi üzerine Erenköy'de kiraladığı mağazanın konsepti için toplamda 48.950,00-TL masraf yaptığını, davacı şirket ile ticari ilişkinin süreceğine olan güveni nedeniyle şirketin bütün taleplerini kabul ettiğini, davacı şirketin fesih ihtarnamesine Adana .... Noterliğinin 11.12.2017 tarih ... yevmiye no'lu ihtarnamesi ile cevap verdiğini, davacının sözleşmeyi feshinin hukuka aykırı ve dayanaksız olduğunu, davacıya bütün ödemelerini düzenli olarak yaptığını ve ödeme yapabilmek için kredi kullandığını, davacının haziran ayından itibaren sebepsiz yere ürün yollamamaya başladığını, anlaşma gereği mağazasında başka ürün de satamadığını, şirketin mağazaya müdür olarak atadığı ... adlı şahsın haber vermeden gelip denetleme yaptığını, firmanın ürünleri zamanında göndermediğini, şirketin gizli müşteri tabir ettikleri şekilde müşteri yollayıp faturasız mal sattıkları ithamında bulunduğunu, fakat yazıcının bozuk olması nedeniyle faturanın kesilemediğini ve sonradan faturanın düzenlenerek müşteriye gönderilmiş olduğunu, davacı şirketin kendisini müşterilerine küçük düşürecek davranışlarda bulunduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderlerinin de davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 23/03/2021 tarih ve 2018/183 Esas - 2021/443 Karar sayılı kararı ile; " Dava; Hukuki niteliği itibariyle İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67 maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir. Dava dosyasının içinde bulunan İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası incelendiğinde; ...(...) aleyhine .... Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından;24.748,97-TL Asıl Alacak, Toplam; 24.748,97-TL alacağın takip tarihinden itibaren asıl alacak kalemine işleyecek, avans faizi, icra harç ve masrafları ve vekalet ücreti ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ödeme emrinin borçluya 22.01.2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekili tarafından 26.01.2018 tarihli Dilekçe ile "İcra müdürlüğünüzün ... Esas sayılı dosyası ile borçlu müvekkil aleyhine başlatılan icra takip dosyasındaki borcun tamamına itiraz ediyoruz. Müvekkilimin takip konusu edilen cari hesap ekstresi ile ilgili alacaklı olduğu iddiasında bulunan tarafa böyle bir borcu bulunmamaktadır. Borca itirazımızın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ederiz," açıklaması ile yapılan itiraz neticesinde duran takibin devamını sağlamak için İtirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların her ikisinin de tacir olması ve TTK.nun 64 vd maddeleri kapsamında defter tutma yükümlülüklerinin bulunması karşısında tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmasına karar verilmiştir. Dosya konusunda uzman bilirkişiye verilerek, rapor alınmıştır. 13.09.2019 tarihli Bilirkişi Raporunda; Davacı tarafa ilişkin sunulan 2017 senesi yevmiye, kebir ve envanter defterlerinin noter açılış ve yevmiye defteri noter kapanış yerine getirildiği, Davalı taraf ticari defter sunmadığı, davacının ticari defter ve kayıtlarında icra takip tarihi itibariyle 19.577,72 TL davalıdan alacak görünmekte ise de, davacının 3 adet faturayı defterlerinde ters hesaba işlediği, düzeltme neticesinde davacının 24.748,90 TL alacaklı olduğu, şeklinde raporunu sunmuştur. Mahkememiz 19/11/2020 tarihli ara kararında, davacı vekilinin itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasına karar verilmiştir. 06.03.2020 tarihli bilirkişi Ek Raporunda; Davalı taraf ait 2017 ve 2018 senesi işletme defteri noter açılış tasdiki yerine getirildiği, mali yönden taraf lehine delil niteliğinde olduğu, Davacının ticari defter ve kayıtlarında icra takip tarihi itibariyle 19.577,72 TL davalıdan alacak görünmekte ise de, davacının 3 adet faturayı defterlerinde ters hesaba işlediği, düzeltme neticesinde davacının 24.748,90 TL alacaklı olduğu, Davalının ticari defterlerinin davacıya ait faturaları içermekte olduğu, sadece 5 adet toplam 7.858,28 TLtutarlı faturaların davalı tarafta mevcut olmadığı, bu (irsaliyeli) faturalarda, teslim alan bölümünde herhangi bir isim ve imzaya rastlanmadığı, bu haliyle davacının, davalı defterlerinde kayıtlı bulunmayan faturaların (teslim alan kısımlarda imzalarının mevcut olmayışı sebebiyle) mahsubu neticesinde (24.748,90 - 7.858,28) 16.890,62 TL davalıdan alacaklı olduğu, şekline mütalaa verilmiştir. Tarafların itirazlarının değerlendirilmesi bakımından ek rapor alınmış ise de bilirkişi tarafından sunulan 04.12.2020 tarihli ek raporda sunulan kök ve ek rapordaki görüşünde bir değişiklik bulunmadığı belirtilmiştir. Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve alınan bilirkişi kök ve ek raporları birlikte değerlendirildiğinde; dosya kapsamında alınan bilirkişi kök ve ek raporları denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmakla Mahkememizce de hükme esas alınmıştır. Davacı tarafın davacının incelenen ticari defter ve kayıtlarında 24.748,90-TL davalıdan alacaklı olduğu kayıtlıdır. Davalı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde, davalının ticari defterlerinin davacıya ait faturaları içermekte olduğu, 5 adet toplam 7.858,28 TL tutarlı faturaların davalı tarafta mevcut olmadığı, bu (irsaliyeli) faturalarda, teslim alan bölümünde herhangi bir isim ve imzaya rastlanmadığı, bu haliyle davacının, davalı defterlerinde kayıtlı bulunmayan faturaların mahsubu neticesinde (24.748,90 - 7.858,28) 16.890,62 TL davalıdan alacaklı olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere HMK'nın 222. maddesi uyarınca; ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Anılan yasa hükmü, bilirkişi kök ve ek raporları ve dosya kapsamının değerlendirilmesi neticesinde davacı yanın davalı yandan takip tarihi itibariyle 16.890,62-TL alacaklı bulunduğu kanaatine varılmıştır. Tarafların tacir olması ve aradaki ilişkinin ticari nitelikte bulunması sebebiyle davacı alacağına takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesi gerekmekte olup takip talebinde de bu oranda faiz talep edildiği görülmüştür. Ayrıca takip konusu alacak takip öncesi itibariyle belirli(likit) olduğundan davalı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmiştir. Davalı taraf her ne kadar 30.000-TL franchise ücreti ödediğini, iş yerine 48.950,00-TL masraf yaptığını, davacının sözleşmeyi feshinin haksız olduğunu iddia etmiş ise de bu yönlere ilişkin harçlandırılmış bir talep ve davası bulunmadığından ya da takas mahsup talebinde bulunmadığından ve dava konusu itibariyle cari hesap alacağının tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin olduğundan davalının bu iddia ve savunmaları değerlendirmeye alınmamıştır. Belirtilen sebeplerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın KISMEN KABULÜNE; Davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin 16.890,62-TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden işleyecek avans faiziyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Kabul edilen asıl alacak tutarının % 20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Usule ilişkin olarak; Davanın, yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu, taraflar arasında akdedilen ve uyuşmazlığın kaynağı olan 20/04/2017 tarihli Franchise Sözleşmesinde, uyuşmazlık halinde İstanbul Merkez Adliyesi Mahkemeleri "münhasır yetkili" kılınmasına rağmen dosyanın yetkisiz olan İstanbul Anadolu Adliyesinde ikame edilmiş olduğunu, yerel mahkeme tarafından bu durum değerlendirilmeksizin davanın esasına geçilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Taraflar arasındaki uyuşmazlığın ve davacı tarafın alacak iddiasının dayanağı olan 20/04/2017 tarihli Franchise Söleşmesinin 13.6. maddesi ile "Taraflar arasında bu Sözleşmeden doğabilecek Uyuşmazlıkların Çözümünde İstanbul Merkez Adliyesi Mahkemeleri ve İcra Müdürlükleri yetkilidir." hükmü ile yetki sözleşmesi yapılarak, İstanbul Merkez Adliyesi Mahkemeleri'nin münhasır yetkili mahkeme olarak belirlenmiş olduğunu, Merkez adliyelerinden anlaşılması gerekenin "İstanbul(Çağlayan) Adliyesi" olduğu hususunun aşikar olduğunu, oysa davacı tarafça ikame edilen davanın "İstanbul Anadolu Adliyesi"nde açılmış olup, Yetki Sözleşmesinin ihlal edilmiş olduğunu, Şayet; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 17. Maddesi uyarınca;" (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler.Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." Yetki sözleşmesini ihtiva eden 20/04/2017 Tarihli Franchise Sözleşmesi Dava dilekçesine konu edilmesine ve dilekçe ekinde Yerel Mahkemeye ibraz edilmesine mukabilen, Yerel Mahkeme tarafından "Münhasır Yetki" hususunun nazara alınarak Yetkisizlik Kararı verilmesi gerekirken, esasa girilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olup bozmayı gerektirmekte olduğunu, Müvekkil tarafından süresi içerisinde sunulan " cevap dilekçesi " nin davacı tarafa tebliğ edilmeyerek, dilekçeler teatisi kapsamında taraflara 2. dilekçelerini sunma hakkının tanınmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından tebliğe çıkarılan Dava Dilekçesinin, davalı müvekkile 04/03/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup, müvekkil tarafından dosyaya 15/03/2019 tarihinde süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmuş ancak müvekkilin cevap dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmemiş olduğunu, Yazılı Yargılama Usulünün uygulandığı işbu davada, Dilekçeler teatisinin "Dava,Cevap, Cevaba Cevap ve 2. Cevap Dilekçelerinden" teşekkül etmekte olup, müvekkil tarafından sunulan cevap dilekçesinin davacıya tebliğe çıkarılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira bu suretle tarafların dilekçeler teatisi kapsamında 2. Dilekçelerini sunma hakkı tanınmayarak savunma ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olduğunu, ayrıca yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağının, dilekçeler teatisinin sona ermesi ile birlikte başlamakta olup, dilekçeler teatisinin sona erebilmesi ve tarafların ikinci dilekçe haklarını kullanabilmeleri için için ise karşılıklı dilekçelerin taraflara tebliğinin zaruri olduğunu, HMK md 141/1'in "Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez." şeklinde olduğunu, şayet dilekçeler teatisi sona ermedikçe, "İddia ve Savunmanın Değiştirilmesi veya Genişletilmesi Yasağı"nın da uygulanmaya başlamayacak olup, bu durumun yargılama sürecini hukuka aykırı hale getirmekte olduğunu, Yerel mahkeme tarafından 13/07/2018 tarihinde düzenlenen "ön inceleme duruşmasına davet zaptı" nın taraflara tebliğ edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından düzenlenen 13/07/2018 tarihli Ön İnceleme Duruşmasına Davet Zaptının taraflara tebliğ edilmemiş olduğunu, oysa HMK md 139/1 emredici hükmü uyarınca; "Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir." 13/07/2018 tarihli Ön İnceleme Duruşmasına Davet Zaptının taraflara tebliğ edilmemiş olmasının, müvekkilin duruşma gününden haberdar olmamasına ve duruşmaya katılmamasına sebebiyet vermiş olup, netice itibariyle müvekkilin savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olduğunu, bu durumun usule ve yasaya aykırı olduğunu, 04/12/2020 tarihli bilirkişi 3. ek raporu müvekkile tebliğ edilmeksizin ve itiraz hakkı tanınmaksızın davanın karara bağlanmış olduğunu, bu durumun açıkça hukuka aykırı olup, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bozmayı gerektirmekte olduğunu, 04/12/2020 tarihli Bilirkişi 3. Ek Raporu yine aynı tarihte taraflara tebliğe çıkarılmış ise de, Raporun ve Duruşma Gününün Müvekkile tebliğ için hazırlanan Kapalı Tebligat Zarfında yer alan Barkod Numarası(...) PTT Gönderi Takip ekranından sorgulandığında da anlaşılacağı üzere, tebliğ edilmeksizin bila iade geri dönmüş olduğunu, müteakiben raporun yeniden tebliğe çıkartılmamış olup, 23/03/2021 tarihinde gerçekleştirilen celsede asılsız bir şekilde raporun taraflara tebliğ edildiği belirtilerek davanın karara bağlanmış olduğunu, T.C. Anayasası’nın 36/1 maddesinde “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünün düzenlenmiş olduğunu, Yine 6100 Sayılı HMK’nın 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını içerir” düzenlemesine yer verilmiş olduğunu, 6100 Sayılı HMK’nın 280/1. maddesinin “Bilirkişi, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye verir; verildiği tarih rapora yazılır ve duruşma gününden önce birer örneği taraflara tebliğ edilir” hükmünü amir olduğunu, yine aynı Kanun'un 281. Maddesinde, tarafların bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebileceği hususlarının hükme bağlanmış olduğunu, Hükme esas delil niteliği taşıyan bilirkişi raporunun müvekkile tebliğ edilmemek suretiyle itiraz hakkı tanınmaksızın davanın karara bağlanması, müvekkilin savunma ve hukuki dinlenilme haklarını ihlal ettiğinden usule ve yasaya açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Yerleşik Yargıtay İçtihatlarında da bu durumun bozma sebebi olarak değerlendirilmiş olduğunu, Bunun yanısıra, karar celsesinin duruşma gününün, davalı müvekkile tebliğ edilmemiş olup, duruşma gününden haberdar olamadığı için karar duruşmasına katılamayan müvekkilin savunma hakkının kısıtlanmış olduğunu, 19/11/2020 tarihli duruşmaya katılmayan davalı müvekkile 04/12/2020 tarihinde duruşma gününü bildirir ihtarlı davetiye tebliğe çıkarıldığını, ancak kapalı tebligat zarfında yer alan Barkod Numarası(...) PTT Gönderi Takip ekranından sorgulandığında da anlaşılacağı üzere, tebliğ edilmeksizin bila iade geri döndüğünü, akabinde duruşma gününü bildirir davetiyenin yeniden tebliğe çıkarılmadığını ve 23/03/2021 tarihli Celsede dosyanın karara bağlandığını, müvekkilin bu duruşmanın tarih ve saatinden haberdar olmadığı için katılım sağlayamadığını, bundan mütevellit tahkikat aşaması sona ererken ve sözlü yargılama aşamasında son beyanının alınmadığını, bu durumun müvekkilin Anayasa ve yasa ile korunan Adil Yargılanma, Mahkemeye Erişim, Hukuki Dinlenilme ve Savunma Haklarını ağır şekilde ihlal etmiş olup, usule ve hukuka aykırı şekilde verilen kararın bozulması gerektiğini, Yerel mahkeme tarafından, delillerin toplanması ve değerlendirilmesi süreçlerinin usul ve yasaya aykırı şekilde yürütüldüğünü, Yerel Mahkeme tarafından, 11/04/2019 tarihli ön inceleme duruşmasında taraflara dilekçelerinde bildirdikleri delilleri ibraz etmeleri için iki haftalık kesin süre verilmiş olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinin deliller bölümünde gösterdiği "Sevk İrsaliyeleri ve Faturalar"ı Dava dilekçesi ekinde sunmadığı gibi, Mahkeme tarafından verilen kesin süre içerisinde de SUNMAmış olduğunu, kesin sürenin sona ermesinin üzerinden aylar geçtikten sonra, bilirkişi ek raporunda alacak miktarının davacı aleyhine revize edilmesi üzerine, Davacı Vekilinin 23/06/2020 tarihli 5. Celsede, imzalı sevk irsaliyelerini ibraz ederek, dosyanın ek rapor düzenlenmesi için bilirkişiye gönderilmesini talep etmiş olduğunu, Yerel Mahkemenin ise davacının kesin süre içerisinde dava dilekçesinde yer almasına rağmen bildirmediği bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağını tespit etmek yerine, davacının talebine kabul ederek, sunmuş olduğu deliller çerçevesinde yeniden değerlendirme yapılarak ek rapor düzenlenmesi için dosyayı bilirkişiye tevdi etmiş olduğunu, Yerel Mahkemenin bu kararının tamamen hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, 6100 sayılı HMK md 140/5 uyarınca;"139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir." hükmünün emredici mahiyette olduğunu, Ayrıca, Mahkeme tarafından verilen kesin sürenin taraflar ve hakim yönünden bağlayıcılık arz etmekte olup, aksi varsayımda kesin süre verilmesinin amacı kalmadığını, Davacı vekilinin kesin süre geçtikten sonra ibraz ettiği delillerin Yerel Mahkeme tarafından kabul edilmemesi ve Bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığının hükme bağlanması gerekirken; ibraz olunan delillerin rapora konu edilmesi için bilirkişiye tevdii işleminin açıkça hukuka aykırı olduğunu, Bunun yanı sıra, HMK m. 217'de belirtildiği üzere mahkeme tarafından istenen evrak asıllarının ilk derece mahkemesinin bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından onaylanarak asıl mahkemeye gönderilmesi gerekirken, ibraz prosedürü hususunda kanunun getirdiği usule riayet edilmeksizin evrak asıllarının doğrudan davaya bakan mahkemeye ibrazının usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu hususun madde gerekçesinde de vurgulanmakta olduğunu, bir kişi ya da kurumun elindeki belgenin aslını mahkemeye teslimi gereken durumlarda, belgeyi teslim edenin bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki Asliye Mahkemesine bir örneği tasdik ettirilerek, aslı belgenin isteyen mahkemeye gönderileceğini veya teslim edileceğini, Oysa somut olayda Davacı tarafın evrak aslı ibraz ederken Kanuni Prosedürü uygulamadığını, Asliye Mahkemesi'nden evrakın bir örneğini tasdik ettirmediğini, yerel mahkemenin de bu usulsüzlüğü dikkate almadığını, Delillerin toplanması ve değerlendirilmesi sürecindeki bir diğer hukuka aykırılığın ise, davacı tarafça HMK md 194 hükmünde yer alan Somutlaştırma Yükümlülüğünün ihlal edilmesi ve bu durumun Yerel Mahkeme tarafından tespit edilmemiş olması olduğunu, HMK md 194/2' nin "Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur." şeklinde oduğunu, lakin davacı tarafın dava dilekçesinin deliller bölümünde "hangi delilin hangi vakıayı ispat için gösterildiğini" açıklamayarak, somutlaştırma yükümlülüğüne riayet etmediğini, nitekim bu durumun yerel mahkeme tarafından da tespit edilmediğini ve bu suretle usule ve yasaya aykırı davranılmış olduğunu, Yerel mahkeme tarafından, " taleple bağlılık ilkesine " aykırı şekilde hüküm kurumuş olduğunu, Davacı tarafça dava dilekçesine konu edilen taleplerden birinin de " müvekkil aleyhine % 20' den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunması " olduğunu, Ancak İstanbul Anadolu .... İcra Md. ... E. dosyasından müvekkil aleyhine başlattığı icra takibinde "Alacaklı" sıfatına haiz olan davacının, itirazın iptaline hükmolunması halinde talep edebileceği tazminat türünün kötü niyet tazminatı değil, icra inkar tazminatı olduğunu, Bu iki tazminatın nitelik olarak birbirinden farklı olup, - İcra inkar tazminatının; borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilirse, borçlu aleyhine hükmolunan tazminat olduğunu, - Kötü niyet tazminatının ise, borçlunun itirazı haklı görülür ise kötü niyetli olan alacaklı aleyhine hükmolunan tazminat olduğunu, Davacı taraf dilekçesinde tamamen farklı bir tür olan kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş olmasına rağmen, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararda müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmetmiş olduğunu, bu durumun HMK md 26 'da düzenlenen "Taleple Bağlılık İlkesinin" açık ihlali niteliğinde olduğunu, şayet ilgili madde uyarınca; "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez." Somut olayda davacının talep sonucu kötü niyet tazminatı olduğuna göre, icra inkar tazminatı talep etmediği hususunun sübut olduğunu, bu durumda yerel mahkeme tarafından gerekçeli kararda resen icra inkar tazminatına hükmedilmiş olmasının taleple bağlılık ilkesine aykırı olup, kararın bozulması gerektiğini, Davaya konu edilen alacağın HMK m 200 uyarınca " senetle " ispatı " nın zorunlu olduğunu, Davaya konu edilen ve itirazın iptali talep edilen alacağın, miktar yönünden HMK 200 kapsamında yer almakta olup, bundan mütevellit Senetle İspat Zorunluluğuna tabi olduğunu, Şayet HMK md 200'ün "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." Yerel Mahkeme tarafından talebe konu alacağın miktarı yönünden senetle ispatının zorunlu olduğu hususu değerlendirilmeksizin ,doğrudan ticari defterlerin incelenmesi mukabilinde hazırlanan Bilirkişi Raporu üzerinden hüküm tesis edilmesinin hatalı olup, bozmayı gerektireceğini, Somut olayda davacı tarafın elinde icra takibine konu ettiği alacağını ispata yarar senet bulunmadığını, dosya kapsamında senetle ispatı zorunlu olan bir alacak için ispat vasıtası mevcut olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ticari defterlerin yegane delil kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Hükme esas tek delil olarak kabul edilen ticari defterlerin, delil sayılabilmeleri için kanunda aranan şartları taşımadığını, Ticari defterlerin delil sayılabilmesinin, kanunda belirli şartlara bağlanmış olduğunu, buna göre; HMK md 222 uyarınca; (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir." Oysaki Somut olayda Ticari Defterlerin Delil sayılabilmesi için gerekli şartların teşekkül etmediğini, davacı tarafça sunulan yevmiye defterinin kapanış onayının yasal olarak Haziran/ 2018 ayı sonuna kadar yapılmış olması gerekirken, 29.12.2018 tarihinde kapanış onayı alındığının görülmekte olduğunu, ayrıca ticari defterlerin sahibi lehine delil sayılabilmesi için aranan bir diğer unsur olan; tarafların defter kayıtlarının birbiriyle örtüşüyor olması şartının da somut olayda gerçekleşmediğini, zira bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı defterlerinde bulunan bir kısım faturaların davalının defterlerinde bulunmadığını, bu halde defterlerin tamamen örtüştüğünden ve delil niteliği taşıdığından bahsedilemeyeceğini, Bu kapsamda Ticari Defterlerin Delil Sayılabilmesi için kanunda aranan şartlar yerine gelmemiş olduğundan ve dosya kapsamında iddia olunan alacağın ispatına yarar bir senet de bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından yargılama sürecinde "usul ekonomisi ilkesi"nin ihlal edilmiş olduğunu, Yerel Mahkemenin yargılama sürecinde sonradan sunulan delilleri de tahkikata konu etmek suretiyle Yargılamayı makul süre içerisinde sonuçlandırmamış olduğunu, ayrıca davacı tarafın bilirkişi ek raporu alınması talebinin her seferinde kabul edilmesi neticesinde halihazırda dosyada tam 4 adet bilirkişi raporu bulunmakta olduğunu, Bu durumun HMK md 30'da düzenlenen "Usul Ekonomisi" ilkesini ihlal etmekte olduğunu, bu maddenin " Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." şeklinde olduğunu, Somut olayda yerel mahkeme tarafından usul ekonomisi ilkesine riayet edilmemesi sebebiyle verilen kararın usul ve yasaya aykırı hale geldiğini, Duruşma tutanaklarının, yerel mahkeme tarafından usule aykırı şekilde düzenlenmiş olduğunu, HMK m. 154 uyarınca duruşma tutanağında Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı, tarafların sundukları belgelerin neler olduğu, tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular, karar veya hükmün açıklanma biçiminin yazılması zorunlu olmasına rağmen huzurda görülen davanın duruşma tutanaklarında bu hususların yer almamakta olduğunu, özellikle ibrazı istenen belgelerin dosyaya sunulup sunulmadığının duruşma zaptına derc edilmesi gerekirken, yerel mahkemenin kanunda öngörülen usule riayet etmediğini, Şayet davacı tarafça ticari defterlerin hangi tarihte ibraz edildiği hususunun dosya kapsamından anlaşılamadığını, bu sebeple süresi içerisinde sunulup sunulmadığının tespitinin yapılamadığını, bu durumun usule ve yasaya aykırı olduğunu, Yargılama sürecinde uygulanması gereken usuli prosedürün kanunda açıkça belirtilmesine karşın, HMK md 33 uyarınca "Hakimin hukuku resen uygulanması ilkesi"nin ihlal edilmiş olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından yukarıda belirtilen Kanun Maddelerinde öngörülen usuli prosedürün uygulanması hususuna riayet edilmediğinden, HMK md 33 de düzenlenen "Hâkim, Türk hukukunu RESEN uygular." ilkesinin ihlal edilmiş olup, hukuka aykırı olan bu durumun bozmayı gerektirmekte olduğunu, Esasa ilişkin olarak; Müvekkilin, davacıya hiçbir borcu bulunmadığı gibi, davacının sözleşmeyi haksız ve hukuka aykırı şekilde feshetmesinden ötürü müvekkilin maddi anlamda ciddi bir zarara uğramış olduğunu, Taraflar arasında akdedilen 20.04.2017 tarihli Franchise Sözleşmesi'nin, davacı tarafça Beyoğlu .... Noterliği'nden 05/12/2017 tarih ve ... Yev. No. İle keşide edilen ihtarname neticesinde haksız ve kötü niyetli bir şekilde tek taraflı olarak feshedilmiş olduğunu, Davacı tarafın, taraflar arasında akdedilen Franchise Sözleşmesi'nin 10/2-f maddesinin yani Fesih sebeplerinden olan "Kasten veya ihmal sonucu bildirilen dönemi kapsayan brüt satışları düşük gösteren bir resmi beyan veya başka bir bildirimin tespit edilmesi" hususunun gerçekleştiği iddiasıyla sözleşmeyi tamamen hukuka aykırı bir şekilde feshederek, davaya konu ettiği alacağın tahsili için müvekkil aleyhine icra takibine başlamış olduğunu, Müvekkilin davacı tarafa hiçbir borcu bulunmadığını, davacı tarafın fesih ihtarına cevaben müvekkil tarafından, Adana ... Noterliği' nden 11/12/2017 tarih ve ... Yev. numarası ile gönderilmiş olan ihtarnamede de belirtildiği üzere, aylık satış ve konsinye ürünlerin her ayın 1-5' i arası faturalandırılmış olup, elde edilen ciro neticesinde davacıya ödenmesi gereken meblağın her ay tam olarak ve zamanında yatırılmış olduğunu, ticari faaliyetlerine devam ettiği süreç zarfında müvekkilin bayisi nezdinde davacı tarafından 3 kez sayım yapılmış olup, fesihten çok kısa bir süre önce Kasım ayında yapılan son sayımda hiçbir eksikliğin olmadığına ilişkin davacı tarafından mail vasıtasıyla müvekkile yapılan bildirimin de cevap dilekçesi ekinde dosyaya ibraz edilmiş olup bu delilin yerel mahkeme tarafından hüküm tesis edilirken değerlendirmeye alınmadığını, müvekkil cevap dilekçesinde Sayım Tutanaklarının Davalıdan celb edilmesini istemesine rağmen, Mahkeme tarafından haklılıklarını ispata kabil bu önemli delilin de toplanmayarak hatalı karar verildiğini, Kasım 2017 'de gerçekleştirilen ve hiçbir eksiklik tespit edilmeyen Sayımdan çok kısa bir süre sonra davacının müvekkil tarafından faturasız mal satıldığı yönündeki asılsız iddialarla fesih yoluna başvurmuş olmasının, gerçekleştirilen feshin mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu gözler önüne sermekte olduğunu, Bu süreçte müvekkilin davacıya hiçbir borcu bulunmadığı gibi, davacının haksız ve keyfi fesih işlemi sebebiyle müvekkil nezdinde ciddi bir maddi zarar meydana gelmiş olduğunu, zira aralarındaki ticari ilişkinin devam edeceğine güvenerek , sözleşmenin akdedildiği tarihten feshedildiği tarihe kadar bu işe büyük bir yatırım yapan ve borçlanan müvekkilin, davacı tarafından 8 ay gibi kısa bir süre sonra sözleşmenin asılsız ve mesnetsiz iddialar ile haksız şekilde feshedilmesi sebebiyle telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaşadığını, Nitekim müvekkilin sözleşmeden doğan güvenle 30.000 TL'si Franchise ücreti olmak üzere, işletmesine yaklaşık 80.000 TL yatırım yaptığını, lakin henüz yaptığı yatırımın amortisman bedelini dahi çıkaramadan davacı tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı fesih ve akabinde İst. And. .... İcra Md. ... E. dosyasından başlatılan haksız ve kötü niyetli icra takibi ile karşı karşıya kaldığını ve zarar ettiğini, müvekkilin davacıya borçlu olmayıp tam tersine, müvekkilin yaptığı yatırımdan ötürü haksız fesih neticesinde uğramış olduğu zararın davacıdan tahsili gerektiğinden, fiiliyatta müvekkilin davacıdan alacaklı pozisyonda olduğunu, Ayrıca müvekkilin cevap dilekçesinde banka hesaplarının incelenmesi halinde davacıya borçlu olmadığının tespit edileceğini bildirmesine rağmen, Yerel Mahkeme tarafından bu konuda da delil toplanmadığını, sadece ticari defterlerin incelenmesi ile yetinildiğini, oysa ticari defterler ve faturaların tek başına alacağı ispatlamaya muktedir bir delil olmayıp, elde edilen verilerin, banka hesaplarının incelenmesi neticesinde teyidinin sağlanması mümkünken bu yola başvurulmayarak eksik inceleme ve tahkikat neticesinde davacının alacaklı olduğuna hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmekte olduğunu, Yerel mahkeme tarafından müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Gerekçeli Karar ile müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmiş olup, iş bu hükmün hukuka aykırı olduğunu, borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesinin şartlarından birinin de alacağın likit ve belirli olması olduğunu, Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise; alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin öngörülebilir olması; başka bir ifadeyle, borçlunun ne kadar borçlu olduğunu tek başına tespit edebilir durumda olması gerektiğini,Nitekim bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilebilecek durumdaki bir alacağın Likit olduğundan söz edilemeyeceğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için müvekkilin davacıya borçlu olduğu varsayımında dahi, 1 kök ve 3 ek bilirkişi raporu neticesinde netleştirilebilen bir alacağın müvekkil nezdinde likit olduğunun düşünülerek icra inkar tazminatına hükmedilmesinin tamamen hatalı olduğunu, zira bilirkişi kök ve ek raporlarında da borcun miktarının değişkenlik gösterdiğini ve revizyona uğradığını, bu kapsamda yerel mahkemenin, gerekçeli kararda asıl alacağın % 20' si oranında icra inkar tazminatına hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, Taraflar arasındaki mail yazışmalarının, "delil başlangıcı" niteliğinde olduğundan huzurda görülen dava yönünden iddialarımızı tanıkla ispat hakkının mevcut olduğunu, Taraflar arasında E-mail ortamında gerçekleştirilen yazışmalar ile davacıya borçlarının bulunmadığının ispatı konusunda önem arz eden hususların somutlaştığını, bu kapsamda konuya ilişkin e- mail yazışmaları "delil başlangıcı" niteliğinde olduğundan, senetle ispat zorunluluğunun istisnasının gerçekleştiğini, işbu merhalede dosyada iddialarının ispatı içni tanık deliline müracaat hakları olmasına ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayanmalarına rağmen, yerel mahkemenin tanık dinletme taleplerini dikkate almadığını, 6100 sayılı HMK md 202 uyarınca; (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde "delil başlangıcı bulunursa" tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Yine aynı kanunun 199. maddesine göre; "elektronik ortamdaki veriler" BELGE niteliğine haiz kabul edildiğinden, somut olayda 202. maddenin ilgili hükümlerinin uygulama alanı bulmakta oldğunu, Bu hususun yerleşik Yargıtay içtihatlarında da aynen kabul gördüğünü,Davacı tarafça delil olarak sunulan sevk irsaliyelerinin, bilirkişi 3. Ek raporunda da belirtildiği üzere konu ile ilgisiz olup, bu durumun davacı tarafın haksız kazanç elde etme gayesini ve kötü niyetli tutumunu ortaya koymakta olduğunu, Davacı tarafça bilirkişi 1. ek raporuna ve bilirkişi 2. ek raporuna sunulan itirazlarda Sevk İrsaliyeleri ve Faturaların incelenerek alacağın takibe geçilen tutar kadar olduğunun tespitinin talep edildiğini, davacı tarafça sunulan sevk irsaliyesi ve faturaların incelenmesi neticesinde irsaliyedeki malların faturadaki mallar ile uyuşmadığının tespit edildiğini ve bu kapsamda sunulan evrakların arasında önceki raporu değiştirecek mahiyette bilgi ve belge bulunmadığı hususunun tespit olunduğunu, davacı tarafın konu ile ilgisiz, delil vasfı olmayan bilgi ve belgeler sunmuş olmasının, davaya konu icra takibinin müvekkil üzerinden haksız kazanç elde etmek gayesi ile, kötü niyetli bir şekilde ikame edildiğini sübuta erdirmekte olduğunu, Açıklanan ve re'sen gözetilecek olan sebepler doğrultusunda; usule ve yasaya aykırı şekilde tesis edilen gerekçeli karara karşı istinaf yoluna başvurabilmek maksadı ile işbu dilekçeyi yazma zarureti hasıl olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen nazara alınacak nedenlerle; - Usule ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, - Davacı tarafça ikame edilen haksız ve mesnetsiz davanın reddine ve takibin iptaline, - Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılardan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 20/04/2017 tarihli franchise sözleşmesi kapsamında davacının cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili tarafından taraflar arasında akdedilen 20/04/2017 tarihli franchise sözleşmesinin 13.6 maddesi uyarınca taraflar arasındaki iş bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda İstanbul Merkez Adliyesi Mahkemeleri ve İcra Müdürlükleri'nin yetkili olduğuna dair yetki sözleşmesi akdedildiğini, ilk derece mahkemesi'nin yetkisiz olduğunu ve Mahkemece bu husus gözetilmeksizin usul ve yasaya aykırı olarak esasa girildiği gerekçesi ile kararı istinaf etmiştir. HMK'nın 17. maddesi uyarınca tarafların yetki sözleşmesi ile yetkili kıldıkları mahkeme kesin yetkili kuralının geçerli olduğu mahkeme olmayıp, ancak HMK'nın 116/1-a ve 117/1 maddeleri uyarınca davalı tarafından süresinde verilen cevap dilekçesi ile ilk itiraz olarak ileri sürülmesi halinde Mahkemece dikkate alınacak yetki kuralı olup, Mahkemece resen dikkate alınamaz. Davalı tarafından cevap dilekçesinde yetki ilk itirazı ileri sürülmemiş olup, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili tarafından davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinin davacıya tebliğ edilmemesi sebebiyle ikinci dilekçeleri sunma haklarının kısıtlandığı ve dilekçeleri teatisi aşamasının tamamlanmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. TTK'nın 4/2 maddesi uyarınca iş bu davanın miktar itibariyle basit yargılama usulüne tabi olduğu ve HMK'nın 317/3 maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi davalarda taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremeyeceklerdir. Bu sebeple davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalı vekili tarafından ön inceleme duruşma davetiyesinin taraflara tebliğ edilmediğini ve davalının ön inceleme duruşmasına bu sebeple katılamadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Ancak Mahkemece davacı vekiline 31/01/2019 tarihli ön inceleme duruşma günü davetiyesi tebliğ edilmiş ve davacı vekili duruşmaya katılmış, davalı adına çıkarılan ön inceleme duruşma günü davetiyesinin bila tebliğ iade edilmesi sebebiyle Mahkemece yeni ön inceleme duruşma günü 11/04/2019 tarihine ertelenmiş ve yeni ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiye davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş ve davacı vekili ve davalı 11/04/2019 tarihli ön inceleme duruşmasına katılmışlar ve beyanlarını duruşma tutanağına geçirterek ön inceleme duruşma tutanağını imzalamışlardır. Bu sebeple davalı vekilinin dosya kapsamı ile uyuşmayan söz konusu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalı vekili tarafından 04/12/2020 tarihli 3. ek raporun davalıya tebliğ edilmediği gerekçesi ile itiraz haklarının kısıtlandığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Ancak 04/12/2020 tarihli 3. ek raporu ekli 23/03/2021 tarihli duruşma gün ve saatini bildirir davetiye davalıya 23/12/2020 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş ve tebligat parçasının dosyada bulunduğu görülmüştür. Bu sebeple davalı vekilinin dosya kapsamı ile uyuşmayan söz konusu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalı vekili tarafından karar duruşma gününün davalıya tebliğ edilmediği gerekçesi ile savunma hakkının kısıtlandığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. HMK'nın 321/1 maddesine göre; Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. Yine HMK'nın 322/1 maddesi delaletiyle aynı Kanunun 186/1 maddesi uyarınca sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiyenin gönderilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, kaldı ki 04/12/2020 tarihli 3. ek raporu ekli 23/03/2021 tarihli duruşma gün ve saatini bildirir davetiye davalıya 23/12/2020 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş ve tebligat parçasının dosyada bulunduğu görülmüştür. Bu sebeple davalı vekilinin dosya kapsamı ile uyuşmayan söz konusu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında 20/04/2017 tarihli franchise sözleşmesinin akdedildiğine ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf cari hesaba konu faturalara konu ürünlerin davalıya teslim edilip edilmediği, teslim edilmiş olması halinde davacının davalıdan cari hesap alacağının bulunup bulunmadığı, bulunması halinde miktarı hususlarındadır. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, faturaya konu alacağın dayanağının ve iade faturası düzenlenmesi halinde iade faturası dayanağının düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. Davacının tek taraflı düzenlediği ve kendi defterine kaydettiği faturalar davasını ispatlaması için yeterli değildir. Fatura sözleşmenin ifası aşamasına ilikin olmakla fatura düzenlenmesine dayanak mal veya hizmet tesliminin faturayı düzenleyen tarafından geçerli ve yazılı deliller ile ispat edilmesi gerekmektedir. Mahkemece delil olarak dayanılması sebebiyle davacı ve davalının ticari defter ve kayıtları mali müşavir vasıtasıyla incelenmiştir. Düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; davacı ve davalının defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu ve sahibi lehine delil niteliğinde olduğunun tespit edildiği, davacının defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 24.748,90 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, davalının defter ve kayıtlarına göre 7.858,28 TL tutarındaki davacı tarafından düzenlenen ve davacının defter ve kayıtlarında kayıtlı faturaların davalının defter ve kayıtlarında yer almadığının tespit edildiği, bu faturalar dışında davacı tarafından düzenlenen tüm faturaların davalının defter ve kayıtlarına kaydedildiği tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı tarafından defter ve kayıtlarına kaydedilmesi ile fatura konusu malların davacı tarafından davalıya teslim edildiğine karine oluşturmaktadır. Davalı tarafından söz konusu karinenin aksi ve davacının Mahkemece hüküm altına alınan alacağının ödendiği hususu yazılı ve geçerli deliller ile ispat edilememiştir. Davacının Mahkemece hüküm altına alınan miktarda alacaklı olduğu tarafların birbiri ile uyumlu defter ve kayıtları ile ispat edildiğinden bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi ve alacak faturalar ile likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacının Mahkemece tespit edilen alacaklı olduğu miktar davacı tarafından tarafların birbiri ile uyumlu defter ve kayıtları ile ispat edildiğinden ve sonradan davacı tarafından sunulan sevk irsaliyelerinin davalının defter ve kayıtlarında yer almayan faturalara ilişkin olarak sunulduğu, faturaların bir kısmına ilişkin faturalardaki ürünler ile sevk irsaliyesindeki ürünlerin birbirleri ile uyuşmaması, fiyat farkı faturasının dayanağının olmaması ve bir kısmının irsaliyesinin bulunmaması sebebiyle bilirkişi ve Mahkemece nazara alınmamış ve davacı alacağı kapsamında değerlendirilmemiştir. Bu sebeple söz konusu sevk irsaliyelerinin delil ibraz etme süresinden sonra dosyaya sunulmasının sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinin konu kısmında % 20 oranında icra inkar tazminatı talebinde bulunmuş, sonuç kısmında ise % 20 oranında kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuştur. Hukuki nitelendirme hakime ait olup, davacı vekilinin talep ettiği tazminat icra inkar tazminatı olup, Mahkemece usul ve yasaya uygun olarak davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir ve bu sebeple Mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı davranıldığından söz edilmesi mümkün değildir. Dava konusu alacak miktarı itibariyle tanıkla ispat yasağı kapsamında olup, yasada belirlenen diğer geçerli kesin ve takdiri deliller ile ispat edilebilir. Dolayısıyla dava konusu alacağın tarafların ticari defter ve kayıtları ile ispat edilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece dosyaya gelen evraklar ve taraflar tarafından sunulan belgeler duruşma tutanaklarına yansıtılmış olup, Mahkemece tarafların defter ve kayıtlarını bilirkişi incelemesine sunması için 24/05/2019 tarihine inceleme günü verilmiş ve 24/05/2019 tarihinde tutulan bilirkişi yemin ve teslim tutanağında davacı vekilinin ticari defter ve kayıtlarını bilirkişi incelemesine inceleme gününde ve süresinde sunduğu tutanak altına alınmıştır. Davalı vekilinin Mahkemece itirazların değerlendirilmesi ve usul ve yasaya uygun hüküm kurulması amcıyla ek rapor alınması usul ekonomisine aykırı davranıldığı sonucunu ve kararın usul ve yasaya aykırı olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Dava konusu davacının cari hesap alacağı olup, iş bu yargılamada sözleşmenin haklı veya haksız feshi ve sonuçları dava konusu yapılmadığından davalının sözleşmenin haksız fesih ve bu sebeple zarara uğradığı savunmasının iş bu yargılamada dikkate alınması mümkün değildir. Davalı tarafından mail yazışmalarına davacının davalı iş yerinde yaptığı ürün sayımında eksik çıkmadığının tespiti açısından dayanıldığı anlaşılmakla söz konusu husus davanın konusu ve ispatı gerekli vakıalardan olmayıp, dava konusu uyuşmazlık bakımından mail yazışmalarının yazılı delil başlangıcı sayılarak tanık dinlenmesi mümkün olmadığı gibi sonuca da bir etkisi bulunmamaktadır. Bu sebeplerle davalı vekilinin bu yönlerdeki tüm istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.153,80 TL istinaf karar harcı davalı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak (59,30-TL+1.094,50TL) yatırılmış olmakla yeniden harç tahsiline yer olmadığına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/01/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenSatımdantaraflarınesastanKaynaklanan)İptalibelgeözetiistinafkabulünereddinederecesebeplerininistanbuldeğerlendirilmesisavunmasınınsebepleriİtirazınmahkemesinin(Ticaridavalıvekilikararınınresendilekçesindekısmenileridosyaiddianumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim