İstanbul BAM 13. HD 2024/469 E. 2024/797 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/469
2024/797
9 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/469
KARAR NO: 2024/797
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİH: 07/12/2020
NUMARASI: 2019/364 Esas - 2020/342 Karar
DAVA: Alacak
KARAR TARİHİ: 09/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, ... isimli yatın 23/03/2006 tarihli satış senedi ile davadışı ... firmasına satıldığını, daha sonra isminin ... olarak değiştirilmek suretiyle davacıya satışı yapılarak teslim edildiğini, davacının genç ve tecrübesiz olması nedeniyle bu işlemlere kendisini temsilen babasının muhatap olduğunu, yatın davalı yetkili acentesi olan davadışı ... Ltd Şti tarafından düzenlenen 22/11/2013 tarihli poliçe ile 22/11/2013 - 22/11/2014 tarihleri arasındaki bir yıllık sürede geçerli olmak üzere yangın rizikosunu kapsar şekilde 180.000,00 USD limitle sigortalandığını, 28/12/2013 tarihinde Yunanistan Argolic Körfezinde elektrik tesisatında meydana gelen kısa devre sonucu çıkan yangında ağır hasara uğradığını, sigorta eksperinin yatı inceleyerek rapor düzenlediğini, raporun müvekkiline verilmemekle birlikte hasarın yaklaşık 17.000,00 USD civarında olduğunun bildirildiğini, ancak bugüne kadar müvekkilinin zararının giderilmediğini, davalı sigorta şirketinin 17/03/2014 tarihli yazısı ile sigortalı yatta yangın sonucu hasar meydana geldiğini, hasarın poliçe kapsamında kaldığını, kabul edildiği halde olay tarihinde yatı sevk ve idaresinde bulunduran davacının babası ... 'ın sigortalı yatı ... Inc unvanlı şirketten satın aldığını söyleyip buna ilişkin belgesi bulunmadığını beyan etmesi nedeniyle dosyanın ödemesiz olarak kapatıldığının bildirildiğini, ancak 23/03/2006 tarihli satış senedinden anlaşıldığı üzere yatın başka bir firma tarafından Lion Marine Inc firmasına satıldığını, bu firma tarafından da davacıya satışının yapıldığının anlaşıldığını, sözleşmede alıcı olarak davacının gösterildiğini, TTK'nun 1423 ve Sigortacılık Kanununun 17.maddelerine göre sigortacı bir acente sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce sözleşmeye ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açıkça bildirmekle yükümlü olduğunu, dava konusu poliçe içeriğinden anlaşıldığı üzere bu şekilde bir bilgilendirmenin yapılmadığını, bir takım klozlara ve kısaltmalara atıfta bulunulmakla yetinildiğini, dolayısıyla davalının emredici nitelikteki aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeden poliçe düzenleyip, primler tahsil ettiğini, ancak riziko gerçekleştikten sonra da çeşitli bahaneler ile müvekkilin oyaladığını, davalı şayet aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı müvekkilinin doğru poliçe düzenlemesi için gerekli tutumu sergileyerek noksan belgeleri varsa bunları temin etme yoluna gidebileceği halde doğru bilgilendirme yükümlülüğü yerine getirilmediğinden yanlış veya geçersiz poliçe düzenlendiğini, davalının bu davranışının MK'nun 2.maddesine de aykırı olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.505,00 TL sigorta tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı tarafından haksız şekilde tahsil edilen 9.037,00 TL sigorta priminin de en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 24/09/2018 tarihli ıslah dilekçesi ile; Dava dilekçesinde harca esas değer olarak 50.505.-TL göstermek sureti ile bedelsiz alacak davası açtıklarını, alınan bilirkişi raporunda tazminata esas tutarın (sigorta muafiyet bedelinin düşülmesinden sonra) 16.105,57.-USD olarak tespit edildiğini, İşbu dilekçenin verildiği tarih itibari ile TCMB’nin uyguladığı döviz alış kuru 1 USD= 6.2244-TL olduğundan nihai dava talebinin 16.105,57.-USD’nin Türk parası karşılığı 100.247,50-TL. Olduğunu, bu tutarın binde 68,31 oranına göre hesapladığı nispi karar ve ilam harcının 6.847,91 -TL olup, bunun peşin yatırılması gereken dörtte birinin 1.711,98-TL’ye tekabül ettiğini, bundan dava açarken ödediği 862,50.-TL harç düşüldüğünde ödenmesi gereken nispi peşin ilam harcı miktarının 849,48-TL. Olduğunu, bu miktarın yatırıldığı, belirtilerek 16.105,57.-USD’nin dava tarihinden itibaren, 3095 Sayılı Faiz Kanununun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının ABD doları üzerine açılmış bir yıllık mevduata uyguladıkları oranda faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki TCMB efektif satış kuruna göre belirlenecek TÜRK LİRASI karşılığının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile, sigortalı yatın 28/12/2013 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle oluşan hasarın tazmini talep edildiğinden dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, aynı şekilde sigorta primleri için de zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının sigorta poliçesinde sigorta ettiren veya sigortalı olarak yer almadığı, bu nedenle davacının sigorta poliçesi uyarınca müvekkilinden tazminat talep etme hakkının bulunmadığını, ekspertiz raporunda tazminat talep eden kişinin sigorta poliçesi ve lehtarı olmadığı gibi teknenin resmi kayıtlarında da maliki olmadığına dair görüş bildirilmesi üzerine müvekkili şirket yetkilileri tarafından talepte bulunan ... 'dan tekne evraklarını ilgili menfaat üzerinde hak sahibi olduğunu belgelemek için talep edildiğini, bu bildirim üzerine davacı tarafça gönderilen belgelerin davacının sigorta poliçesi gereğince kendisine ödeme yapılmasını gerektirecek nitelikte olmadığından davacının talebinin haklı olarak reddedildiğini, TTK'nun 1435.maddesine göre sigorta ettirenin sözleşmenin kurulması aşamasında bilinmesi gereken tüm önemli hususları davalıya bildirmesi gerektiğini, dava konusu olayda ise sigorta poliçesinin davacının sigorta acentesine vermiş olduğu bilgiler çerçevesinde sigortalı ve sigorta ettiren ... olarak düzenlendiğini, poliçe üzerindeki bilgiler teknenin resmi bilgileri olup, dava dilekçesinde iddia olunan ... isimli teknenin 2006 yılında satış sözleşmesi ile hiçbir tescili de yapılmadan satın alındığından müvekkili şirketin riziko gerçekleştikten sonra haberdar olduğunu, bu nedenle davacının kendi kusurundan kaynaklanan bir ihmali müvekkili şirkete yükleyerek buna dayalı olarak tazminat talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, bütün bunlar bir yana davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla sigortacının rizikonun gerçekleşmesi durumunda ancak gerçek zarar miktarını ödemekle yükümlü olduğunu, sigorta eksperi tarafından hasar bedelinin 16.105,57 USD olarak tespit edilmesine karşın davada 17.000,00 USD karşılığı tazminat talep edildiğini, talebin fahiş olduğunu, primlere yönelik talebin de kabul edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 07/12/2020 tarih 2019/364 Esas 2020/342 Karar sayılı kararında;"...Tüm dosya kapsamı itibariyle, davanın dayanağını oluşturan sigorta poliçesinde sigorta ettiren ve sigortalı olarak dava dışı ... şirketinin gözüktüğü, davacı tarafça sunulan gemi satış senetlerinde, sigortalı yatın ... şirketi tarafından davacıya satıldığı, davacı tarafından, sigorta sözleşmesinin kendisi tarafından yapıldığı, davalı sigortacının acentesinin gemi maliki konusunda kendisini uyarmadığı, yani aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini hususunun ileri sürüldüğü, buna karşılık davalı vekilince de gemiye ait resmi belgelerde malikin poliçede yazılı olan ... olarak göründüğü, ancak davacı tarafından bu durumun kendilerine bildirilmediği ifade edilmekle birlikte, sicil kayıtlarının mülkiyet hakkı bakımından kurucu değil açıklayıcı etkiye sahip olduğu, ... Şirketinin gemi üzerinde mülkiyet iddiasında bulunduğuna dair dosyada belge bulunmadığı, rizikonun gerçekleştiği sırada yatın davacının rızasına dayalı olarak babasının zilyetliği altında bulunduğuna ilişkin hususlar dikkate alındığında dosyada satış senedindeki irade beyanının aksini ispatlar delil olmadığı hususu da gözetilerek davacının yatın maliki olduğu, sigorta sözleşmesinin davacı ile davalı arasında akdedildiği, sözleşme anında davacının acentesinin karşısında temsilci veya asil sıfatıyla davalı tarafın bulunduğu anlaşılmakla davacının işbu davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, TTK. 1427/2 maddesinde yer alan sigorta tazminatı veya bedelinin, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra, sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve herhalde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağına ilişkin hüküm dikkate alındığında, zamanaşımının başlangıcının, alacağın muaccel olduğu tarih olacağı, somut olayda, poliçenin 22/11/2013 tarihinde düzenlendiği ve 02/11/2014 tarihine kadar olan süreyi kapsadığı, rizikonun poliçe süresi içerisinde 28/12/2013 tarihinde gerçekleştiği, hasar dosyası içeriğine göre davacı tarafından ihbarın 17/01/2014 tarihinde yapıldığı, TTK 1446/1 maddesinde yer alan 'Sigorta ettiren rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir, hükmünün derhal aynı gün sigortacıya bildirir şeklinde yorumlanamayacağı, dolayısıyla ihbarın makul süre içinde yapıldığının kabulü gerektiği, ihbar üzerine davalının 21/01/2014 tarihinde ekspertiz incelemesi yaptığı, davalının edim yükümlülüğü olmadığına yönelik yazısının 17/03/2014 tarihli olduğu, bu durumda TTK 1446 ncı maddeye göre 45 günlük araştırma süresi 03/03/2014 tarihinde dolacağından, zamanaşımı süresinin 03/03/2014 tarihinde başladığı dikkate alındığında dava tarihi olan 01/03/2016 tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, hükme esas alınan 21/10/2020 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, davacıya ait yatta çıkan yangının taraflar arasında düzenlenen sigorta sözleşmesi kapsamında olduğu, meydana gelen yangının yatta hasara yol açtığı, dosyada mevcut davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen ekspertiz raporuna göre muafiyet tutarı indirildikten sonra tespit edilen 16.105, 57.- USD hasar tutarının kadri marufunda olduğu ve davacının bu tutarı davalıdan talep edebileceği kanaatiyle davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile, 1-Davacının davasının KABULÜ ile, 16.105,57 USD alacağın dava tarihinden 3095 sayılı Kanunun 4/a md si gereğince işleyecek faizi ile TBK 99 md kapsamında davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı taraf davaya konu sigorta poliçesinde ne sigortalı, ne sigorta ettiren ne de lehdar olarak gözükmediğinden poliçeye dayalı huzurdaki davada davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, İstinafa konu dava sigorta poliçesinden kaynaklanan alacağın tazminine ilişkin olduğunu, TTK’nın 1453. maddesi uyarınca, malı rehin olan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı yasanın 1454. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesinin mümkün olduğunu, Yargılamaya konu davada davacı ..., müvekkili ... A.Ş. tarafından sigorta ettiren ve sigortalı olarak ... adına düzenlenmiş bulunan ... Sigorta Poliçesi’ne dayalı olarak dava dışı .... adına tescilli bulunan .... isimli teknenin kendisine ait olduğunu ve 28.12.2013 tarihli hasar nedeniyle meydana gelen zararın ilgili sigorta poliçesinden kendisine ödenmesini talep ettiğini, HMK'nın 114. maddesine göre " […] d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.“[…] h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartlarından olduğunu, Yerel Mahkemece kararın gerekçe kısmında "davacının yatın maliki olduğu, sigorta sözleşmesinin davacı ile davalı arasında akdedildiği, sözleşme anında davacının acentesinin karşısında temsilci veya asil sıfatıyla davalı tarafın bulunduğu anlaşılmakla davacının işbu davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğu" yönünde ibareler mevcut ise de davacının dosyadaki hangi belge ile dava konusu teknenin yeni maliki olduğu, ... şirketinin de eski maliki olduğunu, davacının poliçedeki hangi sıfatla hasar bedeli talep etme yetkisinin olduğu ve müvekkili sigorta şirketinin davacı ile arasındaki hangi ilişki nedeniyle dava konusu talepten sorumlu olduğu açıklanmadığını, Davacıya sigorta tazminatı ödenebilmesi poliçede sigortalı ya da sigorta lehtarı sıfatlarından en az biri bulunması gerekmekte olup, huzurdaki davada davacının böyle bir sıfatı bulunmadığından davacıya tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını, TTK’nın” Başkası Lehine Sigorta” başlıklı 1454.maddesi; (1)Sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir. (2)Üçüncü kişinin adının belirtildiği durumlarda, tereddüt hâlinde, sigorta ettirenin, üçüncü kişinin temsilcisi olarak değil, kendi adına fakat üçüncü kişi lehine hareket ettiği kabul edilir. (3)Sözleşmede, sigortanın kimin menfaati için yaptırıldığı açık da bırakılabilir. “Kimin olacaksa onun lehine” yapılan böyle bir sigortanın, üçüncü kişi lehine yaptırıldığı anlaşılırsa, ikinci fıkra hükmü uygulanır. “ hükümlerini içerdiğini, Davacının müvekkili şirketten tazminat talebinin dayanağı müvekkili ... A.Ş. nezdinde düzenlenmiş ... no’lu ... Sigorta Poliçesi olduğunu, söz konusu poliçe incelendiğinde sigortalı ve sigorta ettirenin “...” adresinde bulunan ... şirketi olduğu görüldüğünü, sigorta poliçesinin lehdarı olmak için malik olunması şart olunmamasına karşın sigorta poliçesi içeriğinde davacı ...'nın sigorta ettiren ve/veya sigortalı olarak poliçenin lehdarı olarak yer almadığı sabit olduğunu, davacının dava konusu yatın olay tarihinde maliki olduğuna ilişkin de dosya içerisinde herhangi bir belge bulunmadığını ayrıca dosyaya ibraz edilmiş bir temlik belgesi de bulunmadığını, Aktif husumet dava şartlarından olup; yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, mahkemece re'sen de göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacının taraf ve lehdar olmadığı sigorta poliçesine dayalı olarak tazminat talep ettiği aşikar olduğundan HMK'nın 114-d ve h maddeleri gereğince davanın davacının aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu olaya emsal nitelik arz eden Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin T. 25.2.2013, E. 2013/1715, K. 2013/2939 sayılı ilamında “ödemeyi davacının oğlu E.'ın yaptığı, bu sebeple alacaklı sıfatının davacının oğlu E.'a ait olduğu ve davayı E.'ın açabileceği göz önüne alınarak, davacının davacı sıfatına sahip olmadığı gerekçesi ile ( sıfat yokluğundan, husumetten ) davayı reddi gerekirken, yazılı ve yanılgılı gerekçelerle davanın kabulü cihetine gidilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” şeklindeki bozma gerekçesi husumet itirazında haklı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, HMK ve TTK’nın amir hükümlerine göre başkası lehine sigorta yaptırmanın mümkün olduğunu, başkası lehine sigorta yaptırılmış ise yani sigorta ettiren kendi menfaatini değil de bir başkasının menfaatini sigorta ettirmiş ise sigorta ettiren bu durumda sigortalı sıfatını taşımadığını, dava konusu poliçede de sigortalı olarak açıkça ... belirtildiğini, Dava konusu olaya emsal nitelik arz eden ve davacının sigortalı sıfatını haiz olmadığı ve sigortacı aleyhine açılmış olan davada dilekçemiz ekinde sunulan (Ek:2) Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.09.2017 tarih ve 2017/1481 E.2017/4617 K.sayılı ilamında; "Poliçe tarihi ile talep tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1454/1 maddesi uyarınca “Sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir.” yani adı geçen madde hükmüne göre aksine bir sözleşme yoksa sigorta tazminatını ancak sigortalı talep edebilir. Bu durumda sigorta ettiren davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından sigorta poliçesi hükümleri ile 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1454. maddesinin değerlendirilerek bir sonuca varılması ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın işin esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." görüşlerine yer verildiğini, Anılan sigorta poliçeleri döneminde sigortalı .... şirketine söz konusu poliçelerden dolayı sigorta teminatı verildiğinden ve sigortalı teknede menfaat değişikliğine ilişkin herhangi bir bildirimde de bulunulmadığından davacı tarafın dava konusu poliçede sigortalı ya da poliçe lehtarı olduğunu, bir başka deyişle poliçede hak sahibi ve davada aktif dava ehliyetine sahip olduğunu ispat etmesi gerekirken dosyada böyle bir delil olmamasına rağmen davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dava konusu olaya emsal nitelik arz eden (Ek:3) Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 12.07.2017 tarih ve 2016/13639 E.2017/4091 K.sayılı bir başka ilamında; "Dava, montaj all risk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davaya konu sigorta başkası lehine sigorta olup; Davacı ... Ltd. Şti. ise sigorta ettiren, sigortalı ise dava dışı ... iş ortaklığıdır. 6102 Sayılı TTK'nın 1454. maddesi uyarınca; sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir. Madde hükmünden de anlaşılacağı gibi aksine bir sözleşme kuralı yoksa sigorta tazminatını talep hakkı sigortalıya aittir. Dava konusu poliçede bu yönde (aksine) bir hüküm yoktur. O halde, sigortalı tarafından hakem heyetine sunulan muvafakat başlıklı yazının dava dışı sigortalının alacağını temlik niteliğinde olmadığından hukuken sigorta ettirene talep ve dava hakkını kazandırdığından söz edilemez. Bu durumda sigorta ettiren davacının aktif dava ehliyeti değerlendirilip sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın re'sen bozulması gerekmiştir." görüşlerine yer verildiğini, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davacının aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Dava dilekçesinde davaya konu yangın hadisesinin 28.12.2013 tarihinde gerçekleşmiş olduğu hususunda çekişme bulunmadığından ve istinafa konu davanın ise 01.03.2016 tarihinde açılmış olduğu hususu sabit olduğundan davanın zamanaşımı yönünden reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu yönüyle de istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Davaya konu yatın kaptanı olduğunu belirten davacının babası, kamarasında bulunduğu sırada yangının başladığını kameralardan fark ederek derhal güverteye koştuğunu belirttiğinden davacının hasardan anında heberdar olduğu ve riziko ihbarının da TTK'nın 1446.maddesine göre aynı gün yani 28.12.2013 tarihinde geciktirilmeksizin sigortacıya yapılması gerektiğini, yukarıda anılan yasa hükümlerine göre 45 günlük tavan sürenin hesabında TTK'nın 1446. maddesinde öngörülen ihbar zamanının esas alınması gerektiğinden ve hasarın olduğu gün davacının hasardan bilgisi olduğundan 28.12.2013 tarihinden itibaren 45 gün sonunda (08.02.2014 günü cumartesi gününe geldiğinden bu tarihi izleyen ilk iş günü olan) 11.02.2014 tarihinde alacak muaccel hale geldiğini, TTK'nın 1420. maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi ise 11.02.2014 tarihinde başlayarak 11.02.2016 tarihinde hak kullanılmaksızın geçtiğinden ve bu süreçte TBK madde 154 uyarınca zamanaşımını kesen hiçbir sebep de mevcut olmadığından 01.03.2016 tarihinde açılan işbu davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Zamanaşımı“ başlıklı 1420. maddesi; “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” şeklinde olduğunu, 1427. maddesi ise; "Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez. Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer."1446. maddesi ise: "Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir."... Poliçesi Genel Şartları’nın “Zamanaşımı” başlıklı C.6 maddesi “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün talepler, hasar tarihinden itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar. ” hükmünü içerdiğini, Bunun yanı sıra hukukta zamanaşımını durduran ve kesen durumlar numerus clausus yani sınırlı sayıda olup, zamanaşımının durduğu ve kesildiği haller gerek konu ile ilgili özel kanunlarda gerekse genel kanun olan TBK madde 153 ve 154’te tek tek sayılmış olup yorum yolu ile genişletilemeyeceğini, TBK'nın "C. Zamanaşımının durması" başlıklı 153. maddesi:"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür."TBK'nın "D. Zamanaşımının kesilmesi" başlıklı 154. Maddesi ise:"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse.2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa." amir hükümlerini içermekte olup, görüleceği üzere dava dosyası içeriğinde zamanaşımını kesen ya da durduran herhangi bir davacı işleminin varlığına ilişkin bir belge / delil bulunmamaktadır. Dava konusu olayın meydana geldiği tarih 28.12.2013 tarihi olup, işbu davanın açıldığı 01.03.2016 tarihi arasında 2 yıl 3 ay 3 gün süre geçirildiğini, bu süre içerisinde zamanaşımı kesen başkaca hukuki bir işlem de bulunmadığından davacının işbu davadaki tazminini talep ettiği sigorta tazminat alacağı TTK. 1420 ve Tekne Poliçesi Genel Şartları C-6 maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davacının işbu davadaki hasar bedelinin kendisine ödenmesine ilişkin talebinin zamanaşımına uğradığından dolayı yerel mahkeme kararının bu yönüyle de kaldırılarak davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, Bilirkişi kök ve ek raporlarında davacının hasar tazminatını talepte haklı olmadığına dair görüş belirtilmiş olmasına karşın bu görüşleri elimine edecek hiçbir hukuki gerekçe ortaya konulmadan davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dairemizin 16/10/2019 tarih ve 2019/1890 Esas - 2019/1403 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucu istinafa konu karar verilmiştir.Dava, davacıya ait yatta 28/12/2013 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle oluşan zararın tazmini için tekne sigorta poliçesini düzenleyen davalı sigorta şirketine karşı açılan hasar bedelinin ödenmesi veya sigorta prim bedelinin iadesine ilişkin terditli olarak açılan alacak davasıdır.Mahkemece, davanın kabulü ile, 16.105,57 USD alacağın dava tarihinden 3095 sayılı Kanunun 4/a md si gereğince işleyecek faizi ile TBK 99 md kapsamında davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. HMK 282 maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesine sunulan deliller, bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler ışığında, mahkemece verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davalı vekilinin aktif husumet, zamanaşımı ve mahkemenin kabulüne yönelik aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 6.847,90 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.712,3 TL (59,30TL+1.653,00TL) harcın mahsubu ile bakiye 5.135,6 TL harcın davalıdan tahsil ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19