SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1447 E. 2024/71 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1447

Karar No

2024/71

Karar Tarihi

25 Ocak 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1447

KARAR NO: 2024/71

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 31/05/2021

DOSYA NUMARASI: 2018/765 Esas - 2021/564 Karar

DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

KARAR TARİHİ: 25/01/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'un ... A.Ş. Nin yönetiminde bulunduğunu, 08/02/2017 tarihinde gerçekleştirilen 2015 ve 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında 3 yıllığına şirketi münferiden her hususta en geniş şekilde temsil, ilzam ve idare etmeye yetkili kılındığını, yapılan araştırmalar neticesinde müvekkilinin İstanbul ....Noterliği'nin 05/06/2018 tarih ve ... sayı ile tasdikli, 05/06/2018 tarihli 2018/2 sayılı yönetim kurulu kararını gördüğünü, kararda özetle ... ... ile kira sözleşmesi imzalamış ve taraf olduğu lira sözleşmesi 30/11/2018 tarihi itibariyle feshedilmiş olan ... A.Ş. Nin tüm paylarını iktisap etmiş ve ... tek yönetim kurulu üyesi olmasının ve şirketin kontrolüünü tek başına üstlenmesinin TTK m. 393 ve 395 ışığında ... yönetimini haiz diğer pay sahiplerinin güvenini ihlal ettiği, TTK'nın ''şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı'' başlıklı 395. Maddesi uyarınca pay sahibi olmayan yk üyelerinin şirkete nakit borçlanamayacağı, 12/10/2017 tarihli yk kararı içeriğinde ... paylarının ... ünvanlı yabancı tüzel kişiliğe devredilidği bildirildiğinden ...'un ...'da pay sahipliğinin kalmadığı, pay devrine ilişkin hukuki tasarrufun sonuçlarından diğer pay sahiplerinin herhangi bir zarar görmesi hususu ayrık kalmak kaydıyla, başkan yardımcısı ...'un kiracı sıfatı ile ...'a borçlanmasının kanuna ve hukuka aykırı olduğu, ...'un TTK'da yk üyesine yüklenen hukuki sorumlulukları ihlal ettiği, ... karşı olan özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve güveni ihlal edici eylemlerde bulunması sonucunda ...'u zarara uğrattığı iddiasıyla müvekkilin ... temsil ve ilzam yetkisinin kaldırılmasına, ... adına yapacağı hiçbir hukuki işlem ve eylemin ...'u bağlamayacağına, ... herhangi bir sorumluluğunun olmayağına karar verildiğini, müvekkilin yokluğunda alınan ve hukuki dayanağı olmayan yk kararının hükümsüzlüğünü talep ettiklerini, hükümsüzlüğü talep edilen yk kararında bahsi geçen kira sözleşmesinin taraflarının ... ve ... olduğunu, sözleşmenin 16/05/2016 tarihinde imzalandığını, kira sözleşmesinin imzalandığı tarihte müvekkilin ...'in yk üyesi sıfatını haiz olduğunu, hükümsüzlüğü talep edilen yk kararı öncesinde 23/05/2018 tarihi itibariyle ... ile yöneticilik bazında bağı kalmadığını, TTK 395 e aykırılık bulunmadığını, gerçeğe ve fiili duruma aykırı haklı sebebe dayanmayan yk kararının TBK m.27 ye aykırılık teşkil ettiğini ve kesin hükümsüz olduğunu, müvekkilin ... karşı olan özen ve sadakat yükümsüzlüğüne aykırı davranmadığını ve güveni ihlal edici eylemlerde bulunmadığını, ... tarafından kira bedelinin zamanında ödendiğini ve kiralanan 16/05/2016 tarihli kira sözleşmesine uygun şekilde kullandığını, ... hissedarlık yapısındaki değişikliklerin kiralanan taşınmazın kullanımına ve şirkete zarar vermesinin söz konusu olmadığını, TTK m.395'in kapsamına giren borçlanma tabirinin, şirketin menfaatinin şirketin hukuki tasarruf alanından çıkarılarak pay sahibi olmayan yk üyesinin hukuki tasarruf alanına dahil edilmesi, diğer bir değişle şirketin bir değerinin şirket mal varlığından çıkarılması anlamına geldiğini, TTK m.358 ve 395'in birbirini tamamladığını, her türlü taahhüt niteliğindeki işlemin 358.maddenin kapsamına girmediğini, borçlanma kavramının özünde sonradan iade edilmek üzere bir menfaatin kişinin hukuki tasarruf alanından çıkarılarak başka bir kişinin hukuki tasarruf alanına dahil edilmesi gerektirdiğini, borçlanma niteliğindeki tasarruflar bakımından söz konusu değerin şirketin mal varlığından çıkarılmasının zorunlu olduğunu, müvekkil ve şirket arasında menfaat çatışması bulunmadığından müvekkillerinin TTK m.393 gerekçe gösterilerek yk toplantısına davet edilmeyerek katılmasının engellenmiş olmasının da hukuka, dürüstlük kuralına ve yasaya aykırı olduğunu, madde gerekçesinde kişisel menfaatin şirket dışı olması gerektiği, yoksa bir üyenin kendisinni şirket görevine seçimi, atanması görevden alınması, yolluk belirlenmesi gibi şirketi ilgilendiren bir işte müzakerelere katılmasının yasak kapsamında olmadığının açıkça belirtildiğini, ilgili yk kararının hükümsüzlüğünün tespitine, bu talebin kabul edilmemesi halinde ilgili kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin turizm işi ile ilgilendiğini, ... ünvanlı turizm tesisini işletme hakkına sahip olduğu, söz konusu turizm tesisi ve tesisi işletme hakkının şirketin tek ekonomik varlığı olduğu, ... ve ...'un şirketi münferiden en geniş anlamda temsil ve ilzam etmelerinin kararlaştırıldığını, 12/10/2017 de nama yazılı payların tamamını ...' ye devrettiğini, 15/02/2018 tarihinde davacının kiracı ... 'nin hisselerinin tamamını devralarak tek pay sahibi konumuna geldiğini, ancak bu durumun müvekkile bildirilmediğini, 20/02/2018 de davacının ... en geniş anlamda temsil ve ilzama yetkili yk üyesi olarak seçildiğini, bu durumun da müvekkile bildirilmediğini, müvekkile hiçbir bildirimde bulunulmadan kiralanan bu sefer ... ve ... tarafından işletileceği haberleri yazılı ve görsel basından duyulduğundan, bu hususun kabul edilmediği de aynı ihtarnamede müvekkil şirket tarafından muhataplarına bilidirldiği, kiralanan alt kullanım hakkının 3. kişilere devrinin de hukuken mümkün olmadığı, ... paylarının devri dahil tüm devir ve temlik yöntemlerinin ancak muvazaa ile gerçekleşebileceği, ... tek pay sahibi ve yetkilisi davalının aynı zamanda şirket yetkilisi olarak da tasarruf işlemini gerçekleştiremeyeceğinin vurgulandığı, 23/05/2018 tarihinde davacının ... tüm paylarını dava dışı ... devrettiği, ... yk üyeliğinin de sona erdiği, 05/06/2018 tarihinde şirketin menfaatini gözetmek ve tek varlığı ekonomik bütünlüğünün simgesi olan işletmenin zarar verici tasarrruflardan uzak tutulması için davacının temsil yetkisinin davaya konu yk kararı ile kaldırıldığı, yönetim kurulu kararlarının iptalinin TTK 192 ve 460'taki 2 istisnai hal dışında iptalinin mümkün olmadığı, davacının şirketin genel kurulunun aldığı karara aykırı olarak yk tarafından karar alındığını belirtmişse de bu iddiaların yerinde olmadığını, genel kurulun davacıyı yk üyesi seçtiğini, oysa imza yetkisinin kendisine yk tarafından verildiğini, kaldırılması için de yk kararının yeterli olduğunu, kanunen şirkete borçlanma yasağına genel kurul tarafından izin verilmesinin mümkün olmadığını, izin verilse de geçerli olmayacağını, davacının dayanağı olmaya, hukuki sebep ve gerekçelerden yoksun haksız ve yasaya aykırı davasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 31/05/2021 tarih ve 2018/765 Esas - 2021/564 Karar sayılı kararı ile; " Dava, davalı ... A.Ş. Yönetim kurulunun 05/06/2018 tarihli ve 2018/II nolu kararının iptaline ilişkindir. TTK'da yönetim kurulunun toplantıya çağrılma usulü hakkında özel bir düzenleme mevcut değildir. Olağanüstü durumlarda, her üyenin başkan veya vekilini yazılı olarak müracaat ederek yönetim kurulunun toplantıya çağrılmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Toplantıya davet usulü kanunda düzenlenmediği için çağrının belirli şekilde yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Önemli olan tüm üyelerin toplantıdan haberdar edilmiş olmasıdır. Yönetim kurulu üyelerinin toplatıya davet edilmesi zorunlu olmak ile birlikte, bu davetin ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Davetin yapıldığının herhangi bir şekilde ispatlanması mümkündür. Davetin toplantıdan makul bir süre içerisinde toplantı gündemini içerecek şekilde yapılması gerekir. Çağrının usulsüz yapılması sebebiyle bazı yönetim kurulu üyelerinin katılmadığı toplantılarda alınan kararlar yok hükmündedir. TTK'da toplantı yapılmaksızın karar alma imkanı tanınmış ise de bu şekilde karar alınabilmesi için önerinin bütün üyelere yapılmış olması şart kılınmıştır. Böylece yönetim kurulunda alınan kararlardan bütün üyeler haberdar olacaklar, yeteri kadar kabul oyununun sağlanmasıyla karar alınmış olacaktır. (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 17/11/2015 tarih, 2014/17476 E., 2015/12128 K.sayılı ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 15/06/2015 tarih, 2015/3013 E., 2015/8295 K.sayılı ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2017 tarih, 2015/14750 E., 2017/2344 K.sayılı ilamı) Davaya konu somut olayda; davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olan davacının 5/06/2018 tarihli ve 2018/ II nolu yönetim kurulu toplantısına çağrıldığı kanıtlanamamıştır. Bu nedenle yönetim kurulu toplantısına çağrının usulsüz olduğu, dolayısıyla davaya konu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu kabul edilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davacının davasının kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... numarasında kayıtlı davalı ... A.Ş' nin 05/06/2018 tarihli ve 2 no.lu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... ticaret sicil numarasında kayıtlı ... A.Ş.'nin 05.06.2018 tarihli ve 2 no'lu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verdiğini, Ancak aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere; yerel mahkemenin hataya düşerek, eksik inceleme ile, delillerini ve savunmalarını değerlendirmeksizin verdiği bu kararın yerleşik Yargıtay içtihatlarına, usul ve yasaya aykırı olduğundan 6100 sayılı HMK m. 356/2 uyarınca Yerel Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar - verilmesi gerektiğini, TTK'da Yönetim Kurulu Toplantılarına İlişkin Bir Çağrı Usulü Öngörülmediğini, Yerel mahkemenin, çağrının usulsüz yapılması sebebiyle davaya konu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verdiğini, ancak 6102 sayılı TTK m. 393 hükmünde yer alan müzakereye katılma yasağı olmasa dahi, TTK' da yönetim kurulu toplantıları için bir çağrı usulü öngörülmemekle, davanın çağrının usulüne uygun yapılmadığı gerekçesi ile yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğuna karar vermesinin hatalı olduğunu, Anonim ortaklıkta yönetim kurulu toplantılarının TTK m 390 ile düzenlenmiş olup, yönetim kurulunun ne şekilde toplanacağı ve karar alacağının açık bir şekilde hüküm altına alınmış olduğunu, hükme göre yönetim kurulunun üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanacağını ve toplantıda hazır bulunanların çoğunluğu ile karar alacağını, kanunda belirlenen bu nisapların ancak esas sözleşme ile ağırlaştırılabileceğini, Davaya konu yönetim kurulu kararının alındığı tarihte yönetim kurulunun üç kişiden oluşmakta olduğunu, yönetim kurulu üyesi davacı ...'un TTK m 393 gereği toplantıya katılmadığını, böylelikle yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğunu oluşturan iki kişi ile toplandığını ve toplantıda bulunanların da oy birliği ile karar aldığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/5382 Esas- 2017/3443 Karar sayılı ve 06/06/2017 tarihli kararında da gerek 6762 Sayılı TTK, gerekse de 6102 Sayılı TTK' Da yönetim kurulunun toplantıya çağrılma usulüne dair herhangi bir yasal düzenleme olmadığına, kararların TTK' nın 390. maddesindeki toplantı ve karar nisabına uygun olarak alındığına ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğine işaret edilmekte olduğunu, ( Ek1. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/5382 Esas- 2017/3443 Karar sayılı ve 06/06/2017 tarihli kararı ) Yüksek Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğu üzere; davaya konu yönetim kurulu kararının TTK m 390' da belirtilen usul ve nisaplara uygun olarak alındığını, davacının toplantıya katılmasının da yönetim kurulu kararının alınması için gerekli nisaba bir etkisinin olmayacağını, oy çokluğu ile yine aynı kararın alınabileceğini, bu hususlar göz ardı edilerek tesis edilen yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılması gerektiğini, Davacının yönetim kurulu toplantısına katılımının kararın alınmasına etkisinin bulunmadığını, Davaya konu yönetim kurulu kararının alındığı tarihte yönetim kurulunun üç kişiden oluşmakta olduğunu, yönetim kurulu kararının ise üç üyeden ikisinin olumlu oyu ile alındığını, bu kapsamda - kabul anlamına gelmemek kaydıyla - davacıya çağrı yapılması gerekseydi ve davacı toplantıya katılsaydı dahi sonuca bir etkisi olmayacak olduğunu, Yüksek Yargıtay içtihatları uyarınca, genel kurul toplantılarında bile ( genel kurul toplantıları için kanunda açıkça çağrı usulü öngörülmesine rağmen ) çağrının usulsüz olduğu kabul edilse dahi kararların iptalinin sağlanabilmesi için çağrının usulüne göre yapılmaması ve gündemin gereği gibi ilan edilmemesi sonucu oluşan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun ispat edilmesi gerektiğine işaret edilmekte olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2019/1742, K. 2020/4755, T. 5.11.2020Davacının yönetim kurulu toplantısına çağrılmamasının kanun hükmü gereği olduğunu, Anonim şirketin işlerini yöneten ve üçüncü kişilere karşı onu temsil eden daimi bir organ vasfındaki yönetim kurulunun, aynı zamanda yüklendiği görevlerin sorumluluğunu da taşımakta olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini kanundan ve esas sözleşmeden doğan ve yüklenen sorumluluklar çerçevesinde ve her zaman öncelikle şirketin menfaatlerini gözeterek yerine getirmek durumunda olduğunu, Davanın açıldığı tarihte müvekkil şirketin kiracısı olan ... A.Ş. (...”) paylarının sözleşmeye aykırı olarak devredildiği, yönetim kurulu üyesi davacının müvekkil şirketin kiracısının tek pay sahibi ve tek yönetim kurulu üyesi olduğu ve bu doğrultuda şirketin aleyhine durumların gerçekleştiği anlaşıldığında bu hususların hukuk ve kanunlar çerçevesinde değerlendirilmesi zorunluluğunun ortaya çıktığını, Diğer yandan davacının, müvekkil şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı sıfatını haiz dava dışı ... ve yine müvekkil şirkette pay sahibi sıfatını haiz dava dışı ... ile KKTC'de mukim bir şirkette ortaklık ilişkisi sürdürmekte olduğunu, davacının KKTC Girne Kaza Mahkemesi nezdinde dava dışı pay sahipleri ve ortağı olduğu şirket aleyhine haksız ve dayanaksız iddialar içeren davalar ikame ettiğini, ancak bu davaların davacı aleyhine sonuçlanmış olduğunu, Nitekim huzurdaki yargılama sürecinde de, davacının ... pay sahibi ve imza yetkisini haiz yönetim kurulu üyesi olduğu ... A.Ş. unvanlı şirketin iflas talepli dava ikame ettiğinin gerek şahsen davacı ... gerek ... A.Ş. Unvanlı şirketinin ve grup şirketlerinin acze düştüğünün de tespit edilmiş olduğunu, Güncel bir gelişme olarak da Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/135 Esas sayılı, 17/06/2021 tarihli kararı ile ...A.Ş.' nin iflasına karar verildiğini, davacının arkasında milyonlarca dolar borç bırakarak iflas etmiş bir şirketin sahibi ve tek yetkilisi olduğunu, hatta alacakları ödenmeyen işçilerin haklarını aramak için ... ( ... Adalet Platformu ) isimli bir platform kurduklarını, ( Ek 2. Basında Yer Alan Haberler ) Yine, Irak Menşeli ve % 49 oranındaki payı ... A.Ş.' ye ait olan .... Ltd. Unvanlı havayolu şirketi tarafından 2015 yılında Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne 2015/89 Esas sayısı ile ... A.Ş. Aleyhine ikame edilen davada ...'un yetkisi ve hakkı olmaksızın .... Ltd.' ye ait uçaklar üzerinde hapis hakkı kullandığı, uçağa ait parçaları ve evrakları mevzuata aykırı şekilde yetkisi bulunmayan kişilere teslim ettiği ve ... Ltd.' nin zarara uğramasına sebebiyet verdiğinin tespit edilmiş olduğunu, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/89 Esas - 2019/762 Karar sayılı 11/09/2019 tarihli kararı ile 10.064.394,54 USD alacağın ... A.Ş.' den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verdiğini, bu kararın dosyada mübrez olduğunu, Davacının gerek Türkiye'de gerek KKTC'de ortağı olduğu şirketler aleyhine dava açarak kötü niyetli eylemlerde bulunduğu göz önüne alındığında, müvekkil şirketi de zarara uğratma amacı olduğunu ve zarar verici eylemlerine devam edeceğini açıkça ortaya koymakta olup, davacının yönetim kurulu toplantısına çağrılmamasının kanunun ve şirketin menfaatlerinin korunmasının bir gereği olduğunu, nitekim akabinde yaşanan gelişmelerin yönetim kurulu kararının şirket menfaatlerini korumak için zorunlu olduğunu açıkça göstermekte olduğunu, Davacının bir şekilde imza yetkisini haiz olduğu tüm bu şirketlerde yapmış olduğu işlemler göz önünde alındığında, davacının her seferinde şirketi zarara uğrattığı, şirket menfaati yerine kişisel menfaatlerini düşünerek hareket ettiğinin anlaşılmakta olduğunu, hukuk düzeninin bu kötü niyeti korumaması gerektiğini, Esasen basit bir anlatımla yerel mahkeme kararı sonucunda şirket menfaatlerinin korunması yerine, müflis ve kendi şirketlerine dahi zarar veren bir kişinin imza yetkilisi olması sonucunun ortaya çıkacağını, tamamı kendisine ait olan şirketlere dahi bu denli zarar veren davacının, ihtilaflar yaşadığı müvekkil şirkete ne şekilde zarar vereceğini hayal etmenin zor olmadığını, Her somut olayda öncelikle Türk Medeni Kanunu madde 2'de yer alan dürüstlük kuralının göz önünde bulundurulması gerektiğini, yerel mahkemenin bu hususları göz ardı ederek davalı şirketin menfaatlerini yok saydığını, Davacı şirkete borçlanma yasağına aykırı davranmış olduğunu, Şirket menfaati kavramının, kanun koyucu tarafından tanımlanmamış olmakla 6102 sayılı TTK'nin bazı hükümlerinde açık veya örtülü olarak yer almakta olduğunu, yönetim kurulunun şirketle işlem yapma yasağı, rekabet yasağı, müzakerelere katılma yasağı gibi hükümlerin buna örnek olarak gösterilebileceğini, Yine TTK'nın 369. maddesinde düzenlenen “Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar.” hükmünün şirketin menfaati kavramının en somut örneği olduğunu, her yönetim kurulu üyesinin şirketin menfaatini öncelikle koruma yükümlülüğü bulunduğunu, şirket çıkarlarının korunması yükümlülüğünün, yönetim kurulu üyelerinin şirket karşısındaki sadakat borcundan kaynaklanmakta olduğunu, sadakat yükümlülüğünün yönetim kurulu üyelerinin şirkete zarar verecek işlemleri yapmaktan kaçınmalarını gerektireceğini, Şirket menfaati kavramının kanun koyucu tarafından tanımlanmış olmakla 6102 Sayılı TTK' nın bazı hükümlerinde açık veya örtülü olarak yer almakta olduğunu, yönetim kurulunun şirketle işlem yapma yasağı, rekabet yasağı, müzakerelere katılma yasağı gibi hükümlerin buna örnek olarak gösterilebileceğini, Yine TTK'nın 369. maddesinde düzenlenen “Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar.” hükmünün şirket menfaati kavramının en somut örneği olduğunu, her yönetim kurulu üyesinin şirketin menfaatini öncelikle koruma yükümlülüğü olduğunu, şirket çıkarlarının korunması yükümlülüğünün, yönetim kurulu üyelerinin şirket karşısındaki sadakat borcundan kaynaklanmakta olduğunu, sadakat yükümlülüğünün, yönetim kurulu üyelerinin şirkete zarar verecek işlemleri yapmaktan kaçınmaları gerektiğini, Şirket menfaati kavramının ne doğrudan pay sahibi menfaati ile ne de ortaklıkla ilişkisi bulunan başka bir kişi veya grupların menfaati ile açıklanabileceğini, şirketin bu kişilerin hepsinden farklı ve bağımsız bir tüzel kişi olduğundan şirketin menfaati ile bu kişilerin menfaatlerinin çatışabileceğini, bu menfaat çatışmalarının çözümünde şirket menfaatinin önceliği ilkesine uyulması gerektiğini, önetim kurulu üyesinin kendisinin veya yakınlarının kişisel ve şirket dışı menfaatlerinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılmaması gerekliliğinin de aslında üyenin şirkete bağlılık borcuna mündemiç bir sonuç olarak karşımıza çıkmakta olduğunu, müzakerelere katılma yasağının, şirket menfaati kavramına verilen önemin TTK' daki en önemli örneği olduğunu, kanunu, yönetim kurulu üyesinin menfaati olduğu bir konuda toplantıya katılıp menfaat dengelemesi yapması gibi bir durumu değil, doğrudan toplantıya katılmamasını öngörmekte olduğunu, Kanunda açıkça düzenlendiği üzere müzakereye katılma yasağının, yalnızca açık menfaat çatışması doğabilecek hallerde değil, dürüstlük kuralının üyenin toplantıya katılmamasını haklı gösterdiği durumlarda da geçerli olduğunu, Görüldüğü üzere; yönetim kurulu üyesinin kendisinin veya yakınının şirket ile menfaat çatışmasına girdiği/ girebileceği durumlarda objektif olamayacağı ön kabulünün mevcut olduğunu, gerçekten de hem ekonomik hem de psikolojik nedenlerden dolayı bir yöneticinin menfaatini şirket menfaatinin önüne geçirmesinin sıklıkla karşılaşılan bir olgu olduğunu, kaldı ki davacının şirket menfaatleri yerine kişisel menfaatlerine öncelik verdiğinin yaptığı iş ve işlemler ile açıkça ortada olduğunu, Somut durumda davacının şirketin yönetim kurulu üyesi olarak öncelikle özen ve bağlılık yükümlülüğünü mütcaddit kereler ihlal ettiği hususunun açıkça ortada olduğunu, şirketin özen ve bağlılık yükümlülüğü bulunan diğer yönetim kurulu üyelerinin, özen bağlılık yükümlülüğünü ihlal eden yönetim kurulu üyesine karşı şirketin menfaatini koruyacak önlemler almalarının yasal bir zorunluluk olduğunu, 6102 sayılı TTK m. 393 uyarınca; 'Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır ..." hükmü karşısında davacının toplantıya katılmamasının kanundan kaynaklanan bir zorunluluk olduğunu, Davacının kiracı ... tek pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz olması sebebi ile davacının kişisel menfaati ile müvekkil şirketin menfaatinin çatıştığı hususunun açık olduğunu, bu durumda davacının menfaati ile müvekkil şirketin menfaatinin çatışıyor olması karşısında davacının yönetim kurulu toplantısına katılmasının hukuken ve kanunen mümkün olmadığını, kanun metninde menfaat çatışmasına ilişkin kesin bir kanı aranmadığını, tereddüt olması halinde dahi kararın yönetim kurulunun inisiyatifine bırakılmış olduğunu, Dolayısıyla davacının kişisel menfaatlerinin konu edildiği yönetim kurulu toplantısına çağrılmamış olmasının hukuka ve kanuna uygun olup, aksi şekilde davranılmasının kanunen yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun doğmasına sebebiyet vereceğini, Yüksek Yargıtay içtihatları uyarınca da yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitinin ancak eşit işlem ilkesine aykırı, sermaye yapısına uymayan ve sermaye yapısının korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden ve diğer organların devredilmez yetkilerine giren kararlar bakımından istenebileceğine hükmedilmekte olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2014/6772, K. 2014/12693, T. 2.7.2014: Davacının, müvekkil şirketin kiracısı olan ...' nin tek pay sahibi ve tek yönetim kurulu üyesi olmasının TTK' nın 395. maddesi kapsamında şirkete borçlanma yasağına aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Kanunen şirkete borçlanma yasağı düzenlemesinin yapılmasındaki temel düşüncenin; şirketle yakından ilgili kişilerin şirketle yapacakları bir takım iş ve işlemlerle şirkete (özellikle şirketin ekonomik varlığına) zarar vermelerinin önlenmesi ve dolayısıyla şirketin devamına (sürdürülebilirliğine) yönelebilecek risklerin baştan ortadan kaldırılması olduğunu, şirketin yönetim ve temsil organı olan yönetim kurulu üyeleri bakımından bu tür riskli işlemler ile şirkete zarar verilmesi ihtimalinin daha yüksek olduğunun bir gerçek olduğunu, Davacının da bizzat müvekkil şirketin kiracısının tek pay sahibi olarak müvekkil şirkete karşı borçlanma yasağını ihlal etmiş olduğunu, bu hususun da başlı başına davacının imza yetkilerinin kaldırılması için haklı bir sebep teşkil etmekte olduğunu, Davacının, yine kiracı şirketin tek pay sahibi ve tek yönetim kurulu üyesi olmakla müvekkil şirketi zarara uğratmış olduğunu, davacının kiracı ...'nin bütün paylarını tek başına iktisap ederken ve tek başına yönetim kurulu üyesi seçilirken, kira sözleşmesine aykırı olduğunu bilerek hareket ettiğini, zira davacının kira sözleşmesini müvekkil şirket nam ve hesabına bizzat kendisi imzalamış olduğunu, Hatta müvekkil şirketin konudan haberdar olması ve ihtar göndermesi üzerine, ortada ihtilaflı bir durum olmasına rağmen, paylarını bu sefer üçüncü kişi ...A.Ş.'ye devrettiğini, sözleşme hükümlerine tekrar aykırı davrandığını, Nitekim, kiracı ... muaccel olmasına rağmen 2020 yılına ait toplam 1.300.000,00-USD tutarındaki kira bedelini ödememesi üzerine, müvekkil şirket tarafından İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olduğunu, bunun da davacının fiilleri ile müvekkil şirketi zarara uğrattığının en açık örneklerinden biri olduğunu, Yine müvekkil şirkete tebliğ edilen bir ödeme emri ile öğrenildiği üzere; davacının pay sahibi olduğu ... A.Ş. için 2009 yılında birtakım krediler kullandığını ve bu krediler için o dönem imza yetkisini haiz olduğu dava dışı ... A.Ş.' yi temsilen toplam 15.500.000,00-TL bedelli bir teminat senedi verdiğinin tespit edildiğini, ... A.Ş.'nin 02.08.2011 tarihinde müvekkil şirket ile birleşmesi nedeniyle bu ödeme emrinin müvekkil şirkete gönderilmiş olup, ihtiyati haciz kararı nedeniyle müvekkil şirketin çok zor bir duruma düştüğünü, halihazırda da müvekkil şirketin ve diğer yönetim kurulu üyelerinin haberi olmaksızın verilen bu senede ilişkin davaların devam etmekte olduğunu, Davacı müvekkil şirketi zaten zarara uğrattığı gibi, eğer ki müvekkil şirketin yönetim kurulu zamanında ve yerinde hareket ederek davacının imza yetkilerini kaldırmış olmasaydı, bundan sonra da şirkete zarar vermeye, şirket aleyhine işlemler yapmaya devam edeceğinin anlaşılmakta olduğunu, nitekim % 100 pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğu ... A.Ş.'nin içinde bulunduğu durumun, bunun somut bir örneği olduğunu, yine Irak Menşei ...'e ait uçakların parçalarını sökerek bu parçaları adeta rehin olarak tutmuş olduğunu, Bu şartlar altında müvekkil şirket yönetim kurulunun şirket menfaatleri için hukuken doğru bir karar verdiğinin tekrar anlaşılmakta olduğunu, sonuç olarak müvekkil şirket yönetim kurulu kararının şirket menfaatinin önceliği ilkesi gereği ve TTK m. 393 hükmüne uygun şekilde alınmış bir karar olduğunu, Tüm bu somut olayların, davacının temsil yetkisini müvekkil şirketin zararına kullandığını göstermekte olduğunu, bu aşamadan sonra yönetim kurulu toplantısına çağrı yapılmadığı gerekçesi ile davaya konu kararın karar verilmesi ile müvekkil şirketin daha büyük zararlara uğrayacağı/ uğratılacağının açıkça görülmekte olduğunu, 6102 sayılı TTK'da sayılan butlan hallerinin de özünde anonim ortaklığın menfaatlerini, malvarlığını, pay sahiplerinin haklarını koruduğu gözetildiğinde; yönetim kurulu kararının şirketin ve pay sahiplerinin menfaatine olduğu, hiçbir şekilde hukuka ve kanuna aykırı olmadığı hususlarının ortada olduğunu, Davaya konu yönetim kurulu kararının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan hükümsüzlük hallerinden de olmadığını, bu nedenle yönetim kurlu kararının hiçbir şekilde hükümsüz olmayıp, davacının yönetim kurulu kararının hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı bir karar verilmiş olduğunu, Bu nedenlerle mevcut hukuki durum karşısında; davacının şahsi menfaatleri doğrultusunda, şirketin menfaatlerine, hukuka ve kanuna aykırı davrandığı, şirkete zarar verdiği, zarar vermeye devam etmek niyetinde olduğu, bu doğrultudadavacının imza yetkisinin kaldırılmasının yerinde ve zamanında verilmiş bir karar olarak şirketin menfaatlerinin korunduğu, diğer yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerine uygun davrandıkları hususlarının ortada olduğunu, Bu haliyle de yönetim kurulu kararının hükümsüz olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, Davacının huzurdaki davada hukuki yararı kalmadığını, Müvekkil şirketin 25.12.2019 tarihinde yapılan 2017 ve 2018 yıllarına ait Olağan Genel Kurul Toplantısında yönetim kurulunun süresinin dolması sebebiyle yeniden yönetim kurulu seçilmiş olduğunu, Genel Kurul kararı ile 25.12.2019 tarihinden itibaren 3 yıl süre ile görev yapmak üzere imza yetkilileri olarak ...'un Yönetim Kurulu Başkanlığı'na, ...'un ise Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı'na seçilmiş olduğunu, söz konusu genel kurul kararı sonucu müvekkil şirketin yönetim kurulu ve imza yetkililerinin 9989 Sayılı, 08.01.2020 Tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 136. sayfasında tescil ve ilan edilmiş olduğunu, 6100 sayılı HMK'nın 114/h maddesinde hukuki yararın açıkça dava şartları içerisinde sayılmış olduğunu, Türk Hukuku'ndaki genel kabule göre tüm dava şartları ve dolayısıyla davacının davadaki menfaatinin, hükmün verilmesi anına kadar var olması gerektiğini, eğer bir dava şartı, davanın açılması anında mevcut olur ve fakat sonradan ortadan kalkarsa, davanın esastan karara bağlanmayacağını, bu davanın, kural olarak dava şartındaki eksilik nedeniyle kabule şayan olmadığı gerekçesiyle usulden reddedileceğini, bu çerçevede herhangi bir dava şartının sadece davanın başında mevcut olmasının yeterli olmadığını, her bir dava şartı ve doğal olarak davacının davadaki menfaatinin, hüküm verilinceye ve hatta hüküm kesinleşinceye kadar mevcut kalmaya devam etmesi gerektiğini, dava şartının sonradan ortadan kalkması halinde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, Sonuç olarak; davacı ...”un müvekkil şirketteki yönetim kurulu üyeliğinin sona erdiğini, müvekkil şirkette temsile ilişkin hiçbir sıfatı kalmadığını, bu nedenle davaya konu yönetim kurulu kararının hükümsüzlüğüne veya iptaline karar verilmesi sonucunda dahi davacının hiçbir hukuki menfaati bulunmadığını, Tüm bu nedenlerle öncelikle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil etmekte olduğunu, diğer yandan usul ve yasaya, yerleşik Yargıtay içtihatlarına, dürüstlük kuralına ve şirket menfaatlerinin önceliği ilkesine aykırı bir karar tesis edilmiş olup; kararın ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini beyanla; Açıklanan nedenler ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle; - HMK 352 vd maddeleri uyarınca istinaf taleplerinin kabulüne, - HMK m 356/1 maddesi gereği inceleme için duruşma günü tayin edilmesine, - Yerel Mahkeme kararının HMK m. 353/1-a(6) maddesi uyarınca gerekçeli karar ve ilam niteliklerini haiz olmaması, zahiri gerekçeli karar olması nedenleri ile kesin olarak ortadan kaldırılmasına, - Yerel Mahkeme kararının eksik inceleme ile delilleri değerlendirilmeksizin tesis edilmiş olması, usule ve mevzuata aykırı olması nedenleri ile ve HMK m 355 gereği re'sen tespit edilecek diğer nedenlerle ortadan kaldırılmasına, - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, - Müvekkil şirketin ve ilgili şahısların doğrudan ve dolaylı tüm zararlarına karşı hukuki ve cezai yollara başvuru ve tüm alacak hakları saklı kalmak kaydı ile karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının yönetim kurulu üyesi olduğu davalı şirketin 05/06/2018 tarih ve 2018/II karar sayılı şirketi münferiden en geniş anlamda temsil ve ilzam etme yetkisinin kaldırılmasına ilişkin yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı, davalı şirketin 08/02/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan karar ile dava dışı ... ve ... ile birlikte davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş, daha sonra davacı dışındaki diğer iki yönetim kurulu üyesinin toplanması ile yapılan 05/06/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan karar ile davacının TTK'nın 393 ve 395 maddelerine aykırı davrandığı gerekçesi ile temsil ve ilzam yetkisi kaldırılmıştır. Mahkemece dava konusu yönetim kurulu toplantısına davacının çağrılmaması ve çağrının usulsüz olması sebebiyle yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Davalı vekili, yönetim kurulu toplantısına çağrı usulü hakkında 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda bir hüküm bulunmadığını, dava konusu yönetim kurulu toplantı ve karar yeter sayısının TTK'nın 390 maddesine uygun olarak sağlandığını, davacının toplantıya çağrılması halinde de karara bir etkisinin olmayacağını, davacının TTK'nın 393 ve 395 maddelerine aykırı işlem yapması sebebiyle toplantıya çağrılmasının şirketin menfaatine aykırı olacağı ve çağrılmamasının kanun hükmü gereği olduğunu, 25/12/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulunun süresinin dolması sebebiyle yeni yönetim kurulunun seçildiğini ve davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının kalmadığını, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararına alınan Yargıtay kararları ve Yargıtay'ın yeni tarihli Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.09.2023 tarih, 2022/2858 esas ve 2023/5133 karar sayılı kararında belirtildiği üzere; 6102 sayılı Kanun'da 390 ıncı madde ve devamı hükümlerde anonim şirket yönetim kurulu toplantılarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Ayrıca bir öneriye katılma suretiyle elden dolaştırma usulüyle de karar alınabileceğine, ancak önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olmasının geçerlilik şartı olduğuna dair de düzenlemeye yer verilmiştir. Ancak anonim şirket yönetim kurulu toplantılarına çağrı şekline dair açık düzenlemelere de yer verilmemiştir. Yönetim kurulu anonim şirketin yasayla düzenlenmiş zorunlu organlarından biridir. Anonim şirketler yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Yönetim kurulu kararları kural olarak toplantılarda alınır. Toplantı üyelerin bir yerde fiziki olarak toplanması şeklinde yada kısmen yada tamamen elekronik ortamda yapılabilir. Toplantılara katılmak, görüşlerini söylemek ve oy kullanmak her üyenin hem hakkı hem görevidir. Kanun'da çağrıyı kimin yapacağına ilişkin açıklık yoktur. Kural olarak daveti yönetim kurulu başkanı yapar, ancak onun bulunmadığı zamanlarda bu görev başkan vekiline aittir. Yine çağrının şekline dair de Kanun'da düzenleme bulunmamaktadır. Bununla beraber çağrının belirli bir şekilde yapılma zorunluluğu da yoktur. Böylelikle esas sözleşmede düzenleme yapılmasına da imkan sağlanmıştır. Önemli olan tüm üyelerin toplantıdan haberdar edilmesidir. Toplantı çağrısının tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmamış olması bir ya da birden fazla üyenin müzakere süreçlerinden bilinçli olarak dışlanmış olduğu sonucunu doğurduğundan alınan kararlar açısından bir yokluk nedenidir. Bununla birlikte Yönetim kurulu kararlarının geçerliliği için ayrıca şekil ve nisaplara da uygun bir karar alınmış olması gerekir. Aksi halde karar yok hükmünde olacaktır. Somut uyuşmazlıkta davacının dava konusu 05/06/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısına çağrılmadığı davalının da kabulündedir. Davalı buna gerekçe olarak davacının TTK'nın 393 ve 395 maddelerine aykırı davranarak şirketi zarara uğratmasını göstermiştir. Ancak yukarıda belirtilen içtihatta da belirtildiği gibi toplantıya çağrı için belirli bir usul öngörülmemiş ise de tüm üyelerin toptantıdan haberdar edilmesinin temel amaç olduğu, üyelerin toplantıya katılma ve görüşlerini bildirme hak ve ödevlerinin bulunduğu, bir öneriye katılma suretiyle elden dolaştırma usulüyle alınan kararın geçerli olması için dahi önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olmasının geçerlilik şartı olduğunun düzenlendiği, davacının TTK'nın 393 ve 395 maddelerine aykırı davrandığı iddiası ve temsil ve ilzam yetkisinin kaldırılmasına karar verilecek olması toplantıya davet edilmesine engel olmadığı, davacının katılmadığı toplantıda davacının şirketi temsil ve ilzam yetkisinin kaldırıldığı ve söz konusu davacının hakkını ihlal eder nitelikte bir karar olduğu ve dava açma hakkının bulunduğu, davalı vekili tarafından toplantı ve karar yeter sayılarının sağlandığı ileri sürülmüş ise de karar yeter sayılarının sağlanmasından önce toplantının usulüne uygun şekilde yapılmasının gerektiği ve dava konusu toplantının usulüne uygun olarak yapılmadığı aşikar olduğundan alınan kararların yoklukla malul olduğu, kararın başından beri kurucu unsurunun bulunmaması sebebiyle yoklukla malul olduğunun tespitinin her zaman talep edilebileceği ve Mahkeme kararının tespit hükmünde olduğu, bu sebeple de davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu ve devam ettiği anlaşılmakla Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme ara kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere 25/01/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülentaraflarınŞirketesastanKararınınİptali(Genelözetiistinafİstemli)reddinederecesebeplerininistanbuldeğerlendirilmesisavunmasınınsebeplerimahkemesininKurulkararınınTicariileridosyaiddianumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim