İstanbul BAM 13. HD 2023/1423 E. 2024/652 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2023/1423
2024/652
4 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1423 Esas
KARAR NO: 2024/652 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2022/29 Esas - 2023/194 Karar
TARİHİ: 23/03/2023
DAVA: Genel Kurul Kararının İptali
KARAR TARİHİ: 04/04/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanları ile; davalı şirket nezdinde 31/10/2017 tarihinde ilanlı olarak olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını, söz konusu olağanüstü genel kurul toplantısı gündeminin konusunun davalı şirket esas sözleşmesinin sermaye başlıklı 6. maddesinin değiştirilmesi olduğunu, müvekkilinin anılan olağanüstü genel kurul toplantısına katılımının engellendiğini, bu sebeple müvekkilinin azınlık pay sahibi olarak hak ve menfaatlerini korumak maksadı ile muhalefet şerhi de koyamadığını, hisse devrinden sonra çoğunluk hissedar ...'ın azınlık hissedarlarının mali haklarını, bilgi alma ve inceleme haklarını gasp ettiğini, planlı olarak yapılan eylemler neticesinde müvekkilinin zarara uğradığını, davalı şirketin hakim hissedarının gereği yokken sermaye artırımı organize ederek azınlık konumunda bulunan müvekkiline ait payları eritme gayreti olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısına katılmak için pay sahiplerine usulüne uygun çağrı yapılmadığını, genel kurul toplantısının gündeminin belirli olmadığını, bu minvalde bir kararın alınacağı genel kurul toplantısı gündeminin açık, anlaşılabilir, genel kurulda karar vermeye ve oy vermeye elverişli olması gerektiğini, davalının hakim hissedar olarak iş bu hakimiyetini kötüye kullandığını, TTK hükümlerini açıkça ihlal ettiğini, basiretli bir tacir gibi davranmadığını, genel kurul toplantısı sermaye artış kararının afaki iyi niyet kurallarına ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırımı kararının kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık sebebi ile TTK 445 vd. maddeleri uyarınca iptaline, TTK 449 maddesi uyarınca ilgili kararların icrasının durdurulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanları ile; İrlanda'da tüzel kişiliği bulunan davacı şirketin yargılama masrafları dahil olmak üzere müvekkili şirketin dava sebebi ile uğrayabileceği zararları bakımından teminat yatırması gerektiğini, iş bu davanın hukuki dayanaktan yoksun, mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu, davalı şirkete çağrı prosedürüne uygun surette bildirimde bulunulduğunu, müvekkili şirket yönetim kurulunun 10/10/2017 tarih ve 2017/3 toplantı numaralı kararı ile TTK madde 376 şartlarının oluştuğundan olağanüstü genel kurulun toplanması için çağrı yaptığını, davacı şirketin gündemin belirliliği ilkesinin açıkça ihlal edildiğini, gündem maddelerinin kanuna aykırı olarak düzenlendiği ve iptal edilmeleri gerektiği yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, TTK 446 maddesi altında iptal davası açabilecek kişilerin belirlendiğini, iş bu madde kapsamında davacı tarafça iddia edilen söz konusu aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olmasının dava şartı olduğunu, pay sahiplerinin kararı iptal ettirebilmek için söz konusu aykırılığın genel kurul kararının alınmasını etkilediğini ispat etmekle yükümlü olduklarını, davacı tarafın beyanlarının afaki olduğunu, ilgili hususları ispata yönelik hiçbir delil ve belge sunmadığını, müvekkili şirketin hakim ortağın hisse devralmasından sonra büyük yatırımlar gerçekleştirdiğini, bu yatırımlar için finansal bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu, müvekkili şirketin artırım kararı almakla çoğunluk pay sahibi şirketten para alacağını yatırıma dönüştürmek sureti ile fedakarlıkta bulunduğunu, 30/09/2017 tarihli hesapları ile mali tabloları esas alınarak hazırlanan YMM özvarlık tespit raporuna göre öz varlığın -10.828.391,84-TL olarak tespit edildiğini, bu durumda 2.500.000,00-TL tutarındaki davalı şirket sermayesinin artırılması zorunluluğu doğduğundan sermayenin 27.000.000,00-TL'ye çıkartıldığını, sermaye arttırımı sebebi ile davacı tarafın herhangi bir hakkının ihlal edilmediğini, rüçhan haklarını kullanmaları için gerekli tüm prosedürün yerine getirildiini ancak davacı tarafın asıl amacının sermaye arttırımı yaptırmamak, şirkete herhangi bir katma değer sağlamamak olduğunu belirterek TTK 451 md. uyarınca genel kurul kararına karşı kötü niyetle iptal davası açan davacı şirketin, davalı şirketin uğradığı yahut uğrayacağı her zarardan sorumlu bulunmasına ve gerek dava masrafları gerekse uğrayacağı zararlar bakımından artırılan sermayenin %15'inden az olmamak üzere uygun bir teminata hükmedilmesine, davacı tarafın genel kurul kararının icrasının durdurulması ve yürütülmesinin geri bırakılması taleplerinin reddine, müvekkili şirketin 31/10/2017 olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararının esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına ve yerleşmiş içtihada uygun olarak alındığından genel kurul kararının iptali talebinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 23/03/2023 tarih ve 2022/29 Esas - 2023/194 Karar sayılı kararında;"Dava; davalı şirketin 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu iddiası ile TTK 445 vd. hükümleri uyarınca iptali talebine ilişkindir. Mahkememizce davalı şirketin sicil dosyasının onaylı sureti, davaya konu olağanüstü genel kurul toplantı tutanağının onaylı örneği, gündem ve hazirun cetveli getirtilmiş, taraflarca dosyaya sunulan deliller incelenmiştir. Davacı tarafça dosyaya sunulan deliller incelenmiştir.Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi sonucunda; davacı tarafça davalı şirket ... A.Ş'nin 31/10/2017 tarihli genel kurulu toplantısındaki sermaye artırım kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu belirtilerek sermaye artırımı kararının TTK 445. Madde uyarınca iptali talebiyle iş bu davanın açılmış olduğu, davalı şirket tarafından TTK 376. madde uyarınca borca batık halde olunması nedeniyle sermaye artırımının gerekli olduğu savunmasında bulunulmuş ise de; şirketin bu borcunun dava dışı çoğunluk pay sahibi olan ... A.Ş'ye ilişkin olduğu, dava dışı şirket ... A.Ş'ye 31.10.2017 tarihi itibari ile 39.828.287,72 TL borç bulunmasına karşın 24.500.000,00 TL nakit sermaye sermaye artırım yapıldığı ve ardından bu tutarın dava dışı alacaklı ... A.Ş hesabına 01.12.2017 tarihinde borç ödemesi olarak gönderildiği, yine yasal olarak şirketin mali durumunun düzeltilmesi için 10.828.391,84 TL + 833.333,33 TL - 11.661.725,17 TL sermaye artırımı yapılması yeterli iken davalı şirketçe 24.500.000,00 TL üzerinden sermaye artırımı yapıldığı, davalı şirketçe yakın tarihte şirketin hakim ortağına borçlanılmasının, alınmış olan borçların nerede kullanılmış olduğunun, mali olarak yeterli miktarın 2 katından fazla sermaye artırımı yapılmasının gerekli olduğu hususlarının ispat edilemediği, bu sebeplerle davalı şirketin 31/10/2017 tarihli sermaye artırım kararının TTK 445/I maddesi uyarınca dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile, "Davanın kabulüne, davalı şirketin 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararının iptaline," karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin verilen karar hukuka ve maddi gerçeğe aykırı olup kaldırılarak esastan tümden reddi gerektiğini, Yerel mahkemenin kararında iki temel gerekçe ile davanın kabulüne karar verdiğini, davalı şirketçe yakın tarihte şirketin hakim ortağına borçlanılmasının, alınmış olan borçların nerede kullanılmış olduğunun ve mali olarak yeterli miktarın 2 katından fazla sermaye artırımı yapılmasının gerekli olduğu hususlarının ispat edilemediğini, Yerel mahkemenin değerlendirilmesinin ne kadar hatalı olduğunu ve kararın kaldırılmasının gerekçeleriyle birlikte izah edildiğini;Davalı Şirketçe Yakın Tarihte Şirketin Hakim Ortağına Borçlanılmasının, Alınmış Olan Borçların Nerede Kullanılmış Olduğunun İspatı Konusu; alınan bilirkişi raporunda borçların nerelere kullanıldığının tespit edildiği gibi bunların davalı şirketin kredi borçlarının ve faaliyetlerinin sürdürülmesinde kullanıldığının bilirkişi raporunda açıkça ifade edildiğini, 09.12.2022 tarihli bilirkişi raporunda sermaye artırımı öncesi alınan borçların nerelere kullanıldığının hem davalı şirket hem de dava dışı hakim ortak kayıtlarından tespit edildiğini, ardından raporun 18. Sayfasının 3. Paragrafında; "davalı şirketin 2017 yılı içerisinde alınan borçları genel itibari ile davalı şirket tarafından alınan banka kredilerinin ödemeleri ile şirket faaliyetlerinin devamı için kullanıldığının belirlendiği ancak işbu tespitin işbu davaya konu sermaye artırımı ile ilgili yapılan kısmı incelemeler sonucunda yapılan tespitler olduğu" hususunun ifade edildiğini ve daha detaylı tespitlerin yapılması gerektiğinin belirtildiğini, bu durumda Dairemizin bozma gerekçelerinden en önemlisi; "borcun veriliş sebebi, neden ve ne koşullarda borç verdiği, davalı şirketin dava dışı çoğunluk pay sahibine borçlandırılış sebebinin açıklanmadığı" olmasına, Yerel mahkeme tarafından bozma gerekçeleri kapsamında bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olmasına ve alınan raporda da yukarıdaki tespit yapılmış olmasına rağmen Yerel mahkemenin ne sebeple alınan borcun nerelerde kullanıldığının ispat edilemediği gerekçesi ile hüküm kurulabildiğini anlayamadıklarını;Bilirkişi raporunun açıkça alınan borçların genel olarak nerelere kullanıldığını ifade ettiğini ve daha detay bir çalışma gerektiğini belirtmiş olmasına rağmen Mahkemece bu tespitle yetinilmeyecek idiyse; Yerel mahkemenin bilirkişilerden ek rapor alarak detay çalışma yaptırması ve böylece bozma gerekçesiyle uyumlu bir rapor alması gerekirken, bilirkişilerin tespitinin tam tersi yönünde bir karar vermesinin kabul edilebilir olmadığı gibi Dairemizin bozma gerekçelerine de aykırı olduğunu, sermaye artırımı ile ilgili olarak davalı tarafından gerekli olunan hususlarının ispat edilemediği konusunda davacı tarafın kuruluştan beri müvekkili şirketin ortağı olduğunu ve müvekkilinin temel maden yatırımları yaptığı dönemde de ortak olup tüm yapılan yatırımların davacının bilgisi dahilinde olduğunu belirtmek istediklerini; Davacının işbu genel kurula kadar yapılan tüm olağan genel kurullara katıldığını ve tüm bu borçları gösteren bilançoların kendisine sunulduğunu, bunları tasdik eder mahiyette oy kullandığını, davacı müvekkili şirketin tüm genel kurullarına katılmış olup, müvekkili şirketin yapmış olduğu yatırımlara ilişkin mali verilerin 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yapılan bilanço ve diğer tüm mali tablolarda görüldüğünü, bu mali kayıtlar ve genel kurul kararlarına karşı da davacı tarafından bir dava açılmadığını, dolayısıyla davacının müvekkili şirketin yatırımları, gidişatı, sermaye ihtiyacı konularında da yeteri derecede bilgi sahibi olduğunu, müvekkili şirket bir maden şirketi olduğundan bahisle yılları sari yatırımlar yapmak zorunda olup en azından 2-3 bilanço dönemi bu yatırımlar nedeniyle şirketin zarar etmesinin sektör pratiklerinden olduğunu, davacı da maden şirketi ortağı olup müvekkili şirketin işlediği madenin özelliklerini ve gerekli yatırımları bilebilecek durumda olduğunu, dahası davacının esasen müvekkili ile olan ortaklığının kendisinin tek başına bu yatırımları yapma gücünün olmaması nedeniyle yatırımcı bulma ihtiyacından olduğunu, davacının zaten maden sahasını ve yapılan yatırımların ne kadar maliyetli olduğunu da bildiğini;Dosya kapsamı süresince detaylarıyla anlattıkları madencilik faaliyetlerinin ne kadar maliyetli ve uzun vadeli yatırımlar olduğunun bilinen bir gerçek olduğunu, müvekkili şirkete ek kaynak ihtiyacının aşikar olup bu husus dava dosyası boyunca sundukları delillerle de sabit olup müvekkili şirket bünyesinde alınmış olan gerek mali müşavirlik raporları gerekse uygulanan usulün yasal bütün dayanaklarının dosya içerisinde bulunması karşısında verilmiş olunan mahkeme kararının iyi niyetli olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığını, diğer taraftan şirketin yapılan 2014, 2015, 2016 ve 2017 olağan genel kurullarında da bilanço ve gelir tabloları genel kurul dikkatine sunulmuş olup bu kayıtların içeriğinden ve şirketin zarar ettiğinden, bu zararın da ana ortak tarafından finanse edildiğinden davacının haberdar olmadığının söylenemeyeceğini, üstelik davacının bu genel kurullarda ilgili finansal tabloları tasdik edecek şekilde oy kullandığını, mahkemenin aldığı bilirkişi raporlarında da hakim ortaktan alınan borçların nerelerde kullanıldığının çok açık olarak belirlendiğini ve bunların tamamının maden işletmesi amacı doğrultusunda kullanıldığının belirlendiğini, davanın bu aşamasına kadar müvekkilinin hakim ortaktan aldığı borçların nereye kullanıldığının hiçbir şekilde tartışma konusu dahi olmadığını, bu borçların hakim ortaktan alındığını ve sermaye artırımının tarihi itibariyle harcandığını, bunların nereye harcandığının da tüm mali tablolarla belli olduğunu;Rapor alınan bilirkişiler tarafından da bu borçların maden işletmesinde kullanıldığı ortaya konulmuş olup hiçbir şekilde şirketin işletmesi dışında kullanılmadığını, borcun konusunu oluşturan kaynağın müvekkili tarafından kuruluşundan itibaren harcanmış bir kaynak olup bu müvekkilinin ana ortağından borç alındığını, buna dair de işbu genel kurula kadar davalının hiçbir itirazı olmadığı gibi bu borcun nerelerde kullanıldığını gösteren mali tabloları her yıl yapılan olağan genel kurullarda da onayladığını, müvekkilinin hakim ortağından borç alıp işletmesi için kullandığı kaynağın yaklaşık beş yıl boyunca bilgisinde olan davalının sermaye artırımına dair genel kurul kararı alınınca mı bu kaynağın nerden geldiğini veya nereye kullanıldığını bilemez bir duruma düştüğünü merak ettiklerini, kötüniyetli olan davalının bu yaklaşımının Yerel mahkeme tarafından verilen kararla korunduğunu, bu doğru olmadığı gibi tüm mali tabloların genel kurullar ve bilirkişi raporlarıyla ortada olduğunu, müvekkili tarafından hakim ortaktan alınan borçların nerede kullanıldığı ile ilgili hiçbir tereddüt bulunmamasına rağmen davanın kabulü kararına bu hususun gerekçe yapılmasını anlamanın mümkün olmadığını; Dairemizin bir diğer bozma gerekçesinin de; "sermaye artırımının başka kaynaklardan karşılanıp karşılanmayacağı hususunun tartışılıp değerlendirilmediği," hususu olup bu konuda alınan bilirkişi raporunda herhangi bir tespitin yer almadığını, bozma gerekçelerini karşılamadan alınan rapora dayalı olarak Mahkemenin sanki bu hususlar taraflarınca ispat edilememiş gibi bir kanaate vardığını, teknik iflas durumunda olan bir şirkete hiçbir bankanın borç vermeyeceği sabit olduğu gibi davacının da bu durumu bildiğini ancak burada önemli olanın Dairemizin bozma kararına esas teşkil eden eksik incelenmiş bir konunun Mahkeme tarafından hiç irdelenmeden bir karar oluşturulması olduğunu, bunun da bozma kararına tamamen aykırı bir durum olduğunu, şirketin işbu borcunun dava dışı çoğunluk pay sahibi olan ...A.Ş.’ye ilişkin olduğunu ancak hakim ortağa borçlanılması ve taahhüt edilen sermayenin hakim ortağa borç ödemesi olarak aktarılması gerekçesi ile başkaca bir finansman yönteminin kullanıp kullanılamayacağı hususlarına yönelik yeterli derecede ispat sunulamadığı gerekçeleri ile davanın kabulü yönünde verilen kararın haksız ve hukuki mesnetten uzak olduğunu, bilirkişi eğer bu konuda bir yorum yapmadıysa bu durumun nasıl aleyhlerine bir karara gerekçe olabileceğini anlayamadıklarını;Ortak alacağının sermayeye ilavesinin şirkete bir nakit kaynak sağlamayacağını, sadece kısa vadeli yabancı kaynak hesabının öz varlık hesabına intikali neticesinde öz varlık tutarının artacağını, bu durumda şirketin geleceğe yönelik planladığı yatırımlarını yine bir nakit akışı sağlayamadığı için yapamayacağını, şirketin işleyişinde bir gelişme sağlanamayacağını, somut olayda, şirketin teknik iflasta olmasının yanında devam eden yatırımlar kapsamında da nakit kaynağa ihtiyacı olduğundan bahisle sermaye artırımının nakden yapılmasına karar verilmiş olup bu hususun gayet basiretli bir tutumun göstergesi olduğunu, huzurda görülmekte olan işbu dosya kapsamında daha önceki dilekçelerinde sunulan bilgi ve belgelerden de görüleceği üzere müvekkili şirketin belirli giderlerini, gelişimine yardımcı olacak yatırımlarını karşılamak, şirketi bulunduğu durumdan çıkarmak için nakit kaynağına ihtiyacı olduğunun açık olduğunu, alacağın sermayeye eklenmesi ne ileri vadeli ne de güncel durum için uzun vadede fayda sağlayan bir yöntem olmadığından bahisle çoğunluk pay sahibinin ciddi bir fedakarlıkta bulunarak hem şirkete nakit kaynak sağladığını hem de bu şekilde şirketin faaliyetlerini yürütmesine katkı sağladığını;Diğer taraftan sermaye artırımı esnasında şirketin yatırımlarının nereye yapılmış olduğunun da mali kayıtlardan çok net olarak ortada olduğunu, müvekkili şirket tarafından yapılan yatırımlar için hâkim ortaktan alınan borçların, sermaye artırımı sonrasında gelen para ile karşılandığını ve hâkim ortağa olan borcun ödendiğini, bu durum açık olup aksi yönde yapılan yorum ve tespitlerin ise herhangi bir tutar yanı bulunmadığını, bilançosu bu durumda olan bir şirketin, yani sermayesinin tamamını kaybetmiş ve eksi özsermaye de olan bir şirketin bankalardan kredi kullanmasının imkansızlığını bilirkişilerin de bilmesi veya ifade etmesinin beklendiğini, 39,8 m TL borcun ortaktan değil de bankadan “alınabilmiş” olsaydı dahi bunun şirketin sermayesini kaybetmiş olması üzerinde bir etkisi olmayacağını, şirketin o dönemki mali durumu ortadayken ve aksine herhangi bir somut veri ortaya sunulmamasına rağmen, Mahkeme tarafından başka bir finansman yöntemi olup olmadığı ve nakit sermaye artırımının gerekli olduğuna ilişkin yeterli ispat olmadığı yönünde karar verilmesinin anlaşılabilir yanı bulunmadığını; Mali Olarak Yeterli Miktarın 2 Katından Fazla Sermaye Artırımı Yapılmasının Gerekli Olduğu Hususunun İspat Edilemediği Hususu; Dairemizin bir diğer bozma nedeninin; "Bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin mali durumu 10.829.225,17 TL sermaye artışı ile düzelebildiğine göre, bilirkişi raporunda bu miktarın üzerinde sermaye artırımı yapılmasını gerektirir somut bir yatırım planı olduğuna dair bir değerlendirme yapılmadığı gibi tespitin de olmadığı," hususu olup öncelikle 10.829.225 TL tutarındaki sermaye artışı ile müvekkili şirketin teknik iflas durumunun düzeltilemeyeceğini aşağıda matematik hesabıyla anlattıklarını, bozmadan sonra alınan bilirkişi görüşünde müvekkilinin durumunun 10.829.225 TL tutarında bir sermaye artışı ile düzeldiğine dair bir tespitin bulunmadığının bilinmesi gerektiğini, bilirkişilerin bu konuda detaylı değerlendirme yapmadığını ve tarafların iddiaları doğrultusunda yapılması gereken sermaye artırım miktarlarını hesaplamakla yetindiklerini;Mahkemenin aldığı yeni bilirkişi raporundaki görüşün aksine karar verdiğini, mali bilirkişi dahi raporunda; yasal olarak şirketin mali durumunun düzeltilmesi için müvekkilinin artırım yaptığı miktarın usulsüz veya hukuka aykırı olduğu şeklinde bir tespitte bulunmadığını, şirketin teknik iflasa gitmesi durumunu düzenleyen TTK 376 madde kapsamında alınması gereken tedbirler konusunda genel kurulun taktir yetkisi bulunduğunu, şirketin 30/09/2017'deki sermayesinin 2.500.000 TL, birikmiş zararının ise 13.328.391,84 TL olduğundan bahisle TTK madde 376/2 deki “sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde” durumunun çok ötesinde bir durumun söz konusu olduğunu, eğer zarar sadece 1.600.000 TL olsa idi, o zaman sermayenin hala 1/3’ü mevcut olduğu için sermayenin 1/3’ü olan 833 bin TL (2,5-1,6) ile yetinme kararı alınabileceğini ancak bu durumun müvekkili şirket için mümkün olmadığını;Müvekkili şirket açısından sermayenin tamamının karşılıksız kalması bir yana eksi özkaynak durumunun söz konusu olduğunu, sermayenin 1/3 ü ile yetinilebileceğini ve bu kapsamda 11.661.725,17 TL sermaye artırımının yeterli olacağı şeklindeki kararın tamamen haksız ve mesnetsiz olduğunu, eğer sermaye artışı 11.661.725,17 TL ile sınırlı tutulmuş olsa idi, şirketin yeni sermayesinin 14.161.725,17 TL olacağını ki bu halde birikmiş zararlar 13.328.391,84 TL olduğundan bahisle sermayenin %94’ünün yani neredeyse tamamının karşılıksız kalacağını, bu halde yapılan sermaye artışı ile elde edilmek istenen amaca ulaşılamadığını ve yine sermayesi karşılıksız kalmış teknik iflastaki bir şirket ile karşı karşıya kalınacağını, kısacası arttırım sonrası TTK 376 kapsamından (376/1’den dahi) çıkılabilmesi için yapılması gereken sermaye artışının bizatihi raporun 19. sayfasında bilirkişinin “davalının beyanına göre “hesaplaması ile yer verdiği 24.156.783,68 TL olduğunu;24.156.783,68 TL sermaye artışı yapıldığında yeni sermayenin 2.500.000 TL+ 24.156.783,68 TL = 26.656.783,68 TL olacağını ve bu durumda 13.328.391,84 TL birikmiş zararın sermayeye oranının 13.328.391,84TL / 26.656.783,68 TL = % 50 olacağını, müvekkilinin bu 26.656.783,68 TL tutarında olması gereken sermaye artımını 24.500.000 olarak yaptığını, son olarak 30/9/2017’deki bilançoya göre, müvekkili şirketin ortağına, banka ve üçüncü kişilere olan toplam borcu yaklaşık 95.000.000 TL olup bunun yaklaşık 51.000.000 TL’sinin finansal borçlar yani ortaktan çok banka borcu olduğunu, şirketin duran varlıklarının yaklaşık 31.000.000 TL olduğu dikkate alındığında böyle bir şirketin 2.500.000 TL sermaye ve eksi 10.828.391,84 TL özsermaye ile ticari hayatına devam edebilmesinin, bankalardan kredi almaya devam edebilmesinin mümkün olmadığını, tüm bu hususlara ilişkin teknik hesaplamalar yerinde inceleme esnasında mali bilirkişilerle paylaşılmış olup işbu dosya kapsamında taraflarınca ayrıca sunulduğunu;Müvekkilinin içinde bulunduğu duruma benzer durumda olan şirketlerin teknik iflas durumundan çıkmasına dair ticaret sicili uygulaması açısından yapılabilecek artırım miktarının açık bir şekilde müvekkili şirketin bağlı olduğu İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından belirlendiğini, İTO’nun sayfasında yer alan bilgiye göre, özvarlığın eksi durumda olması halinde sermayenin nasıl aratılacağının formülünün; “(Sermaye + Özvarlık) x 2 = Son Sermaye”Söz konusu formül somut olay nezdinde uygulandığında; (2.500.000 + 10.828.391,84) x 2 = 26.656.783,68 TL, bu durumda artırılması gereken miktarın; 26.656.783,68 – 2.500.000 = 24.156.783,68 TL şeklinde olduğunu, hal böyleyken şirketi borca batıklıktan dahi kurtarmaya yetmeyecek olan bir tutarda sermayenin artırılması gerektiğini söylemenin hiçbir makul yanı kalmadığını, sadece müvekkilinin beyanına göre değil; açık bir şekilde İTO’nun sayfasında yer alan formül somut olay nezdinde uygulandığında görüleceği üzere müvekkili şirket tarafından yapılan artırım hukuka, hakkaniyete ve uygulamaya uygun olup bu sebeplerle müvekkili şirketin 31/10/2017 tarihli sermaye artırım kararının TTK 445/I maddesi uyarınca dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı kararının kabul edilemez nitelikte olduğunu;Sermaye artırımına gidilmesinin teknik iflastan çıkmak için teknik bir gereklilik olup müvekkili şirketin 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararının şirketin ticari varlığını sürdürebilmesi için alınması gereken bir karar olduğunu, öncelikle borca batık olma durumunun, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması hali olduğunu, borca batık durumda olmanın işaretlerinin, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabileceğini, şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organının aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarttığını, bu kapsamda çıkarılan “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ıncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Tebliğ”, her ne kadar daha yeni tarihli olsa da, ilgili maddenin uygulanmasını düzenlemek için çıkarılmış olup, ilgili Tebliğ ile kanun koyucunun TTK madde 376’daki amacı ve uygulanması gereken usul ve şekil şartlarının açıkça ortaya konulduğunu;TTK madde 376’nın uygulanmasına ilişkin normlar hiyerarşisine göre çıkarılan bir Tebliğ’in Kanuna aykırı olması düşünülemeyeceğinden ve Tebliğ Kanun’un uygulanmasına bir açıklık getirmiş olduğundan bahisle gerek tebliğ ile getirilen esaslara uygun olan gerekse tebliğ öncesi uygulama gereği olan müvekkili şirketin dava konusu sermaye artırımı kararı hukuka uygun olup iptali ya da butlanının söz konusu olmadığını, tebliğe göre yönetim organının hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve; sermayenin üçte biri ile yetinilmesi ve TTK madde 473 ve madde 475 uyarınca sermaye azaltımı yapılması, sermayenin tamamlanması, sermayenin artırılması tedbirlerinin alınmaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurulacağını, dolayısı ile, ya önce tedbirler alınacağını ve sonuç alınamazsa mahkemeye başvurarak iflas isteneceğini ya da doğrudan iflas için mahkemeye başvurulacağını, davaya konu olayda, müvekkili şirketçe, şirketin mali durumu göz önüne alınarak kanunen kendisine takdir hakkı verilen iyileştirme yöntemlerinden birinin tercih edildiğini ve bu bağlamda sermaye artırımı kararı alındığını, Yerel mahkemece verilmiş olan 2018/68 Esas, 2019/362 Karar ve 02.05.2019 tarihli kararda;“Ticaret Bakanlığı'nın 15/09/2018 tarih 30.536 sayılı resmî gazetede yayınlanan "6102 sayılı TTK'nun 376 maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar" tebliğinin 5 maddesi uyarınca yönetim kurulunun sermaye ile kanuni yedekler toplamının en az yarısının ya da 2/3'ünün zararlar sebebi ile karşılıksız kalması nedeni ile genel kurulu toplantıya çağırması, tebliğin 6. maddesi uyarınca son bilançoyu genel kurula sunması, durumu her ortağın anlayabileceği şekilde anlatması zorunludur. Sermaye ve yedek akçeler toplamının en az 2/3'ünün karşılıksız kalması halinde sermayenin 1/3'ü ile yetinilmesine ve TTK md. 373-375 uyarınca sermayenin bu oranda azaltılmasına, sermayenin tamamlanmasına veya sermayenin artırılmasına karar verebilir. Genel kurul bu önlemlerden birine karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. Somut olayda davalı şirket yönetim kurulunun tebliğin 6. maddesi kapsamında genel kurulu toplantıya çağırma kararı aldığı ve genel kurul toplantısında yasaya ve tebliğe uygun şekilde sermaye artırımı yapılmasına karar verildiği, şirketin mevcut mâli durumu nedeni ile sermaye artırımının zorunlu olduğu, bu nedenle anılan kararın esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığı, TTK 445 vd. hükümleri uyarınca iptali koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerektiği kanaatine varılmıştır.” denilerek müvekkili şirket bünyesinde alınmış olan sermaye artırımı kararının genel hukuk teamüllerine uygun olduğunun açık bir şekilde kabul ve ikrar edildiğini;Konu ile ilgili yargı kararlarına bakıldığında da durumun aynı şekilde olduğunu, TTK madde 376’nın uygulaması yönünden bilirkişi raporunda yer alan tespitler konusunda Prof. Dr. ... ve Dr. Öğr. Üyesi M. ...’dan bilimsel görüş alınmış olup dosya kapsamında taraflarınca mahkemeye sunulduğunu, dosya kapsamında sundukları bilimsel görüş kapsamında da TTK madde 376 uygulaması açısından sermaye artışı yapılabileceği görüşü verildiğini, söz konusu Hukuki Mütalaanın 12. sayfasında belirtilen Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 2018/3542 Esas, 2020/600 Karar ve 21.01.2020 tarihli kararının da dava konusu ile örtüşen bir uyuşmazlığa yönelik olup teknik iflas durumunda da sermaye artırımı yapılabileceğinin ortaya koyulduğunu;“...Mahkemece (...) [şirketin] 2013 yılı sonu itibariyle 1.748.587,57 TL olan öz sermayesinin, 2014 yılında 4.756.832,11 TL zarar edilmesi nedeniyle 2014 yılı sonu itibariyle -3.008.244,54 TL’ye düştüğü , bu duruma düşmüş sermaye şirketinin 6102 sayılı TTK’nın 376. maddesi uyarınca sermayesini tamamlamak zorunda olduğu, aksi hâlde şirketin faaliyetlerinin sona ereceği, bu durumdaki davalı şirketin sermaye artırımına gitmesinde yasaya aykırılık olmadığı, şirketin 2014 yılında 4.756.832,11 TL zarar açıklamasının temel nedeninin 2014 yılında 5.302.935,79 TL faaliyet gideri olmasından kaynaklandığı, sermaye artırımına gitmeden önce her ortaktan tahsil ettiği sermaye yedeğini kullanması mümkünse de, şirketin 31/11/2014 tarihli bilançosunda ortaklardan tahsil edilmiş sermaye yedeğine rastlanmadığı, ortaklar borçların sermayeye eklenmesi[nin] de davalı şirketin finansal sıkıntısını çözebilecek bir yol [o]larak görülmediği, rüçhan hakkı kullanımı ile ilgili olarak ortaklara yapılan çağrının yasa ve ana sözleşmeye aykırı olmadığı, nizalı genel kurulda gündemin 3. maddesinin görüşülmesi neticesinde alınan kararın (önerge neticesinde alınan karar dâhil) yasa, ana sözleşme ile dürüstlük kurallarına aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilm[esi yerindedir]...”Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/6203 Esas, 2022/3451 Karar, 26.04.2022 Tarihli ilamında TTK madde 376/2’de sayılan tedbirlerin emredici nitelikte olmadığını ve şirket genel kurulu tarafından her zaman sermaye artırım ya da azaltımına ilişkin kararların verilebileceğinin açık bir şekilde düzenlendiğini, emredici nitelikte ve sınırlı sayıda olmayan tedbirlere rağmen müvekkili şirketçe yapılan sermaye artırımının iptaline karar verilmesinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını, teknik iflas durumunda olan bir şirkette genel kurulun alınacak tedbirler konusunda takdir hakkının bulunduğunu, sermaye artırımı kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olmaması sebebiyle iptaline dair koşulların oluşmadığını beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalı şirketin 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermayenin artırılmasına dair ana sözleşme değişikliği kararının TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptali talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı şirketin %25 oranında payını 08.04.2016 tarihinde ... Şirketi'nden devraldığını ve şirket ortağı olduğunu, davalı şirketin diğer ortağının ise %75 paya sahip dava dışı ... A.Ş. olduğunu, davalı şirketin 31.10.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında esas sözleşmesinin sermaye başlıklı 6. Maddesinin değiştirildiğini, yapılan bu değişikliğin azınlık paydaş olma hakkını sınırlandırmak ve kendisinin pay oranını düşürmek için planlı bir şekilde yapıldığını, davalı şirketin hiçbir yatırım planı mevcut değilken sermayesini yaklaşık 10 katından fazlasına çıkaracak bir artış yapılmasının kendisine ait payları eritme amacını taşıdığını, olağanüstü genel kurul toplantısına davetin usulüne uygun şekilde yapılmadığını, alınan sermaye artırım kararının afaki iyi niyet kuralları ile dürüstlük kuralına aykırı olduğunu beyan ederek iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf şirketin sermaye artırım kararının alınmasından önce borca batık halde olduğunu, bu kararın alınmaması halinde tek çare olarak şirketin iflasının isteneceğini, alınan kararın şirketin faaliyetlerini devam ettirebilmesi, vergi, sigorta primi gibi yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için zorunlu olduğunu, davacının rüçhan hakkının kısıtlanmadığını, davacının kendisine tanınan 15 günlük süre içerisinde payına düşen sermaye artırım miktarını ödemediğini, toplantıya davetin usulüne uygun şekilde yapıldığını, aksi halde dahi bunun tek başına alınan kararın iptalini gerektirmeyeceğini, davacının toplantıya katılması ve oy kullanması halinde de aynı kararın alınabileceğini beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece; 2018/68 Esas, 2019/362 Karar sayılı ve 02.05.2019 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 2019/2723 Esas, 2021/1920 Karar sayılı ve 30.12.2021 tarihli kararı ile; " İptali talep olunan kararın, şirket esas sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen sermaye maddesinde değişiklik yapılarak sermaye artırımı kararına ilişkin olup davacı tarafça sermaye artırımı maddesine ilişkin ana sözleşme tadil metninin değiştirilecek mevcut hükümlerle birlikte usulünce ilan edilmediği, bu şekilde gündemin gereği gibi ilan edilmeyerek TTK 453.m. uyarınca emredici yasa hükmüne aykırı davranıldığı ileri sürüldüğü halde, ilk derece mahkemesince bu hususta herhangi bir değerlendirmede bulunulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan raporda, davalı şirketin 2017 yılı 331 numaralı ''ortaklara borçlar '' hesabına muavin kayıtlarına göre dava dışı ortağın davalı şirketten 30/09/2017 tarihi itibariyle alacağının 38.592.201,88 TL. Olduğu belirtilmiştir.Bilirkişi raporunda, dava dışı hakim ortak ... AŞ.'nin davalı şirkete borç verdiği şirket defterlerinde kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, borcun veriliş sebebi, neden ve ne koşullarda borç verdiği, davalı şirketin dava dışı çoğunluk pay sahibine borçlandırılış sebebinin açıklanmadığı tesbit edilmiştir. Bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin mali durumu 10.829.225,17 TL sermaye artışı ile düzelebildiğine göre, bilirkişi raporunda bu miktarın üzerinde sermaye artırımı yapılmasını gerektirir somut bir yatırım planı olduğuna dair bir değerlendirme yapılmadığı gibi tesbitinde olmadığı, sermaye artırımının başka kaynaklardan karşılanıp karşılanmayacağı hususunun tartışılıp değerlendirilmediği, davacı vekilinin kök ve ek bilirkişi raporuna yönelik verdiği beyan dilekçesindeki itirazlarının da davalı şirketin defter ve kayıtları incelenmek suretiyle bilirkişilerce değerlendirilmediği gibi mahkemece de bu yönde bir değerlendirme ve tesbitin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle mahkemece, davacı vekilinin itirazının dayanağını teşkil eden uzman görüşüne ilişkin raporun HMK’nın 293. maddesi çerçevesinde incelemeye tabi tutularak ve aralarında finans konusunda uzmanlığı olan bir bilirkişi barındıran yeni bir heyet oluşturularak davalı şirketin ticari defter ve kayıtları da incetilmek suretiyle yukarıda tesbit edilen hususlarda ve davacı vekilinin uzman görüşüyle de desteklenen bilirkişi raporlarına vaki itirazlarının da karşılanmak suretiyle yeni rapor alınıp oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması yerinde görülmemiştir." denilmek suretiyle HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmiş, Mahkemece yargılamaya devam edilerek yeni oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmış ve yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Anonim Şirketlerde genel kurul toplantılarına çağrı usulünü düzenleyen TTK'nın 414/1. maddesi uyarınca; genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. TTK'nın 453. maddesi uyarınca; genel kurulun esas sözleşmenin değiştirilmesi için toplantıya çağrılması halinde yönetim kurulunca karara bağlanmış bulunan değişiklik taslağının, değiştirilecek mevcut hükümlerle birlikte aynı kanunun 414/1. maddesinde öngörülen şekilde ilan edilmesi gerekir. Aynı madde uyarınca genel kurul kararına 421. maddede öngörülen nisaplar uygulanır. TTK'nın 421/1. maddesine göre ise, kanunda ve esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde, esas sözleşmeyi değiştiren kararlar, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. TTK'nın "iptal sebepleri" başlıklı 445. maddesi uyarınca; aynı kanunun 446. maddesinde sayılan kişiler, genel kurulda alınan kararların kanun veya şirket esas sözleşmesine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesi ile kararların iptalini talep edebilirler. TTK'nın "iptal davası açabilecek kişiler" başlıklı 446. maddesinde ise, bu davayı açma hakkının kimlere ait olduğu düzenlenmiştir. TTK'nın 446/1-b bendine göre; toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açma hakkını kazanacaktır. Somut olayda; davalı şirket yönetim kurulu tarafından alınan 10.10.2017 tarihli ve 2017/3 sayılı karar ile olağanüstü genel kurul toplantısının 31.10.2017 tarihinde yapılmasına karar verildiği, olağanüstü genel kurul toplantı gündeminin "Esas sözleşmenin sermaye başlıklı 6. maddesinin değiştirilmesi" şeklinde belirlendiği ve 16.10.2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde bu şekilde ilan edildiği, TTK'nın 453. maddesine uygun şekilde esas sözleşme değişiklik taslağının, değiştirilecek mevcut hükümlerle birlikte ilan edilmediği ve toplantıya çağrının usulüne uygun olmadığı açıktır. Bununla birlikte TTK'nın 446/1-b maddesi uyarınca çağrının usulüne uygun olmaması tek başına ilgili toplantıda alınan kararın iptali sonucunu doğurmayacaktır. Bu usulsüzlüğün genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun iddia ve ispat edilmesi gerekir. Davacı taraf dava konusu kararın alındığı tarihte davalı şirket sermayesinin %25'i oranında pay sahibi olup karar diğer %75 pay sahibi ortağın oyu ile alınmıştır. Her ne kadar davacı taraf sermaye artırım kararının %80 oy oranı ile alınabileceğini iddia etmiş ise de, davalı şirketin esas sözleşmesinde böyle bir nisap belirlenmemiş, askine 13. maddesinde genel kurulun toplantı ve karar nisabının TTK'ya tabi olduğu kabul edilmiştir. Bu minvalde TTK'nın 453. maddesinin atfı ile 421. maddesi uyarınca karar, şirket sermayesinin yarısından fazlasının (%75) temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların tamamı ile alınmış olup davacının toplantıya katılması halinde dahi pay oranı itibariyle kararın alınmasına etki edemeyeceği (etki prensibi) açıktır. Diğer taraftan davalı şirket, söz konusu sermaye artırım kararının şirketin teknik olarak iflas halinde olması sebebiyle şirketi iflastan kurtarmak ve faaliyetlerinin devamını sağlamak amacıyla alındığını savunmuştur. Her ne kadar davalı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376. maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğ 15.09.2018 tarihinde, yani dava konusu kararın alındığı tarihten sonra yürürlüğe girmiş olduğundan somut olaya uygulanma imkanı yok ise de, sermaye artırım kararları anonim şirkette sermayenin korunmasına ilişkin kararlar olup TTK'nın sermayenin kaybına ilişkin 376/2. maddesinde öngörülen tedbirlerin (sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanması) alınmaması durumunda karşılaşılacak yaptırımlar düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca alınacak tedbirler sermayenin 2/3'ünün kaybı haline mahsus olmayıp şirket genel kurulunun, kanuni sınırları gözeterek her zaman sermaye artırımına veya azaltımına karar verebilmesi mümkündür. TTK'nın 376/3. maddesinde, şirketin borca batık olması halinde iflasının isteneceğinin kabul edilmiş olmasın, şirketi borca batıklıktan çıkarmak üzere sermaye artırım kararı alınmasına engel değildir. Somut olayda her ne kadar Mahkemece; "davalı şirketçe yakın tarihte şirketin hakim ortağına borçlanmasının, alınmış olan borçların nerede kullanılmış olduğunun, mali olarak yeterli miktarın 2 katından fazla sermaye artırımı yapılmasının gerekli olduğu hususlarının ispat edilemediği" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan heyet bilirkişi raporunda, davalı şirketin 2017 yılı içerisinde aldığı borçlarının genel itibari ile banka kredilerinin geri ödemeleri ile şirket faaliyetlerinin devamı için kullandığı, sermaye artırım kararı öncesinde hazırlanan öz varlık değerleme raporuna göre davalı şirketin öz varlığının -10.828.391,84 TL olduğu, sermayenin 1/3'ü ile yetinilebilecek asgari artış tutarının 11.661.725,17 TL olduğu, davalının sermaye artırımına esas aldığı formüle göre ise karar tarihinde birikmiş zararının 13.328.391,84 TL ve 2.500.000 TL sermaye miktarına göre yapılması gereken artırım tutarının 24.156.784,68 TL olduğu, 24.500.000 TL tutarlı sermaye artırım tutarının davalı şirket yönetiminin zararın bir süre daha artacağı öngörüsü kapsamında birikmiş zararlardan yola çıkmak suretiyle belirlenmiş olduğu, kayıtlara göre karardan sonra birikmiş zararın artış gösterdiği, buna göre gerçekleşen mali veriler nazara alındığında iş bu artırımın isabetli olduğu tespit edilmiş olup, davalı şirketin sermaye artırımının teknik iflastan çıkmak maksadı ile yapıldığına yönelik iddiası ve dava dışı ortaktan alınan ve sermaye artırımı sonrasında ödenen borçların şirketin bankalara olan borçlarının geri ödenmesi ve faaliyetlerinde kullanıldığının bilirkişi raporu ile ortaya konulduğu, davacı tarafça aksi yönde bir iddia ve delilin sunulmadığı, davalı şirketin faaliyet raporları ve bilançosunun tasdikine dair daha önceki genel kurullarda alınan kararlarına karşı iptal davası açılmadığı, davalı şirket tarafından davacının rüçhan hakkının kısıtlanmadığı da nazara alındığında, sermaye artırımının davacının pay oranını düşürmek üzere yapıldığının davacı tarafından ispat edilemediği ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/03/2023 tarih ve 2022/29 Esas 2023/194 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve Dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 2-Davanın REDDİNE, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Dairemiz karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 391,70 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 650,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan 2023/2024 AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Artan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 9-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 163,00 TL dosyanın istinafa gidiş dönüş masrafı olmak üzere toplam 655,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Artan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1.maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 04/04/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01