İstanbul BAM 13. HD 2024/501 E. 2024/632 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/501
2024/632
4 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/501
KARAR NO: 2024/632
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 06/12/2023
DOSYA NUMARASI: 2023/278 Esas - 2023/848 Karar
DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 04/04/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketinin alanında değerli başarılar yakalamış, ticari itibarı yüksek bir şirket olduğunu, savunma sanayisinde üretim yapan firmaların askeri birlikler için ürettiği mühimmatlar ile çeşitli makinelerin yurt içinde taşıma işlemini gerçekleştirdiğini, davacı şirketin davalı şirketin Ankara Şubesinden ... marka ... model çekiciyi ÖTV ve KDV dahil 97.000,00 Euro bedelle 29/12/2011 tarihinde satın aldığı aracı 24/01/2012 tarihinde davacıya ekli garanti belgesi ile birlikte teslim ettiğini, teslim edilmesinin aynı günü taşınır malın arızalar göstermeye başladığını, servise verildiği ancak arızaların süreklilik gösterdiğini, davalı tarafından arızanın giderildiği vaadi üzerine aracın müvekkili tarafından teslim alındığını, arızaların yine tekrarlanması üzerine tekrar servise götürüldüğündü ve daha sonrasında gerekli yasal haklara başvurulduğunu, müvekkilinin ticari itibarının yitirildiğini, savunma sanayine iş yapan davacının ... ve ... savunma sanayi a.ş ile olan ilişkisinin zedelendiğini, bu süreçler sonunda bir daha davacı ile çalışmadıklarını, ayıplı bir araca 97.000 bin Euro ödediklerini ve davacının yeni bir araç satın almasının mümkün olmadığını, davalının aracın arızasının kesin ve açık olmasına rağmen zararı karşılamadığını, davacının dolaylı zarar kapsamında yer alan yoksun kaldığı karın tazmin edilmesinin hakkaniyet gereği olacağını, davacının yaşadığı aksamalar nedeni ile elde etme imkanı bulunan alacak ve menfaatlerini elde edemediğini, bu kapsamda kardan yoksun kaldığını, davalı şirketin satım sözleşmesi konusunda mal üzerinde gerekli özeni göstermediğini, ayıplı mal teslim ettiğini, davacının zararlarının oluşmasından davalının kusurunun olduğunu, davalının ayıp mal teslim ederek davacıya karşı sorumlu olduğunu, ve ist. Anadolu 3. Asliye Ticaret mahkemesinin 2012/393 Esas sayılı dosyasının kesinleştiğini, davacının ayıplı mal sebebiyle uğradığı zararın kalemlerinin tazmin edilmesinin gerekeceğini, davacının zararlarının tespitinin ancak delillerin incelenmesinden ve yaklaşık maliyet hesabı yapıldıktan sonra gerçekleşeceğini, davanın HMK 107. maddeye uygun olarak belirsiz alacak davası şeklinde açıldığını, davacının yasal haklarının tam ve kesin olarak tespit edilmesinin mümkün olduğu anda iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın kalan miktarın belirlendiğinde artırım dilekçesinin verileceğini, zararın tam tespiti halinde artırılmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 09/08/2012 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faiziyle birlikte şimdilik 10.000 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava konusu uyuşmazlığa ilişkin kesin hüküm olduğunu, davacının tüm zararının karşılandığını ve bu davayı ikame etmesinde hukuki yararın bulunmadığını, davacının dayandığı hukuki sebeplerin hatalı olduğunu, uyuşmazlık konusunun olaya mülga borçlar kanunu ve mülga TTK uygulanmasının gerekeceğini, davacının TBK gereğince seçimlik haklarından olan sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin seçimlik hakkını ve tazminat talebini kullandığını, davacının seçimlik hakkını ve tazminat talebinin öne sürdüğünü yeni bir seçim yapma imkanı da ortadan kaldığını, taleplerinin bu nedenle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Davacının yeni bir seçim yapma hakkının bulunmadığını, davacı tarafın seçimlik hakkını kullanması nedeni ile davayı dayandırdığı aracı yaklaşık 9 yıl kullanılmasından kaynaklı zarar kalemlerinin karşılanmasını talep etmesinin mümkün dahi olmadığını, ist. Anadolu 3. ATM 2012/393 esas sayılı dosyası ile ikame edilen davanın taraflar arasında sözleşmenin feshedildiğini, söz konusu aracın müvekkiline iade edilip davacı tarafa faizi ile birlikte bedel iadesini ve diğer maddi tazminat taleplerinin ödendiğini, davacının keyfi olarak yeniden bir tazminat adı altında seçimlik hakka giren bedelini talep etmesi mümkün dahi olmadığını, davacının ist. Anadolu 3. ATM 2012/393 esas sayılı dosyasında TBK 83 uyarınca bedel iadesinin tazminata ilişkin taleplerinin Türk parası cinsinden açtığının söz konusu tüm zararları Türk parası cinsinden karşılandığını, davacının talebi ile bağlı olduğunu, davacının dava konusu uğramış olduğu bir zararın olmadığını, bedel iadesi için davalıya teslim edilen aracın davalı tarafından değerinin altına satıldığını, bu durumda davalının zararının somut olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığından ve zararın ispatlanamadığından hukuki yarar yokluğundan ve talep hakkında kesin hüküm olmasının ve davacının haksız ve hukuka aykırı huzurdaki iddialarının kabulü anlamına gelmemek kaydı ile davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinin uygun olmadığını, davacının iddialarının kabul anlamına gelmemek kaydı ile süresinde açılmadığının sabit olduğunu ve davanın zaman aşımı nedeniyle reddinin gerekeceğini bu nedenle zaman aşımı itirazlarının usulden reddine ve davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 06/12/2023 tarih ve 2023/278 Esas - 2023/848 Karar sayılı kararı ile; " Dava, davacının davalının kendilerine ayıplı mal göndermesinden kaynaklanan kar kaybı ve fiili zararının tahsili istemine ilişkindir. Usulünce duruşma açılarak; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip ihtilaflı ve ihtilafsız konular ön inceleme duruşmasında resen belirlenmiştir. Tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi sonucunda; uyuşmazlığın davacının davalının kendilerine ayıplı mal göndermesi sebebi ile yoksun kaldığı kar ve fiili zararın olup olmadığı, bunun davalıdan talep edilip edilemeyeceği hususunda toplandığı anlaşılmıştır. Zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi; Zaman aşımı alacak hakkının belirli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edebilme hakkından yoksun kalınmasını ifade eder. Zamanaşımı alacak hakkını sona erdirmeyip onu ''eksik bir borç'' haline dönüştürür. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkememin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirketin davalı şirketin Ankara Şubesinden ... marka ... model çekiciyi ÖTV ve KDV dahil 97.000,00 Euro bedelle 29/12/2011 tarihinde satın aldığı, aracın 24/01/2012 tarihinde davacıya garanti belgesi ile birlikte teslim edildiği, teslim edilmesinin aynı günü taşınır malın arızalar göstermeye başladığı, davacı tarafça İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/393 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, açılan davada davacı tarafından sözleşmesinin feshi, bedelin iadesi ve maddi tazminat istendiği, davanın davacı lehine sonuçlandığı ve kararın 01/03/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Davacı taraf eldeki dava ile, ayıplı ürünler nedeni ile kar kaybını ve yoksun kalınan kazancını talep etmiştir. Davalı taraf ise açılan davaya karşı süresinde zamanaşımı definde bulunmuştur. İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/393 Esas sayılı dosyasının 01/03/2021 tarihinde kesinleştiği, o davada talep edilmeyen maddi zarar kalemlerinin eldeki davada talep edildiği, ancak eldeki davanın açıldığı zaman itibari ile TTK ayıba ilişkin bildirim süreleri dikkate alındığında alacak kaleminin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ve kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın zaman aşımı nedeniyle reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Huzurdaki davada talep edilen kalemlerin zamanaşımına uğramadığını ve karar gerekçesinin yetersiz ve eksik olup kararda hangi zamanaşımı süresinin hükme esas alındığının dahi belirtilmediğini, mahkemenin hangi zamanaşımı süresinden bahsettiğinin belirsiz olduğunu, Davacı tarafın dosyaya sunulan cevap dilekçesiyle müvekkilin zararının karşılandığını, müvekkilin davanın sonuçlanıncaya kadar bir kaybı bulunmadığını ve taleplerin zaman aşımına uğradığını iddia ettiğini, yerel mahkemece de " İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2012/393 Esas sayılı dosyasının 01/03/2021 tarihinde kesinleştigi, o davada talep edilmeyen maddi zarar kalemlerinin eldeki davada talep edildiği, ancak eldeki davanın açıldıgı zaman itibari ile TTK ayıba iliskin bildirim süreleri dikkate alındığında alacak kaleminin zamanaşımına uğradığı" şeklinde hüküm kurulduğunu, Ancak tüm gerekçeler dikkate alındığında mahkemenin hangi maddeye ve hangi zamanaşımı süresini dikkate alarak hükmünü oluşturduğunun anlaşılamadığını, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 27’de düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı gereği mahkemenin, tarafların davada sundukları açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesi ve kararlarını somut ve açık olarak gerekçelendirmesi gerektiğini, bu nedenle hukuki dinlenilme hakkının gereği gibi yerine getirilmiş olması bakımından en önemli hususlardan birinin, mahkemenin vermiş olduğu kararı hukuken geçerli ve tatmin edici bir gerekçeye dayandırmış olması olduğunu, bu şekilde bir gerekçenin oluşturulabilmesi için Mahkemenin, gerekçesinde tarafların sunmuş olduğu delilleri ayrı ayrı ele alarak, tartışarak ve bu delillerin ret ve üstün tutulma sebeplerini belirterek ve bu yolla hangi vakıaların ispat edilmiş olduğunu belirleyerek hüküm kurmuş olması gerektiğini, kararın gerekçesinde bu husustaki tespitlere yer verilmesi gerekliliğinin HMK m. 297/1-c hükmünde de öngörülmekte olduğunu; “Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: …Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri”. Yargıtay HGK., E. 2017/1721 K. 2018/345 T. 28.2.2018 tarihli kararında mahkemelerin vermiş olduğu her türlü karar bakımından gerekçenin önemini açıklamakta olduğunu; Bunlara ek olarak yargılamanın, somut olayın sınırlarının tüm yönleriyle belirlenmesi, soyut hukuk kuralının tekniğine uygun olarak yorumlanıp somut olaya uygulanması demek olduğunu, Medeni Usul Hukuku' nda altlama faaliyeti olarak adlandırılan bu durumun, hâkim tarafından doğru yapılması ve gerekçeye belirsizliğe neden olmayacak şekilde işlenmesi gerektiğini, altlama faaliyetini “tarafların getirdiği ve ispat ettiği dava malzemesi ile hâkimin tespit edip bulduğu hukuk normunun soyut unsurlarının karşılanıp karşılanmadığının tespitine yönelen bir yargısal faaliyet” olarak tanımlamanın mümkün olduğunu, (YAVAŞ, Murat, “Medeni Yargılamanın Amacı Bağlamında İspat Yükü Kavramı”, Mehmet Akif AYDIN’a Armağan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl:2015, (s.741-761), s. 747.), gerekçenin uzun veya kısa olmasının önemli olmadığını, önemli olanan içermesi gereken bütün unsurları içermesi olduğunu, ( ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukukî Dinlenilme Hakkı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2003. s. 177) Ayrıca, Türkiye Adalet Akademisi'nin "Yargı Kararlarında Gerekçelendirme Çalışması Cilt II. Gerekçeli Karar Yazımına İlişkin İhtiyaç Analiz Çalışması Özel Hukuk ve Ceza Hukuku" Raporlar ve Tebliğler adlı kitabında da (s 211-214); "Gerekçe, tarafların haklı olup olmadıklarını sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmelerine yardımcı olur. Gerekçesiz bir hüküm tarafları tatmin etmez. Yargıya güvenin oluşmasında en önemli ilkelerden biri şeffaflıktır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programında insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette, şeffaflık ilkesinin yargının temel bir unsuru olduğunu ve kapsamlı bir şekilde ele alınması gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda Türk Yargıtay’ının talebiyle, 2016 yılında kabul edilen Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi’nin 6. ilkesinde yargının adaletin gerçekleştirilmesinde şeffaflığı sağlaması gerektiği, bu kapsamda halkın yargı süreçlerine ilişkin bilgilere güvenli şekilde erişmesi gerektiği, bu bilgilerin gerekçeli kararları da içerdiği belirtilmiştir. 2018 yılında kabul edilen İstanbul Bildirgesinin Etkili Biçimde Uygulanması için Tedbirlerin 6.ilkesinde de yargının adaletin gerçekleştirilmesinde şeffaflığı sağlaması gerektiği açıklandıktan sonra, 1.maddesinde “Hâkimin, vakıaları, kanunları ve kararını haklı kılan hukuki gerekçeleri hükmünde anlaşılır bir dille belirtmesini gerekli kılmaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Hâkimlerin vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri, keyfi karar vermeleri anlamına gelmez. Bu sebeple, somut, özel, olaya uygun bir hukuki gerekçe olmadan ve bu, dosya içeriği ile tam olarak desteklenmeden genel bir hakkaniyet ölçüsü ile karar verilmesi doğru değildir (ÖZEKES, Hukuki Dinlenilme, s. 169) Mahkemenin dikkate alma ve değerlendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve fiilen de hukuki dinlenme hakkına uygun davranıp davranmadığı, gerekçesinden anlaşılır. Bu bakımdan gerekçe, hukuki dinlenme hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Tarafların iddia ve savunmaya ilişkin yaptıkları açıklamalar ile vakıa ve delillerin tartışılıp değerlendirilmesi hukuki dinlenme hakkının gereğidir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında belirtildiği üzere, gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.( AYM, 20.03.2014, B. No. 2012/1034, par. 33 ve 34) Gerekçe, hâkimin sabit gördüğü vakıalar ile hüküm fıkrası arasında köprü vazifesi görür. Sabit görülen vakıalardan hukuka uygun bir sonuç çıkarılıp çıkarılmadığı, hükmün dayandırıldığı hukuk kurallarının ve bunların nedenlerinin açıklanıp açıklanmadığı gerekçeden anlaşılır." şeklinde belirtildiğini, Yine istinaf dilekçesi içeriğinde yer alan Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında, kararların gerekçeli olması gerektiği hususunun önemle vurgulanmış olduğunu, Mahkemece Türk Ticaret Kanunu'na atıf yapmakla yetinildiğini, hangi zamanaşımı olduğunun dahi belirtilmediğini ve muğlak bir ifade ile eksik ve gerekçesiz hüküm kurulduğunu, Bu şekilde eksik incelemeye dayanan gerekçenin bozma sebebi olarak kabul edildiği hususunun Yargıtay kararlarında da açık ve net olarak vurgulanmakta olduğunu, Hükmün açık ve net olmadığını, HMK m. 297 kapsamında mahkemece verilen hükme ilişkin düzenlemelerden somut uyuşmazlıkla ilgili son hususun ise “Hükmün açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekliliği " olduğunu, sonuç olarak istinafa konu İlk Derece Mahkemesi kararı HMK m. 297 kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde, kanuni düzenlemenin aradığı şartların hiçbirini sağlamayan işbu kararın hukuka aykırı şekilde tesis edildiği ve kaldırılması gerektiğini, Ayrıca bu noktada zaman aşımına ilişkin bazı bilgilerin hatırlatılmasını faydalı ve gerekli bulduklarını, zaman aşımı definin hakkın kötüye kullanılma yasağı ile birlikte değerlendirilmesi gerekirse, bilindiği üzere zaman aşımı müessesesinin amacının öncelikle borçluyu korumak olduğunu ve zaman aşımı müessesi bir def' i olarak ileri sürüldüğünde şayet ileri sürme dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı ise, def’inin hâkim tarafından dikkate alınmaması gerektiğini, yine zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralının görünümlerinden biri olan çelişki yasağına aykırılık teşkil etmesi halinde hâkim tarafından TMK m.2/f. II’ deki yaptırımın uygulanıp def’inin nazara alınmaması gerektiğini, bunlara ek olarak istinaf dilekçesine alınan Yargıtay tarafından zaman aşımı süresinin ne zaman başlayacağına ilişkin yapılan değerlendirmede sürenin başlangıcının zarar tarihinden itibaren olması gerektiğinin belirtildiğini, Burada değinilmesi gereken bir diğer hususun davalının kusuru durumunda uygulanması gereken zaman aşımı süresi olduğunu, 6098 sayılı yeni Borçlar Yasası' nın 231. maddesi 2. fıkrasına göre, satıcı “ağır kusurlu” ise, ---818 sayılı Borçlar Yasası’nın 207.maddesi 3.fıkrasına göre, satıcı alıcıyı “iğfal etmişse”, ---4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Yasası’nın 4.maddesi 4.fıkrasına göre, satılan malın ayıbı tüketiciden satıcının “ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse” Bu durumlarda satıcının, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağını, yasalardaki bu hükümlere göre, ağır kusuru, hilesi, kandırması nedeni ile iki yıllık zaman aşımı süresinden yararlanamayacak olan satıcıya hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağına ilişkin ise, satıcı, satılan malın ayıbını tüketiciden hile ile gizlemişse, (TKHK.4/4) veya tüketici olmayan alıcıyı aldatmışsa (818/BK.207/3 ve 6098/TBK.231/2), yasalarda belirtilen zamanaşımı sürelerinden yararlanamayacağını, Yine öğretide yer alan görüşlerin, BK.207/3’deki (TBK.231/2’deki) “satıcının hile ve aldatması” durumunda yasalardaki zamanaşımı sürelerinin uygulanmayacağı hükmünün, BK. 215’deki (TBK.244’deki) taşınmaz satımları ve 6762/TTK.25/4’deki (6102/ TTK. 23/c’deki) ticari satışlar için de geçerli olacağı yönünde olduğunu, Yargıtay'ın görüşünün de hile durumunda satıcının 10 yıllık genel zaman aşımı süresinden yararlanamayacağı şeklinde olduğunu, "..Ticari satışlarda zamanaşımı (6) ay ise de, satıcı alıcıyı aldatmışsa zamanaşımından yararlanamaz. Dava, ayıplı araç satıldığı iddiasına dayanan alacak davasıdır. Ayıba karşı tekeffül hükümlerine dayanan ticari satışlarla ilgili davalarda zamanaşımı süresi 6 ay ise de, satıcı, alıcıyı iğfal etmiş ise zamanaşımından yararlanamaz. (BK.207/Son)" 19.HD.12.2.2008, E. 2007/11897 K. 2008/1114 Yukarıda verilen genel bilgiler çerçevesinde somut olayı hem genel zaman aşımı hem de kusur durumundaki özellikleri yönünden değerlendirmek gerekirse; ayıplı araç bedelinin talep edildiği ilk davada alınan bilirkişi raporları ve dosyada bulunan 9. maddede belirtilen BAM kararında da belirtildiği üzere "aracın elektrik tesisatında problemli bir üretim olduğunu gösterdiği,... yeni alınan araçta bu denli çok arızanın meydana gelmesinin araçtan beklenilen faydayı ve sürekli kullanımı engeller nitelikte bulunduğunu " belirtildiğini, Aracın henüz ilk kullanımda arızalandığını, yani birkaç kez kullandıktan sonra ortaya çıkan bir ayıp mevcut olmadığını, ilk kullanımda ortaya çıkan arızanın hayatın olağan akışı da düşünüşüldüğünde muhakkak ki satılan tarafından kontrol etmek için olsa dahi bir kere bile olsa çalıştırıldığını yani aracın ayıbını bilerek müvekkillere sattığı hususunun açıkça ortada olduğunu, ayrıca yine dava dilekçelerinde belirtildiği üzere davalı tarafça araçtaki arızanın giderildiği vaadi üzerine aracın müvekkil tarafından teslim alındığını, kusur durumunda davalının ise genel zaman aşımı olan 10 yıldan yararlanamayacağı hususunun aşikar olduğunu, Ayrıca yine yukarıda belirtildiği üzere zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, hâkim tarafından TMK m.2/f. II’ deki yaptırımın uygulanıp def’inin nazara alınmaması gerektiğin, davalının ayıplı malı bildiği halde satması, aracın henüz ilk günden arıza vermesi ve süreçte davalı tarafından müvekkil tarafın sürekli oyalanarak aracın arızasının giderildiği intibasının uyandırılması durumlarının çelişkili davranış olarak değerlendirilmesi ve zaman aşımı definin bu nedenle dahi reddedilmesi gerekmekte olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydı ile şayet somut olayda kusur olmadığı ve satımdan kaynaklanan alacak için genel zamanaşımı olan 10 yıl çerçevesinde değerlendirilme yapılması durumunda dahi davanın zaman aşımı nedeniyle reddedilemeyeceğini, yukarıda belirtildiği üzere 29.11.2012 ile 01.03.2021 tarihleri arasında ... Sanayi Tic. Ltd. Şti.’ın söz konusu aracı kullanamamış olması dolayısıyla uğradığı zarar, bu aracın çalışması durumunda elde edilecek muhtemel gelir, aracın çalışmaması ihtimalinde elde edilecek muhtemel gelirin hesaplanması” gerekmekte olduğunu, Dava açılış tarihinin 2023 yılı olduğu göz önüne alındığında yalnızca 2012 yılında ortaya çıkan alacak kaleminin zaman asımına uğramış olduğundan söz edilebileceğini, müvekkilin elde edemediği TBK m.229 lafzında yer alan " Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.” ifadesi uyarınca ilgili yoksun kalınan kâr tazmin edilmesi gereken zarar kapsamında yer aldığından borçlunun, borca aykırı sonucu tasarlayarak ve arzu ederek veya bu sonucu göze alarak hareket ettiği yahut borca aykırı sonucu önlemek için gerekli özeni göstermediği takdirde kusurlu olacağından 2013-2021 yıllara arasındaki zararı gidermekle yükümlü olduğunu ve bu alacakların zaman aşımına uğramadığını, Esasa ilişkin olarak; Müvekkilin dolaylı zarar kapsamında yer alan yoksun kaldığı karın tazmin edilmesinin hakkaniyet gereği olduğunu, Öncelikle yine yoksun kalınan kar ile ilgili genel bilgi vermek gerekirse, alacaklının tam ve doğru ifadaki menfaatinin ihlalinden kaynaklanan zararın sadece fiili zarardan meydana gelmeyeceğini, borç tam veya gereği gibi ifa edilmediğinde alacaklının yalnızca edimin değeri ve borca aykırılık sebebiyle yaptığı masraflar gibi fiili zararlara uğramayacağını, alacaklının bunların yanında borç usulüne uygun ifa edilseydi elde edebileceği kazançlardan mahrum kalacağını, borçlunun borca aykırı davranışı olmasaydı alacaklının malvarlığının göstereceği bu artışın, yoksun kalınan kâr (lucrum cessans) şeklinde ifade edilecek olduğunu, yoksun kalınan kârda, borçlunun borca aykırı davranışı sebebiyle alacaklının mal varlığında kesin olarak veya büyük bir ihtimalle meydana gelmesi beklenen artışın engellenmiş olduğunu, dolayısıyla mal varlığındaki eksilme veya engellenen artışı ifade eden zararın, fiili zarar ve yoksun kalınan kârın toplamından oluşacağını, gereği gibi ifa etmeme hâlinde de yoksun kalınan kârın tazmininin mümkün olduğunu, bu bakımdan, kötü (ayıplı) ifada ayıbın ortadan kaldırılmasına kadar işletmenin üretim faaliyetlerinin aksamasının alacaklının kâr mahrumiyetine sebep olabileceğini, benzer şekilde teslim edilen ayıplı mallar sebebiyle alacaklının müşteri sayısı ve satışlarının azalmasının onun bakımından bir yoksun kalınan kâr teşkil edeceğini, alacaklının mal varlığında meydana gelebilecek olan, ancak borcun kötü ifası sebebiyle mahrum kalınan artışların müspet zarar kapsamında yoksun kalınan kâr olarak talep edilebileceğini, TBK m. 112’de öngörülen kusur karinesi gereğince, borçlunun gereği gibi ifa etmemede kusuru bulunmadığını ispat edemediği sürece bu zarardan sorumlu olduğunu, satıcı kusurlu olmadığını ispat edemediği takdirde, alıcının ayıplı ifa olayına eklenen başka bir sebep sonucu ortaya çıkan ve ayıpla uygun illiyet bağı içerisinde bulunan diğer zararlarını dolaylı zarar kapsamında talep edebileceğini, (Selmani Okumuş, Müspet Zarar Ankara 2022, Doktora Tezi) Müvekkil şirketin ticari hayatta sürdürdüğü iş ilişki çerçevesinde birçok şirketle iş akdi kurması ile birlikte bu akitler kapsamında taşıma borcu altına girmekte olduğunu, bu doğrultuda savunma sanayine taşıma borcunu ifa ederken araç olarak kullanmak için satın aldığı söz konusu ayıplı araca güvendiğini ve nitekim ifa borcunu bu araç vasıtası ile gerçekleştirmeyi arzu ettiğini, ne var ki araç birçok defa servise verilmesine rağmen süreklilik gösteren arızalar nedeniyle ifa borcunda gecikmeler yaşadığını, bu noktada müvekkil şirketin yalnızca ifa borcunu yerine getirirken zorluk yaşamadığını, aynı zamanda ticari itibarının da zedelendiğini, Bu kapsamda müvekkil şirketin yaşadığı aksamalar nedeni ile yıllarca elde etme imkânı bulunan alacak ve menfaatleri elde edemediğini ve bu kapsamda ciddi miktarda kardan da yoksun kaldığını, Konuya ilişkin “29.11.2012 ile 01.03.2021 tarihleri arasında ... Sanayi Tic. Ltd. Şti.’ın söz konusu aracı kullanamamış olması dolayısıyla uğradığı zarar, bu aracın çalışması durumunda elde edilecek muhtemel gelir, aracın çalışmaması ihtimalinde elde edilecek muhtemel gelirin hesaplanması” konusunda Ticaret Odası Yaklaşık Maliyet Tespit Komisyonuna müzekkere yazılması, müvekkil ticari defterleri incelenilerek bilirkişilerce rapor tanzim edilerek süreç içerisinde müvekkilin kar kaybının da belirlenmesi ve netice itibariyle zararlarının tam olarak tespit edilmesi gerektiğini, Açıklandığı üzere, işbu davada talep edilen alacak kalemlerinin 2012-2021 yıllarına ilişkin davalı tarafından kasten ayıplı mal satılması neticesinde dava süreci boyunca yoksun kalınan kara ilişkin olduğunu, davalının baştan beri ayıbı bildiği bu durumda hile ile satış yapıldığının kabulünün gerektiği ve 10 yıllık zaman aşımından da yararlanamayacağı, kabul anlamına gelmemek kaydıyla şayet hile olmadığı kabul edilse dahi alacak kalemlerinden yalnızca 2012 yılında doğan alacağın zaman aşımına tabii olduğunu ve davanın zaman aşımı nedeniyle usulden reddedilemeyeceğini, Ayrıca davalının ayıplı mal satması sonucunda müvekkilin maddi ve manevi birçok zarara uğradığını, ilk aldığı günden itibaren aracı kullanamadığını, sürekli servise götürmek zorunda kaldığını ve her seferinde davalı tarafından arızanın giderildiğinin söylenmesi nedeniyle aracı teslim aldığını, ancak her ne kadar işlerinin aksamaması için kendinden beklenilecek tüm özen ve sorumluluğu yerine getirerek kiralık araçlarla işlerini ifa etmeye çalışmışsa da hem müvekkilin savunma sanayine hizmet ediyor olması hem de iş ilişkisi içerisinde olduğu diğer şirketlerin kiralık araç ile faaliyet göstermesine izin vermemesi nedeniyle gerçekleşemediğini ve çalıştığı firmaları kaybettiğini, zikredilen nedenlerle ilk derece mahkemesi tarafından haksız ve hukuka aykırı kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; - İstinaf başvurularının kabulüne karar verilerek İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2023 tarih ve 2023/848 sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne, - Müvekkil zararının tespitinin ancak delillerin incelenmesi, yaklaşık maliyet hesabının yapılması ve bilirkişi tarafından hesaplamanın gerçekleştirilmesi ile mümkün olacağı dikkate alınarak, davanın HMK 107. maddeye uygun olarak belirsiz alacak davası şeklinde açılmış olup, tahkikat sonucuna göre müvekkilin yasal haklarının tam ve kesin olarak tespit edilebilmesinin mümkün olduğu anda, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın kalan miktar belirlendiğinde artırım dilekçesinin verileceğini, şimdilik 10.000 TL tazminatın Davalı ... A.Ş.’den tahsiline, - Yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen çekici satış sözleşmesi kapsamında davalı tarafından davacıya satılıp teslim edilen dava konusu çekicinin ayıplı olduğu iddiası ile yoksun kaldığı kar kaybı maddi zararının tazmini talebine ilişkindir. Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiği açıklanmıştır. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir. Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892) Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlüdelil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.11.2023 tarih, 2022/6593 esas ve 2023/6531 karar sayılı ilamı) Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davalı tarafından davacıya satılıp teslim edilen dava konusu çekicinin ayıplı olduğu iddiası ile yoksun kalınan kar kaybı maddi zararının tazmini talebinde bulunulmuş, davalı vekili tarafından cevap dilekçesince zamanaşımı definde bulunulması üzerine Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Ancak Mahkeme karar gerekçesi incelendiğinde "davanın açıldığı zaman itibariyle TTK ayıba ilişkin bildirim süreleri dikkate alındığında alacak kaleminin zamanaşımına uğradığı" gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğinin belirtildiği ve hüküm kısmında davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmüştür. Mahkemece gerekçeli kararda hem ayıba ilişkin bildirim sürelerinden bahsedilmiş, hemde davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddine karar verildiği belirtilmiştir. Mahkemece davanın ayıp ihbar sürelerine uyulmadığı gerekçesi ile mi yoksa dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile mi reddine karar verildiği anlaşılamamış olup, gerekçe kendi içinde çeliştiği gibi, gerekçe ile hüküm de birbiri ile çelişmektedir. Bunun yanında Mahkemece hangi tarihte yürürlükte bulunan hangi TTK'nın uygulandığı, TTK'nın hangi madde hükümlerinin uygulandığı, olaya TTK hükümlerinin mi yoksa BK hükümlerinin mi uygulanacağı, iş bu davada uygulanması gereken zamanaşımı süresinin hangi süre olduğu, zamanaşımı başlangıcının hangi tarihten başlatıldığı ve ne zaman dolduğu, davalının eylemine göre zamanaşımı süresinin uygulanması gerekip gerekmediği, davanın zamanaşımı bakımından reddi kararının hangi gerekçeyle verildiği ve zamanaşımı defi konusundaki değerlendirmenin nasıl yapıldığı hususlarında hiç bir tespiti içermediği, kararın anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir gerekçe içermediği ve Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun gereğince aranan şartları taşımadığı ve Dairemizce de denetlenemediği ve gerekçe oluşturulmadan karar verildiği anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2023 tarih ve 2023/278 Esas - 2023/848 Karar sayılı kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a4 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04/04/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01