İstanbul BAM 13. HD 2024/519 E. 2024/597 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/519
2024/597
28 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/519 Esas
KARAR NO: 2024/597 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/397 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH 03/01/2024
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 28/03/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, Dava konusu 04.03.2021 Tarihli Genel Kurul Toplantısı için usule uygun toplantı çağrısının bulunmaması ve TTK. m 416'daki şartların da mevcut olmaması sebeple toplantı ve bu toplantıda alınan kararlar yoklukla malul olduğunu, dava konusu 04.03.2021 Tarihli Genel Kurul Toplantısı için pay sahiplerine yapılan çağrıya ilişkin 15.02.2021 tarihli ilana göre, genel kurul yapılmasına ilişkin yönetim kurulu kararı ... tarafından imzaladığını, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/238 E. 2022/145 K. sayılı kararı ile 23.03.2020 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine karar verildiğini, yokluğunun tespitine karar verilen 23.03.2020 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nda yönetim kurulu üye seçimine ilişkin karar da alındığı tarihten itibaren yok hükmünde olduğunu ve hüküm doğurması mümkün olmadığını, TTK. m 416'daki şartların da mevcut olmaması sebebiyle 04.03.2021 tarihli genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınan kararlar yoklukla malul olduğunu, TTK m. 416'ya göre yapılmış bir genel kurulun ve bu doğrultuda alınmış kararların varlığından söz etmek mümkün olmadığını, Yargıtay kararlarında da çağrısız yapılan genel kurula pay sahibinin toplantıda hazır bulunarak toplantı şekline itiraz etmesi halinde ortada bir genel kurulun varlığından söz edilemeyeceği yönünde hüküm verildiğini, (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 14.06.2013 tarihli ve 2013/1631 E., 2013/4092 K.) genel kurul'da alınan kararların TTK md 447 uyarınca hükümsüzlüğünü ve TTK md 445 uyarınca iptalini gerektiren sebeplerin, ... şirket'teki hisseleri ile ilgili tüm hak ve alacakları üzerinde tasarruf haklarını kullanmış olmalarına ve şirkette hissedarlıkları kalmamasına rağmen oylamaya katıldıklarını, müvekkiller ile hissedarlar ...(“... ”) arasında 2013 yılında imzalanan 'Mutabakat Tutanağı' isimli sözleşme ('Sözleşme") kapsamında, şirket'in yegane varlığı olan ..., İli ... İlçesi'ndeki gayrimenkul projesi ile ilgili 35 adet bağımsız bölümden (Şirket Varlıkları') oluşan Şirket Varlıkları ... Hissedarlar ile ... Soyadlı Hissedarlar arasında paylaşılmış, bunun sonucu olarak Sözleşme kapsamında hissedarlar ... hisselerine düşen 18 adet Şirket Varlığı onların gösterdiği kişilere satış yapılmak suretiyle devredilmiş ve ... Şirket'teki hissedarlık sıfatları ile ilgili tüm hak ve alacaklarını tahsil ettiklerini, Müvekkiller'in kardeşi olan ve ayrıca Şirket Hissedarı olan ... tarafından müvekkiller ile davalı Şirket Yönetim Kurulu Başkan Vekili ... Yönetim Kurulu üyeleri ... (“... ”) karşı İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/692 E. Sayılı Dosyası üzerinden ikame edilen tazminat davası neticesinde verilen 26.12.2019 Tarih ve 2019/910 K. Sayılı Karar ile müvekkiller ve ... müşterek ve müteselsilen 80.860.648,18 TL tutarında Şirket'e tazminat ödeme yükümlülüğü altına girmiş olup daha istinaf süreçleri tamamlanmadan ... tarafından İlam'da davalı gösterilen tüm şahıslar hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı Dosyası (“İcra Dosyası”) üzerinden icraya konu edildiğini, İcra Dosyası'nda ... karşı icra faaliyetlerine devam edilmemiş olup yalnızca müvekkillerine yönelik haciz işlemleri sürdürüldüğünü, davaya konu Genel Kurul kararlarının uygulanması halinde, Yönetim ... yeğeni olan ve talimatından çıkmayan .. ve icra takibi ile baskı ve himayesi altına aldığı ... eline, diğer bir ifade ile dolaylı olarak Müvekkiller ile ihtilaflı Dava Dışı ... eline geçeceğini, söz konusu karar uygulanmaya devam edilecek ve müvekkiller ... ve .. payları gereği Şirket üzerinde sahip oldukları haklar açıkça gasp edilmiş olacak, usulsüzlük ve haksızlıklar silsilesi söz konusu şahısların planlarına göre devam edecek müvekkillerin hakları kısıtlanabileceğini, Genel Kurul Toplantısı'nda alınan yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin (2) numaralı kararın TTK m. 449 uyarınca yürütülmesinin geri bırakılmasını, 2020 yılından bu yana dava dışı ...'ın menfaatleri doğrultusunda hissedarları etki ve baskı altında tuttuğu bunun yanı sıra hissedarlıkları sona eren ...'in Davalı Şirket'te hissedarlık hakları devam ediyormuşçasına hareket ettiklerini, davalı Şirket'in ...'ın amaçları doğrultusunda ve hissedar müvekkillerini zarara uğratacak şekilde yönetiliyor olması ve Müvekkilleri saf dışı bırakmaya yönelik hukuka aykırı bir şekilde sürdürülen ve mütemadiyen yoklukla batıl olan ve bu yönde kararların devam ediyor olması ve şirketi temsile yetkili olmamalarına rağmen pay sahibi müvekkillerin haklarını zarara uğratarak organsız kalan Davalı Şirket'i hukuka aykırı bir şekilde temsil etmeye yeltenen ve ...'ın yönlendirmesi ile hareket eden ve pay sahibi dahi olmayan kimseler tarafından şirketin temsil edilmesi; gerek müvekkillerinin pay sahibi oldukları şirketi risk altına almakta gerekse yapılan işlemler yoklukla malul olduğu için üçüncü kişilerle yapılan tasarruf işlemlerini tehlikeye attığını beyanla 04.03.2021 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda alınan 2 numaralı kararın TTK m. 449 uyarınca yürütülmesinin geri bırakılmasına, davalı Şirket'in malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla, davalı şirket'in zarara uğratılmasının önlenmesi için şirket yönetiminin atanacak kayyıma devredilmesine kabul edilmemesi halinde, şirket denetimi için kayyım atanmasına, davanın kabulü ile 04.03.2021 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nın ve toplantıda alınan kararların yoklukla batıl olduğunun tespitine, kabul edilmediği takdirde 04.03.2021 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda alınan kararların TTK m. 447 uyarınca hükümsüzlüğünün tespitine, talebimiz kabul edilmediği takdirde 04.03.2021 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda alınan kararların TTK m. 445 vd. maddeleri uyarınca İptaline, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yan üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, çağrısız genel kurula ilişkin şartların oluşmadığına ilişkin tespit hatalı olup işbu nedenle söz konusu tespitin ve bilirkişi raporunda varılan kanaatin hükme esas alınmamasını, çağrı üzerine yapılan 04.03.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına çağrının, usul ve esaslara aykırı olduğu ve/veya çağrının bulunmadığını kabul anlamına gelmemek üzere bir an için aksinin varsayımında dahi, çağrısız genel kurula ilişkin şartların sağlanmadığını ve bu nedenle genel kurul toplantısında alınan kararların iptal edilebilir veya yoklukla malul olduğunu söylemek mümkün olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416. Maddesince Buna göre genel kurulun çağrısız olarak toplanabilmesi için pay sahipleri veya temsilcilerinin genel kurul toplantısının yapılmasına itiraz etmemesi gerektiğini, davaya konu genel kurulda davacılar'ın genel kurul toplantı tutanağına geçirilen bir itirazları olmuşsa da davacılar toplantı nisabının oluşmasına yönelik olarak Hazirun Cetvelini imzalayarak toplantı yeri ve saatinde orada olduklarını ikrar etmiş, toplantıyı terk etmemiş ve toplantıda kalarak alınan tüm kararlara ilişkin paylarından doğan oy haklarını kullandıklarını, davaya konu 04.03.2021 tarihli olağanüstü genel kurulda yönetim kurulu seçimi yapılmış ve işbu yönetim kurulunun ücret ve huzur hakkına ilişkin hakları oylanmış ve kararlar oy çokluğu ile alındığını, alınan kararlar, ana sözleşmeye, kanuna ve dürüstlük kuralarına da uygun olduğundan iptal edilebilir nitelikte de olmadığından huzurdaki davanın reddi gerektiğini, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/238 E. - 2022/149 K. Sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, bilirkişilerce "İstanbul 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/238 E. ve 2022/149 K. sayılı kararının kesinleşmesi ihtimalinde, dava konusu 04.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulunun toplantı çağrısı yapılmasına ilişkin usulüne uygun bir kararı olmaksızın toplandığı neticesine ulaşılacak olup, söz konusu ihtimalde dava konusu uyuşmazlıkta çağrı usulüne aykırılık değil, çağrının yokluğunun söz konusu olduğu" sonuç ve kanaatine varıldığını, bilirkişi Raporu'nda belirtilen bu tespite katılmadıklarını, derdest davanın müvekkil şirket lehine sonuçlanma ihtimalinin de söz konusu olduğunu beyanla İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/238 E. ve 2022/149 K. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasını, bilirkişilerden ek rapor alınmasını, İstanbul 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/238 E. ve 2022/149 K. sayılı dosyasının bekletici mesele ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 03/01/2024 tarih 2021/397 Esas sayılı kararında;"Mahkememiz dosyası içine celp edilen İstanbul 9. ATM'nin 2020/229 E. 2021/419 K. Sayılı ve 01/06/2021 günlü kararında;"......Bu nedenlerle davacı yanın davalı şirketin mal varlığının korunma altına alınması ve zararın önlenmesi bakımından karar kesinleşinceye kadar şirkete denetim kayyumu atanması talebinin kabulü gerektiği, karar kesinleştikten sonra şirketin yönetimsiz kalması ve yeni bir yönetim kurulu oluşturulmasına kadar doğacak tehlikelerin ortadan kaldırılması konusunda, ilgili ortakların yapacakları yeni talep ve başvurulara göre değerlendirme yapılması gerektiğinden bu aşamada taleple bağlılık ilkesi gereğince dava konusu ile ilgili olarak, yönetim kurulunun yapacağı şirket varlığını azaltıcı ve borçlarını artırıcı nitelikteki tüm işlemlerini yönetim kayyumu onayı ile yürürlüğe girmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile, 1-Davacı yanın ihtiyati tedbir talebinin KABULÜ İLE; TTK 449 ve HMK 389 ve devamı maddeleri gereğince; davalı şirketin 04/03/2021 günlü genel kurulun 2. maddesinde alınan yönetim kurulu seçimine ilişkin kararın uygulanmasının dava sonuna kadar durdurulmasına ve geri BIRAKILMASINA, 2-Karar kesinleşinceye kadar, davalı şirkete yönetim kurulu yanında ve yönetim kurulunun şirketin aktifinde yer alan mal varlığını azaltıcı nitelikte ve borçlarını artırıcı nitelikteki tüm hukuki işlem ve eylemlerini kayyum onayı ile yürürlüğe GİRMESİNE, 3-Şirkete denetim kayyum olarak karar kesinleşinceye kadar mali müşavir ... ATANMASINA, 4-Denetim kayyumu için aylık 7.500TL ücret takdiri ile , ileride haksız çıkacak taraftan alınmak kaydıyla şimdilik, beş aylık 37.500TL kayyum ücretinin davacı vekilince iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememiz veznesine depo EDİLMESİNE, 5-Kararın özetinin ticaret sicile tescil ve ticaret sicil gazetesinde usulüne uygun olarak YAYINLANMASINA, 6-Kayyumun ücreti depo edildiğinde ve ticaret sicilinde işbu kararın özeti yayınlandığında, kayyumun göreve BAŞLAMASINA, 7-Mahkememizce verilen kararın uygulanmasının davalı şirket ve 3. Şahıslar yönünden doğurabileceği zararlar dikkate alınarak; 6100 sayılı HMK'nun 392.maddesi gereğince talep edenin haksız çıkması halinde davalı yan ve 3. Şahsın muhtemel zararlarının teminat altına alınması bakımından takdiren 100.000,00 TL teminatın mahkememiz veznesine depo edilmesi veya muteber bir bankanın aynı miktarda kesin ve süresiz teminat mektubu ibraz edildiğinde, kararın icrası için gerekli işlemlerin yapılmasına, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, ilgili toplantıda alınan kararlarda şirketin esas sözleşmesine yahut yasaya aykırılığın olmadığını, Davacı taraf, çağrının 26.02.2020 tarihinde yapıldığı ve toplantının ise hemen ertesi günü olan 27.02.2020 tarihinde yapıldığından ve Yönetim Kurulu toplantısı yapılıp akabinde Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı yapıldığı ve bu toplantı sonucu şirkete yeni yönetim kurulu atandığını ileri sürmüş olup bu kararın butlanı ve iptalini dava ettiğini, çağrı usulüne uyulmadan yapıldığı iddia edilen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na tüm pay sahipleri hazır bulunduğunu ve toplantı süresince de nisap korunarak davaya konu kararlar alındığını, davacı tarafın, çağrıya riayet edip toplantıya katılıp oy kullandıktan sonra toplantının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmesinin kötü niyetten ibaret olduğunu, TTK m.416/1-Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler.Her ne kadar davacı yanın genel kurul çağrısının usulüne ilişkin itirazları olsa da bu itirazlar sonucu değiştirmeyeceğini, TTK uyarınca çağrısız genel kurul toplantısı yapılabildiğini, çağrısız olarak yapılan genel kurul toplantısı aynı zamanda gündemsiz olarak yapılacağını, toplantıya katılan ortakların gündemleri toplantıda oylamayı talep etmesi gerekirken genel kurul toplantısının geçersiz olduğunu iddia eden işbu davayı açmalarında hukuki yararları bulunmadığını, Davacılar toplantı nisabının oluşmasına yönelik olarak Hazirun Cetvelini imzalayarak toplantı yeri ve saatinde orada olduklarını ikrar ettiğini, toplantıyı terk etmediğini ve toplantıda kalarak alınan tüm kararlara ilişkin paylarından doğan oy haklarını kullandıklarını, davacıların davaya konu genel kurul toplantısının usulsüz şekilde yapıldığına dair iddiası Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini, tüm pay sahiplerinin bir arada olduğu ve gündeme getirilen konulara ilişkin tüm pay sahiplerinin kendi iradeleri doğrultusunda oy kullandığı bir toplantıda alınan kararların yok sayılması mümkün olmadığı gibi hukuka da aykırı olacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış kararlarına göre; çağrısız olarak yapılan genel kurul toplantısına ortaklardan birinin katılmaması halinde alınan kararlar yoklukla maluldur. Ancak işbu davaya konu genel kurul toplantısının hazirun cetveli incelendiğinde de görülecektir ki tüm ortaklar genel kurul toplantısına katıldığını, yapılan tüm oylamalarda oy kullanıldığını ve toplantının sonuna kadar da toplantıyı terk etmediklerini, davacının işbu davayı açmakta ve bu ihtiyati tedbir talebinde bulunmaya hukuki yararı olmadığını, zira anılan genel kurul toplantısı usulüne uygun şekilde yapıldığını, ve alınan tüm kararlar şirket ortaklarını bağladığını, Y.11.HD. 25.2.2014 E. 2012/13135 K.2014/3515; “…Yasa’nın 410.maddesi (TTK 410 kastediliyor) hükmü gereğince, görev süresi dolmuş olan yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırabileceği açıktır. Bu durumda davacının da yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle genel kurulu davet yetkisi mevcut olup, işbu davayı (kayyım atanması davasını kastediyor) açmakta hukuki yararı bulunmadığı gibi…” Ayrıca "Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik" de TTK m.416/1 ile örtüşmektedir,12- Bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, çağrı usulüne uyulmaksızın genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. Genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklıdır. Yargıtay 11.H.D 2016/9529 E., 2018/5070 K. Sayılı kararında şu şekilde ifade edilmektedir; "...Her ne kadar TTK m.617/3 maddesinde, toplantıya çağrı ile ilgili anonim şirketler hükümlerine atıfta bulunulmuş ise de, söz konusu çağrı usulüne uyulmamış olmasının, toplantıyı çağrısız toplantı haline sokmayacağı, toplantıya %97 pay sahibinin asaleten veya vekaleten katıldıkları, TTK 414.maddesi uyarınca toplantı günü ve gündemi ticaret sicili gazetesinde ilan edilmemiş ise de, bu husus butlan sebebi olmadığı gibi, davacıların toplantı günü ve gündeminden daha önce haberdar olmaları ve ayrıca toplantıya da katılmış ve muhalefetlerini tutanağa geçirmiş olmaları nedeniyle, bu eksiklik sonuca da etkili olmadığından TTK m.446 uyarınca iptal sebebi olarak da görülemez..." Her ne kadar 04/03/2021 tarihli genel kurulu toplantısından sonra toplantı yapılmadığı iddia edilse de bu iddia gerçeği yansıtmadığını, MADDE 373- (1) Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir. (2) Temsil yetkisinin ticaret sicilinde tescilinden sonra, ilgili kişilerin seçimine veya atanmalarına ilişkin herhangi bir hukuki sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere, ancak sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri sürülebilir. (3) (Ek:28/1/2021-7263/23 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, ticaret siciline tescil olunan temsile yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin ticaret sicili müdürlüklerince düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan dışında hiçbir belge istenemez. Davalı müvekkilinin son genel kurulu iddia edildiği gibi 04/03/2021 tarihinde yapılmadığını, bahse konu toplantı üzerine 28.02.2023 tarihinde bir genel kurul toplantısı daha yapıldığını, bu toplantıda yönetim kurulunun yeniden seçildiğini, işbu toplantının davetiyesi dilekçe ekinde sunulduğunu, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin yerine denetim kayyımı atadığı 2021 tarihli genel kurula bağlı yönetim görevde olmadığını Bu nedenle de kayyum kararı uygulanabilir, icra edilebilir nitelikte olmadığını, TTK'nın 373. maddesine göre; "yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekilleri şekillerini gösterir kararın noterce onaylanmış suretini tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir. İşbu hükümde, temsile yetkili kişilerin, temsil yetkilerine ilişkin bilgilerin 3.kişilere karşı öne sürülebilmesi için ticaret siciline tescilin gerekli olduğu.." düzenlendiğini, Yeni yönetim kurulu da 07.03.2023 tarihinde davalı müvekkili tarafından tescil edildiğini,Şirkete kayyum atanmasının bir diğer dayanağı da 2020/229 E. dosyası üzerinden verilen karar ile birlikte davalı şirket yönetim kurulunun görev süresinin dolmuş olması olduğunu, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 2020/229 E. Dosyası üzerinden yönetim kurulunun atanmasına ilişkin karar hakkında yokluk kararı verildiğini, ayrıca davacı taraf, Yönetim Kurulu'nun görev süresinin dolduğunu ileri sürdüğünü, ne Ticaret Kanunu'nda ne de Anonim Şirketler'e ilişkin herhangi bir yönetmelikte, görev süresi biten Yönetim Kurulu'nun sıfatının kendiliğinden düşeceğine ilişkin bir düzenleme yer almadığını, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, Yargıtay 11.H.D 2012/13135 E., 2014/3515 K. Ve 25.02.2014 T. Kararında; "... Anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edeceklerinin kabulü gerekir. Bu nedenle, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kaldığından söz edilemez..."Denetim kayyumu kavramı ttk'da düzenlenmemiş olup mahkemenin bu yöndeki kararının hukuka aykırı olduğunu, bir şirkete kayyum atanmasının yegane yolu, şirketin yasal organlarının mevcut olmaması hali olduğunu, istinafa konu kararda ise yerel mahkeme usul ve yasaya aykırı olacak şekilde ''Şirkete denetim kayyum olarak karar kesinleşinceye kadar mali müşavir ...'un atanmasına'' şeklinde hüküm kurulduğunu, yasal organları tam olan bir şirkete kayyum atanması yasaya aykırı olacağı gibi ''denetim kayyumu'' gibi yasada yer almayan bir kavramın mahkemece şirkete atanması kamu düzenine aykırı olup yok hükmünde bir karar olduğunu, şirket ortaklarının, yönetim kurulunun şirketin aktiflerine yönelik zarar verici davranışlarda bulunduğuna dair herhangi bir iddia veya şüphesi varsa zarara yol açan yöneticinin şirkete ve dolayısıyla diğer ortaklara verdiği zararların tazmini için her zaman dava açmalarının mümkün olduğunu, bu iddiaların şirkete kayyum atanması için yeterli olmadığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2019/1599 E. 2021/842 K. sayılı ilamında da bu husus: “Bir şirkete kayyım atanmasının yegâne yolu, şirketin yasal organlarının mevcut olmaması halidir. Bu kural 4721 sayılı TMK'nın 427/1-4. maddesinde ifade edilmiştir. Bu maddeye göre: Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, yönetim kayyımı atanmak zorundadır, hükmü yönetim kayyumu atanmasına ilişkin düzenleme olup denetim kayyumu atanmasına ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Somut olayda uyuşmazlık, karşılıklı iddia ve savunmaların içeriği göz önüne alındığında karşılıklı iddia ve savunmalar çerçevesinde davalı şirketin amacına zarar verilip verilmediği, özel menfaat sağlanıp sağlanmadığı ya da dürüstlük kuralına aykırı davranılıp davranılmadığı ve sonuca göre denetim kayyumu atanması şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında olduğu anlaşılmaktadır. Asıl olan şirketlerin ortakları tarafından alınan kararlar ile belirlenen yöneticiler tarafından yönetilmesi olduğu, şirkette organ boşluğu olmadığı, mevcut yöneticilerin görevlerini gereği gibi yerine getirmiyor ve bu nedenle şirket zarara uğruyorsa zarara yol açan yöneticinin şirkete ve dolayısıyla diğer ortaklara verdiği zararların tazmini için her zaman dava açılmasının mümkün olduğu, yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususlar, şirkete denetim kayyımı atanmasının gerekçesi olamaz. Şirketi yönetenlerin şirkete ve paydaşlara verdikleri zararların tazmini, açılabilecek bir sorumluluk davasında her zaman hükme bağlanabilir.” şeklinde açıklandığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2019/771 E. 2021/751 K. sayılı ilamına bakılacak olursa: “Tüzel kişiliğe sahip olan şirkete kayyım atanması için, kural olarak tüzel kişiliğin organsız kalmış olması gerekmektedir. Bu kapsamda tüzel kişiler için kayyım atanması, ancak organ boşluğu veya eksikliği ile belli bir işle sınırlı olmak üzere (örneğin şirketi genel kurula götürmek gibi) mümkün olup, şirket ortak ve yöneticileri arasındaki sorunların şirkete yönetim kayyımı atanmasına gerekçe yapılması olanaksızdır. Şirketin kötü yönetilmesi halinde ise, şartları mevcutsa yöneticiler sorumludur. Oysa somut olayda davalı şirkette bir organ boşluğu bulunmamaktadır. Davacı ile davalı arasında akdedilen 28.02.2014 tarihli şirketin tasfiyesine ilişkin sözleşmede de şirketin tasfiyesinin amaçlandığı ve ortakların şirketi temsildeki münferit yetkileri müşterek yetkiye çevrilmiş olduğu, her iki tarafça da davalı şirket ile aynı alanda iştigal etmek üzere şirketler kurulduğu görülmüştür. Bu durumda somut olayda 6102 sayılı TTK'nın 630/2. maddesinde düzenlenen kayyım atanma koşulları oluşmamıştır.” [7] Huzurdaki davada ise şirketin organsız kalması gibi bir durum mevcut olmadığını, İlk derece mahkemesi genel kurul toplantısının çağrısız yapılabileceğini göz ardı ederek, yönetim kurulu seçimine ilişkin maddenin dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasına ilişkin yasa ve usule aykırı bir hüküm kurduğunu, bu usul ve yasaya aykırı olmakla beraber kamu düzenine de aykırı olan kararla beraber davalı şirkete kayyum atanması müvekkilini telafisi mümkün olmayan zararlara uğratacağını, Yönetim kurulunun atanmasına ilişkin alınan karar yasaya ve esas sözleşmeye aykırılık teşkil etmediğini, HMK'nın ihtiyati tedbir kavramı 389. maddesi uyarınca, "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir. " şeklinde düzenlendiğini, işbu davada ise dava konusu genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına dair tedbir kararı verilmediği takdirde, HMK 389/1 maddesinde belirtilen mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinin gerçekleştiği hususunda davacı tarafça yeterli delil sunulamadığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi tarafından davacıların yine aynı talebine yönelik yapılan incelemede de davacı yanın ihtiyati tedbir isteminin yeterli delil bulunmadığından reddi gerektiği kararına varıldığını, o tarihten bu yana davacı tarafça davanın gidişatını değiştirecek yeni bir delil sunulamamasına rağmen mahkemece ihtiyati tedbir kararının kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olacağını, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, 04.03.2021 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan kararların yoklukla batıl olduğunun tespitine, kabul edilmediği takdirde TTK m. 447 uyarınca hükümsüzlüğünün tespitine, kabul edilmediği takdirde TTK m. 445 vd. maddeleri uyarınca İptali istemi ile açılan davada, davacı vekili tarafından uyap sisteminden 10/10/2023 tarihinde gönderilen dilekçe ile; davalı şirketin yönetim kurulu seçilmesine dair 2 numaralı kararın yürütülmesinin TTK 449. maddesi gereğince geri bırakılması, davalı şirkete yönetim kayyumu atanması bu talebin kabul edilmemesi halinde denetim kayyumu atanması istemine ilişkindir.Mahkemece 28/12/2023 tarihli duruşmanın 3 nolu ara kararı ile; Davacı yanın ihtiyati tedbir talebinin celse arası değerlendirilerek bir hafta içerisinde verilecek kararın taraflara tebliğine, karar verildiği, celse arası dosyanın ele alınarak 03/01/2024 tarihli ara karar ile; 1-Davacı yanın ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile ; TTK 449 ve HMK 389 ve devamı maddeleri gereğince; davalı şirketin 04/03/2021 günlü genel kurulun 2. maddesinde alınan yönetim kurulu seçimine ilişkin kararın uygulanmasının dava sonuna kadar durdurulmasına ve geri bırakılmasına, 2-Karar kesinleşinceye kadar, davalı şirkete yönetim kurulu yanında ve yönetim kurulunun şirketin aktifinde yer alan mal varlığını azaltıcı nitelikte ve borçlarını artırıcı nitelikteki tüm hukuki işlem ve eylemlerini kayyum onayı ile yürürlüğe girmesine, 3-Şirkete denetim kayyum olarak karar kesinleşinceye kadar mali müşavir ...'un atanmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildiği, ara kararın davalı vekiline 30/01/2024 tarihinde tebliğ edildiği ve ara karara karşı davalı vekili tarafından uyap sisteminden 13/02/2024 tarihinde gönderilen dilekçe ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı 341. maddesine göre, "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” Söz konusu maddenin gerekçesinde de değinildiği üzere, ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacze ilişkin geçici hukukî koruma taleplerinin kabulü hâlinde itiraz imkânı bulunduğundan, önce bu yola (itiraz) başvurulması gerekli olup, ancak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması mümkündür. Nitekim HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde de ihtiyati tedbir konusu düzenlenmiş olup, aynı Kanun' un 394/1. maddesinde "karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir" denilmek suretiyle, bu durumda öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz yolu öngörülmüştür. HMK'nın 394/4. maddesinde, ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz başlığı altında "İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.", 394/5.maddesinde de, "İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır." düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda; mahkemece verilen 03/01/2024 tarihli ara kararda her ne kadar istinaf kanun yolu açık olarak verildiği yazılmış ise de; yukarıda açıklandığı üzere karara karşı, kararı veren mahkemeye itiraz yolu açık olup, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir isteminin kabulüne ilişkin kararı, istinaf yoluna başvurulabilir nitelikte bir karar değildir. Mahkemece, istinaf dilekçesi itiraz olarak kabul edilip itiraz hakkında bir karar verilmeli, bu karar taraflara tebliğ edildikten sonra kanun yoluna başvurulması halinde istinaf incelemesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere ihtiyati tedbirin kabulüne ilişkin ara karar itiraza tabi olup öncelikle mahkemenin itirazı değerlendirmesi ve itiraz hakkında bir karar vermesi gerekmektedir. Kanunda ön görülen itiraz yolunun ara kararda istinaf olarak yanlış gösterilmesi hatalı olup, davalı vekilinin istinaf dilekçesinin tedbir kararına karşı itiraz olarak değerlendirilip HMK 394/5 uyarınca karar verilmeden dosyanın istinaf incelemesine gönderilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle; HMK' nın 341/1. maddesinde belirtildiği şekilde itiraz üzerine verilmiş ve istinaf edilebilir mahiyette bir karar bulunmadığından, davalı vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK' nın 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/1,352 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatıran harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 28/03/2024 tarihinde HMK' nın 341. ve 352. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01