İstanbul BAM 13. HD 2024/426 E. 2024/593 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/426
2024/593
28 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/426 Esas
KARAR NO: 2024/593 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/269 Esas - 2023/622 Karar
TARİH 29/11/2023
DAVA: Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
KARAR TARİHİ: 28/03/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, "...Davacı şirketin %99,75'inin İBB'ye ait olduğu ve şirketin bir belediye iştiraki olduğu, 02.12.2022 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Kararının tescili için yapılan başvurunun davalı tarafça 06.04.2023 tarihli ... sayılı tescil talebinin reddi işlemiyle reddedildiği, ret gerekçesinin ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 15.05.2019 tarihli Genelgesi uyarınca Belediye temsilcisinin Belediye Meclisi Kararı ile belirlenmesi gerekirken böyle bir kararın bulunmadığına dayandırıldığı, yine geçici tescil talebinin de reddedildiği, ne var ki belediye şirketlerine belediye temsilcisinin doğrudan belediye başkanı tarafından görevlendirilmesinin kanuni bir düzenleme olduğu, buna karşın belediye meclisine yasayla böyle bir yetki verilmediği, Anayasa m.127'de düzenlenen normlar hiyerarşisine göre kanuni bir düzenlemenin genelge ile bertaraf edilemeyeceği, şirket sermayesinin artırılmasına ilişkin olağanüstü genel kurul kararının tescil edilememesinin şirketin ticari faaliyetlerine ve devamlılığına zarar verdiği, davalının her genel kurul kararında aynı taktiği ve gerekçeyi uygulayarak ret kararı verdiği ve her defasında davacı tarafça davalar açılarak kararların tescilinin sağlandığı, bu yöndeki kesinleşmiş emsal mahkeme kararları dikkate alınarak 5393 sayılı Belediye Kanunu m.18 ve 37/1-p hükümleri ile İBB İmza Yetkileri Yönergesi m.9 hükmü de gözetilerek davanın kabulü ile 06.04.2023 tarihli ... sayılı tescil talebinin reddi işleminin iptaline ve 02.12.2022 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Kararının tescil ve TTSG'de ilanına karar verilmesi...." talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, "....Davalının idarenin düzenleyici işlemlerine uymakla yükümlü olduğu, davacının da bakanlık genelgesinin hukuka aykırı olduğu iddiasına dayanarak dava açtığı, oysaki idari düzenlemelerle ilgili sorunların çözüm yerinin idari yargı olduğu, bu düzenleyici işlemin iptali için de idari yargıda dava açması gerektiği, davalının idari düzenlemenin hukuka uygunluğunu araştırma yetkisinin bulunmadığı, borçlandırıcı işlem tesisinde belediyelerin karar organının belediye meclisi olduğuna dair yasal düzenlemeler de bulunduğu, ayrıca anılan tescil konusunda ret kararı verilmesinin bir sebebinin de genel kurulun TTK m. 456/3 hükmüne aykırılığı olduğu, nitekim sermaye artırımı kararının 3 ay içinde tescil edilmemesi halinde iznin geçersiz hale geldiği bildirilerek davanın reddini...." talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/11/2023 tarih 2023/26 Esas 2023/622 Karar sayılı kararında;"Dava; TTK'nın 34. maddesine uyarınca davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilanına ilişkin talebinin reddine dair İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kararına itiraza ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; %99,75 hissesi dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na ait olan davacı şirketin, 02.12.2022 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı’na ilişkin tescil başvurusunun yasal süresi içerisinde olup olmadığı ve Belediye Başkanı adına katılan temsilcilerin, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 15/05/2019 tarihli Genelge’si dayanak alınarak Belediye Meclis Kararı ile mi yoksa Büyükşehir Belediye Başkanı adına yetkilendirilen kişiler tarafından imzalanan Temsilcilik Belgesi ile mi belirleneceği ve bu konuda karar verme yetkisinin hangi organa ait olduğu ve davacı tarafça yapılan başvurunun yasal süre içerisinde olup olmadığının tespiti noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır. Mahkememizin 19/04/2023 tarihli tensip zaptının 15 nolu ara kararı gereğin dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesine karar verilmiş ; bilirkişi 29/09/2023 tarihli raporunda özetle; ".... Davanın, belediye meclisi yetkilerine ilişkin kanuni düzenlemenin tahdidi olup olmamasına göre idarenin düzenleyici işlem ile belediye meclisi yetkisi oluşturup oluşturamayacağı ve TTK m.456/3'teki sürenin davalıya başvuru anında geçmiş olup olmadığı hususlarının aydınlatılmasıyla açıklığa kavuşturulabileceği, Somut olayda, 02.12.2022 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına İBB'yi temsil edecek kişinin belirlenmesi usulünün, 5393 Sayılı Belediye Kanununda (m. 18 ve 38/p'de) düzenlenen hak ve yetkilere uygun biçimde yerine getirildiği ve yasaya aykırılık olmadığının tespit edildiği, Genelge ile Kanun'da düzenlenmeyen bir husus düzenlenemeyeceği, bir yetki yaratılamayacağı veya kanuna aykırı bir yorum yapılamayacağı için davalının dayanak yaptığı Kanun'a aykırı Bakanlık Genelgesi'nin herhangi bir etkisinden söz edilemeyeceği, ancak dosya kapsamında hazirun cetveli görülemediğinden, usulüne uygun seçilen temsilcilerden birinin 02.12.2022 tarihli toplantıya katılıp katılmadığının tespit edilemediği; şayet Temsilcilik Belgesinde ismi zikredilen temsilcilerden biri toplantıya katıldıysa kararın sicile tescili gerekeceği; şayet ismi zikredilen temsilcilerden biri toplantıya katılmamışsa kararın sicile tescili talebinin bu gerekçeyle reddedilebilir olduğu, Davacı tarafından, dava konusu 02.12.2022 tarihli genel kurul kararının ticaret siciline tescili için davalıya yapılan başvurunun TTK m.456/3.maddeye göre 3 ayın son gününde (02.03.2023) yapıldığı, sayın mahkeme; başvurunun süresinde yapıldığını ve başvuru yapılmasıyla sürenin durduğunu kabul ederse, davalı tarafından başvurunun kanuna aykırı biçimde reddedilmesi nedeniyle davacının süresinde tescil başvurusunda bulunmuş olması karşısında sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının geçersizliğinden söz edilemeyeceği, aksi kabulde ise kanunda öngörülen 3 aylık süre içinde tamamlanmayan tescil nedeniyle genel kurul kararının geçersiz hale gelmiş olduğu sonucunun ortaya çıkacağı, kanaatine ulaşılmaktadır..." yönünde görüş bildirmiştir. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 06/04/2023 tarihli ret kararının incelenmesinde ; 02/12/2022 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısının tescil ve ilanının yapılmasına yönelik talebin; davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili T.C. Ticaret Bakalığı’nın 15/05/2019 tarih ve ... sayılı yazısı ekinde gönderilen T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü’nün yazısına atıf yaparak; “-Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının sahip oldukları veya ortağı bulundukları belediye şirketlerinin genel kurulunda belediye ve bağlı kuruluşları temsil edecek kişinin, -Belediye tüzel kişisinin yönetim kurulu üyesi veya müdür olarak seçildiği şirketlerde tüzel kişi tarafından belirlenecek gerçek kişi temsilcisinin, belirlenmesi hususlarında karar verme yetkisinin belediye meclisinde olduğu belirtildiğinden, belediyelerin ortak olduğu şirketlerin genel kurul tescil taleplerinde Belediye Meclis kararı aranmaktadır. Bu bağlamda 24.03.2020 tarihli olağan genel kurul kararında, İstanbul Beyekşehir Belediye Başkanlığı temsilcisinin belirlenmesine ilişkin Belediye Meclis kararı ibraz edilmediğinden ve 6102 sayılı yasanın 456/f-3 maddesi uyarınca 3 aylık yasal süre içerisinde tescil işleminin yapılmamış olması nedeniyle...” reddedildiği anlaşılmıştır.5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde belediyenin organları; belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanı olarak sayılmıştır. Yasanın 17. maddesinde belediye meclisinin belediyenin karar organı olduğu, ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilmiş üyelerden oltuğu ifade edilmiştir. 18. maddesinde ise belediye meclisinin görev ve yetkileri “Belediye meclisinin görev ve yetkileri şunlardır” denilmek suretiyle tahdidi (sınırlı) olarak belirlenmiş durumdadır. Belediye Kanunu’nun “Belediye Başkanı” başlıklı 37. maddesine göre; Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Belediye Başkanı'nın görev ve yetkileri ise yine 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 38. maddesinde tek tek sayılmıştır. 38. maddenin (p) bendi aynen şöyledir: “-Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.” Bu madde bendinden (p bendi) anlaşılacağı üzere Belediye Başkanı, Belediye Meclisi'nin görev ve yetkileri arasında yasada açıkça sayılmayan işleri yapma görev ve yetkisine sahiptir. Bir başka ifade ile yasada Belediye Meclisi'nin görev ve yetkileri dışında kalan işleri yapma görev ve yetkisi Belediye Başkanı'na verilmiştir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nin 59. maddesinde belediyenin gelirleri sayılmış olup; maddenin (h) bendinde; “Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.” bunlar arasındadır. Kanun’un 18. maddesinin (i) bendinde ise “Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar verme” görev ve yetkisi belediye meclisinin yetkileri arasında açıkça düzenlenmiş olup, kurulan şirketlerin genel kurullarında alacağı kararlarda belediye meclisine herhangi bir yetki verilmemiştir.Davacı şirket vekili tarafından dosyaya sunulan T.C. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmza Yetkileri Yönergesi’nin “Genel Sekreter tarafından imzalanacak yazılar ve onaylar” başlıklı 9. maddesinin 11. fıkrası aynen şöyledir: “-Belediyenin sermayesine iştirak ettiği şirketlerin genel kurullarına Belediyeyi temsilen katılacaklara verilecek temsilcilik belgesi yazıları ile bu şirketlerde Belediyeyi temsilen görev yapacak Yönetim ve Denetim Kurulu üyelerinin teklif yazıları.” Bir başka ifade dosyaya sunulan Temsilcilik Belgesi, yukarıda anılan Yönerge’nin 9/1-11. maddesi hükmüne uygun olarak İBB Genel Sekreteri tarafından OLUR verilerek imzalanmıştır. Anılan Yönerge’nin “Kapsam” başlıklı 2. maddesi; “Bu Yönerge; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının görev alanına giren konularda, hizmet ve faaliyetlerine ait imza yetkilerinin ve yetkiyi kullanacak görevlilerin belirlenmesi ile bu yetkinin tam ve etkin olarak kullanılmasına ilişkin ilke ve esasları kapsar.” şeklindedir. “Dayanak” başlıklı 3. maddesinde ise; “Bu Yönerge; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18 inci ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 42 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.” denilmek suretiyle yönergenin yasal dayanaklarını belirtmiştir. Hisselerinin %99,75’i İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ait davacı şirketin Olağan Genel Kurul toplantısında belediyeyi temsil yetkisinin yasal dayanağını 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu hükümleri oluşturan T.C. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmza Yetkileri Yönergesi’nin 9/1-11 maddesine uygun olarak imzalanan Temsilcilik Belgesi’ne göre hazirun cetveline göre ... tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Toplanan deliller ile tüm dosya kapsamı itibariyle; yukarıda detaylı olarak açıklanan mevzuat hükümlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere, tescili istenen dava konusu şirket Olağan Genel Kurul toplantısında %99,75 oranında şirket hissedarı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni temsil edecek kişinin belirlenmesi yetkisinin T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 15/05/2019 tarihli Genelge’sinde ifade edildiği gibi Belediye Meclis’ne ait olmadığı, bilakis 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 38/p maddesinde açıkça Belediye Meclisi’ne görev ve yetki verilmeyen hallerde Belediye Başkanı’nın görevli ve yetkili olduğu ifade edildiğinden Büyükşehir Belediye Başkanı adına yetkilendirilen Genel Sekreterde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 37. maddesine göre dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin %99,75 oranındaki hisselerinin sahibi olduğu davacı şirketin yapılan Olağan Genel Kurulu’nda davacı şirketi temsil edecek kişileri belirleme ve atama yetkisinin Belediye Başkanı’nda olduğu, yasada Belediye Meclisi’ne açıkça verilmeyen bu yetkiyi Belediye Başkanı'nın kullanacağının açık olduğu, bunun için Belediye Meclisi’nden ayrıca bir karar almasına gerek olmadığı, dolayısıyla davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün dava konusu tescil ve ilan talebinin reddine ilişkin kararının yasal ve hukuksal dayanağının bulunmadığı, öte yandan normlar hiyerarşisi kavramı çerçevesinde uygulanacak normun Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler, Kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler, Tüzükler, Yönetmelikler, Yönergeler, Genelgeler ve Özelgeler sıralamasında önceki sıradaki normlara uygun olması gerektiği, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 38. maddesinin (p) bendine göre Belediye Meclisi'ne yüklenmeyen bir görevin Belediye Başkanı'nın görev ve yükümlülüğünde olduğu, benzer mahiyetteki davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2022/1647 Esas 2023/694 karar sayılı kararında da bu yönde karar verildiği, yine 02/12/2022 tarihli Olağanüstü genel kurul kararının tescili için ön görülen 3 aylık yasal süre içerisinde 02/03/2023 tarihinde tescili için davacı tarafça başvuru yapıldığı, bu sebeplerle davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından davacı şirketin tescil talebi doğrultusunda işlem yapılması gerekirken, tescil talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile, 1-Davanın KABULÜ ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 06/04/2023 tarih ... sayılı tescil talebinin reddine dair işlemin iptaline, 2-Davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul kararının tesciline ve bu tescilin ticaret sicil gazetesinde ilanına, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, Usul yönünden; davanın görevli mahkemede açılmadığını, görev yönünden itiraza ilişkin gerekçeli kararda hiçbir açıklama yapılmadığını, müvekkili müdürlüğün hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, HMK 297'ye uygun şekilde karar verilmediğini,Dava konusu edilen işlemin reddi, özü itibariyle, 24.04.2019 tarih ve ... sayılı T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görüşü doğrultusunda hareket edilmesine ilişkin T.C. Ticaret Bakanlığı'nın 15.05.2019 tarihli talimat yazısına dayandığını; yani müvekkilinin iade işlemine/red kararına temel teşkil eden işlem, idarenin düzenleyici mahiyetteki bir işlemi olduğunu; davanın özünü oluşturan, belediyelerin temsili hakkındaki uyuşmazlık, müvekkilinin, anılan talimat gereğince işlem yapmış olmasından kaynaklandığını, tescil talebinin reddi, tescile konu genel kurulda İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ortağı olduğu şirket adına karar alınmasına ilişkin olarak, yukarıda zikredilen talimat uyarınca ilgili meclis kararı bulunmamasından kaynaklanmakta olup; davacı tarafça, belediyenin ortağı olduğu şirketi, ilgili belediye başkanının, meclis kararı olmaksızın temsil edebileceği iddia edildiğini; yani davadaki uyuşmazlığın sebebi belediyenin temsili ile ilgili olduğunu ve dolayısıyla, bu temsil yetkisini belirleyen yukarıdaki Bakanlık talimatı ile doğrudan ilgili olduğunu,Davanın değerlendirilmesi özü itibariyle, adsız düzenleyici işlem mahiyetindeki, yukarıda açıklanan idari işlemin değerlendirilmesinin yapılmasını gerektiğini ve bu yapılmaksızın davanın değerlendirilmesi de mümkün olmayacağını, dava konusu olayın özünü oluşturan idari işlemin değerlendirilmesi; idarenin görev alanına girmekle; dava konusu olay bakımından idari yargının görevli olduğunu, huzurdaki davaya görev yönünden itiraz edildiğini ancak ilk derece mahkemesince bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmadığını, Esas yönünden; müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü, ticaret siciline tescil konusundaki talepleri, ilgili kanun ve ikincil düzenlemelerin kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendirip, sonuca bağladığını; yani yargı merci gibi hareket edemediğini, dava konusu olayda da, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü, mevzuata uygun bir biçimde hareket ettiğini, T.C. Ticaret Bakanlığının, 15.05.2019 tarih ve ...sayılı yazısı ekinde sunulan T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü'nün sayılı 24.04.2019 tarih ve ... sayılı T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görüşüne ilişkin yazıda, "6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar verme yetkisinin belediye meclisinde olduğu, bu nedenlerle belediyenin veya bağlı kuruluşlarının sahip oldukları veya ortağı bulundukları belediye şirketlerinin genel kurulunda belediye ve bağlı kuruluşu temsil edecek kişilerin, belediyenin karar organı olan Belediye meclisinin kararıyla belirleneceği, belediye şirketlerinin genel kurulunda belediye ve bağlı kuruluşunu temsil etmek üzere; belediye başkanı, belediye meclis üyesi, belediye çalışanı veya belediye dışından kişi/kişilerden belirlenebileceği ve belediye ile bağlı kuruluşlarının ortağı olduğu belediye şirketlerinin kurdukları şirketlerin genel kuruluna katılacak kişilerin ise belediye veya bağlı kuruluşlarının ortağı olduğu şirketlerin yönetim kurulu tarafından belirleneceği, ayrıca genel kurul tarafından belediye tüzel kişisinin; yönetim kurulu üyesi veya müdür olarak seçildiği anonim ve limited şirketlerde ise tüzel kişi ile birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenecek gerçek kişinin seçiminde de karar verme yetkisinin belediye meclisinde olduğu değerlendirilmektedir." denilmiş olup; dava konusu olayda, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü; T.C. Ticaret Bakanlığı'nın, mezkûr T.C. Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı görüşü doğrultusunda hareket edilmesine ilişkin 15.05.2019 tarihli talimat yazısına istinaden, dava konusu edilen tescil başvurusunu iade ettiğini, dava konusu edilen genel kurul kararının tescili; genel kurulda dava konusu şirketin tek ortağı (%99,75) olan belediye adına hareket edecek gerçek kişinin, anılan görüşte (mahiyeti itibariyle düzenleyici işlemde) yer aldığı şekilde, belediye meclisi tarafından belirlenmesi gerektiğinden iade edilmiştir/red kararı verildiğini,Dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere, davanın özünün, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın, yukarıda bahsedilen görüşü olduğu vurgulanırcasına, işbu işleme ilişkin, çeşitli hukuka aykırılık iddiaları davacı tarafından ileri sürüldüğünü; yani davacı iddialarının temelini, müvekkilinin tescil işlemlerini talimatlandıran T.C. Ticaret Bakanlığı yazısının dayanağı olan, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görüşünün hukuka aykırılığı iddiaları oluşturduğunu, Hukuka aykırı olduğunu iddia edilen dayanak idari işlem de, her idari işlem gibi, idarenin işlemlerinin hukukiliği karinesinden yararlandığını, bu hukuki karine gereğince de, davanın özünü oluşturan “T.C. Ticaret Bakanlığı” talimatının her idari işlem gibi, idari yargı tarafından iptaline karar verilmediği sürece, hukuka uygun olduğunun kabulü zorunlu olduğunu ve yine, bu idari işlem de, hukuka uygun bir idari işlemin bütün sonuçlarını da doğurduğunu, İdarenin işlemlerinin hukukiliğine ilişkin idare hukuku karinesi gereğince, idarenin, mevzuattan kaynaklanan ve idare hukukuna dayanan yetkileri kapsamında değerlendirilecek talimatını uygulamakla yükümlü bulunan müvekkili; idarenin dava konusu işleminin hukuki olduğuna dayanarak ve bu ilke uyarınca, idarenin talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğunu, Başka bir deyişle, idareden aldığı talimata uygun hareket eden (etmesi gereken) ve idarenin işlemlerinin hukukiliğine ilişkin idare hukuku karinesi ve yine, davadaki olaya ilişkin tescil işlemlerinin dayanağı olan ticaret hukuku mevzuatı gereğince, idarenin, mevzuattan kaynaklanan ve aynı zamanda idare hukukuna dayanan yetkileri kapsamında değerlendirilecek talimatını uygulamakla yükümlü bulunan müvekkilinin; dava konusu idare(ler)in işlem(ler)ini sorgulama yetkisi, hukuken olmadığı gibi, fiilen de mümkün olmadığını, idarenin herhangi bir talimatını veyahut da düzenleyici işlemini sorgulama yetkisi bulunmayan müvekkilinin, âdeta bir mahkeme gibi hareket etmesi ve dava konusu düzenleyici işlemin hukukiliğini değerlendirmesi beklenemeyeceğini, Dava konusu şirket genel kurul toplantısı, sermaye artırımına ilişkin olup; dava konusu şirketin ortağı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesini temsil edecek kişinin belirlenmesi, dava konusu olayın özünü teşkil ettiğini, Bu noktada da; belediye tüzel kişiliğini temsil edecek gerçek kişinin belediyelerde nasıl belirlenmesi gerektiğinin saptanmasının, konusun ya da düzenlemenin hukukiliğinin değerlendirilmesinde esas olduğu ve bunun da, belediyelere ilişkin mevzuat hükümlerinden hareketle saptanması gerektiği belirtildiğini, Davacının iddia ettiği şekilde, belediye başkanının, belediye idaresinin tüzel kişiliğinin temsilcisi olmasına ilişkin 5393 sayılı Belediye Kanununun 37. maddesinin, dava konusu olayda doğrudan uygulanabilir hüküm olmadığı; öncelikle belirtilmesi gerektiğini, sınırsız ve her konuda verilen bir temsil yetkisi düzenlendiğini; bilakis belli konularla sınırlı ve aslında idare hukuku kapsamında bir temsil yetkisi düzenlendiğini; yani belediyelerin doğası gereği faaliyetleri arasında bulunmayan ve ancak özel düzenlemelerden hareketle olanak tanınmış şirket kurulması gibi hâllerin, anılan temsil yetkisi kapsamında olduğu düşünülemeyeceğini, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın mezkûr düzenlemesi, davacının iddia ettiği şekilde m. 37’ye aykırılık taşımadığını, mezkûr hüküm kapsamında yer almayan belediyelerin şirket kurması ya da ortak olması hâliyle, dava knusu da olan belediyelerin kurduğu şirketlere yönetim kurulu üyesi olması halinde temsil ya da belediye adına hareket edecek kişinin belirlenmesinde; belediyenin yetkili organının karar alması gerektiğini, Dava konusu olayda yer alan şirket kurmak ve dolayısıyla, kurulan şirketin yönetim kurulunda yer almak, belediyelerin temel ve genel görevleri arasında bulunmayan ve aslında, belediyelerin özel düzenlemelerle yetkili kılındığı bir özel alan olduğundan; dava konusu olayda, karara yetkili organının belirlenmesinde özel düzenlemelerin de değerlendirilmesi gerektiğini, Belediyelerin şirket kurması ve şirkete ortak olması, sermaye artırımına iştirâk edilmesi gibi hâller, belediyelerin borçlanması neticesini de doğurabileceğinden ve tüm bu hâllere ilişkin özel düzenleme bulunduğundan; bu hâller kapsamında ve bunların uzantısı durumundaki dava konusu tescil başvurusunda da, belediye meclisi kararının aranmasının gerekli ve zorunlu olduğunu,Belediye adına birden çok kişinin dahi yönetim kurulu üyesi olarak belirlenebileceğine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 359/f.5 maddesi ve belediyenin yönetim kurulu üyesi seçildiği hâllerde, doğrudan belediye başkanının belediye adına hareket edecek gerçek kişi olmadığını ve belediyenin, yetkili organının, belediye başkanı ve bir başka kişiyi ya da sadece başka kişileri seçmesinin mümkün olduğununu, Yerel mahkemece TTK M. 456/3 hükmü yanlış değerlendirildiğini; bu konudaki itirazların tartışılmaksızın ve aksi kuşkudan uzak bir biçimde ortaya konulmaksızın davanın kabulüne karar verilmiş olmasının da mevzuata aykırı olduğunu, TTK m. 456/3'e göre, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının karar tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilmesi gerektiği ve aksi hâlde genel kurul kararının geçersiz hâle geleceğinin öngörüldüğünü, Madde metni dikkatle incelendiğinde görüleceği üzere, sermaye artırımına ilişkin önem arz eden husus müvekkili müdürlüğe üç ay içinde başvurulması değil, kararın alındığı tarihten itibaren üç ay için keyfiyetin tescil edilmiş olması olduğunu, Huzurdaki davada, yerel mahkemenin kanaatinin aksine başvuru tarihi esas alınıp, talebin kabulüne karar verilmesi mevzuata aykırı olduğunu, müvekkili müdürlükçe, aynı gün tescil yapılması fiilen ve hukuken mümkün olmadığı gibi tescil tarihinin başvuru tarihi olarak kabul edilmesinin de mümkün olmadığını, Yerleşik içtihatlar da bu yönde olup, sayın mahkemece aksi de ortaya konulmadan, işbu itirazlarımız değerlendirilmeksizin/tartışılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Davacı şirket tarafından TTK m. 456 hükmüne riayet edilmemesinin yanı sıra Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin "Sermaye artırımı" başlıklı 72. maddesi gereğince, tescil başvurusuna ilişkin sürelere uyulmadığının ifade edilmesi gerektiğini, Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin 72. maddesine göre, anonim şirketlerde sermaye artırımın tescili için genel kurul kararının alınmasını izleyen otuz içinde müvekkili Müdürlüğe başvuru yapılmaması nedeniyle ve esasen yukarıda belirtildiği üzere, TTK m. 456/3 karşısında sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının geçersiz olduğunu, Basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gereken davacı şirketin, aynı gün tescil yapılması hukuken ve fiilen mümkün olmayan sermaye artırımına ilişkin tescil başvurusunu Kanunun emredici hükmü karşısında üç aylık sürenin sona ermesinden önce makul bir süre içerisinde yapması gerektiğinin de açık olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.02.2018 tarihli, E. 2016/6920 K. 2018/774 sayılı ilâmı). TTK m. 422 gereğince gerekse de Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin 72. maddesi gereğince esasen kararın alındığı tarihten itibaren otuz içinde tescil başvurusunun yapılması gerektiğini ancak davacı tarafça, bu yükümlülüğe uygun hareket edilmediği gibi yukarıda da belirtildiği gibi bahse konu genel kurul kararı, kanun gereğince hükümsüz olduğunu,Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.05.1998 tarihli, E. 1998/2626 K. 1998/2992 sayılı ilâmı"Uyuşmazlık, yükümlü şirketin sermayesinin 20.000.000.- Liradan 1.500.000.000.000.- Liraya yükseltilmesine ilişkin sözleşme değişikliğinin 8.1.1997 tarihinde Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi üzerine, vergiyi doğuran olayın 8.1.1997 tarihinde meydana geldiğinden bahisle ihtirazi kayıtla ödenen damga vergisine ilişkin olup, mahkemece açılan davanın reddine karar verilmiştir. 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun (1) sayılı Tablosunun 1'inci maddesinin, 3'üncü fıkrasında: anonim, eshamlı komandit ve limited şirket mukavelenamelerin damga vergisine tabi olduğu, şirket sermayesinin artırılması halinde artırılan meblağa yukarıdaki nispetlerin yeniden uygulanacağı ve azami haddin yeniden nazara alınacağı hükme bağlanmış olup: buna göre damga vergisini doğuran olayın, sermaye artışının hukuken gerçekleştiği tarihte doğacağı açık bulunmaktadır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 300'üncü maddesinde, tasdik edilen şirketin, merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan olunacağı, açıklandıktan sonra, tescil ve ilan edilecek hususlar arasında esas sermaye miktarı da gösterilmiş olup: kanunun 301'inci maddesinin ilk fıkrasında da, şirketin ticaret siciline tescil ile hükmi şahsiyet kazanacağı, hükme bağlanmıştır. Öte yandan, anılan kanunun "ticaret sicili" ile ilgili faslında yer alan 33'üncü maddesinde, tescil edilmiş hususlarda vuku bulacak her türlü değişikliğin de tescil olunacağı öngörülmüştür.Bu hükümlerden, anonim şirketlerin kuruluşunda ticaret siciline tescil edilen sermaye miktarındaki değişikliklerin de ticaret siciline tescilinin gerekeceği ve bu tescilin muteberlik şartı olduğu, dolayısıyla sermaye miktarında yapılan değişikliğin tescil tarihinde hüküm ifade edeceği anlaşılmaktadır. Nitekim, Türk Ticaret Kanununun bu hukuki duruma paralel olarak düzenlenen 390 inci maddesinde; esas sermayenin artırılmasına dair umumi heyet kararının, tescilden önce hüküm ifade etmeyeceği yolunda yer alan hüküm de bunu doğrulamaktadır.Bu hukuki durum karşısında: sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının ticaret siciline tescil edildiği tarihte damga vergisini doğuran olayın meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Her ne kadar Damga Vergisi Kanununun 22'nci maddesinin temyize konu kararda da dayanılan (a) fıkrasında: anonim, kooperatif, eshamlı komandit ve limited şirket mukavelenamelerinin veya bunların sermaye artışlarıyla, süre uzatmaları hakkındaki kararlarının tescil ve ilam tarihinden itibaren 3 ay içinde, damga vergisinin ödeneceği yolunda hüküm yer almış ise de damga vergisinde vergiyi doğuran olayı değil, makbuzla ödemede verginin ödenmesine ilişkin süreyi düzenleyen bu hükmün uyuşmazlıkla ilgisi yoktur.Dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirket tarafından sermayenin 20.000.000.- Liradan 1.500.000.000.000.- Liraya yükseltilmesine Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca 18.12.1996 tarihinde onay verilmesini müteakip 24.12.1996 tarihli olağan genel kurul toplantısında karar verildiği, sermaye artırımına ilişkin bu değişikliğin ticaret sicili memurluğunca 30.12.1996 tarihinde tescil edildiği ve 8.1.1997 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği anlaşılmaktadır.Bu durumda, sermaye artışım: 31.12.1996 tarihinden önce 30.12.1996 tarihinde tescil edilmek suretiyle gerçekleştiren şirketin ödeyeceği damga vergisinin 1996 yılı için belirlenen oranda olması gerektiğinden, 1997 yılı için belirlenen oran esas alınarak yapılan tarhiyatta yasal isabet bulunmadığından, aksi yolda verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir."Danıştay 7. Dairesinin 10.11.1998 tarihli, E. 1998/223 K. 1998/3820 sayılı ilâmı "İlk derece mahkemesince, sermaye artırımına ilişkin ortaklar kurulu kararlarının tescil yükümlülüğüne tabi olduğu, kararın alındığı tarihten itibaren üç ay içinde tescil edilmediği için TTK'nın 456. maddesi gereğince kararın geçersiz hale geldiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce,davanın 6102 sayılı TTK'nın 445.maddesi gereğince hukuki yararı bulunan davalı şirket ortağınca 3 aylık yasal süre içerisinde açıldığı, sermaye artırımına ilişkin 02/01/2018 tarihli genel kurul kararının tescil ve ilanı da 3 aylık dava süresinden sonra dolduğu gözetildiğinde bu davanın açılmasına davalı şirketin sebebiyet verdiği, davadan sonra 3 aylık sürede tescil yapılmadığı için davanın konusuz hale geldiği, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, davanın açılmasına davalı şirketin sebebiyet vermesinden ötürü yargılama giderinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken davanın reddine yönelik verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Kararı davalı vekili yargılama masrafları yönünden temyiz etmiştir.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir."Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.12.2019 tarihli, E. 2019/1112 K. 2019/8168 sayılı ilâmı "...dava konusu edilen kararın Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından verildiği, davalı ... Odası'nın davalı sıfatının bulunmadığı; 6102 SAYILI TTK M. 456/3 UYARINCA SERMAYE ARTIRIMI KARARININ ÜÇ AY İÇERİSİNDE SİCİLE TESCİL EDİLMESİ GEREKTİĞİ, DAVA KONUSU SERMAYE ARTIRIMI KARARININ 10/03/2014 TARİHİNDE ALINDIĞI HALDE SİCİLE TESCİLİ İÇİN BAŞVURUNUN YASADA ÖNGÖRÜLEN ÜÇ AYLIK SÜRE GEÇTİKTEN SONRA 11/12/2014 TARİHİNDE YAPILDIĞI, BAŞVURU VE TESCİL SÜRESİNDE YAPILMADIĞINDAN KARARIN GEÇERSİZ HALE GELDİĞİ, TESCİL TALEBİNİN REDDİNE DAİR KARARIN YERİNDE OLDUĞU GEREKÇESİYLE, DAVALI ... ODASI YÖNÜNDEN PASİF HUSUMET YÖNÜNDEN DAVANIN REDDİNE; DİĞER DAVALI YÖNÜNDEN İSE DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMİŞTİR../..Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA..."Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.02.2018 tarihli, E. 2016/6920 K. 2018/774 sayılı ilâmı "... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin sermaye artırımına yönelik 29/03/2019 tarihli genel kurul kararı oluşan yeni pay durumuna dair ortakların bilgi sahibi olduklarına dair imzalı belgenin bulunmaması, buna dair kayıt içeren iştirak taahhütnamesinde yer alan imzaların dahi yönetim kurulu üyesi olan ortakların imzasını içermemesi, BUNUN YANINDA GENEL KURULUN SERMAYE ARTIRIMINA İLİŞKİN KARARININ ÜÇ AYLIK SÜRE İÇERİSİNDE YÖNETİM KURULUNUN ŞİRKET ORGANININ ARTIRIM İRADESİNİ İÇERECEK ŞEKİLDE TESCİL EDİLMEMESİ, var olan tescil başvurusunun şirket yönetim kurulu üyelerinin imzasını içermemesi sebebiyle geçerli ve sonuç doğuracak bir işlem olarak kabul edilemeyecek olması, ayrıca yönetim kurulu tarafından TTK'nın 457/1 maddesi uyarınca düzenlenen beyanın yönetim kurulu üyelerinin ait imzaları içermemesi sebebiyle YASAYA UYGUN BİR BEYANDAN SÖZ EDİLEMEYECEĞİ, BU HALE GÖRE; ŞİRKET SERMAYE ARTIRIM İŞLEMİNİN TTK'NIN 456/3 VE 457/1 MADDESİNDE YER ALAN GEÇERLİLİK KOŞULLARINI TAŞIMAMASI, VAR OLAN EKSİKLERİN TAMAMLANMAMASININ VE GEÇERLİLİK KAZANMASININ MÜMKÜN OLMAMASI, MEVCUT EKSİKLİKLER NEDENİYLE SERMAYE ARTIRIMINA YÖNELİK KARARIN MUTLAK BUTLAN HUKUKİ YAPTIRIMINA TABİ OLMASI GEREKTİĞİ ANLAŞILMAKLA, İLK DERECE MAHKEMESİNCE, TARAFLAR YÖNÜNDEN SONUÇ DOĞURMAYAN VE MUTLAK BUTLAN YAPTIRIMI İLE GEÇERSİZ OLAN GENEL KURUL KARARI NEDENİYLE ASIL DAVANIN REDDİNE, BİRLEŞEN DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN, YANILGI VE EKSİK İNCELEME İLE YAZILI ŞEKİLDE KARAR VERİLMESİ DOĞRU GÖRÜLMEMİŞ, ASIL VE BİRLEŞEN DAVAYA YÖNELİK KARARLARIN KALDIRILMASINI GEREKTİRMİŞTİR."Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 08.06.2022 tarihli, E. 2021/1422 K. 2022/1211 sayılı ilâmı Davada önem arz eden hususun davacının müvekkili müdürlüğe başvuru tarihi değil, tescil tarihi olduğu kuşkudan uzak bir biçimde ortaya konulduktan sonra bu hâlde ortaya çıkan sonuç, TTK m. 456/3 gereğince 3 ay içinde tescil edilmemiş dava konusu sermaye artırımının geçersiz olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17.01.2018 tarih E. 2016/6379 K. 2018/358 sayılı ilâmı.). 09/11/2023 tarihli beyan dilekçesinde yer alan açıklamalar ile bu kapsamdaki emsal içtihatlar karşısında; apaçık bir şekilde geçersiz olduğu belli olan sermaye artırımının tesciline karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu,Hukuka uygun işlem yaparak, idareden gelen talimata uygun biçimde dava konusu tescil işlemini iade eden müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü, dava açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını, bu nedenle de, “yargılama giderleri” ve “vekâlet ücreti”nden sorumlu tutulamayacağını, Müvekkili müdürlüğün yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulamayacağını, TTK m. 25/3 (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili müdürlüklerinin faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli önlemleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri, adı geçen Bakanlıkça alınan önlemlere ve verilen talimatlara uymakla yükümlüdür.) ve Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin Bakanlığın gözetim ve denetimi başlıklı m. 10 (Bakanlık, müdürlüklerin faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya yetkilidir. Müdürlükler, Bakanlıkça alınması istenen önlemlere ve verilen talimatlara uymakla yükümlüdür.) dayanak ve hükümleri gereğince de açık olduğunu, Nitekim açıklandığı üzere, 3 ay içerisinde tescil edilmeyen sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının TTK m. 456/3 gereğince geçersiz olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi de hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.05.1998 tarihli, E. 1998/2626 K. 1998/2992 sayılı ilâmı ve benzer yönde Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 08.06.2022 tarihli, E. 2021/1422 K. 2022/1211 sayılı ilâmı.). İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, müvekkili Müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nın 34. maddesine dayalı olarak açılmış olup, davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilanına ilişkin talebinin reddine dair İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil talebinin reddi kararının iptali davasıdır.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili, davanın görevli mahkemede açılmadığını ileri sürüp görev itirazında bulunmuş ise de TTK'nın 34. maddesi uyarınca davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkeme sicil yeri asliye ticaret mahkemeleri olduğundan, bu konudaki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı anonim şirketin sicil kayıtları incelenmiş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın şirket paylarının %99,75'inin sahibi olduğu, somut olayda, davacı şirketin 02.12.2022 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına "temsilcilik belgesi" ile yetkilendirilen İnci Gözde KÖKEN'in hazır bulunduğu, İBB'yi temsil edecek kişinin belirlenmesi usulünün, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu hükümleri oluşturan T.C. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmza Yetkileri Yönergesi’nin 9/1-11 maddesinde düzenlenen hak ve yetkilere uygun biçimde yerine getirildiği ve yasaya aykırılık olmadığı açıktır.Davalı kurum, davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilanı talebini, 06.04.2023 tarih ve... sayılı "RED KARARI" başlıklı yazısı ile; T.C. Ticaret Bakanlığının 15.05.2019 tarih ve ... sayılı yazısı eskinde gönderilen T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü yazısı ile görüş bildirildiği ve söz konusu görüşe göre; belediyenin ve bağlı bulunduğu kuruluşlarının sahip oldukları veya ortağı bulundukları belediye şirketlerinin genel kurulunda belediye ve bağlı kuruluşu temsil edecek kişinin belirlenmesi hususlarında karar verme yetkisinin belediye meclisinde olduğu belirtildiğinden, belediyelerin ortak olduğu şirketlerin genel kurul tescil taleplerinde Belediye Meclisi kararı arandığı, diğer yandan TTK m.456/3'e göre geçici tescili talep edilen 02.12.2022 tarihli ve 02.03.2023 tarih ile onaylı genel kurul kararının üzerinden 3 aydan fazla süre geçtiğinden kararın geçersiz hale geldiği, bu bağlamda başvurunun iade edildiği belirtilmiştir. Bakanlığın anılan görüş yazısının; sadece kanuni düzenlemenin yorumlanmasından ibaret olduğu, davalı kurumu işlem yapmaya zorlayan idari bir işlem niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. TTK'nın 32. maddesi uyarınca sicil müdürü, tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını kendisi incelemekle yükümlüdür. Sicil müdürlüğünce, tescil talebinin, ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerine göre değerlendirilip sonuçlandırılması gerekir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 18. maddesinde belediye meclisinin yetkileri sayılmış olup, bu görevler arasında, belediyenin ortağı olduğu şirketlerde belediye tüzel kişiliğinin temsilcisini seçme/atama yetkisi bulunmamaktadır. Maddenin (i) bendinde, belediye meclisine verilen "Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek." yetkisinin, belediyenin ortağı olduğu şirketlerde belediye tüzel kişiliğinin temsilcisini seçme/ atama yetkisini kapsamadığı açıktır.Aynı Kanun'un 37. maddesindeki düzenlemeye göre belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Aynı Kanun'un 38. maddesinde belediye başkanının görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Bu maddenin (a) bendi uyarınca belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak, maddenin (p) bendi uyarınca kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak belediye başkanın görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir. Yukarıda anılan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Kanun'un belediye meclisinin görev ve yetkilerini sınırlı olarak saydığı, kanunda belediye meclisine karar alma yetkisi verilmeyen her türlü konudaki görev yetkinin belediye başkanına ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, belediye tüzel kişiliğinin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerde, yönetim kurulunda belediye tüzel kişiliğini temsile yetkili kişiyi belirleme yetkisinin belediye başkanına ait olduğunun kabulü gerekir. Davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında İBB'yi temsil edecek kişinin belirlenmesi usulünün, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu hükümleri oluşturan T.C. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmza Yetkileri Yönergesi’nin 9/1-11 maddesinde düzenlenen hak ve yetkilere uygun biçimde yerine getirildiği ve yasaya aykırılık olmadığı açıktır.Davacı tarafından, dava konusu 02.12.2022 tarihli olağanüstü genel kurul kararının ticaret siciline tescili için TTK m.456/3.maddesinde ön görülen 3 aylık yasal süre içerisinde 02/03/2023 tarihinde başvuru yapıldığı, bu sebeplerle davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından davacı şirketin tescil talebi doğrultusunda işlem yapılması gerekirken, tescil talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı anlaşılmakla; Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne dair verilen karar usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı kurum, davacı şirketin 02/12/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilanı talebini, 06.04.2023 tarih ve 84329644/39010 sayılı "RED KARARI" başlıklı yazısı ile; Tescil talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu işlem, sonucu itibariyle tescil talebinin reddi niteliğindedir. Kaldı ki TTK'nın 34. maddesi uyarınca, sicil müdürlüğünün her türlü kararına karşı itiraz davası açılabileceği belirtilmiş olup; davalı vekilinin müvekkilinin davanın açılmasına sebep olmadığına, aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesinin yerinde olmadığına yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60.TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden tahsiline yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01