İstanbul BAM 13. HD 2021/2130 E. 2024/564 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/2130
2024/564
28 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2130 Esas
KARAR NO: 2024/564 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/436 Esas - 2020/727 Karar
TARİHİ:17/11/2020
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 28/03/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Taraflar arasında Ardahan ilinde akaryakıt istasyonu işleticiliği hususunda 15/12/2014 tarihli ve 01/06/2017 tarihine kadar geçerli Bayilik Sözleşmesi ve yine aynı tarihli Çerçeve Protokolü akdedildiğini, Bayilik Sözleşmesi ve Çerçeve Protokolüne ilave olarak Ürün Alım Taahhütnamesi ile yıllık asgari 500 ton beyaz ürünü müvekkil şirketten almaya, eksik kalan ton üzerinden 100 USD tutarınca kâr mahrumiyetini ödemeyi davalı tarafın kabul ve taahhüt ettiğini, davalı tarafın taahhüde aykırı davranarak müvekkil şirketten alması gereken 230,137 ton ürünü almadığını ve kâr kaybı yaşadıklarını, bu durumda davalının müvekkil şirkete 23.013,70 USD ödemekle yükümlü olduğunu ve tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 USD alacağın temerrüt tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davacı tarafın iş bu davadan sonra 28/07/2018 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından müvekkil şirket aleyhine icra takibi başlattığını ve taraflarınca süresi içerisinde itirazda bulunduklarını, davacı tarafça itirazın iptali davası yerine alacak davası ikame edildiğini, davacının işbu davayı alacaklı olduklarını iddia ettikleri meblağ olan 23.013,17-USD' nin belirli bir alacak olmasına rağmen 1.000,00-USD üzerinden olacak şekilde kısmi alacak davası şeklinde açarak açıkça HMK’nun 109/2.md.si hükmüne aykırı davrandığını, taraflar arasında sözleşme süresince herhangi bir sorun yaşanmamış olup; müvekkili ile davacı arasındaki bayilik ilişkisi 2,5 yıl süresince sorunsuz ve karşılıklı uyum içerisinde sürdürülmüş olup; taraflar arasındaki ilişkinin yine Bayilik Sözleşmesi’nin eki niteliğindeki Çerçeve Protokolünün 8. Madde hükmünde düzenlendiği şekilde süresi sonunda karşılıklı olarak anlaşılarak 01/06/2017 tarihinde sona erdiğini ve davacının 16/06/2017 tarihli ihtarname keşide ederek cari hesap alacağı adı altında bir miktar ve kâr mahrumiyeti adı altında ise 13.000,00-USD talep ettiğini, müvekkil şirketçe 30/06/2017 tarihinde cevabi ihtarname keşide edilerek hiçbir meblağı kabul etmediklerini davacıya bildirdiklerini, müvekkil şirketin davacı yanın iddialarının aksine uygun şekilde ticaretini sürdürdüğünü ve taahhütlerinin üzerine çıkarak davacının yüksek kâr elde etmesini sağladığını, davacının gerek işbu davadaki taleplerine ilişkin ve gerekse de başkaca herhangi bir sebeple müvekkil şirket nezdinde doğmuş ve doğacak herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını ve tüm bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/11/2020 tarih 2018/436 Esas - 2020/727 Karar sayılı kararında;"Dava, davacının kâr mahrumiyeti alacağının davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Taraflarca delil olarak; Bayilik Sözleşmesi, Çerçeve Protokol, Ürün Alım Taahhütnamesi, ihtarnameler, ticari defter ve kayıtlar her türlü bilgi belgeler ile bilirkişi incelemesine dayanmıştır. Mahkememizce tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda dava dosyası ile ilgili kayıtlar üzerinde davacının talep edebileceği kâr mahrumiyeti alacak bedelinin olup olmadığı ve var ise tespitine ilişkin bilirkişi heyetinden raporu alınmasına karar verildiği, SMMM bilirkişi ..., Akaryakıt ve LPG Sektör Uzmanı bilirkişi ... ve Borçlar Hukukçusu bilirkişi Dr.Öğr.Üyesi ... tarafından sunulan 08/06/2020 tarihli bilirkişi heyet raporu özetle; ''15/12/2014 tarihli sözleşmenin sona erme tarihinin 01/06/2017 tarihi olduğu, sözleşme ve Ürün Alım Taahhütnamesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin süresinin 5 (beş) yıl olduğu, davalı şirketin davacı şirketten anlaşma süresi boyunca beyaz üründen asgari olarak yıllık 500 ton alım yapmayı taahhüt ettiği, davalı şirketin davacı şirketten ilk mal alış tarihinin 30/01/2015, son mal alış tarihinin ise 27/09/2016 tarihi olduğu muavin defter dökümlerinden ve beyan ürün mal alış dökümlerinde görüldüğü, davalının davacıdan 05/01/2015 - 06/01/2016 tarihleri arasında beyaz ürün alım taahhüdünü gerçekleştirdiği, davalının davacından 06/01/2016 - 07/01/2017 tarihleri arasında alması gereken beyan ürün miktarının 500 ton olduğu fakat davalı şirketin 496,70 ton mal aldığı, aradaki farkın 500,00 - 496,70 = 3,30 ton olduğu, davalının 07/01/2017 tarihinden 01/06/2017 tarihleri arasında beyaz ürün aldığı, bu süre zarfında alması gereken beyaz ürün miktarının 500/365145 = 198,63 ton olduğu, dolayısıyla cezai şart olan ton başına 100 USD üzerinden 198,63 + 3,30 = 201,93100 = 20.193,00 USD cezai şartın hesap edildiği, ... Standart Bayilik Sözleşmesi, Çerçeve Protokol ve Ürün Alım Taahhütnamesinde faiz ile ilgili herhangi bir ibare olmadığından faiz talebi değerlendirmesinin mahkeme takdirinde olduğu'' kanaatiyle rapor tanzim etmişlerdir. Davacı vekilinin; 14/09/2020 tarihli bedel arttırım talepli ıslah dilekçesi sunarak müvekkil davacı için kâr mahrumiyeti alacağını 20.193-USD'ye çıkarttıklarını beyan etmiş olup, ıslah harcını süresi içerisinde yatırdığı ve ıslah dilekçesinin davalı tarafa usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşıldı.
GEREKÇE: Tarafların iddia ve savunmalar ile tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve usulüne uygun olarak alınan bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında "Standart Bayilik Sözleşmesi", "Çerçeve Protokol" ve "Ürün Alım Taahhütnamesi" düzenlendiği, buna göre davalı tarafın yıllık 500 ton beyaz ürün alım taahhüdü olduğu, 2 yıl 145 gün süren sözleşme boyunca 1.198,63 ton ürün alım taahhüdü olmasına rağmen 996,70 ton ürün aldığı, Ürün Alım Taahhütnamesi'nin a) bendi gereği eksik kalan miktar üzerinden ton başına 100-USD kâr mahrumiyeti ödemeyi kabul ettiği, eksik 201,93 ton ürünün kâr mahrumiyetinin bilirkişiler tarafından 20.193,00 USD olarak hesaplandığı anlaşıldığından bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, davanın kabulü ile, 20.193,00 USD'nin dava tarihi olan 11/05/2018 tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacının, müvekkilleri davalıdan taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin sadece 2,5 yıllık bir dönemi kapsadığını bilmesine rağmen davalı müvekkilinden 5 yıllık taahhüt yerine getirmesi gerektiği gibi hayatın olağan akışına uymayan bir talepte bulunduğunu ve yerel mahkeme de davacı tarafın işbu haksız ve dayanaksız taleplerini kabul ederek açıkça hukuka aykırı davrandığını, davacı şirketin gerek işbu davadaki taleplerine ilişkin ve gerekse de başkaca herhangi bir sebeple müvekkilleri davalı firma nezdinde doğmuş ve doğacak herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını, Davacı tarafından 16/06/2017 tarihinde müvekkilleri davacıya keşide edilerek gönderilen ihtarnamede; davacı tarafın önce müvekkilleri davalıdan 84.720,05-TL cari hesap ve 13.000,00-USD kar mahrumiyeti adı altında alacaklı olduğunu belirttiğini; ancak daha sonrasında taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin son bulmuş olmasına rağmen yani taraflar arasındaki ticari faaliyetin de son bulduğu ve borçlandırıcı herhangi bir işlemin yapılmasının artık mümkün olamayacağı hususu açıkça ortada olmasına rağmen; bu kez de müvekkillerinden alacaklı olduğunu iddia ettiği miktarın 23.013,70-USD olduğunu ileri sürdüğünü; ama bununla da yetmeyerek bu kerre işbu haksız ve dayanaksız davayı arz ve ikame ederek müvekkilleri davalı şirketten çeşitli kalemler başlığı altında toplamda 95.634,29-TL alacaklı olduğunu ileri sürdüğünü; davacı tarafın, müvekkili davalıdan farklı zamanlarda ve farklı meblağlarda “kar mahrumiyeti adı altında” maddi taleplerde bulunarak kendisi ile çeliştiğini ve ne derece “tutarsız” olduğunu gözler önüne serdiğini, Davacı tarafın kar mahrumiyeti sebebiyle uğradığını iddia ettiği zararı kabul etmek anlamına gelmemekle birlikte; bir yıl önce 13.000,00-USD olarak tespit edilen işbu gerçek dışı kar mahrumiyeti talebinin, üzerinden geçen 1 yılın sonunda taraflar arasında herhangi bir ticari faaliyet olmadığı da göz önünde bulundurulduğunda nasıl neredeyse iki katına yani 23.013,70-USD’ ye çıkmış olduğunun da yine taraflarınca anlaşılamadığını, Ancak sadece bu durumun dahi, davacı tarafın ileri sürmüş olduğu iddialarında ne derece gerçeklerle ve gerçeklikle bağı kopuk şekilde davrandığını ve tamamen sorunsuz bir şekilde sürdürülmüş ve sona ermiş olan bayilik sözleşmesi sonrasında dahi; eski bayisi olan müvekkili davalıdan kötü niyetle haksız kazançelde etmeye çalıştığının da gözler önüne serildiğini, Müvekkilleri davalı şirket tarafından yapılmış olduğu raporda açıkça tespit edilen fazla alımların mahsup edilmediğini, müvekkili davalı şirketin davacı yanın iddialarının aksine taraflar arasında imzalanmış olan Bayilik Sözleşmesi süresince, gerek sözleşme hükümlerine ve gerekse de tarafınca verilmiş olan taahhütlere gayet uygun şekilde ticaretini sürdürmüş olup; bazı zamanlarda işbu taahhütlerinin üzerine çıkacak şekilde yapmış olduğu satışlar sonucu, davacı dağıtıcı şirketin de yüksek meblağlarla kar elde etmesini sağladığını, işbu iddialarının, 08.06.2020 düzenleme tarihli raporda açıkça tespit edildiğini ve müvekkili davalı şirketin 05.01.2015-06.01.2016 tarihleri arasında 500,00 ton yerine 540,486 ton alım yaptığının açıkça tespit edildiğini, ancak bilirkişi heyetince yapılmış olan bu tespite rağmen; müvekkili davalı şirketin taahhüdünü yerine getirmediğine ilişkin tamamen haksız ve dayanaksız iddialar sonucu ileri sürülen meblağdan müvekkillerince yapılan fazla alım kısmının mahsup edilmediğini; sadece bu durumun dahi görülen raporun ne derece eksik inceleme sonucu düzenlendiğini açıkça gözler önüne serdiğini, Davacı tarafın müvekkilin taahhüdüne aykırı davrandığını ileri sürerek eksik alındığını iddia ettiği 230,137 ton ürünün hangi dönemlere ilişkin eksik alındığının gerek taraflarına gönderilen 28/06/2017 keşide tarihli ihtarnamede ve gerekse de işbu dava dilekçesinde açıkça belirtilmediğini, davacı tarafın, yukarıda da taraflarınca açıkça anlatıldığı üzere, tamamen keyfiyete istinaden müvekkili davalıdan bir yıl 13.000,00-USD bir başka yıl ise 23.013,70-USD tutarında “kar mahrumiyetinden” kaynaklanan alacağının olduğunu ileri sürmekteyse de; işbu asılsız iddialarını müvekkilinin hangi tarihlerde satın alma taahhüdüne aykırı davranarak eksik alım yaptığına dair herhangi bir açıklama da yapmadığını, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin E:2014/720-K:2014/3105 sayılı ilamında, TBK 179/II de tarif edildiği şekilde geriye dönük olarak asgari alım taahhüdünden doğan kar kaybının hangi koşullarda istenebileceğinin net olarak açıklandığını, buna göre davacı tarafın müvekkili davalı şirketten ‘kar mahrumiyeti adı altında’ talepte bulunabilmesi için; takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce bir önceki yıla dair çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesi gerektiğinin açıkça ortada iken; davacı tarafın dağıtıcı şirket olarak işbu bildirimleri yapmaksızın müvekkilinden “kar mahrumiyeti adı altında” müvekkili şirketten sürekli değişen meblağlarda talepte bulunması, davacı tarafın ne denli “HAKSIZ” ve “dayanaksız” şekilde işbu davayı arz ve ikame ettiğini gözler önüne sermekle birlikte; TMK 2. md.since düzenlenen “dürüstlük kuralına” da ayrıca ve açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Taraflar arasında imzalanmış olan ‘Bayilik Sözleşmesi’ süresince davacı tarafın gerek dağıtıcı firma olarak ve gerekse de TTK’ nın ilgili hükümleri çerçevesinde basiretli bir tacir sıfatıyla müvekkili davalıya, işbu davada ileri sürdüğü ‘müvekkili davalı tarafından taahhüdün yerine getirilmemesi sebebiyle’ zarara uğranıldığı şeklindeki iddialarına istinaden herhangi bir ihtarname keşide etmediğini ve yine bu itibarla herhangi bir ihtirazi kayıt da düşmeyerek müvekkile talepleri doğrultusunda mal tedarik etmeyi sürdürdüğünü, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/19-670 K: 2013/171 T:20.01.2013 sayılı kararında; “ … Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davacı şirket vekili tarafından, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Beyoğlu ...Noterliği’nin 10 Mart 2000 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyle, 06.10.1998 tarihli bayilik sözleşmesinin 15.maddesine göre, eksik mal alımından kaynaklanan kar mahrumiyetinin müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğinin bildirilmesi üzerine, davalı şirket (Bayi) tarafından davacı şirkete gönderilen Altındağ ...Noterliği’nin 24 Mart 2000 tarih ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydı ile bayiliklerinin devamına aksi takdirde fesih şartlarını görüşmek üzere bir araya gelmeye hazır olduklarını belirtmiştir. Taraflar, az yukarıda içeriklerine yer verilen ihtarnamelere rağmen ticari ilişkilerini sözleşmenin kalan süresi olan dokuz (9) yıl boyunca sürdürmüşlerdir. Bu ticari ilişkinin devamı sırasında, davalı şirket (Bayi), sözleşme gereği her yıl satmayı taahhüt ettiği miktarın altında beyaz mal satmıştır. Görüldüğü üzere, davalı şirketin, davacı şirkete hitaben gönderdiği 24 Mart 2000 tarihli ihtarnamedeki önerisi, davacı şirketin bu anılan ihtarnameye cevap vermemekle (veya sessiz kalmakla) birlikte, sözleşme süresince davalı şirkete beyaz mal vermesine ilişkin davranışı, bu ilişkinin sözleşmenin kalan süresince (9 yıl) devam ettiği göz önüne alındığında, davacı şirket, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin ceza-i şartı düzenleyen 15.maddesinin uygulanmayacağı konusunda davalı tarafta haklı bir güven oluşturmuştur. Davalı şirket, kendisinde uyandırılan bu haklı güven dolayısıyla davacı şirketten beyaz mal almaya devam etmiş; ancak, beklemediği şekilde, bayilik sözleşmesinin kendisi tarafından feshinden sonra davacı tarafından eldeki dava ile ceza-i şart tazminatının tahsili istenilmiştir. Dolayısıyla, davacı şirketin bayilik sözleşmesinin 15.maddesinin uygulanmayacağı yönündeki anlaşma nedeniyle ortaya çıkan olgunun kaynağı haklı güvendir. Bu şekilde ortaya çıkan güven sorumluluğu ise, dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Daha da önemlisi, davacı şirketin davranışları ile davalı şirkette yarattığı güvenle çelişki oluşturacak şekilde sözleşmenin davalı şirket tarafından feshinden sonra eldeki davaya konu edilen ceza-i şart tazminatını istemesi çelişkili davranış yasağını oluşturur ki, böyle bir davranışın hukuken korunması beklenemez. Öyleyse, yerel mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olguları gözeterek, paralel gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın ceza-i şart tazminatının reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Davacı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, ..." şeklinde karar verdiğini, Davacı yanın taleplerini asla kabul etmek mahiyetinde olmamak kaydıyla, davacı yanın işbu davaya konu taleplerini taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme hükümleri çerçevesinde süresi içerisinde müvekkilimize karşı ihtirazi kayıt koymaksızın sürdürmüş olduğu ticari ilişkisi sebebiyle artık ileri sürme hakkının bulunmadığını, Davacı tarafın, müvekkili davalı şirketin sözleşme hükümlerine istinaden tahhüdünü eksik şekilde yerine getirdiğine ilişkin iddilarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilleri davalı şirketin davacı tarafın iddialarının aksine taraflar arasında imzalanmış olan Bayilik Sözleşmesi süresince, gerek sözleşme hükümlerine ve gerekse de tarafınca verilmiş olan taahhütlere gayet uygun şekilde ticaretini sürdürmüş olup; bazı zamanlarda işbu taahhütlerinin üzerine çıkacak şekilde yapmış olduğu satışlar sonucu davacı dağıtıcı şirkete de yüksek meblağlarla kar elde etmesini sağladığını; işbu iddialarının gerek davacı ve gerekse de davalı müvekkili şirketin ticari defter kayıtlarının incelenmesi sonucunda açıkça ortaya çıkacağını, Bununla birlikte; taraflar arasındaki sözleşmenin sona ereceğinin açıkça tespit edilmiş olan 01.06.2017 tarihine kadar olan süreye dair, davacı tarafın müvekkili davalı şirketin bu kerre 230,137 ton satış taahhüdünde bulunduğuna ilişkin asılsız iddialarının dayanağının ise taraflarınca anlaşılamamış olup; önceki yıllarda yapılan satışların yılın hangi aylarında yapıldığı göz önünde bulundurulmadan, tamamen kötü niyetle ve neredeyse yılın ilk 5 ayını yoğun kar ve buzlanma altında olduğunun herkesçe bilinen bir şehir olan Ardahan’da yıllık satışın yarısının yapılmasının beklenmesinin ise açıkça davacı tarafın piyasadaki hakim gücünü müvekkili davalının mahvına sebep olacak şekilde kullanması olarak değerlendirilmesinin gerektiğini, davacı tarafın tamamen hayal ürünü olan ve hayatın olağan akışına uygunluk teşkil etmeyen satış taahhüdün ihlal edildiğine ilişkin asılsız iddialarının dinlenilme kabiliyeti bulunmadığını; İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak, davanın reddine yargılama giderleri ve ücret-i vekâletin davacı üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve eki ürün alım taahhütnamesi uyarınca belirlenen eksik ürün alımı için öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın ıslah ile arttırılan tutar üzerinden kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında 15/12/2014 tarihli, bitiş tarihi 01/06/2017 olan bayiilik sözleşmesi ile buna bağlı ürün alım taahhüdünün bağıtlandığı, ürün alım taahhüdü ile davalının davacıdan her yıl için 500 ton beyaz ürün almayı taahhüt ettiği anlaşılmıştır. Davalı; tahhüdün (a) bendi ile, anlaşma süresinin hitamında ve/veya her bir yıllık anlaşma süresinin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 100-USD'nin ödeme günündeki Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığında kar mahrumiyetini davacıya ödemeyi; (c) bendi ile, söz konusu kar mahrumiyeti miktarının davacı tarafından her bir yıllık anlaşma döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde anlaşmanın ifasıyla birlikte talep edebileceği; (d) bendi ile, anlaşmanın hitamında veya anlaşmanın her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip davacı tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın davacının kar mahrumiyetini talep edebileceği; (e) bendi ile iş bu taahhüdün ve kar mahrumiyeti miktarının anlaşmalarda öngörülen cezai şart miktarına hiçbir şekilde mahsup edilmeyeceği, haklı nedenle fesih halinde cezai şarta ilaveten talep edilebileceği; (g) bendi ile, davacının anılan kar mahrumiyeti tutarını mutabakat dahilinde anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep etmesine muvafakat edildiği; (h) bendi ile davacı tarafından yazılı feragatname verilmedikçe davacının herhangi bir hak ve alacağından feragat etmiş sayılmayacağı, hususlarını kabul, beyan ve taahhüt etmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve eki anlaşmaların 01/06/2017 tarihinde sözleşme süresinin bitimi ile sona erdiği ihtilaf konusu değildir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalının EPDK lisansını 05/01/2015 tarihinde aldığı, buna göre akaryakıt alımının lisans tarihi ile başlayacağı, 05/01/2015-06/01/2016 arası bir yıllık dönemde davalının yıllık 500 ton alım taahhüdünü yerine getirdiği, 06/01/2016-07/01/2017 tarihleri arasındaki bir yıllık dönemde davalının 3,30 ton eksik alım yaptığı, 07/01/2016 tarihinden sözleşmenin sona erdiği 01/06/2017 tarihi arasındaki dönemin 145 gün olduğu, bir yıl için 500 ton olan taahhüdün, 145 gün için 198,63-ton olacağı, davalının 07/01/2016 - 01/06/2017 tarihleri arasında hiç alım yapmadığı, buna göre davacının toplam 201,93 ton eksik alım yaptığı, davalının ödemesi gereken ceza tutarının 20.193,00-USD olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında; ürün alım taahhüdüne aykırılık halinde, eksik kalan ürün tutarının tonu başına 100,00-USD ödeme yapılacağı kararlaştırılmış olup, bu taahhüt TBK'nun 179/2 maddesinde düzenlenen ifaya ekli cezai şart niteliğindedir. Buna göre, ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Bu hüküm emredici nitelikte olmadığından, ifadan önce cezai şart isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış yahut ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan ifa çekincesiz kabul edilmiş olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez. Her ne sebepten doğarsa doğsun cezai talep hakkının ihtirazi kayıt ileri sürülmesine gerek olmaksızın sözleşme ile saklı tutulması veya ihtirazi kayıt aranmayacağı hususunda taahhütte bulunulması durumunda bir yıllık dönemler sonunda ceza koşulu alacağının yazılı olarak talep edilmemesi zımnen feragat olarak kabul edilemez (bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/11-560 esas, 2024/100 karar sayılı, 14/02/2024 tarihli ilamı). Somut olayda; ürün alım taahhütnamesinin g ve h bentlerinde, davalının, davacı tarafından ceza tutarını mutabakat dahilinde anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep edilmesine muvafakat ettiği, davacı tarafından yazılı feragatname verilmedikçe davacının herhangi bir hak ve alacağından feragat etmiş sayılmayacağını da kabul ettiği, buna göre davacının ürün alım taahhüdüne ulaşılamayan bir yıllık dönemin sonunda, devam eden yıl için herhangi bir çekince koymaksızın davalıya ürün vermesinin geçmiş dönem için oluşan cezai şart alacağını istemesine engel teşkil etmeyeceği, öte yandan davacının eksik alım yaptığı 06/01/2016-07/01/2017 tarihleri arasındaki bir yıllık dönemden sonra, 07/01/2017 tarihinden sözleşmenin sürenin dolması nedeniyle sona erdiği 01/06/2017 tarihine dek davacıdan hiç ürün satın almamış olduğu, dolayısıyla davacının yeni dönemde çekince koymaksızın davalıya ürün teslim ettiğinden de bahsedilemeyeceği, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı; kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.079,99-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 2.677,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 7.402,29-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 28/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01