SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2023/2322 E. 2024/544 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/2322

Karar No

2024/544

Karar Tarihi

21 Mart 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/2322

KARAR NO: 2024/544

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 28/09/2023

DOSYA NUMARASI: 2023/492 Esas - 2023/674 Karar

DAVA: Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz

KARAR TARİHİ : 21/03/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin anonim şirketi 1985 yılından bu yana ...nde ... sicil nosu ile kayıtlı olduğunu, şirketin 26.06.2023 tarihinde yaptığı Olağan Genel Kurul Toplantısında şirket Yönetim Kurulu seçimini yaptığını, takiben oluşan Yönetim Kurulu 26.6.2023 Tarihli 174 Sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile aralarında görev dağılımını yapıldığını ve tüm bu hususlar Ticaret Sicili Müdürlüğünün 12.07.2023 tarihli kararına dayalı olarak 13.07.2023 tarihinde ilan edildiğini, şirket Yönetim Kurulu toplanarak, Ana Sözleşmenin 13. Maddesi ve "Yönetim İç Yönergesi" ne dayanarak Yönetim Kurulu Murahhas üyesi ile yine Yönetim Kurulu Mali İşlerden ve Şubelerden Sorumlu Yönetim Kurulu üyesinin "münferit" imza yetkilerinin belirlenmesine ilişkin 13.07.2023 tarih ve 175 sayılı kararı almış ve bu kararın tescil ve ilanını talep ettiklerini, ... muteriz müvekkili şirketin belirtilen bu son 13.07.2023 tarih ve 175 sayılı yönetim kurulu kararını tescil talebini ekte sunulan sistem sonuç çıktısı ile reddettiğini, Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün bu red işlemini, Türk Ticaret Kanunu'na aykırı olması nedeniyle TTK 34'ncü maddesi uyarınca süresi içinde itiraz ve tescil talebinin kabulü gerektiğini dair karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde özetle; Ticaret Sicili Müdürlüğü' nün inceleme mükellefiyetinin Türk Ticaret Kanunu'nun 32.Maddesi ve Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin 34.Maddesi ile düzenlendiğini, mevzuata uygun tescil başvuruları kabul edildiğini, bilgisayar kayıtlarımızda yapılan incelemede, ... ticaret sicili numarasında kayıtlı ...'nin 13.07.2023 tarihinde tescil talebinde bulunduğunu, evrakın incelenip iade edildiğine dair bilginin ise başvuru sırasında verilen ... no.lu cep telefonuna SMS olarak gönderildiğini beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 28/09/2023 tarih ve 2023/492 Esas - 2023/674 Karar sayılı kararı ile; " Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, davacı şirketin 13.07.2023 tarihli yönetim kurulu kararının tescili isteminin reddine dair ticaret sicil müdürlüğü kararının iptali ile tescil ve ilanı istemine ilişkindir. Davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin, şirket yönetim kurulunun iç yönergesi kapsamında sınırlı temsil ve ilzam yetkililerinin belirlenmesine yönelik 13.07.2023 tarihli 175 Sayılı yönetim kurulu kararının ilanı için davalı tarafa yapılan başvuru üzerine ilan talebinin reddedilmesi sebebiyle işbu sicil memurunun görevine itiraz mahiyetinde talepte bulunulmuş olduğu görülmüştür. Dosya arasına celp edilmiş olan evraklar bir bütün olarak incelendiğinde; davacı şirketin 26.06.2023 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 6 nolu kararda "Yeni Yönetim Kurulu Üyeliklerine *** T.C.Kimlik Numaralı *** adresinde mukim ... , *** T.C.Kimlik numaralı *** adresinde mukim ..., *** T.C.Kimlik numaralı, *** adresinde mukim ..., *** T.C.Kimlik numaralı , *** adresinde mukim ... , *** T.C.Kimlik numaralı, *** adresinde mukim ..., *** T.C.Kimlik numaralı, ***adresinde mukim ... ve *** T.C.Kimlik numaralı, *** adresinde mukim ... 'nun 3 (Üç) yıl süre ile seçilmiştir." şeklinde alınan karar akabinde yönetim kurulunun 174 Sayılı 26.06.2023 tarihli kararında yönetim kurulu üyeleri arasında görev dağılımının yapıldığı, işbu görev dağılımı uyarınca ...'in yönetim kurulu başkanı ve murahhas üye olarak seçildiği, diğerlerinin ise yönetim kurulu üyesi sıfatlarının bulunduğu, aynı kararda birinci derecede imza yetkisine sahip yönetim kurulu üyelerinin birlikte atacakları çift imza ile müştereken yetkilendirilmiş oldukları işbu 174 Sayılı yönetim kurulu kararının ve genel kurul kararının 13.07.2023 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edilmiş olduğu, 13.07.2023 tarihli 175 Sayılı yönetim kurulu kararında Şirket yönetim kurulunun iç yönergesi kapsamında sınırlı temsil ve ilzam yetkililerinin belirlenmesinin görüşülüp karara bağlanmış olduğu, davacının işbu kararının ilanı için yapılan başvuru üzerine ilan talebinin *"TTK 371/7 gereği sınırsız temsil yetkilileri iç yönerge ile sınırlandırılamaz. * Bir kişiye iç yönergede tanımlı birden fazla imza grub/derecesi/unvan verilemez. * Sınırlı iç yönergeye ilişkin duyuru metni www...org.l adresinde mevcuttur. * Mersis girişi yapılmadan inceleme yapılamamaktadır." şeklindeki gerekçeleri ile reddedilmesi sebebiyle işbu dava açılmıştır. Türk Ticaret Kanununun 34. maddesinin "(1) İlgililer, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler. (2) Bu itiraz mahkemece dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır. Ancak, sicil müdürünün kararı, üçüncü kişilerin sicilde kayıtlı bulunan hususlara ilişkin menfaatlerine aykırı olduğu takdirde, itiraz edenle üçüncü kişi de dinlenir. Bunlar mahkemeye gelmezlerse dosya üzerinden karar verilir." şeklindeki düzenlemesi uyarınca dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmış ve sunulan cevap dilekçesi, celp edilerek evraklar ile birlikte dosya üzerinden yapılan incelemede davacının ilan talebinin 18.07.2023 tarihinde reddedilmiş olduğu, davacı tarafından ise işbu davanın 25.07.2023 tarihinde, yasal hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmekle yargılama yapılmıştır. Türk Ticaret Kanununun Yönetimin devri başlığını taşıyan 367. maddesinin "(1) Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. (2) Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir." şeklindeki düzenlemesi, Temsil yetkisinin düzenlendiği 370. Ve devamındaki maddeler incelendiğinde 370. maddenin "(1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.", aynı kanunun 371. maddesinin 7. Fıkrasının "(7) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur" şeklindeki düzenlemesini haizdir. Davacı şirketin 21.05.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında "Yeni Şekli - Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri" başlığını taşıyan 13. Maddesinin " Yönetim kurulu Türk Ticaret Kanunu'nun — 370(2)maddesi uyarınca temsil yetkisini Yönetim Kurulu Üyesi olan murahhaslara ve/veya görevli üyelere ve/veya Yönetim Kurulu Üyesi olmayan müdürlere bırakabilir. Bunlara verilecek ücreti Yönetim Kurulu tespit eder. Türk Ticaret Kanunu'nun 367.maddesi uyarınca da, yönetim işlerinin hepsi veya bir kısmı, bir İç Yönerge ile kısmen veya tamamen Yönetim Kurulu Üyesi olan murahhaslara ve/veya Üye” lere ve/veya Yönetime devredilebilir.“Yönetim” Yönetim Kurulunun bütünü dışındaki Genel Müdür, Yardımcıları; müdürler, yardımcıları ve buna benzer farklı unvanlardaki / kişilerden oluşan ekibi ifade eder. Türk Ticaret Kanunu'nun 375.maddesindeki ve diğer maddelerdeki devredilemez görev ve yetkiler saklıdır." şeklinde karar alınarak ticaret sicil gazetesinin 17.06.2013 tarihli sayısında ilan edilmiş olduğu görülmüştür. Bu düzenleme ve TTK'nın 375.maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının 175 Sayılı Yönetim Kurulu Kararında alınan "1. Yönetim Kurulu İç Yönergesinde Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Üyesi için tanımlanan yetki ve görevler yönünden A Grubu Birinci Derece imza Yetkilisi olarak Yönetim Kurulu Başkanı ve .... Mahallesi ... Çıkmazı Sok. ... Beşiktaş/İstanbul adresinde mukim ... T.C.Kimlik Numaralı ... şirket ünvanı veya kaşesi altında tek başına atacağı imza ile üçüncü kişilere karşı Şirketi en geniş şekilde sınırlama olmaksızın MÜNFERİDEN temsil ve ilzam etmesine, 2. Yönetim Kurulu kararı ile temsil ve ilzam yetkilisi olarak atanan ... T.C.Kimlik numaralı Sn. ..., tüm yetkilerinin İPTAL edilmesine, 3. Yönetim Kurulu Üyesi ... Mahallesi ... Sokak No:... İç Kapı No:... Sarıyer/İstanbul adresinde mukim ... TC. Kimlik numaralı .... Yönetim Kurulu İç Yönergesinde tanımlanan yetki ve görevlerin ifası için Mali İşlerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve Şubelerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmasına ve aynı zamanda Şirket Müdürü olarak atanmasına, Mali İşlerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve Şubelerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve Şirket Müdürü sıfatıyla Yönetim Kurulu İç Yönergesinde bu unvanlar için belirlenen yetki ve görevler yönünden A Grubu ve B Grubu Birinci Derece imza yetkilisi olarak şirket ünvanı vefa şirket kaşesi altında tek başına atacağı imza ile üçüncü kişilere karşı Şirketi ve şubeleri en geniş şekilde MÜNFERİDEN temsil ve ilzam etmesine 4- Tüm bu hususların tescil ve ilanı için gerekli iş ve işlemlerin tamamlanmasına" şeklindeki karar ile imza yetkisinin usulüne uygun olarak TTK m.375 hükmündeki devredilemez yetkiler hariç olmak üzere genel kurul kararı - iç yönerge ile verilen yetkiler bakımından temsile izin verilmiş olduğu, söz konusu kararın usulüne uygun olduğu görülmekle davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, davalının bu davada yasal hasım olmayıp davacının müraacatına rağmen işlemi yapmayarak davanın açılmasına sebep olması nedeniyle Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 09.05.2022 tarih ve 2020/8497 Esas, 2022/3670 Karar sayılı ilamı da göz önünde bulundurularak davalı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilerek ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-Davacının davasının KABULÜ ile; Davacı şirketin Beşiktaş .... Noterliğinin 13.07.2023 Tarih ve ... yevmiye numarası ile onaylı 13.07.2023 tarihli 175 Sayılı yönetim kurulu kararının tescil ve ilan edilmesine ilişkin istemine yönelik kararına karşı davacı tarafça yapılan İTİRAZIN KABULÜNE, 2-Davacı şirketin 13.07.2023 tarihli 175 Sayılı yönetim kurulu kararının Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde TESCİLİNE, ... " karar verilmiş olup verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilin dava konusu işlemi hukuka uygun olduğu halde, açılan davanın kabul edilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olup; davanın reddi gerektiğini, Usule ilişkin olarak; Huzurdaki davanın konusunun 13.07.2023 tarihli 175 sayılı yönetim kurulu kararının tescil başvurusunun iadesine ilişkin olup; öncelikle konuya ilişkin bir red kararı bulunmadığı ve dava konusu tescil başvurusunun iade edildiği hususu ve bir red kararı bulunmamasının da usûl yönünden red sebebi olduğunun belirtilmesi gerektiğini, nitekim yerleşik uygulamanın da bu yönde olduğunu, Her ne kadar ilk derece mahkemesince "... Dosya üzerinden yapılan incelemede davacının ilan talebinin 18.07.2023 tarihinde reddedilmiş olduğu, davacı tarafın ise işbu davanın 25.07.2023 tarihinde, yasal hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmekle yargılama yapılmıştır." gerekçesi ile dava şartı niteliğinde olan red kararının huzurdaki davada bulunmadığını, Şöyle ki, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "İtiraz" başlıklı 34. maddesinin; "İlgililer, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler." şeklinde olduğunu, Müvekkil müdürlükçe incelenen dava konusu tescil başvurusunun, Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 34/2 gereğince iade edildiğini, ancak davacı tarafça tescile ilişkin eksikliklerin giderilmediğini, buna mukabil ret kararı bulunmaksızın doğrudan dava ikâme edilmesinin mevzuata ve usule aykırı olduğunu, Bu bakımdan da, iade ile red kararının teknik olarak aynı olmadığının ifade edilmesi gerektiğini, gerçekten de davaya konu tescil ve ilanı talep edilen yönetim kurulu kararının tescil edilmemesine dair başvuruya ilişkin olarak, Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 35 gereğince ve bu hükümde belirtildiği şekilde bir red kararı yazılmadığını, Nitekim, ticaret sicili müdürlüklerinin, ancak açık bir şekilde red kararı yazılması talep edildiğinde red kararı yazmakta ve verdiği red kararlarını da posta yolu ile veyahut da elden ilgiliye tebliğ etmekte olup; başvuru evrakı ile birlikte, söz konusu red kararının da ilgili şirketin sicil dosyasına kaydedilmekte olduğunu, Bu bağlamda; dava konusu şirketin sicil dosyasında yapılan incelemede, herhangi bir red kararı yazılmadığı ve yalnızca evrakın iade edildiğinin anlaşılmış olduğunu, uygulamada iade olunan evrakın reddedilmiş olduğu düşünülmekle birlikte; iade evrak ile red kararı yazılmasına ilişkin ilgililerin verdiği dilekçelerden sonra verilen red kararlarının, aynı hukuki niteliği haiz olmadığını ve tabir-i caizse red kararları mahkemelerin verdiği ara kararlara benzetilebilecekken; red kararlarının ise mahkemelerin nihai nitelikli kararları gibi olduğunu, Hâl böyle olmakla; her iade işleminin red kararı anlamını taşımamakta veyahut da her iade için, red kararı yazılmamakta olduğunu, iade edilen evrak ile ilgili olarak, ilgili özellikle ya da ayrıca ret kararı yazılması talebini içeren dilekçe sunduğunda, ret kararı yazılmakta olduğunu, buna göre de dava açma süresinin de kesin nitelikli ret kararının tebliğ edilmesinden itibaren sekiz gün olduğunu, Bu itibarla, davacıya tebliğ edilmiş bir red kararı bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/2 maddesi gereğince, TTK m. 34'e göre, davacıya tebliğ edilmiş bir red kararı bulunmadığından HMK m. 115/2 gereğince davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Yine, evrakın iade edildiğine dair bilginin başvuru sırasında verilen cep telefonu SMS olarak bildirilmesinin de red kararı yerine ikâme edilemeyeceğinin önemle ifade edilmesi gerektiğini, SMS ile yapılan bildirimin mevzuat bakımından bir karşılığı bulunmadığı ve bunun red kararı sayılması mümkün olmadığı gibi bahse konu SMS bildiriminin yalnızca ve yalnızca müvekkil müdürlüğün nezdinde kayıtlı bulunan tacirlere yönelik bir hizmetinden ibaret olduğunu, Sonuç olarak; mevzuata uygun bir “red kararı” bulunmadığı açık olduğundan, huzurdaki davanın usûlden reddi gerekeceğini, HMK m.114/f.2 gereğince, iş bu dava bakımından, “red kararı” yazılmış olmasının, bir dava şartı niteliğinde olduğunu ve yerleşik Yargıtay uygulamasının da bu yönde olduğunu, (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 24.10.2017 tarihli, E. 2015/10026 K. 2017/2852 sayılı ilâmı). Diğer yandan; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 23.12.2021 tarihli, E. 2021/1661 K. 2021/1603 sayılı ilâmında; "TTK'nın 34. maddesine göre sicil işlemine karşı itiraz davası açılmadan önce Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuru yapılması zorunludur. Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından henüz işlem tesis edilmeden ve Ticaret Sicil Müdürlüğünü uyarıcı nitelikte bulunan başvurunun Kanunun aradığı anlamda bir başvuru niteliği olmadığı açıktır. Bunun gibi ticaret sicil müdürlüğünün talebi reddedeceğinin düşünülmesinden hareketle, sicil memurluğuna hiç tescil başvurusu yapılmadan veya red kararı olmadan doğrudan doğruya mahkemeye başvurulması mümkün değildir. bir diğer ifadeyle mahkemeye başvurabilmek için elde sicil memurunca reddedilmiş bir istem dilekçesi olmalıdır. Somut olayda her ne kadar davacı tarafça henüz dava konusu tescil işlemi yapılmadan Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuru yapılmış ise de bu başvuru tescilin yapılmamasına yönelik olup tescil işleminden sonra yapılması gereken tescilin terkin edilmesi istemiyle aynı mahiyette değildir. Bu nedenle ticaret sicil müdürlüğünün tescil işleminin iptali için itiraz dava yoluna başvurulabilmesi için gerekli olan dava şartı gerçekleşmemiştir. hal böyle olunca mahkemece davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir." denilmek suretiyle bu hususun hüküm altına alındığını, Esasa ilişkin olarak; Müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğü' nün, TTK.m.32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği m.34 hükmü çerçevesinde işlem yapmış olup, konuya ilişkin açıklamalarına aşağıda iki ana bölümde yer verildiğini, Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün, ticaret siciline tescil konusundaki talepleri, ilgili yasanın kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendireceğini ve sonuca bağlayacağını, yargı merci gibi hareket etmeyeceğini, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.32'de, “..Sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir. Tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.” denilmek suretiyle ifade edilmiş olup; yasal şartlar oluşmuşsa yapılan işlemle ilgili tescil kararı vereceğini; aksi halde tescil talebini gerekçe göstererek reddedeceğini, Sınırsız temsil yetkisi verilen yönetim kurulu üyesinin yetkilerinin iç yönergeyle sınırlandırılamayacağına ilişkin olarak; Buna göre; anonim şirketlerde yönetim ve temsil hususunun, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.365 vd. hükümlerde düzenlenmiş olup; dava konusu tescil başvurusu anılan hükümlere uygun olmadığından mevzuata uygun olarak iade edilmiş olduğunu, Şöyle ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.370'deki, "1)Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. 2)Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır." hükmüyle, temsil yetkisinin açıklandığını ve bu hüküm doğrultusunda, en az bir yönetim kurulu üyesinin sınırsız yetkili olması gerektiği hususunun düzenlendiğini ve şirketi temsil yetkisinin de sınırsız ve dolayısıyla kural olarak bölünemeyecek mahiyette olduğunun belirtildiğini, Öte yandan; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.367/f.1'de,"Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler." denilmek suretiyle, anonim şirketlerde yönetimin devrinin mümkün olduğu ve yine, ne şekilde mümkün olduğu hususlarının hükme bağlandığını ve yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.371/f.7'de ise, "Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur." denilmek suretiyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.370 gereğince sınırsız şekilde temsile yetkili atanan yönetim yönetim kurulu üyeleri dışındaki ya da bunlar dışında, yani temsil yetkisi verilmemiş bulunan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu dışından ve belirli konularla sınırlı olmak üzere yetkilendirileceklerin, ancak içyönerge ile atanarak tescil edilmesi gerektiğinin vurgulandığını, Yukarıda anılan yönetim kurulu üyelerinden en az birinin sınırsız yetkili olmasına ilişkin anılan m.370 hükmü ve yine, anonim şirketlerde, temsil yetkisini haiz olmayan yönetim kurulu üyesi olan ya da olmayan sınırlı yetkililere ilişkin anılan m.367 hükmü ile 370/f.7 hükmü esas olmak üzere ve bu hükümler ile yönetim ve temsil başlığı altındaki diğer hükümler birlikte değerlendirildiğinde; anonim şirketlerde en az bir yönetim kurulu üyesinin sınırsız yetkili ve aslında "temsile yetkili" olması gerektiği ve yine, sınırsız yetkililer dışında, belirli konularda ve aslında sınırlı yetkili kişiler belirlenmek isteniyor ise de, bunların iç yönerge ile belirlenip tanımlanması gerektiği hususunun açık bir biçimde anlaşılmakta olduğunu, Buna göre; anılan hükümler gereğince, yönetim kurulu üyeleri sınırsız temsile ile yetkilendirildi ise, yani 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.367'ye göre ve dolayısıyla sınırsız şekilde temsile yetkili kılınan kişinin, artık 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.367 gereğince içyönerge ile yetkilerinin sınırlandırılmasının mümkün olmadığını, kanun koyucunun ana kural olarak sınırsız temsile yetkili düzenlemiş ve ihtiyaç halinde, bazı konular bakımından sınırsız temsile yetkili kişilerin de ayrıca belirlenebileceğini hükme bağlamış olup, sınırsız yetki ile temsil edecek kişiler hariç ya da bunlar dışında sınırlı yetkililerin belli şartlarla belirlenmesini mümkün kıldığını, Başka bir deyişle; anılan hükümlerin tamamının lafzı ve "ratio legis"i birlikte değerlendirildiğinde, birbirinden bağımsız, sınırsız yetkililer ve sınırlı yetkililer olarak iki farklı temsilci kategorisi olduğu ve bunlardan yalnızca, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinden en az biri olacak şekilde temsile yetkili kişi atanmasının zorunlu olduğu, sınırsız temsile yetkili kişilerden farklı olması gereken sınırlı yetkililerin ise ihtiyari olduğu saptanmakla birlikte; tescil edilmek istenen yönetim kurulu kararı ve içyönerge ile, anılan m.370 gereğince sınırsız yetkili atanan kişinin, yetkisinin sınırlandırıldığının görüldüğünü, Oysa anılan açıklamalar çerçevesinde, tescil edilmek istenen yönetim kurulu kararının 3. maddesinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.370 çerçevesinde "münferit" olarak yetki verilen kişinin aynı zamanda sınırlı yetkili olarak atanmasının, yukarıda atıfta mevzuata uygun olmadığını, Bunun yanı sıra; bu şekilde tek bir kişinin hem sınırsız hem sınırlı olarak yetkilendirilmiş olmasının da, işin doğasına uygun olmadığı gibi üçüncü kişileri de yanıltıcı nitelikte olduğunu, gerçekten de anılan maddede münferit olarak temsile yetkili olarak seçilen kişinin, iki farklı kategoride içyönerge ile sınırlı olarak yetkilendirilmiş olmasının mantık kurallarıyla ve hatta, hayatın genel akışına da uygun olmadığını, Yönetim kurulu ile belirlenmiş bir hususun iç yönerge ile değiştirilmesinin de mümkün olmadığını, dava konusu edilen iç yönergenin tescili halinde, bu şekilde iç yönerge ile yönetim kurulu kararı ile münferiden sınırsız yetki verilmiş kişinin iç yönerge ile sınırlanabilmesi sonucunun doğacağını, yukarıda açıklandığı üzere yönetim kurulu iç yönergesinin içeriğinin sınırlarını, kanunun emredici kuralları oluşturduğundan ve konuya ilişkin emredici hükümlere aykırı yönetim kurulu iç yönergesinin de sonuç doğurması da mümkün olmadığından; iç yönerge ile yönetim kurulu kararının içeriğinin değiştirilemeyeceğini, Bu yöndeki bir düzenlemenin hem TTK m. 370/1 hem de 371/7 hükümlerine aykırılık teşkil edeceğinin ifade edildiğini (Ozan ORAN, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu İç Yönergesi, On İki Levha Yayıncılık, 2021, s. 180-181), müvekkil müdürlüğün iade gerekçesinde de belirtildiği üzere, sınırsız temsil yetkililerinin, yukarıda da ifade edildiği gibi iç yönerge ile sınırlandırılmasının mümkün olmadığını, Bu bağlamda; yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, başta 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.367 ve m.370 ve m.371/f.7'den hareketle ve zaten, hayatın olağan akışı ve mantık kuralları gereğince, 3. kişilerin de yanıltılmaması bakımından; şirketi münferit şekilde temsile yetkili yönetim kurulu üyesinin aynı zamanda sınırlı temsilci olmasının mümkün olmadığını ve buna ilişkin iade sebebinin mevzuata uygun olduğunu, Bir kişiye iç yönerge tanımlı birden fazla imza grubu/derecesi/unvan verilemeceğine ve davacının diğer iddialarına ilişkin olarak; Diğer yandan; yukarıda açıklandığı üzere, yönetim kurulu iç yönergesinin içeriğinin sınırlarını, kanunun emredici kuralları oluşturduğundan ve konuya ilişkin emredici hükümlere aykırı yönetim kurulu iç yönergesinin de sonuç doğurması mümkün olmadığından; yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ve yine, yukarıda anılan hükümler çerçevesinde, iç yönergede aynı kişiye birden fazla yetki verilmesinin de mümkün olmadığını, Gerçekten de, anonim şirketlerin tescile tabi yetkililerinin, sıfatlarından ya da görevlerinin/unvanlarının nitelendirilmesine bakılmaksızın şirketi sınırlı ya da sınırsız şekilde temsil eden kişilerden ibaret olup; konuya ilişkin mevzuat hükümlerinin emredici niteliği ve temsil yetkisinin belirlenmesindeki mantıki zorunluluklar ile çelişki bulunmaması gerekliliği ile 3. kişileri yanıltıcı nitelik taşımamak kaydıyla tescilinin mümkün olduğunu, oysa huzurdaki davaya konu olan tescil talebinde, sınırsız temsil yetkililerinin iç yönerge ile sınırlandırıldığı gibi aynı kişiye birden fazla imza grubu/derecesi/unvan tanımlanarak, mevzuata ve temsil kurallarının gereğine aykırı hususların tescilinin talep edilmiş olup, farklı bir imza grubuna ait temsil yetkisine haiz olan kişilere diğer bir imza grubuna ait temsil yetkisi verilmesinin mevzuata uygun olmayıp, bir kişiye iç yönergede tanımlı birden fazla imza grubu/ derecesi/ unvanı verilemeyeceğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.371 gereğince, sınırlı yetkilendirme ve buna ilişkin grupların sadece iç yönerge ile tanımlanabileceğini, Hal böyle olduğundan, A grubu imza yetkisinin B grubu imza yetkisinde belirtilen işleri de kapsadığı ancak iç yönergede belirtilmesi veyahut da iç yönergede tanımlanması gereken bir husus olduğunu ve bu bakımdan da bir kişiye iki ayrı imza grubunda yetki verilmesi yerine bu kişinin yetki tanımının sınırlarının iç yönerge ile net bir biçimde saptanması, iç yönergede sınırlı yetkililik ve buna ilişkin gruplandırmaların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık tanımlanması gerektiğini, aksi halde iç yönergede tanımlanması gereken bir hususun yönetim kurulu kararı ile adeta genişletilmesi ve değiştirilmesi ve hatta içyönerge ile yapılacak sınırlı yetkili tanımlamalarının yönetim kurulu kararı ile alınmasının söz konusu olacağını ve bunun ise sınırlı yetkililiğin iç yönerge ile tanımlanıp düzenlenmesine ilişkin anılan hükme uygun olmayacağı gibi 3. kişileri yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini, gerçekten de sınırlı yetkililerin yetki kapsamının saptanması ve hatta kontrol edilmesini tescil yapan personel bakımından zorlaştıracağını, 3. kişiler bakımından ise imkansız hale getireceğini, Aynı kişinin birden fazla ya da farklı görev üstlenmesinin mümkün olmadığı yönünde Ticaret Bakanlığı görüşü de bulunmakta olduğunu, Kurumsal Yönetim Tebliğ ekinde yer alan 4.2.5 no.lu Kurumsal Yönetim İlkesi gereğince yönetim kurulu başkanı ile icra başkanı/ceo/genel müdür yetkilerinin net bir biçimde ayrıştırılması ve bu ayrımın yazılı olarak esas sözleşmede ifade edilmesinin zorunlu olup, yönetim kurulu iç yönergesinde yer alan görevlerin yetki alanları belirlenirken de bu ilkenin dikkate alınması gerekmekte olduğunu (Bkz. Ozan Oran, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu İçyönergesi, Oniki Levha Yayıncılık, 1.Bası, s.193-194). Tüm bu hususların müvekkil Müdürlüğün internet sitesinde de, ilan edildiği gibi uygulamaya yönelik bu hususların TTK kapsamında açıklanmış olduğunu, (https://www....)) Bu noktada; bir başka ve önemli husus olarak da, davacı şirketin esas sözleşme değişikliğinin ve iç yönerge tescili sonrasında 2020 yılında yapılan temsil yetkililerinin tescili işlemlerinin de, huzurdaki dava konusu tescil işleminin yapılması gerektiği yönünde bir dayanak teşkil etmediği diğer bir ifadeyle, daha önce yapılmış bir tescil işleminin adeta bir usuli kazanılmış hak oluşturmayacağının da ifade edilmesi gerekmekte olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 08.07.2021 tarihli, E. 2020/950 K. 2021/1123 sayılı ilâmının da bu yönde olduğunu, "Davacı vekili daha evvel aynı konumdaki ticari vekillerin tescilinin yapıldığını ileri sürse de tescili ve ilanı gerekmeyen bir hususta bir kez tescil yapılması devam eden zamanda da aynı hatalı işlemin sürdürülmesine gerekçe teşkil etmeyeceğinden itirazın reddine karar verilmek gerekirken itirazın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir." Son bir husus olarak, davacının MERSİS ile ilgili iddiasına ilişkin de; müvekkil müdürlüğün MERSİS' ten giriş yapılması şeklindeki iade gerekçesinin de hukuka ve mevzuata uygun olduğunun belirtilmesi gerektiğini, Davacı tarafın da kabulünde olduğu üzere, tescile ait istemde tamamlanması gereken eksikliğin yerine getirilmesi için başvuru evrakının iade edilmiş olduğunu, ancak bahse konu eksiklik davacı tarafça yerine getirilmediği gibi red kararı da bulunmaksızın doğrudan mahkemeye müracaat edildiğini, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 26. maddesinin "Ticaret sicili kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Bu kayıtlar ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulabilen merkezi ortak veri tabanı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde oluşturulur." hükmünü haiz olduğunu, Kanun gereğince 27.01.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin "Sicil işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve kayıtların elektronik ortamda tutulması" başlıklı 13. maddesi kapsamında, sicil işlemlerinin, MERSİS üzerinden gerçekleştirileceğini ve buna ilişkin sicil kayıtlarının bu sistemde tutulacağını, Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin "İnceleme yükümlülüğü" başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde de, "Tescil isteminin Kanun ve bu Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuatta öngörüldüğü şekilde ve ilgililer tarafından yapılması" gerektiği hususunun düzenlenmiş olduğunu, Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri kapsamında, davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun iddialarının/yakınmalarının aksine tescil başvurusunun MERSİS üzerinden girişinin yapılmasının zorunlu olduğunu, tescil işlemleri MERSİS üzerinden gerçekleştirildiğinden ve kayıtlar bu sistemde tutulduğundan MERSİS başvurusu/girişi yapılmamış bir başvurunun tescil başvurusuna konu olamayacağının dahi söylenebileceğini, Hâl böyleyken; davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun iddiası ve yerine getirmediği yükümlülüğü karşısında müvekkil Müdürlüğün işleminin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu, Buna göre de; açıklandığı üzere tüm tescil başvurularının MERSİS üzerinden başlatılması gerektiği halde, MERSİS girişi yapılmamış olması karşısında, tescil başvuru sürecinin dahi başlatılmadığı hususunun belirtilmesi gerektiğini, "Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur." (TTK m. 371/7). Sonuç olarak, yukarıda açıklanan nedenlerle müvekkil müdürlükçe dava konusu tescil işleminin iadesinin hukuka ve mevzuata uygun olup, müvekkil müdürlüğün dava açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını, bu nedenle de “yargılama giderleri” ve “vekâlet ücreti”nden sorumlu tutulamayacağını beyanla; Açıklanan ve re'sen tespit edilecek diğer nedenler de göz önüne alınarak; İstinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28.09.2023 tarih ve 2023/492 E. 2023/674 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve davanın reddi ile yargılama gideri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı şirketin 13/07/2023 tarih ve 175 sayılı yönetim kurulu kararının tescil ve ilanı talebinin davalı tarafından reddine karar verilmesi sebebiyle TTK'nın 34, maddesi uyarınca ticaret sicil müdürlüğü kararına itiraza ilişkin olup, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; davacı şirketin 13/07/2023 tarih ve sayılı yönetim kurulu kararı ile şirket iç yönergesine dayalı olarak görev dağılımı ve sınırlı temsil ve ilzam yetkilerinin belirlenmesine ilişkin alınan kararların tescil ve ilanı için davacı şirket tarafından davalı ... sicil müdürlüğüne yapılan başvuru, davalı tarafından TTK'nın 371/7 maddesi gereğince sınırsız temsil yetkilileri iç yönerge ile sınırlandırılamayacağından ve bir kişiye iç yönergede birden fazla imza grup/derecesi/unvan verilemeyeceği gerekçeleri ile talebi iade ve red etmiştir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalı tarafından verilen kararın red kararı niteliğinde olmadığı, iade kararı verildiği, red kararı bulunmadan doğrudan dava ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, sınırsız temsil yetkisi verilen yönetim kurulu üyesinin yetkilerinin iç yönerge ile sınırlandırılamayacağı, bir kişiye iç yönergede birden fazla imza grup/derecesi/unvan verilemeyeceği, davalı tarafından talebin iade edilmesinin yerinde olduğu ve bu sebeplerle Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu hususlarındadır. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri Mahkemece gerekçeli kararında yasal mevzuat hükümleri, davacı şirketin ana sözleşmesi ve iç yönergesi dikkate alınarak değerlendirilmiştir. HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca davalı tarafından davacı başvurusunun yerine getirilmeyerek iade edilmesinin sonucu itibariyle red kararı niteliğinde olmasına, dava konusu yönetim kurulu kararının davacı şirketin ana sözleşmesi, iç yönergesi ve yasal mevzuat hükümlerine uygun olmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi uyarınca incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan istinaf harçlarının alınmasına yer olmadığına, yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 4-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde artan gider avansı varsa avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay' da temyiz yolu açık olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

münferidensürülentaraflarınesastanSicilözetiistinafkabulüneKararınareddinedereceİtirazsebeplerininistanbul"*ttkdeğerlendirilmesitescilineTicaretMemurununsavunmasınınsebeplerimahkemesininkararınınilerikabulüdosyaitirazıniddiaiptalnumarasımersishükümmersis'

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim