İstanbul BAM 13. HD 2021/1961 E. 2024/535 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1961
2024/535
21 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1961
KARAR NO : 2024/535
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME : İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/07/2021
DOSYA NUMARASI : 2019/197 Esas - 2021/567 Karar
DAVA: Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle)
KARAR TARİHİ : 21/03/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi özetle; Müvekkili ile karşı tarafın 15.01.2015 tarihli sözleşme ile evelliyatında karşı tarafın hissedar olduğu ... Tic. Ltd. Şti.'ndeki hissesini müvekkiline devri nedeniyle bu şirketin devir tarihine kadar olan vergi borçlarının ödenmesinin teminen müvekkili tarafından karşı taraf lehine 15.01.2015 keşide tarihli, 01.04.2015 vadeli ve 83.000,00-TL bedelli bonoyu teminat olarak teslim ettiğini, verilen bu senet ile, müvekkili şirketin kamu borçlarını 01.04.2015 tarihine kadar ödeyecek aksi halde karşı tarafın senedi tahsile koyacağını ve tahsil neticesinde kamu borçlarını ödeyeceğini, ekonomik sıkıntı içine düşen müvekkilinin kararlaştırılan sürede kamu borçlarını ödeyemediği için karşı tarafın teminat senedine yönelik İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. ve İstanbul .... İcra ... E. sayılı dosya kapsamında müvekkili hakkında takipler yaptığını ve bu takipler sonucunda müvekkilinin senet tutarını faiz ve masrafları ile birlikte ödediğini, karşı tarafın müvekkilden tahsil ettiği bedel ile kendi hissedarlık dönemine ait kamu borçlarını ödemesi gerekirken bunları ödemediğini, buna karşılık kamu baskısı ve cebri icra tehdidi altında söz konusu borçların müvekkili tarafından ödenmek zorunda kalındığını, müvekkilinin bir taraftan karşı tarafın vergi borçlarını ödediğini, diğer taraftan da aslında teminat olarak verilen senet bedelini ödediğini, gelinen noktada müvekkilinin mükerrer ödeme yaptığı gibi davalının da sebepsiz olarak haksız bir şekilde zenginleştiğini beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 83.000,00-TL'den oluşan alacaklarının işleyecek avans faizleri ile birlikte karşı taraftan tahsiline karar verilerek yargılama harç ve giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. Dosya incelenmesinde davalının cevap dilekçesi sunmadığı tespit edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/07/2021 tarih ve 2019/197 Esas - 2021/567 Karar sayılı kararı ile; " Davacı tarafından şirket hisse devri nedeniyle şirketin devir tarihine kadar olan vergi borçlarının ödenmesini teminen davalıya verdiği 01.04.2015 vadeli ve 83.000,00-TL bedelli bononun kamu borçlarını ödemeyen davalı tarafından haksız yere kendisinden tahsil edildiği iddiası ile 83.000,00-TL'sının tahsili istemi ile eldeki dava açılmıştır. Davacı taraf delil dilekçesinde delil olarak; Taraflar arasındaki vergi borcunun ödenmesine dair sözleşme, İstanbul ....İcra Dairesinin ... sayılı dosyası (eski ... E dosyası), İstanbul ....İcra Dairesinin ... sayılı dosyası, 01.04.2015 vade tarihli ve 83.000 TL bedelli bono, ibraname, vergi borcu olmadığına dair yazı, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin belirtilmiştir. İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyasının incelenmesinde; ... tarafından, 15/01/2015 düzenleme tarihli 01/4/2015 vade tarihli 83.000,00-TL'sı bedelli bono ile 15/01/2015 düzenleme tarihli 30/04/2015 vade tarihli 67.000,00-TL'sı bonoya dayanakla, ... hakkında icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan 15/01/2015 tarihli sözleşmede "... 1 Nisan 2015 vadeli 83.000,00-TL'sı değerindeki senet ... Tic. Ltd. Şti'nin devlet kurumlarına olan borçlarının 01/04/2015 tarihine kadar ödenmesi şartıyla düzenlenmiştir. Bu tarihe kadar olan borçlar ödendiği takdirde senet iptal edilecektir. 30/01/2015 tarihinden itibaren tüm borçlar şirketin yeni hissedarı Sn. ...'a aittir" belirtilmiştir. Mahkememizce bilirkişi olarak görevlendirilen ... ve ... tarafından sunulan 22.04.2021 tarihli bilirkişi raporu özetle; Dava konusunun mükerrer ödeme iddiasıyla fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 83.000,00-TL alacağın faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacıya ödenmesinden ibaret olduğu, davacı ile davalı arasında yapılan sözleşme uyarınca 01.04.2015 tarihine kadar olan kamu borçlarını davacının ödeyeceğinin kararlaştırıldığı ve bunu teminen bir senedin davacı tarafından davalıya verildiği, davacının belirlenen tarihe kadar olan kamu borçlarını gecikmeli de olsa muhtelif zamanlarda ödediği ancak buna rağmen davalıya verdiği senedin cebri icraya konulup kendisinden tahsil edildiği, böylece hukuki sebebi ortadan kalkan bir edimin ifa edilerek sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca ödenen bedelin talep edilebileceği, davalının iyi niyetli olup olmamasına göre davalının geri verme borcunun kapsamının değişeceği belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 77.maddesinde "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur" hükmü yer almaktadır. Dosyaya sunulan 15/01/2015 tarihli sözleşmenin incelenmesi ile 01/04/2015 vadeli 83.000,00-TL'sı değerindeki bononun, ... Tic. Ltd. Şti'nin devlet kurumlarına olan borçlarının 01/04/2015 tarihine kadar ödenmesi şartıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda, ... Tic. Ltd. Şti.'nin 01/04/2015 tarihi öncesine ait olan vergi borçlarına ilişkin son ödemenin 28/02/2020 tarihinde yapıldığı, söz konusu tarih itibariyle davacının sahibi olduğu firma nezdinde 01/04/2015 tarihi öncesine ait vergi borcu ve cezasının bulunmadığı belirtilmiştir. Tarafların iddiaları ile toplanan deliller ve usulüne uygun olarak alınan bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Davacı tarafın ödediği vergi borçları ile devlet kurumlarına olan borçlarının ödenmesini teminen verdiği 01/04/2015 vadeli 83.000,00-TL'sı değerindeki bono bedelini ödemekle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alındığında mükerrer ödeme yaptığı anlaşılmakla, davacının davalıdan 83.000,00-TL'sı alacağının olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın KABULÜNE, 83.000 TL'sının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Usule ilişkin olarak; Dava dilekçesinin müvekkile tebliğ edilmediğini, davacının müvekkilin adresini bilmesine karşın, başkaca adresler göstererek davadan bi haber olmasını temin ettikten sonra, yokluğunda davayı yürüttüğünü, bu bakımdan davanın baştan görülmesi, davacı müvekkile dava dilekçesi tebliği ile savunma hakkı tanınması gerektiğini, Dava tarihi itibari ile (iddia edilen bir) yapılmamış ödeme, ödenmiş kabul edilerek, bir talep hakkı dahi olamayacakken açılmış davanın kabulüne karar verildiğini, yani dava tarihinden mükerrer bir ödeme olması mümkün dahi değilken, dava tarihinde bir ödeme varmış gibi karar verildiğini, rapora göre dahi ödemenin dava sırasında yapıldığını, dava tarihinden sonraki olayların davanın hem nedeni hem de gerekçesi olamayacağını, bununu usulen mümkün olmadığını, Esasa ilişkin olarak; Mahkeme kararının gerekçe kısmında yer alan, davanın reddine gerekçe olması gereken hususun, kabulü için gerekçe olarak gösterildiğini, (Karar sayfa 2) Görüldüğü üzere, 15.01.2015 tarihli sözlemeye göre 2,5 ay sonrasına düzenlenmiş bononun, bu 2,5 ay içinde devlet kurumlarına olan borçların ödenmesi koşuluna bağlı tutulduğunu, bunlar içinde vergi borçlarına dair kısmın dahi, (mahkemenin gerekçesine göre) 28.02.2020 tarihinde ödeme yapılarak bitirildiğini, yani dava açıldığı tarihte (04/04/2019) sadece vergi borcunun bile ödenmiş olmadığını, Her davanın açıldığı tarihteki maddi ve hukuki duruma göre değelendirileceği üzere, davanın açıldığı tarihte ödenmemiş bir (kabul anlamına gelmeksizin) paranın alacak gibi istenildiğinin görülmekte olduğunu, bu durumda davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin yasa ve hukuka aykırı olduğunu, Davacının ödediği gibi görünen ödemelerin, tamamen davacı tarafından yapılmadığını, kendi ödemediği miktarları mükerrer ödeme yapmış gibi anlatmakta olduğunu, oysa ödemediğini, (Bu konuda müvekkilin elinde makbuzlar mevcut olduğunu, ancak sunma imkanı tanınmadığını ) Diğer yandan, davacının yaptığı kısmi ödemelerin, dayanılan protokole göre 01.04.2015 tarihine kadar yapılması gerektiğini, aksi halde amme borcunun faiz ve ferileri ile artacağını, davacı ödememesi nedeni ile artan borcun sonradan bir kısmını ödemiş olmasının, bunun " artmış feri " kısımlarının da müvekkil aleyhine ödeme sayılarak mahsup ya da mükerrerliğe konu edilmesinin yanlış olduğunu, artışa kendisinin sebep verip, sonra bunu ödeyip, fazla ödediğini ileri sürmenin mümkün olmadığını, asıl borcun borçlusunun ödediği ferilerin "mahsup ya da mükerrer" olup olmaması bakımından ödeme olarak dikkate alınamayacağını, mahkemenin bu konuda da bu hususa dikkat etmiş olmadığını, Davacının, akde göre borçları ödemediği üzere, davalının yaptırım olarak bu senetlerin tahsili için işlem yapmasında ve tahsil ederek zenginleşmesinde sebepsizlik durumu söz konusu olmadığını, akde aykırılığın yaptırımı olarak tahsil edebilme imkanının kendisine tanındığını, davalının ödemek zorunda kaldığı miktarlar dikkate alınmaksızın, mükerrer ödeme varmış gibi karar verilmesinin mümkün olmadığını, Davacının ödemesi gereken borçların devlet borçları olduğu gerekçede yazılı olduğu halde, sadece vergi borcunun bulunup bulunmadığı soruşturulmakla iktifa edildiğini, devlet borcunun İdari Para Cezaları, SGK borçlari, Belediye ödemeleri, elektrik su ve vergi gibi kalemlerini içermekte olduğunu, davacının bunları ödemediğini (savunma hakkı kısıtlandığından sunulamadığını ), sadece bir tarihten gerisi için vergi borcu bulunmadığına ilişkin vergi dairesi yazısı ile yetinilmesinin doğru olmadığını, ayrıca ödenen miktar olsa ne kadar olduğunun da belirlenmesi gerektiğini, Benzer biçimde, 01.04.2015 tarihinden öncesine ait vergi borcu bulunmamasının, bunları davacının ödediği anlamına da gelmediğini, bunların çoğunluk kısmının müvekkilce ödenmiş olduğunu, Mahkeme kararında sözleşmeye atıf yapıldığını:
01.04.2015 tarihine kadar ödeme yapılmadığı üzere, senedin tahsile konulması ve tahsil edilmek üzere işlem yapılmasının yasa ve hukuka aykırı olmadığını, borçların ödenmesi koşulu ile iptal edileceğini, ödenmediğine göre tahsili cihetine gidilmesi mümkün olup, bu ödemenin mükerrer sayılamayacağını, Davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı olup, TBK 82/1 hükmünün "Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın .................. geçmesiyle zamanaşımına uğrar." şeklinde olduğunu, Davacının iddiasına göre senedin bedelsiz olduğunu, buna göre 01.04.2015 tarihinden 01.04.2017 tarihine kadar, anılan senetten ötürü borcu bulunmadığına dair dava ikame etmesi gerektiğini, bu halde bu davayı açamayacağını, Diğer yandan son ödemenin 28.02.2020 tarihinde yapıldığını, dava açıldığı tarihte (04/04/2019) vergi borcunun bile ödenmiş olmadığını, dava tarihinde ortada mükerrer bir ödeme falan olmadığını, TBK82/2 hükmünün "Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir." şeklinde olduğunu, Davacının, senet vermekle davalı müvekkile "bir alacak hakkı kazandırmış" olduğunu, bu hükme göre davacının senedi ödemekten ya da ödediği savı ile açtığı bu davaya konu "vergi borçlarını" ödemekten imtina edebilecek olduğunu, eksik borcu ödemesi nedeni ile de kendisinden bunların istenilemeyeceğini, müvekkilin iade borcu doğmaksızın borcu ödemesi nedeni ile müvekkilin iade borcunun doğmayacağını, Kabul anlamına gelmeksizin davacı iddiasına göre bir mükerrer ödemede bulunmadığı tarihte açtığı davası sırasında, vergi borçlarını ödemesi bu anlamda gereksiz bir ödeme iken ödemiş olması nedeni ile müvekkile yönelerek "ödemek zorunda olmadığını ödemiş" olan bir kişi olarak alacak ileri sürülemeyeceğini, nitekim "MADDE 78- Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir." Davacı tacir olduğuna göre, böyle bir durumda olduğunu ileri süremeyeceğini, basiretli bir tacirin bunu yapmasının kendisine bir hak bahşetmeyeceğini, Özetle; müvekkilin davacının adresini bilmesine karşın bildirmemesi nedeni ile savunma yapamadığını, davacının ödediği mükerrer bir ödeme olmadığını, olmadığı gibi dava tarihi itibari ile "ortada" mükerrer olabilecek bir ödeme dahi olmadığını, Sonuç olarak; Müvekkilin savunma hakkının davacı eylemliliği ile engellenmiş olduğunu, Ödemelerin davacının olmadığını, davacının mükerrer olacak bir ödemesi olmadığını, dava tarihinde mükerrer bir ödeme zaten olmadığını, talep edilebilecek hiçbir şey de olmadığını, Halen de olmadığını, zira yapılan ödemelerin tamamını davacının yapmadığını, Dava sırasında ödenmiş olan bir miktar olsa da işbu davanın konusu ve gerekçesi olamayacağını, işlemiş faiz için kendi kusuru nedeni ile ödediği miktarlar varsa - ki var olması gerektiğini - bunların mahsup ya da mükerrer ödeme olarak kabul edilemeyeceğini, Senet nedeni ile yapılan ödeme isteniyorsa da zamanaşımına uğradığını, Senet şarta bağlı verilmiş ve borçlar ödenmemiş olduğundan tahsili imkanının davacıda bulunmadığını, davacının sebepsiz fakirleşmemiş olduğunu, akde aykırı davrandığını beyanla; Açıklanan ve izah edilen nedenlerle; Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine, Yargılama giderlerinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 15/01/2015 tarihli sözleşmeye istinaden teminat senedi olarak verildiği iddia edilen dava konusu bononun davalı tarafından icra takibine konulması ve tahsil edilmesi sebebiyle senet bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, dava dışı ... Tic. Ltd. Şti.'ndeki davalı hisselerinin davacıya devredildiğini, bu hisse devri nedeniyle taraflar arasında 15/01/2015 tarihli sözleşmenin akdedildiğini ve sözleşmeye göre davacının dava dışı şirketin devlet borçlarını 01/04/2015 tarihine kadar davacının ödeyeceğinin, bunun teminatı olarak dava konu bononun verildiğinin, bu tarihe kadar davacı tarafından borçların ödenmesi halinde senedin iptal edileceğinin, 30/01/2015 tarihinden itibaren ise tüm borçların şirketin yeni hissedarı davacıya ait olduğunu, davacı tarafından borçların sözleşmede belirtilen tarihten önce ödenmemesi sebebiyle davalının teminat senedi olarak verilen bonoyu icra takibine koyduğunu ve tahsil ettiğini, ancak dava dışı şirketin gecikmeli olsa da vergi borçlarını ödediğini, buna rağmen davalının bono bedelini tahsil ederek sebepsiz olarak zenginleştiğini ve davacının mükerrer ödemede bulunduğunu, bu sebeple davalının sebepsiz zenginleştiği bono bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamış olmakla dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamı inkar edilmiş sayılmıştır. Davalı vekili, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmediği ve savunma hakkının kısıtlandığı, dava tarihi itibariyle yapılmamış ödemenin ödeme olarak kabul edilmesi, taraflar arasındaki sözleşmeye göre devlet borçlarının ödenmesi taahhüt edilmesine rağmen mahkemece sadece vergi borçlarının dikkate alınması ve vergi borçlarının dahi dava tarihi itibariyle ödenmemiş olması, vergi borcu için yapılan tüm ödemelerinde davacı tarafından yapılmadığı, davalının elinde makbuzların olduğu, davacı tarafından yapılan kısmi ödemelerin sözleşmede belirtilen tarihten önce yapılmadığı, mükerrer ödemenin ve sebepszi zenginleşmeni söz konusu olmadığı, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığı, Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Muhatabın ya da muhatap adına tebliği almaya yetkili diğer kimselerin adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin 1. Fıkrası; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu'nun "Tebligat mazbatası" başlıklı 23. maddesinde, tebliğin mazbata ile tevsik edileceği belirtildikten sonra bu mazbatanın ihtiva etmesi lazım olan hususlar düzenlenerek, 7. bendinde; "21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi" nin tebligat mazbatasına yazılması zorunlu kılınmış, benzer şekilde Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi" başlıklı 35/1-f maddesinde "30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi hâlinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi" nin tebligat mazbatasına yazılacağı hüküm altına alınmıştır. Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Burada tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7 ve Yönetmeliğin 35/1-f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. O hâlde, tebliğ memurunun Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre tebligat yapabilmesi için önce muhatap tebliğ evrakında belirtilen adreste oturmakla birlikte posta dağıtım saatinde muhatap veya muhatap adına kendisine tebliğ yapılacak kimseden hiçbirinin gösterilen adreste bulunmadığını, adreste geçici olarak bulunmama sebebini ve posta dağıtım saatinden sonra adrese döneceğini tahkik ve tevsik etmelidir. Adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta amir veya memurlarından adreste bulunmama nedenini öğrenerek bu durumu tebliğ tutanağına yazıp altını beyanda bulunan kişiye imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde de bu durumu tebliğ mazbatasına yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Daha sonra tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesinde yazılı kişilerden birine imza karşılığı, tebliğ ettikten sonra tebellüğ edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirmesi gereklidir (TK. m. 21, Yönetmelik m. 31/1-a). Bu bildirimin amacı muhatabın tebligatının olduğu ve bu tebligat evrakının kime teslim edildiği hususunda muhataba haber verilmesini sağlamaya yöneliktir (Ruhi, A.C., Tebligat Hukuku, 2013, s. 595). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2021 tarihli ve 2018/12-671 E., 2021/186 K. sayılı kararı) Yasal mevzuat ve Hukuk Genel Kurulu kararı ışığında somut olaya dönüldüğünde; Mahkemece davalının dava dilekçesinde belirtilen adresine çıkarılan dava dilekçesi, tensip zaptı, tevzi formu ve delil dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin "muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak ayrıldığı" gerekçesi ile bila tebliğ iade edildiği, bunun üzerine Mahkemece dava dilekçesi, tensip zaptı, tevzi formu ve delil dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin davalının mernis adresine çıkarıldığı ve tebligatın Tebligat Kanunu'nun 21/1 maddesi uyarınca "muhatabın adresinin kapalı olması sebebiyle en yakın komşusu ... den sorulmuş, muhatabın çarşıya gittiği sözlü beyan edilmiş, imzadan imtina edilmiştir. Tebligat Hayrettinpaşa Mahalle muhtarı ... imzasına 11/06/2019 tarihinde teslim edilmiş olup, 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılmıştır. Ayrıca en yakın komşusuna haber verilmiştir" şerhi ile tebliğ edildiği, ancak tebligat parçasında muhatabın çarşıda olduğu beyanını veren en yakın komşunun ismi yazılmış ise de, haber verilen en yakın komşusunun adı ve soyadının belirtilmediğinden yapılan tebliğ işlemi Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrası ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30 ve 31. maddeleri uyarınca usulsüzdür. Mahkemece davalı adına çıkarılan dava dilekçesi, tensip zaptı, tevzi formu ve delil dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilmemesi sonucunda savunma hakkını ihlal edecek şekilde yargılamaya devam edilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamış ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Kaldı ki kabule göre de; sözleşmeye konu şirketin sözleşmede belirtilen tarihe kadar tüm devlet kurumlarına borcunun olup olmadığı, borcunun olması halinde miktarı, ödenip ödenmediği, ödenmiş ise kim tarafından ne kadar miktar ödendiği ve hangi tarihte ödendiği, borcunun kalıp kalmadığı hususları araştırılmadan karar verilmesi de isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-4-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalı adına dava dilekçesi, tensip zaptı, tevzi formu ve delil dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir meşruhatlı davetiyenin usulüne uygun olarak tebliğ edilerek davalıya savunma hakkı sağlanmak suretiyle usulüne uygun ön inceleme duruşması yapılmak ve tarafların bildireceği deliller toplanarak ve değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, kaldırma sebebiyle göre davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/07/2021 tarih ve 2019/197 Esas - 2021/567 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 ve HMK 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yolua başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18