İstanbul BAM 13. HD 2024/388 E. 2024/452 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/388
2024/452
7 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/388 Esas
KARAR NO: 2024/452 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2024/7 D.İş - 2024/8 Karar
TARİHİ: 08/01/2024
TALEP: İHTİYATİ TEDBİR
KARAR TARİHİ: 07/03/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir talep eden davacı şirket vekili talep dilekçesi ile; müvekkili şirket ile karşı taraf arasında ticari bir anlaşma olduğunu, karşı tarafın anlaşma kapsamına uygun hareket etmeyerek gereken ödemelerini yapmadığını, müvekkili şirket ile karşı taraf arasında 19/11/2021 tarihinde tarafların anlaşmasına uygun olarak -200 PP Boru Üretim Hattı Üç Katmanlı Boru Teknolojisi 700 kg/saat kapasiteli- makinenin teslimini hakkında anlaşma sağlandığını ve sözleşme düzenlenerek imza altını alındığını, taraflar arasındaki anlaşma kapsamında müvekkili şirketin, anlaşma belgesindeki makine ve ekipmanlarını karşı tarafa teslim ettiğini, hali hazırda anılan makinelar ve ekipmanların karşı tarafta olduğunu, gerekli ödemelerini yapmayan karşı taraf ile görüşmeler yapıldığını ve 28/09/2023 tarihli Anlaşma Belgesinin imzalandığını, bu anlaşma ile ödemelerin vadesinde yapılmaması halinde makine ve ekipmanlarının iade edileceğinin kabul edildiğini, karşı tarafın ödemelerini yapmadığını, makine ve ekipmanları başkasına devretme ihtimalinin bulunduğunu beyanla taraflar arasındaki anlaşmaya konu makinelerin karşı tarafça üçüncü bir kişiye satılmaması ve kötüniyetli olarak elden çıkarılmaması için muhafaza altına alınmasına dair tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 08/01/2024 tarih ve 2024/7 D.İş - 2024/8 Karar sayılı kararında; "HMK 389 ve devamı maddelerine göre “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu bu konuda hakime oldukça geniş bir takdir alanı bırakmıştır. Ancak ihtiyati tedbire karar verilmesi için mutlaka bir tehlikenin veya zararın doğmuş olması veya halen var olması da aranmaz. Dava konusu hak veya şey bakımından ortaya çıkacak tehlike ve zararın önlenmesi için de her türlü tedbire karar verilebilir. İhtiyati tedbir talep eden taraf, tedbire esas olan hakkını, ihtiyati tedbir sebep veya sebeplerini keza davanın esası yönünden de haklılığını ispat etmelidir. Ancak burada tam ispat aranmayıp yaklaşık ispatla yetinilecektir. (HMK m.390/3) Yani ispatı gereken hususların tam olarak değil kuvvetle muhtemel gösterilmesi yeterlidir. İhtiyati tedbir talep eden, taraflar arasındaki anlaşma gereğince makinelerin teslim edildiği ve ödemenin yapılmadığından bahisle anlaşmaya konu makinelerin ve ekipmanlarının muhafaza altına alınmasını, tedbire konu ürünlerin karşı taraf şirket tarafından üçüncü bir kişiye satılmaması ve kötüniyetli olarak elden çıkarılmaması hakkında tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de, sunulan belge ve delillerin "yaklaşık ispat" koşulunu sağlamadığı, talebin yargılamayı gerektirdiği, ihtiyati tedbir koşullarının bu aşamada oluşmadığı anlaşılmakla talebin reddi ile aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati tedbir talep eden davacı şirket vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle istinaf kanun yoluna başvurma gereğinin hasıl olduğunu, müvekkili şirket ile karşı taraf şirket arasında ticari bir anlaşma söz konusu olup, müvekkili şirketin satıcı konumunda, karşı tarafın ise alıcı konumunda olduğunu, anlaşma kapsamına uygun hareket etmeyerek gereken ödemelerini yapmadığını, anlaşma gereklerini yerine getirmediğini, kötüniyetli hareket etmekte olup müvekkili şirketi mağdur ettiğini, taraflar arasındaki anlaşma kapsamında müvekkili şirketin, anlaşma belgesindeki makine ve ekipmanlarını karşı tarafa sağlayıp teslim ettiğini, anılan makineler ve ekipmanların karşı tarafta olduğunu, karşı tarafın ödemelerini yapmadığını; Anlaşma belgesinin mahkeme dosyasına sunulduğunu, tarafların açık iradelerini yansıtan sözleşme belgesi Yerel mahkemeye sunulmuşken Yerel mahkemenin basit bir gerekçe ile talebi reddettiğini, Yerel mahkemenin yaklaşık ispat koşulunu sağlayamadıklarını ileri sürerek hukuka aykırı karar verdiğini, talep dilekçesi ve eklerinde bulunan sözleşmenin Yerel mahkemece gereği gibi incelenmediğini, taraflar tacir olup basiretli iş adamı gibi hareket etmek mecburiyetinde olduklarını, somut olay talep dilekçesinde belirtilmesine rağmen Yerel mahkemece talebin reddine karar verildiğini, dava dilekçesine ek anlaşma belgesinde açıkça ödemelerin yapılmaması halinde makinelerin iade edileceğinin yazdığını, huzurdaki dosyaya taraflar arasında yapılan bir anlaşma belgesi sunulmuşken mahkemenin yaklaşık ispat koşulunun sağlanamadığını ileri sürmesinin taraflarınca anlaşılamadığını; Dosyaya sundukları 28/09/2023 tarihli anlaşma belgesine taraflar arasında yaşanan hususlara yönelik maddeler eklendiğini ve ödemelerin belirli bir şekilde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, anlaşma belgesinde makine ve ekipmanlarına ilişkin olarak gerekli ayrıntılara yer verildiğini, anlaşılmış olan miktar ve miktarların nasıl ve ne şekilde ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığını, anlaşma belgesinin 4.maddesinden de anlaşılacağı üzere karşı tarafa anlaşma konusu ürünlerin çalışır, sorunsuz ve eksiksiz halde teslim edildiğini, anlaşma belgesinin 5. maddesinde karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmediğinin belirtildiğini, yine aynı maddede anlaşma miktarının açıkça vurgulandığını, 28/09/2023 tarihli anlaşma belgesi 6. maddesinin huzurdaki dava için son derece önem arzettiğini; Anılan maddede anlaşma konusu ürünlerin bedellerinin ne şekilde, kaç taksit ile ödeneceğinin kararlaştırıldığını, yine maddenin devamında taksitlerden 2 tanesinin zamanında ödenmemesi halinde hiçbir ihtar ve ihbara gerek olmaksızın makinelerin ve ekipmanlarının eksiksiz, kullanıma hazır ve hasarsız şekilde müvekkili şirkete iade edileceğinin yazdığını, bu hususta taraflar anlaşmışken karşı tarafın yine bu sözleşmeye uygun hareket etmeyerek müvekkili şirketi mağdur etmeye devam ettiğini, Yerel mahkeme kararında uyuşmazlık konusunun yargılama gerektirdiği şeklinde tespitler yapılmış ise de bu hususta dava dilekçesinde beyanlarda bulunduklarını, uyuşmazlığın esası hakkında dava açacaklarını ancak dava öncesi arabuluculuk sürecinin karşı tarafça uzatıldığının dava dilekçelerinde belirtildiğini, hal böyleyken Mahkemenin talebi reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu; Halihazırda karşı tarafın anlaşmaya konu makine ve ekipmanlarını müvekkilinden kötüniyetli olarak kaçırmasının söz konusu olduğunu, zira haricen edindikleri bilgilerin de bu yönde olduğunu, anlaşma konusu ürünlerin yüksek teknoloji gerektiren maddi anlamda pahalı ürünler olduğunu, bu doğrultuda ürünlerin muhafazası için hızlıca tedbir kararı verilmesi gerekmekte iken Yerel mahkemece verilen karar ile müvekkilinin mağduriyetinin daha da arttığını, Yerel mahkemeye sunulan anlaşma belgesinin açık olduğunu ancak Yerel mahkemenin talep dilekçesini ve eklerini gereken önemde incelemediğini, ihtiyati tedbirin 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi ile 399. maddesi arasında yer alan hükümlerinde düzenlenmiş olan bir çeşit geçici hukuki koruma müessesesi olduğunu, adı üzerinde geçici bir hukuki koruma sağlayan ihtiyati tedbir kararı ile, uzun süren yargılamalar süresince davanın taraflarının hak ve alacakları nezdinde gerçekleşmesi olası zararların önlenmesinin ve böylece kesin hüküm kuruluncaya dek hak sahiplerinin haklarının zarara uğramasının önlenmesinin amaçlandığını; İhtiyati tedbirin, açılan veya açılacak olan bir davada hüküm verilene kadar dava konusu hakkın koruma altına alınmasını sağlayan nitelikte bir karar olduğunu, böylece mevcut durumda meydana gelebilecek değişmelerin önüne geçilerek hakkın elde edilmesinin zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme nedeniyle meydana gelebilecek herhangi bir sakınca veya zarar ihtimalinin ortadan kaldırılmasının sağlanmaya çalışılacağını, müvekkilinin hakkının elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacağı için huzurdaki işbu talepte bulunulduğunu, Yerel mahkemenin hukuka aykırı karar verdiğini, somut olayda karşı tarafın eylemlerinin müvekkilinin hakkını elde etmesini zorlaştıracağını, hatta tamamen imkansız hale getireceğini, zira karşı tarafın satışa konu ürünleri kaçırma ve elden çıkarma gayesi altına girdiğini, gerekçeli kararda taraflar arasındaki anlaşma belgesinden, anlaşma belgesi maddelerinden dahi bahsedilmediğini, Yerel mahkemenin gerekçeli karar hakkını da açıkça ihlal ettiğini, Anayasanın Hak Arama Hürriyeti Başlıklı 36. maddesinin; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesi ile adil yargılanma hakkının hüküm altına alındığını; Gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olduğunu, söz konusu hak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarıyla korunduğu gibi Anayasa ve kanun metinleri ile Yargıtay içtihatlarında da düzenlendiğini, Anayasa'nın 141. maddesinin; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmünü içerdiğini, HMK’nın 27. maddesinin ise; “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi...” şeklinde olduğunu, ayrıca HMK’nın 297. maddesi 1. fıkrası c bendinin; “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda gösterilmelidir.” şeklinde olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarında adil bir yargılanmadan söz edebilmek için mahkemenin davanın esasına ilişkin olan iddiaları ve bunlara ilişkin delilleri değerlendirmesi ve iddia ve dava edilen hususta bir karar vermesi, verdiği kararın verilmesini haklı gösteren makul gerekçelerini göstermesi zorunluluğuna işaret edildiğini, Yargıtay kararlarında mahkemelerin kararlarını verirlerken bağımsız ve serbest olsalar da, kararlarının hangi temel ya da temellere dayandığını yeterli açıklıkta belirtme yükümlülüğü altında olduklarının altının çizildiğini; Yargıtay kararlarına ve içtihatlarına göre, gerekçenin hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olması gerektiğini, ayrıca hüküm kurulurken neden, nasıl, hangi yasal gerekçeleri ve hangi kanıtların değerlendirildiğini içermesi gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre hukuka uygunluk denetiminin yapılabilmesi için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş ve hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren bir gerekçelendirmenin bulunmasının zorunlu olduğunu, AİHM'de mahkemelerin kararlarının gerekçelerini göstererek faaliyetlerini meşrulaştırmak zorunda olduğunu, aksi takdirde adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş sayılacağını belirttiğini, somut olayda mahkemenin yaklaşık ispat koşulu oluşmadığından bahisle hukuka aykırı karar verdiğini beyanla Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dava dilekçesinde belirttikleri taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, satış sözleşmesi uyarınca karşı tarafa teslim edilen makine ve ekipmanlarının, yine sözleşme ile kabul edildiği üzere satış bedelinin ödenmemesi halinde iade edileceğinden bahisle, üçüncü kişilere satış ve devrinin önlenmesi için muhafaza altına alınması ve yediemine tevdi edilmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş, karara karşı talep eden vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrasında; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. 6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut dosyada; talep eden taraf talep dilekçesi ile, taraflar arasında imzalanan 19.11.2021 tarihli sözleşme gereğince 200 PP Boru Üretim Hattı Üç Katmanlı Boru Teknolojisi 700 kg/saat kapasiteli makinenin karşı tarafa teslim edildiğini ancak satış bedelinin ödenmediğini, bunun üzerine taraflar arasında 28.09.2023 tarihli yeni bir sözleşme imzalandığı, bu sözleşmede karşı tarafın ödemeleri ne şekilde ve hangi vadelerde yapacağının belirlendiğini ve ödemelerin vadesinde yapılmaması halinde makinenin iade edileceğinin kabul edildiğini, karşı tarafın ödemelerini yapmadığını ve iadesi gereken makineyi üçüncü kişilere devretme tehlikesinin mevcut olduğunu iddia etmiş, dilekçe ekinde taraflar arasında düzenlenen 28.09.2023 tarihli sözleşme suretini ve satış faturasını ibraz etmiştir. Her ne kadar dosyada mübrez sözleşmede taraflarca, karşı tarafça 215.124 Euro bedelin 12 taksit halinde ödeneceği ve taksitlerden 2 tanesinin vadesinde ödenmemesi halinde makinenin ihtara gerek kalmaksızın karşı tarafça iade edileceği kabul edilmiş ise de, karşı tarafça sözleşmenin kabul edilip edilmediği, taksitlerin vadesinde ödenip ödenmediği, bu minvalde satış konusu makinenin iadesi için gerekli koşulların oluşup oluşmadığının ancak bu iddialar ile açılmış bir davada yapılacak yargılama neticesinde tespit edilebileceği, sunulan deliller ve mevcut dosya kapsamı ile haklılığın yaklaşık düzeyde dahi ispat edilemediği, bu minvalde Mahkemece şartları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbir talep eden davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince ihtiyati tedbir talep eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı ihtiyati tedbir talep eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/03/2024 tarihinde HMK' nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39