İstanbul BAM 13. HD 2023/1368 E. 2024/450 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2023/1368
2024/450
7 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1368 Esas
KARAR NO: 2024/450 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2022/1167 Esas - 2023/281 Karar
TARİHİ: 23/03/2023
DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)
KARAR TARİHİ: 07/03/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkillerinin babası ...’ın 23/11/2015 tarihinde vefat ettiğini, davalılar ... A.Ş ve ... A.Ş.'nin ... tarafından kurulduğunu, ... A.Ş'nin ise diğer iki şirketin katkılarıyla kurulduğunu, gerek ... A.Ş. ve gerekse ....'de bulunan ... hisselerinin ...'ın özel durumu nedeni ile yurt dışına çıkacak olması ve şirketleri idare etmekte zorlanacağı gerekçesi ile emaneten müvekkillerinin ağabeyi davalı ...'a devredildiğini, bu devir bila bedel olarak emaneten yapılan bir devir olup ...'ın Türkiye'ye dönüp şirket işleri ile ilgilenebilecek durumda olması halinde oğlu ...'ın bu hisseleri aynen ...'a iade edeceğini, davalı ... üzerinde gözüken davalı her üç şirkete ait hisselerin toplamının % 97'sinin gerçekte ...'a ait olduğunu, bu % 97'lik değer oranının hiçbir şekilde sermaye arttırımlarından etkilenmeyeceği hususunun ... tarafından gayri kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, işbu belgelerin sahte olduğu gerekçesiyle davalı ... tarafından Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2014/19165 soruşturma numaralı dosya ile müvekkili davacılar aleyhine suç duyurusunda bulunulduğunu, soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca düzenlenen raporda inceleme konusu belgelerin gerçek olduğu ve davalı ...'ın eli ürünü olduğuna karar verilmesi üzerine davacılar hakkında takipsizlik kararı verilerek takipsizlik kararının kesinleştiğini, bu belgelerin ... tarafından 2005-2006 yıllarında müvekkili ...'ın babasını Almanya'da ikamet ederken gerçekleştirdiği ziyaret sırasında babası tarafından müvekkiline, ileride kendisine bir şey olacak olması veya haklarını koruyamayacak bir hale gelmesi durumunda zarara uğramaması için verildiğini, müvekkilinin işbu belgeyi özenle saklayarak koruduğunu ve aile içi huzursuzluğa mahal vermemek adına ortaya çıkartmadığını, ...'ın nihayet 2012 yılında Türkiye'ye döndüğünü, ancak 1918 doğumlu olması ve yaşının oldukça ilerlemiş olması ve ağır hastalığı nedeniyle oğlu davalı ...'a geçmişte emaneten verdiği hisse devirini ve kızı ...'a verdiği belgeyi ve bu belgeyi veriş amacını dahi unuttuğunu, müvekkili ...'ın emaneten verilen hisseleri üzerine alması veya tüm kardeşlerin eşit oranda söz sahibi olduğu bir yönetimce şirketin idare edilmesi taleplerinin kabul görmediğini, bunun üzerine müvekkillerinin babaları ...'ın yaşlılığı ve buna bağlı akıl zayıflığı ile fiziksel yetersizliği nedeniyle hak ve hukukunu korumak amacıyla kendisine vasi atanması, mümkün olmadığı takdirde yasal danışman atanması talebiyle Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/844 Esas sayılı dosyası ile vasi tayini davası açıldığını, bu davada alınan rapora göre ...'ın akli ve fiziki melekelerinin yerinde olmadığının ve kendisine vasi tayin edilmesinin zorunlu olduğunun bildirilmesi üzerine mahkemece 19/11/2015 tarihinde ...'a İstanbul Barosu Avukatlarından ...'ın vasi adayı olarak belirlenmesine karar verilerek duruşmanın 23/02/2016 tarihine bırakıldığını, ancak ...'ın 23/11/2015 tarihinde vefat ettiğini, murisin ölümü üzerine tüm mirasçıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla Büyükçekmece 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2015/14 Tereke Esas sayılı dosyası ile terekenin tespiti ve resmi defter tutulması talepli dava açıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle davalı ...'ın ...., ... A.Ş. ve ... A.Ş.'de bulunan hisselerinin % 97'si üzerine, davalı her üç şirketin gerek yurt içi gerekse yurt dışında bulunan hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasına, davalı ...'ın davalı her üç şirketteki temsil ve tasarruf yetkisinin kısıtlanarak dava konusu hisselerin idaresi ve mirasçılık haklarının korunmasını teminen tedbiren kayyım atanmasına, yargılama sonucunda davalı şirketlerdeki davalı ... üzerinde gözüken hisselerin % 97'sinin muris ...'a ait olduğunun tespitiyle bu hisselerin murisin tereke hesabına kayıt ve tesciline, tereke hesabına kaydının mümkün olmaması halinde müvekkillerinin mirasçılık payları oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterine işlenmesine, mahkemenin inançlı işlem temeline dayalı savunmaya itibar etmemesi halinde dava konusu hisselerin muris muvazaasına dayalı olarak davalı ...'a verilmiş olması ve şekil şartı yokluğundan bu devrin ve bağışlamanın geçersiz olduğunun tespitiyle hisselerin muris ...'a ait olduğunun tespitiyle murisin tereke hesabına iade edilerek bu hesaba kayıt ve tesciline, tereke hesabına kaydının mümkün olmaması halinde müvekkillerinin mirasçılık payları oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterine işlenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar ...., ....A.Ş. ve ... vekili cevap dilekçesi ile; öncelikle usule ilişkin olarak davacı tarafça yatırılan harcın ... A.Ş. hakkında yatırılmış sayılması gerektiğini, mahkemenin tensip zaptının 16. maddesi gereğince ilk aşamada davalı gösterilen üç şirket hakkında harç tam olarak yatırılmadığından davanın reddinin gerektiğini, davacılar vekilinin 24/12/2015 tarihli dilekçesinde harca esas değerleri şirketlerin sermaye miktarları üzerinden bildirerek bu miktarlar üzerinden harcın tamamlandığını, oysa ki şirketlerin gerçek nominal değerlerinin şirket sermayelerinin çok üstünde olduğunu, bildirilen harca esas değerleri kabul etmediklerini, dava dilekçesinde ....'nin değerinin 15.000.000.000 TL (onbeş milyar TL= 5.000.000,- ABD doları) olduğunun ileri sürüldüğünü, bu miktar üzerinden ek harcın ikmal ettirilmesi, akabinde tedbir taleplerinin değerlendirilmesi gerektiğini, davacı vekilinin davada taraf olmayan ... hakkında tedbir talep ettiğini, taraf olmayan şirket hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukuken mümkün olmadığını, husumet değiştirilmek istenen ... ile davalı ... A.Ş.'nin iştigal konularının birbirlerinden tamamen farklı olduğunu, HMK'da teşmil yoluyla hasım değişitirilmesinin mümkün olmadığını, her ne kadar HMK.nun 124 madesinde (1) "Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. (2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır" denilmekte ise de, davacının yanılgıda haklı olmadığı gibi kötü niyetli olduğunu, davacıların 2007 yılında güven ilişkisine dayalı olarak müvekkili ...'a vekaletname vermek suretiyle ...A.Ş.'deki hisselerini ... A.Ş.'ne satarak paralarını almak suretiyle ibra ettiklerini, davacıların bu durumu bilerek husumette yanılmalarında hukuki olanak bulunmadığını, husumetin değiştirilmesine kesinlikle muvafakat etmediklerini, TMK'nın 641 maddesi gereği mirasın terekeye intikali işlemleri için mirasçıların tamamının birlikte hareket etmeleri gerektiğinden mirasçıların tamamının davaya dahil edilmesi gerektiğini, davacı iddialarını kabul anlamına gelmemekle beraber davacı taleplerinin tamanının zaman aşımına uğradığını, davalı ....'nin sermayesinin muhtelif tarihlerde arttırıldığını ve hisse devirlerinin yapıldığını, şirketin şu anki sermayesinin 5.000.000 TL olup, 4.980.710,63 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin % 99,7 sini temsil eden payların sahibinin davalı ..., 12.440,76 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin % 0.0024'ünü temsil eden payların sahibinin ..., 6.016,87 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin % 0.0012'sini temsil eden payların sahibinin ..., 831,74 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin 0.00016'sını temsil eden payların sahibinin ... olduğunu, davacıların müvekkili ...'ın babasına ait olan payları inançlı temlik yolu ile devraldığı ve muris muvazaasına ilişkin iddialarını yazılı delillerle ispatlamaları gerektiğini, davacıların yaklaşık 18 yıl sonra ileri sürdükleri iddialarının MK 2.maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılmasını oluşturduğunu, dosyaya ibraz edilen beyanname başlıklı belgede ...'ın kendi adına attığı bir imza olmayıp, davalı ....'nin kaşesi üzerine şirketi temsilen attığı bir imza bulunduğunu, bu durumun açıkça belgenin geçersiz olduğunu gösterdiğini, muris ... tarafından keşide edilen Bakırköy ....Noterliğinin 20 Mayıs 2013 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde "hakkındaki emanet iddialarının asılsız olduğu, akli melekelerinin yerinde olmadığı iddiasının doğru olmadığı ve kişilik haklarını zedelediği, hiç kimseye emaneten yahut karşılıksız olarak şirket hissesi vermediği, bu bakımdan davalı ...'tan alacaklı olmadığı" beyanında bulunulduğunu, davacı tarafça sunulan hukuki dayanaktan yoksun beyanname başlıklı delil incelendiğinde davalı ...'ın şirket kaşesi üzerine imzasını taşıyan ve sahte olarak doldurulan bu belgede şirket hisselerinin % 97'sinin sermaye artırımından etkilenmeksizin ...'a ait olacağı yönündeki ifadenin TTK hükümlerine tamamen aykırı olduğunu, ayrıca davacıların hisse devirlerinin muvazaalı ya da inançlı işlemler olduğuna ilişkin pay defterinde herhangi bir kayıt düşmediklerini, davacıların şirketteki pay oranlarına itiraz etmelerinin çelişkili davranış yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, uzun süre sessiz kalma sebebiyle hak kaybından söz edilebileceğini, bir hakkın kullanımına uzun süre sessiz kalan davacıların zımni olarak bu kullanıma icazet vermekte, rıza göstermekte olduğunu, ayrıca hakkın kullanımı için olası aykırılığın hak sahipleri tarafından bilinmesi gerektiğini, müvekkili .... adına verdikleri esasa ilişkin beyanlarını .... yönünden de tekrar ettiklerini, ayrıca müteveffa ...'ın, Büyükçekmece 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/844 Esas sayılı vesayet dosyasında 07/03/2014 tarihli beyanında bizzat "havayolu şirketini Mustafa kurdu ben kurmadım" şeklinde beyanda bulunduğunu, müteveffanın bu beyanının müvekkilleri lehinde kesin delil teşkil ettiğini, açılan davada davacıların kötü niyetli olduğunu, muris ...'ın 1980 yılında Almanya'ya yerleşerek Alman vatandaşı olduğunu, geçen 35 senelik süre zarfında şirketlere nakdi sermaye koyan ve şirketleri geliştirenin müvekkili ... olduğunu, huzurdaki dava geçerli kesin yazılı bir delile dayanmadığından davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin reddinin gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise şirketlerin işleyişinin sekteye uğratılmaması amacıyla şirketlerin reel değeri üzerinden teminat alınarak karar verilmesinin uygun olacağını, yine davalı müvekkili şirketlerin değerlerinin belirlenmesinde ... A.Ş ile akdettiği Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin reddine, davacı şirket hisselerinin iptali ile terekeye kayıt edilmesi talep edildiğinden öncelikle mirasçıların davaya dahil edilmelerine, davacının husumet değiştirilmesine ilişkin taleplerinin reddine, ... A.Ş. yönünden yatırılan eksik harcın tamamlattırılmasına, dava değerinin şirketlerin reel değeri üzerinden görülmesi bakımından ilgili Tapu Müdürlüklerinden, Belediyeden ve resmi işlem görmüş Noterliklerden belgeler getirtilerek keşfen bilirkişi incelemesi sonucunda harcın buna göre tamamlattırılmasına, davacı taleplerinin tamamının esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile; ... A.Ş.'nin 1993 yılında ..., ... ve davacılar ... ile ... (...) tarafından kurulduğunu, kurucular arasında muris ...'ın bulunmadığını, ...'nin ise 2009 yılında ..., .... tarafından 8.000.000 TL sermaye ile kurulduğunu, muris ... ile davacıların ... ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, öncelikle müvekkili şirket yönünden şirketin hali hazırdaki güncel değeri üzerinden harcın yatırılmasını, tedbir taleplerinin de şirketin gerçek bedeli değerlendirilerek karar verilmesini talep ettiklerini, davacı taleplerini kabul anlamına gelmemekle beraber davacının taleplerinin tamanının zamanaşımına uğradığını, ... A.Ş.'deki hisselerin muris ... adına kayıtlı olması gerekirken ... adına inançlı olarak devredildiği, ...A.Ş.'deki hisselerin satılarak ...nin kurulduğunun iddia edildiğini, ...A.Ş.'nin 1993 senesinde kurulduğunu, kuruluş aşamasında davacıların bizzat yer aldığını, işbu davadaki davacı taleplerinin tamamının 2003 yılından sonra zamanaşımına uğradığını, muris ... ile ... ve ... A.Ş. arasında illiyet bağı bulunmadığını, davalı ... A.Ş.'nin davalı sıfatını kabul etmek anlamına gelmemek kaydıyla davacılar ... ve ...'ın 05/06/2007 tarihinde ...A.Ş.'deki hisselerinin bedellerini nakden alarak ibra olunduklarını, aynı tarih 2007/03 karar nolu yönetim kurulu kararıyla da hisselerinin tamamını ...'a verdikleri vekaletname ile ... A.Ş'ne devrettiklerini, daha sonrasında hisselerin gerçek sahibinin ... olduğununu ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacıların dosyaya ibraz ettikleri 01/03/2005 yılında düzenlendiği iddia edilen beyyanamedir başlıklı yazıya itibar edilmesinin mümkün olmadığını, anılan belge incelendiğinde emanet verenin ve emanet alanın şahsen imza atmadığı, şirket kaşesi üzerine olan evrakın sonradan doldurulduğu, belgenin içeriği itibariyle de ... A.Ş.'ni hiç bir şekilde bağlamayacağı, bu konuda herhangi bir imzanın bulunmadığı, anonim şirketlerde emaneten hisse devirinin mümkün olmadığının görüleceğini, ayrıca belgede ...'ni bağlayan hiçbir yazı bulunmadığını, geçersiz, hukuki dayanaktan yoksun, sahte belgede şirket hisselerinin % 97'sinin hiçbir sermaye artırımından etkilenmeksizin ...'a ait olacağı yönündeki ifadenin TTK hükümlerine tamamen aykırı olduğunu, davacıların muris muvazaasına yönelik iddialarını da yazılı delillerle ispat etmeleri gerektiğini, muris ...'ın Bakırköy ....Noterliğinin 20 Mayıs 2013 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesinde bizzat kendisinin "ben hiç kimseye emanet ya da karşılıksız bir mal, gayrimenkul ya da şirket hissesi vermedim, bu nedenle de oğlum ...'tan bir hak ve alacağımın doğması mümkün değildir." şeklinde beyanı ile ortada emaneten bırakılmış bir ticari şirket hissesinin bulunmadığını beyan ve ikrar ettiğini, davacılar vekilinin mahkemeye verdiği 07/12/2015 tarihli husumetin değiştirilmesine ilişkin dilekçesinde, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL'sinin ...'tan tahsilini, murisin terekesine aktarılmasına karar verilmesini talep ettiğini, davacıların dava dilekçesiyle bağlı olduklarını, dava dilekçesinde hiçbir alacak talebinde bulunulmadığını, bu nedenle davacıların iddiasını genişletmesine muvafakat etmediklerini ileri sürerek davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin reddine, davacı şirket hisselerinin iptali ile terekeye kayıt edilmesi talep edildiğinden mirasçıların davaya dahil edilmesine ve davanın tümüyle esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 23/03/2023 tarih ve 2022/1167 Esas - 2023/281 Karar sayılı kararında; "Dava; davalı şirketlerdeki ...'a ait hisselerin % 97'sinin muris ...'ın terekesine ait olduğunun tespiti, tereke hesabına kaydı, olmadığı takdirde davacıların miras payları oranında adlarına tescili ve şirketlerin pay defterlerine işlenmesi istemine ilişkindir.Her ne kadar davacılar vekili tarafından 17/04/2017 Uyap kayıt tarihli dilekçede, mevcut davanın tüm mirasçıları kapsar şekilde değil, müvekkili davacıları kapsar şekilde onların tam miras payları oranında görülmesi talep edilmiş ise de, davalı şirketlerin dava konusu hisselerinin murisin terekesine ait olduğunun tespiti, tereke hesabına kaydı talepleri geri alınmamış, bu taleplerden feragat de edilmemiştir. Bu hali ile, davacılar tarafından dava dilekçesinde terekeye iade istenildiği halde usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan sonuca gidilmesi, 21/09/2017 tarihli duruşmada, davacılar vekilinin taleplerini daraltmasının kısmen feragat olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun ihai karar aşamasında değerlendirilmesine karar verilmesine rağmen gerekçeli kararda bu husus irdelenerek bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan; davacı tarafça inançlı işlem ve terditli olarak muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı olarak talepte bulunulmuştur.İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 202’inci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 Esas, 2015/2838 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.) (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/8335 Esas 2022/4374 Karar 21.06.2022 Tarih )Yine, üçüncü kişiler muvazaa iddialarını tanık da dâhil olmak üzere her türlü delille ispat edebilirler. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.10.2002 gün ve 2002/6-618 E.-659 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/6-94 E. - 100 K. sayılı ilamları)Davacılar vekili tarafından diğer deliller ile birlikte tanık deliline de dayanılarak tanık ismi bildirilen tanığın talimat ile dinlenilmesi talep edilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek, davacılar tanığının beyanının alınması gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi de usul ve yasaya uygun değildir. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu'nun 17/02/2015 tarihli raporunda "İnceleme konusu iki adet belgede ...'a atfen atılı imzalar ile ...'a ait mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu sonucuna varıldığı" belirtilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda, "belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte belgeye eklendiğinin" neye istinaden ve ne şekilde saptandığının açıklanmaması .... mahiyette hüküm kurulması da yerinde değildir. Denilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.İstinaf ilamı uyarınca Erzincan 2. Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılarak davacılar tanığı ...'un beyanı alınmıştır. Büyükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/734 Esas sayılı dosyasının akıbetinin sorulmuş derdest olduğu mahkememize bildirilmiştir.Ayrıca davacılar vekili duruşmada önceki beyanlarımızı tekrar ediyoruz. Terekeye temsilci dava sonrası atanmıştır. Tereke hesabı açılmıştır. Öncelikli talebimiz hisselerin terekeye iadesidir. Mümkün olmaması halinde müvekkilim mirasçının payı oranında davanın kabulüne karar verilsin beyanı üzerine Elbirliği mülkiyet hükümlerine göre tereke temsilcisinin bu davada yer alması için adına duruşma gününü bildirir davetiye ile dava dilekçesi 03/03/2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Duruşmaya katılarak beyanda bulunmuştur. Tüm bu deliller yeniden değerlendirildiğinde, dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillere göre, Davacılar esas olarak şirketin %97 hisselerinin muris ...’a ait olduğunun tespiti ile hisselerin muris tereke hesabına kayıt ve tesciline, bunun mümkün olmaması halinde, hisselerin davacıların miras hisseleri oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterlerine kayıt edilmesine, İnançlı işleme itibar edilmemesi halinde muris muvazaası dolayısı ile hisselerin muris tereke hesabına iade edilerek muris tereke hesabına kayıt ve tesciline, bunun mümkün olmaması halinde, hisselerin davacıların miras hisseleri oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterlerine kayıt edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Şirketin sicil bilgileri ve ticaret sicil gazeteleri incelendiğinde davaya konu .... TTSG: 01/09/ 1975 tarih ve 208 sayılı gazetenin 58-59. Sayfasında görüldüğü üzere, şirket sermayesi 16.420 TL iken 17.180 TL' ye arttılmış olup toplam 33.600.000 TL bedele çıkartıldığı arttırılan bu sermayenin 17.180.000 TL' sının tamamını ortak ... 'ın şirket üzerindeki hisse oranını %51' e çıkmış ve bu husus yukarıda anılan TTSG' de tescil ve ilan edilmiştir. Yine ilgili TTSG incelendiğinde, şirketin sermayesi muhtelif tarihlerde arttırılmış, arttırımlarda ve hisselerde değişen oranlarda arttırımlara ortaklara yansıtılmış olup muhtelif hisse devirlerinin yapıldığı görülmüştür. Şirket kuruluşundan bu yana yapılan genel kurul ve hazirun cetvelleri incelendiğinde, esasen resmi olarak da muris ...' a ait bir hissesinin olmadığı sabittir. Gelinen aşmada güncel olarak ...' ın hisseleri ortalama %99.5 olduğu tespit edilmiştir.Davaya konu ....' nin şu anki hisse durumları ise şöyledir; sermayenin 5.000.000 TL olduğu, 4.980.710,63 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin %99,7 sini temsil eden payların sahibinin ...; 12.440,76 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin % 0.0024’ünü temsil eden payların sahibinin ...; 6.016,87TL nominal değerde şirket esas sermayesinin % 0.0012’sini temsil eden payların sahibinin ...; 831,74 TL nominal değerde şirket esas sermayesinin 0.00016’sını temsil eden payların sahibinin ... ait olup sonuç olarak işbu davada davacıların da hali hazırda şirkette hissedar oldukları genel kurula katıldıkları anlaşılmıştır. İş bu davada, ...’ın ....' nde şirketlerinde genel kurul hazirun cetveli ve ticaret sicil kayıtlarına göre %99,7 oranında pay sahibi olduğu, Mahkememizin kesinleşen 2014/810 E. sayılı dosyasında gerekçeli karar incelendiğinde davanın reddi kararına gerekçe olarak ;Dava dosyasındaki Ticaret Sicil Gazetelerinde yapılan incelemede, anılan şirketin sermayesi, muhtelif tarihlerde artırılmış, artırımlarda ve hisselerde değişen oranda artırımlarla ortaklara yansıtılmış olup, muhtelif hisse devirlerinin yapıldığı anlaşılmış, incelenen 1996, 1997, 1998, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarında yapılan genel kurul hazirun cetvellerinde ... hisselerinn bulunmadığı bilirkişi kurulunca tespit edilmiştir.Anılan yıllarda ...'ın ortalama % 99.5 hisseye sahip olduğu anlaşılmaktadır.Davalılardan ...'ın ...’a ait hisseleri nasıl devraldığı hususunda bir açıklık bulunmamakla birlikte söz konusu devir kanuna aykırı olsa yani ...'ın bu hisseleri kanuna aykırı biçimde devralmış olduğu kanıtlansa dahi (ki bu hususta bir delil veya belge sunulmamıştır) yaklaşık 18 yıl sonra bu devrin geçersizliğini ileri sürerek genel kurul kararlarının iptalini isteminin , aradan geçen uzun zaman ve sermaye artırımları dikkate alındığında MK md. 2 anlamında hakkın kötüye kullanımı yasağının ihlali anlamına gelecektir.1996 yılından bu yana davalı ... A.Ş nin %99,5 hissesine sahip davalı ... hakim pay sahibi olarak gerekli esas sözleşme değişikliği yapacak toplantı ve karar nisabını tek basına sağlayabildiği dikkate alındığında davacıların ileri sürdüğü aykırılığın anılan genel kurul kararlarının iptalini veva butlanı sonucunu doğurmayacağı kanaatine varılmıştır.Davalı ...'nin iptali talep edilen 30/06/2014 tarihli genel kurulu bakımından da öncelikle bu şirkette dava dışı ...'ın hissesine hiç rastlanmamış olup davalı ...'ın ancak şirketteki hakim konumu dikkate alındığında ve genel kurulda alınan kararlar incelendiğinde TTK'nun toplantı ve karar nisabına aykırılık teşkil eden bir hususa rastlanmamış olup genel kurul kararlarının iptali veva butlanı koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup davacıların her iki şirket aleyhine açtıkları davanın yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Denilerek esasen 1996 ile 2003 yılları arasında yapılan genel kurul hazirun cetvellerinde baba (muris) ...’ın hisselerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu yıllarda, davalı/...’ın %99,5 hisseye sahip olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple muris ... ' tan davalı müvekkil ... ' a intikal eden bir şirket hissesi olmadığından görünürde şirket hisselerinin devri sözkonusu olmadığından davacılar tarafından ileri sürülen şirket hisseleri üzerinde muvazaa iddiası yerinde görülmemiştir. TTK 489 /1 hükü gereği, Hamiline yazılı pay senetlerinin devri, şirket ve üçüncü kişiler hakkında, ancak zilyetliğin geçirilmesiyle hüküm ifade eder. Artık elden teslimin varlığı halinde muvazaadan söz edilemez. Kural olarak şirket payları menkul mal niteliğinde olup Muvazaadan bahsedebilmek için gizli işlemin varlığı da ispat edilmelidir; ortada gizli bir işlem olmadığından 01/04/1974 tarihi, 1/2 Yargıtay İbk bu davada uygulanma olmadığı anlaşılmıştır. İnançlı Temlik Yönünden iddiası yönünden ise,Payın inançlı temlik yoluyla devredilmesi ile kastedilen, “payı (muris) ...’tan devralan davalı/...’ın, devralmış olduğu bu payı ileride babasına geri vereceğini taahhüt etmesi, ve taahhütte bulunarak payı devralması”şeklindedir. Davalı ...’ın davalı şirketlerdeki babasına ait olan payları inançlı temlik yolu ile devraldığını iddiasını yazılı delil ya da aynı güçte bir başka kesin delil ile ispat edilmesi gerekir.Ancak ortada başlangıçta murise ait bir hissenin devri söz konusu olmadığı görülmüştür. Beyanname başlıklı bu belgenin altında, davalı ...’ın kendi adına attığı bir imza bulunmayıp, ... Anonim Şirketi’nin kaşesi üzerine, bu şirket adına (şirketi temsilen) attığı bir imza olup karşılıklı beyanları içerir inançlı işleme konu olabilecek bir belge değildir.Kime karşı düzenlendiği ve imza sahibi tarafından da kabul edilmeyen bu belgeleye bu deliller karşısında değer vermek hakkaniyete aykırı bir durum yaratacağı açıktır.Borçlar Kanunu' na ve Yerleşik Yargıtay kararlarına göre, HGK 23/05/1990 tarih, 1990/1-202-315 sayılı kararında, " inanç sözleşmesi, inanılan tarafın elde ettiği hakkı taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahüdünü içeren bir anlaşmadır" şeklinde düzenlenmiştir. Kanuna ve karara göre, somut davada Muris ... ile davalı oğlu ...' ın şirket hisselerinin emanet olarak ...' ta duracağı ve talebi halinde geri ...' a iade edileceği konusunda anlaşma yapılması şart olup bu anlamda ispata yarar delil sunulmadığı gibi yukarıda zikredilen deliller ve emsal mahkeme kararı da gözetildiğinde tanık beyanlarına değer verilmemiştir.Sonuç olarak önceki gerekçelerle Muris muvazaası, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihinde verdiği 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla hukukumuza girmiştir. 74 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararındaki esaslar yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.05.1987 tarihinde verdiği 4/5 sayılı kararıyla (usuli düzenlemeye ilişkin eklemeler hariç) teyit edilmiştir. 16.03.1990 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da içtihat değişikliğine yer olmadığı yönünde karar verilmiş ve “muris muvazaası” kavramı kurumsallaşmıştır. Tanımından da anlaşıldığı üzere, muris muvazaasından bahsedilebilmesi için öncelikle görünürde bir işlem olması gerektiği tartışmasızdır. Somut olayda, muris muvazzaasından bahsedebilmek için görünürde muris ... ile ... arasında yapılmış görünürde bir işlem yoktur. Öte yandan davalı ... A.Ş: yönünden açılan davanın hukuki sebebi muris ... ait paralarla kurulduğu ve on ait lduğu iddiası dikkate alındığında muris muvazaasından bahsedilebilmesi için öncelikle görünürde bir işlem olması gerektiği ilkesi kapsamında davacıların bu yöndeki muvazaa iddiası da yerinde görülmemiştir. Nitekim davacılar daha önce de mahkememizin kesinleşen 2014/810 Esas sayılı dosyasından ...., ... A.Ş. Ve ... aleyhine Genel Kurul Kararı'nın iptali istemli davayı açmışlar, yine davalı ...'ın hisselerinin %97'sinin babaları ...'a ait olduğu iddiasıyla hissleri temsil yetkisinin olmadığından bahisle genel kurulu kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitini talep etmişlerdir. Bahsi geçen dosyada yapılan yargılama neticesinde verilen Yargıtay 11 HD'nin 26/06/2019 T, 2018/64 E. E. Ve 2019/4878 K. Sayılı ilamı ile kesinleşen mahkememizin 12/11/2015 T., 2014 E. 2015/861 K. Sayılı kararında ... AŞ’nin sicil kayıtlarının incelendiği, 18/05/1982 tarihli genel kurul toplantısında hazirun cetvelinden de anlaşılacağı üzere: şirket sermayesinin % 48'i ... (16.170.000/33.600.000) ve % 51'in ...' a ait (17.260.000/33.600.000) olduğunun tespit edildiği, anılan şirketin sermayesinin muhtelif tarihlerde artırıldığı, artırımlarda ve hisselerde değişen oranda artırımlarla ortaklara yansıtılmış olup, muhtelif hisse devirlerinin yapıldığının anlaşıldığı, incelenen 1996, 1997, 1998, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarında yapılan genel kurul hazirun cetvellerinde ... hisselerinin bulunmadığının bilirkişi kurulunca tespit edildiği ve anılan yıllarda dahi ...'ın ortalama % 99.5 hisseye sahip olduğunun anlaşıldığı, ... A.Ş.'de ise ...'ın hissesine rastlanmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Bu kesinleşmiş ilamın dayandığı yargılamada toplanan deliller de huzurdaki dosya bakımından kuvvetli delil teşkil ettiğinden, ...'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır. Kaldı ki davacılar aynı zamanda Büyük Çekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/734 esas sayılı dosyada tenkis ve mirasta denkleştirme davası açılmış ve bu dava derdest durumdadır. Nitekim yukarıda da açıklandığı üzere, davacıların iddialarını uzun süren bir sessizlikten sonra dile getirdikleri de nazara alındığında, davacının muris muvazaasına yönelik iddiasının da ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmış olmakla davanın tümden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesi ile; müvekkili davacılar ... ve ...'in, muris ...’ın öz kızları olmakla muris ...'ın 23/11/2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı .... ve ... A.Ş.'nin kurucusunun muris ... olduğunu, ...'nin ise anılan diğer iki şirketin katkılarıyla kurulduğunu, gerek ....'de gerekse ....'de bulunan ...’a ait hisselerin, ...'ın özel durumu nedeni ile yurt dışına çıkacak olması ve şirketleri idare etmekte zorlanacağı gerekçesiyle emaneten müvekkili davacıların ağabeyi ...’a devredildiğini, davalı ...'ın 2005 yılında ...’ın Almanya’da ikamet ettiği dönemde dava dilekçesi ekinde sunulu belgeleri tanzim ve imza ederek verdiğini, işbu belgeler incelendiğinde görüleceği üzere davalı her üç şirketin ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97’sinin gerçekte ...’a ait olduğunun ve hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğinin gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, ilgili belgelerin muris tarafından müvekkili ...'a verildiğini, muris ...'ın nihayet 2012 yılında Türkiye’ye döndüğünü ancak 1918 doğumlu olması, yaşının oldukça ilerlemiş olması ve ağır hastalığı nedeni ile bu belgeyi ve veriliş amacını unuttuğunu; Taraflarınca müvekkillerinin babası ...'ın yaşlılığı ve buna bağlı akıl zayıflığı ile fiziksel yetersizliği nedeniyle haklarını korumak amacıyla kendisine vasi atanması, mümkün olmadığı takdirde yasal danışman atanması talebiyle Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/844 Esas sayılı dosyası ile vasi tayini davası açıldığını, bu davada alınan rapora göre ...'ın akli ve fiziki melekelerinin yerinde olmadığının ve kendisine vasi tayin edilmesinin zorunlu olduğunun bildirilmesi üzerine mahkemece 19/11/2015 tarihinde ...'a İstanbul Barosu Avukatlarından ...'ın vasi adayı olarak belirlenmesine karar verilerek duruşmanın 23/02/2016 tarihine bırakılmasına karar verildiğini ancak maalesef müvekkillerinin babası ...'ın 23/11/2015 tarihinde vefat ettiğini ve murisin ölümü üzerine tüm mirasçıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2015/14 Tereke Esas sayılı dosyasıyla terekenin tespiti veresmi defter tutulması talepli dava açıldığını;Davacı müvekkilleri tarafından anılan belgelere uygun olarak davalı şirketlerin hisselerinin %97'sini murise devretmeyen ...'ın hisselerinin % 97'si üzerine ve davalı her üç şirketin gerek yurt içi gerekse yurt dışında bulunan hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasının, ...'ın davalı her üç şirketteki temsil ve tasarruf yetkisinin kısıtlanarak dava konusu hisselerin idaresi ve mirasçılık haklarının korunmasını teminen tedbiren kayyım atanmasının, yargılama sonucunda davalı şirketlerdeki ... üzerinde gözüken hisselerin % 97'sinin muris ...'a ait olduğunun tespitiyle bu hisselerin murisin tereke hesabına kayıt ve tescilinin, tereke hesabına kaydının mümkün olmaması halinde müvekkillerinin mirasçılık payları oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterine işlenmesinin, mahkemenin inançlı işlem temeline dayalı savunmaya itibar etmemesi halinde dava konusu hisselerin muris muvazaasına dayalı olarak ...'a verilmiş olması ve şekil şartı yokluğundan bu devrin ve bağışlamanın geçersiz olduğunun tespitiyle hisselerin muris ...'a ait olduğunun tespitiyle, murisin tereke hesabına iade edilerek bu hesaba kayıt ve tescilinin, tereke hesabına kaydının mümkün olmaması halinde müvekkillerinin mirasçılık payları oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterine işlenmesine karar verilmesinin talep ve dava edildiğini ancak dava sürecinde davanın konusunun müvekkil,i davacıların miras payları oranında sınırlandırıldığını, bu sınırlandırmaya karşı tarafça itiraz edilmediğini, nitekim Yerel mahkemece ihtiyati tedbir kararına ilişkin teminatların da bu pay oranları üzerinden belirlendiğini;Açılan dava sonucu Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1102 E.- 2020/358 K. sayılı ve 25/06/2020 tarihli kararı ile kanuna ve hukuka aykırı olarak davanın reddine karar verildiğini, taraflarınca bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla nitekim başvuruları gereği Dairemizin 2020/1457 E. - 2022/1721 K. sayılı ve 24/11/2022 tarihli kararı ile istinaf talebine konu itirazları yönünden detaylı bir şekilde inceleme yapıldığını, her ne kadar HMK m. 353/1-a6 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına karar verilmişse de, dosyada mevcut karar içeriği incelendiğinde görüleceği üzere birtakım talep ve itirazları hakkında lehe tespitlerde bulunulduğunu, verilen karar gereği dosya tanığını usulen dinlenmiş ise de tanığın benzer dosyalardaki beyanlarına ve somut gerçekliğe uygun olan beyanlarının hiçbir gerekçe olmaksızın hükme esas alınmadığını, buna karşın hiçbir hukuki delil sunamayan karşı yanın dayanaksız beyanları esas alınarak adeta istinaf ilamına fiilen direnildiğini, işbu usul ve yasaya aykırı karara karşı yeniden istinaf kanun yoluna başvurma ve Dairemizin yeniden esas incelemesi yaparak hüküm kurmasını talep etme zorunluluğunun hasıl olduğunu;Mahkeme kararının gerekçesinde; iddianın temel dayanağını oluşturan ve yazılı delil niteliğindeki "Beyanname" başlıklı belgenin ispata kabil bir delil olmadığına karar verildiğini, işbu kararın ise tamamen gerçek dışı bir saptamaya dayandırılarak gerekçelendirildiğini, Mahkemece; "söz konusu belge üzerinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/19165 soruşturma nolu dosyasında yapılan imza incelemesi neticesinde, her ne kadar belgenin altında yer alan imzanın ...'a ait olduğu tespit edilmiş ise de, belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte belgeye eklendiği saptanmakla, belgenin içeriğinin murisin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığına dair kesin bir tespit yapılamamaktadır." şeklinde tespitte bulunulduğunu, ancak bahse konu dosyada yapılan imza incelemesi ve neticesinde düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunun hiçbir şekilde böyle bir tespiti içermediğini, ekte sunulu 17/02/2015 tarihli raporda; "İnceleme konusu iki adet belgede ...'a atfen atılı imzalar ile ...'a ait mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu sonucuna varıldığının" belirtildiğini, hiçbir şekilde Yerel mahkemenin kararında belirtildiği gibi bir sonuca varılmadığını, bu rapor doğrultusunda atılı suçlar bakımından müvekkilleri hakkında Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının ekte sunulu 26/02/2015 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, müvekkilleri tarafından yapılan şikayet sonucunda ise Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesinin ekte sunulu kararında da belirtildiği üzere; "Sanığın vekili aracılığı ile sunmuş olduğu 01.10.2014 tarihli şikayet dilekçesi içeriğine göre dosyamız müştekisi ...'yı adli mercileri yanıltma ve yalan tanıklık yapmak suçlarını işlediğinden bahisle itham ederek şikayetçi olduğu, yapılan soruşturma sonunda suça konu belgeler üzerindeki imzaların sanığın el ürünü olduğunun anlaşılması üzerine dosyamız müştekisi hakkında takipsizlik kararı verildiği anlaşılmış olup, suça konu iki belge üzerindeki imzaların sanığa ait olduğu Adli Tıp Kurumunun 17.02.2015 tarihli raporu ile anlaşılmakla, sanığın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmasına itibar edilmemiştir. Bu nedenle sanığın iftira suçundan eylemine uyan TCK'nın 267/1.maddesi gereğince cezalandırılmasına" karar verildiğini ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını;Yerel mahkemenin kararında belirttiği gibi bir tespit bulunmamakta olup bu asılsız iddiaların yalnızca sanığın (mahkemeniz davalısı ...'ın) ifadesinde yer aldığı gibi yapılan yargılama sonucunda da sanığın bu gerçek dışı ifadelerine hiçbir şekilde itibar edilmediğini, Dairemizce dosya kapsamında sunulu ilgili savcılık ve mahkeme dosyaları da incelendiğinde görüleceği üzere Yerel mahkemece maddi gerçekliğe ve hukuka açıkça aykırı olarak davalının ceza dosyalarında yer alan asılsız iddialarını adeta raporda yer almış gibi karara gerekçe gösterildiğini, nitekim bu açık kanuna aykırılığın giderilmesi maksadıyla taraflarınca önceki istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde de talep ve açıklamada bulunulduğunu, Dairemizin 2020/1457 E. - 2022/1721 K. sayılı ve 24/11/2022 tarihli kararında açıkça belirtildiği üzere: "...Adli Tıp Kurumu'nun 17/02/2015 tarihli raporunda "İnceleme konusu iki adet belgede ...'a atfen atılı imzalar ile ...'a ait mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu sonucuna varıldığı" belirtilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda, "belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte belgeye eklendiğinin" neye istinaden ve ne şekilde saptandığının açıklanmaması; yine birden fazla davacı olmasına rağmen davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin "davacıdan" alınarak davalılara verilmesine şeklinde infazda tereddüt oluşturacak mahiyette hüküm kurulması da yerinde değildir." şeklinde hüküm kurularak davanın temelini teşkil eden dayanak belgeye ilişkin iddialarının adeta kabul ve ispat olunduğunu, istinaf ilamında açıkça izah olunmasına karşın Yerel mahkeme kararında ısrarla hukuka aykırı ve dayanaksız bir şekilde imzası davalı ...'a ait olduğu ispatlanmış delilin değerlendirme dışı bırakıldığını, işbu durum hukuken mümkün olmadığı halde eylemli bir şekilde istinaf ilamına direnilmesi niteliği arz ettiğinden Dairemizce esastan değerlendirme yapılarak yeniden hüküm kurulması gerektiğini;Dürüstlük Kuralı ve Zamanaşımı Bakımından; Yerel mahkemece önceki kararda belgenin tarihinin 01/03/2005 olduğu da dikkate alındığında, davacıların aradan uzun yıllar geçtikten sonra böyle bir belgeyi ortaya çıkarmalarının TMK madde 2'de yer alan dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağının değerlendirildiğini, taraflarınca işbu husus da istinaf başvurusuna gerekçe yapılmışsa da, söz konusu beyan ve itirazlarının hiçbir şekilde değerlendirilmeksizin adeta kopyala yapıştır usulü ile aynı hukuka aykırı gerekçeye işbu istinaf başvurusuna konu kararda da değinildiğini, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1167 E.- 2023/281 K. sayılı ve 23/03/2023 tarihli söz konusu kararı ile aynı şekilde;"... davacıların iddialarını uzun süren bir sessizlikten sonra dile getirdikleri de nazara alındığında, davacının muris muvazaasına yönelik iddiasının da ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmış olmakla davanın tümden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde hüküm kurulduğunu, yapılan bu değerlendirmelerin kanuna ve Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu, davacıların dava konusu üzerindeki haklarının muris ...'ın vefatı ile doğduğunu, ölüme bağlı tasarruflar ancak miras bırakanın ölümünden sonra dava konusu edilebileceğinden, davaya konu belgelere dayanarak müvekkilleri tarafından ileri sürülecek tüm hak ve alacakların murisin vefat tarihi itibari ile doğduğunu, müvekkillerinin belge tarihi itibari ile hak sahibi olmadıkları açıkken, yine murisin 23/11/2015 tarihindeki vefatından çok kısa bir süre sonra 01/12/2015 tarihinde söz konusu davanın açıldığı da gözetildiğinde Mahkemece müvekkillerinin ilgili belgeye dayanmalarının dürüstlük kuralına uymadığının kabulünün tamamen hukuka aykırı olduğunu; Zamanaşımı ve dürüstlük kuralı bakımından yapılacak incelemelerde belgenin düzenlendiği tarihin değil, bu belge sebebiyle davacı müvekkillerinin hak sahibi olarak dava açmaya yetkili konuma geldikleri murisin vefat tarihinin esas alınması gerektiğini, bu doğrultuda yapılacak bir incelemede inançlı işlem bakımından inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu md. 125. gereği zamanaşımı süresinin on yıl olarak kabul edildiğini, murisin vefat tarihi gözetildiğinde davanın süresinde açıldığının açık olduğunu, aksi kanaat ile muris muvazaasının kabulü halinde ise; işbu muvazaaya konu işlemlerin geçen zaman ile geçerli hale gelemeyeceğinden bahisle muris muvazaasına ilişkin açılacak davalar için herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımının söz konusu olmadığını, Yerel mahkemece aynı gerekçe ile davalının zamanaşımı itirazları reddedilmişken süresi içerisinde yasal hakkını kullanan müvekkillerinin dürüstlük kuralına aykırı davrandığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin de istinafa konu kararın çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini;Müvekkilleri murisin vefatından çok kısa bir süre sonra söz konusu davayı açtığı gibi, aksi bir durum söz konusu olsa idi dahi inançlı işlem bakımından murisin vefatı ile başlayacak olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin, aksi kanaat ile muris muvazaasının kabulü halinde ise herhangi bir süre sınırlamasının bulunmadığı gözetildiğinde yasal sınırlara uygun olarak murisin vefat tarihi ile hak sahibi olan müvekkillerinin taleplerine ilişkin Yerel mahkemenin davacıların iddiaya dayanak belgeyi uzun yıllar geçtikten sonra ortaya çıkarmalarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağının kabulünün hukuka aykırı olduğunu;Dayanak Belge ve Geçerliliği Bakımından; davaya konu inançlı işlem iddialarının açıklanan sebeplerle dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilemeyeceği gibi mahkemece istinaf öncesi yargılama ile inançlı işleme dayanak belgenin "vicdanen inançlı işlemin varlığını ispata kabil bir delil olmadığı kanaatine varılmış...", şeklinde, istinaf sonrası verilen kararda ise bu hususun; "......'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır." şeklinde tespitte bulunulduğunu ancak Mahkemenin tespitlerinin hatalı ve hukuka aykırı olduğu açık olmakla ileri sürülen dayanaksız ve soyut ifadelerin taraflarınca ve hukuken kabulünün hiçbir şekilde mümkün olmadığını;İnanç sözleşmesinin, 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delille kanıtlanabileceğini, dosyayı sunulu "Beyanname" başlıklı belge incelendiğinde görüleceği üzere davalı ... tarafından her üç şirketin ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97’sinin gerçekte ...’a ait olduğunun, bu oranın hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğinin gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, işbu belgeye ilişkin imzanın ...'a ait olduğunun da Ek-2'de sunulu 17/02/2015 tarihli rapor ile tespit edildiğini, imzası teyit edilmiş yazılı belge ile ispat olunan inançlı işleme ilişkin iddialarının, ispat edilemediğinden bahisle verilen Yerel mahkeme kararının dosya içeriği ve somut gerçeklik ile çeliştiğini, işbu yazılı inanç sözleşmesine karşı ileri sürülecek her türlü iddianın karşı tarafça ispatı gerekmekte olup ve davalının sunduğu karşı bir yazılı delil bulunmamakta iken Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gibi belge içeriğine ilişkin değerlendirmede bulunulmasının da açıkça hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki gerçeği yansıtmamasına, taraflarınca hiçbir şekilde kabul edilmemesine karşın ilgili belgenin açığa imza olarak düzenlendiğini ve içeriği sonradan doldurulmuş olsa idi dahi bu hususun da davalı tarafça yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğinin, açığa imza atanın bu işleminin sonuçlarını öngörmesi gerektiğinin de Yargıtay içtihatlarıyla sabit olduğunu, yine eğer davalı ile muris arasında inanç sözleşmesi dışında başkaca bir anlaşma yahut alacak bulunmakta ise de bu iddianın mirasçıları bağlamayacağının Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/5597 E. 2019/1255 K. sayılı ve 25/02/2019 tarihli kararında da belirtildiğini, nitekim dava dayanağı belgenin geçerliliğine ilişkin yerel mahkemenin hatalı tespitte bulunduğunun istinaf bozma ilamında da vurgulandığını, istinaf kararına karşın ısrarla hukuka aykırı kararında direnen Yerel mahkeme kararının yalnızca bu gerekçe ile dahi bozulması gerektiğini;Tanık ...'un Beyanları Bakımından; Yerel mahkeme kararının aksine dava konusu inançlı işlemin taraflarınca imzasının teyit edildiğini ve yazılı belge ile ispat edildiğini, Yerel mahkemece hatalı olarak davaya dayanak belgenin ispatının kabil olmadığı kararı verilecek ise dahi dava konusuna ilişkin diğer delillerin toplanarak incelenmesinin, örneğin tanıkları hazır etmeleri için süre verilmesinin yahut yemin delilinin hatırlatılmasının, ancak tüm deliller değerlendirildikten sonra bir karara varılması gerekeceğinin açık olmakla işbu itirazlarının istinaf ilamında da açıkça kabul ve tespit edildiğini;Söz konusu itirazlarının istinaf ilamı ile hüküm altına alınması neticesinde dosya tanıklarının beyanları usulen alınmışsa da tüm iddialarını ispatlar ve destekler nitelikteki tanık beyanlarına karşın adeta istinaf ilamı görmezden gelinerek yeniden somut gerçekliğe aykırı bir karar verildiğini, Erzincan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/218 Talimat numaralı dosyasının 17/01/2023 tarihli duruşması ile tanık ...'un beyanlarının alındığını, tanığın beyanında: "Bu konu ile ilgili mahkemenizin 2022/207 Talimat sayılı dosyası ile ilgili beyanda bulunmuştum, bu beyanımı ve daha önceden vermiş olduğum beyanlarımı aynen tekrar ederim, 2022/207 talimat sayılı dosyasındaki tanığın beyanı ve davalı vekilinin beyanı üzerine tanığın beyanı" Ben 01/03/1994 ile 21 Ekim 2011 tarihleri arasında ... Şirketler grubunda muhasebe müdürü olarak çalıştım, bu şirket Bayrak ailesine aitti tarafları bu yüzden tanırım, 1980 yılında Türkiye'de Darbe olduktan sonra ... Yurt dışına çıktı, yurt dışına çıktıktan sonra yaklaşık olarak 1984 yılında rahmetli ... şirketteki hisselerini bedelsiz olarak davalı ...'a devretmiştir, ben bunu bizzat evraklardan gördüm, muhasebe işleriyle uğraştığım için bu evraklar benim elimden geçerdi, bu evrakları da incelediğimde bedel alındığına dair herhangi bir bedel görmedim, ayrıca ben bu ailenin birden fazla genel kurullarını yapıyordum, bu genel kurullarınında rahmetlinin kız çocukları ve eşi gelirdi, daha sonra komiser gelirdi, komiser geldikten sonra da davalı ... gelirdi, ... gelmeden önce oradaki toplantıda bulunanlar rahmetli ...'ın hisselerinin bedelsiz olarak ...'a devrettiğini konuşurlardı, bu konuşmaları ben bizzat rahmetlinin kız çocukları ve eşinden duydum, rahmetli 2015 yılında vefat ettiğini tahmin ediyorum, vefat etmeden 2 yıl önce Türkiye'ye geldiğini basından öğrendim, ben rahmetli ... ile telefon ile görüşürdüm, telefon ile görüştüğüm sırada bizzat ağzından çocukları arasında ayrım yaptığını duymadım, bana böyle bir şey söylemedi, ama yaptığı faaliyetlerden çocukları arasında ayrımcılık yaptığını düşünüyorum, ben 1994 yılında muhasebeci olarak işe başladığımda, muhasebecinin görevi geçmiş muhasebe arşivini de incelemektir, bu evrakları incelediğimde davalı ... 1980 yıllarının tamamında gelir vergisi ve emlak vergisi mükellefiyeti yoktur, yine ... Şirketler Grubunda kar dağıtımı yoktur bu nedenle o tarihler arasında davalının dava konusu olan taşınmaz veya hisselerini alabilecek ekonomik güce sahip değildir, zira yukarı da da beyan etiğim gibi 1980 yılları arasında davalı gelir vergisi ve emlak vergisi mükellefiyeti değildir, bu nedenle ekonomik gücünün o tarihlerde olmadığını düşünüyorum, ayrıca bu konu ile ilgili Erzincan'da talimat yoluyla ifadelerde vermiştim bu ifadelerde aynen geçerlidir, hakkımda karşı taraf haksız yere şahsım adına suç duyurusunda bulunmuştur." dediğini;Görüleceği üzere tanık beyanları ile de dava konusu talep ve iddialarının bir kez daha ispat olunduğunu, söz konusu tanığın, beyanlarında ayrıca taraflar arası süregelen diğer dosyalarda da önceki tarihlerde beyanda bulunduğunu, bu beyanlarını da aynen tekrar ettiğini vurguladığını, taraflar arası derdest birden fazla dava dosyası bulunmakla işbu dosyalardan Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/734 E. sayılı dosyasında mahkemeniz davasına konu hususlarda da ilgili tanığın dinlendiğini, tanığın işbu beyanlarını içerir talimat duruşma zaptlarının ekte Dairemiz bilgilerine sunulmuş olmakla tanığın 19/01/2022 tarihli celsede açıkça; "... Almanya ülkesinde bulunduğundan şirketini sevk ve idare edemeyeceğinden 1980 li yılların başında hisselerini para almaksızın emaneten oğlu ...’a devir etmiştir. Yine sonradan kurulan diğer ... Grubu Şirketlerin sermeyedarı ...’tır. ana şirketi olan .... den bir şekilde çıkarılan paralar ile diğer şirketler kurulmuştur. Bütün şirketlerde muris ...’ın eşi ..., çocukları ... hissedardı. Davalı ... babasından para vermeksizin ....’nin hisselerinin yüzde 99 unu almıştı, yine sonra kurulan şirketlerde de kendi hissesini yüksek yaptı, annesi ve diğer kardeşlerinin hisselerini çok küçük olarak belirlerdi. Söylediğim gibi ana şirket olan ....’nin kurucusu ve sermayedarı yani parasını ödeyen muris ...’tır. Yine sonradan kurulan diğer şirketlerde ....’den çıkarılan paralarla kurulmuştur." şeklinde beyanda bulunduğunu, tanığın mahkeme dosyası kapsamında alınan beyanlarında işbu önceki tarihli beyanlarını da tekrar ettiğini ayrıca ve açıkça belirtmiş olup ilgili beyanların da Dairemizce değerlendirmeye dahil edilmesini talep ettiklerini;Eksik İnceleme ve İstinabe Talepleri Bakımından; dava dosyasına taraflarınca iddialarını destekler nitelikteki müvekkili ...'e ait banka hesabı kayıtlarının sunulduğunu, mahkemece ilgili kayıtların teyidi maksadıyla .... Bankası'na istinabe talebiyle müzekkere yazıldığını, istinabe süreci sonucunda ilgili evrakların "kişisel sır niteliği taşıdığı" ve Lahey Sözleşmesinin 3. maddesine göre gerekliliklerin karşılanmadığı gerekçesi ile mahkemeye gönderilmediğini, taraflarınca istinabe evrakına ilişkin beyanda bulunulacağı 25/06/2020 tarihli 15 no'lu celsede bildirmesine rağmen bu hususta taraflarına süre verilmediğini ve aynı celsede davanın reddine karar verildiğini, banka hesabına ilişkin talep edilen bilgilerin halihazırda davacı müvekkili ...'e ait olduğundan ilgili evrakların gönderilmemesine gerekçe gösterilen "kişisel sır" niteliğinin kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemece beyanların sunulması için süre verilmesi ve talepleri doğrultusunda yeniden daha açıklayıcı bir istinabe talebinde bulunulması gerekmekte iken delillerin ve taleplerin hiçbir şekilde incelenmeksizin davanın reddine karar verildiğini, taraflarınca istinabeye konu evrakların halihazırda dava dosyasında bulunduğunu, evrakların bankadan temin edilememesi halinde işbu evrakların incelenerek delillerin değerlendirilmesi gerektiğini, buna karşın Mahkemece gerekçeli kararda yalnızca istinabe evrakından sonuç alınamadığına değinmekle yetinildiğini, taraflarınca dosyaya sunulan delillerin hiçbir şekilde incelemeye alınmadığını, bu hususa ek olarak taraflarınca açılan davada davalı şirketlerin hisseleri üzerinden mümkün olmaması halinde ise hisselerin değeri üzerinden talepte bulunulduğunu, Mahkemece bu durumda şirket hisse değerlerine ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması, bu inceleme için dosyanın bilirkişiye gönderilmesi gerekirken işbu hususun da değerlendirilmeksizin davanın reddine karar verildiğini, açıklanan pek çok gerekçe gereği Mahkemece eksik inceleme ve delil değerlendirmesi yapıldığını verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiğini;Genel Kurul Kararının İptali Davası Bakımından;Yerel mahkemece verilen usul ve yasaya aykırı kararın gerekçelerinden biri olarak aynı mahkemenin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/06/2019 tarihli ve 2018/64E. - 2019/4878 K. sayılı ilamı ile kesinleşen 12/11/2015 tarihli, 2014/810 E. - 2015/861 K. sayılı kararın gerekçe gösterildiğini ancak söz konusu davanın ...., ...A.Ş. ve ... aleyhine muris henüz sağ iken açılan Genel Kurul Kararlarının iptali istemli bir dava olduğunu, işbu dava ile ilgili Genel Kurul Kararlarının iptaline ilişkin konusu itibariyle de tamamen şekli olarak incelenen bir dava olduğunu, dava içeriğinin de işbu dava ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, Yerel mahkemece ilgili davadaki hisse oranları dikkate alınarak hatalı bir değerlendirme yapılmış ise de, işbu davanın konusunun ilgili davadan bağımsız olarak muris ile davalı ... arasındaki inançlı işleme dayandığını, bu hususların önceki istinaf başvurusunda ve yargılama sürecinde de defalarca belirtildiğini, buna karşın haklı itirazlarının hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın Mahkeme tarafından adeta önceki tarihli ve Dairemiz tarafından kaldırılan kararın yinelendiğini; Dava konusu inançlı işlemin taraflarınca sunulan yazılı belge ile ispat edilmiş olmakla bu belgede davalı ... tarafından her üç şirketin ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97’sinin gerçekte ...’a ait olduğunun ve hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğinin gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, bu kabule karşın Mahkemenin dava konusu iddia ve talepleri ile ilgili belgenin geçerliliğini inceleyerek karar vermesi gerekirken, söz konusu şirketlerin kuruluş ve değişen yıllara göre hisse dağılımını incelemesi, nitekim murise ait olduğu kabul edilen hisselerin sermaye artırımlarından etkilenmeyeceği de ilgili belgede belirtilmişken yıllara göre sermaye artırımlarının ve hisse dağılımlarının yapıldığının kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu; Yerel mahkemece önceki kararında ve istinaf başvurusuna konu kararda birebir aynı şekilde olmak üzere; "Bu kesinleşmiş ilamın dayandığı yargılamada toplanan deliller de huzurdaki dosya bakımından kuvvetli delil teşkil ettiğinden, ...'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır." şeklinde karar verildiğini, ancak taraflarınca defaatle açıklandığı üzere dava konularının farklı olduğu gibi konuları sebebiyle davaların delil ve ispat koşullarının da farklı olduğunu, söz konusu dava bakımından ilgili davadaki deliller ve hisse dağılımına ilişkin tespitlerin değil dosyaya sunulu inanç sözleşmesinin delil teşkil ettiğini, söz konusu yazılı belgenin imzası teyit edilmiş olmasına ve karşı yan tarafından aksi yazılı bir delille ispat edilememiş olmasına karşın yazılı delil ve tüm dava içeriği yerine konu ve içerik bakımından farklı bir dosyanın işbu dosyada kuvvetli delil teşkil ettiğinin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, dosyaya sunulu evraklarda da açıkça yer aldığı üzere davalı şirket ....'nin kuruluş tarihinde davalı ...'ın henüz çocuk yaşta olduğunu, işbu şirketin kurucusunun muris olduğu da yine gerek anılan genel kurul iptaline dair dosyada gerekse işbu dosya kapsamında bizzat tespit edildiğini, dava dayanağı beyanname gereği açık olduğu üzere davalı ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97’sinin gerçekte ...’a ait olmakla bu oranın hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğini; Davalılar Vekilinin İşbu Davada Vekillik Yapmasının Usul ve Yasaya Aykırılığı Bakımından; dava sürecinde defalarca belirttikleri ve 15/03/2016 tarihli dilekçelerinde de detaylı olarak açıkladıkları üzere; davalı vekilleri uris ...’a vasi atanması ve vasiye murise ait hisselerin iadesi için dava açma yetkisinin talep edildiği Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/844 E. sayılı dosyasında; murisin işlerini takip etmesi amacıyla davalı ...’a verdiği vekalete istinaden o tarihte sağ olan kısıtlı adayı ...’a vekil olarak tayin edildiklerini, bu kez davalı ... ve diğer davalı şirketlerdeki murise ait hisselerin tereke hesabına aktarılması amacıyla açılan ve aslında murisin sağlığında vasi marifeti ile açılması lazım gelen işbu davada davalı şirketlerin ve ...’ın vekilliğini üstlenerek murisle ... arasındaki menfaat çatışmasını bile bile vekillik yaptıklarını, Avukatlık Kanunu 38. maddesinin davalı vekillerinin bu davada kesin olarak vekillik yapamayacağını hüküm altına aldığı halde davalı vekillerinin ısrarla usul ve yasaya açıkça aykırı olarak vekil olarak işlem tesisine gitmelerinin kabulünün mümkün olmadığını, yapılan vekilliğin Avukatlık Kanunu gereği geçersiz olduğundan bahisle vekillerin bu sıfatla yaptıkları tüm işlemlerin de hükümsüz sayılmak zorunda olduğunu, itirazlarının Yerel mahkemece haksız bir şekilde reddedildiğinden bahisle Dairemizce yapılacak inceleme sonucu ile ilgili vekillerin davalılar vekili sıfatlarının bulunmadığının tespiti ile muris aleyhine yaptıkları tüm talep ve cevaplarının dosyadan çıkartılmasına karar verilmesi gerektiğini;İhtiyati Tedbir Talepleri Bakımından; dava konusu şirketlerin değerlerinin müvekkillerinin miras payları oranında bu şirketler üzerindeki hak ve alacakları, işbu alacaklarının imzası teyit edilmiş yazılı inanç sözleşmesi ile ispat edilmiş olduğu ve davalı ...'ın şirketlerdeki hisse oranlarının yüksekliği sebebiyle müvekkillerinin yargılama sürecinde uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararlar gözetildiğinde, dava konusu öncelikli taleplerinin davalı şirketler üzerinde murisin hak sahibi olduğu %97 oranındaki hisselerin terekeye iadesi olduğundan işbu hisseler üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasının, Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde murisin hak sahibi olduğu %97 oranındaki hisselere davacıların payı oranında ihtiyati tedbir konulması gerektiğini, dava dilekçesinde ve önceki taleplerinde de belirttikleri üzere mirasçı davacıların haklarının korunmasını teminen tedbiren ...’ın temsil ve ilzam yetkisinin kısıtlanarak şirketlerin kayyum maarifetiyle yönetilmesini ve davalı şirketlerin gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bulunan tüm banka hesaplarına tedbir konulmasını talep ettiklerini, ayrıca hukuka aykırı olarak verilen bu kararın icrası ve müvekkillerin uğrayacağı haksız zarar gözetilerek Yerel mahkeme kararının karar kesinleşinceye kadar tedbiren uygulanmamasına karar verilmesi gerektiğini; Dava ve tedbir konusu mal varlığının içerisinde yer alan ve ... A.Ş.'ye ait olan fabrika arazisi taşınmaz üzerinde ülkenin en tanınan konut projelerini yürüten ... A.Ş.'nin, ... Sefaköy projesinin mevcut olduğunu, yıllardır haksız ve hukuka aykırı bir şekilde ihtiyati tedbir talepleri reddedildiğinden bahisle halihazırda proje için taşınmazın bir kısmının Sinpaş'a devredildiğini ve müvekkillerinin büyük zararı doğmuş olup her geçen gün uğradığı ve uğrayacağı zararın bizzat yargı makamlarının kusurundan kaynaklı sebeplerle arttığını, ayrıca dosyaya taraflarınca sunulduğu üzere müteveffa ...'ın tereke temsilcisi olarak Av. ...'ın atanmış olmakla 23/03/2023 tarihli celsede tereke temsilcisi tarafından da davanın kabulünün talep edildiğini, tüm beyan ve delilleri gibi tereke temsilcisinin işbu talebinin de hiçbir hukuki gerekçesi olmaksızın reddedildiğini, buna karşın karşı yanca hiçbir yazılı delil sunulmamasına rağmen doğrudan asılsız iddialarının karara esas alınmasının, imzası teyit edilmiş belgenin ve dosyada beyanları mevcut lehe tanık beyanlarının göz ardı edilerek tedbir ve taleplerinin ısrarla reddedilmesinin Yerel mahkeme heyetinin tarafsızlığını sorgulatır nitelikte olduğunu, son duruşma öncesi heyet üyelerinden birinin değiştiğini ve fakat bu hususun hiçbir şekilde duruşma tutanağına geçirilmediğini, usuli işlemler dahi yapılmaksızın karar duruşmasında dahil olan yeni heyet ile davanın reddi kararı verildiğini;2016 yılından itibaren sürmekte olan dava dosyasında tüm talep ve delillere karşın halen ihtiyati tedbir kararı verilmemesi sonucunda müvekkillerinin uğradığı ve uğrayacağı zarar sebebiyle Anayasa m. 40 ve HMK m. 46 gereği devletin tazmin sorumluluğunun doğacağının açık olduğunu, davacıların muris babalarının mal varlığı üzerindeki miras haklarına erişimlerinin engellenmesinin imzasının davalıya ait olduğu Adli Tıp Raporu ile ispat edilmiş inanç sözleşmesine karşın murisin mal varlığının büyük ve değerli bir kısmını oluşturan şirket paylarını bedelsiz olarak yalnızca oğluna devretmesinin kabulünün de 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi başta olmak üzere Anayasaya aykırılık teşkil edeceğini, yıllardır süren ret kararlarına karşın ivedilikle tedbir talebinin kabulü gerektiğini;Aynı Daire ve Heyet İle Yapılacak Duruşmalı ve Öncelikli İnceleme Talepleri Bakımından; Yerel mahkemenin 2015/1102 E.- 2020/358 K. sayılı ve 25/06/2020 tarihli kararının halihazırda Dairemizce incelenerek 2020/1457 E. - 2022/1721 K. sayılı ve 24/11/2022 tarihli karar ile istinaf talebine konu itirazlar yönünden detaylı bir şekilde inceleme yapıldığını, halihazırda dosyaya hakim olan Dairemiz heyetince dosyanın incelenmesinin usul ekonomisinin bir gereği olmakla birlikte dava tarihinin 01/12/2015 olduğu, dava konusu taleplerin önem ve tutar yüksekliği sebebiyle müvekkillerinin yargılama sürecinde uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararların da gözetilerek istinaf başvurusunun öncelikli olarak incelenmesi gerektiğini, açıklanan gerekçeler ile Yerel mahkemenin Dairemizin kaldırma kararına karşın adeta eylemli bir direnme teşkil eden kararının ve işbu kararın son duruşma öncesi yapılan üye değişikliği ile alındığı da gözetilerek Dairemiz heyetince esastan inceleme yapılarak yeniden hüküm kurulması ve yapılacak incelemede istinaf gerekçelerinin detaylı bir şekilde izahı gerektiğinden bahisle başvurunun HMK m. 356 gereği duruşmalı olarak incelenmesi gerektiğini beyanla; dava konusu öncelikli taleplerinin davalı şirketler üzerinde murisin hak sahibi olduğu %97 oranındaki hisselerin terekeye iadesi olduğundan işbu hisseler üzerine teminatsız olarak, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde ise davacıların payı oranında ihtiyati tedbir konulmasını, mirasçı davacıların haklarının korunmasını teminen tedbiren ...’ın temsil ve ilzam yetkisinin kısıtlanarak şirketlerin kayyum maarifetiyle yönetilmesini ve davalı şirketlerin gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bulunan tüm banka hesaplarına tedbir konulmasını, hukuka aykırı olarak verilen Yerel mahkeme kararının icrası ve müvekkillerinin uğrayacağı haksız zararın gözetilerek yerel mahkeme kararının karar kesinleşinceye kadar tedbiren uygulanmamasını, istinaf başvurusunun usul ekonomisi ve müvekkillerinin yargılama sürecinde uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararlar gözetilerek önceki istinaf başvurusunu inceleyen Dairemizin aynı heyeti tarafından öncelikli ve duruşmalı olarak incelenmesini, istinaf başvurusunun kabulünü, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1167 E. - 2023/281 K. sayılı ve 23/03/2023 tarihli kararının kaldırılarak Dairemizce yeniden hüküm kurulmasını, neticede davanın kabulünü, aksi kanaat halinde Yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.Tereke temsilcisi istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece hiçbir delil sunamayan karşı yanın beyanları esas alınarak hüküm kurulduğunu, Mahkeme kararının gerekçesinde; iddiaların ve davanın temel dayanağını oluşturan ve yazılı delil niteliğindeki "Beyanname" başlıklı belgenin ispata kabil bir delil olmadığına karar verildiğini, işbu kararın tamamen gerçek dışı bir saptamaya dayandırılarak gerekçelendirildiğini, Mahkemece "Söz konusu belge üzerinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/19165 soruşturma nolu dosyasında yapılan imza incelemesi neticesinde, her ne kadar belgenin altında yer alan imzanın ...'a ait olduğu tespit edilmiş ise de, belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte belgeye eklendiği saptanmakla, belgenin içeriğinin murisin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığına dair kesin bir tespit yapılamamaktadır." şeklinde tespitte bulunulduğunu, ancak bahse konu dosyada yapılan imza incelemesi ve neticesinde düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunun hiçbir şekilde böyle bir tespiti içermediğini;17/02/2015 tarihli raporda; "İnceleme konusu iki adet belgede ...'a atfen atılı imzalar ile ...'a ait mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu sonucuna varıldığının" belirtildiğini, hiçbir şekilde Yerel mahkemenin kararında belirtildiği gibi bir sonuca varılamadığını,Dairemizce dosya kapsamında sunulu ilgili savcılık ve mahkeme dosyaları da incelendiğinde görüleceği üzere Yerel mahkemece maddi gerçekliğe ve hukuka açıkça aykırı olarak davalının ceza dosyalarında yer alan asılsız iddialarının ve kendisini cezadan kurtarmaya yönelik asılsız savunmalarının adeta raporda yer almış gibi karara gerekçe gösterildiğini, davacılarca daha önce verilen karara karşı sunulan istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde de talep ve açıklamada bulunulduğunu, Dairemizin 2020/1457 E. - 2022/1721 K. sayılı ve 24/11/2022 tarihli kararında; "..Adli Tıp Kurumu'nun 17/02/2015 tarihli raporunda "İnceleme konusu iki adet belgede ...'a atfen atılı imzalar ile ...'a ait mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu sonucuna varıldığı" belirtilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda; " Belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte eklendiğinin neye istinaden ve ne şekilde saptandığının açıklanmaması; yine birden fazla davacı olmasına rağmen davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin “davacıdan" alınarak davalılara verilmesine şeklinde infazda tereddüt oluşturacak mahiyette hüküm kurulması da yerinde değildir." şeklinde hüküm kurularak davanın temelini teşkil eden dayanak belgeye ilişkin iddiaların da kabul ve ispat olunduğunu; İstinaf ilamında açıkça izah olunmasına karşın Yerel mahkeme kararında ısrarla hukuka aykırı ve dayanaksız bir şekilde imzası davalı ...'a ait olduğu ispatlanmış delilin değerlendirme dışı bırakıldığını, işbu durumun hukuken mümkün olmadığı halde eylemli bir şekilde istinaf ilamına direnilmesi niteliği arz ettiğinden bahisle Dairemizce esastan değerlendirme yapılarak yeniden hüküm kurulması gerektiğini, dosyada mevcut rapor sonucunu çarpıtarak usul ve yasaya aykırı bir şekilde karar veren mahkeme heyetindeki hakimler hakkında ilgili mercilere şikayette bulunacaklarını;Yerel Mahkemece, istinaf incelemesinde ortadan kaldırılan önceki kararında; belgenin tarihinin 01/03/2005 olduğu da dikkate alındığında, davacıların aradan uzun yıllar geçtikten sonra böyle bir belgeyi ortaya çıkarmalarının MK 2 dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağının değerlendirildiğini, bu husus da daha önce ortadan kaldırılan karara karşı istinaf başvurusuna gerekçe yapılmışsa da, Mahkemece yeniden görülen davada verilen kararda bu husustaki hiçbir beyan ve itirazlar değerlendirilmeksizin adeta kopyala yapıştır usulü ile aynı hukuka aykırı gerekçeye işbu istinaf başvurusuna konu kararda da değinildiğini, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1167 E.- 2023/281 K. sayılı ve 23/03/2023 tarihli söz konusu kararı ile; ".. davacıların iddialarını uzun süren bir sessizlikten sonra dile getirdikleri de nazara alındığında, davacının muris muvazaasına yönelik iddiasının da ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmış olmakla davanın tümden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." aynı şekilde hüküm kurulduğunu; Yapılan bu değerlendirmelerin kanuna ve Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu, davacıların dava konusu üzerindeki haklarının muris ...'ın vefatı ile doğduğunu, ölüme bağlı tasarrufların ancak miras bırakanın ölümünden sonra dava konusu edilebileceğinden bahisle davaya konu belgelere dayanarak müvekkilleri tarafından ileri sürülecek tüm hak ve alacakların murisin vefat tarihi itibari ile doğduğunu, mirasçıların hiçbirinin, mirasbırakan vefat etmemiş iken, belge tarihi itibari ile hak sahibi olmadıkları açık iken, yine murisin 23/11/2015 tarihindeki vefatından çok kısa bir süre sonra 01/12/2015 tarihinde söz konusu davanın açıldığı da gözetildiğinde mahkemece mirasçı davacıların ilgili belgeye dayanmalarının dürüstlük kuralına uymadığının kabulünün tamamen hukuka aykırı olduğunu;Zamanaşımı ve dürüstlük kuralı bakımından yapılacak incelemelerde belgenin düzenlendiği tarihin değil, bu belge sebebiyle davacı müvekkillerinin hak sahibi olarak dava açmaya yetkili konuma geldikleri murisin vefat tarihinin esas alınması gerektiğini, bu doğruluda yapılacak bir incelemede inançlı işlem bakımından, inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu md. 125. gereği zamanaşımı süresinin on yıl olarak kabul edilmekte olduğunu, murisin vefat tarihi gözetildiğinde davanın süresinde açıldığının açık olduğunu, aksi kanaat ile muris muvazaasının kabulü halinde ise; işbu muvazaaya konu işlemlerin geçen zaman ile geçerli hale gelemeyeceğinden bahisle, muris muvazaasına ilişkin açılacak davalar için de herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımının söz konusu olmadığını, Yargıtay'ın kararlarında ve yerleşik içtihatlarında açıkça belirtilen bu hususun istikrarlı biçimde tekrarlanarak vurgulandığını, Yerel mahkemece de aynı gerekçe ile davalının zamanaşımı itirazları reddedilmişken süresi içerisinde yasal hakkını kullanan mirasçı davacıların dürüstlük kuralına aykırı davrandığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin de istinafa konu kararın çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini;Yargıtay yerleşik içtihadına göre de, muris muvazaası iddiasının süreye tabi kılınmaksızın her zaman ileri sürülebileceği vurgulandığı gibi muvazaaya konu işlem üzerinden geçen uzun sürenin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyeceğinin hüküm altına alındığını, muris muvazaasının hukuksal nedenine dayalı davalarda, zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmadığının, davanın niteliğine göre bu tür iddiaların süreye tabi kılınmaksızın her zaman ileri sürülmesinin olanaklı bulunduğunu;Açıklanan hususların Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına dayanmakta olup Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/16962 E. - 2018/13199 K. sayılı ve 04/10/2018 tarihli kararında da bu hususun vurgulandığını, mirasçı davacılar murisin vefatından çok kısa bir süre sonra söz konusu davayı açtığı gibi, aksi bir durum söz konusu olsa idi dahi inançlı işlem bakımından murisin vefatı ile başlayacak olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin, aksi kanaat ile muris muvazaasının kabulü halinde ise herhangi bir süre sınırlamasının bulunmadığı gözetildiğinde yasal sınırlara uygun olarak murisin vefat tarihi ile hak sahibi olan davacıların taleplerine ilişkin Yerel mahkemenin davacıların iddiaya dayanak belgeyi uzun yıllar geçtikten sonra ortaya çıkarmalarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağının kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu, davaya konu inançlı işlem iddiasının açıklanan sebeplerle dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilemeyeceği gibi Mahkemece istinaf öncesi yargılama ile inançlı işleme dayanak belgenin "vicdanen inançlı işlemin varlığını ispata kabil bir delil olmadığı kanaatine varılmış..." istinaf sonrası verilen kararda ise bu hususun; ".....'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır," şeklinde tespitte bulunulduğunu, ancak Mahkemenin tespitlerinin hatalı ve hukuka aykırı olduğu açık olmakla ileri sürülen dayanaksız ve soyut ifadelerin taraflarınca ve hukuken kabulünün hiçbir şekilde mümkün olmadığını;İnanç sözleşmesinin 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delille kanıtlanabileceğini, dosyada sunulu "Beyanname" başlıklı belge incelendiğinde görüleceği üzere davalı ... tarafından her üç şirketin ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97'sinin gerçekte ...'a ait olduğunun, bu oranın hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğinin gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, işbu belgeye ilişkin imzanın ...'a ait olduğunun da, 17/02/2015 tarihli rapor ile tespit edildiğini, imzası teyit edilmiş yazılı belge ile ispat olunan inançlı işleme ilişkin iddiasının, ispat edilemediğinden bahisle verilen Yerel mahkeme kararının dosya içeriği ve somut gerçeklik ile çeliştiğini; İşbu yazılı inanç sözleşmesine karşı ileri sürülecek her türlü iddianın karşı tarafça ispatı gerekmekte olup ve davalının sunduğu karşı bir yazılı delil bulunmamakta iken mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gibi belge içeriğine ilişkin değerlendirmede bulunulmasının da açıkça hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki gerçeği yansıtmamakla birlikte, hiçbir şekilde davalının beyan ve savunmalarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ilgili belgenin açığa imza olarak düzenlenmiş ve içeriği sonradan doldurulmuş olsa idi dahi, bu hususun da davalı tarafça yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğinin, açığa imza atanın bu işleminin sonuçlarını öngörmesi gerektiğinin de Yargıtay içtihatlarıyla sabit olduğunu, eğer davalı ile muris arasında inanç sözleşmesi dışında başkaca bir anlaşma yahut alacak bulunmakta ise de bu iddianın mirasçıları bağlamayacağının Yargıtay yerleşik içtihadı ile sabit olduğunu, nitekim dava dayanağı belgenin geçerliliğine ilişkin Yerel mahkemenin hatalı tespitte bulunduğunun istinaf bozma ilamında da vurgulandığını, istinaf kararına karşın ısrarla hukuka aykırı kararında direnen Yerel mahkeme kararının yalnızca bu gerekçe ile dahi bozulması gerektiğini, Yerel mahkeme kararının aksine, dava konusu inançlı işlemin imzasının teyit edildiğini ve yazılı belge ile ispat edildiğini, kaldı ki; yerleşik Yargıtay uygulaması gereği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK'nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesinin “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebileceğini, bu doğrultuda Yerel mahkemece hatalı olarak davaya dayanak belgenin ispatının kabil olmadığı kararı verilecek ise dahi, dava konusuna ilişkin diğer delillerin toplanarak incelenmesinin, örneğin tanıkların hazır edilmesi için süre verilmesinin yahut yemin delilinin hatırlatılmasının ancak tüm deliller değerlendirildikten sonra bir karara varılması gerekeceğinin açık biçimde istinaf ilamında da kabul ve tespit edildiğini;İstinaf ilamı sonrasında her ne kadar tanık usulen dinlenmişse de, davaya dayanak tüm talepleri ispatlar ve destekler nitelikteki tanık beyanlarına karşın adeta istinaf ilamı görmezden gelinerek yeniden somut gerçekliğe aykırı bir karar verildiğini, Erzincan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/218 Talimat numaralı dosyasının 17/01/2023 tarihli duruşması ile tanık ...'un beyanlarının alındığını, tanık beyanları ile de dava konusu talep ve iddialarının bir kez daha ispat olunduğunu, söz konusu tanığın, beyanlarında ayrıca taraflar arası süregelen diğer dosyalarda da önceki tarihlerde beyanda bulunduğunu, bu beyanlarını da aynen tekrar ettiğini vurguladığını, taraflar arası derdest birden fazla dava dosyası bulunmakla, işbu dosyalardan Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/734 E. sayılı dosyasında mahkeme davasına konu hususlarda da ilgili tanığın dinlendiğini, tanığın işbu beyanlarını içerir talimat duruşma zaptlarının da Dairemiz bilgilerine sunulmuş olduğunu, tanık mahkeme dosyası kapsamında alınan beyanlarında işbu önceki tarihli beyanlarını da tekrar ettiğini ayrıca ve açıkça belirtmiş olup ilgili beyanların da Dairemizce değerlendirmeye dahil edilmesini talep ettiklerini;Dava dosyasına, davacı mirasçı ...'e ait banka hesabı kayıtlarının sunulduğunu, mahkemece ilgili kayıtların teyidi maksadıyla ... Bankası'na istinabe talebiyle müzekkere yazıldığını, istinabe süreci sonucunda ilgili evrakların "kişisel sır niteliği taşıdığı” ve Lahey Sözleşmesinin 3. maddesine göre gerekliliklerin karşılanmadığı gerekçesi ile mahkemeye gönderilmediğini, istinabe evrakına ilişkin beyanda bulunulacağı 25/06/2020 tarihli 15 no'lu celsede davacılar vekili tarafından bildirilmiş olmasına rağmen bu hususta süre verilmediğini ve aynı celsede davanın reddine karar verildiğini; Banka hesabına ilişkin talep edilen bilgilerin halihazırda davacı ...'e ait olduğundan ilgili evrakların gönderilmemesine gerekçe gösterilen "kişisel sır" niteliğinin kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemece bu hususta beyanların sunulması için süre verilmesi ve talep doğrultusunda yeniden daha açıklayıcı bir istinabe talebinde bulunulması gerekmekte iken delillerin ve taleplerin hiçbir şekilde incelenmeksizin davanın reddine karar verildiğini, davacılar tarafından istinabeye konu evrakların halihazırda dava dosyasına sunulu durumda olduğunu, evrakların bankadan temin edilememesi halinde işbu evrakların incelenerek delillerin değerlendirilmesi gerektiğini, buna karşın Mahkemece gerekçeli kararda yalnızca istinabe evrakından sonuç alınamadığına değinmekle yetinildiğini, dosyaya sunulan delillerin hiçbir şekilde incelemeye alınmadığını, bu hususa ek olarak davacılar vekilince, açılan davada davalı şirketlerin hisseleri üzerinden mümkün olmaması halinde ise hisselerin değeri üzerinden talepte bulunulduğunu, Mahkemece bu durumda şirket hisse değerlerine ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması, bu inceleme için dosyanın bilirkişiye gönderilmesi gerekirken işbu hususun da değerlendirilmeksizin davanın reddine karar verildiğini, açıklanan pek çok gerekçe gereği Mahkemece eksik inceleme ve delil değerlendirmesi yapıldığının açık olduğunu ve verilen kararın kaldırılması gerektiğini; Yerel Mahkemece verilen usul ve yasaya aykırı kararın gerekçelerinden biri olarak aynı mahkemenin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/06/2019 tarihli ve 2018/64 E. - 2019/4878 K. sayılı ilamı ile kesinleşen 12/11/2015 tarihli, 2014/810 E. - 2015/861 K. sayılı kararın gerekçe gösterildiğini, ancak söz konusu davanın ....,... A.Ş. ve ... aleyhine muris henüz sağken açılan Genel Kurul Kararlarının iptali istemli bir dava olduğunu, işbu davanın ilgili Genel Kurul Kararlarının iptaline ilişkin konusu itibariyle de tamamen şekli olarak incelenen bir dava olduğunu ve dava içeriğinin de işbu dava ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, Yerel mahkemece ilgili davadaki hisse oranları dikkate alınarak hatalı bir değerlendirme yapılmış ise de, işbu davanın konusunun ilgili davadan bağımsız olarak muris ile davalı ... arasındaki inançlı işleme dayandığını, bu hususların, davacılar vekilinin önceki istinaf başvurusunda ve yargılama sürecinde de defalarca belirtildiğini, buna karşın haklı itirazların hiçbir şekilde dikkate alınmayarak hukuka aykırılıkta direnildiğini;Dava konusu inançlı işlemin, sunulan yazılı belge ile ispat edilmiş olmakla, bu belgede davalı ... tarafından her üç şirketin ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97'sinin gerçekte ...'a ait olduğunun ve hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğinin gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edildiğini, bu kabule karşın mahkemenin dava konusu iddia ve talepler ile ilgili belgenin geçerliliğini inceleyerek karar vermesi gerekirken, söz konusu şirketlerin kuruluş ve değişen yıllara göre hisse dağılımını incelemesi, nitekim murise ait olduğu kabul edilen hisselerin sermaye artırımlarından etkilenmeyeceği de ilgili belgede belirtilmiş iken yıllara göre sermaye artırımlarının ve hisse dağılımlarının yapıldığının kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemece önceki kararında ve önceki karara karşı yapılan istinaf başvurusuna konu kararda birebir aynı şekilde olmak üzere; "Bu kesinleşmiş ilamın dayandığı yargılamada toplanan deliller de huzurdaki dosya bakımından kuvvetli delil teşkil ettiğinden, ...'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır." şeklinde karar verildiğini, ancak defaatle açıklandığı üzere dava konularının farklı olduğu gibi konuları sebebiyle davaların delil ve ispat koşullarının da farklı olduğunu, söz konusu dava bakımından ilgili davadaki deliller ve hisse dağılımına ilişkin tespitlerin değil dosyaya sunulu inanç sözleşmesinin delil teşkil ettiğini, söz konusu yazılı belgenin imzası teyit edilmiş olmasına ve karşı yan tarafından aksi yazılı bir delille ispat edilememiş olmasına karşın yazılı delilleri ve tüm dava içeriği yerine konu ve içerik bakımından farklı bir dosyanın işbu dosyada "kuvvetli delil" teşkil ettiğinin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını; Dosyaya sunulu evraklarda da açıkça yer aldığı üzere, davalı şirket ....'nin kuruluş tarihinde davalı ...'ın henüz çocuk yaşta olduğunu, işbu şirketin kurucusunun muris olduğu da yine gerek anılan genel kurul iptaline dair dosyada, gerekse işbu dosya kapsamında bizzat tespit edildiğini, dava dayanağı beyanname gereği açık olduğu üzere davalı ... üzerinde gözüken hisselerinin toplamının %97'sinin gerçekte ...'a ait olmakla bu oranın hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyeceğini, ayrıca, davalı vekillerinin muris ...'a vasi atanması ve vasiye murise ait hisselerin iadesi için dava açma yetkisinin talep edildiği Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/844 E. sayılı dosyasında murisin işlerini takip etmesi amacıyla davalı ...'a verdiği vekalete istinaden o tarihte sağ olan kısıtlı adayı ...'a vekil olarak tayin edildiklerini, bu kez davalı ... ve diğer davalı şirketlerdeki murise ait hisselerin tereke hesabına aktarılması amacıyla açılan ve aslında murisin sağlığında vasi marifeti ile açılması lazım gelen işbu davada da davalı şirketlerin ve ...'ın vekilliğini üstlenerek, murisle davalı ... arasındaki menfaat çatışmasını bilerek vekillik yapmakta olduklarını, Avukatlık Kanunu 38. maddesinin davalı vekillerinin bu davada kesin olarak vekillik yapamayacağını hüküm altına aldığı halde davalı vekillerinin ısrarla usul ve yasaya açıkça aykırı olarak vekil olarak işlem tesisine gitmelerinin kabulünün mümkün olmadığını, yapılan vekilliğin Avukatlık Kanunu gereği geçersiz olduğundan bahisle vekillerin bu sıfatla yaptıkları tüm işlemlerin de hükümsüz sayılmak zorunda olduğunu, bu konudaki istinaf gerekçeleri ve itirazlarının, Dairemizce yapılacak inceleme sonucu ilgili vekillerin davalılar vekili sıfatlarının bulunmadığının tespiti ile muris aleyhine yaptıkları tüm talep ve cevaplarının dosyadan çıkartılmasına karar verilmesi gerektiğini;Dava konusu şirketlerin değerlerinin, mirasçıların miras payları oranında bu şirketler üzerindeki hak ve alacakları, işbu alacaklarının imzası teyit edilmiş yazılı inanç sözleşmesi ile ispat edilmiş olduğu ve davalı ...'ın şirketlerdeki hisse oranlarının yüksekliği sebebiyle terekenin ve mirasçıların yargılama sürecinde uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararlar gözetilerek, davalı şirketler üzerinde murisin hak sahibi olduğu %97 oranındaki hisselerin terekeye iadesi olduğundan bahisle işbu hisseler üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulması gerektiğini, ayrıca terekenin korunmasını teminen tedbiren, ...'ın temsil ve ilzam yetkisinin kısıtlanarak şirketlerin kayyum marifetiyle yönetilmesini ve davalı şirketlerin gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bulunan tüm banka hesaplarına tedbir konulması gerektiğini, hukuka açıkça aykırı olarak verilen bu kararın icrası ve terekenin uğrayabileceği haksız zarar gözetilerek Yerel mahkeme kararının karar kesinleşinceye kadar tedbiren uygulanmamasına karar verilmesini talep etmek zorunluluğunun da hasıl olduğunu;Sunulmuş beyan dilekçelerinden de anlaşılacağı ve görüleceği üzere, tereke konusu ... A.Ş.'ye ait olan fabrika arazisi taşınmaz üzerinde, ülkenin en tanınan konut projelerini yürüten ... A.Ş.'nin ... Sefaköy projesinin mevcut olduğunu, ihtiyati tedbir talepleri reddedildiğinden halihazırda proje için taşınmazın bir kısmının ... devredildiğini ve terekeye konu malvarlığı açısından büyük zarar doğduğunu ve bu zararın da her gün arttığını, ayrıca 23/03/2023 tarihli celsede tereke temsilcisi olarak taraflarınca davanın kabulünün talep edildiğini, işbu talebin de hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın reddedildiğini, karşı yanca hiçbir yazılı delil sunulmamasına rağmen, davalıların soyut delile dayanmayan ve asılsız savunma ve beyanlarının karara esas alınması, imzası teyit edilmiş belgenin ve dosyada beyanları mevcut lehe tanık beyanlarının ve istinaf mahkemesinin daha önceki verilen karara karşı ortadan kaldırmaya dair kararındaki gerekçe ve değerlendirmelerin tamamı göz ardı edilerek tedbir ve davanın kabülü talebinin ısrarla reddedilmesinin Yerel mahkeme heyetinin tarafsızlığını sorgulatır nitelikte olduğunu, öyle ki son duruşma öncesi heyet üyelerinden birinin değiştiğini ve fakat bu hususun hiçbir şekilde duruşma tutanağına geçirilmediğini, usuli işlemler dahi yapılmaksızın karar duruşmasında dahil olan yeni heyet ile hukuka aykırı davanın reddi kararı verildiğini; Bu sebeple; 2016 yılından itibaren sürmekte olan dava dosyasında, taleplere rağmen ihtiyati tedbir kararı verilmemesi sonucunda terekenin uğramış olduğu ve uğrayacağı zarar sebebiyle Anayasa m. 40 ve HMK m. 46 gereği devletin tazmin sorumluluğunun doğacağının açık olduğunu, yıllardır süren hukuka aykırı ret kararlarına karşın ivedilikle tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Dairemizin 2020/1457 E. - 2022/1721 K. sayılı ve 24/11/2022 tarihli kararı ile ortadan kaldırılmasına karar verilen Yerel mahkemenin 2015/1102 E.- 2020/358 K. sayılı ve 25/06/2020 tarihli kararı hakkında, davaya ilişkin daha önceki davacıların istinaf başvuru gerekçeleri yönünden detaylı bir şekilde inceleme yapıldığını, bu sebeple, Dairemiz heyetince dosyanın incelenmesinin usul ekonomisinin bir gereği olmakla birlikte, dava tarihinin 01/12/2015 olduğu, terekenin oldukça yüksek önem ve bedele sahip olması sebebiyle, terekenin yargılama sürecinde uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararlar gözetilerek istinaf başvurusunun öncelikli incelenmesini; Açıklanan gerekçelerle Yerel mahkemenin Dairemizin kaldırma kararına karşın hukuka aykırı biçimde eylemli bir direnme teşkil eden kararı ve işbu kararın son duruşma öncesi yapılan üye değişikliği ile alındığı da gözetilerek, Dairemiz heyetince esastan inceleme yapılarak Yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiğini, yapılacak incelemede istinaf gerekçelerinin detaylı bir şekilde izahı gerektiğinden bahisle istinaf incelemesinin HMK m.356 gereği duruşmalı olarak incelenmesi gerektiğini beyanla; davalı şirketler üzerinde murisin hak sahibi olduğu %97 oranındaki hisselerin terekeye iadesi talebi nedeniyle, işbu hisseler üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasını, tereke haklarının korunmasını teminen tedbiren ...'ın temsil ve ilzam yetkisinin kısıtlanarak şirketlerin kayyum maarifetiyle yönetilmesini ve davalı şirketlerin gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bulunan tüm banka hesaplarına tedbir konulmasını, hukuka aykırı olarak verilen Yerel mahkeme kararının icrası ve terekenin uğrayacağı haksız zarar gözetilerek Yerel mahkeme kararının karar kesinleşinceye kadar tedbiren uygulanmamasını, istinaf başvurusunun usul ekonomisi ve terekenin uğrayabileceği telafisi mümkün olmayan büyük maddi zararlar gözetilerek önceki istinaf başvurusunu inceleyen Dairemizin aynı heyeti tarafından öncelikli ve duruşmalı olarak incelenmesini, istinaf başvurusunun kabulünü, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1167 E.-2023/281 K. sayılı ve 23/03/2023 tarihli kararının kaldırılarak Dairemizce yeniden hüküm kurulmasını, davanın kabulünü, aksi kanaat halinde Yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, inançlı işlem, bunun kabul edilmemesi halinde ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak davalı şirketlerdeki davalı ...'a ait hisselerin % 97'sinin muris ...'ın terekesine ait olduğunun tespiti, tereke hesabına kaydı, olmadığı takdirde davacıların miras payları oranında adlarına tescili ve şirketlerin pay defterlerine işlenmesi taleplerine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili ile tereke temsilcisi istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacılar vekili ile tereke temsilcisi tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemenin dosyada mübrez inançlı işleme dayanak olarak sunulan belgelerdeki beyanların, imza tarihinden sonra belgeye eklendiğine yönelik gerekçesine dayanak herhangi bir tespitin bulunmadığı, ATK raporunda böyle bir tespit yapılmadığı, imzaların davalının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davaya konu belgelerle ilgili ileri sürülebilecek tüm hak ve alacakların murisin vefat tarihi itibariyle davacılara geçmiş olması, davanın murisin vefatından hemen sonra ve inançlı işlem yönünden zamanaşımı süresi içerisinde açılması ile muris muvazaası iddiasının herhangi bir zamanaşımına tabi olmaması nedeniyle Mahkemenin aradan geçen süre nedeniyle iddianın ileri sürülmesini dürüstlük kuralına aykırı bulmasının hukuka aykırı olduğu, inançlı işlem iddiasına dayanak belgelerin geçerli olduğu ve delil olarak kabul edilmesi gerektiği, sunulan belgeler ile birlikte tanık ...'un beyanlarının iddialarını ispatladığı ancak Mahkemenin gerekçesiz bir şekilde tanığın beyanlarını nazara almadığı, Almanya'da bulunan bankadan ilgili kayıtların getirtilmesi ve hisse değerlerinin tespiti yönünde bilirkişi incelemesi yapılmaması nedeniyle kararın eksik incelemeye dayandığı, genel kurul kararlarının iptali davalarında verilen kararlar ile bu davanın konusunun tamamen farklı olduğu, o davalarda şekli bir inceleme yapıldığı ve verilen kararların eldeki davada delil olarak kabul edilemeyeceği, davalılar vekilinin daha önce murisin vekili olduğu ve aradaki menfaat çatışması nedeniyle bu davada vekillik yapamayacağı ve yaptığı işlemlerin geçersiz sayılması gerektiğine ilişkindir.Dosya kapsamından; davacıların davalarını öncelikli olarak inançlı işleme, aksi halde ise muris muvazaası hukuksal temeline dayandırdıkları, inançlı işlem iddiası yönünden dosyaya 01.03.2005 tarihli, "..." antetli, "Beyannamedir" başlıklı, .... kaşesi üzerine davalı ... tarafından atılmış imzayı ve "...A.Ş. ve ... A.Ş.'de şahsıma ait olarak gözüken hisselerin %97'sinin hiçbir sermaye artırımından etkilenmeksizin babam ...'a ait olduğunu gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ederim" beyanını içerir belge ile 01.03.2005 tarihli, "..." antetli, "Beyannamedir" başlıklı, .... kaşesi üzerine davalı ... tarafından atılmış imzayı ve "....'de şahsıma ait olarak gözüken hisselerin %97'sinin hiçbir sermaye artırımından etkilenmeksizin babam ...'a ait olduğunu gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ederim" beyanını içerir belgenin sunulduğu anlaşılmıştır.İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı işlem kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inançlı işlem iddiasının ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacı tarafça inançlı işlem iddiasına dayanak olarak sunulan belgelerde, davacılar murisi ... tarafından davalı şirketlerde yer alan paylarının geçici süre ile veya belirli bir amaç için kullanılmak ve iade edilmek üzere davalı ...'a devredildiğine dair imzalı bir beyanın bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesinin 2014/810 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda; davalı ....'nin sicil dosyasındaki ilk gazetenin 06.02.1981 tarihli olduğu ancak şirketin daha önceki bir tarihte kurulduğu, 01.09.1975 tarihinde sermayesi 16.420.000 TL iken 17.180.000 TL artırıldığı, artırılan tutarın tamamının davalı ... tarafından taahhüt edildiği ve davalının bu tarih itibariyle hissesinin %51'e çıktığı, 18.05.1982 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveline göre muris ...'ın %48, davalı ...'ın %51 oranında hissedar oldukları, şirket sermayesinin muhtelif tarihlerde artırıldığı ve hisse devirlerinin yapıldığı, muris ...'ın 1996 yılından itibaren davalı şirkette hissedar olmadığı, davalı ....'nin 30.06.1986 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların 11.07.1986 tarihinde tescil edildiği, anılan kararda şirket sermayesinin artırıldığı ve şirketin unvanının değiştirildiği, muhtelif tarihlerde sermaye artırımı yapıldığı, şirket kayıtlarında muris ...'a ait hisseye rastlanmadığının tespit edildiği, Dairemizce şirketlerin İTO tarafından dosyaya sunulmuş sicil kayıtlarının incelenmesinde de, muris ile davalı ... arasında yapılmış bir hisse devrinin görülmediği, davacılar tarafından hisse devrinin hangi tarihte yapıldığı açıklanmadığı gibi buna ilişkin bir delilin sunulmadığı, davacılar tanığının ise hisse devrinin 1980 yılında yapıldığını ancak kendisinin 1994 yılında davalı şirketlerde çalışmaya başladığını beyan ettiği, davalı ... A.Ş.'nin ise belgelerin tanzim tarihinden sonra, 2009 yılında kurulduğu ve murisin bu şirkette hiç hissedar olmadığı, dava tarihi itibariyle davalı ...'ın davalı şirketlerin çoğunluk hissesine sahip olduğu, buna göre davacılar tarafından inançlı işlem iddiası kapsamında, inanan (muris) tarafından inanılana (davalı ...) 1980 yılında Almanya'ya gitmesi sebebiyle, ileride iade edilmek üzere hisselerini devrettiğine dair iddianın ispat edilemediği, davalı ... tarafından, tek taraflı olarak düzenlediği belgelerdeki beyanın kabul edilmediği, muris ... tarafından, tanığın beyanı ve davacıların iddiasına göre devrin yapıldığı 1980 yılından vefatına kadar, yani 35 yıl boyunca bu belgelere dayanılarak herhangi bir hak iddiasında bulunulmadığı gibi, davacılar tarafından da bu belgelerin ellerinde olduğunu kabul ettikleri 2005 yılından itibaren, 2013 yılında genel kurul karar iptali talebi ile açtıkları davalara kadar herhangi bir hak iddiasında bulunulmadığı, davacıların hissedar olarak 2013 yılına kadar davalı şirketlerin genel kurullarına katıldıkları ve genel kurullarda alınan kararlara bu sebeple muhalefet etmedikleri, İlk Derece Mahkemesi'nin 2014/810 Esas karar sayılı kararının gerekçesinde; "davalı ...'ın ...'dan hisseleri ne şekilde devraldığı konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, davalı ...'ın hisseleri kanuna aykırı biçimde devraldığı kanıtlansa dahi yaklaşık 18 yıl sonra bu devrin geçersizliğini ileri sürerek genel kurul kararlarının iptalini talep etmenin, aradan geçen uzun zaman ve sermaye artırımları dikkate alındığında TMK madde 2 anlamında hakkın kötüye kullanımının ihlali anlamına geldiği"nin kabul edildiği, anılan kararın Yargıtay incelemesinden onanarak geçtiği, her ne kadar konularının farklı olması sebebiyle anılan dosyada verilen kararın taraflar açısından bu dosyada kesin hüküm teşkil ettiği kabul edilemez ise de, kuvvetli delil mahiyetinde olduğunun açık olduğu, dolayısıyla muris ve tarafların bu belgelerin geçerli olmadığı yönünde örtülü bir irade beyanı sergiledikleri ve aksinin iddia edilmesinin TMK'nın 2. maddesinde düzenlen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği, davacıların dayandıkları ikinci hukuki sebebin muris muvazaası olduğu, Mahkemece de kabul edildiği üzere muris muvazaasından bahsedilebilmesi için görünürde bedeli ödenerek yapılmış bir hisse devri işleminin bulunması, bu işlemin arkasına aslında bağışlama suretiyle yapılan hisse devrinin gizlenmesi ve üçüncü olarak da murisin bu işlemi mirasçılarından mal kaçırma kastı ile yapmış olmasının gerektiği, muris tarafından görünüşte bedeli mukabilinde, gizli olarak ise bağış olarak yapılmış bir hisse devir işlemi olmadığı gibi, davacıların murisin mirasçılarından mal kaçırma iradesinin bulunduğuna yönelik iddiaların, yine murisin "davalı ... tarafından imzalı belgeleri davacılar ve diğer mirasçıların haklarına halel gelmemesi için aldığı ve davacı ...'ye verdiği"ne dair iddiaları ile tamamen çeliştiği, murisin bir yandan mirasçılarının haklarını korumak isterken, diğer yandan mirasçılarından mal kaçırma iradesi ile hareket ettiğinin iddia ve kabul edilemeyeceği, dolayısıyla davacılar tarafından muris muvazaası iddiasının da ispat edilemediği, Mahkemece her ne kadar verilen ilk kararda belgelere sonradan ekleme yapıldığına dair bir gerekçeye yer verilmiş ise de, Dairemizce verilen 2020/1457 Esas ve 2022/1721 Karar sayılı kaldırma ilamından sonra verilen kararda bu gerekçeye dayanılmadığı, Mahkemece Almanya'da bulunan bankadaki hesap kayıtlarının celp edilmemesi ve hisse değerinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmamasının sonuca bir etkisinin bulunmadığı, kaldı ki banka kayıtları için daha önce istinabe işlemi yapıldığı ancak sonuç alınamadığı, davalılar vekilinin vekaletnamesi ve yaptığı işlemlerin geçerli olduğu, Mahkemece 17.03.2016 tarihli ve 2 nolu duruşmada verilen ara karar ile davacıların bu itirazlarının karşılandığı, sonuç olarak Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun ve davacılar vekili ile tereke temsilcisinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacılar vekili ile tereke temsilcisinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların ve tereke temsilcisinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davacılardan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince tereke temsilcisinden alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tereke temsilcisi tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL'nin tereke temsilcisinden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39