SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2024/331 E. 2024/438 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/331

Karar No

2024/438

Karar Tarihi

7 Mart 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/331

KARAR NO: 2024/438

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 15/09/2021

DOSYA NUMARASI : 2019/92 Esas - 2021/783 Karar

BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN

2019/125 ESAS VE 2019/821 KARAR SAYILI DOSYASINDA

DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

KARAR TARİHİ: 07/03/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı asıl davada davacı vekili ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Asıl davada davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından Ocak 2013 tarihinden itibaren davalı şirkette yönetim kurulu üyesi ve bakanı olarak görev yaptığını, yönetim kurulu başkanı olduğu süre zarfında sorumluluklarını layığı ile yerine getirdiğini, davalı şirketin 24/12/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantısında, gündemin 5 numaralı kararında, davacı tarafın haksız ve mesnetsiz olarak ibra edilmemesine karar verildiğini, davacının ibra edilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, ibra edilmeme kararında, hiçbir gerekçe ve somut neden gösterilmediğini, diğer tüm yönetim kurulu üyelerini ibra edildiğini, 2017 yılına ait raporlara ve bilançoya ilişkin yapılan müzakerelerde kimse tarafından herhangi bir olumsuzluk belirtilmediğini, davalı şirketin müzakerelerde kimse tarafından herhangi bir olumsuzluk belirtilmediğini, davalı şirketin 2017 yılında 600 milyonun üstünde hasılat yaptığını ve kar ettiğini, olağan genel kurulda verilen, davacı hakkında yasal yollara başvurulması ve dava açılması kararı hukuka aykırı olduğu için kararın iptali gerektiğini, 24/12/2018 tarihli genel kurulda alınan davacının ibra edilmemesine ve davacı aleyhine sorumluluk davası açılmasına ilişkin verilen 5 numaralı kararın iptaline, davacının yönetim kurulunun 2017 yılı faaliyetlerinden dolayı ibrasına, tüm yargılama giderli ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın 24/12/2018 tarihli genel kurul kararının iptali ile yönetim kurulu üyesi olan davacının ibra edilmesi talep ettiklerini, işlemlere birlikte imza atan diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilmesine rağmen, davacı tarafın ibra edilmemesine ilişkin karar, kanun hükümlerine, sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olarak verildiğini, bu kararın iptalinin gerektiğini, ibra edilmeme kararı alınırken de davalı tarafın somut nedenleri ortaya koymadığını, davalı hakkında ibra edilmeme kararının verildiği 5. Maddeni iptalini ve davacı tarafın ibra edilmesini talep ettiklerini, ...Aş'nin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul kararının iptaline, davacının ibra edilmesi ve olumlu görüş yazısı verilmesine, tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinden bırakılmasını karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket, Türkiye genelinde ... Bayisi olan şirketlerin kurduğu Bölge Şirketlerin bir araya gelerek oluşturduğu ve ayrıca ...’un hakim ortağı olduğu ... A.Ş.ninde %10 hisseye sahip olduğu bir şirket olduğunu, kuruluş amacı ... ürünlerinin pazarda daha iyi yer edinmek ve rakipler ile daha iyi mücadele etmek, pazar payının genişlemesini sağlamakta olduğunu bunu sağlamak için de, reklam ve tanzim tanıtım faaliyetlerinin organize edilmesi ile sevk ve idaresi olduğunu, şirket ana sözleşmesinde ... A.Ş. nin imtiyaz hakkının bulunduğunu, birçok önemli kararın alınabilmesi için ... A.Ş. nin kabulüne bağlı olduğunu, verilen imtiyaz hakkına göre, şirket Yönetim Kurulunda ki, beş üyeden ikisini tayin ve tespit etmek hakkı ... A.Ş. Olduğunu, bu imtiyaz hakkına dayanarak 2012 yılında, ... A.Ş temsilcisi olarak davacı ile birlikte ... Genel Müdürlüğünde çalışmakta olan ...'nun atandığı ve Genel Kurulda seçilmesinden sonra yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında davacı ... Başkanlığa, ... ise Başkan Yardımcılığına seçildiğini, müvekkili şirket’in genel amacı Çaykur ürünlerinin Pazar payını artırmak olduğu için yapılan bir çok işlem ... temsilcisi olarak atanan ... temsilcileri tarafından yapılmakta olduğunu, bu işlemlerin bir çoğu, davacının seçildiği 2012 yılından görevden ayrıldığı 2018 Mayıs ayına kadar ki, süreçte davacı ve diğer temsilci ... tarafından sevk ve idare edildiğini, bu süreçte yapılan işlerde, her ne kadar Yönetim Kurulu kararları da olsa fiili olarak işler ve işlemlerin yapılması Davacı’nın onayı ile yerine getirildiğini, personel atamasından, mal alımına kadar olan tüm işlemler Davacı’nın onayı ile diğer ... temsilcisi ... tarafından yürütüldüğünü, müvekkili şirketin uzun yıllar faaliyet alanı sadece ... ürünlerinin piyasada tanıtım ve dağıtımının doğru bir anlayışla pazarlanmasının olduğunu, davacının müvekkili şirket Yönetim Kurulu Başkanı olmasından sonra, faaliyet alanı genişletildiğini müvekkili şirket ... Distribütörlüğünü almış, “...” markası altında çay evleri açmış, ayrıca yurt dışına çay ürünleri ihraç etmeye başladığını, tüm bu işler imtiyazlı pay sahibi olan şirket ortağı ... A.Ş. nin Yönetim Kurulu Üyesi olarak atadığı davacı ... ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan ... tarafından yürütüldüğünü, davacının, aynı zamanda ... Genel Müdürü olduğunu, dür. müvekkili şirketin tüm ortaklarının ... bayilerinin olduğunu, bu nedenle yapılan işlere hayatın olağan akışı içinde itiraz etmelerinin mümkün olmadığını, özellikle, Fas Kazablanka’da faaliyet gösteren ... şirketi ile anlaşma yapıldığını, bu firma ile görüşmeleri bizzat davacının yürüttüğünü ve davacının talimatı ile Başkan Yardımcısı ...'nun anlaşmayı yaptığını, ancak bu sözleşme ... tarafından tek imza ile imzalanarak yürürlüğe sokulduğunu, müvekkil Şirkette temsil ve ilzam Yönetim Kurulu üyelerinin müşterek iki imzası ile mümkün olduğunu, bazı işlemlerde temsil ve ilzam müşterek üç imza ile yapılmakta olduğunu, bunun dışında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Uzak Doğu, Orta Doğu ve Afrika Ülkelerine ihracat yapıldığını, bu ihracatların görüşmeleri ve talimatları davacı tarafından yapıldığını, tüm bu ihracat işlemleri teminatsız yapıldığını, yapılan ihracat bedellerinin önemli bir bölümünün tahsil edilemediğini, bunların tamamına yakını için yasal yola başvurulduğunu, bu ihracatlar nedeniyle müvekkili şirketin yüklüce miktarda zararı oluştuğunu, bütün bu işlemler, davacının kontrolünde ... tarafından sevk ve idare edildiğini, 2016 yılında ihracattan zarar oluşmasına rağmen 2017 yılında da teminatsız ihracat yapılmaya devam edildiğini, kendisinin görev süreci sonucunda yaklaşık 1,2 milyon Euro ihracat tahsilatı yapılamadığını, ayrıca 2017 yılı ihracat kanalına yapılan satışlardan yaklaşık 7.000.000 TL zarar edildiğini, bu nedenle davacı Genel Kurulda ibra edilmediğini, müvekkil şirketin açılmasına karar verdiği ... Mağazaları için davacı bir dizi yanlış ve şirketi zarara uğratacak kararlar verdiğini ve uyguladığını, davacının verdiği talimatlar doğrultusunda ... tarafından uygulanan işlemler sonucu, Suudi Arabistan Mekke’de ... şubesi açmak adına yaklaşık 3,6 milyon TL harcama yapıldığını, ancak mağaza gerekli izinler alınamadığı için açılmadığını, Mekke’de açılması planlanan ... Mağazası için, yer ve kuruluş işlemleri bitirilmeden mağazanın tüm dekorasyonunun siparişi verilerek yaptırıldığını, bu sipariş için yaklaşık 800 bin TL borçlanma yapıldığını,...mağazalar dekorasyonu harcanan bedeller ve işletmenin operasyonel zararları toplamı yaklaşık 41 milyon TL’ olduğunu, 3 yıl boyunca tüm mağazalar zarar etmekle beraber Franchise modeline geçilemediğini, yönetim yetkinlik eksikliği dolayısıyla zarar sürdürülmeye devam ettiklerini, ... mağazasının kiralanmasının akabinde yaklaşık 800 metre ilerde aynı cadde üzerinde Göztepe mağazası kiralandığını, birbirine bu kadar yakın olan 2 şube de zarar etmek durumunda kaldıklarını, Yönetim öngörüsüzlüğü ile firma zarara uğratıldığını, ... Caddesin ...’dan kiralama yapılması adına 900.000,00 TL şerefiye/hava parası Yönetim Kurulu kararı alınmadan ödendiğini, kiralanacak yerinin Turizm Bakanlığınca tarihi bina kapsamına alınmasında dolayı mağazada tadilat yapılamayacağı için kiralama yapılamadığını. bu durum sonucu şerefiye/hava parası alan firma ödemeyi iade etmediğini ve dava sürecine gidildiğini, şirket kaynakları gerekli araştırmalar yapılmadan risk altına alınarak şirketin zararına neden olduğunu, müvekkili şirkettin tüm personeli ...’na bağlı olarak çalışmakta olduğunu, ancak, ..., tüm üst düzey personel alımı ve çıkartılması için davacının tasvip ve onayı almakta ve davacının onayı olmadan herhangi bir personel alımı ve çıkartılması yapılma olduğunu, ... üst düzey personel alımı yaptıktan kısa bir süre sonra kendileri ile anlaşmazlığa düşünce işten çıkarmalar yapmış ve hepsinde de, anlaşma yoluyla kıdem tazminatlarının üzerinde bedeller ödendiğini, personel giriş çıkışlarına bakılınca bu durum görüleceğini, özellikle satış direktörü olarak işe alınan ..., kısa bir süre sonra işten çıkartıldığını, ... kendisi üzerinde mobing uygulandığını belirterek dava açtığını, mobing davası sonuçlanmış ve ... üzerinde davacı tarafından mobing uygulandığı tespiti yapıldığını, buna bağlı olarak diğer tazminat davasında sözleşmeden kaynaklanan zararının ödenmesine yönelik bilirkişi mütalaası verildiğini, davanın sonuçlanma aşamasında olduğunu, ..., daha önce şirket çalışanı olarak beraber çalıştığı ve daha sonra şirketten ayrılarak Diyarbakır ... Bayisi olan ... Şirketine 1,7 milyonun TL üzerinde bir satışı, şirketin standart vadesinin çok üzerinde olmak kaydıyla bir yıl vadeli çeklerle yapıldığını, ... markası olan ve üretimine başlama kararı verilen ... isimli destek ilacı için ... uzun yıllar araştırma yaptırdığını, ve 2018 yılı başında bu marka müvekkil şirkete devir edildiğini, ... markası ... üzerinde iken üretim siparişi verildiğini ve kutu üzerinde “... ” yazıldığını, daha sonra marka müvekkil şirkete devir edilince kutular üzerindeki ... markası nedeniyle, ...’dan izin almak gerektiğini, ancak davacı ... Genel Müdürlüğünden ayrıldığı için ... Yönetimi bu izni vermediğini, bu nedenle ürünün getirilemediğini, üretici Japon Firması dava yoluna gideceğini ihtar ile bildirince sulh yoluna gidilmiş ve 250.000 Amerikan Doları bir bedel ödenerek sulh yapıldığını, Genel Kurulda alınan kararın doğru olduğunu, dürüstlük kuralı ile bağdaşmıyor iddiasının yerinde olmadığını, müvekkili şirkette, iki türlü (A) grubu ve (B) Grubu hisselerinin bulunduğunu, A Grubu hisse İmtiyazlı Hisse olup,... A.Ş.’ne ait olduğunu, ve davacı bu imtiyazlı hisse adına atandığını, imza sirkülerinde ise dört grup imza bulunmakta olduğunu, davacı ve diğer Yönetim Kurulu üyeleri 1.Derece İmza yetkisine sahiptir olduğunu, ancak müvekkili şirketi temsil ve ilzamda müştereken iki imza gerekmekte olduğunu, ayrıca 28.12.2015 tarihli İç Yönergenin Yönetim Kurulunun yetkilerini düzenleyen birinci maddesinin (A) fıkrasındaki işlemler birinci dereceden müşterek üç imza ile yapılmakta olduğunu, müvekkili şirkette, şirketin temsil ve ilzamı detaylı kurallara bağlandığını, ancak günlük işlerde, iş ve işlemlerin yürütülmesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ...’na ait olduğunu, davacının bilgisi ve onayı ile ... tarafından yürütülmüş ve bunların sonucunda da zarar oluştuğunu, bu nedenle davacının Genel Kurulda ibra edilmemesi kararı Yasa ve Usul hükümlerine uygun olduğunu, davacı vekilinin ileri sürdüğü gerekçelerin mesnetsiz olduğunu, ayrıca, müvekkili şirketin 24.12.2018 tarihinde yapılan 2017 Mali Yıl Genel Kurulunda, 2017 yılı için ibra oylamasının iptali için ...’da İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2019/125 Esas Sayılı dosya ile dava açıldığını, açılan bu davacının açtığı işbu dava ile aynı kapsamda olduğunu, bu nedenle de iki davanın birlikte görülmesi için birleştirilmesi gerekmekte olduğunu bildirmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, Türkiye genelinde ... Bayisi olan şirketlerin kurduğu Bölge Şirketlerinin bir araya gelerek oluşturduğu ve ayrıca Çaykur’un hakim ortağı olduğu ... A.Ş.ninde %10 hisseye sahip olduğu bir şirket olduğunu, şirketin kuruluş amacının ... ürünlerinin pazarda daha iyi yer edinmek ve rakipler ile daha iyi mücadele ederek pazar payının genişlemesini sağlamak olduğunu, şirket ana sözleşmesinde ...an A.Ş. nin imtiyaz hakkı bulunduğunu, birçok önemli kararın alınabilmesinin ... A.Ş. nin kabulüne bağlı olduğunu, verilen imtiyaz hakkına göre, beş kişiden oluşan şirket yönetim kurulundaki üyelerden ikisini tayin ve tespit etme hakkının ... A.Ş. de olduğunu, bu imtiyaz hakkına dayanarak 2012 yılında, ... A.Ş. temsilcisi olarak davacı ile birlikte Çaykur Genel Müdürlüğünde bulunan ...'nun atandığını ve Genel Kurulda seçilmesinden sonra yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında ...'nun başkanlığa, davacı ... Sütlüoğu'nun ise başkan yardımcılığına seçildiklerini, yapılan bir çok işlemin seçildiği 2012 yılından görevden ayrıldığı 2018 Mayıs ayına kadar ki süreçte davacı tarafından sevk ve idare edildiğini, bu süreçte yapılan işlerde, her ne kadar Yönetim Kurulu kararları da olsa fiili olarak işlerin ve işlemlerin yapılmasınun davacı tarafından yerine getirildiğini, müvekkili şirketin tüm personelinin davacıya bağlı olarak çalıştığını, ... üretiminde kullanılan ham maddelerin satışlarında şirketin alış fiyatının altında zararına indirimli satışlar yapıldığını, şirketin zarara uğratıldığını, bu konuda Yönetim Kurulu Kararının da bulunmadığını, davacının bir dizi yanlış ve şirketi zarara uğratacak kararlar vererek uyguladığını belirterek davanın reddnine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 15/09/2021 tarih ve 2019/92 Esas - 2021/783 Karar sayılı kararı ile; " Asıl dava, mahkeme aracılığıyla yönetim kurulu üyesinin ibra edilme kararı verilmesi, mahkememizle birleşen İstanbul Anadolu 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/125 esas sayılı dosyasındaki davası da, mahkeme aracılığıyla yönetim kurulu üyesinin ibra edilmesi talebidir. Asıl ve birleşen davada; davacılar ... ve ..., ... Aş'nin yönetim kurulu üyesi olup 24/12/2018 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısında alının 5 numaralı" ibra edilmeme" kararının iptali ile yönetim kurulu üyesi olarak asıl ve birleşen dosyadaki davacıların 2017 faaliyet yılından dolayı mahkeme tarafından "ibra edilme " karar verilmesi talebidir. Dosya içerisinde 24/01/2020 tarihli bilirkişi raporu ile itiraz üzerine 18/01/2021 tarihli ek rapor alınmıştır. Bilirkişiler tarafından davalı şirketin 2013-2018 yıllarına ilişkin ticari defter kayıtları incelenmiş, açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olduğu görülmüştür. Yine 2013/2018 tarih aralığındaki gelir tabloları incelenmiş, yönetim kurulu üyelerinin 2016 yılında ibra edildikleri, ibra edilmeyen 2017 yılı ile 2016 yılı kıyaslandığında, 2017 yılında satışların önemli bir oranda arttığı, satış maliyetlerinin yaklaşık aynı oranlarda olduğu, 2017 yılındaki net karın 15.661.428,01 TL olduğu, 2016 yılında ise net karın 398.589,51 TL olduğu tespit edilmiştir. Davacılar hakkında İstanbul Anadolu 10 ATM 2019/1033 E sayılı dosyası ile davacılar hakkında 'Sorumluluk Davası ' açıldığı tespit edilmiştir. Davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası olduğundan, davacılar hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacıların bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. (İstanbul BAM 13 HD : 2018/1635 Esas 2020/282 Karar ) "Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri veya denetçilerin ibra edilmemeleri ya da daha önce alınan bir ibra kararının yine genel kurul marifeti ile geri alınması halinin başlı başına iptal davasına konu edilmesi durumunda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince, davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı kabul edilmekte, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri ya da denetçiler hakkında ayrı bir sorumluluk davasının makul bir süre de açılıp açılmadığının beklenmesi gerekmektedir. Zira yönetim kurulu üyelerinin görevleri ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin inceleme ve değerlendirmeler sorumluluk davasında somuta indirgenmek suretiyle ele alınarak sonuca bağlanmakta ve sorumluluk davası açılmaksızın sırf ibra etmeme yönündeki kararlar, ilgililer hakkında herhangi bir hukuksal sonuç meydana getirmemektedir. Davacı yönetim kurulu üyeleri hakkında, iptali istenen genel kurul kararına dayalı olarak açılmış bir sorumluluk davasının bulunduğu anlaşılmakla, eldeki iptal davasına konu olan iş ve işlemler ile birtakım şekli şartların sorumluluk davasında ele alınıp değerlendirileceği hususu izahtan varestedir. Bu durumda mahkemece, sayılı dosyası ile derdest olan sorumluluk davası nedeniyle, eldeki davada davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı dikkate alınmaksızın, işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir."( Yargıtay 11 HD 2013/1578 E- 2013/4933 K -benzer nitelikte Yargıtay 11 HD 2015/10277 E 2016/5229 K ) Somut olayda hiçbir somut açıklama gösterilmeden 24.12.2018 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında asıl dosya ve birleşen dosya davacıları Yönetim Kurulu üyelerinin 2017 yılı faaliyet yılı nedeniyle alınan 5 numaralı karar ile 'ibra edilmeme ' kararının iptali ile ,yönetim kurulu üyelerinin 'ibra edilmesi ' talep edilmiş ise de yapılan inceleme de davacılar hakkında ayrı bir sorumluluk davası açıldığı tespit edilmiştir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin faaliyet yılı sonu itibariyle hesap verme yükümlülüğü bulunmakta ,bununla birlikte ibrayı talep hakları da bulunmaktadır. Genel kurulun ibra konusunda geniş bir takdir hakkı bulunmaktadır. Ancak bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabın veren yönetim kurulunu ibra etmelidir. Ortada somut bir neden yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurullarına aykırıdır. Ancak davacılar hakkında açılmış ayrı bir sorumluluk davası olması nedeniyle davacılar hakkındaki iddialar ile birlikte 'ibra edilmeme' kararı da incelenecek olduğundan ayrı açılan ibra edilmeme davası açma ve yürütmede davacının hukuki yararı kalmadığı tespit edildiğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Asıl ve birleşen davaların HMK'nun 114/1-h bendi ve 115/2 maddeleri uyarınca açılan davada "hukuki yarar" dava şartı yokluğu nedeniyle DAVALARIN USULDEN REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı ... vekili ile davacı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:DAVACI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Yerel mahkeme dosyasında; müvekkilin yönetim kurulu üyesi olarak 2017 faaliyetlerinden dolayı ibra edilmemesine ilişkin olarak davalı ... Ticaret Anonim Şirketi nezdindeki 24.12.2018 tarihli hukuka ve iyi niyet kurallarına aykırı Genel Kurul kararının 5. maddesinin iptalinin talep ve dava edildiğini, Yerel mahkemenin 15.09.2021 tarihli gerekçeli kararında; "Somut olayda hiçbir somut açıklama gösterilmeden 24.12.2018 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında asıl dosya ve birleşen dosya davacıları Yönetim Kurulu üyelerinin 2017 yılı faaliyet yılı nedeniyle alınan 5 numaralı karar ile 'ibra edilmeme ' kararının iptali ile ,yönetim kurulu üyelerinin 'ibra edilmesi ' talep edilmiş ise de yapılan inceleme de davacılar hakkında ayrı bir sorumluluk davası açıldığı tespit edilmiştir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin faaliyet yılısonu itibariyle hesap verme yükümlülüğü bulunmakta, bununla birlikte ibrayı talep hakları da bulunmaktadır. Genel kurulun ibra konusunda geniş bir takdir hakkı bulunmaktadır. Ancak bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabın veren yönetim kurulunu ibra etmelidir. Ortada somut bir neden yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurullarına aykırıdır. Ancak davacılar hakkında açılmış ayrı bir sorumluluk davası olması nedeniyle davacılar hakkındaki iddialar ile birlikte 'ibra edilmeme' kararı da incelenecek olduğundan ayrı açılan ibra edilmeme davası açma ve yürütmede davacının hukuki yararı kalmadığı tespit edildiğinden" davanın usulden reddine karar verildiğini, yerel mahkemenin bu kararı bir kısım yerinde tespitler içerse de hukuki yarar yokluğundan usulden redde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, Sorumluluk davasının derdest olduğundan bahisle huzurdaki davada hukuki yarar yokluğundan bahsedilemeyeceğini, Yargıtay içtihatları doğrultusunda sorumluluk davasının makul süre içerisinde açılmadığını, Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalı şirket nezdindeki 24.12.2018 tarihli Genel Kurul kararının 5. maddesinde "Yönetim kurulu başkan vekili ... ibra konusunda oylamaya sunuldu; yapılan oylama sonucu "Temsil ettiğimiz şirketlerin Tüzel Kişiliğini, ... A.Ş'yi zararlandırıcı bir çok iş ve işlemleri gerçekleştirmiş, yönetimin görevi olmadığı halde bir çok borçlanma ve faaliyete girişmiş, Şirketin ve ortaklarının ağır derece hak ve menfaatleri ihlal edilmesi sebebiyle hayır oyu kullanıyoruz" diye beyanda bulunuldu oy birliği ile ibra edilmemesine" şeklinde hukuka ve iyi niyet kurallarına aykırı şekilde karar verildiğini, Bu kararın üzerine 22.03.2019 tarihinde huzurdaki Genel Kurul Kararının İptali davasının TTK m.445 uyarınca yasal süresi olan 3 aylık sürede açıldığını, yerel mahkeme gerekçesinde hukuki yarardan yoksunluğa gerekçe gösterilen İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1033 E. sayılı sorumluluk davasının ise 29.07.2019 tarihinde ikame edildiğini, bu bağlamda sorumluluk davasının huzurdaki davadan yaklaşık 4 ay sonra, Genel Kurul kararından ise 7 ay sonra ikame edildiğinin anlaşılması gerektiğini, huzurdaki dava ikame edilirken ortada derdest bir sorumluluk davası bulunmadığını, bu bağlamda sorumluluk davası açılması için gereken makul sürenin 3 ay olarak belirlenmesi gerektiğini, her ne kadar tazminat davası zaman aşımı hükümleri farklı olsa da hukuki yararı etkileyebilmesi için huzurdaki davayla ilişkili olarak ancak 3 aylık sürenin makul olabileceğini, Yerel mahkeme gerekçeli kararında her ne kadar müvekkil hakkında açılmış sorumluluk davası sebebiyle hukuki yarar yokluğu olduğu ileri sürülse ve "Yargıtay 11 HD 2013/1578 E-2013/4933 K -benzer nitelikte Yargıtay 11 HD 2015/10277 E 2016/5229 K. Sayılı" ilamları gerekçe gösterilse de; sorumluluk davasının makul süre içerisinde açılmadığını, ilgili Yargıtay kararlarında hukuki yararın yokluğunun tartışılabilmesi için sorumluluk davasının makul sürede açılıp açılmadığının belirlenmesi gerektiğini, sorumluluk davasının makul sürede açılmaması halinde Genel Kurul kararının iptalinin talep edilmesinde hukuki yarar yokluğundan söz edilemeyeceğini, Yargıtay'ın bu uygulamasının iptal davası açmak üzere 3 aylık hak düşürücü süre tanınan yönetim kurulu üyesine karşı bu süre içerisinde sorumluluk davası açmayan şirkete karşı dava açma hakkının elinden alınmasına sebebiyet vermemesi gerektiğini, Yargıtay' ın da bu amaçla kararlarında sürekli olarak makul süre atfında bulunarak, bu hususun incelenmesi gerektiğini ifade ettiğini, yerel mahkeme kararında künyesine yer verilen bu kararların metinleri incelendiğinde sorumluluk davasının makul sürede açılıp açılmadığı hususu üzerinde durulduğunu, Yargıtay 11 HD 2013/1578 E-2013/4933 K: "Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri veya denetçilerin ibra edilmemeleri ya da daha önce alınan bir ibra kararının yine genel kurul marifeti ile geri alınması halinin başlı başına iptal davasına konu edilmesi durumunda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince, davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı kabul edilmekte, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri ya da denetçiler hakkında ayrı bir sorumluluk davasının makul bir süre de açılıp açılmadığının beklenmesi gerekmektedir." Yargıtay 11 HD 2015/10277 E 2016/5229 K: "Ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması halinde ise bu davada alınan ibra edilmeme kararının TTK ve ana sözleşme hükümleri gereğince kanun, ana sözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." Her iki Yargıtay kararında da görüldüğü üzere; şirket tarafından sorumluluk davasının Genel Kurul kararından sonra makul süre içerisinde açılmadığının belirlenmesi halinde davanın esasına girilerek genel kurul kararının hukuka ve iyi niyet kurallarına uygun olup olmadığının incelenmesi gerektiğinin hüküm altına alındığını, Somut olayda davalı tarafından sorumluluk davasının Genel Kurul kararından 7 ay sonra açıldığını, basiretli bir tacirin Genel Kurulda aldığı dava açma kararını 7 ay sonra uygulamasının hukuken kabul edilemeyeceğini ve bu sürenin makul olmadığını, TTK m.445 uyarınca yönetim kurulu üyesi müvekkile iptal davası açmak için 3 aylık hak düşürücü süre tanındığını, bu sürenin sorumluluk davası için makul süre olarak belirlenmesi gerektiğini, menfaatler dengesi uyarınca; Yönetim Kurulu üyesine dava açmak için kanunda süre düzenlenmişken ve süresi içerisinde iptal davası açılmışken bu süreden çok sonra açılan sorumluluk davasının hukuki yarar yokluğuna sebep olmasının düşünülemeyeceğini, aksi halde yapılacak bir yorum ile Yönetim Kurulu üyesinin iptal davası açma süresi geçirildikten sonra bir belirsizlik içerisinde karşı tarafın da sorumluluk davası açmasının beklenemeyeceğini, Sorumluluk davası; kendilerinin dava açma süresi bitiminden 4 ay sonra açıldığından makul sürede açıldığından söz edilemeyeceğini, Yargıtay ilamları doğrultusunda kendilerinin Genel Kurul kararı iptalini dava konusu etmekte hukuki yararı bulunduğunu, Sorumluluk davasında huzurdaki davanın bekletici mesele yapılmış olup ibra etmeme kararının iptalinin sorumluluk davasının sonucunu doğrudan etkileyeceğini, Yerel mahkeme tarafından her ne kadar sorumluluk davası açılması sebebiyle huzurdaki davada hukuki yarar yokluğu olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de bu gerekçenin somut olayın gerçeklerine aykırı olduğunu, Genel Kurul kararının iptali davasında verilecek hüküm ile; müvekkilin ibra edilmemesinin doğurduğu hukuki sonucun ortadan kalkacağını, Genel Kurul kararının açıkça hukuka ve iyi niyet kurallarına aykırı olması sebebiyle ibra edilmeme kararının iptali gerektiğini, Sorumluluk davasının görüldüğü İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1033 E. sayılı dosyasında huzurdaki davanın bekletici mesele yapıldığını, bu bağlamda Genel Kurul Kararının iptaline ilişkin verilecek kararın sorumluluk davasını doğrudan etkileyeceğini, salt olarak bu hususun dahi huzurdaki davada hukuki yarar olduğunu ortaya koymakta olduğunu, Huzurdaki davada ve sorumluluk davasında değerlendirilecek konuların birbirinden ayrışmakta olduğunu, sorumluluk davasının nevi gereği bir tazminat davası olup müvekkil hakkında tazminat şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmekte olduğunu, ancak Genel Kurul kararında davalı şirketin ibra etmeme kararının hukuka uygunluğunun değerlendirilmekte olduğunu, ibra kararının iptal edilmesi ile birlikte ise sorumluluk davasına dayanak olan ibra etmeme kararının ortadan kalkacağını, dolayısıyla huzurdaki davada hukuki yarar mevcut olduğunu, Bununla birlikte yerel mahkeme gerekçesinde usulden red kararı verilmiş olsa da Genel Kurul kararının iyi niyet kurallarına aykırı olduğunun maddi olarak tespit edildiğini, yerel mahkemece "Bilirkişiler tarafından davalı şirketin 2013-2018 yıllarına ilişkin ticari defter kayıtları incelenmiş, açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olduğu görülmüştür. Yine 2013/2018 tarih aralığındaki gelir tabloları incelenmiş, yönetim kurulu üyelerinin 2016 yılında ibra edildikleri, ibra edilmeyen 2017 yılı ile 2016 yılı kıyaslandığında, 2017 yılında satışların önemli bir oranda arttığı, satış maliyetlerinin yaklaşık aynı oranlarda olduğu, 2017 yılındaki net karın 15.661.428,01 TL olduğu, 2016 yılında ise net karın 398.589,51 TL olduğu tespit edilmiştir. " gerekçesine yer verilerek şirket karının müvekkilin ibra edilmediği dönemde önceki yıllara göre 4 katına çıktığının tespit edildiğini, müvekkilin üstün başarısı olan bu hususa rağmen müvekkilin bu dönemde ibra edilmemesinin tamamen iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, bununla birlikte müvekkil ile birlikte aynı yönetim kurulu defterinde imzası olan üyeler ibra edilirken müvekkilin ibra edilmemesinin de iyi niyet kuralına aykırı olduğunu, yerel mahkemece bu hususta "...Ancak bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabın veren yönetim kurulunu ibra etmelidir. Ortada somut bir neden yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurullarına aykırıdır." gerekçesine yer verildiğini, somut olayda müvekkilin sorunsuz bir bilançoyla hesap vermişken ibra edilmemesinin açıkça dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, mahkemenin bu gerekçelerinin müvekkilin hukuki yararının bulunduğunu ve davanın esasına girilerek kabulüne karar verilmesi gerektiğini göstermekte olduğunu, Yerel mahkemenin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden ret kararının hukuka aykırı olup müvekkilin huzurdaki davada hukuki yararı olduğunu, mahkemece yapılması gerekenin öncelikle müvekkilin hukuki yararının olduğunun tespiti, akabinde işin esası uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen gözetilecek sebeplerle; - İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 15.09.2021 tarih ve 2019/92 E.- 2021/783 K. sayılı ilamının kaldırılmasına, - Davanın kabulüne, - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

DAVACI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilen davada davalı şirketin 24.12.2018 tarihli Genel Kurulun'da alınan müvekkilin ibra edilmemesine ve müvekkil aleyhine sorumluluk davası açılmasına ilişkin verilen (5) numaralı kararın iptaline ve müvekkilin Yönetim Kurulu'nun 2017 yılı faaliyetlerinden dolayı ibrasına karar verilmesinin talep edildiğini,, huzurdaki dava ile ... tarafından davalı aleyhine açılan İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/125 E. sayılı dosyasındaki davanın da birleştirildiğini ve açtıkları davanın asıl dava olarak incelendiğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada Mahkemece bilirkişi kök ve ek raporu alındığını, nihayetinde bilirkişi raporu doğrultusunda asıl ve birleşen dava bakımından davacılar hakkında İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1033 E. sayılı dosyası ile bir sorumluluk davası açıldığı, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası olduğundan, davacılar hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacıların bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş olduğunu, Mahkemenin bu değerlendirmesinde bilirkişi raporuna karşı itirazlarını göz önünde bulundurmayıp usul ve yasaya aykırı karar verdiğini, işbu kararın istinaf kanun yoluyla incelenerek kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmenin zorunlu hâle geldiğini, Müvekkilin huzurdaki davayı açmakta hukuki yararı bulunmakta olduğunu, ilk derece mahkemesinin kararının bu yönden hatalı olduğunu, Dosyada alınan bilirkişi raporlarına itirazları kapsamında da dile getirildiği üzere, müvekkilin huzurdaki davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu hususunun müstakar Yargıtay içtihatları ve doktrinde ortaya konmuş olduğunu, karar ihdasında dikkate alınan bilirkişi raporlarında atıfta bulunulan Yargıtay kararlarında dahi “makul bir süre dahilinde sorumluluk davasının açılmadığı durumlarda ilgili yönetim kurulu üyesinin bu kararın iptalinde hukuki yararı bulunduğu” nun belirtilmekte olduğunu, Huzurdaki davaya konu Genel Kurul Kararının tarihinin 24.12.2018, ikame ettikleri davanın tarihinin ise 22.03.2019 olduğunu, diğer yandan 24.12.2018 tarihli Genel Kurulda Alınan karar üzerine, müvekkilin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu zamanlara ilişkin sebep olduğu iddia olunan zararların giderilmesi amaçlı ikame edilen ve ilk derece mahkemesince karar ihdasına gerekçe gösterilen sorumluluk davasının açılış tarihinin ise 29.07.2019 olduğunu, Müvekkilin ibra edilmemesine ilişkin genel kurul kararının iptali için huzurdaki davayı açtıkları sırada açılmış herhangi bir sorumluluk davası bulunmadığını ve genel kurul kararının üzerinden makul sayılan bir süre geçmiş olduğunu, hâl böyle iken huzurdaki davanın ikame edilmesinde davacı müvekkilin hukuki menfaatinin bulunduğu hususunun tartışmasız olduğunu, Konuya ilişkin dosyaya sunulan doktrin görüşlerinde de “İptal davasının davacı tarafı (yönetim kurulu üyesi) hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmaması ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmaması halinde, bu defa, kanun, ana sözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılık yönlerinden bir değerlendirme yapılmak suretiyle ibranın reddi kararının iptali istemi hususunda bir karar verilmesi gerekir.” yönünde olduğunu, bu hususun yine dosyaya ibraz edilen Yargıtay kararlarıyla da sabit olduğunu, bu noktada dosyada yer alan açıklamalarına ve sundukları kararlara atıfta bulunduklarını, Müvekkil aleyhine açılan sorumluluk davasının Genel Kurul Kararı tarihinden 8, huzurdaki iptal davasının ikame edildiği tarihten ise 4 ay sonra ikame edilmiş olduğunu, bu durumda sorumluluk davası açılmış olması sebebiyle huzurdaki davada hukuki menfaat bulunmadığı sonucuna varılmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil etmekte olduğunu, somut uyuşmazlıkta makul sürenin geçtiğini, öyle ki Türk Ticaret Kanunu' nun 445. maddesi hükmü uyarınca genel kurul kararının iptali davasının görülebilmesi için davanın karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılmış olması gerektiğini, işbu davayı ikame edebilmeleri için kanunda öngörülen hak düşürücü süre dahilinde davalı şirket tarafından sorumluluk davası açılmadığından, huzurdaki davanın ikame edildiğini, müvekkilin menfaati bakımından makul sürenin daha fazla olmasının beklenmesinin mümkün olmadığını, Müvekkil bakımından somut bir gerekçeye dayanmaksızın verilen bir ibra edilmeme kararı karşısında müvekkilin huzurdaki davayı açıp hakkını aramasında hukuki yararı bulunmadığının düşünülmesinin Anayasal hak olan hak arama özgürlüğüne ve Türk Medeni Kanunu' nun ("TMK") 23. maddesinde düzenlenen kişilik haklarının korunması ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, diğer bir deyişle bahse konu ibra edilmeme kararı sonucunda müvekkilin ağır zan altında kaldığını ve anılı kararın sosyal ve hukuksal olumsuz sonuçlarına bir an evvel son vermek adına hak düşürücü süre geçmeden işbu davayı ikame etmesinden daha doğal bir tutum bulunmamakta olduğunu, dolayısıyla verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, Müvekkilin herhangi bir gerekçe bildirilmeden ibra edilmemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, ancak ilk derece mahkemesinin bu durumu göz ardı ederek kendisinin de hukuka aykırı bir karar verdiğini, Müvekkilin ibra edilmediği yıl olan 2017' nin, davalı şirketin kârlılık açısından en verimli olduğu yıl olduğunu, bu hususun ilk derece mahkemesinin karar ihdasında dikkate aldığı kök ve ek bilirkişi raporlarında da açıkça dile getirildiğini, müvekkilin ibra edilmemesine ilişkin söz konusu genel kurul kararının kanuna, esas sözleşmeye ve TMK m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Davalı şirketin ibra edilmeyen yıla ilişkin hesap yılı sonunda bir önceki yıldan kat kat fazla kâr etmiş olduğunun davalı şirket tarafından sunulan defter kayıtları ile de sübut bulduğunu, genel kurul toplantısında da 2017 yılına ait raporlara ilişkin hiçbir olumsuzluk belirtilmemiş olup buna rağmen Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan müvekkil haricinde diğer tüm Yönetim Kurulu üyelerinin ibra edilmesine karar verildiğini, salt bu hususun dahi ibra etmeme kararının şahsi husumet üzerine verildiği ve hiçbir somut gerekçesi olmadığını gözler önüne sermekte olduğunu, davalı şirket genel kurulunda alınan ve hiçbir somut gerekçeye dayandırıl(a)mayan ibra etmeme kararının dürüstlük ve iyi niyet kuralına aykırılık teşkil ettiğini, Gerek davalı şirket tarafından verilen ibra etmeme kararının hiçbir somut gerekçe içermemesi, gerek müvekkilin ibra edilmediği yıl olan 2017 yılında şirketin bir önceki hesap yılından kat kat fazla olarak 15.661.428,01 TL kâr etmesi, gerekse diğer Yönetim Kurulu üyelerinin ibrasına karar verilirken müvekkil hakkında ibra edilmeme kararı verilmesinin söz konusu Genel Kurul kararının keyfi olarak alındığı ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu şüpheye mahal vermeyecek şekilde gözler önüne sermekte olduğunu, ancak tüm bunlara rağmen ibra edilmeme yönündeki kararın hukuka uygun olduğu yönündeki mahkeme kararını anlamanın mümkün olmadığını, Davalı şirketin mesnetsiz iddialarına dair yargılama sürecinde dile getirdikleri tüm savunmalarına atıfta bulunmakla birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından kabul görmeyen bekletici mesele yapılması taleplerine konu İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/511 Esas sayılı sorumluluk davası dosyasında alınan 13/10/2020 tarihli bilirkişi raporunda davalı şirketin iddialarının hiçbir şekilde somutlaştırılmadığı yönünde görüş bildirilmiş olup, davalının müvekkili somut gerekçeler olmadan ibra a etmediği hususunun subut bulduğunu, söz konusu bilirkişi raporunun, 10.02.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna karşı itirazlarını içerir dilekçeleri ekinde dosyaya ibraz edildiğini, ancak ilk derece mahkemesi tarafından hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmadığını, Hâl böyle iken ve tüm bu açıklamaları ışığında işbu dilekçeleri ile ilk derece mahkemesince hiçbir savunmaları dikkate alınmaksızın verilen usul ve yasaya aykırı kararın istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; - Fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak ve hiçbir surette ikrar teşkil etmemek kaydıyla; - İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/92 E- 2021/783 K sayılı ve 15.09.2021 tarihli usul ve yasaya aykırı kararının murafaalı şekilde istinaf kanun yoluyla incelenerek müvekkil lehine kaldırılmasına ve haklı davanın kabulüne, - Tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava ve birleşen dava; davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olan davacıların davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında ibra edilmemelerine ve haklarında yasal yollara başvurulmasına ve dava açılmasına ilişkin 5 nolu kararın iptaline ve davacıların 2017 yılı faaliyetlerinden dolayı ibra edilmelerine karar verilmesi taleplerine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların HMK'nun 114/1-h bendi ve 115/2 maddeleri uyarınca açılan davada "hukuki yarar" dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, asıl davada ve birleşen davada verilen karara karşı asıl davada davacı vekili ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Asıl davada davacı vekili, davacının davalı şirketin 2013 yılından itibaren yönetim kurulu üyesi ve başkanı olduğunu, yönetim, gözetim, özen ve sadakat yükümlülüklerini layığı ile yerine getirdiğini, davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında davacının iyi niyet kurallarına aykırı, haksız ve mesnetsiz olarak, hiç bir somut gerekçe gösterilmeksizin keyfi olarak ibra edilmemesine karar verildiği, davacılar dışındaki tüm yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine oy birliği ile karar verilmesine rağmen davacının ibra edilmemesine karar verildiği, genel kurulda okunan 2017 yılına ait raporlara ve bilançoya ilişkin yapılan müzakerelerde kimsenin herhangi bir olumsuzluk belirtmediğini, şirketin her zaman hesap yılı sonunda kar elde etmesine rağmen 2017 yılında şirketin hasılat ile yani ciro ile ve kar ederek kapattığını ve sermaye arttırımına gittiğini, buna rağmen davacının ibra edilmemesine ilişkin kararın kanuna, esas sözleşmeye, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, bu sebeplerle dava konusu davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında davacının ibra edilmemesine ve hakkında yasal yollara başvurulmasına ve dava açılmasına ilişkin 5 nolu kararın iptaline ve davacının 2017 yılı faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı vekili, davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında davacı ve asıl dosyada davacı dışındaki üyelerin ibra edilmesine rağmen davacının ibra edilmemesinin kanuna, sözleşme ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, ibra edilmemeye ilişkin herhangi somut bir gerekçe bulunmadığı, asıl davada davacının oy çokluğu ile ibra edilmemesine rağmen, davacının oy birliği ile ibra edilmemesinin dürüstlük kuralına aykırı olup, objektiflikten uzak olduğunu, davacının ibra edilmemesinin keyfi ve somut dayanaktan yoksun olduğunu, bu sebeplerle dava konusu davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında davacının ibra edilmemesine ve hakkında yasal yollara başvurulmasına ve dava açılmasına ilişkin 5 nolu kararın iptaline ve davacının 2017 yılı faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada ve birleşen davada davalı vekili, davalı şirkette yapılan işler yönetim kurulu kararı ile yapılsa da şirketin fiilen davacılar tarafından sevk ve idare edildiğini, personel atanmasından mal alımına kadar tüm işlerin davacılar tarafından yürütüldüğünü, şirket fiilen davacılar tarafından idare edildiğinden davacıların cevap dilekçelerinde belirtilen eylemleri sebebiyle şirketin zarara uğratıldığını, bu sebeple davacıların ibra edilmemesine karar verildiğini, ibra edilmeme kararının davacıların şirketin zarara uğratıldığına yönelik iş ve işlemler yapıldığı, görevi olmadığı halde borçlanma faaliyetine girdiği somut gerekçeleri ile alındığını ve eylemlerin teker teker sayılmasının mümkün olmadığı, ibra edilmeme kararının usul ve yasaya ve dürüstlük kurallarına uygun olduğunu, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Somut uyuşmazlıkta; davalı şirketin 24/12/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararlar incelendiğinde; olan genel kurul toplantısının 3. maddesinde; yönetim kurulu başkanı tarafından 2017 yılına ilişkin faaliyet raporunun, 2017 yılı hesapları ile ilgili bilanço/gelir gider hesap raporunun, denetçi raporlarının okunduğu, müzakereye açıldığı ve müzakere edildiğinin belirtildiği, 4. maddesinde; imtiyazlı pay sahibi ... Sanayi A.Ş.'nin temsilcisi olarak yönetim kurulu üyeleri davacıların istifa etmesi sebebiyle yerlerine aday gösterilen şahısların oy birliği ile seçildiği, 5. maddesinde; yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerinin ayrı ayrı oya sunulduğu, davacı ...'nun "temsil ettiğimiz şirketlerin tüzel kişiliğini, ... A.Ş.'yi zararlandırıcı bir çok iş ve işlemleri gerçekleştirmiş yönetim görevi olmadığı halde bir çok borçlanma ve faaliyete girişmiş şirketin ve ortakların ağır derecede hak ve menfaatleri ihlal edilmesi sebebiyle" gerekçesi ile oy çokluğu ile ibra edilmemesine, davacı ...'nun da aynı gerekçe ile oy birliği ile ibra edilmemesine, diğer yönetim kurulu üyesi şirketlerin oy birliği ile ibra edilmesine, 6. maddesinde yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, diğer 7, 8, 9 ve 10. maddelerinde yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmemesine, denetim şirketi ile sözleşme imzalanması için yönetim kuruluna yetki verilmesine, yönetim kurulu üyelerine TTK 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine, 2015-2016-2017 yıllarına ilişkin denetim yaptırılması için yönetim kuruluna yetki verilmesine karar verildiği görülmüştür. Davacı ... aleyhine davalı şirket tarafından İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/511 esas sayılı dosyasında, davacı ... aleyhine davalı şirket tarafından İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1033 esas sayılı dosyasında dava konusu ibra edilmeyen yıla ilişkin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin sorumluluk davası açıldığı ve uyap ortamından yetki alınmak suretiyle yapılan incelemelerinde sorumluluk davaların halen derdest olduğu görülmüştür. Mahkemece gerekçeli kararında da isabetli bir şekilde belirtildiği üzere, Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri ya da daha önce alınan bir ibra kararının yine genel kurul marifeti ile geri alınması halinin başlı başına iptal davasına konu edilmesi durumunda, yerleşik yargı kararlarına göre davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı kabul edilmekte; hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri hakkında ayrı bir sorumluluk davasının makul bir süre de açılıp açılmadığının beklenmesi gerektiği belirtilmektedir. Zira yönetim kurulu üyelerinin görevleri ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin inceleme ve değerlendirmeler sorumluluk davasında somuta indirgenmek suretiyle ele alınarak sonuca bağlanmakta ve sorumluluk davası açılmaksızın sırf ibra etmeme yönündeki kararlar, ilgililer hakkında herhangi bir hukuksal sonuç meydana getirmemektedir. Mahkemece, öncelikle davacı hakkında genel kurulda alınan ibra edilmeme kararına dayanılarak alınmış bir sorumluluk davası açılması kararı ile açılmış bir sorumluluk davası bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davasının mevcut olduğunun belirlenmesi halinde, davacı hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü ile davanın reddi gerekir. Ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması halinde ise bu davada alınan ibra edilmeme kararının TTK ve ana sözleşme hükümleri gereğince kanun, ana sözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/03/2013 tarih, 2013/1578 esas 2013/4933 karar Sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2016 tarih, 2015/10277 esas ve 2016/5229 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/06/2019 tarih, 2018/3251 esas ve 2019/4825 karar sayılı ilamı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2017 tarih, 2017/800 esas ve 2017/3655 karar sayılı ilamı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 26/01/2021 tarih, 2018/2562 esas ve 2021/237 karar sayılı ilamı) Yukarıda belirtilen içtihatlar ışığında somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; davacılar tarafından iptali istenen olağan genel kurul toplantısında alınan ibra edilmeme kararının davacıların kişisel sorumluluğuna neden olabilecek bir karar olduğu, davacıların verdiği iddia edilen zararlar yönünden aleyhlerine sorumluluk davası açıldığı ve davacıların ibra edilme koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarının söz konusu sorumluluk davalarında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği, derdest bir sorumluluk davasının olduğu durumlarda, ayrıca açılan ibra edilmeme kararına ilişkin olarak genel kurul kararının iptali istemi davasında, davacıların hukuki yararının bulunmadığı, sorumluluk davasının makul süre içerisinde açılıp açılmadığına ilişkin değerlendirmenin ve dava açılmayan hallerde makul bir süre beklenmesinin sorumluluk davasının açılmadığı durumda irdeleneceği, ancak somut uyuşmazlıkta davacılar aleyhine açılmış ve derdest olan sorumluluk davalarının bulunduğu, dava açılırken bulunması gereken dava şartı hukuki yararın yargılama sonuna kadar devam etmesi gerektiği, iş bu davada davacıların hukuki yararının kalmadığı dikkate alındığında Mahkemece davanın, hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi isabetli olup, asıl davada davacı vekilinin ve birleşen davada davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, asıl davada davacının ve birleşen davada davacının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl davada davacının ve birleşen davada davacının istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince asıl davada davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 269,85TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL harcın asıl dava davacısı ...'ndan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince birleşen davada davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 269,85TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL harcın birleşen davada davacı ...'ndan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 07/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülendavalarınusuldentaraflarınŞirketesastanKararınınİptali(Genelözetiistinafİstemli)davacıreddinesebeplerinindereceistanbuldeğerlendirilmesisavunmasınınmahkemesininKurulvekilikararınınTicaridilekçesindeilerisebepleridavacı"tmk"dosyaiddianumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim