İstanbul BAM 13. HD 2021/1881 E. 2024/431 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1881
2024/431
7 Mart 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1881
KARAR NO : 2024/431
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/06/2021
DOSYA NUMARASI : 2020/723 Esas - 2021/329 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 07/03/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacı ile davalı arasında 10/08/2010 tarihli sözleşme ve 18/04/2011 tarihli ek protokol yapıldığını, sözleşme gereği müvekkilinin edimlerini tam olarak yerine getirdiğini, fakat davalının sözleşmeden kaynaklanan 16/01/2014 tarihi itibariyle 159.881,72-TL bakiye borcunu ödemediğini, davalı ... cari hesap ekstresi istendiğinde, gönderilen ekstrede 13/12/2013 tarihi itibariyle 53.603,23-TL borçlu olduklarının kaydının bulunduğunu, yapılan bu mutabakat çalışmasında toplam bedeli 108.112,19-TL olan, 13 adet faturanın davalı kayıtlarında yer almadığının tespit edildiği, davacının mütemerrit tavrı nedeniyle müvekkili tarafından müteaddit defalar ihtarname keşide edildiği, buna rağmen ödeme yapmayınca İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... Esas sayılı takibi ile 149.306,54-TL menkul rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi başlattıkları ve davalı borçlunun takibe haksız yere itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı arasında sözleşme ve ek protokolün akdedildiği, sözleşmenin 4.1 nolu maddesinde, sunulacak hizmetlerin, şişe ve palet bazındaki birim fiyatlarının tespit edildiğini, müvekkilinin sözleşme şartlarına göre bedelleri muntazaman ödediğini, davacı şirketin 2013 Eylül ayında kapasite artırımına yönelik, müvekkiline yeni teklif sunduğunu, bu teklife göre ürün miktarının, 60 paletten 400 palete çıkarılacağını, davacı şirketin, sevk edilen mal miktarının artması sebebiyle elleçme bedelini depolama bedeline dahil edeceğini, söz konusu teklife göre en az 400 palet mal üzerinden sunulan teklife göre; Depolama(400 palet) ve sevkiyat elleçme 11.520,00-TL/aylık, Depolanacak ürün 400 paletten fazla ise 0,62-TL palet/günlük, Tek etiketleme 0,06-TL/şişe, şeklinde düzenlendiğini, Müvekkilinin bu teklifi imzaladığını fakat davacı şirket yetkilisinin yurt dışında olduğu görüşme sırasında belirtilerek, yurt dışından dönünce sözleşmeyi imzalayacağının belirtildiği, fakat sözleşmenin geçerli olduğunun belirtildiği, davacı şirketin anlaşılan fiyat teklifi sonrasında düzenlediği faturalarda depolama ücretinin, fiyat teklifinde ilettikleri üzere 400 palet üzerinden düzenlediği, bu durumun dava dilekçesi ekinde sunulan faturalara ilişkin hesaplamanın nasıl yapıldığını gösteren evraklardan da anlaşıldığı, davacı tarafın mal kabul palet üzerinden fiyatlandırma yapması gerekirken, mal kabul elleçme üzerinden faturalandırma yapmasının hukuka aykırı olduğu, faturaların usule uygun tebliğ edilmediği, bu nedenle icra inkar tazminatı ve faiz talep edilemeyeceği, davacı tarafın hapis hakkını kullanamayacağı, müvekkilinin fazla hesap edilen sevkiyat faturalarından takas mahsup talebinin olduğu, ayrıca 17. İcra Hukuk Mahkemesinde 2013/916 esas sayılı dosyasından hapis hakkının kullanımına ilişkin şikayette bulundukları, işlemin iptal edildiği, davacı elinde müvekkiline ait 1777 adet .... ve ... 70cl ürün bulunduğu, ürünlerin bedelinin 275.435,00-TL olduğunu belirterek davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 04/06/2021 tarih ve 2020/723 Esas - 2021/329 Karar sayılı kararı ile; " Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen alacağın tahsili amacıyla rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebidir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün .. Esas sayılı dosyasının celp edilip incelenmesinde; alacaklısı ... Anonim Şirketi tarafından, borçlu ... Anonim Şirketi , aleyhine 149.306,54-TL asıl alacak, 1.968,60-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 151.275,14-TL'nin icra takip tarihi olan 18/12/2013 tarihinden itibaren asıl alacağa yıllık %13,75 oranında faiz işletilmek kaydı ile tahsili talebi ile 18/12/2013 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, yasal süresinde borçlu vekilinin borca ve fer'ilerine itiraz ettiği, itiraz sonucunda icra takibinin durduğu, iş bu itirazın iptali davasının mahkememize İİK 67. maddesi uyarınca 1 yıllık yasal süresi içerisinde açılmış olduğu anlaşılmıştır. Davacı ile Davalı arasında 10/08/2010 tarihli sözleşme ve 18/04/2011 tarihli ek protokol imzalanarak davacı tarafından davalının mallarının taşınması hususunda anlaşma yapıldığı sabittir. Davacı tarafından davalıya ne miktarda taşıma hizmeti verildiği ve davacının takip tarihi itibariyle davalıdan alacaklı olup olmadığı hususunda tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosyaya sunulan deliller üzerinde Bilirkişi heyetine inceleme yaptırılmıştır. Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık davalı tarafın dayandığı 2013 tarihli protokolün geçerli olup olmadığı noktasındadır, zira davacı taraf bu protokolün şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığını ileri sürerek geçersizliğini iddia etmekte, davalı tarafta bu protokolün geçerli olduğunu savunarak fazla hesaplama yapıldığını ileri sürmektedir. Tüm dosya kapsamı üzerinde yapılan inceleme sonucu, 01/08/2018 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde, dava dosyasında yer imzasız yeni sözleşmeden doğan anlaşmazlık sonucu tarafların 2013 sonrasında karşılıklı hesap mutabakatı yapmadıkları ve karşılıklı olarak faturaların bir kısmını kayıtlarına almadıklarını, karşılıklı olarak alınmayan faturaların davalı tarafından davacı adına toplam 51.945,23-TL'lik 2 adet fiyat farkı faturası, davalı tarafından davacı adına toplam 7.696,60-TL'lik 26 adet kırık-dökük ürün faturası, davacı tarafından davalı adına toplam 67.140,97-TL'lik 1 adet elleçme faturası şeklinde olduğu, imzasız olan yeni sözleşme üzerinde taraflar arasında mail yoluyla anlaşma sağlandığı, ancak sonradan ... firma yetkilisi tarafından imzalanmadığı, davalı vekilinin 10/10/2016 tarihinde mahkemeye sunduğu dilekçede davacının dava ile ilgili husumetten dolayı kırık-dökük faturalarını almadığı, husumet öncesinde tüm kırık-dökük ürün faturalarını işleme aldığının belirttiği, bu durumun bilirkişi heyetince yapılan defter incelemesi ve cari hesap ekstresinde görüldüğü, mahkemenin imzasız yeni sözleşmeyi ve davalı tarafın düzenlediği 7.696,60-TL'lik 26 adet kırık-dökük ürün faturasının ayrıntılarına taraflarınca ulaşılamadığından bu borcun geçerli olup olamayacağının tespit edilemediği ve yine mahkemenin bu faturaları geçerli sayması durumunda ise davalı tarafın itiraz ettiği 67.140,97-TL tutarlı faturanın yeni sözleşmeye göre düzenlenmesi halinde yeni sözleşmede belirtilen depolamada 400 paletin üzeri faturalandırılacak olup sevkiyat elleçme ayrıca fatura edilmeyektir, maddesi uyarınca mal kabul elleçleme satırının olmaması gerektiği, faturanın KDV dahil toplam 16.183,69-TL olması gerektiği, ayrıca davacı tarafa düzenlediği 51.945,23-TL'lik faturanın da geçerli olacağı ve sonuç itibariyle davalı tarafın davacı tarafın davacı tarafa 33.099,24-TL + 16.183,69-TL = 49.282,93-TL borcunun kalacağı, belirtilmiş olmakla, söz konusu 2013 tarihli yeni protokolün kapsamı her ne kadar dosyaya davalı tarafından sunulan delillerde tek sayfadan oluşan fiyat tarifelerinin yer aldığı görülmekte ise de, dosya kapsamındaki e-posta dökümlerinde davacı yetkilisi ...'nın 17/05/2013 tarihinde davalı şirketten gelen talebe binaen hazırlanarak gönderilen protokol metnin 2 sayfadan oluştuğu, 04/04/2013 tarihinde davacı yetkilisi ... nın protokolü davalı yetkilisi ... a ilettiği e-postada tarafların protokol hususunda anlaştığı içeriğine yer verildiği anlaşılmaktadır. Tarafların anlaştığı hususlara dair içeriklerden 4. Maddenin incelenmesinde söz konusu 2013 tarihli protokolün 04.2014 tarihli protokolde olduğu gibi asıl sözleşmeyi tadil amacıyla yapıldığı, ana sözleşmenin protokol haricindeki maddelerinin korunduğu anlaşılmıştır. Davalı dosyasında yer alan 2. Cevap dilekçesinin ekindeki e-posta yazışmalarına bakıldığında 2013 tarihli protokolün 04/04/2013 tarihinde davacı çalışanı ... tarafından davalı şirkete fiyat teklifi ektedir yazısı ile gönderildiği, sözleşmenin asli unsurlarının ek sözleşmede yer aldığı, bu beyanın karşı tarafa iletilen TBK anlamında bir öneri olduğu kabul edilmesi gerekir. Bu durumda davalı şirket yetkilisi ...'ın 07/05/2013 tarihinde protokolü imzalayarak davacıya göndermesi kabul niteliği taşımakta olup, sözleşmenin bu tarihte kurulduğunu kabul etmek gerekir. Dolayısıyla davacı şirketin sözleşmenin yetkili tarafından imzalanmadığını ileri sürmesi, sözleşmenin kurulmadığı anlamına gelemez. Zira TBK 42/son maddesi de sözleşme görüşmelerini sürdüren kişiyi yetkili saymaktadır. Öte yandan taşıma sözleşmeleri herhangi bir şekle bağlı olmayıp TBK 17. Maddesi gereği şekil serbestesi ilkesi geçerlidir. Bu ilkeler çerçevisinde, 2013 tarihli protokolün davalının kabul beyanı ile kurulduğu tartışmasız olmakla, yukarıda belirtilen rapor hükme esas tutularak ve bu protokole göre hesaplama yapılması neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ancak alacak likit olmamakla, anlaşmazlık yargılama gerektirdiğinden davacı lehine icra-inkar tazminatına hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacı vekili, talebini sadece icra takibi yönünden somutlaştırmakla, başkaca bir alacak talebi bulunmadığını beyan etmekle, harçlandırılmayan alacak yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 49.282,93-TL asıl alacak, 1.968,60-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 51.251,53-TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, 2-İcra inkar tazminat talebinin reddine, 3-Alacak yönünden herhangi bir talep bulunmadığından, karar verilmesine yer olmadığına, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Dava kapsamında alınmış olan 26.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda, müvekkil şirket tarafından davacı adına düzenlenmiş olan 51.945,23 TL tutarındaki iki adet fiyat farkı faturasının kabul edilmesi gerektiği bu durumda müvekkil şirketin 40.795,84 TL borcu kalacağı, Kırık-dökük ürün teslimi sebebiyle davalı adına düzenlenmiş olan toplam tutarı 7.696,60 TL olan 26 adet faturanın da mahsubu durumunda davalı tarafın davacı tarafa 33.099,24 TL borcu kaldığı yönünde değerlendirme yapıldığını, Ancak gerekçeli kararda dosya kapsamında alınan raporlara itibar edilmesine rağmen takibin 49.282,93 TL üzerinden devamına hükmolunduğunu, gerekçeli kararda bilirkişi raporundan ayrılma gerekçelerinin belirtilmemiş olup verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla; Açıklanan nedenlerle; İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.04.2021 gün ve 2020/723 Esas 2021/329 Karar sayılı ilamının kısmen kabul edilen kısmının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, yargılama masrafı ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahmilini talep etmiştir.
DAVACI VEKİLİ KATILMA YOLUYLA İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Yerel mahkeme tarafından davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabule karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup bu kararın kaldırılması gerektiğini, Taraflar arasındaki protokolün hukuken bağlayıcı bir sözleşme olmadığını, 04.04.2013 tarihinde davacı müvekkilin Transport Supervisor olarak görev yapmakta olan ...'nın davalıya iletmiş olduğu e-posta içeriğinin, davalı tarafın iddia ettiğinin aksine, hiçbir şekilde protokol önerisi olarak kabul edilemeyeceğini, kendisinin müvekkil firmayı bağlayıcı yönde bir protokol akdetme yetkisi bulunmadığını, 07.05.2013 tarihinde davalı tarafından protokol metnine ön onay verildiği yönünde davacı müvekkil çalışanı ...'ya iletilen e-postanın taraflarca bu metin üzerinde mutabık kalındığı anlamına gelmediğini, işbu protokolün müvekkil firmanın herhangi bir yetkilisi tarafından imzalanmadığını, imzalı olmayan protokolün tarafları bağlayıcı ve geçerli olduğunun kabulünün hukuken kesinlikle mümkün olmadığını, mahkemenin işbu protokolün geçerli olduğunu gözeterek vermiş olduğu kararın usul ve yasaya aykırı olup işbu kararın kaldırılması gerektiğini beyanla; Anılan sebeplerle; Mahkemenin davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 49.282,93-TL asıl alacak yönünden karar verip fazlaya ilişkin kısmın reddedilmesi sebebiyle, reddedilen kısım yönünden işbu kararın kaldırılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 10/08/2010 tarihli sözleşme ve 18/04/2011 tarihli ek protokol kapsamında dava ve icra takibi dayanağı faturalara konu hizmetlerin davacı tarafından yerine getirilmesine rağmen davalının fatura bedellerini ödemediği iddiası ile hapis hakkına dayalı olarak alacağın tahsili için başlatılan taşınır rehinin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine yapılan itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucunda 05/06/2018 tarih, 2014/1263 Esas ve 2018/614 karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 03/12/2020 tarih, 2019/354 esas ve 2020/1395 karar sayılı ilamı ile "....Dava dilekçesinin netice talep kısmında yer alan alacak ve itirazın iptali talepleri hukuki sonuçları itibarıyla ayrı davalardır. Davacı vekilinin gerek bu hususta ibraz ettiği dilekçesi, gerekse ön inceleme duruşmasındaki beyanından, her iki talep yönünden de isteminin devam ettiği, mahkemece itirazın iptali talebi hususunda karar verilmiş ise de, davacının devam eden alacak talebi yönünden bir karar verilmediği, davacı vekilinin tefrik talebinin de değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. HMK'nın 297/2 maddesine göre mahkemenin tarafların taleplerinin her biri hakkında karar vereceği düzenlenmiş olup, yine 297/1-c. fıkrasına göre gerekçe yazılması zorunlu bulunmaktadır. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen bir kararın, istinaf aşamasında denetlenmesi de mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, HMK' nın 31. maddesi uyarınca, hakimin davayı aydınlatma görevi çerçevesinde ve daha önce yapılan açıklamanın net olmadığı da göz önünde bulundurularak, davacı tarafa talebinin tekrar açıklattırılarak, davanın niteliğinin şüpheye yer kalmayacak şekilde tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi, şayet her iki talebin de devam ettiğinin beyan edilmesi halinde, alacak talebi yönünden davacı vekilinin tefrik talebinin değerlendirilmesi, itirazın iptali talebi yönünden de, dava şartlarının kamu düzeninden olduğu gözetilerek, davanın niteliğine göre dava şartlarının da gerekçede tartışılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir...."gerekçesi ile kaldırılmıştır. Mahkemece Dairemiz kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; davacı vekilinin davadaki talebinin İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyasındaki icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali talebi olduğu, alacak yönünden herhangi bir taleplerinin olmadığı ve alacak taleplerine ilişkin tefrik taleplerinden feragat ettiği beyanı karşısında Mahkemece davanın itirazın iptali davası olarak görülüp davanın kısmen kabulüne, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilerek yargılama sonuçlandırılmış ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında 10/08/2010 tarihli sözleşme ve 18/04/2011 tarihli ek protokol akdedildiğine ve dava ve icra takibi dayanağı faturalara konu hizmetin davacı tarafından davalıya verildiğine ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa gelen temel uyuşmazlık; taraflar arasında mail üzerinden akdedilen 2013 tarihli ek protokolün davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanmaması sebebiyle geçerli olup olmadığı, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı hususlarındadır. Davacı vekili, taraflar arasında mail üzerinden akdedilen 2013 tarihli ek protokolün davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığını, ek protokolün geçersiz olduğunu, bu sebeple taraflar arasında akdedilen önceki sözleşme ve ek protokole göre düzenlenen faturaların geçerli olduğunu iddia etmiş ve istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Ancak her ne kadar taraflar arasında mail üzerinden akdedilen 2013 tarihli ek protokol davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanmamış ise de; ek protokolün bizzat davacı çalışanı tarafından teklif edilmesi, çalışanın şirket yetkililerden habersiz olarak söz konusu ek protokol koşullarını teklif etmesinin mümkün olmaması, ek protokolün davalı tarafından kabul edilmesi üzerine protokolden sonra düzenlenen faturaların ek protokol dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda düzenlendiği dikkate alındığında davacı şirketin ek protokole onay verdiği ve ticari ilişkiyi önceki kabul edilen sözleşme ve protokol ve ihtilafa konu ek protokol şartlarında yürüttüğü, bu sebeple ek protokolün davacı şirketin yetkilisi tarafından imzalanmadığının ileri sürmesinin TMK'nın 2 maddesi uyarınca dürüst davranma ilkesine aykırı olup, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu anlaşıldığından davacının ihtilafa konu ek protokolün geçersiz olduğu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili Mahkemece dosya kapsamında bulunan 26/08/2016 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınmasına ve bu rapora göre davalının davacıya 33.099,24 TL borçlu olduğunun tespit edilmesine rağmen rapordan ayrılma gerekçesi belirtilmeden 49.282,93 TL bedel üzerinden asıl alacağa hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Ancak Mahkemece davalı vekilinin iddiasının aksine dosya kapsamındaki 26/12/2017 tarihli (Mahkemece uyapa 08/01/2018 tarihinde atılan, ancak Mahkemece sehven 01/08/2018 tarihi olarak belirtilen) bilirkişi ek raporu hükme esas alınmış, söz konusu raporda da belirtildiği üzere davalının borçlu olduğu tespit edilen 33.099,24 TL bedele, davalı tarafından mail üzerinden kurulan protokole göre hesaplanmaması sebebiyle kayda alınmayan faturanın yeni protokole göre hesaplanan ve olması gereken 16.183,69 TL bedel eklenmek suretiyle belirlenen 49.282,93 TL asıl alacak ve işlemiş faiz üzerinden hüküm kurulmuş ve gerekçesi belirtilmiştir. Bu sebeple davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının ve davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60TL istinaf karar harcından, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 3.500,99 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 875,25 TL ( 59,30 TL + 815,95 TL ) harcın mahsubu ile bakiye 2.625,74 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39